Kategori: Akupunktur

  • Akupunktur ve elektrolipoliz (bölgesel incelme)

    Bölgesel zayıflama ve selülit tedavisinde kullanılan etkili bir tedavi yöntemidir. İnatçı yağlanmaların olduğu alanlardan kurtulmak için yakın geçmişte başvurulan cerrahi yöntemlerin yerini akupunktur ve elektrolipoliz gibi günümüzün en çok tercih edilen bölgesel zayıflama yöntemleri almaktadır.

    Bu tedavide bölgesel kan akımının arttırılması ve biriken yağ dokusunun tekrar dolaşıma geçerek uzaklaştırılması amaçlanır. Akupunktur ve Elektrolipoliz yöntemlerinde durağanlığa alışmış yağ hücreleri elektrik akımına karşı koymaya çalışırken enerji harcayarak parçalanır. Bu yöntemle yağ hücrelerinde metabolik faaliyetin hızlanması ile yağ yıkımı gerçekleşir. İnaktif yağ hücrelerini aktif hale geçirerek yağların atılmasına olanak sağlayan bir yöntemdir. Ayrıca uygulanan bölgede ısısal etki ile bölgesel kan dolaşımı uyarılır. Kan akımı artar.

    Karın, kalça, basen, kol gibi birikmiş yağların eritilmesinin nisbeten güç olduğu bölgelerde cilt üzerine yerleştirilen elektrodlar veya daha etkilisi, cilt altına, yağ tabakasının üzerine yerleştirilen ince iğnelere elektroakupunktur cihazı ile düşük frekanslı akım verilerek uygulanır. Verilen uyarı, yağ hücrelerinde trigliseritlerin yağ asidine dönüşmesini sağlar. Yağ asitleri hücreler arası sıvıya ve lenf dolaşımına geçer.

    İşlemde herhangi bir ağrı oluşmaz, hatta dokuda kişiyi gevşeten, rahatlatan bir titreşim hissedilir. Masaj etkisi yaratır.

    Bu uygulama en doğal ve en etkili bölgesel zayıflama yöntemleri arasındadır. Kilo kaybetmeyi sağlamaz ancak birikmiş bölgesel yağların dağıtılmasına ve şekil vermeye yönelik bir işlemdir. Hiçbir riski veya yan etkisi bulunmaz. Kalp pili olanlar ve hamilelere uygulanmaz.

    Emziren annelere de uygulanabilir.

    İşlem esnasında hasta ağrı, acı hissetmez. Bu sebeple de işlemdeyken TV izleyebilir, Kitap okuyabilir. Az sayıda hastada morluk oluşabilir, ancak o da hiçbir iz bırakmadan yaklaşık bir hafta içinde düzelecektir.

    En keyifli yanı da işlemden çıkar çıkmaz hastalar günlük hayatlarına hemen dönebilirler.

    Etkili olduğu durumlar:

    Dirençli yağ fazlalıklarının eritilmesinde etkilidir.

    Selülitli bölgenin düzenlenmesinde etkilidir.

    İstenmeyen yağ birikiminin olduğu her bölgeye uygulanabilir.

    Özellikle göbek ve basende küçülme etkisi belirgindir. İnatçı göbek ya da simit ismini verdiğimiz yağlı bölgelerde, kalça ve bacak yağlanmalarında etkilidir

    Seans süresi yaklaşık 45 dk-1 saattir. Haftada 2 seans uygulanır. Süreç kişinin yağ dokusu miktarına bağlı olarak 10-20 seans arasında değişir.

    Bölgesel zayıflama seansları devam derken hastanın aynı zamanda uygulanan kulak ve vücut akupunktur tedavileri ile beslenme ve egzersiz programları devam etmelidir.

  • Akupunktur tedavisinin etkili olduğu psikolojik hastalıklar:

    Depresyon

    Anksiyete (Kaygı Bozukluğu)

    Panik atak

    İnsomnia (Uykusuzluk) ve diğer Uyku Bozuklukları

    Kabuslar

    Diş sıkma, Diş gıcırdatma

    Stres

    Kronik Yorgunluk Sendromu

    Tükenmişlik Sendromu

    Sınav Kaygısı (Sınav Heyecanı)

    Konsantrasyon Bozukluğu

    Korkular

    Tikler

    Kekemelik

    Tırnak Yeme

    Saç yolma

    İştahsızlık

    Histeri

    Psikolojik Ağrılar

    Psikosomatik Hastalıklar (Ruhsal Kökenli Bedensel Hastalıklar)

    Huzursuz Bacak Sendromu

    Baş ağrıları

    Çarpıntı

    Bulantı

    Nefes darlığı

    İştah düzensizlikleri

    Gezici ağrılar

    Bağımlılıklar

  • Akupunktur ile psikolojik hastalıkların tedavisi

    Hayat uzun bir maraton. Engebeli, virajlı yollar, değişen hava koşulları, yol arkadaşlarımız, bağımlı olduklarımız maratonda enerjimizin bozulmasına ve zaman zaman duraklamamıza neden olabilmektedir. Tekrar yenilenmeye, enerjimizi tazelemeye, bağımlılıklarımızdan kurtulmaya ve düşüncemizi berraklaştırmaya ihtiyacımız olabilir. Enerjimizin ve ilerleme isteğimizin azaldığı noktalarda yenilenmeli, gelecek kaygımızın olduğu zamanlarda sakinleşmeli, geçmişe takıldığımız noktalarda yüzümüzü tekrar yürüdüğümüz yola çevirmeli ve çevremizdekilerle uyumlanmalıyız.

    Bunları kendi kendimize yapmakta zorlandığımızdaysa destek almamız gerekir. Beynimizden ve vücudumuzdan salgılanan kimyasallar psikolojimizi düzenler. Vücut enerjisini dengelemek vücut kimyasını düzenlemekle mümkündür. Psikolojik hastalıklarda serotonin denen mutluluk veren kimyasallar, endorfin denen rahatlatan kimyasallar, enerji veren kimyasallar ve stres kimyasallarının salınımları değişir. Psikolojik etkili ilaçlar, psikoterapi ve akupunktur hastalığın şiddetine göre ayrı ayrı veya hep birlikte uygulanabilecek tedavi yöntemleridir. İlaçların yan etkileri, uzun dönemli kullanma gerekliliği veya bağımlılık yapıcı etkileri bulunmaktadır. Psikoterapi maliyetli ve uzun sürelidir. Akupunktur Dünya Sağlık Örgütü ve ülkemizde Sağlık Bakanlığı tarafından psikolojik hastalıklarda da tedavideki etkinliği onaylanmış bilimsel bir tedavi yöntemidir. Akupunktur üzerine yapılmış ve yapılmakta olan birçok bilimsel çalışma vardır. Tüm dünyada ve ülkemizde bazı tıp fakültelerinde ‘‘Akupunktur Tedavi ve Araştırma Bölümleri’’ bulunmaktadır. Akupunktur hızlı etkili, düşük maliyetli ve kalıcı bir tedavidir. Birçok fiziksel hastalıkta olduğu gibi hafif ve orta şiddetli psikolojik sorunların tedavisinde de etkilidir. Akupunktur ilaç kullanmadan vücudun kendi kimyasını kendisinin düzenlemesini sağlar. Kullanılan iğneler vücutta bulunan özel noktaları uyararak psikolojimizin düzelmesi, enerjimizin artması için gerekli kimyasalları salgılatır. Bu tedavinin hiçbir yan etkisi yoktur çünkü vücut ihtiyacı olan maddeyi ihtiyacı olduğu kadar salgılar. Az ise arttırır, fazla ise azaltır. Hiçbir ilaç kullanılmadığından ilaç yan etkileri görülmez. İlaca bağımlılık oluşmaz. Bir denge tedavisi olduğu için bir süre sonra -ki bir kür en az 6 seans sürer- vücut kimyasalları dengelenir. Geçici nedenlerle oluşmuş psikolojik rahatsızlıklarda 6 seans bile yetebilirken uzun dönemli rahatsızlıklarda tedavi süresi en az 12 seanstır.

    Akupunktur tedavisinin etkili olduğu psikolojik hastalıklar:

    Depresyon

    Anksiyete (Kaygı Bozukluğu)

    Panik atak

    İnsomnia (Uykusuzluk) ve diğer Uyku Bozuklukları

    Kabuslar

    Diş sıkma, Diş gıcırdatma

    Stres

    Kronik Yorgunluk Sendromu

    Tükenmişlik Sendromu

    Sınav Kaygısı (Sınav Heyecanı)

    Konsantrasyon Bozukluğu

    Korkular

    Tikler

    Kekemelik

    Tırnak Yeme

    Saç yolma

    İştahsızlık

    Histeri

    Psikolojik Ağrılar

    Psikosomatik Hastalıklar (Ruhsal Kökenli Bedensel Hastalıklar)

    Huzursuz Bacak Sendromu

    Baş ağrıları

    Çarpıntı

    Bulantı

    Nefes darlığı

    İştah düzensizlikleri

    Gezici ağrılar

    Bağımlılıklar

  • Boyun ve bel fıtığı ve akupunkturla tedavisi

    Omurgamız bizim dik durmamızı ve hareket edebilmemizi sağlayan kemiğimizdir. Omurgamız ‘omur (vertebra)’ adı verilen kemiklerden oluşur. Omurlarımızın arasında da ‘disk’ adı verilen dışı sert ve lifli içi peltemsi yumuşak madde ile dolu bir destek doku bulunur. Diskler, omurga üzerine binen yükü emerek süspansiyon görevi gören kemikler arasındaki yastıkçıklardır.

    Omurlara (eğilme ve ağır kaldırma esnasında) gelen basıncı merkezden kenara doğru eşit miktarda dağıtırlar. Aynı zamanda iki kemik dokunun birbirine temas etmesini engellerler. Diskler ve omurga eklemleri omurganın hareketli olmasını sağlarlar. Omurganın ortasından ‘omurilik’ adı verilen sinir ağı geçer. Omurilikten çıkan, kollara ve bacaklara giden sinirler, omurlar ve disklerin hemen yanından geçerler. Boynumuzda 7 belimizde 5 omur vardır.

    Yaş ilerledikçe veya travmalar sonrasında diskin dış kısmındaki daha sert olan yapıdaki küçük yırtıklardan içteki yumuşak olan kısım dışarı taşar. Taşan bu madde sıvı özelliğini kaybedip sertleşir. Damar ve sinirlere bası yapmaya başlar. Hadisenin şiddetine göre omurlar arasında yer alan disklerin sıvı içeriği boşalınca disklerin arasında olması gereken esnek bölüm de ortadan kalkacağından bel ve boyun omurlarının esneme kabiliyeti zayıflar. Oluşan bu tabloya omurga bölümüne göre “boyun veya bel fıtığı” (servikal veya lumbal disk hernisi) denir. Bu tablo bazen hızla seyreder ve hasta şiddetli ağrı duyar. Bazen daha yavaş ve sinsi ilerler. Hastalık sinsi ilerliyorsa ani bir hareket, öksürme, aksırma gibi basit bir eylem bile ana tablonun ortaya çıkmasına neden olabilir.

    Bel ve boyun fıtığında klasik tıptaki yaklaşımlar şunlardır:

    Cerrahi girişim

    Koruyucu tedavi (İlaç tedavisi ile Fizik tedavi ve Rehabilitasyon)

    Akupunktur; bel ve boyun fıtığı tedavisinde üçüncü bir yöntem olarak tüm dünyada saygın bir yer edinmiştir.

    Boyun ve bel fıtıkların %97’si ameliyatlık değildir. Ameliyat gerektirmeyen hastalarda çoğu zaman fizik tedavi, akupunktur ve ilaçlarla tedavi uygulanmaktadır.

    Dünya Sağlık Örgütünün(WHO) bildirdiği akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar grubunda boyun ve bel fıtığı yer almaktadır.

    Başlıca fıtık nedenleri olarak; hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, oturarak iş yapmak, şişmanlık, spora ısınmadan başlamak, stres içinde yaşamak, yanlış duruş ve oturuşlar, ağır kaldırma esnasında yanlış eğilme hareketleri, uzun süreli motorlu araç kullanmak, boynu uzun süre hareketsiz tutarak bir noktaya bakmak, uzun boylu olmak, fazla kilolu olmak, sık topuklu ayakkabı giymek, fazla stresli olmak, kuvvetli ıkınma veya öksürük, bilgisayar ve TV karşısında uzun süre oturmak, egzersiz yapmamak ve soğuk klimaların olduğu ortamda bulunmak sayılabilir. Boyun fıtığında ailesel faktörler de önemlidir. Kişinin ailesinde boyun fıtığı varsa kendisinde de ortaya çıkma şansı artmaktadır. Boyuna alınan darbeler ve geçirilmiş kazalar da boyun fıtığına yol açabilir.

    Boyun fıtığı, meslek hastalığı olarak da karşımıza çıkmaktadır. Ev hizmetlerinde çalışan kadınlarda, şoförlerde, telefon operatörlerinde, matkap gibi titreşimli cihaz kullananlarda, bankacılarda ve uzun süre bilgisayar ile çalışması gereken mesleklerde boyun fıtığı sık görülmektedir.

    Üretken yaş kabul edilen 30-50 yaş arası görülme oranı yüksektir.

    Bel fıtığı üst solunum yolu hastalıklarından sonra iş gücü kaybı nedenlerinden 2. Sıradadır.

    Boyun fıtığının bulguları:

    Baş dönmesi, baş ağrısı

    Boyun, sırt, kol, omuz ağrısı,

    Kollarda uyuşma ve his kaybı,

    Kollarda karıncalanma,

    Kollarda güç kaybı,

    Kollarda his kaybı,

    Sabah yorgunluğu, gün içinde çabuk yorulma,

    Gaz ve şişkinlik hali

    Halsizlik, sinirlilik hali,

    Sık sık düşüp çıkan tansiyon,

    Kulakta çınlama ve uğultu

    Bel fıtığının bulguları:

    Belde ve / veya bacaklarda dayanılmaz ağrılar vardır. Ağrı oturmak, dolaşmak, öksürmek, gülmek ve hapşırmakla artar. Yatınca azalır.

    Siyatik ağrısı diye adlandırılan, uyluğa, dize, bacak ve topuğa, ayak parmaklarına yayılan ağrı,

    Hareketlerde kısıtlılık,

    Topallayarak yürümek

    Bacaklarda uyuşmalar,

    Kuvvet kaybı

    Bacakta incelme

    AKUPUNKTUR İLE BEL FITIĞI TEDAVİSİ

    Akupunktur, vücudu bir bütün olarak tedavi eder ve yeniler. Vücuttaki bütün hücrelerde tamir, bakım ve onarım faaliyetini başlatır.
    Vücuttaki tüm bağ dokularını kuvvetlendirir.
    Dokuların kanlanmasına sebep olur.

    Akupunktur tedavisi hiçbir yan etkisinin olmayışı, kolay uygulanabilmesi, hastanın vücuduna kimyasal etkili maddelerin girmeyişi, uzun süreli tedavinin risklerinin olmaması, etkilerinin hızlı ve kalıcı olması gibi özelliklerinden dolayı bu sorunu yaşayan hastalarda rahatlıkla uygulanabilir.

    Akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez.

    Akupunkturun, sadece ağrıyı gidermeğe yönelik semptomatik bir tedavi şekli olarak düşünülmemesi gerekir. Yapılan işlem; ağrıyı oluşturan sebebi tedavi etmektir. Başlangıç düzeyindeki fıtıklarda hastanın şikayetini tamamen düzeltebileceği gibi, ameliyat gereken hastalara da hem ağrı tedavisinde hem de ameliyattan sonraki iyileşme döneminde başarı ile uygulanır.

    Akupunktur tedavi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Kesin yatak istirahatine ihtiyaç göstermez. Böylece iş gücü kaybı önlenir.

    İnsan vücudu, birçok biyokimyasal maddeyi üreten bir ilaç fabrikasına benzetilebilir. Ağızdan vücuda giren besinleri birçok işlemden geçirerek çoğaltır, depo eder ve gerektiğinde salgılar. İşte vücutta bulunan bu doğal ilaçlar akupunktur yöntemi ile vücudun ihtiyaç duyduğu kadar ve yan etki içermeden vücuda salgılatılır. Bununla birlikte ağızdan alınan yapay ilaçlarda, vücuda gerekli olan dozu ayarlamak kolay değildir. Ayrıca bu ilaçların yan etkileri bazen vücudun farklı organ ve sistemlerine zarar verebilir. Örneğin; hastanın bel ağrısını geçirelim derken ilaçlar neticesinde -hiç istemediğimiz halde- midesine zarar verebiliriz. Kısaca vücuttaki o hassas dengeyi bozabiliriz. Akupunktur ise tam tersine dengeleri kurar.

    Akupunkturun fıtık tedavisindeki etkileri:

    1. Ağrıyı Keser: Akupunktur vücudumuzda bulunan ağrı kesicileri harekete geçirir. Endorfin vücuda özgü çok güçlü bir ağrı kesicidir. Böylelikle hasta tedavi başlangıcı ile birlikte ağrı kesicileri kullanmaktan kurtulur. Belki ilk günlerde akupunktur tedavisi ile birlikte kullanmaya devam etse bile tedavi ilerledikçe ağrı kesicileri almayı bırakacaktır.

    2. Kasları Gevşetir: Akupunktur vücudumuzda bulunan kas gevşetici maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili Valiyum noktasına akupunktur iğnesini batırarak GABA’yı harekete geçirir. GABA (Gama-amino-butirik-asid) vücudun çok güçlü kas gevşeticisi olduğu için, hasta kas gevşetici ilaçları kullanmadan, akupunktur tedavisiyle boyun ve bel bölgesinde oluşan kas spazmından kurtulabilir. Kaslardaki spazm çözüldükçe rahatlama artacaktır.

    3. Ödemi çözer: Akupunktur vücudumuzda bulunan ödem çözücü maddeleri harekete geçirir. Kulak kepçesinde bulunan temsili böbrek üstü bezi noktasına akupunktur yaptığımızda vücudun kortizonu salgılanır. Kortizon hormonun ödem çözücü etkisi vardır. Kortizon bel bölgesinde oluşan ödemi dağıtarak, bölgeyi rahatlatır ve ödeme bağlı damar ve sinirlere yapılan baskı ortadan kalkabilir. Bu sayede varsa kol ve bacaklara vuran ağrıda azalma olacaktır.

    4. Psikolojik Rahatlık Sağlar: Akupunktur vücudun sakinleştirici maddelerini harekete geçirir. Akupunktur vücudun Serotonin ve Endorfin seviyesini artırarak tedavi sırasında kişiye huzur verir ve rahatlama sağlar. Akupunktur limbik sistemin çalışmasını dengeleyerek kişinin strese karşı tepkisini değiştirir, bünyeyi strese karşı daha dayanıklı kılar ve kişinin endişe ve kaygıları ortadan kaldırabilir. Ayrıca akupunktur uygulaması ile vücut psikolojik açıdan da rahatlar. Bel veya boyun fıtığının etkisi ile psikolojik açıdan çökmüş olan hastaya büyük bir rahatlama etkisi verir. Günden güne vücudun zindeliği artar. Uykusuzluk, sabah yorgunluğu, halsizlik, stres gibi durumları ortadan kaldırır.

    5. Fıtığı Onarır: Bölgesel olarak kan dolaşımı artar ve tamir mekanizması işlemeye başlar. Diski oluşturan yapılardaki dejenerasyon (bozulma) durur ve bu yapısal elemanlar yenilenmeye başlar.

    Seanslar ilerledikçe oradaki yapısal bozuklukta akupunktur tedavisi sayesinde düzelir.

    6. Kasları Kuvvetlendirir: Omurga çevresi (paravertebral) kaslar kuvvetlenir, duruş (postur) düzelir. Yana eğik veya kambur duran hasta dikleşir. Bu kasların kuvvetlenmesi aynı zamanda fıtık materyalinin geriye dönmesine de yardımcı olur.

    Tedaviyi hızlandırmak amacı ile elektroakupunktur ve lazer akupunktur tedavisi de eklenebilir. Elektroakupunktur tedavisinde vücuda takılan iğnelere elektrik akımı verilir. Bu genellikle tedavinin başında yapılan bir uygulamadır. Ağrının daha çabuk geçmesini sağlayarak hastayı hızlı bir şekilde rahatlatan bir tedavidir. Lazer akupunkturu ise iğne fobisi olanlara uygulanan bir tedavidir.

    Bazı ağrılarda ilk seansta rahatlama başlar. Kronik ve uzun süreli ağrılarda genellikle 4–5 seans sonunda cevap alınmaya başlar.

    Akupunktur tedavisi çok ağrılı durumlarda her gün uygulanabilir. Ama genellikle uygulanan tedavi prosedürü haftada 2-3 kez uygulanması şeklindedir. Seanslar 20-30 dakika arası sürmektedir. Toplam 15-20 seans uygulanmaktadır. Kişinin şikayetleri tamamen geçene dek tedavi uygulanır.

  • Selülit ve akupunkturla tedavisi

    Selülit; derialtı yağ hücre gruplarının kan ve lenfatik dolaşımı bozmasıyla oluşan bir hastalıktır.

    Selülitte önce bölgesel yağ birikimi olur. Zamanla biriken yağlar damarları sıkıştırarak dolaşımı bozar. Dolaşım bozukluğu sonucu damar duvarlarından sızan serum, doku aralıklarında toplanarak doku ödemini oluşturur. Yağkarın ve sıvıların baskısı ile dokular beslenemez ve yapıları bozulur. Ödem bir taraftan kan ile yağ hücreleri arasındaki iletişimin aksamasına ve yağ hücrelerinin metabolizmasının bozulmasına yol açarken, diğer taraftan bağ dokusunun yapısının bozularak, sertleşmesine yol açar. Yağ hücre gruplarının arasında oluşan fibrotik bantlar aşırı büyümüş yağ dokusu hücrelerinden meydana gelmiş nodüller oluşturur. Bu nodüller deri yüzeyinde çöküntülere ve portakal kabuğu görünümüne neden olur. Daha ileri aşamada nodüller birbirine yapışarak daha büyük nodülleri oluşturur ve cildin kapitone bir görünüm almasına sebep olur. Bu aşamada nodüllerin sinirler üzerine baskı yapması sonucu ağrı oluşabilir. Estetik bir problem olmaktan çıkar ve tıbbi bir sorun haline gelir. Yani kadınlara estetik kaygı yaşatan selülitin portakal kabuğu görünümü buzdağının görünen kısmıdır. Görünmeyen kısımda hastalık vardır. Selülit varis, çabuk yorulma, ciltte sarkma ve çatlamalara neden olur.

    Selülit Nedenleri:

    Hormonal nedenler: Kadınlarda yumurtalıklardan salgılanan ve dokularda su tutma özelliğiyle selülit oluşumuna zemin hazırlayan Folikül uyarıcı hormonun (FSH) aşırı artışı.

    Genetik: Anne selülitli ise çocuğunda da selülit görülebilir.

    Dolaşım bozukluğu (damar yetmezliği): Selülit ve damar yetmezliği birbirine paralel gider. Damar yollarında oluşan selülit damarları sarar, sıkar ve kan dolaşımını daha da zorlaştırır. Bunun sonucu varisler oluşur. Buda, selülit, varis, daha ileri derecede damar yetmezliği olarak gittikçe ciddi boyutlara varır.

    Kabızlık

    Hipotiroidi

    Doğum kontrol hapı kullanımı

    Karaciğerin kötü fonksiyonu

    Hızlı ve stresli yaşamın yarattığı gerginlik, kaygı ve güvensizlik gibi ruhsal etkenler

    Korse, dar elbiseler, kalp yetersizliklerine bağlı dolaşım yetersizlikleri

    Çoğunlukla ergenlik, gebelik, menapoz gibi kilo alıp verme ve hormonal değişikliklerin yaşandığı dönemler yatkınlığı arttırır.

    Ağır, aşırı kalorili besinlerle düzensiz ve yanlış beslenme.

    Vücutta toksik etkiler oluşturan alkol, çay, kahve ve tütünün aşırı miktarda tüketimi.

    Hareketsiz bir yaşam.

    Selülitten Korunma;

    Düşük kalorili besinlerle beslenilmelidir

    Aşırı kilo alınmamalıdır

    Spor yapılmalıdır

    Vitamin ve mineralden zengin beslenilmelidir.

    Yeterince su alınmalıdır.

    Selülit Tedavisi

    Normal zayıflama programıyla selülit geçmez. İlaç, krem veya jel tedavide etkili değildir.

    Akupunktur;

    Akupunktur birçok hastalığa çözüm olan ilaçsız yan etkisiz bir tedavidir.

    Akupunktur iğnelerinin selülitli alanlara batımı ile yağ dokuları uyarılır. Yağlar lenf dolaşımı ile atılır.

    Kollajen ve elastin artar. Böylece kollajen artışı ile sıkılaşma da elde edilir ve sarkma problemi yaşanmadan selülit problemi çözümlenir.

    Akupunktur kan ve lenf dolaşımını arttırır. Dokuların beslenmesini sağlar.

    Hormonal dengeyi sağlayarak selülit oluşumunu engeller,

    Ödemi ve iltihabı çözerek selülit tedavisinde etkili olur.

    Selülitte, akupunktur tedavisi üç aşamalı olarak yapılır.

    Vücut akupunkturu: Amaç selülitli bölgeden geçen meridyenlerdeki enerjinin harekete geçirilmesi ve durgunlaşmanın giderilmesidir. Uyluk bölgesinde öncelikle, dalak, safra kesesi, mide ve mesane merdiyenleri geçtiği için, bunlara yönelik tedavi programları düzenlenir.

    Bölgesel Akupunktur: Bu tedavide selülitli bölgedeki lokal kan akımının arttırılması, dolayısıyla biriken yağ dokusunun tekrar dolaşıma geçerek hasta bölgeden uzaklaştırılması amaçlanır. Tedavi iğneler takılarak elektroakupunktur cihazı ile iğnelere belli frekansda akım verilerek yapılır.

    Tedavinin üçüncü aşamasında, akupunktur iğneleri çıkarıldıktan sonra, selülitli bölgeye özel bir yağ sürülerek, kupa tedavisi uygulanır. Selülitli bölgeye sürülen özel yağın lokal etkisi ve kupa tedavisi ile yine bu bölgede biriken yağlar, dolaşıma katılarak uzaklaştırılır. Aynı zamanda cildin düz bir görünüm alması sağlanır.

    Her hafta iki seans olmak üzere en az 8-10 seans tedavi uygulanır.

  • Fitoterapi nedir?

    Fitoterapi, farmakolojinin bir dalıdır. Fitoterapi, bitkilerin içerdiği kimyasal maddeleri belirli doz ve şekillerde kullanarak hastalıkları önleme ve tedavi etmektir.

    Beden, birbirini tamamlayan sistemlerin oluşturduğu bir bütündür ve şifalı bitkilerle tedavi bilimi olan Fitoterapi de bu gerçeği savunur. Şifalı bitkiler, kısa sürede hastalıkları tedavi etmekten çok uzun süreli bir yaşam biçimi olarak değerlendirilmelidir.

    Fitoterapi, ilk çağlardan beri uygulanan bir tedavi yöntemidir. Günümüzde de hastalıkların önlenmesi, sağlıklı ve zinde bir yaşam için şifalı bitkiler tamamlayıcı bir tıp yöntemidir. Aslında bitkiler yalnızca hasta olunca değil, hasta olmamak için, bağışıklık sistemini destekleyici olarak da kullanılmalıdır.

    Kimya sanayinin sunduğu çeşitli ürünler, tarımda, sebze ve meyve üretiminde yoğun biçimde kullanılan kimyasal gübreler, çeşitli haşarat öldürücü ilaçlar, hormon takviyeleri hastalıklara yakalanma riskimizi arttırıyor. Ayrıca tarımda ve hayvancılıkta yapılan genetik müdahaleler, besinlerimizi doğal halinden uzaklaştırmaktadır.

    Söz konusu kimyasalların önemli bir bölümü, alerjilere, bağışıklık sistemimizin bozulmasına, çeşitli organlarda depolanarak deri döküntülerine, virutik hastalıkların yayılmasına sebep olmaktadır.

    Günümüzde de bu sonuçların ortaya çıkması insanlarda, doğal bitkisel ilaçlara, organik gıdalara karşı büyük bir ilginin uyanmasına neden olmuştur. Bugün pek çok ilaç, bitkilerden elde edilen kimyasal maddeler temel alınarak ya da başka kimyasallarla karıştırılarak endüstriyel bir biçimde hazırlanmaktadır.

    Şifalı bitkileri tanıtırken, holistik yani bütünsel tıptan söz etmek yerinde olacaktır. Holistik tıpta, bitkilerle ve doğru seçilmiş besinlerle bedenimizdeki bozulmuş dengeleri düzelterek daha sağlıklı olmak mümkündür.

    “Zaten hastalıklarımızın nedeni de bedeni oluşturan organlar arası ahengin bozulması ve enerjinin bloke edilerek akışının engellenmesidir.”

  • Ozon terapi nedir ve hangi tedavilerde kullanılır

    Ozon, 3 oksijen atomundan oluşan doğal bir gazdır, kimyasal bir bileşen değildir. Tedavi sürecinde görevini tamamladıktan sonra hammaddesi olan oksijene dönüştüğü için doğaldır ve yan etkisi yoktur.

    Mikrop kırıcı, bakteri öldürücü, virüs çoğalmasını önleyici, mantar öldürücü etkisi yüksek bir gaz olan ozon, enfekte olmuş yaraların tedavisinde ve de bakteri ve virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde kullanılır. Kan dolaşımını arttırma özelliğinden dolayı dolaşımla ilgili bozuklukların tedavisinde de kullanılır. Bağışıklık sistemini güçlendirir, yani vücudun direncini arttırır.

    Ozonterapi 4 temel alanda kullanılmaktadır:

    Dolaşım bozukluklarının tedavisi

    Virüslerin sebep olduğu hastalıkların tedavisinde; örneğin karaciğer hastalıklarından hepatitler, uçuklar.

    Zor iyileşen enfekte yaralarda ve enflamatuar hastalıklarda örneğin; Bacaklardaki açık yaralar, Enflamatuar barsak hastalıkları, yanıklar, haşlanma ve enfekte yaralar, mantar enfeksiyonları.

    Kanser tedavisinde ilave ya da tamamlayıcı olarak ozon bağışıklık sistemini güçlendirici olarak kullanılır.

    Ayrıca, Ozonterapi lipoliz etkisi ve oksijenasyon etkisinden dolayı bölgesel zayıflama ve genel zayıflama (ozon sauna) tedavilerinde de kullanılır.

    Uygulama yöntemleri

    Majör ozonterapi [Major Otohemoterapi] (Hastadan kan alınarak tedavinin yapılması) geriatride (yaşlanmaya bağlı hastalıklar), dolaşım bozukluklarında yeniden canlanmayı sağlamak için, viral kökenli hastalıklarda ve genel bağışıklık sistemi aktivasyonu için kullanılır.

    Bu metotla, 50 ila 100 ml hastanın kanı alınır, tam olarak tespit edilmiş ozonla karıştırıldıktan sonra hastaya geri verilir. (Ozon kırmızı ve beyaz kan hücrelerini oluşturan spesifik maddelerle tamamen reaksiyona girer ve böylece vital aktivitelerini = metabolizmayı arttırır. İşte bu aktive edilmiş kan (ozon ya da oksijen değil!) hastaya aynı damar yoluyla tekrar geri verilir.

    Minör ozonterapi [Minor Otohemoterapi], hastanın 3-5 ml kanı, ozonlandıktan sonra hastaya kalçadan geri verilir. Bu yöntemle spesifik olmayan bağışıklık sistem aktivasyonu yapılır: alerjik hastalıklarda, sedef, romatizmal hastalıklar, fibromyalji ve genel olarak bağışıklık sistemini güçlendirmekte kullanılır.

    Eksternal tedavi, ozon gazını kapalı bir sistemde özel bir plastik bot (ayaklar ve bacaklar için) içinde dolaştırarak ya da vücudun farklı bölgelerine uygun torbalar, folyolar ile gerçekleştirilir. Vücudun tedavi edilecek kısmı önceden su ile nemlendirilir, çünkü ozon kuru bölgelere etki etmez. Bu metot cilt ülserlerini, yaraları, açık yaraları, ameliyat sonrası oluşan lezyonları, shingles (herpes) ve enfekte olmuş alanları tedavi etmekte çok etkilidir. Diğer yöntemler ozonlu saf su (dental tedavilerde) ve ozonlu saf medikal zeytin yağı (cilt erupsiyonları örneğin egzema, mantar, liken gibi) kullanımıdır.

    Ozon gazının rektal yolla uygulanması yönteminde ozon gazı direkt olarak hassas barsak cidarı tarafından emilir. Bu metot genelde barsakların enflamatuar hastalıklarında kullanılır ancak son zamanlarda iğnesiz olmasından dolayı genel sağlık desteği ve yeniden canlanma için de tercih edilmektedir. Bu yöntemin en önemli avantajı majör ozonterapi ile aynı etkiye sahip olmasıdır.

    Ozonun eklem içi enjeksiyonunda ozon gazı, yavaşça eklem içine enjekte edilir. Bu metot ağrılı enflamatuar hastalığı olan ekleme uygulanır, artrit (diz eklem hastalığı gibi), tekrarlayan eklem-kıkırdak hasarı, genel patolojik sertliklerde uygulanabilir.

    Akupunktur

    Ozon Terapi

    Fitoterapi

    Kupa-Hacamat

    Kök hücre-PRP-CGF

  • Akupunktur tedavisi ve akupunktur ile zayıflama

    Akupunktur, vücudun belli noktalarına özel iğneler batırılarak yapılan doğal ve etkili bir tedavi yöntemidir. Akupunktur noktalarının özel iğnelerle uyarılması, otonom sinir sistemi üzerinden vücudun iç dinamiklerini harakete geçirerek ilaç etkisi oluşturur.Otonom sinir sistemi; vücuttaki organ ve sistemlerin belli bir uyum içinde çalışmasını sağlayan bır çeşit haberleşme sistemidir. Akupunktur tedavisinde amaç, hastalığın belirtilerini tedavi etmenin yanı sıra hastalığın nedenini ortadan kaldırmaktır.Akupunktur noktaları telefon tuşlarına benzetilebilir.Nasıl ki belli numaraları tuşladığımızda belli kişilere ulaşabiliyorsak, akupunktur iğneleri de belli noktalara batırıldığında belli etkiler ortaya çıkarmaktadır.Bu durumda otonom sinir sistemini de telefon santraline benzetmek doğru olacaktır.

    Akupunktur Tedavisinin Kullanıldığı Durumlar;

    Bağımlılık Tedavisi: Sigara, Alkol, Madde bağımlılığın yanı sıra yiyecek bağımlılığı

    Romatizmal Hastalıklar: Romatizmal hastalıklar )ankilozan spondilit, romatoid artrit v.b), vücut bağışıklık sistemindeki düzenin bozulmasıyla ortaya çıkan uzun süreli hastalıklar. Vücudu dış etkenlere karşı korumakla görevli bağışıklık sistemi hücreleri vücudun kendi dukarına karşı savaş açar ve onları tahrip eder. Bunu; bir ülkenin başı bozuk ordusunun kendi insanlarına zarar vermesine benzetebiliriz.Bu durumda mevcut romatizmal hastalığı tetikleyen faktörleri tespit etmek ve düzeni bozulmuş bağışıklık sistemini akupunktur ve ozon tedavisi ile dengelemek gerekir.

    Eklem Kireçlenmeleri: Dejenaratif eklem hastalıkları olarak da adlandırılan eklem kireçlenmelerinde ağrının nedeni eklemlerdeki kayganlığı sağlayan eklem sıvısının azalması ve eklem kıkırdağının incelmesidir. Akupunktur tedavisinde amaç, eklemdeki ağrıyı kesmekten çok azalmış eklem sıvısını arttırmakve hasara uğramış eklem kıkırdağını tamir etmektir. Tüm bu etkiler hasarlı ekleme tamirden sorumlu bağışıklık sistemi hücrelerini yönlendirmekla olur. Akupunktur ile beraber hasarlı eklem içine ozon gazı enjeksiyonu hastalarda yüz güldürücü sonuçlar alınmasına neden olmaktadır.
    Diyabet (tip2): Akunktur ıle pankreastan salgılanan insülin kalitesinde ve miktarında artma olmakla beraber kandaki glikozun dokulara girişini sağlayan insülin resöptörleinde sıvıca artma olmaktadır.

    Alerjik Hastalıklar: Alerji; vücudun bağışıklık sistemi hücrelerinin dıştan gelen yabancı maddelerle savaşıdır. Alerjik reaksiyonun olduğu organ olumsuz yönde etkilenir ve hasar görür. Bu durumda alerjik reaksiyonu tetikleyen faktörleri tespit etmek ve bağışıklık sistemini akupunktur ve ozon tedavisiyle dengelemek gerekir.

    Hormonal Bozukluklar: Adet düzensizliği, tiroid fonksiyon bozuklukları, menepozda ve hormonal bozukluklarda eksik veya fazla salgılanan hormonların normal düzeye getirilmesi akupunktur ile mümkün olmaktadır.

    Kronik Sinüzit

    Cilt Hastalıkları: Egzama, ürtiker, atopik dermatit, sedef hastalığı ve vitaligo gibi cilt hastalıklarında akupunktur tedavisiyle yüz güldürücü sonuçlar alınmaktadır.
    Sindirim Sistemi Hastalıkları: Mide ülseri, Gastrit, Spastik kolon, Gastroözefagaial reflü, Hemeroid

    Kalp ve Damar Sistemi Hastalıkları: Hipertansiyon, Hipotansiyon, Kalp ritim bozuklukları, Kalp yetmezliği

    Psikolojik Kökenli Hastalıklar: Depresyon, Panik bozukluk, Uyku bozuklukları

    Akupunktur tedavisi sırasında vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar kişiye huzur verir ve yatıştırıcı etki yapar. İlaçlarla sağlanmaya çalışılan etki akupunktur tedavisi ile vücudun kendisine yaptırılmış olur. Böylece daha kısa sürede daha sağlam ve etkili sonuç elde edilir.

    Baş Ağrıları: Migren, Gerilim tipi baş ağrıları

    Baş ağrıları, akupunktur tedavisinin en kısa sürede sonuç verdiği rahatsızlıklardan biridir. Burada amaç baş ağrısını baskılamak değil, baş ağrısına neden olan organ fonksiyon bozukluğunu düzelterek hastalığı kalıcı olarak tedavi etmektir.

    Kas Ağrıları
    Yüz Felci
    Baş Dönmesi ( vertigo )
    Kulak Çınlaması ( tinnitus )
    Cinsel Fonksiyon Bozuklukları İktidarsızlık, Erken Boşalma, Frijidite ( cinsel soğukluk )
    Felç Sonrası Durumlar (Serebrovasküler hastalıklar)
    Nörodejeneratif Hastalıklar: Multipl skleroz (MS) gibi
    Epilepsi
    Trigeminal Nevralji
    Polinöropatiler

    Akupunktur ve Zayıflama

    Obezite ( şişmanlık ), sadece estetik bir problem olmayıp ciddi bir sağlık sorunudur. Obezite tedavisinde öncelikle hastadaki fazla kiloların sabebi araştırmalı ve sebebe yönelik tedavi paketi uygulanmalıdır.

    Ülkemizde akupunktur uygulayan hekimlerin obezite tedavisine ağırlık vermesi halkımızın akupunktur tedavisini sadece zayıflama tedavisi olarak algılamasına sebep olmuştur. Ancak 5000 yıllık köklü bir geçmişe olan bir tedavinin, sadace zayıflamaya yönelik bir tedaviymiş gibi algılanması akupunktur tedavisinin ülkemizde hak ettiği yerde olmadığının en büyük göstergesidir.

    Akupunktur Nasıl Zayıflatır?

    Pankreastan salgılanan insülinin kalitesini ve sayısını arttırır. Dokulardaki insülin resöptörlerinin sayısını ve duyarlılığını arttırarak yiyeceklerin daha kolay yakılmasını sağlar.

    Mide asit düzeyi kontrol altına alınarak sürekli atıştırma hissi uyandıran mide kazınmas�� ve yanması gibi durumlar önlenir.

    Metabolizma hızını düzenler.

    İştahı düzenler, çabuk doymayı sağlar.

    Kişiye huzur veren etkisimden insan iradesi üzerindeki olumlu etkilerden dolayı diyet yapmayı kolaylaştıtrır, yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.

  • Aç olan mideniz değil ruhunuz!

    Yemeği hem besin hem de duygusal dalgalanmalarımızı gideren bir doyum aracı olarak kullanırız. Fiziksel açlık enerji ihtiyacımızın karşılanması için oluşan açlıktır. Fiziksel açlık hissettiğinizde ihtiyacınız olan besin öğelerini yeterli miktarda tükettiğiniz zaman, yemeği “yakıt” olarak kullanmış olursunuz. Buna karşılık, duygularınızı bastırmak için, aç olmadan yemeğe yönelme alışkanlıklarınız var ise, yemeği bir “araç” olarak kullanıyorsunuz demektir. Buna duygusal açlık denir.

    Üzüldüğünüzde iştahınız kesilir ya da pasta veya böreğe yönelirsiniz.

    Yalnız hissettiğinizde boğazınızdan lokma geçmez ya da hemen bir hamburgerciye veya kebapçıya koşarsınız.

    Çok yediğiniz halde doygunluk hissetmezsiniz.

    Sürekli bir şeyler atıştırmak istersiniz

    Tok olduğunuz halde atıştırmak istersiniz

    Sık sık acıkırsınız

    Gece uykudan uyanıp buzdolabına koşarak bir şeyler yemek istersiniz

    Sıkıldıkça yemek yersiniz

    Duygusal açlık fiziksel açlık tarzında algılanıp aşırı yemeye sebep olabilir.
    Çeşitli problemler, stres kişiyi aşırı yemeye itebilir. Bu durum fazla kilo alınmasına, alınan kilolar da kişinin stresini arttırarak fazla yemesine neden olur. Bu durum kişinin içinden çıkamadığı kısır döngü oluşturur. Bazı bireyler için yemek yeme olumsuz duygulardan kurtulmanın veya olumlu bir duygu hissetmenin temel yoludur.
    “Yediğim zaman mutlu oluyorum”

    “Canım sıkıldığında bir şeyler yiyorum ve daha iyi hissediyorum”

    Duygusal yemede meydana gelen sadece geçici bir rahatlamadır. Uzun vadede birey pişmanlık, suçluluk ve olumsuz duygular yaşamaktadır.

    Aç olan mideniz değil ruhunuz. Ruhunuzu beslemeye ve doyurmaya çalışın.

    Eğer kötü hissettiğinizde buzdolabı sizi kendine çekiyorsa, buzdolabı yerine hemen bilgisayarınızı açıp ideal kilosuna ulaşan insanların başarı hikayelerini okuyun veya en yakın parka çıkıp biraz yürüyün. Bunlar yoğunlaşan duygularınızı dağıtmaya yardımcı olacaktır.
    Buzdolabına gitme zamanlarınız çok ise stresinizi azaltmak için bir evcil hayvan besleyebilirsiniz.
    Egzersiz duygusal açlığı yenmenizde yararlıdır. Duygusal açlık hissettiğinizde en az 10-15 dakikalık yürüyüş programları oluşturun.
    Her şey sevgi ile başlar. Sevdiğiniz bir şeye değer verirsiniz. Kendinizi severseniz kendinize değer verirsiniz. Kendinizi severseniz güzel bir bedene sahip olmayı hak ettiğinizi düşünürsünüz. Bedeninize değer verirsiniz.

  • İdeal kiloda olmak sağlıklı ve uzun yaşamı destekler.

    İdeal kiloda olmak özgüveni arttırır. Kendinizi daha güzel hissedersiniz. Kişinin aynaya baktığında görünüşünden memnun olması, kendisiyle barışık olması kadar psikolojisine iyi gelen bir şey var mıdır?

    Sağlıklı bir şekilde kilo verip, ideal kilonuza ulaştığınızda, istediğinizi giyebilecek ve bunun verdiği özgüvenle, hayata gülümseyerek bakacaksınız.

    İdeal kilodayken daha ince ve daha çekici olursunuz.

    Olduğunuzdan daha genç görünürsünüz.

    Kendinizi harika hissedersiniz.

    Cildiniz daha güzel görünür.

    Hareketleriniz kilo nedeniyle kısıtlanmaz.

    Kolaylıkla spor yapabilirsiniz.

    Seks hayatınız kısıtlanmaz.

    Ayakkabılarınızı rahatlıkla bağlayabilirsiniz.

    Hazım problemi yaşamazsınız.

    Eklemleriniz rahatlar.

    Ağrılarınız hafifler.

    Geceleri solunum problemleri yaşamazsınız.

    Kilo verip, normal bir kiloya ulaşmak, bedeni rahatlatır, sağlıklı bir uyku çekmenizi sağlar. Kilo vermenin faydalarından biri de kişiyi uykusuzluk sorunundan kurtarmasıdır.

    Kendinizi çok daha hafif hissedersiniz.

    Gün boyunca enerjik olursunuz. Dayanıklılığınız artar.

    İdeal kiloda olmanın en önemli yararı fazla kilonun ve obezitenin yarattığı sağlık sorunlarından uzak olmaktır.