Kategori: Anatomi

  • Kolesterol nedir ve besinlerde bulunan kolestrerol miktarları

    KOLESTEROL NEDİR VE BESİNLERDE BULUNAN KOLESTREROL MİKTARLARI
    Kolesterol, insan vücudunda hücre zarının ve hücreler arası sıvının yapısında bulunan, safranın oluşumunda, D vitamininin sentezlenmesinde, erkek ve dişi cinsiyet hormonlarının yapımında rol oynayan yağ benzeri bir maddedir. Önemli bir kısmı karaciğerde sentezlenirken bir kısmı da gıdalarla birlikte alınır. Hayatın devamı için gerekli olan kolesterolün gıdalarla fazla miktarda alınması durumunda kalp ve damar sağlığının olumsuz olarak etkilendiği bilinen bir gerçektir.

    Kolesterol kanda lipoprotein adı verilen bileşikler tarafından taşınır. Lipoproteinler ise taşıdıkları kolesterol miktarına göre LDL-düşük yoğunluklu lipoprotein (kötü kolesterol) ve HDL-yüksek yoğunluklu lipoprotein (iyi kolesterol) olmak üzere iki gruba ayrılır. LDL, kalp damarlarının duvarında kolesterol birikimine, beyin zarında sertleşmeye neden olur. Bunların sonucunda ise arterioskleroz (damar sertleşmesi), kalp krizi ve alzheimer hastalığı riski artar.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN KOLESTEROL MİKTARLARI

    Beyin (100 gram) 2637 mg
    Böbrek (100 gram) 587 mg
    Karaciğer (100 gram) 410 mg
    Yumurta Sarısı ( 1 yumurtada) 213 mg
    Koyun Eti (100 gram) 85 mg
    Sığır Eti (100 gram) 75 mg
    Tavuk ve Hindi Eti (100 gram) 70 mg
    Süt (250 ml) 4 mg
    Peynir (100 gram) 30 mg
    Mayonez ( 1tatlı kaşığı) 10 mg

    Özellikle beslenme alışkanlıklarımızın değişmesiyle günümüzün en büyük problemlerinden biri haline gelen kolesterolden nasıl bir diyet hazırlayarak korunabiliriz?
    Baklagiller, tahıllar, meyve, sebze ve diğer lif içeren gıdalardan zengin bir diyet kolesterol oranını düşürmeye yardımcı olur. Lifli gıdalar kolesterolü düşürücü etkileri yanında laksatif etkileri nedeniyle sindirimi de kolaylaştırmakta ve kalın barsak kanserine karşı koruyucu bir rol üstlenmektedirler .Lifli gıda içeren bir diyetle yapılan çalışmada ortalama kolesterol seviyesi 250 mg/dl olan 169 bireyden oluşan deneme grubunun 1,5-4 ay süreyle bu diyetle beslenmesi sonucu total kolesterol seviyesinin %4-15, kötü kolesterol(LDL) oranının ise %6-20 azaldığı tespit edilmiştir.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN LİF MİKTARLARI

    Şeftali (100 gram) 5,5 mg
    Buğday (100 gram) 3.5 mg
    Domates (100 gram) 5.3 mg
    Çilek (100 gram) 9.0 mg
    Ispanak (100 gram) 2.8 mg
    Mısır Unu (100 gram) 11.8 mg
    Arpa (100 gram) 8.6 mg

    Tarih boyu hep sağlıklı yaşamla gündeme gelen sarımsağın kolesterolü düşürücü, arterioskleroz riskini azaltıcı,kan basıncını düşürücü ve enfeksiyonlara karşı koruyucu bir rol oynadığı yapılan birçok çalışma ile ortaya konmuştur. Tarihçiler, Eski Mısır’da piramitlerin yapımında çalışan işçilerin günlük sarmısak paylarını almaksızın çalışmayı reddettiklerini bildirmektedirler. Laboratuarda hayvanlar üzerine yapılan çalışmalarda sarımsağın kansere karşı koruyucu bir etkisi olduğu da saptanmıştır.

    Amerika’da yapılan araştırmalar sonucu Niasin’in (vitamin B3) kolesterolü düşürmede ilaçlar kadar önemli bir rol oynadığı tesbit edilmiştir. Günlük 2-3 gram niasin alınmasının kötü kolesterolü %20-30 düşürdüğü,iyi kolesterol oranını ise %20-35 arttırdığı sonucuna varılmıştır. Amerikan Ulusal Kolesterol Eğitim Programı yüksek kolesterolün tedavisinde niasin’in kullanılmasını öncelikli olarak tavsiye etmektedir. Ancak doz aşımı durumlarında alerjik reaksiyonlar, baş ağrısı, mide bulantısı, mide ekşimesi, kusma, ishal, karaciğer harabiyeti gibi yan etkilerinin bulunduğu ve bu nedenle niasinin hekim kontrolünde kullanılması gerektiği bildirilmektedir.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN VİTAMİN B3 (NİASİN) MİKTARLARI

    Domates (100 gram) 4.2 mg
    Soya Fasulyesi (100 gram) 3.4 mg
    Patates (100 gram) 2.0 mg
    Hindi Eti (100 gram) 23 mg
    Tavuk Eti (100 gram) 15 mg

    Soya, buğday ve pirinç gibi bitkisel gıdaların yapısında bulunan fitosteroller bağırsaklardan kolesterol emilimini engelleyerek kan kolesterolünü düşürücü etki gösterirler.

    Kolesterolden safra asitlerinin sentezlenmesinde rol oynadığı için kolesterol seviyesini düşüren bir başka unsur da vitamin C’dir. Sebze ve meyveler hem vitamin C, hem de liflerden zengin olup safra asitlerinin geri emilimini engelleyerek kolesterol seviyesini düşürür.

    BAZI GIDALARDA BULUNAN VİTAMİN C MİKTARLARI

    Domates (100 gram) 44 mg
    Brokoli (100 gram) 58 mg
    Çilek (100 gram) 53 mg
    Greyfurt Suyu (100 ml) 124 mg
    Portakal Suyu (100 ml) 147 mg
    Karnabahar (100 gram) 35 mg

    Pirinç, yulaf kepeği, arpa gibi bazı bitkilerde doğal olarak bulunan tokotrienoller (vitamin E benzeri bileşikler) kolestrolü düşürücü ve antioksidan etkileri nedeniyle kalp-damar sistemi rahatsızlığı bulunan hastaların diyetlerinde önemli bir yer tutmalıdır.

    Günlük olarak tüketilen gıdalardan kolesterol değeri yüksek olanların diyette daha az miktarda yer alması ve yukarda bahsi geçen gıda maddelerine de diyette yeterince yer verilmesi sağlığımızı korumamıza yardımcı olacaktır.
    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • Halk sağlığı

    HALK SAĞLIĞI

    Birey sağlığının, tüm toplumun sağlık ve temizliğine ne kadar bağlı olduğunu, ancak lokantada yediği bir yemekten zehirlenmiş (gıda zehirlenmesine uğramış), otobüste birinden Nezle veya Grip (İnfluenza ) kapmış , otel yatağından pire almış, ya da halka açık bir plajdan, yüzme havuzundan veya sauna’dan ayak parmaklarına musallat olan Tinea pedis’e (ayak mantarı enfeksiyonu) yakalanmış birisi çok iyi kavrar.
    İnsanlar, hasta oldukları zaman gerektiği gibi iş göremezler, bireyleri sağlıklı olmadıkça da bir toplum işlevlerini gerektiği gibi yerine getiremez. Bu yüzden her toplum varlığını koruma önlemi olarak, bireylerinin sağlığını geliştirecek adımlar atar.önlemler alır yeni, yeni yöntemler (metodlar) geliştirir. Topluluk büyüdükçe bir yandan bilgisizlik , savsaklama ve yetersizliğin doğurduğu sonuçların çok daha fazla sayıda insanı ve daha hızlı bir biçimde etkileyebileceği, öte yandan da hastalığın yayılma olanakları için, halk sağlığı sorunu giderek çok daha önemli bir duruma gelir.

    HALK SAĞLIĞININ KAPSAMI

    Toplumsal Tıbbın iki ana işlevi vardır.Bunlar ;
    1- Hastalığı önlemek
    2- Hastalığın önlenemediği durumlarda ise Tedavi etmek .
    Toplumsal Tıbbın 2 . seçeneği yani tedavi seçeneğinin içerisine hastane ve kliniklerin eğitimi, hastaların ve ailelerinin maddi bakımdan desteklenmesi ya da Sağlığın Sosyal Güvenlik Şemsiyesi altına alınması ( sigortalanması ) girer.
    Toplumsal Tıbbın bu yanı, hem gerekli olanak ve araçların maliyetinin yüksek olması (fazla para gerektirmesi ) hem de üretici ve emek kaybı dolayısıyla nispeten daha pahalıdır.
    Toplumsal Tıbbın koruyucu yanı daha az göze çarpar ve genellikle fark edilmez ise de hepimizi ve tüm toplumu etkiler.
    Ölü insanların uygun bir şekilde gömülmesinden (defin), inşaat standartlarını kentlerdeki ve kasabalardaki nüfus sıklığını, vapurlarda taşınabilecek ya da sinemalarda film seyredebilecek insan sayısını, fabrikalarda çalışan işçilerin koşullarını, uçak ve otomobil gürültüsünün, otomobil egzostundan çıkan gazların ve zehirleyici sanayi artıklarının izin verilebilecek düzeyini denetleyen, günümüzde hemen bütün ülkelerde tipik olan sayısız ykanun ve yönetmeliklere kadar uzanmaktadır.
    Bunları kısaca özetleyecek olursak ;
    1- Mikroplarla bulaşık besin maddelerinden hastalığa yakalanma tehlikesi çok yüksektir.Bu nedenle besinlerin bütün üretim , depolanma , işlenme ve hazırlanma aşamaları özenle kurallara bağlanmıştır.İthal edilen besin maddeleri de , bir yandan gerekli sağlık koşullarını sağlamak , bir yandan da ülkeye önceleri oraa bulunmayan yeni hayvan ya da bitki haşerelerinin veya hastalıklarının girmemesi için organoleptik (duyusal, göz ve tat yolu ile beş duyu ile ) kimyasal ,bakteriyolojik ve virolojik ( kısaca mikrobiyolojik diyelim ) yönden kontrol edilir ve denetlenirler.
    2- Lokanta ve otel yöneticilerinin temizlik , uygun su ve çöp koşulları ile tuvalet ve donanımları ve personel sağlığını gözetleme yolundaki çabaları düzenli olarak denetlenir.
    3- Hem hayvanın ölümünün acısız olmasını sağlamak , hem de ette şerit (tenya) ve tüberküloz (verem) ve diğer zoonoz hastalıkların ( hayvanlardan insana geçip hastalık oluşturan hastalıklar ) varolup olmadığını incelemeye olanak sağlamak için hayvanlar güvenilir, Bakanlıktan ruhsatlı Mezbahalarda (Kesimevleri) Veteriner Hekimi denetiminde kesilmelidirler. Bunların dışında (Kurban Bayramı müstesna) hayvan kesiminin önlenmesi çok gerekli ve önemli bir konudur.
    4- Büyükbaş (sığır ve manda) ve küçükbaş (koyun ve keçi) gevişgetiren hayvanların bulaşıcı düşük , brucellosis (Malta humması) hastalığına karşı aşılanması , yalnızca buzağı, malak, kuzu ve oğlakların düşük (abortus ) yoluyla kaybını önlemekle kalmayıp, en önemlisi süt tüketen insanları Brucellosis (Malta humması ) hastalığından korumaktır.
    5- Taze sebzeler bile bir hastalık kaynağı olabilir. Sözgelimi suteresinin yapraklarında koyun karaciğerlerinde yaşayan halk arasında kelebek hastalığı olarak bilinen Fasciolasis Hastalığına yol açan parazit trematod (fasciola hepatica) yumurtaları bulunabilir. Bu trematod parazitin yaşam döngüsünün (çevrimi ) bir bölümü tatlı su salyangozunun içinde geçer, bu nedenle su yataklarına enfekte salyangozların girmelerini önlemek için her türlü çaba gösterilmektedir, iyi yönetilen suteresi çiftliklerindeki ( yabancı ülkelerde var) sular, enfeksiyon tehlikesi taşımayan su kaynaklarından alınır.
    6- Sütün pastorize edilemsi , tüberküloz (verem) ve Brucellosis’e (Malta humması) neden olan bakterileri öldürür. Fransız bilim adamı Louis PASTEUR’ÜN (1822 -1895 ) adıyla anılan bu işlemde (Pastörizasyon işlemi ) süt , 64- 72 derece santigrata kadar ısıtılır. Bu ısı çoğu bakteriler için öldürücü ama sütün niteliğini bozacak kadar yüksek değildir. Günümüzde ise süt endüstrisinde U.H.T ( Ultra Heiss Temparature ) adı verilen çok yüksek sıcaklıkta (140- 145 C) süt 15-60 saniye aniden ısıtılmakta ve hemen çok hızlı bir biçimde soğutulmakta ve özel bir folyo içeren kutularda kutulanmaktadır. U.H.T. yöntemi ile Pastörize daha doğrusu Sterilize edilen sütler hiçbir bakteri ,virus ve maya taşımamaktadır.
    7- Çöpler boş araziye ya da denize dökülüyordu. Son yıllarda çöp sorunu büyük bir problem halini almıştır. 1990 lı yıllarda İstanbul’da çöplerin boş arazide çöp dağları oluşturmasıyla çöpün içerisinde oluşan CH4 (metan) gazı büyük bir patlama ve faciaya yol açmıştı. İstanbul’da çöplüğün çevresinde çöpten plastik, pet şişe ,cam , kağıt vb toplayarak geçimini sağlayan insanların ölümü hepimizi çok üzmüştü. Çöp olayı giderek kentleşen ve büyüyen ülkemizde büyük hacimleriyle en büyük çevre , sağlık ve toplum sorunlarımızdan birisidir.
    8- Evlerden ve sanayi kuruluşlarından yağmur ve kanalizasyon sularının atılması, yerel yönetimlerin başlıca sağlık sorumluluklarındandır. Bu tür artıklar, kanallar ve kanalizasyon sitemi ile mutlaka ayrıştırılmalı ve insan sağlığı yönünden tamamen zararsız hale getirilmelidir.
    9- Bir çok hastalık, enfekte olmuş hayvanlar veya onların parazitleri tarafından yayılır. Kuduz’un başlıca taşıyıcıları, tilkiler, sahipsiz başıboş sokak köpekleri, porsuklar, kediler ve yarasalardır. Hayvanların hareketlerinin engellenemediği yerlerde bu tür hastalıklar çok kolay yayılırlar. Ülkemize ithal edilen bütün hayvanların , mikrobik organizmalarının kuluçka ( inkubasyon ) süresi boyunca karantinada tutulması bu sebepten dolayıdır.

    Şu halde profilaksi (koruyucu hekimlik , halk sağlığı , toplum sağlığı), tedavi edici terapotik hekimlikten hem daha ekonomik, hem de ileride tedavisi olanaksız bazı durumlar ve hastalıkların ortaya çıkmaması için daha elzem bir yoldur.

    Bu hususta halk sağlığını her bir birey önce kendi temizliği ve hijyeni , kendi çevresinin temizliği , çöp konusundaki duyarlılığı gösterirse ve halk sağlığı ile ilgili kurum ve kuruluşlara , kanun ve yönetmeliklere yardımcı olursa temel sağlık problemlerimizi halletmiş oluruz.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • İnsan doğasına bakış

    İNSAN DOĞASINA BAKIŞ

    İnsan doğasına birbirine karşıt (zıt ) iki bakış tarzı vardır. Bunlardan ilki insanın ‘’içerisinden ‘’ gelen güçler , dürtüler ve içgüdülerle davrandığını , ikincisi ise insanı ‘’dışarıdan’’ etkileyen çevresel (ekoloji) , tarihsel ve ekonomik güçlerle biçimlendirdiğini ileri sürer.Felsefe, Psikoloji, Tarih ve Sosyoloji büyük ölçüde bu iç ve dış güçleri tanımlama girişimleridir.

    İÇGÜDÜLER – DÜRTÜLER VE EĞİLİMLER

    İnsanı eyleme iten iç güçleri tanımlamaya girişmiş felsefeciler ve psikologlar iki gruba ayrılabilir. İnsanın içinden gelen dürtüleri – eğilimleri olduğuna inanırlar.Birinci gruptaki
    Platon’cular yada İdealistler, insanın doğuştan idealarla (innata ideas : gerçekleşmesi istenen olay) doğduğunu ve yaşamdaki başlıca amacının bu idealarını gerçekleştirmek olduğunu savunurlar.

    Buna en önemli tarihi örnek Robert SCOTT ‘ un Kuzey Kutbu keşif gezisine (1911 -1912 ) katılan Kaptan Lawrence OATES ‘in ( 1880 – 1912 ) gezisiyle katılan diğer üyelere yük olmamak için , kesin ölüme gitmesi ( tek başına kuzey kutbunun odak noktasına doğru giderek yolda donarak ölmesi ) gösterilebilir. Burada Kaptan OATES’in bu davranışı Horatius’un sözleriyle ‘’ Bir insanın ülkesi , davası ya da yol arkadaşları için ölmesini zevkli ve soylu bir iş ‘’ olarak gören , soylu fedakarlık ülküsünün bir örneğiydi. Arkadaşlarının ana kampa ulaşamadan ölmüş gerçeği OATES ’ in kahramanlığını azaltmaz.
    İkinci gruptaki ARİSTOTOTES’ çiler yani materyalist ve maddeciler insanın etkisizleşmesi ya da doyurulması gereken gereksinme , tutku ve içgüdülerle doğduğunu savunurlar. Birinci gruptakilere göre bir yerde beklide Allah’ın zihnin de bir yetkin bir iyilik , gerçek yada güzellik ideası vardır ve her birey buna erişmek yada böyle olmak için doğuştan bir evrime sahiptir.

    İkinci gruptakilere göre ise, insanın fiziksel doğası, onu, yaşamını ve türünü sağlayacak biçimde davranmaya iter. Bu itici güce ‘‘İçgüdü’’ adı verilir. İdealistlere göre insanın başlıca çabası ahlaksal ya da dinsel bir yetkinliğe erişmeye yöneliktir. Materyalistlere göre ise; insan , yaşamak ve türünü sürdürmek için tüm yaşamı boyunca çabalar. İnsan doğasına bu iki bakış tarzı, uyuşamaz zıt görüşler olarak tanımlansa da düalist-ruhsal kesimini ideanın gerçekleştirilmesi eğiliminde, fiziksel kesiminin ise haz duyma eğilimi ve içgüdülere yöneltilmekte olduğunu söyleyerek ikisini uzlaştırmaya çalışırlar.
    Rönesans’tan ve özellikle Charles DARWİN (1809-1882 ) ve Sigmunt FREUD’dan (1856-1939) sonra insan doğası konusundaki bu düalist görüş insan doğasının ruhsal yönlerinin bile iç güdülerinden evrimleştiğini ve son çözümde ilahi amaç ve erdemin sonucu değil, haz (sevinç) duymaya yönelik olduklarını savunan akılcı rasyonalist görüş yararına terk edilmiştir. Üst zihinsel eylemlerin tümünün çocuksu, cinsel ve yıkıcı dürtülerin türev ve yüceltilmeleri olduğunu savunan Freud’cu Ruhbilimi insanın son çözümleme de haz duymaya yönelik bir canlı olduğunu varsayan bir kuramın önde gelen çağdaş örneğidir.
    İnsan doğası konusundaki idealist görüş Carl JUNG ‘un (1875-1961) çalışmaları tarafından temsil edilmektedir.

    SEVGİ VE NEFRET

    Biyolog’lar ve birçok Psikolog, iki içgüdü ya da içgüdü grubu varsayanlar; kendini koruma ( açlık, saldırganlık ve korku ) ve üremeye yönelik (cinsel ve analık) itkiler, içlerinde Freud’ un da bulunduğu bazı ruh bilimciler bu doğrudan sınırlandırılmadan iki temel iç güdünün sevgi ya da saldırganlık olduğu gerekçesiyle vazgeçtiler.

    Konrad LORENZ (1903-1991 ) ve Nicholas TINBERGEN ( 1907-1990 ) gibi hayvan ruhbilimcileri ya da diğer bir adıyla Etolog’lar , insanın doğuştan ideaları olduğu görüşüne ilginç bir ışık tutmuşlardır. Bunlar, hayvanlarda en azından bir tek içgüdünün ( insanlardaki çok daha incelmiş duygularla ilişkili olan grubu yada türü koruma içgüdüsünün ) bulunduğu yolunda ipuçları ortaya çıkarmışlardır. Bu bazı toplumsal türlerde, bir hayvanın üyesi olduğu topluluğu, çoğu kez kendi yaşamı pahasına saldıran koruma içgüdüsüdür.
    Freud’un psikoanalatik kuramında ise ; yeni doğan bebek kendisiyle dünya arasında nasıl ayrım yapamadığını ortaya koymaktadır. Bebek daha sonra bebeklikten çocukluğa geçiş döneminde ana ve babasından ve öteki önemli insanlardan ayırt etmeyi öğrenir. Cinsel haz bölgelerinin (Erkeklerde Testisler Kızlarda Ovaryumlar ) gelişmesi ile ; çocuk ağızcıl (Oral), dışkıl (Anal) ve ürethral ( genital-cinsel) aşamalardan geçtikten sonra ergenlik öncesi gizlilik dönemine girer daha sonra ergenlik bunu da yetişkinlik dönemi izler. Zihin (Akıl), Üç kısımdan oluşmuştur. İlkel benlikte ( id ), benliğin (ego) dünyanın düşmanlığını üzerine çekmeden doyurmaya çalıştığı cinsellik ve açlık gibi ilkel dürtüler bulunur. Üstbenlik (superego) ise vicdanın temsilcisidir.

    Kişiliğin oluşmasında sınıf ve gelir farklılıkları önemli rol oynar. Zengin ve yoksul sınıflar çocuğa farklı kişilikler aşılamaktadırlar.

    Sağlıklı günler dileği ile…

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.

  • Karaciğer denilen harika organımız

    KARACİĞER DENİLEN HARİKA ORGANIMIZ

    Sizlere Bu yazımda Vücudumuzun Biyokimya laboratuarı olan Karaciğer denilen harika organı anlatmaya çalışacağım .

    Karaciğerimiz hayran olunacak bir kimyasal maddeler fabrikasıdır. Pek çoğumuz onun değerini bilmeyiz ve onu yormak için elimizden geleni yaparız. Fakat Karaciğer o denli dayanıklı ve kendisini korumasını bilen bir organdır ki , ancak dörtte üçü tamamen yok olduktan sonra Hayatımız tehlikeye girer.Üstelik en ağır şekilde hasar gördüğünde bile , olağanüstü bir kendini yenileme ( rejenerasyon ) gücü vardır. Vücudumuzun yalnızca en önemli biyokimya organı değil , aynı zamanda en büyük organıdır. Ağırlığı erişkin insanlarda yaklaşık 1400 gramdır. Diafragma’nın hemen altında ve Karın boşluğunun ( Cavum abdominis ) sağ çeyreğinde yer alır. Karaciğer atardamarı (arteria hepatica ) , karaciğerin sağ ve sol lobunu temiz kanla besler. Oksijensiz kan ise sindirilmiş besinlerle dolu olarak karaciğerin toplardamarına (vena portae ) gider. Bu iki ana damar , tekrar tekrar bölünerek milyonlarca kılcal damara ( kapiller damarlar ) ayrılır. Bu kılcal damarlar da karaciğerin özel konularda uzmanlaşmış milyonlarca hücresi arasında dolaşırlar. Belirli görevler yapmak üzere bir araya toplanmış hücre kümelerine lobül adı verilir.

    Sindirim işlemi sırasında elde edilen tüm besinler ile oksijen , karaciğerin her hücresine taşınarak , onların biyokimyasal işlevleri için gereken hammadde sağlanmış olur.
    Safra ( Öd ) üretimi , karaciğer hücrelerinin sayısız görevlerinden birisidir. Hücreler içinde üretilen safra , hücre kolonları arasında dolaşan safra kanalına ( ductus choladicus ) boşaltılır sonra ana kanala aktarılan safra ya doğrudan doğruya oniki parmak barsağına (duodenum ) yada depolanmak üzere safra kesesine ( vesica fellae ) gönderilir. Safranın bazı bileşikleri benzerlik gösterir, bundan da karaciğer hücrelerinin plazmayı süzdüğü , belirli büyüklükteki molekül ve iyonların geçmesine izin vererek daha büyük proteinleri tuttuğu anlaşılmaktadır. Diğer safra bileşikleri , karaciğer hücreleri tarafından salgılanmaktadır. Bunlar arasında yağ moleküllerini daha küçük parçacıklara ayıran safra tuzları ile biluribin renkli maddesi ( pigmenti) de vardır.

    Alyuvarların normal ömrü 120 gün kadardır. Bunlar hayatlarını noktaladıklarında , karaciğerin belirli hücreleri , ölü alyuvarları parcalayarak , altın sarısı rengindeki Biluribin maddesini ( pigmentini ) açığa çıkartırlar eğer herhangi bir nedenle karaciğer kandan biluribin’i ayıramazsa , ya da safra kanallarında bir tıkanma – engelleme olursa ( yani safraya biluribin akarılamaz ise ) bu altın sarısı rengindeki pigmentin kandaki miktarı çoğalır ve bu fazla biluribin vücudun öteki dokularında ; öreneğin deride ve gözlerde toplanır ve onlara karakteristik sarı rengini vererek SARILIK :İCTERUS dediğimiz semptomun ortaya çıkmasına neden olur.

    Safra tuzları , sindirim işlevi sırasındaki görevlerini yaptıktan sonra ortadan kaybolmazlar.Barsaklar tarafından emilerek karaciğer toplardamarı (vena portae) aracılığı ile yeniden salgılanmak üzere karaciğere getirilirler.Bu dolaşım bize sindirim sistemimizin yetkinliğini kanıtlar.Vücudumuzdaki Denge o kadar hassas kurulmuştur ki çok küçük miktardaki safra tuzları ( 3-4 gram ) bile tekrar ait olduğu yere geri dönebilmektedir.
    Karaciğerimiz , ölü alyuvarların parçalanması konusunda taşıdığı sorumluluğun yanı sıra kan plazmasına belirli proteinlerle birlikte , kanın damarlarda pıhtılaşmasını engelleyen heparin adlı kimyasal maddeyi de sağlamakla yükümlüdür. Heparin adını Karaciğerden ( Hepar ) alır. Heparin kanın pıhtılaşmasını engeller . Bu yüzden Tıpta pıhtı çözülmesinde ( tromboz ve emboli ) tedavisinde kullanılmaktadır.Ayrıca kan alma – verme işlemlerinde vericiden alınan kan heparinli kan toplama torbasında saklanmaktadır.Bu yüzden Heparin’in Tıbbi önemi çok büyüktür.

    Karaciğer aynı zamanda fibrinojen denilen maddeyide üretir. Fibrinojen bir Plazma Proteinidir ve Pıhtılaştırma olayında çok büyük bir önem taşımaktadır.

    Sindirim sırasında kazanılan tüm besleyici maddeler , karaciğerin biyokimyasal fabrikasından geçerler, karbonhidratlar buraya geldiklerinde basit şekerler halindedirler ancak karaciğerde derhal vücudun en büyük doğrudan enerji kaynağı olan Glükoz’a dönüştürülürler Hücrelerin ani enerjiye ihtiyaçları varsa , karaciğer glükoz’un bir kısmını kana aktararak gereksinimi olan hücrelere gönderir.

    Karaciğerin , glükoz depolama özelliği olmadığından geriye kalan glükoz miktarını daha büyük bir karbonhidrat molekülü olan Glükojen’e çevirir.Çünkü glükojen , karaciğer ve bazı iskelet kasları tarafından depo edilebilir.Eğer bütün glükojen depoları doluysa , karaciğer kalan glükoz’u yağa çevirerek , vücudun gerekli bölgelerine gönderir.İleride vücudun daha fazla enerji gereksinimi olursa ; bu yağlar ve glükojen derhal glükoza dönüşerek enerji de kullanılır. Hatta gereksinimin çok fazla olması durumunda karaciğer yeterli enerjiyi sağlayabilmek için proteinleri bile glükoz’a çevirmektedir ancak bu çok ender ve küçük ölçülerde görülen bir olaydır. Bu işlem sırasında ortaya çıkan zehirli atıklar , karaciğer tarafından hızla Üre’ye dönüştürülür:normal miktardaki Üre zararsızdır .İdrar ve ter yolu ile vücuttan dışarı atılır.

    Karbonhidratlar ,proteinler ve yağlar üzerinde yapılan bu dönüştürme işlemleri bize biyolojik kimyasalların değişebilirlik özelliklerini kanıtlamaktadır ancak bu değişimlerin gerçekleşebilmesi için belirli kimyasal değişimler için belirli kimyasal maddeler vardır ve karaciğer bu değişimler için en uygun kimyasal maddeleri üretmekte usta bir organımızdır.

    Karaciğerdeki depoların büyük bir bölümü glükojen’le doludur.Depolanan öteki maddelerin başında A, D ve B 12 vitaminleri ile demir gelir.Karaciğer’in depaoladığı A Vitamininin ilginç bir örneği kutup ayılarında görülür:Bol miktarda balık yiyen kutup ayılarında A vitaminide çok fazladır. Eğer kutup ayısının karaciğeri , sağlıklı bir insan tarafından yenirse A vitamini fazlalığı zehirlenmeye hatta ölüme bile yol açabilmektedir ( Bu Olay İlginçtir ve Eskimolarda görülmüştür.)

    Karaciğer , vücut tarafından parçalanamayan bazı zehirler de salgılar.Örneğin ilaçlanmış sebze ve meyve yiyen insanların karaciğerlerinde şaşırtıcı miktalarda bu etken maddeler saptanmıştır. Striknin ( karga büken otu zehiri ) , çok kuvvetli ve öldürücü bir zehirdir.Nikotin ( sigarada , tütünde bulunan zehir ) , bazı Barbütüratlar ( Uyku İlçaları ,bazı sakinleştiriciler ve Anestezik İlaçlarda bulunan bir etken madde ) ve kuşkusuz Alkol , karaciğeri tahrip eder. Gerçi karaciğerin alkol gibi zehirlerle mücadele gücü olağanüstü fazladıre fakat sürekli ve çok miktarlarda alınan alkol , bölünmekte olan karaciğer hücrelerine zarar verir:böylece hücre yenilenmesi engellenmiş olur eğer bu durum çok aşırı miktarlarda ve çok uzun süreler devam ederse , normal karaciğer hücrelerinin yerini lifsi bağ dokuları alır ve SİROZ adını verdiğimiz hastalık ortaya çıkar. Zamanında önlem alınmazsa karaciğerin işlevleri duracak , bunu sarılık izleyecek ve ardından koma ve nihayet ölüm gerçekleşecektir.

    Böyle durumlarla karşılaşmamak için , karaciğerimizin ve vücudumuzun değerini iyi bilelim .Alkolden uzak duralım .Karaciğerinizden en ufak bir rahatsızlığınız olursa hemen Hekiminize başvurunuz .

    Sağlıklı günler dileği ile …

    Uzman Dr.Ali AYYILDIZ
    Veteriner Hekimi – İnsan Anatomisi Uzmanı Dr.