Kategori: Akupunktur

  • Egzersiz ve beslenme

    Tüm canlıların doğal ömürleri kendi genetik yapı ve maruz kaldıkları dış etkenlerle belirlenmektedir.

    İnsan da, en gelişmiş canlı olmasına rağmen bu kuralın kapsamı dışında değildir. Hatta bütün canlıların hayat ve çevre şartlarını olumlu-olumsuz en çok etkileyen varlık olduğu gibi, aynı zamanda insanlık olarak da pek çok yönden bundan etkilenmekte, bu da insanın hayat süresine ve kalitesine direkt etki etmekte.

    Yaşam kalitesinin genel ifadesi olarak “sağlıklı yaşam” kavramını kullanmaktayız. Sağlıklı yaşamın ana etkenlerinden biri sağlıklı beslenme, diğeri de hayatın vazgeçilmezi olan egzersizdir. İnsan vücudu hareket için yaratılmıştır. Monoton, hareketsiz bir hayat tarzı, insanı yıpranma ve yaşlanmaya götüren bir süreçtir.

    Zaman denilen bu akıntıya karşı durulamasa da, en azından sürüklenmeden doğal seyrinde akıp gitmek dengeli bir beslenmenin yanında, dengeli egzersizle mümkündür.

    Egzersizde maksat; en azından günlük yaşam aktivitelerini kimseye muhtaç olmadan ömrünün sonuna kadar sürdürebilmek için gerekli vücut hareketliliğini sağlamaktır. Bundan fazlası, mesleki-sosyal faaliyetleri, her yaşa ve zevke uygun zevkleri, hobileri, hareketliliği sürdürebilirlik olmalıdır.

    Bütün bunlar için en azından

    Range Of Motion (Eklem Hareket Açıklığı)nı koruyacak egzersiz faaliyetleri,

    Vücut ağırlığını taşıyacak kemik ve kas yapısını koruyucu, güçlendirici, esnekliği ve hareketliliği sağlayacak egzersiz faaliyetleri,

    olarak da, varsa bel fıtığı, boyun fıtığı veya dejeneratif osteoartrit gibi rahatsızlıklar için tedavi egzersizleri sağlıklı yaşamın olmazsa olmazlarıdır…

    Kişisel zevk ve ilgi alanlarına göre sportif faaliyetler hayata çeşni katan güzelliklerdir. Sedanter hayat dediğimiz günümüz insanının doğal hayat seyri, bırakın bunları sağlayacak faaliyetleri, günlük hayat fonksiyonlarını kısıtlayacak bel-boyun fıtıkları, eklem-bağ zedelenmelerine sebep olacak hareket ve çalışma şekillerinden ibarettir ki, nezle-grip gibi geçici rahatsızlıklardan sonra dünyada en çok iş gücü kaybına sebep olan rahatsızlık bel ağrılarıdır.

    Bu yüzden eklem hareket açıklığımızı, omurga esnekliğimizi, kemik ve kas gücümüzü korumak için düzenli egzersiz yapmalıyız. Hayatımıza hareket katmalıyız.

    Bunu da pratik bir şekilde, haftada bir kaç gün özel olarak yürüyüş yüzme vb. aerobik spor yapmanın yanı sıra, arabamızı uzak otoparklara park edip yürümek, toplu taşımada varacağımız yerden 1-2 durak erken inmek, 1-2 durak sonra binmek, asansör kullanmamak gibi değişikliklerle, spora ekstra zaman ayırmadan da sağlayabiliriz.

    Spor; şekerden tansiyona, stresten depresyona kadar pek çok rahatsızlıktan koruyucu, tedaviye destek olduğu için sağlıklı yaşamın olmazsa olmazı, vazgeçilmezidir.

    Ama insan bedeni spor esnasında kurtulmak istediğimiz yağları değil, büyük oranda karbonhidratları yakarak enerjisini karşıladığı için kilo vermede, yeterli ve doğru bir çözüm değildir.

    Sağlıklı yaşam; ancak sağlıklı beslenme, sağlık için egzersizle sağlanır ve sürdürülebilir!.

  • Metabolik balans ile sağlıklı kilo verin!

    Metabolik balans’ aslında yeni bir diyet sistemi değil, kilo düzenleyen bir metabolizma programı. Bu sistem, yeme içme alışkanlıklarını sağlıklı ve dengeli bir şekilde düzenleyerek, kişiye özel bir beslenme programı oluşturulmasını sağlıyor.

    Hormonlar Güçlenir

    Bu sistem nasıl işliyor?

    Kişiye özel hazırlanan beslenme planı sayesinde vücut ihtiyaç duyduğu tüm sağlıklı besinleri alıyor. Bu şekilde metabolizma sağlıklı çalışıyor ve doğal bir insülin salgılaması teşvik ediliyor. Ama tabii kişi besinlerini yeni ve basit kurallara göre hazırladığı için kilosu da kontrol altında oluyor. Bu sayede hormonların dengesi güçleniyor. Ayrıca beslenme değişikliği ile diyet yapmadan ya da zayıflamayı destekleyici ürün veya ilaçlar kullanılmadan kilo kontrolü sağlanabiliyor.

    Dört Aşamalı Program

    Metabolik balans diyetinin süresi ne?

    Hazırlık dönemi, beslenme konusunda doktor ile görüşme ile başlıyor. Laboratuvar tahlillerine göre kişiye özel bir beslenme planı yapılıyor. Bu plan çerçevesinde vücudu koruyacak olan basit ve sorunsuz beslenme değişiminin hazırlığı yapılmış oluyor. İkinci aşama, en az iki hafta devam edecek sıkı beslenme dönemi. Bu süreçte, tamamen sağlıklı bir beslenme programı uygulanıyor. Üçüncü aşamada ise artık dikkatlice önceki aşamada izin verilmeyen besinleri ve miktarları deneme kısmı başlıyor. İşte bu süreçte kişiye en iyi uyan beslenme şekli oluşuyor. Dördüncü aşama yani kiloyu koruma dönemi ise belirli bir zamanla sınırlı değil. Program en az 14 gün sürüyor.

    Uyulması Gereken Kurallar

    Günde tek tip protein tüketmek önemli. Kahvaltıda beyaz peynir varsa, gün içinde tekrar peynir yememek gerekiyor.

    Öğüne protein ile başlamalısınız. Kahvaltıda önce peynirden başlayın ya da pastanın önce kremasını yiyin.

    En az 2 litre su için. Kişiye özel hazırlanan beslenme programına göre bu miktar değişebiliyor.

    Meyve yemek şart. Özellikle her gün bir elma yemek sistemin vazgeçilmez kurallarından biri. İstediğiniz bir öğünde sabah, öğlen veya akşam yiyebilirsiniz.

    Üç öğün yemek gerekiyor. Öğünlerin arasında en az 5 saat olmalı. Sık sık yemek yemek vücuttaki insülin düzeyini yükselttiği için önerilmiyor.Yemekten 2 saat sonra leptin hormonu salınımı başlamakta ve yağ yakımı hızlanmaktadır.

    Akşam 9’dan sonra bir şey yememek önemli. Çünkü vücut akşam dinleniyor ve gece leptin hormonu devreye girerek (lipoliz) yağ yakıyor. Dolayısıyla akşam yemeğini erken yemelisiniz.

    En az 8 saat uyumak gerekiyor. Uykusuz kalmak metabolizmanın dengesini bozuyor. Uykuda insülin düşüyor ve vücut yağ yakıyor.

    Öğünleriniz 60 dakikadan fazla sürmemeli. Yemek masasında uzun saatler geçirilmesi önerilmiyor.

    Kalbinizi Koruyor

    Dengeli beslenmek, sağlıklı bir şekilde kilolarını kontrol altında tutmak, şeker ve metabolizma dengesini kurmak isteyenler ‘metabolik balans’ programına katılabiliyor. Ayrıca program kalp ve kan dolaşımının korunmasında, şeker ve metabolizmanın dengelenmesinde, karaciğer, safra kesesi, böbrekler ve mesanenin desteklenmesinde son derece etkili.

  • Duygusal beynimiz: bağırsaklarımız

    Karın bölgesi yani Bağırsaklarımız “ Duygusal Beynimiz” dir.

    Duygular karında oluşur ve karında etkili olur…

    Birçok bağırsak hastalığı Psikosomatik hastalıklar içinde değerlendirilmektedir. Yani Modern Tıp’da bağırsaklar ve midenin insanın ruhsal durumu ile bağlantılı olduğunu gözlemlemiştir.

    Psikolojik sıkıntılar ve duygular özellikle içe dönük insanlarda vücudu etkilemeye başlar, kişi davranışlarını ve duygularını kontrol edemez hale gelir. Yorgunluk, isteksizlik, uyku bozuklukları, karın ağrısı, ciltte ekzema veya benzeri döküntüler, saçların erken yaşta beyazlaması veya dökülmesi gibi belirtiler ortaya çıkar.

    Korkular, huzursuzluk, uykusuzluk veya tam tersi aşırı uyku gereksinimi, depresyon, apati, konsantrasyon güçlüğü gibi nöropsikolojik rahatsızlıklarda da bağırsak disfonksiyonları temelde yatan neden olmasa da, katılımcı bir rol oynayarak risk faktör oluşturabilirler.
    Bağırsaktaki ortam için önemli bir faktör besinlerin geçiş süresidir. Dışkının geçiş süresi kadar uzun sürerse o kadar fazla çürüme ve mayalanma gerçekleşir. Doğru beslenme şeklinde sağlıklı bir bağırsakta normal geçiş süresi 24 en fazla 36 saattir. Daha uzun geçiş süreleri tıkanma ve birikimlere, sonuçta kronik otointoksikasyona (zehirlenme) neden olurlar. Psişik etkiler isteksizlik,çevresiyle ilgisizlik, kronik yorgunluk, başarı ve konsantrasyon güçlüğü, depresyonlar görülür.

    BAĞIRSAK FLORASININ OLUŞUMU VE KORUNMASI

    Yeni doğanın bağırsak Florasının kaynağını doğum sırasında yutulan annenin vajinal florası oluşturur. Doğumdan sonraki 48 saatte kolonda Enterobakterler, Stafilokoklar ve Streptokoklar bulunmaktadır. Birinci haftadan sonra Bifidobakterler gaita florasına hakim olmaktadır. Sindirim sistemi florasını stres, iklim, antibiotikler, duygusal faktörler ve yanlış beslenme olumsuz etkilemektedir.

    Bağırsak florasının içinde bulunan Candida albicans, Koli bakterileri (Escherichia coli), Streptokoklar, Pseudomonaslar ve Bakteroides’ler fizyolojik ortamda zararsızdır, ancak disbiyotik şartlarda gücü ele geçirince zararlı olabilecek kapasiteye sahip olurlar. Bu mikroorganizmaların birbirlerine olan oranları önemlidir ve bu nedenle korunmalıdır. İnsan kalın bağırsağındaki en önemli simbiyontlar Lactobacillus bifidus ve acidophilustur ki, bunlar da tüm diğerleri gibi anaerobdurlar yani metabolizmaları için oksijensiz bir ortam gereklidir. Görevleri karbonhidratları parçalayarak laktik asit üretmek ve kendi zayıf asidik, ortamlarını yaratmaktır.

    Eğer besinler liften zengin ise (vejetaryen beslenme) barsak ortamı sağlam kalır ve kendini sabit tutar. Sayısal varlıkları yeterli olduğunda patojen mikroplara karşı iyi bir savunma sağlarlar. Barsak mukozası bağırsağa özgü bağışıklık ve lenf sisteminin koruyucu örtüsüdür, bunun yanı sıra bağırsak simbiyontları vücut savunma mekanizmasının taşıyıcı faktörleridirler ve organizmanın görev dengesinin sağlanmasında stratejik bir rol oynarlar.

    Erişkin bir insanın bağırsağında 100 trilyon faydalı bakteri ve mantar bulunur, bunlar yaklaşık 700 gr. ağırlığındadır. Bağırsakta bulunan mikroorganizmaların sayısı insan hücre sayısının 10 katı kadardır. Çeşit olarak ise sayıları 500’ün üzerinde olan bu bakteriler ve mantarlar, 400-500 m2. büyüklüğünde bir yüzey oluşturan bağırsak mukozasını koruyucu bir tabaka halinde kaplar ve normal bağırsak florasını oluştururlar.

    Bağırsak Florasının Bozulmasının Başlıca Nedenleri:

    Karbonhidrattan zengin gıdalar

    Rafine gıdalar ve hazır yiyecekler

    Çeşitli toksinler

    Antibiyotikler

    Sezaryen ile doğumlar

    İklim değişikliği

    Mikrobiolojik Tıp :

    Eğer sorun bağırsak mikroflorasının bozulması ise öncelikli olarak flora dengesinin sağlanması gerekir. Floranın durumunu çok geniş kapsamlı bir gaita analizi yaptırarak öğrenebiliriz, bunun sonucunda mikrobiyolojik denge ve bazı biyokimyasal veriler hakkında bilgi ediniriz.

    Sindirim sisteminin mikroflorasının oluşturulması :

    Probiotikler bağırsaktaki bakteriyel dengeyi geliştirerek flora’ya katkıda bulunmakta ve yarışma yoluyla reseptörlere bağlanarak patojen ajanlara yer bırakmamakta ve dışkı ile atılmalarını sağlamaktadır. Probiotik olarak kullanılan bakterilerin barsak florasından elde edilmiş, canlı, mide ve safra asitlerine dayanıklı olmaları ve barsak hücrelerine uyum sağlama, kolonizasyon yeteneğine sahip olabilmeleri gerekmektedir. Ayrıca antibiotiklerle alındıklarında etkilerini sürdürebilmelilerdir. Probiotiklerin besinsel kaynakları Laktobasiller, Bifidobakteriler, Enterokoklar ve Streptokokların kullanıldığı fermente yoğurtlar, peynir, turşu, ekmek, bira, şarap, kımız ve kefirdir.

    Prebiotikler ise non-patojen kolon bakterilerinin aktivitelerini arttıran, kolonizasyonlarını kolaylaştıran, fermente olabilen, sindirilmeyen karbonhidratlardır. Bir disakkarit olan laktuloz, inülin, oligosakkaritler maltoz, soya, ksiloz, oligofruktoz ve galaktoz içeren kurubaklagiller prebiotiklerin besinsel kaynaklarıdır. Bir porsiyon pırasa yemeği, bir küçük boy soğan ve sarımsak, bir küçük boy muz günlük prebiotik gereksinimini karşılamaktadır. Anne sütüde içerdiği oligosakkaritler nedeniyle çok önemli bir prebiotikdir.

    Beslenmenin Düzenlenmesi :

    Günümüzde beslenme alışkanlıkları çok değişmiştir. Çoğu insan masa başında çalışıyor, çeşitli makineler iş ve ev hayatımızı kolaylaştırdı ancak günlük hareket kapasitemizi en aza indirmemize sebep oldular, ulaşım araçları çoğaldı ve artık hiç yürümez hale geldik. Gittikçe artan çalışma temposu ve aile bireylerinin hepsinin çalışma ve öğrenim hayatının içinde olmaları nedeniyle artık yemek pişirmeye, salata yapmaya hatta alış-veriş yapmaya zaman yok. Hazır yemek bulmak ise artık çok kolay!

    Genellikle çok fazla yağlı, fazla tuzlu, fazla tatlı ve proteini yüksek gıdalar tüketiyoruz. Meyve, sebze ve tahıllı gıdaların yerini fast food ürünleri, konserveler, hazır bol yağlı yiyecekler, tatlılar ve reddetmesi son derece güç hamur işleri almıştır.

    Konsantre nişasta ve protein besinlerinden oluşan dışkı barsak’ta yapışıp katılaşarak barsak ceplerinde (haustralar) birikmeye meyillidir. Liften fakir aşırı konsantre beslenen (nişasta, yağ, protein, rafine besinler ve pişirilmiş besinler), yeterince sıvı almayan insanların bağırsaklarında kilolarca ağırlıkta birikim olabilir.

    Konstipasyon tedavisinde anahtar diyetin düzenlenmesidir. Bunda genel kural ise su ve lifli yiyecek alımının arttırılması, süt ürünleri, kahve, çay ve alkol gibi kabızlık yapıcı ajanların azaltılmasıdır. Diyette lif kaynağı meyve, sebze ve tahıllardır. En önemli basamak ise hastanın sıvı alımıdır. Günde en az 8 bardak, 1,5-2 lt. su içilmelidir.

    Diyet ile Normal Bağırsak Florası Nasıl Sağlanır?

    Un ve şekerden fakir, sebze, meyve, et ve yumurta gibi doğal gıdalardan zengin bir diyet bağırsak florasının koruyuculuğunu artırır. Fermantasyon ürünleri (turşu, yoğurt, peynir, sirke, tuzlama yiyecekler) bağırsak florasında bulunan probiyotikleri artırırlar. Pastörizasyon, gıdalardaki probiyotikleri büyük ölçüde tahrip eder!! Probiyotikten en zengin gıdalar anne sütü ve yoğurttur.

    Süt ve yoğurt tüketirken dikkat edilecek noktalar şunlardır: Mümkünse temiz günlük mandra sütü tüketilmelidir. Bunun için en iyi seçenek günlük pastörize şişe sütleridir. Uzun ömürlü homojenize kutu sütlerini kesinlikle kullanmayınız. Sadece ekşiyen ve/veya kesilen süt ve yoğurtları yiyiniz. Bulamazsanız kendiniz yapınız; hem daha ucuz hem de daha sağlıklıdır.

  • Sırt ve bel ağrılarının tedavisinde farklı bir bakış açısı

    Omurganın boyundan başlayıp kalçalara kadar uzanan kısmındaki ağrıları ifade eder ve Batıda endüstriyel toplumlarda yaşam boyu görülme sıklığı %70-75 arasındadır. Ülkemizde de 15 ilde yapılan bir çalışmaya göre bel ağrısı ağrı nedenleri arasında ikinci sırada yer almaktadır

    Her bel ağrısı Bel Fıtığı değildir. Sadece belde ağrı varsa çoğunlukla kaslarla ve bağlarla ilgili problemlerden, duruş ve oturuş bozukluğundan, soğuk algınlığından veya aşırı yorgunluktan şüphelenilmelidir. Ayrıca kadın hastalıkları, böbrek ve barsaklardaki sorunlar da bel ağrısı yapabilir. Eğer ağrı bacağa da vuruyorsa, omurilikten çıkan sinirlere bası var demektir. Bu basının en önemli nedeni bel fıtığıdır.

    Bel tutulması nedir?

    Eğer şikayetler çok ani bir şekilde başladıysa tüm belden aşağıda ani bir tutulma hissediliyorsa, bacakları kıpırdattıkça ağrı oluşuyorsa tıp dilinde Faset Kitlenmesi yani omurganın arkasındaki eklemlerin birbiri üzerinde kayması oluşmuş demektir.

    BEL AĞRISI NE KADAR SÜRER?

    Bel ağrısı atağı ağrı kaynağı neresi olursa olsun, belli bir süre sonra, dokunun kendisini onarmasına bağlı olarak kendiliğinden geçer. Akut sırt ve bel ağrılarının %80’ i iyi seyirlidir, %10’ u tekrarlar, kalan %10’u ise kronikleşir. Dört haftadan uzun süren ağrılı hastaların iyi bir gidiş göstermesi şansı azalmıştır.

    Sırt ve bel ağrıları sıklıkla psikolojik yüklenmelerin ortaya çıkış şekillerinden biridir. İş hayatındaki, özel hayattaki sorunlar veya kişinin kendi iç çatışmalarının bir sonucudur. Özellikle kronik ağrılarda bu göz önünde bulundurulmalıdır.

    HANGİ DURUMDA TETİKTE OLMAK GEREKİR?

    6 hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ve/veya bacak ağrısı

    Bacakta güç kaybı hissedilmesi

    İdrar yapmakta veya tutmakta güçlük

    Makat bölgesini içeren uyuşukluk hissi

    Kısa mesafe yürüyüşlerde bile her iki veya tek bacakta gelişen uyuşukluk, yorgunluk hissi- dinlenmek zorunda kalmak.

    Yukarıda belirlenen tablolar oluşursa acil cerrahi girişim gerekliliği vardır. Ancak bu durum bel ağrılarının % 3-5 gibi çok az bir kısmını oluşturur.

    Şikayetlerin başlangıcı, ağrının şiddeti, karakteri, yayılımı, hareketle değişip değişmediği önem arzeder, ayrıca kişinin yaşadığı çeşitli olaylar, geçirdiği hastalıklar ve cerrahi müdahaleler arasında zamansal bağlantı kurmak gerekir. Bu nedenle kişinin geniş kapsamlı bir hikayesi alınır ve not edilir. Fizik muayene Röntgen ve MR kadar önemlidir. Çünkü bazen hastanın şikayetleri çoktur ancak MR da pek önemli bir bulgu yoktur veya bunun tam tersi olur. Yani muayene etmeden MR görüntülemeye ve raporuna göre hasta tedavi edilmez.

    TEDAVİ:

    Akut ağrı atağında kısa süreli yatak istirahatı, belin üzerine binen yükü azaltacağı için yararlıdır. Ancak yatak istirahatı 3-4 günü geçerse, kaslar zayıflayacağından, yarardan çok zarar verebilir.

    Eğer cerrahi tedavi gerekli değilse ilaç tedavisi veya fizik tedavi ya da daha geniş kapsamlı bir tedavi imkanı sunan Tamamlayıcı Tıp yöntemleri uygulanmalıdır. Bu karar iyi bir muayene sonucu Hekim tarafından hastaya anlatılarak verilir.

    Sırt ve Bel ağrıları Biyo-Psiko-Sosyal neden ve sonuç ilişkisine bağlı oluşan kompleks bir yapıdır. Tamamlayıcı Tıp Yöntemleri hastanın tedavisine Biyo-Psiko-Sosyal açıdan yaklaşım imkanı tanıyan araçlara sahiptir.

    Nöralterapi sorunlu bölgelerde kan akımının düzelmesi, lenfatik akımın düzelmesi ile yıkım ürünlerinin uzaklaştırılması ve doku hasarının iyileşmesini sağlar. Ayrıca Bozucu alanların ortadan kaldırılması hastalığın psikolojik komponentini de regüle ederek hiçbir tedaviye cevap vermeyen olguların dahi iyileşmesine neden olacaktır. Faset eklem kilitlenmelerinde de çok hızlı ve etkili tedavi sağlar.

    Akupunktur vücudun kendi ecza deposunu çalıştırır, ağrı kesici, kas gevşetici etkisi olan maddelerin salınımını arttırır ve psikolojik rahatlatıcı etkisi olan Serotonin miktarını arttırarak hastanın psikolojisinin düzelmesini sağlar.

    Manuel Terapi ise gergin, spastik kasların gevşetilmesi, eklemlerin mobilize edilmesini sağlar, verilen egzersizler yardımıyla duruş bozukluklarıda düzeltilir. Sadece bel değil bütün omurga boyunca meydana gelmiş bütün disfonksiyonlara müdahale olanağı sağlar.

    Yukarıda anlatılan bu yöntemler sebebe yönelik, kesin tedavi imkanı sunarken yan etkisi olmayan son derece güvenilir seçeneklerdir. Sadece ağrıyan yer değil etkilenen yakın eklem ve kaslarda tedaviye alınır, ayrıca kişinin o an içinde bulunduğu psikolojik durumuda tedaviden fayda görür. Bu bir bütüncül Tamamlayıcı Tıp yaklaşımıdır.

  • Karpal tünel sendromu (el bileği sinir sıkışması) ve akupunkturla tedavisi

    Karpal Tünel Sendromu, el bileğinde kemiklerin arasında bulunan Karpal Tünel adlı kanaldan geçerek ele giden ve elin sinirlerinden biri olan median sinirin bu kanalda daralma sonucu sıkışması ile oluşan ağrılı bir hastalıktır.

    Aynı el ve bilek hareketlerini sürekli tekrarlayan kişilerde görülür. Aşırı el işi ve ev işi yapan ev kadınları, sürekli bilgisayar kullananlar ve müzik aleti çalanlar gibi. Kilo almada ve hamilelikte de oluşabilir. Doğumdan sonra ve kilo vermeyle çoğunlukla kendiliğinden düzelir.

    Karpal tünel sendromu 40 yaş üzerinde, özellikle 40-60 yaş grubu kadınlarda 4 kat daha fazla görülür.

    Karpal tünel sendromunun ilk bulguları; özellikle elin üç parmağında (baş parmak, işaret parmağı ve orta parmak) uyuşma, yanma, karıncalanma, ağrı yakınmalarıdır. Ağrı kola yayılabilir. Bu sorunlar geceleri daha fazla görülmektedir. Kişileri uykusundan uyandıracak derecede rahatsız edici olabilir. Ellerini zorladıkları işlerde (bez sıkma, temizlik yapma, mouse kullanma, vida sıkma) ağrı ve uyuşukluk artar. Hastalar ellerini sallayarak, sıkıştırıp ovalayarak rahatladıklarını ifade ederler. Ağrı ve uyuşukluk bazen kola bazen de omuza, boyuna kadar yayılır. İlerleyen durumlarda başparmak kaslarında erime, güçsüzlük ile tutma ve kavrama hareketlerinde zorlanmalar oluşabilir.

    Karpal Tünel Sendromu boyun fıtığı belirtileri ile karışabilir. Ayrıca sinir sistemini etkileyen hastalıklarda da benzer sorunlar olur. Bazen de bu hastalık; hipertiroidi, osteoartrit, romatoid artrit, gut gibi başka hastalıkların bir uzantısı olarak da karşımıza çıkar. Bu hastalıklarla ayırıcı tanı yapmak gerekir.

    Koruyucu ve iyileşmeyi kolaylaştırıcı önlemler alınır:

    • El bileğinde travmaya neden olan aktiviteler kısıtlanır.

    • El bileği nötral pozisyonda istirahate alınır. El bilek ateli kullanılabilir.

    • Germe egzersizleri yaptırılabilir. Hastaya o bölge için egzersiz öğretilerek kendisinin uygulaması sağlanır.

    • Ödemi azaltmak amaçlı el bileğine saat başı bir iki kez 10-15 dakika buz uygulaması yapılabilir.

    Karpal Tünel Sendromu Tedavisi:

    • Antienflamatuar ilaçlar ve B6, B12 destek tedavisi verilebilir.

    • Bilek bölgesine kortizon enjeksiyoları uygulanır

    • İlerleyen vakalarda cerrahi operasyon yapılır.

    Karpal Tünel Sendromunun Akupunktur ile Tedavisi;

    Akupunktur tedavisi ile hastaya önerilmesi muhtemel kortizon ya da benzeri kimyasal içerikli, hastada yan etkileri olabilecek ilaçların kullanılmasına gerek kalmayacaktır. Akupunkturla cerrahi tedaviye de gerek kalmayacaktır.

    Akupunktur vücudun kendi kortizonunu arttırır. Bu nedenle doğal bir şekilde ödemi çözer. Akupunktur bilek bölgesindeki ödemi ve yangıyı çözerek iyileşme sağlar. O bölgedeki dolaşım artar, şişlikler azalır. Vücudun doğal ağrı kesicilerini de arttırdığından ağrıyı düzenler. Kişiyi rahatlatır ve sakinleştirir. Genel önlemlerle birlikte uygulandığında akupunktur tek başına etkili bir tedavi olabilmektedir.

    Hem klasik iğneli akupunktur hem de lazer akupunktur uygulamaları yararlıdır. Problemli bölgedeki yangıyı ve ödemi çözmek için, kulak ve vücut akupunkturu beraber uygulandığında bu süreç daha da hızlanır. Yaklaşık 6 ila 12 seans arasındaki bir tedavi çoğu hastada iyileşme sağlamaktadır. Erken dönemde uygulanması tedaviden alınacak yararı arttırmakta ve tedaviyi hızlandırmaktadır.

  • Meniere sendromu ve akupunkturla tedavisi

    Meniere hastalığı; iç kulak sıvılarının basınç artışıdır. Halk arasında iç kulak tansiyonu olarak da bilinir.

    Meniere hastalığı şiddetli baş dönmesi, işitme kaybı ve kulak çınlamasının birlikte bulunduğu, ataklar halinde seyreden bir hastalıktır.

    Meniere hastalığı iç kulakta bulunan, denge ve işitmeden sorumlu, labirent isimli içi sıvı dolu organın fonksiyon bozukluğu sonucu ortaya çıkar. Hastalığın asıl nedeni, iç kulaktaki sıvının ve bu sıvı basıncının artmasıdır.

    Sıvı üretiminin atılımdan fazla olması veya iç kulak sıvılarının boşaldığı kanallarda tıkanıklık olması ile basınç artışı gelişebilir.

    Sebebi tam olarak bilinmese de bazı faktörler suçlanmaktadır. Virüs enfeksiyonları, alerjiler, otoimmün mekanizmalar ve genetik yapı bunlardan bazılarıdır.

    Meniere hastalığı orta yaş ve ileri yaşta daha sık görülür.

    Tanı:

    1. 20 dakikadan uzun 24 saatten kısa süren en az iki vertigo atağı
    2. Kulakta çınlama veya dolgunluk hissi
    3. İşitme testleri ile doğrulanmış işitme kaybı
    4. Bu belirtilerin bilinen başka bir hastalığa bağlı gelişmemiş olması

    Vertigo: Oldukça şiddetli bir baş dönmesidir. Kişi yatakta yatarken bile düşecekmiş gibi hissedip sıkıca yatağa tutunur. Vertigolarda genel olarak görülen bulantı ve kusma bu hastalıkta da görülür. Vertigo, ataklar halinde gelip, 20 dakika ile birkaç saat arası devam eder. Baş dönmesi atakları sırasında hastada görülebilecek en önemli bulgu nistagmus denilen istemsiz göz hareketleridir
    Kulak çınlaması: Kulakta uğultu, zil sesi, gürültü, kükreme veya ıslık sesi şeklinde sesler duyulur.
    İşitme kaybı: Hastalığın başında gelip geçici olan işitme kaybı, ataklar arttıkça kalıcı olmaya başlar.
    Kulakta dolgunluk hissi: Kulakta dolgunluk ya da basınç hissi şeklinde ifade edilir.

    Meniere hastalığı atakları sırasında çarpıntı, terleme, panik içinde olma ve ölüm korkusu gibi belirtiler de görülebilir. Bu belirtiler bazen panik atak nöbetleri ile karışabilir.

    Tedavi

    Nedeni tam olarak anlaşılamadığından kesin tedavisi de mümkün olmayan bir hastalıktır. Tedavide vertigo ataklarını önlemeye yönelik ilaçlar, tuz kısıtlaması, idrar söktürücüler kullanılabilir. Tedavi yöntemlerinin çoğunda tam başarı yerine geçici ve kısmi düzelmeler elde edilmektedir.

    Meniere Hastalığında Akupunktur Tedavisi:

    Kulak ve vücut akupunkturunun ödem çözücü etkisi ile denge olumlu yönde tekrar sağlanır.

    Akupunkturun tansiyonu dengeleyici etkisi sonucunda ani basınç değişiklikleri de önlenmiş olur.

    Akupunktur tedavisi ile depresyon ortadan kalkar, uyku düzeni normale döner. Bu gibi faktörlerin tetiklediği atakların önüne geçilmiş olur.

    Akupunktur noktalarının iğne ile uyarılması sonucunda merkezi sinir sisteminde birtakım nöromediatörler ve beyin kan akımı üzerinde değişiklik olduğu gösterilmiştir.

    Akupunkturla vücut enerji akışındaki denge sağlanmaya çalışılır.

  • Trigeminal nevralji (ani yüz ağrısı) ve akupunkturla tedavisi

    Trigeminal nevralji, yüz bölgesini tutan bir nöropatik ağrı türüdür. Halk arasında “delirten hastalık” diye bilinen hastalık intihara kadar sürükleyebilir.

    Hastalık yüzün duyusunu sağlamanın yanında çiğneme kaslarının çalışmasını sağlayan trigeminal sinirin herhangi bir nedenden dolayı hasar görmesi ile oluşurlar. Trigeminal sinirin bir ya da daha fazla dalının kapsadığı alanda gelişen, ani, genellikle tek taraflı, şiddetli, kısa süreli ağrılardır. Hastalar bu ağrıyı yanma, batma, uyuşma, karıncalanma, donma, elektrik çarpması, bıçak saplanması, şimşek çakması gibi tanımlarlar. Yüz yıkama, yüze dokunma, yemek yeme, diş fırçalama, tıraş olma, makyaj yapma, konuşma, yutkunma çiğneme, sıcak soğuk yiyecekler gibi etkenlerle başlayıp şiddetlenebilir. Kişiyi yalnızca sıvı gıdaları alabilecek duruma getirir.

    Ağrı genellikle yüzün alt ve üst çene bölümünde görülür. Trigeminal nevralji ağrısı sürekli, yakıcı veya sancılı bir ağrıdır, bu da hastayı sıkıntıya sokabilmektedir. Bazı hastalar bu ağrı nedeniyle yemek yiyemez, su içemez hale gelmektedir.

    Tekrarlayan ağrılar şeklinde gelir. Ağrı aralıkları gittikçe sıklaşabilir. Şiddetli ağrılar kişinin ruhsal durumunun bozulmasına sebep olabilir. Bu durumda ruhsal tedavi desteği de verilmelidir. Kişinin yaşam kalitesi bozulur.

    Hastadan alınan öykü ile tanı konabilir. Fakat trigeminal sinir üzerine bası yapacak bir oluşum olup olmadığı tetkiklerle kontrol edilmelidir. Büyük çoğunluğunda organik bir sebep saptanamaz. Bunlarda hastalığın sebebi bilinmemektedir.

    Trigeminal nevralji görülme sıklığı 100.000’de 5 ile 25 arasında olduğu bildirilmiştir. Kadınlarda 2 kat daha sık olduğu bilinmektedir. Genellikle 50 yaş üzerinde görülür.

    Önlemler:

    Yemek yemek, diş fırçalamak, su içmek, traş olmak ya da makyaj yapmak gibi faaliyetler ya da soğukta yüze temas eden esinti ağrının aniden başlamasını tetikleyebilir.

    Soğuk havaya çıkılması durumunda yüzün atkı ile korunması gerekir.

    Klima ve havalandırmaya da direkt maruz kalınmaması gerekir.

    Çok sıcak ya da soğuk içecekler içilmemesi, içilmesi durumunda da ağzın hassas bölgesine değmemesi için pipet kullanılması gerekir.

    Akupunktur ile Trigeminal Nevralji Tedavisi

    Akupunkturla trigeminal nevralji tedavisi yapılabilmektedir. Tedavideki başarı hastalığın kaç yıldır olduğuna bağlı olarak değişir.

    Akupunktur vücut nevraljilerinde olduğu gibi trigeminal nevraljide de başarıyla uygulanır.

    Akupunktur güçlü bir stres tedavisi sunarak hastalığın stresle artış göstermesini engeller. Hastada yaşam kalitesini yükseltir.

  • Reflü ve akupunktur ile tedavisi

    Gastroösofagiyal reflü ya da kısacası reflü mide içinde bulunan yemek ve asidin yemek borusuna geri kaçmasına verilen isimdir. Göğüste yanma yaptığı için halk arasında “göğüs yanması” olarak da bilinir.

    Reflü Belirtileri:

    Göğüste yanma hissi (mide yanması), bazen boğaza kadar gelip ağızda ekşi bir tat bırakır

    Göğüs ağrısı

    Yutma güçlüğü

    Kuru öksürük

    Ses kısıklığı veya boğaz ağrısı

    Gıdaların veya ekşi sıvının ağıza gelmesi (asit reflüsü)

    Reflü Nedenleri:

    Stres

    Hızlı yemek, çok yemek, stresli yemek,

    Yemekten sonra 2 saat içinde yatmak

    Sigara ve alkol

    Kafein (kahve, çay, yeşil çay ve kolada bulunur)

    Mideyi boşaltma oranını düşüren yağlı gıdalar

    Yemeklerden hemen sonra egzersiz yapma

    Mide Anormallikleri, Fıtıkları

    Hamilelik

    Yaşam tarzında yapılan değişiklikler hastalara konfor sağlar:

    Kilo fazlalığı varsa mutlaka kilo verilmelidir

    Yemeklerde mide çok fazla doldurulmamalıdır

    Özellikle yatmadan en az 3 saat önce sulu ya da katı gıda alımı kesilmeli

    Yatağın başı 15-20 cm kadar yükseltilerek uyunmalı

    Portakal, limon gibi asitli meyve suları içilmemeli

    Kızartılmış yiyecekler, kremalar, yağlı peynirler, bol salçalı yemekler, alkollü içecekler, kahve, çay, asitli içecekler, çikolata, cipsler, şekerli ve yağlı çörekler, tatlılar, soğan, sarımsak, sucuk, salam, sosis gibi işlenmiş yiyecekler mümkün olduğu kadar az tüketilmeli

    Sigara kullanılıyorsa bırakılmalı

    Yemek sakin bir ortamda yavaş yenmelidir. Lokmalar iyice çiğnenmelidir.

    Çok miktarda yemek yenmemelidir.

    Karbonhidrat alımı azaltılarak bakteri üremesi ve hidrojen gazı oluşumu azaltılmalıdır. Gaz mideyi şişirerek geri tepme yapar.

    Kişi yeterince su tüketmelidir. Su içme yemekten yarım saat önce kesilmeli ve yemekten 2 saat sonra başlanmalıdır. Günde en az 2 L su tüketilmelidir.

    Gazlı içecekler kullanılmamalıdır.

    Reflü Tedavisinde Akupunkturun Rolü

    Akupunktur tedavisi stres toleransını arttırır. Kişiyi sakinleştirir.

    Akupunktur vücudun doğal ağrı kesicilerini (endorfinler) arttırarak ağrıyı keser.

    İç organların çalışmasını düzenler. Kas tonuslarını dengeler.

    Özefagus sfinkterinin fonksiyonunu düzenler.

    Mide asit salgısını düzenler.

    Reflü için kullanılan ilaçlara ihtiyacı azaltır. İlaçların olası yan etkilerini engeller.

    Kişinin beslenmesini kontrol edebilmesini sağlayarak çok yemeyi ve bunun sonucu mide reflüsünü engeller.

    Kilo vermeyi kolaylaştırarak obezite varsa kurtulmayı sağlar

    Kişi sigara kullanıyorsa sigarayı bırakabilmesini kolaylaştırır.

  • Stres ve akupunkturla tedavisi

    Günlük yaşantımızda; insanlar arası ilişkilerde ve sosyal olaylarda karşılaştığımız her türlü zorluk ve engellemelerin iç dünyamızda yarattığı olumsuz ve sıkıntı verici duygular topluluğuna stres adını veririz. Stres faktörleri başlıca felaketler, günlük zorluklar, çevresel faktörler ve önemli hayat değişiklikleri sayılabilir.

    Modern tıbba göre insan organizması birbirine zıt iki sistemin etkisi altındadır. Bu sistemlerden bir tanesi sempatik sistem diğeri parasempatik sistemdir. Sempatik sistem kişiyi mücadeleye hazırlar. Bir tehdit karşısında faaliyete geçer ve kişide savaşma veya kaçma eylemlerinden gerekli olanı devreye sokar. Bu dönemde kuvvetli bir adrenalin salınımı vardır.

    Adrenalin etkisi altında kalp hızlanır, nefes sayısı artar, kan şekeri artar, tansiyon yükselir, kol ve bacaklara giden kan hacmi artar, metabolizma hızlanır, kaslar mücadeleye hazır hale gelir. Parasempatik sistem kişiyi gevşemeye, rahatlamaya, tüketmiş olduğu enerji depolarını yerine koymaya yönlendirir. Bu amaçla kalp ve solunum yavaşlar, kan kol ve bacaklardan karın içine doğru çekilir, hazım faaliyeti hızlandırılır. Kişi uykuya dinlenmeye hazır hale gelir. Sempatik sistemin belirgin bir tehdit ve tehlike anında faaliyete geçmesi gerekli ve hayat kurtaran bir özelliktir. Ancak bu sistemin belirgin bir tehdit dışında faaliyetini sürdürüyor olması kişide gerilim yaratır. Kişi rahatlayamaz daima mücadeleye hazır bekler. Kaslar gergindir gevşeyemez. Beyin tetiktedir rahatlayamaz. Kalp ve solunum düzeni bozuktur. Bu bozuk düzen tüm sistemleri alarmda tutar. Bu durum aylar hatta yıllarca sürebilir.

    Akupunktur ilmine göre bu iki sisteme yin ve yang ismi verilir. Yin parasempatik sistemi, yang sempatik sistemi temsil eder. Bu iki sistem dengede ve her ikisi de yeterince kuvvetli olmalıdır. Stres; meridyenlerde bulunan yang enerjinin artması, yin enerjinin de zamanla azalması anlamına gelir. Akupunktur yin ve yangı dengeler.

    Stres öfke (sempatik sistemin savaş yanıtı), kaygı(sempatik sistemin kaç yanıtı), depresyon ve bağımlılıklara yatkınlık oluşturur. Stresin belirtileri fiziksel ve psikolojik olarak ikiye ayrılır.

    Stresin psikolojik belirtileri:

    Unutkanlık

    Kolayca sinirlemek ve karamsar olmak

    Kontrolü kaybetme ve boğulma hissi

    Zihni dinlendirmede zorluk

    Kendini yalnız, değersiz ve depresif hissetme Dengesiz ruh hali,

    Depresyon

    Huzursuzluk,

    Uyku bozukluğu,

    Zihinsel performans eksikliği,

    Konsantrasyon güçlüğü

    Kaygı

    Unutkanlık ve düzensizlik

    Yarışma düşüncesi

    Odaklanma sorunları

    Kararsızlık

    Karamsar olma,

    İştah değişiklikleri

    Sorumluluktan kaçma

    Artan alkol ya da sigara kullanımı

    Tırnak yeme

    Ayak ya da bacak sallama

    Stresin fiziksel belirtileri:

    Düşük enerji

    Baş ağrısı

    Mide rahatsızlıkları (reflü, midenin üst kısmında ağrı)

    Kas ağrısı

    Göğüs ağrıları, hızlı kalp atışı

    Sık soğuk algınlığı, enfeksiyon

    Uykusuzluk, uykunun bölünmesi

    Cinsel ilgi kaybı ya da işlev bozukluğu

    Soğuk veya terli eller-ayaklar, kulakta çınlama, titreme

    Ağız kuruluğu, yutma güçlüğü

    Diş gıcırdatma

    İştahın azalması ya da fazla yemek yeme,

    Değişken bağırsak alışkanlığı, ishal ya da kabızlık nöbetleri, iritabıl kolon,

    Tiroid problemleri,

    Adet düzensizlikleri,

    İnfertilite,

    Stese bağlı obezite

    Nefes alıp verme sorunları

    Astım,

    Çarpıntı,

    Migren, baş ağrısı

    Terleme

    Ürtiker,

    Ağrı,

    Panik atak,

    Kilo alma,

    Kabızlık

    Bu belirtilerin bir veya birden fazlası sizde bulunuyorsa öncelikli olarak hayatınızdaki stres faktörlerini ortadan kaldırmanız gerekir.

    Bazı hallerde ise o stres faktöründen kaçmak mümkün değildir. İşte bu aşamada, bunun etkilerini en aşağı düzeye çekmek tek başına mümkün olmayabilir.

    Akupunkturun Stres Tedavisinde Etkileri:

    Akupunktur Sempatik ve Parasempatik Sinir Sistemlerin dengeli çalışmalarını sağlar.

    Akupunktur; insan beyninde limbik sistem olarak adlandırılan ve bir yandan stresle boğuşan ve bir yandan otonom sinir sistemi üzerinden organ fonksiyonlarımızı yöneten bölgeyi daha güçlü hale getirir.

    Ayrıca; stresli olma halinin üstesinden gelerek kişinin kendini daha sakin, huzurlu ve rahat hissetmesine yol açar.

    Akupunktur nöroendokrin (sinir-hormon) sistemini etkileyerek bu olumsuzlukları ortadan kaldırır.

    Akupunktur dolaşımda serotonin ve endorfin seviyelerini artırarak kişiye huzur ve keyif verir, kaygılarını azaltır ve sedasyon sağlar.

    Akupunktur hastanın ağrı eşiğini yükselterek strese bağlı ağrılarını ortadan kaldırır.

    Akupunktur ile stres tedavisi en az 20 seans olarak planlanması gerekir.

    Seanslar 20-30 dakika arası sürer.

    Uygulama sıklığı, stresin klinik yoğunluğuna göre belirlenir.

    Yılda bir kez, üç seanslık hatırlatma tedavisinin uygulanması yararlıdır.

    Akupunkturun bilinen hiçbir yan etkisi yoktur.

  • Kilo verme ve akupunktur tedavisi

    Kliniğimizde akupunkturla zayıflama tedavisinde aşağıdaki prosedür uygulanmaktadır.

    Kişinin Kilo Verme İsteğinin ve Kararlılığının Sorgulanması

    Tedavide ilk olarak kişinin isteği ve kararlılığı sorgulanır. ‘Ben kilo vermek ve ideal kiloma ulaşmak istiyorum ama kendim bunu başaramıyorum’ diyerek başvuran hastalarda tedavinin başarı şansı yüksektir. Kilo verme tedavisinde hastanın kararlı olarak başvurup hedefe ulaşıncaya dek kararlılığını koruması gereklidir. Tedavi kararlığı sağlamalı ve devam ettirebilmelidir.

    Tanita Vücut Analizi

    Kişinin kilosu, yağ oranı ve metabolizma yaşı her seansta değerlendirilir.

    Hasta ile birlikte ulaşılacak hedefler belirlenir.

    Beslenmesin Değerlendirilmesi

    Akupunkturla kilo tedavisi yapılırken kişiye intoleranslarını ve bağımlılıkları temizleyecek beslenme programları verilir.

    Kişinin beslenme sistemi gözden geçirilir. Yeme ve içme bağımlılıkları, öğün alışkanlıkları ve saatleri, atıştırmaları gözden geçirilir. Sağlıklı beslenme sistemi hakkında bilgi verilir. Kişiye en uygun beslenme tarzı belirlenir.

    Hayat Tarzı ve Hareketliliğin Değerlendirilmesi

    Kişinin hareketliliği, yaptığı iş ve hayat tarzı öğrenilerek hareket programı oluşturulur. Kişiye en uygun egzersiz tarzı belirlenir.

    Sporun amacı ise metabolizma zaten hızlanmışken, efor ile fazla yağları yakmanın çok daha kolay olmasıdır. Ayrıca yağ kaybından sonra olası muhtemel sarkmaları da önlemek konusunda spor yapmak etkilidir.

    Akupunktur Tedavisi

    Belirlenen beslenme ve hareket tarzına uyabilmesi için akupunktur tedavisi uygulanır.

    Akupunktur kilo vermede aynı anda birçok mekanizmayı harekete geçirir.

    1. Metabolizmayı hızlandırır ve yağların hızlı yakılmasını sağlar. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.

    2. Beyindeki açlık duygusunu oluşturan hipotalamustaki bölgeyi baskılar. Çok yeme ihtiyacı duyulmaz. Yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır. Abur cubur yemeyi azaltır.

    3. Mide asit artışını engeller ve mide kazıntısı veya yanması hissini ortadan kaldırır.

    4. Dolaşımı hızlandırır ve ödem olan bölgelerdeki gereksiz sıvı birikimleri atılır.

    5. Barsak hareketlerini düzenler ve kabızlığı engeller.
    6. Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, uykusuzluk, ağız tat bozukluğu önlenir.

    7. Kişiyi sakinleştirir. Açlığın yarattığı sinirliliği veya baş ağrısını ortadan kaldırır.

    8. Akupunktur kişinin enerjisini arttırarak egzersiz yapabilmesini kolaylaştırır.

    9. Duygusal yeme davranışını düzenleyerek doymayı kolaylaştırır.

    10. Bağımlılıklardan kurtulmayı sağlar.

    Akupunktur 3 yöntemle yapılmaktadır;

    1.Kulak akupunkturu: Kulaktaki akupunktur noktaları lazerle uyarılarak, manyetik özelliği olan vaccaria bitkisinin tohumları, manyetik bilyeler ve iğneler yapıştırılır. Her hafta bu uyarılar yenilenerek tohumlar değiştirilir. Kulak akupunkturu iştahı düzenlemek ve metabolizmayı hızlandırmak için kullanılır.

    2.Vücut akupunkturu: Kişiyi rahatlatmak, metabolizmayı hızlandırmak için seans sırasında uygulanır.

    Bunun için lazer akupunkturu veya akupunktur iğneleri kullanılır.

    3.Elektroakupunktur: Bölgesel yağlanmaları eritmek için(ipoliz) uygulanır.

    Kilo ile ilgili Olumlamalar:

    Telkin (Olumlama) yöntemi: Kilo vermede bilinç ve bilinçaltı olumlamalarla kişiler kilo vermeye motive edilir. “İdeal Kilomdayım” ve “Tamamen Sağlıklıyım” CD’lerimi hastaların tedavi seanslarında dinletmekteyim.