Kategori: Akupunktur

  • İdeal kiloya ulaşmanın önündeki çok önemli bir engel sosyal baskı!

    Sosyal baskıya hazırlıklı olun’

    Diyet uygulayanlar çevreleri tarafından sürekli takip edilir ve eleştirilirler. Diyet uygulayanlar sosyal baskının etkisiyle yeme isteği içerisine girerler.
    Anneler çocukları zayıfladıkça korkmaya başlarlar. İlk başta destekledikleri diyet kararınızı sonraları ‘fazla mı verdin, hızlı mı verdin, güçten mi düştün’ ile sorgulamaya başlarlar. Annelik endişeleri devreye girer.

    Kişi kendisi yeme davranışını düzenleyemiyorsa, diyet yapamıyorsa, kilo veremiyorsa, karşısındaki diyet yapan ve kilo veren kişi oldukça rahatsız edicidir. Bu kişi ailenizden biri de olabilir.

    Eşlerden biri diyet yapıyor ve zayıflıyorsa eşi bu durumdan oldukça rahatsız olmaya başlayabilir. Diyet yapan kişinin zayıfladıkça kendine güveninin artması karşı tarafta güvensizlik oluşturabilir. Diyet yapmayı başaramayanlar eşinin diyet yapabilmesinden rahatsız olmaktadır. Kıskançlıklar devreye girebilir. Eşine yemek ikramları, yemek ısmarlamaları, karşısında yemeler artabilir. Eşlerinin sevdiği tatlılar ve hamur işleri daha çok yapılır. Arkadaşlar birlikte rahat rahat yemek yedikleri yemek arkadaşlarını kaybetmenin üzüntüsünü hissetmeye başlarlar. Hele arkadaşlarınız yeme davranışını düzenleyemiyorsa gerek size özendiğinden gerek de sizin karşınızda yiyemediğinden bulunduğu durumun rahatsızlığını size de yansıtır.

    Arkadaşlarınızla yemekte geçireceğiniz vakti tiyatroya veya dansa giderek değerlendirebilirsiniz. Yemeye zorlandığınızda diyetinizin sağlığınıza olan faydalarından (uyku düzeniniz, işteki performansınız, reflü, migren tedavisi) bahsedebilirsiniz. Arkadaşınız sorumsuz yeme konusunda suç ortağını kaybetmiş olabilir ama sizi önemsiyorsa beraber geçirdiğiniz zamanı buna göre ayarlamayı kabul edecektir.
    Siz kilo verdikçe çevrenizden çeşitli yorumlar da gelmeye başlayacaktır. Kişiler yeme davranışlarını düzenlemeye çalışırken bile çevrelerinden gelen yorumlarla uğraştıkları kadar zorlanmazlar.

    ‘Yüzün çöktü’ sizi en çok zorlayan yorum olacaktır. Kimse yüzünün çökmesini istemez. Bu kişinin tekrar yemeye başlayarak yüzünü toparlamaya çalışmasını doğurur. Bu da hayallerin sonu demektir.

    ‘Bu kadar yeter daha fazla kilo verme’, ‘senin diyet yapacak kadar kilon yok ki’ Kaç kilo olacağınız sizin vereceğiniz bir karardır. Hedefi siz belirlediniz ona ulaşana kadar vazgeçmek yok.

    ‘Yapamazsın’ diyenleri dinlemek yok.

    ‘Kilo versen de sonra daha fazlasını alırsın’ Bu da bitirici bir yorumdur. Kişi o kadar eziyet çekip başladığı yerden daha kötü bir yere gelmekten çok korkar. Siz sağlıklı beslenmeyi öğreniyor sağlıklı bir yaşamın kapılarını aralıyorsunuz. Bu yüzden çevrenizde negatif enerji saçan insanlardan uzak durun. Bu tarz insanlar bırakın diyeti sizin sosyal yaşamınızı, iş yaşamınızı hatta belki aşk hayatınızı bile olumsuz etkiler.

    ‘Yolun çok uzun biliyor musun’ kırmanız gereken önyargılardan biridir. Sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak ve onları sürdürmek başlı başına bir süreçtir. Sağlıklı zayıflamakta, aynı sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazanmak gibi bir süreç gerektirir. Fazla kilolarınızı bir gecede almadığınız gibi, bir günde veremeyeceğiniz de ortadadır. Bu nedenle, bu değişimin bir süreç olduğunu öncelikle siz kabullenmelisiniz. Çevrenizdeki kişiler, yolunuzun uzun olduğunu sürekli hatırlatıyorsa ve bu sizin motivasyonunuzu bozuyorsa, onları uyarmayı deneyebilirsiniz. Ya da hayatınızda hiçbir şeyi bir günde elde etmediğinizi, bu değişimin de bir süreç olduğunu onlara hatırlatabilirsiniz.

    “Bu hafta kaç kilo verdin” size en çok sorulacak sorulardan biridir. Her hafta aynı hızda kilo verememeniz gayet normal bir fizyolojik süreçtir. Kilo vermenizin yavaşladığı ya da hiç kilo veremediğiniz haftalarda bu soruyu duymak sinirlerinizi bozabilir.

    Bu noktada belirlediğiniz gerçekçi hedeflere zamanında ulaşıp ulaşamadığınıza bakın. Eğer bu hedeflere ulaşmışsanız, en önemlisi de bu süreçte beslenme alışkanlıklarınızı geliştirdiğinizi hissediyorsanız, hiç moral bozmadan yola devam. “Gayet iyi gidiyor” gibi bir cevap bu soruları durdurabilir. Eğer bu da çözüm getirmiyorsa, bu konuda konuşmak istemediğinizi ve sayılara takılmadığınızı belirtebilirsiniz.

    “Bir kereden bir şey olmaz” size en çok gelebilecek ısrarlardan biridir. Sabah okul arkadaşınızla kahvaltı ettiğinizi, öğlen iş yemeğine çıktığınızı ve akşam da bir akrabanıza yemeğe davetli olduğunuzu düşünün. Her üç ortamda da çevrenizdeki insanlardan aynı sözü duyma ihtimaliniz çok yüksektir. Eğer bu sözle sıkça karşılaşıyorsanız, karşınızdakine günde kaç defa bu sözü duyduğunuzdan bahsedin. Bazen de süreçle dalga geçmek, onu kolayca atlatmanın en kolay yollarından biri olacaktır.

    “Ölümü gör” diyet yapanları köşeye sıkıştıran zaman zaman da çıldırtan cümlelerden biridir. Genellikle akrabalar tarafından bayram yemeği ya da özel bir akşam yemeği gibi ortamlarda birdenbire söylenen iyi niyetli bu cümle, diyet yapanları oldukça strese sokan bir cümledir. Bunu duyduğunuzda sakin olun ve durumunuzu sakince açıklayın. fazla kiloların ve fazla yağ oranının kronik hastalıklara sebep olduğundan ve bundan kaynaklı ölüm oranının dünyada ne kadar arttırdığından” bahsetmenizi öneriyor.

    “Sen iyisin böyle” diyete başlama kararı aldığınızda sosyal çevrenizin size sıkça söyleyebileceği cümlelerden biridir. Hepimizin çevresinde gözleri hassas kantar gibi olan birileri vardır. Bu kişiler genellikle bir bakışta kilomuzun normal ve boyumuza göre orantılı olup olmadığını hatta vücudumuzdaki yağ oranını bile belirler.

    Bu yorumlar kimi zaman çileden çıkartıcı bile olabilir. Böyle durumlarda, iç geriliminizi arttırmamak adına sadece teşekkür edip sessiz kalmak yeterli cevap olacaktır.

    “Fazla zayıflama, hasta olursun” halk arasında en sık duyduğumuz yanlış inanışlardan biridir. Sağlıklı bir beslenme programı ile kilo veriyorsanız ve kontrollerinizi aksatmıyorsanız hasta olmanız için hiçbir sebep yoktur.

    “Sen diyeti bırak bak, görürsün, 2 katını geri alacaksın” diyet konusundaki gerçekçi olmayan korkulardan biridir. Kararsızsanız yola çıkmayın. Yol caydırıcılarla doludur. Bir kere yola çıkıp geri dönerseniz kendinize güveninizi ve saygınızı kaybedebilirsiniz. Başarabileceğinize olan inancınız yıkılır. Kararınızı verin ve uygulayın.

    Kararsızsanız yola çıkmayın. Yol caydırıcılarla doludur. Bir kere yola çıkıp geri dönerseniz kendinize güveninizi ve saygınızı kaybedebilirsiniz. Başarabileceğinize olan inancınız yıkılır.

    Kararınızı verin ve uygulayın.

    Bu yorumların hiçbiri gerçekten kararlı olan, bulunduğu durumdan oldukça rahatsız, farkındalığı oluşmuş, akıllı bir insanı yoldan çıkaramaz. O hedefini belirlemiştir. Yola çıkmıştır. Aşılacak çok dağ ve tepe, yürünecek çok düzlük, geçilecek çok dere olduğunu bilir. Hedefinin hayalini kurar. Hedefi için heyecanlanır. Hedefinde gayet mutludur.

  • Hayalinizdeki kiloya ulaşmaya gerçekten kararlı mısınız?

    Kilonuzdan memnun değil ama kilo vermeyi de göze alamıyor musunuz?

    İki arada bir derede mi kalıyorsunuz?

    Zaman geçiyor ama siz harekete geçemiyor musunuz?

    Kilo vermenizi engelleyen hep bir neden mi çıkıyor?

    Kendinize karşı güveninizi mi kaybediyorsunuz?

    Geçmişte uğraşıp kilo verip daha fazlasını mı aldınız?

    Ya da bir adım ileri iki adım geri mi gidiyorsunuz?

    Kararlılık; karar verdiğiniz konuda direnmeyi gerektirir.

    Kararlılık; güç bir işe girişirken kendine güven duymayı gerektirir.

    Kararlılık; net bir hedef gerektirir.

    Kararlılık; ne olursa olsun yolundan geri dönmemeyi gerektirir.

    Kararlılık; iyimserlik gerektirir. Önünüze çıkan engellerin sizi geliştirdiğini düşünmenizi gerektirir.

    Kararlılık; azmi gerektirir. Azim kararınızın önündeki engelleri yenme gücüdür. Dikkat etmenize rağmen her hafta aynı kiloyu veremeyebilirsiniz ama azimle sonraki hafta daha çok kilo verebilirsiniz.

    Kararlılık; sabrı gerektirir. Yıllarca aldığınız kilolar elbette bir günde gitmeyecektir.

    Kararlılık; hayır diyebilmeyi gerektirir. Yemek yemenizi sürekli tetikleyen; ısrar, stres, reklamlar, kaygı, arkadaşlar, arkadaş günleri gibi durumlarda hayır diyebilmenizi gerektirir.

    Kararlılık; hayal edebilmeyi gerektirir. Kararlılık hedefe ulaştığını hayalinde sürekli canlı tutabilmeyi gerektirir. Olmak istediği kiloya ulaştığında neler yapacağını ve nasıl görüneceğini hayal edebilmeyi gerektirir.

    Kararlılık; sizi harekete geçirir. Yerinizden kaldırır. Yola çıkartır. Koşturtur. Engellerden kolaylıkla atlatır. Hayalinizdeki hedefinize ulaştırır.

  • İdeal kiloda olmadığını farkediş

    Kilosu olan herkes hayatında bir dönem ideal kilodaydı. Sonra çoğunlukla farketmeden kilo almaya başladı. Bir gün ideal kiloda olmadığını farketti. Kilolu bir grup insan ise hala farkında değil.

    Kiloyu çoğunlukla takip etmiyoruz. Aralıklarla tartılmayı alışkanlık haline getirmiyoruz. Bir yerde tartı gördüğümüzde üzerine çıkıyoruz. Tartıdaki değere şaşırıyoruz. Ben ne zaman bu kiloyu aldım diye düşünüyoruz.

    Her hastalıkta olduğu gibi öncelikle hastanın kendi durumunun farkında olması ve bundan kurtulmak istemesi gerekmektedir. Zira hastalığının ciddiyetinin ve neler kaybedeceğinin farkında olan hastalar, iyileşmek konusunda çok da hızlı ilerler ve doktorun önerilerini eksiksiz olarak uygularlar.

    Çoğu kişi aşağıdaki şekillerde kilo aldığının farkına varıyor;

    Çevresindeki kişiler kilo aldığını söylüyor,

    Kıyafetlerinin içine sığamamaya, fermuarları çektiğinde nefes alamamaya başlıyor,

    Bol bol giyilen rahat t-shirtler göbek kısmından gerilmeye başlıyor

    Çorabı giymekte, ayakkabıyı bağlamakta zorlanmaya başlıyor,

    Eline bedenindeki can simidi geliyor,

    Pantalonu tutmaya yarayan kemer artık sadece bir aksesuar olmaya başlıyor. Mağazada kıyafet denerken aynada kendi görüntüsünden hoşnut olmamaya Arkadan görüntü vermemek için çaba göstermeye başlıyor,

    Giydiği beden numarasını denemesine rağmen küçük geliyor

    Merdivenleri eski hızında çıkamamaya, yokuş yukarı yürüdüğünde nefes nefese kalmaya başlıyor

    Bel ağrısı, üzerinde yorgunluk ve ağırlık olduğunu hissetmeye,

    Spor yaparken zorlanmaya başlıyor,

    Bütün hayatı boyunca yemek yedirmeye çalışan anne, siz daha çok yemek istediğinde “çok kilo almışsın oğlum (kızım), bugün daha fazla yeme artık” demeye başlıyor.

    Aşağıya doğru baktığında ayaklarını görememeye başlıyor,
    Normalde bitiremediği porsiyonun artık doyurmadığını fark etmeye,
    Kadınlar için, “çok güzelsin”li iltifatların yerini “çok tatlısın”lı iltifatlar almaya başlıyor.
    Bu olayları yaşayan kişi kilolarının fazlalığının farkına varıyor.

    Hepimiz aslında ideal kilomuzda olmak istiyoruz. Farkındalığı olan herkes 3 kilo fazlalıktan tutun da 50 kilo fazlalığa dek ideal kiloya ulaşma isteğindedir. Ama çoğu kişi bunu gerçekleştirememektedir. Kilolarına mahkum olmaktadır. Kiloları ile mutsuz bir beraberlik yaşamaktadır.

    Bazı kişiler ise fazla kilolarının farkında bile değildirler. Hayatlarında bazı sorunlar ile o kadar meşguldürler ki fiziksel bedenlerinde farkındalıkları yoktur. Çevreleri tarafından kilo vermeye zorlanırlar. Farkındalık sağlanamazsa bu kişilerin kilo vermeleri çok zordur.

    Kilo bizim fiziksel bir özelliğimiz aslında. Ama kilolu olmanın sadece fiziksel bir yükü yok. Duygusal, sosyal, ruhsal bir yükü de var. Kiloyu sadece bedenimizle değil, ruhumuz, zihnimiz ve duygularımızla da taşıyoruz.

    Biz ideal kilodan ne kadar uzaklaşmışsak o kadar ağır yükle dolaşıyoruz. 1 kilo, 5 kilo, 10 kilo, 20 kilo, 50 kilo… Siz taşıdığınız fazla yükü düşünün. Biz bu yükü nasıl taşıyoruz. Bu yükü yavaş yavaş ediniyoruz. Ağırlık yavaş yavaş yüklendikçe kaldırabiliyoruz. Farkında olmadan da taşıyoruz. Hem de her yere. Bu yükleri yıllarca taşıyoruz. Her sene daha çok yüklenerek. Bunları taşımak bize zor gelse de bize aitmiş gibi sahipleniyoruz. Bizim bir parçamız gibi benimsiyoruz.

  • İdeal kilo nedir?

    Pratikte şişmanlığın ölçümü için kullanılan çok basit üç yöntem vardır:

    1. BMI -Body Mass Index (Beden kitle indeksi)
    2. Bel çevre ölçümü:
    3.Vücut Yağ Miktarı

    BMI-Body Mass Index (Vücut kitle indeksi): BMI-Body Mass Index yani vücut kitle indeksi ile boyunuza göre kilonuzun ideal kiloda olup olmadığı değerlendirilir. Vücut kitle indeksi, kilonun boyun karesine oranıdır. İdeal kilo vücut kitle indeksi adı verilen bir değerlendirme ile bulunur. Herkesin bir ideal kilo aralığı vardır. Bu aralıktaki kilo normal kabul edilmektedir. Vücut kitle indeksi arttıkça kilonun getirdiği hastalık riskleri de artmaktadır.

    Hesaplama:

    Vücut Kitle indeksi: Vücut ağırlığı/(Boy)2

    Sizin Vücut Kitle İndeksiniz Kaç?

    WHO-World Health Organisation(Dünya Sağlık Örgütü)’nün obezite hastalığı testi gruplandırması aşağıdaki şekildedir:
    Vücut Kitle İndeksi 20-24.9 kg/m2 arası normal,
    Vücut Kitle İndeksi 25-29.9 kg/m2 arası fazla kilolu
    Vücut Kitle İndeksi 30 kg/m2 ve üzeri obezite,
    Vücut Kitle İndeksi 30.0-34.9 I. derece obezite
    Vücut Kitle İndeksi 35.0-39.9 II. derece obezite
    Vücut Kitle İndeksi 40 kg/m2 ve üzeri morbid obezite ( III. derece obezite)

    Vücut Kitle İndeksi 20-24.9 kg/m2 arası normaldir. Biz buna ideal kilo aralığı denir. İdeal kilo tek bir değer değildir. Kişi hayatı boyunca kilosunu bu sınırlarda tutmaya çalışmalıdır. Gençlerde 20’ye daha yakın iken zamanla 24.9’a yakınlaşabilir.

    Bel Çevresi Ölçümü:
    Fazla kiloda bel çevresi ölçümü önemlidir. Kadınlarda 80 cm erkeklerde 94 cm den fazla ise fazla kiloluda da hastalık riski artar. Kadınlarda 88 cm erkeklerde 102 cm den fazla ise hastalık riski çok daha fazla artar.
    Vücut kitle indeksinin 20-24 kg/m2 arası olması ve bel çevresinin kadınlarda 80 cm erkeklerde 94 cm den küçük olması bizim için idealdir.
    Ölçülerimizdeki hedefimiz ve ulaştığımızda koruyacağımız değerlerdir.

    Vücut Yağ Miktarı: Vücudumuzun yaydığı elektromanyetik dalgalarla çalışan bir aletle vücut yağ miktarı belirlenebilir.

    Bayanlar için
    Erkekler için
    %20-29 Normal
    %10-19 Normal
    %30-34 Fazla kilolu
    %20-24 Fazla kilolu
    %35-40 Şişman (Obez)
    %25-30 Şişman
    % 40- Aşırı şişma (Morbid obez)
    %30- Aşırı şişman (Morbid Obez)

    İdeal kilodan sapmalar:

    Fazla kilolu:

    Vücut Kitle İndeksi 25 – 29.9 kg/m2 arası fazla kilolu

    Obezite:

    Obezite hastalığını WHO-World Health Organisation, yani Dünya Sağlık Örgütü ‘vücutta hastalıklara neden olacak şekilde ve oranda normal olmayan, çok fazla yağ birikimi’ olarak tanımlamaktadır.
    Vücut Kitle indeksi 30 kg/m2 ve üzeri obezite olarak değerlendirilir. Obezite bazı hastalıklara yakalanmada risk oluşturmaktadır.

  • Obezitenin zararları

    1) Obezitenin kalp hastalıkları, hipertansiyon, kalp krizi ve felç risklerini arttırdığı bilinen bir tıbbi veridir.

    2) Kanser: Obezitede bazı kanser tiplerinin sıklığı artar. Erkeklerde özofagus, tiroid, kolon ve renal kanserlerinin görülme riskini arttırır. Kadınlarda ise endometriyum, safra kesesi, özofagus ve renal kanserlerin görülme sıklığı obez bireylerde artar. Asya-Pasifik popülasyonlarında ayrıca meme kanseriyle de ilişkilidir.

    3) Obezitenin en bilinen olumsuz etkilerinden bir diğeri de, dizler başta olmak üzere eklemlerde belli bir hasara neden olmasıdır. Bu zamanla osteoartrit riskini arttırabilir.

    4) Obezite, safra taşının meydana gelmesine yol açabilir: Obezlerde safra kesesinde yer alan kolesterol miktarı, safra asidine göre fazla olduğundan safra taşı oluşumu riski artabilir.

    5) Obezite, hastanın nefesinin daralmasına neden olabilir: Solunumda güçlük çekme ve uyku apnesi (uykuda nefes almanın belirli süre ile kesilmesi) ya da horlama problemleri sık karşılaşılan sağlık sorunlarından olmaktadır.

    6) Obezitenin kadın ve erkeklerde hormonal dengede değişiklikler meydana getirdiği ve bununla ilişkili olarak üreme sağlığını olumsuz etkileyebileceği bilinen faktörler arasındadır. Obezlerde karın bölgesindeki yağlarla ilişkili olarak testosteron üretimi artmıştır. Bu nedenle hirsutizm(kıllanma) ve adet düzensizlikleri görülebilir. Fazla kilolu ve obez kadınlarda seksüel uyarılma ve orgazm problemleri daha sıktır. Erkeklerde ise obezite erektil disfonksiyon(penis setleşmesinde sorunlar) için bağımsız bir risk faktörüdür.

    7) Obezite ve erişkin hayatta kilo alımı böbrek taşı riskini arttırır. Kadınlarda fazla kilo ve obezite üriner inkontinans(idrar tutamama) için önemli risk faktörleridir.

    8) Obezite, gebelik döneminde bazı problemlere sebep olabilir: Şişman hamilelik yaşayanlarda, gebeliğe bağlı bazı rahatsızlıkların meydana gelme riski, normal kilosunda olan kadınlara nazaran daha fazladır.

    9) Obezite ayrıca psikososyal sorunlar ve depresyonla da ilişkilidir. Çevreden kilo verme ile ilgili sosyal baskı olması veya hastanın kiloları sebebi ile kendini beğenmemesi, şişman kişilerde depresyonun ortaya çıkma riskini arttırır. Psikolojik problemler (Anoreksiya nevroza ya da Blumia nevroza, Binge eating -tıkınırcasına yeme-, gece yeme sendromu gibi problemler meydana gelebilir )

    10) Obezite her türlü ameliyatta riskleri arttırır.

  • Sağlığımızı düşünelim!

    Depresyon, Hipertansiyon, Aşırı kilo, İnsülin direnci, Diabet, Haşimato, Romatoid Artrit gibi Otoimmun hastalıklar veya Kısırlık, Adet öncesi gerginlik sendromu, Kronik halsizlik sendromu, Adet düzensizliği, Polikistik over sendromu gibi hastalıkların birisinin veya birkaçının birden teşhisini almış ve hepsi için ayrı ayrı ilaç kullanan milyonlarca insan var. Ülkemizde 2002 yılında kanserden hayatını kaybeden insanların sayısı 25.000 iken bu sayı 2012 de 70.000 e çıktı. Erkeklerin sperm sayısının 20 yıl öncesine göre yüzde 50 azaldığı ve normal gebe kalabilme oranının da eskisine göre düştüğü bilinmekte.

    Evet günümüzde herkes hasta ve bu hastalıkların yaygınlığı, kronikliği ve kompleksliği son 5 yılda öncesine göre çok daha fazla artmış bulunmakta.Öte yandan bu hastalıkların moralimizi bozması gerekmez. Bilgi çağında yaşıyoruz. Asıl itibarı ile bir enerji olan insanın iyileşme gücünü hiçbir yan etki oluşturmadan harekete geçirebilecek Akupunktur, Ozon Tedavisi, Proloterapi, Nöroproloterapi, Fonksiyonel Tıp yaklaşımı, sürdürülebilir iyi beslenme kuralları gibi güvenilirliği ve etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış olan birçok tedavi yöntemi bulunmaktadır.

    30 yıldır sağlık sisteminin içinde olan bir hekimim ve 12 yıldır tamamlayıcı tıp uygulamalarını tatbik etmekteyim. Farkındayım ki bu kronik ve kompleks hastalıklarla başa çıkmanın yolu elimizde olan tüm seçenekleri değerlendirerek kişiye özel bir tedavi yaklaşımı düzenlemektir. Çünkü bu tedavi seçeneklerinin her birinin etki mekanizması farklı boyutlardadır. Ozon kimyasal olarak bağışıklığımızı güçlendirir, akupunktur enerji yapımızı düzenler, fonksiyonel tıp yaklaşımı sistemimizdeki eksiklikleri saptayarak vitamin mineral ve antioksidan desteklerle detoksumuzu güçlendirir, hormonal problemlerimiz için biyoeşdeğer hormon önerilerinde bulunur ve sürdürülebilir iyi beslenme programi ise her insanın ömür boyu uygulaması gereken olmazsa olmaz bir beslenme tercihidir.

    OZON TEDAVİSİ; Oksijen gazını ozon gazına çeviren medikal bir cihazdan alınan ozon gazının kan yoluyla ,torbalama yolu ile, rektal yolla, vajinal yolla ,intramuskuler olarak veya bazı durumlarda kulak ve burun yolu ile bedenimize verilmesi uygulamasıdır.Ozon bilinen en güçlü mikrop öldürücülerdendir ve içsel bağışıklığımızı harekete geçirme gücündeki en güçlü silahlarımızdan birisidir.Alerjiler, enfeksiyon hastalıkları, Diabetik ayak yaraları, Otoimmun hastalıklar ,Kronik halsizlik sendromu gibi birçok durumda son derece etkili olabilen bir tedavi seçeneğidir.

    AKUPUNKTUR; Akupunktur uygulaması 5000 yıllık bir geçmişi olan bilinen en güvenli ve yan etkisiz tedavi yöntemlerinden birisidir.Vücuda ve kulağa batırılan tek kullanımlık steril iğneler enerji meridyenlerimizdeki akışı düzenleyerek iyileşme sağlamaktadırlar.Dünya Sağlık Örgütünün Akupunkturla tedavi edilebilirliğini kabul ettiği 68 hastalık vardır.Akupunkturun ülkemizde en yaygın kullanıldığı hastalıklar Depresyon,Kilo problemleri,Kısırlık,Hipertansiyon,Alerjik hastalıklar,Ağrılı sendromlar ,Menapoz ,Migren şikayetleridir.

    FONKSİYONEL TIP;

    Fonsiyonel Tıp şu ana kadar bildiğimiz konvansiyonel tıbbın geleceği olarak tarif edilmektedir.

    Bu yeni yaklaşım şekli hastalıkların kökenlerindeki nedenleri tespit eder ve insan vucudunu bağımsız organlar toplamı yerine entegre bir sistem olarak kabul eder. Bu yeni yaklaşım sadece hastanın şikayetlerini ortadan kaldırmayı hedeflemez, tüm sistemi sağlığına kavuşturur. Fonksiyonel Tıp hastalığa ve yakınmalara neden olan hücre düzeyindeki vitamin mineral ve hormonal eksiklikleri tespit edip yerine koyar. Bu tedavide kullanılan hormonlar Avrupa da ve Amerika da ki milyonlarca kadının yıllardır kullana geldiği insan hormonu ile tıpatıp aynı kimyasal yapıdaki biyoeşdeğer hormonlardır ve büyük oranda krem veya jel şeklinde uygulanırlar. Kısırlık, Adet öncesi gerilim sendromu, ateş basması, terleme, vajinal kuruluk, idrar kaçırma, unutkanlık gibi menopoz semptomları, andropoz, polikistik over sendromu, kemik erimesi, kronik yorgunluk gibi birçok hastalıkta fonksiyonel tıp yöntemi ile son derece başarılı tedaviler yapılabilmektedir.

    SÜRDÜRÜLEBİLİR İYİ BESLENME PROGRAMI

    Bu program beslenmeye ait tüm komponentleri göz önüne alır. Ne yediğimiz kadar ne zaman yediğimiz nasıl bir ruh haliyle yediğimiz ne kadar sıklıkla yediğimiz hangi besinleri birlikte yediğimiz son derece önemli ve belirleyicidir. Bu beslenme programı şimdiye kadar etkisini göz ardı ettiğimiz bir çok etkenin aslında direk olarak kilomuz ve sağlığımız üzerinde belirleyici olduğunu göz önüne alarak ve bu etkenleri bazı basit kurallara bağlayarak sağlığımız ve kilomuz konusunda optimal sonucu elde etmemizi sağlamaktadır.

    SİGARA TEDAVİSİ

    Sigara bağımlısı olan bir insanın hayatındaki en öncelikli işin bu bağımlılıktan kurtulmak olduğunu düşünüyorum. Bedensel ruhsal ve zihinsel sağlığımızı geri almak bağımlılığımızı sonlandırarak yeniden özgür bir insana dönüşmekle gerçekleşecektir.

    Bu süreçte kliniğimizde alacağımız destekler hem sigarayı bırakma sürecimizi kolaylaştıracak hem de yıllardır bedenimizde biriktirmiş olduğumuz sigaraya ait toksinlerden çok daha hızlı kurtulmamızı sağlayacaktır.

    Biorezonans,akupunktur ve zihinsel arınma terapisi uygulamaları bedensel ve zihinsel arınmamızı sağlayarak sonrasında da kilo almamızı da önleyecektir.

  • Ozon tedavisi ne işe yarar?

    03 Yani ozon gazı medikal bir cihazla 02 den yani oksijenden elde edilen tıbbi bir gazdır. Yüksek dozlarda çok güçlü mikrop öldürücü etkinliğe sahiptir. Tıbbi uygulamalarda doza bağlı olarak antimikrobial, bağışıklık sistemini uyarıcı ,otoimmun hastalıkların akut dönemlerinde bağışıklık sistemini baskılayıcı ve regüle edici etkisinden faydalanırız. Ozon tedavisinde önemli olan hastanın biokimyasal tetkik sonuçlarını ve klinik durumunu değerlendirerek kişiye uygun dozu belirlemektir.

    Tüm holistik tıp uygulamaları gibi ozon da kişinin kendi iyileşme gücünü harekete geçirmeyi hedefleyen bir uygulamadır ve hastalıklar oluşmadan zaman zaman düzenli olarak uygulanması koruyucu hekimlik anlamında da son derece uygundur.

    Ozon uygulamaları kişinin durumuna göre farklı yöntemlerle yapılmaktadır.

    Vücuttan alınan 50-100 cc kadar kanın kapalı bir sistemle ozon gazı ile karıştırılıp tekrar vücuda verilmesi uygulamasına ‘majör ozon uygulaması’ demekteyiz.

    Minör ozon uygulamasında ise 2 cc kan ozonla karıştırılıp kas içine enjekte edilir.

    Rektal ozon uygulamasında ozon gazı ince bir kanul yardımı ile rektumdan kişiye verilir

    İntraartiküler uygulamada ozon gazı eklem içine enjekte edilir,

    Torbalama yönteminde ise diabetik ayaklarda veya dolaşım bozukluğuna bağlı yaralarda uzuvun torba içine alınıp ozon gazına maruz bırakılması ve bu şekilde mikropların yok edilmesi ve iyileşmenin sağlanması hedeflenmektedir.

    Ozon gazı çok ince iğnelerle cilde enjekte edilerek estetik amaçla da son derece güvenli ve yan etkisiz bir şekilde kullanılabilir.

    Bütüncül – holistik tıp: Anne ve babamızdan gelen micron bazındaki iki hücrenin birleşmesinden oluşmuş olan bedenimiz , her hücresi birbiri ile enerjetik ve kimyasal olarak bağlı bulunan bir bütündur. Anne karnında var olduğumuz zamanın 3 ay öncesinden maruz kaldığımız duygular, düşünceler veya besinler, toksik ve zararlı maddeler bedenimizin, zihnimizin ve ruhumuzun gelişimini direk olarak etkiler. Bedenimizin, zihnimizin ve psikolojimizin bu kadar bütünlüklü ve birbirine bağlı olduğunu fark ettiğimizde tüm hastalıkların tedavisinin de bütüncül bir bakış açısı gerektirdiğini algılayabiliyoruz. Varlığımızın biofiziksel ve biokimyasal olmak üzere iki boyutu var. Bütüncül tıp yaklaşımı tüm hastalıkların öncelikle biofiziksel yani enerjetik bir bozukluktan kaynaklandığını öngörür. Hücreler arası iletişim ve enerji akışı bozulduğunda kimyasal ve maddesel bozulma başlar. Akupunktur, homeopati, nöralterapi, biorezonans, manyetik alan tedavileri gibi uygulamalar enerji akışımızdaki ,-bir anlamda -bozucu alanları tedavi ederek bütünü tedavi etmeyi hedefler.

  • Akupunktur ve insan..

    Akupunktur insanın biokimyasal bir varlık olduğu kadar biofiziksel bir varlık olduğu gerçeğine dayanan bir tedavi yöntemidir. Akupunkturun hedefi vücuda veya kulağa uygulanan ince çelik, altın veya gümüş iğnelerle,lazerle veya moxa dediğimiz ısıtma ile veya bleeding dediğimiz kanatma yöntemi ile bedenimizdeki enerji akışını düzenlemek ve hastalıkların alt yapısını oluşturan enerjetik problemleri yok ederek tedaviyi sağlamaktır.

    Akupunktur, eğitimini almış bir hekim tarafından uygulandığında var olan en güvenli ve yan etkisi olmayan uygulamaların başında gelmektedir. Her hangi bir hastalığa sahip olmadan , koruyucu olarak da uygulanabilir .Bu uygulamalar ile kişinin enerji akışını düzenlemek ve hastalıkların alt yapısını oluşturabilecek problemleri oluşmadan yok etmek hedeflenmektedir.

    Obezite, kısırlık, bağımlılıklar, alerjiler, migren, kronik ağrılar ve estetik alanda hiçbir yan etkisi olmayan uygulamalarla kişiyi sağlığına kavuşturmayı hedefler.

  • Akupunktur ile zayıflama tedavisi

    Günümüzde obezite hızla yayılan bir hastalıktır. Daha doğrusu birçok hastalığı tetikleyen bir sendromdur, hipertansiyon, diabet, eklem hastalıkları, psikolojik hastalıklar gibi.

    Son yıllarda rafine gıdaların hızla artması, hareketsiz ve stresli yaşam, yiyecek ve içeceklerin kolay ulaşılabilir olması özellikle gelişmiş ülkelerde obezitenin en önemli nedenleridir.

    Harcadığımız enerjinin daha fazlasını gıdalardan alırsak vücudumuz bu enerji fazlalığını yağ olarak depolayacaktır. Süreklilik durumunda hormonal denge de bozulacak ve kısır döngü oluşacaktır.

    En yaygın obezite nedeni yüksek kalorili ve dengesiz beslenme sonucu oluşan insülin direnci ve vücudun yağları yakamamasıdır.

    Zayıflama öncesi yapılacak laboratuvar testleri nerelerde sorun olduğunu bize gösterecektir.Bu testler ışığında başlanacak zayıflama programı işimizi çok kolaylaştıracaktır.

    Zayıflama, kişiye özel olmalı, sağlık sorunları olup olmadığı, sevdiği yiyeceklerden oluşmalı, beslenme alışkanlıkları gözönünde bulundurulmalı genetik hastalıkları sorgulanmalıdır. Bunların dışında diyet sırasında bazal metabolizma yavaşlatılmamalı, kas kaybı oluşturulmamalı, yağ dokusundan kayıp olacak şekilde diyet oluşturulmalı, kısa sürede fazla kilo kaybının metabolizmaya zarar vereceği anlatılmalı, tek yönlü bir beslenme değilde çeşitli besinleri içeren bir beslenme modeline kişi alıştırılmalı, beslenme eğitimi şeklinde olmalı yaşam tarzı değişimi sağlanmalı. Koruma programı olarak hastanın takipleri yapılmalıdır.

    Akupunktur

    – hipotalamusu etkileyerek iştahı keser

    – mide asidini azaltarak midedeki yanma ve ekşimeyi önler

    – stresi azaltır

    – metabolizmayı düzenler

    – enerji dengesini ayarlar

    Akupunktur desteği ile yanlış beslenme alışkanlıklarını bırakıp kilo vermek artık çok kolay.

  • Akupunktur ile sigara bırakılabilir mi?

    Nikotin bağımlılık yapan bir maddedir.

    Sigara bağımlılığı ;

    1- Fiziksel bağımlılık, nikotinden kaynaklanan

    2- Psikoljik bağımlılık, yoksunluk belirtileri şeklinde kendini gösterir.

    Yoksunluk belirtileri, gerginlik, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, konsantrasyon azlığı, uyuşukluk hissi, bazen ishal veya kabızlık şeklinde ortaya çıkmaktadır. Bu belirtiler ilk 72 saat içinde şiddetlidir. 10 gün içerisinde azalarak ortadan kalkar.

    6 ay süreyle hiç sigara içilmezse bağımlılık sorunu çözülmüş demektir ve bu 6 ay içinde bir nefes dahi çekilirse uykuda olan bağımlılık tekrar uyanır.

    Akupunktur sigarayı bırakmak için kullanılan en etkili yöntemdir. Akupunturun etki mekanizması, vücutta bulunan endorfin, enkefalin, seratonin gibi maddeleri arttırarak yoksunluk belirtilerini ortadan kaldırır, ayrıca vücutta enerji dengelerini düzenleyip kendimizi daha iyi hissetmemizi, daha kararlı olmamızı sağlar.

    Sizden istediğimiz gün içinde hiç sigara içmeden akupunktur seansına gelmeniz. Yaklaşık bir saat sürecek akupunktur seansı ve daha sonra duruma göre yapılacak birkaç ilave seansla sigarayı bırakmak artık kolay.