Kategori: Akupunktur

  • Sedef hastalığı

    Çeşitli klinik biçimlerde ortaya çıkabilen,yineleyici, kronik bir deri hastalığıdır.
    Yunanca kaşıntı anlamına gelen 'psora' kelimesinden türetilerek psoriasis adını almıştır.
    Bilinen en eski deri hastalıklarındandır.
    Toplumun yaklaşık % 1-3 'ünde bu hastalık görülmektedir.
    Keskin sınırlı, pembemsi, kırmızımsı plaklar üzerinde parlak sedefi-beyaz kabuklarla karakterizedir. Bu nedenle “sedef hastalığı” diye anılır.
    Saçlı deri, diz, dirsek ve sırtın alt kısmı sıklıkla tutulan bölgelerdir. Bazı vakalar oldukça hafif seyrederken bir kısım vakalarda ise vücudun büyük bir kısmını tutacak şekilde şiddetli görülebilir.
    Sebebi bilinmemekle beraber kanda bulunan akyuvarlardaki bir anormalliğin iltihabi olayı tetiklediği ve hastalığın ilerlemesine yol açtığı yapılan araştırmalarda görülmektedir.
    Kronik olarak akyuvarlarca hasar gören cilt kalınlaşır ve normal yapısını kaybeder. Normal cilt kendini ortalama 21 günde yenilerken sedef hastalarında bu süre 3-4 güne kadar düşebilir. Normalden 7-8 kat daha hızlı oluşan bu yeni deri doğal olarak sağlıklı olmaz. Deride kaşınma, yaralanma, beneklenme tarzında yeni plaklar ortaya çıkar.
    Hastalığın en sık görülen şeklinde ise, başlangıçta küçük kırmızı kabarıklık vardır. Ardından kabuklanmalar ortaya çıkar ve kabuklar kaldırıldığında altta küçük kırmızı kanama alanları görülür.
    Sedef hastalığı, streptokoksik boğaz iltihabı gibi bazı infeksiyonlardan sonra bir takım ilaçların alımıyla birlikte aktivite kazanabilir.
    Lezyonlar genellikle simetriktir. Hastalığın bir çok tipi vardır.
    Kronik ve stabil,
    Akut ve değişken gibi.
    Akut formu yaygın cilt kızarıklığı veya iltihaplanma ile seyredebilir.
    Psoriazis vulgaris diye adlandırılan tipi en yaygın görülenidir.
    Dizler,dirsekler,kasık bölgesi ve genital bölge, kollar, bacaklar, avuç ve ayak tabanları, saçlı deri, vücuttaki kıvrım bölgeleri, sedef hastalığın en çok görüldüğü bölgelerdir.
    Sedef hastalığı olan kişilerde %30'a varan oranlarda eklem iltihaplanması şikayetleri görülür. %5-10'unda çeşitli eklemlerde iltihabi olaydan dolayı işlevsel kısıtlılık oluşur. Bazı kişilerde eklem iltihaplanması şikayetleri, deri tutulumu arttığı zaman kötüleşebilir. Bazen de deri tutulumu düzeldiğinde eklem şikayetleri de düzelir.
    Sedef hastalığı, güneşli iklimlerde azalır, kışın ise artış gösterir.
    Yapılan çalışmalarda, psikolojik stresin sedefi etkilediği, ciddi hayat değişimlerinde sedefin değişiklik gösterdiği saptanmıştır.
    Sigara ve alkolün de sedefi artırdığını gösteren bilimsel çalışmalar vardır.
    Sedef Hastalığının Akupunktur İle Tedavisi:
    Sedef hastalığının akupunktur ile tedavisinde, vücudun kendi içindeki böbrek üstü bezlerinden salgılanan kortizon salgısını arttıran vücut ve kulak akupunkturu noktaları kullanılır.
    Alerjik etkileri azaltmak için de alerji cevabını düzenleyici noktalar tedaviye eklenir.
    Gerektiğinde de bizim teşhis ve takip sistemince bulunan bağışıklık (immün) sistemini düzenleyici noktalar tespit edilir ve o noktalara akupunktur uygulanır.
    Hem uygun cilt temizlik preparatlarıyla cilt soyulması kolaylaştırılır, hem de içten yapılan etkiyle cildin yenilenmesi sağlanır.

  • Alerji

    Alerji, vücuda giren ya da temas eden bir maddeye karşı vücudun kendine zarar verecek derecede reaksiyon göstermesidir. Bu reaksiyonlar normal düzeyinde olursa vücudu korumak içindir. Ancak alerjik kişilerde reaksiyonlar zararlı olacak derecede fazladır.
    Alerjiye neden olan çoğu şey aslında zararlı değildir ve alerjisi olmayan insanlar üzerinde etki göstermez. Alerjik bünyeler genellikle birden fazla maddeye karşı hassastırlar.
    Alerjinin genetik bir yatkınlığı vardır ve her yaşta başlayabilir.
    Alerjenin vücuda girmesinden 2-3 dakika sonra histamin adı verilen madde salgılanır. 15 dakika içerisinde maksimum seviyeye ulaşır.
    İmmün (bağışıklık) sistem, yabancı maddelerle karşılaştığında onları tanımayı ve belleğine almayı öğrenir. Ardından yabancı maddelere (antijenlere) karşı antikor üreterek yanıtını hazırlar. Organizmada ne zaman aynı antijen görülse hatırlama özelliği nedeniyle daha önceden hazırlanmış yanıt başlar. Bu nedenle örneğin, saman nezlesi olan kişi her yıl polenlerle karşılaşınca immün sistemdeki bu özellik sebebiyle hemen reaksiyon gösterir.
    Alerji yapabilecek bilinen ya da bilinmeyen çok sayıda faktör vardır. En sık görülenler arasında toz, polenler, küf mantarları, bazı yiyecekler (süt, yumurta, çilek vs.), kimyasal maddeler, ev hayvanları sayılabilir.
    Alerji, burun akmasına, aksırmaya, kaşıntıya, vücutta değişik tepkilere, şişmelere ve astıma neden olabilir. Unutulmamalıdır ki alerji, kliniği çok zararsız olan bir hapşırma ve kaşıntıya neden olduğu gibi, anafilaksi adı verilen kısa sürede hastanın ölümüne sebep olabilecek bir tabloya da sebep olabilmektedir.
    ALERJİK RİNİT
    Alerjik reaksiyonlardan en fazla etkilenen organ burundur. Burun içini döşeyen mukozanın her türlü iltihabına rinit denir. Eğer bu iltihaplara alerjik faktörler sebep olmuşsa buna Alerjik Rinit denir.
    Alerjik Rinitli hastaların muayenesinde burun akıntısı direkt olarak görülebilir. Ayrıca burun içinde soluk renk, saydam salgı artışı, ödem(şiş), eğer varsa et büyümesi görülür. Ağız içinden bakıldığında geniz akıntısı ve faranjit görülebilir.
    Akupunktur İle Alerji Tedavisi:
    Alerjide akupunktur tedavisinin temel amaç, alerjen maddeye (toz, polen, akar, gıda maddesi, hayvan tüyü,vs..) vücudun verdiği aşırı reaksiyonu düzenlemektir. Tıp dilinde buna modülasyon denir. Amaç, vücudun ne aşırı cevap üretmesi ne de cevapsız kalmasıdır. Yani vücudun normal olarak cevap üretmesidir.
    Kliniğimize gelen hasta tedaviye başlamadan önce, klasik genel muayeneden geçirilir. Daha önce gittiği alerji-göğüs uzmanı hekimlerin vermiş olduğu tetkik ve tahliller incelenir. Buna ek olarak da geleneksel Çin Tıbbı açısından organ ve sistemlerin enerji düzeylerine bakılır. Bunun için nabız teşhisi, dil teşhisi, vücut ve kulak akupunktur noktaları teşhisi muayeneye eklenir. Hastanın kullandığı ilaçları da öğrendikten sonra yapılacak akupunktur uygulamasının tarzı belirlenir.
    Örneğin kulak akupunkturunda ilaç etkili akupunktur noktaları mevcuttur. Kulak akupunkturunda birkaç nokta söylemek gerekirse ASTH (böbrek üstü bezini kortizon salgılaması için uyaran, beyinden üretilen hormon) böbrek üstü bezi noktası, antihistaminik (histaminin karşıtı olan) nokta gibi. Bu noktalar kulakta dedektörle taranır, o noktaya tedavi gerekip gerekmediği, gerekiyorsa ne tür iğne (gümüş ya da altın) kullanılacağı belirlenir. Bu noktaları tamamlayan vücut noktaları da eklenerek uygulama yapılır.
    Ortalama 3 seansta şikayetlerde azalma başlar, 8 ila 15 seans sonrasında tedavi sonlandırılır. Tedavinin süresi yapılan muayene neticesinde belirlenir.
    Gerekli görülen durumlarda; magnetik alan tedavisi, fitoterapi, solunum egzersizleri, hareket tedavisi, masaj tedavisi, vücut ve zihin için kişiye özel arındırma programları gibi yardımcı unsurlar da akupunktur tedavisine eklenir.

  • Gastrit

    Beyaz kan hücrelerinin değişik etkenlerin yaptığı uyarı neticesinde mukozada birikmesiyle midenin iç yüzündeki zarın iltihaplanması sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.
    Ülsere göre daha yüzeysel bir hasar yaratır. Fakat daha derinlere geçebilir ve ülser oluşturacak şekilde aşındırma yapabilir.
    Gastrit çoğunlukla bakteriyel enfeksiyon sonucu oluşur.
    Ağır yemekler, fazla kuru ve sert yiyecekler, hamur işleri, tatlılar, acı ve baharatlı yiyecekler, alkol, fazla miktarda çay kahve, sigara tüketimi, düzensiz yemek yeme alışkanlıkları, hızlı yemek yemek, fazla ilaç kullanmak, ateşli hastalıklar, karaciğer ve safra kesesi hastalıkları, kalp hastalıkları veya romatizma gastriti hazırlayan etmenlerdir.
    Gastrite sebep olan önemli faktörlerden biri de strestir. Stresli kişilerde asit fazla salgılanır, bu da gastrite yakalanma riskini arttırır.
    Gastrit, akut veya kronik olabilir.
    Gastritin belirtileri akut veya kronik oluşuna göre değişir. Akut gastritte karnın üst kısmında ağrı, gaz, geğirme, yanma, ekşime, bulantı ve kusma gibi bulgular görülürken kronik gastritte ağrı daha az belirgin olup yemek sonrasında şişkinlik ve dolgunluk hissi, erken doyma, bulantı hissi, geğirme, iştahsızlık ve ağızda kötü tat gibi dispeptik yakınmalar daha sık görülür.
    Kronik gastritte ağrı belirginleştiğinde gastrit zemininde ülser veya başka hastalıkların gelişmiş olabileceği düşünülür.
    Tedaviye başlamadan önce hastalığın nedenini tespit etmek gerekir.
    Helikobakter pylori (HP)nin sebep olduğu kronik gastritin tedavisinde; önce bakterinin midede varlığı endoskopik biyopsi, üre nefes testi, kan ve dışkıda antikor-antijen araması gibi testlerle belirlenir. Daha sonra bazı özel ilaç rejimleri (antibiyotik tedavileri) kullanılarak bakteri mideden temizlenir. Ancak bu tedavinin etkinliği ne yazık %100 değildir.
    Ayrıca mide asidinin de çeşitli yöntemlerle azaltılması gastrit şikayetlerini bir ölçüde giderir.
    Gastrit şikayeti olan hastaların aspirin ve romatizmal ilaçları kullanmaları halinde, kullanımı takip eden süreçte akut gastritte gizli ya da açık kanamalar görülebilir.
    Akupunktur İle Gastrit Tedavisi:
    Hastaya klasik muayene ve geleneksel Çin Tıbbı muayenesi yapılarak, kişinin vücut tipi, beslenme tarzı, kullandığı ilaçlar incelenir. Bu konuda gerekli tavsiyeler verildikten sonra, hastanın mide şikayetine sebep olan psikolojik tetikleyici faktörler sorgulanır. Çünkü mide şikayetlerinde psikolojik stres faktörleri ön planda gelmektedir. Kişiye biyolojik saat hakkında bilgiler verilir. Biyolojik saat, düzenli yaşam şekliyle olumlu yönde ilişkilidir; bozulması da hastalıkların oluşumu açısından oldukça önemlidir. Bütün bu temel teşhisler yapıldıktan sonra ortak bir teşhise varılır. Hem psikolojik, hem de fiziksel etkili ilaç etkisi bulunan (vücudun doğal ilaç salgılama mekanizması) akupunktur noktaları seçilerek vücut ve kulakta tedaviye başlanır.
    Gerekli görülürse bu tedavi uygulamasına destek olarak, fitoterapi, magnetik alan tedavisi, hareket tedavisi, masaj tedavisi, vs…gibi yardımcı uygulamalar da eklenerek tedavi programı belirlenir.
    Tedavi seans sayısı da yine yapılan muayene sonucunda kişinin hastalığının derecesine göre tespit edilir. Yaklaşık seans sayısı 8 ile 15 arasında değişmektedir.
    REFLÜ (GASTRO ÖZOFAGEAL REFLÜ) HASTALIĞI
    Normal sindirim sisteminde ağızdan alınan besinler yemek borusundan mideye oradan da bağırsaklara geçer. Bu peristaltik hareket sisteminin mide ve yemek borusu düzeyinde bozulması (kapakçıkların görevini yapamaması), düzensizleşmesi sonucunda mide içeriği yemek borusuna geri kaçar.
    Gastro Özofageal Reflü hastalığı, asitli veya safralı mide içeriğinin yemek borusuna gelmesi ve uzun süre temas etmesiyle yemek borusunun kendini asitten veya safralı mide içeriğinden koruyamaması nedeniyle oluşur.
    Stres, gazlı içecekler, çay ve kahve türü içecekler reflüyü arttırır. Reflü hastalarında, sürekli ağızdan gaz çıkarma, yemek borusunda yanma hissi, göğüste yanma veya gaz hissi görülür. Kalp şikayetleriyle karşılaşılabilir.
    Erişkinlerin yaklaşık %20'sinde Reflü görülmektedir. Reflü tedavi edilmediği takdirde, uzun süre sonunda barret denilen oluşumlara, onun ardından da boğaz kanserine yol açmaktadır.
    Akupunktur ile Reflü tedavisinde amaç hastalığa sebep olan bu peristaltik hareket sistemindeki düzensizliği ortadan kaldırmaktır.
    Özel vücut ve kulak noktalarına akupunktur uygulaması yapılmak suretiyle bu sistemin yeniden düzenli çalışması sağlanır. Bu uygulama yapılırken de hastaya dışardan ilaç verilmesine gerek kalmaz, ameliyatsız ve ilaçsız çözüm sağlanır.

  • Zayıflama ve selülit

    Akupunktur İle Zayıflama Tedavisi
    Şişmanlık (“Obezite”) günümüzde gelişen dünyada; değişen beslenme alışkanlıkları ve hareketsiz yaşamla ortaya çıkan en büyük sorunlardan biridir. ”İdeal kilonun üzerinde olma durumu” olarak tanımlanan obezite, beraberinde pek çok sağlık problemini de beraberinde taşır. Psikolojik sorunların yanısıra şişmanlık sonucu, fazla yağ dokularının arasından vücuda kan pompalamaya çalışan bir kalp daha fazla çalışmak zorunda kalacak, sonuçta kan basıncı artacaktır.Uzun süreli araştırmalar sonucunda obezitenin doğurduğu riskler; koroner kalp hastalığı, hiper tansiyon, diabet ve bunlara bağlı olarak artan ölüm oranlarıdır. Obezite; dünya çapında “majör” sağlık ve sosyal bir problemdir. Obezitenin tedavisi kadar idamesi (korunması) de, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur. Bu konuda tek bir tedavi uygulaması değil kombine tedavi yöntemleri tercih edilmelidir.
    Üzerinde durulması gereken bir başka husus; bu kadar obezin bulunduğu bir ortamda konunun özellikle medya organları tarafından kolayca suistimal edildiği gerçeğidir. Kafa karıştıran, hatta bazen kişileri neredeyse ölüm oruçlarına yönelten pek çok rejim, sayısız zayıflama programı, vücut sağlığını ciddi bir şekilde tehdit eden egzersizler bu konunun ne kadar istismar edildiğini gözlerimizin önüne her gün sermektedir. Bu şekilde uygulanan yanlış tedavilerin sonucunda da metabolizma çoğu kez geri dönüşsüz bir şekilde bozulmaktadır.
    Her hastalıkta olduğu gibi obezitede de hastalığın nedenine yönelik araştırılma yapılmalıdır. Çünkü obezite farklı nedenleri olabilen bir hastalıktır. Bu nedenler şu şekilde özetlenebilir:

    • Genetik obezite
    • Endokrin faktörlere yani;hormon dengesizliklerine bağlı obezite
    • Psikojenik, kültürel ve alışkanlıklarla ilgili görülen obezite

    Bu gruplar kendi içlerinde de bir çok alt gruba ayrılabilir. Örneğin; bir insanın tiroid fonksiyon bozukluğu yani, halk arasında “guatr” denen hastalık, metabolizmayı yavaşlattığından dolayı (hipotiroidi), bunun sonucunda görülen şişmanlık hiçbir zayıflama tedavisine cevap vermez. Tek çözüm; vücutta tiroid hormonunun dengelenmesidir. Teşhisin önemi bu örnekte açıkça belli olmaktadır. Maalesef nedene yönelik inceleme yapılmaksızın uygulanan tedaviler bu örnekte de olduğu gibi hüsranla sonuçlanabilmektedir. Çünkü tedavideki en önemli husus teşhistir.
    İşte bu gerçekler ışığı altında şişmanlık (veya başka bir nedenle) gerekçesiyle bize başvuran hasta önce sistemik muayeneden geçirilir. Gerekirse kan ve idrar tahlilleri ve radyolojik incelemeler istenir. Ayrıca özel olan “akupunktur ve geleneksel tıp muayenesi”nde hasta, bedensel ve ruhsal yönden analiz edilir. Elde edilen verilerin ışığında akupunktur tedavisi uygulanır. Buraya kadar anlattıklarımız olması gereken, ideal tedavidir.
    Bu konuda yapılan yanlış; hastalığa neden olan faktörleri bulmadan sadece kulağa birkaç kalıcı iğne takıp iştah kesmeye yönelik yapılan uygulamalar ve verilen ağır ve riskli diyetlerdir. Ancak yapılan bu yanlış başka yanlışları da doğurur:Hasta belki tedavinin başında hızlı kilo verişine sevinecektir. Fakat bu çabuk kilo veriş bir süre sonra durur. Çünkü vücut kendini korumaya alır. Zamanla düşük kalorili diyetlerle bile vücudun yağ tuttuğu görülür. Tabii ki burada en büyük hata, şişmanlık nedeninin bulunmamasıdır. Sonuçta en büyük zarar metabolizmanın bozulmasıdır. Böyle bir vaka, tedaviye direnç kazanır ve bozulan metabolizmayı eski haline getirmek imkansız değilse bile oldukça zordur.
    Akupunktur tedavisi başlangıçta metabolizmayı dengelemek için haftada 2-3 seans yapılabilir. Bu sürede iştah kesildiği gibi organların çalışma düzeni de bozulmaz. Bedensel ve ruhsal sağlık korunarak sistemli bir şekilde seanslar haftada 1’e düşürülür. Kilo verme hızı ayda 5 kiloyu geçmemelidir.
    Unutulmamalıdır ki çabuk ve kontrolsüz verilen kilolar hem vücuttaki dengeyi bozar, organ ve sistemlere zarar verebilir, (örn; karaciğer yağlanması, kabızlık, safra kesesi taşları v.b.) aynı zamanda çabuk verildiği için aynı çabuklukta geri alınabilir. Ağır rejim ve egzersizler de uzun süre yapılması mümkün olmadığı için, bırakıldığı anda kilo artışı kaçınılmazdır. Yani yapılması gereken; teşhise yönelik akupunktur, bünyeye (kişiye) özel diyet programı, düzenli ve her yaşta yapılabilecek egzersiz olmalıdır.
    Selülit Nedir?
    Selüliti obeziteden ayrı tutmamızın nedeni; obez olmayan insanlarda da görüldüğü içindir. Selülit; bozulmuş, formunu kaybetmiş, kronik, iltihaplı deri altı yağ dokusudur. Bu doku içindeki halojen ve elastiğin lifleri oranı bozulmuş,birbirlerine yakın ama bağımsız odacıklar halinde hapsedilmiş ve kan dolaşımı çok azalmış, kronik bir iltihabi yapı haline gelmiştir. Normal zayıflama programıyla kaybedilemez.
    Yağ dokusunun vücutta olması gereken yerlerde değil de bulunmaması gereken yerlerde birikmesi ve de sertleşmiş olması, vücuttaki genel iletimi engeller. Selülitli bölgeye yapılacak yanlış bir müdahale, bu bozulmayı tamir etmediği gibi daha da arttıracaktır. Bu yüzden ne bir ilaç,ne de bir krem veya jel istenen faydayı tam olarak sağlayamaz. Elle ya da cihazla yapılan müdahaleler de bazen etkisiz kalmakta ya da kötü sonuçlar yaratabilmektedir.
    Selülitte Akupunktur Tedavisi
    Bizim tedavi merkezimizde yaptığımız çalışmada, öncelikle bu dokuya gerekli saygı ve özen gösterilerek onu çok fazla harap etmeden, onu normal yağ dokusuna çevirmek, daha sonra da artık vücut tarafından atılması daha kolay hale gelmiş olan bu yağ dokusunu vücuttan atmaktır.
    Akupunktur ile öncelikle sınırlanmış kistik yağ kompartmanlarının iç duvarları parçalanıp hareketlenme sağlanmakta, daha sonra da yine akupunktur uygulaması ile enerji,kan ve lenf dolaşımı düzenlenerek, yağ parçacıkları,toksik maddeler gibi atıkların o bölgeden uzaklaşması, özellikle lenf dolaşımına katılarak bağırsaklardan atılması kolaylaştırılmaktadır. Selülit, bir hormonel rahatsızlık sonucunda da meydana gelmiş olabilir. Akupunktur tedavisi,aynı zamanda bu hormonel dengesizlikleri de normale döndüreceği için, sonuç son derece sağlıklı,kalıcı ve etkileyici olacaktır.
    Sorunlu olan bölgeye uygulanacak masaj çok önemlidir. Normal masaj ile selülit yok olmaz, aksine giderek artar ve genişleyerek yayılır. Çünkü selülit bir iltihaptır ve yanlış basınç iltihabı çoğaltır.
    Bölgeye yönelik yapılacak geleneksel akupunktur yöntemleri ve manuel (elle) lenfatik drenaj uygulaması yanında bize özel uyguladığımız ilave yardımcı teknikler ve modern tıbbbın teknik imkanlarından da faydalanarak sunduğumuz tedavi kombinasyonu bir kaç seans sonunda gözle görünür bir şekilde etkisini göstermektedir. Aynı zamanda kişilerin yanlış beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi de hem tedavi sürecini olumlu yönde etkileyecek hem de kalıcılığı sağlayacaktır.
    Hasta herhangi bir cerrahi yöntem ve travmatik süreç yaşamadığı için günlük hayatına devam edebilir,iş ve sosyal yaşamından uzaklaşmasına gerek kalmaz.
    Sonuç olarak;
    Bu çeşit yazılarla akupunkturun sözkonusu hastalıklardaki etkisini anlatmaktaki amacımız, toplumu, bilinmeyen ve maalesef suistimal edilmeye çok müsait olan akupunktur konusunda bilinçlendirmek ve kişilerin, yetkileri T.C.Sağlık Bakanlığı’nca onaylanmış “Akupunktur Uzmanı Tıp Doktorları”na danışabilmelerini sağlamaktır.

  • Alkol bağımlılığı tedavisinde akupunktur

    Alkol Bağımlılığı Tedavisinde Akupunktur

    • Hastanın korkuları öğrenilir.
    • Hasta söylenenin tersini yapabilir.
    • Hastanın kendine güveni kalmamıştır. Mücadele yapacak gücü yoktur.Sihirli bir değnek bekler.
    • Düzeleceğine inanmaz.
    • Hastanın güvenini kazanmak zordur.
    • Akupunktur hastanın yoksunluk semptomlarını hafifletir.
    • Hasta farklı semptomlarla karşımıza çıkabilir.
    • Alkol bağımlıları her zaman daha çok alkol isterler.
    • Alkole karşı savaşmak, semptomlara karşı savaşmaktır.
    • Hasta içindeki korkudan dolayı sizden kaçabilir. Psikoterapi, grup terapisi ve sosyal yardım gerekir.
    • Kokain bağımlılığında 4 yıl içinde %50 başarı sağlanmıştır.

    Tedavinin şartları şunlardır:
    Hasta tedaviye gelmeden önce – aynı sigara tedavisinde olduğu gibi- en az 12 saat alkolden uzak kalmalıdır. Bu durum, bize hastanın yoksunluk durumunda gelmesini sağlar. Ve biz semptomları net olarak görüp, tedavinin şekillenmesinde bu durumdan faydalanırız. Semptomlar çoğu zaman ellerde titreme, huzursuzluk, değişken arteriel tansiyon,uykusuzluk v.s. dir. İlk seansta, hastanın önce anksiyetesi çözülür. İlerleyen seanslarda karaciğer, böbrek ve otonomik fonksiyonları normale döndürülür. Bedensel ve ruhsal tam bir denge hali oluşturulur. Bu sonuçların tatmin edici bir şekilde görülebilmesi için yine bütün bağımlılık tedavilerinde olduğu gibi hastanın, durumunun ciddiyetini kabul edip, kendi özgür iradesi ile tedaviye gelmesi gerekir. Hastanın fiziksel ve psiko-sosyal durumuna göre doktor, hastanın yakın çevresinden tedavi öncesi ve sonrasında yardım isteyebilir. Çünkü seans öncesi ve sonrası, bağımlılık yapan madde alımı kesinlikle yasaktır. Aksi takdirde yapılacak tedavi başarıya ulaşmaz.
    Sonuç olarak:
    Tedavide hasta ve doktor, bilinçli ve koordine bir program dahilinde çalışırsa başarı kaçınılmazdır.
    Tedavi sıklığı:
    Tedavinin süreci ve seansların sıklığı hasatanın ihtiyacına göre belirlenir. Başlangıçta en fazla haftada 6 gün uygun olacaktır. Takibeden süreçlerde seans sayıları seyrekleştirerek devam edilmelidir. Alkol bağımlılığı ile ilgili tedavi bazen uzun bir süre alabilmektedir.

  • Sigara bağımlılığı

    Sigara bağımlılığı

    Sigara Bağımılılığının Tedavisi
    İnsan vücudu doğanın bir parçasıdır. Doğada gece-gündüz, sıcak soğuk, dişi-erkek gibi zıtlıklar dengesi mevcuttur. İnsan vücudunda da temel olarak sempatik ve parasempatik denen iki sistem vardır.
    Bir çok hastalık örneğin; mide ülseri, migren, astım v.b. bu dengenin bozulması sonucu oluşur. Sigara içen kişide de bu denge bozulmuştur. İşte akupunktur tedavisi bu bozucu unsurları düzelterek vücut dengesini yeniden kurar.
    Pekiyi sigara bağımlılığı tedavisinde yöntemimiz nedir ve bu tedavi nasıl başarılmaktadır?
    Kısaca ifade etmek gerekirse; vücutta ve kulakta yeri ve özelliği belli olan noktalara iğne batırmak suretiyle yapılan akupunktur uygulamasıdır. Tamamen acısız ve steril bir yöntemdir.
    Uygulama yerinden -iğne batırılarak- başlatılan uyarılar beyine gerekli kodlamaları verir,bu yolla vücut ve beyin koordine bir şekilde ilgili hastalıkları tedavi eder. Vücudu mükemmel bir bilgisayara benzetirsek; beyin, yazılan bu sigara programını hafızasına alır ve unutmaz. Dolayısı ile tedavi sonunda kişi ya sigaraya karşı istek duymaz ya da sigara dumanı ona tiksinti verir. Bununla birlikte bu tedavi ile vücuttaki ve beyindeki elektriksel, kimyasal dengeler değişir ve normale döner. Kırmızı kan hücrelerindeki zarların gaz değişimi oksijen lehine döner.
    Zarlardaki elektriksel yüklerin değişimi bilimsel olarak ispatlanmıştır.Bu, hücrenin daha çok oksijen alması demektir. Anlattığımız şekilde işleyen mekanizma sayesinde hastanın vücut fonksiyonları hızla normale dönerken vücutta ve beyinde de sigaraya karşı olumsuz bir tepki (içme isteğinin kaybolması, dumandan tiksinmek, v.s.) gelişmiş olur.
    Görüldüğü gibi akupunktur tedavisi sigara bağımlılığı tedavisinde çok etkin bir çözümdür. Ancak bu tedavinin başarılı ve kalıcı bir çözüm olması için bir takım şartların hasta tarafından yerine getirilmesi gerekir.
    Öncelikle bağımlı olan kişi, sigara bağımllığının kendisinde sağlık problemi yaratacağının bilincine varmış olmalı ve kendi özgür iradesi ile bu bağımlılığı sona erdirmeye karar vermiş olmalıdır. Şimdi burada kararlılık ve irade kavramlarını biraz açalım:
    Bu konudaki kararlılık:
    Hiçkimsenin baskısı altında kalmadan, aile üyeleri ya da arkadaş baskısı ile değil, tamamen hastanın kendi isteği ile bu zararlı alışkanlıktan kurtulma isteğidir. Çünkü özgür irade bu tedavinin en önemli basamağıdır.
    İradeyi ise (ki onu tedavi sürecinde biz ölçmeye çalışıyoruz)şu şekilde ifade ediyoruz: Sigara bağımlılığı tedavisi için bize başvuran kişinin gerçek anlamda kararlılığını anlamak için en az 12 saat sigaradan uzak kalmasını istiyoruz. 12 saatlik bu uzak kalış iki açıdan çok önemlidir. Birinci neden vücudun tedaviden önce belli bir süre nikotinden uzak kalmasının (detoksifikasyon-zehirsizleştirme) tedaviyi daha başarılı kılacağı gerçeğidir. İşte hastanın iradesi bu noktada karşımıza çıkmaktadır. Hatta bu konudaki bazı yayınlar sigaradan uzak kalma süresini 36-72 saat olarak açıklamaktadırlar. Ancak biz çalışmalarımız ve vaka gözlemlerimiz sonucunda bu süreyi 12 saat olarak kabul etmiş bulunmaktayız. Ancak hemen belirtelim ki; tedaviden önce hasta sigaradan ne kadar uzak kalırsa tedavinin başarı oranı da o oranda yükselecektir. Ancak minimum süre 12 saattir. Sigaradan 12 saat uzak kalmanın ikinci önemi ise şudur: Belli bir süre sigaradan uzak kalan hastada bir takım yoksunluk belirtileri ortaya çıkar. Bu belirtiler; ellerde titreme, terleme,huzursuzluk v.s. gibi belirtilerdir. İşte biz tedaviye gelen hastada beliren bu yoksunluk belirtilerini gözlemleyerek tedavi planımızı tekrar gözden geçiririz. Hastanın sigaradan uzak kalışında ne kadar zorlandığını, sözkonusu belirtilerden yola çıkarak gözlemlemek isteriz. İşte bu gözlemler tedavi süreci konusunda da bize yön verir.
    Sonuç olarak; sigaranın zararlarını idrak etmiş, kendi vücuduna olan zararlarını görüp yaşamış ancak ondan vazgeçme safhasında bizden yardım talep eden hastaların yalnız olmadıklarını, kararlı oldukları ve yukarıda açıklamaya çalıştığımız şartlara inançla uydukları sürece sigara bağımlılığından -2 seans gibi kısa bir sürede- her zaman kurtulma şanslarının olduğunu kendilerine müjdeleyebiliriz. Elele vererek söndürdüğümüz her sigara, insan hayatının sağlıkla uzaması yolunda attığımız çok büyük bir adımdır.
    Bu çeşit yazılarla, akupunkturun sözkonusu rahatsızlıklardaki etkisini anlatmaktaki amacımız; toplumu, bilinmeyen ve maalesef çok suistimal edilmeye müsait olan akupunktur konusunda bilinçlendirmek ve kişilerin, yetkileri T.C. Sağlık Bakanlığı'nca onaylanmış “Akupunktur Uzmanı Tıp Doktorları”na danışabilmelerini sağlamaktır.

  • Migren

    Akupunkturla başağrısı ve migren tedavisi
    Migren %80 oranında kalıtımla geçen, her yaşta başlayabilen, kısa ve uzun aralıklarla tekrarlayabilen, periyodik, hemikranial (yarımbaş ağrısı), zonklayıcı başağrısıdır. Genelde bulantı, kusma, fotofobi (ışığa hassasiyet) ve sese hassasiyet sözkonusudur.

    • Gerilim tipi (tension); başağrıları yaygın, devamlı, ense veya alın ve “bant şeklinde” olmaya meyillidir.
    • Artmış kafa içi basınca veya tümöre bağlı başağrıları, genellikle migren gibi çok ağrılı değildir. Uyumakla genelde rahatlamaz. Önceden hiç başağrısı çekmemiş ileri yaşta bir insanda aniden başlar veya hep aynı tarafta devam eder.
    • Bazı migrenlerde ağrının geldiğini bildiren ikaz devresi yoktur, bazılarında vardır ( Işığa hassas göz bulguları, bulantı, kusma )

    Migren Oluşumu (FİZYOPATOLOJİSİ)

    • Önce kanda serotonin artışı olur. Metabolitleri böbreklerden atılır.
    • Kanda serotonin seviyesi düşer. Baştaki – özellikle şakaktaki – yüzeyel temporal arterde genişleme olur.
    • Bu damarlardaki ağrı reseptörleri (alıcıları) hassaslaşır.
    • Damar duvarlarındaki ağrı reseptörlerinin gerilmesi ile şiddetli ağrı oluşur.
    • Bu kafa içi değişiklikler, beyin zarındaki irritasyon bulantı, kusma, ışığa hassasiyete sebep olabilir.
    • İyileşme döneminde plazma serotonin seviyesi normale iner ve damar çapları normale dönmeye başlar.

    Akupunktur uygulaması ile;
    Migren krizinde düşen plazma serotonin seviyesinde artışa sebep olur. Bu seviye dengelenir.
    Serotonin seviyesi dengede olduğu için temporal arterde dilatasyon gelişmez. Kanda serbestleşen ağrı uyaranlarının konsantrasyonu akupunktur uygulaması ile düşer.
    Migrene sebep olan olaylar zinciri, biyokimyasal maddelerin plazma konsantrasyonlarının normal değerlerde olması ile kırılmış olur. ( Akupunkturun homeostatik – dengeleyici- etkisi)
    Migreni geçirmek için modern tıp, ilaçların yan etkilerini kabul etmek zorunda kalmaktadır. Bunun yanında tedavi olarak ilaç kullanmakla hastalık tamamen iyileşmemekte, sadece nöbetlerin sıklığında azalma sağlanabilmektedir.
    Migren tedavisinde Akupunktur
    Migren tedavisinde akupunktur uygulamasının kullanılmasında, olgunun migrenden tamamen kurtulma şansı %80’lerin üzerinde bulunmaktadır. Bu tedaviyi uygulayanlar olarak bu başarı oranı hepimizce bilinmektedir.
    Her geçen gün, ilmi çalışmalar yapılarak aydınlığa kavuşturulması için uğraş verilen akupunkturun sayısız fenomeni henüz açıklığa kavuşturulamamıştır. Ama bu durum, akupunkturun varlığının ve tedavide uygulanabilir oluşunun göz ardı edilmesini haklı göstermez.

  • Bel ve boyun fıtığı

    Boyun ve Bel Fıtığında Akupunktur
    Bu hastalıklar “Lokomotor Sistem” dediğimiz “Haraket Sistemi” hastalıklarından en çok rastlanılanlardır. Çünkü gelişen teknoloji ve buna bağlı hareketsiz yaşam tarzları boyun, sırt ve bel adelelerinde zayıflamaya yol açmakta ve bununla beraber karın kaslarının gevşekliği, alınan fazla kilolar ve fiziksel zorlamalarla bel ve boyun fıtığı vakalarına sıkça rastlanmaktadır.
    “Fıtık” nasıl oluşur? Önce bu sorunun yanıtını verelim:
    Diskler, omurların arasını dolduran, adeta bir “amortisör” görevini gören yastıkçıklardır. İçeriklerinde yapısal destek elemanları ( kollagen lifler, su, proteoglikan v.s.) bulunur. Yaşın ilerlemesiyle, travma ve fiziksel zorlamalarla bu yastıkçıklarda arkaya doğru çeşitli yönlerde taşmalar olur. Bu taşmalar belirli sınırları geçerse çevrelerinde bulunan sinir köklerine baskı yaparak o sinirin uzantıları boyunca yayılan ağrı, his kaybı gibi bulgulara yol açarlar.
    Reflekslerde zayıflama ve kayıp da olabilir. Bu problemler boyun kaynaklı ise enseye, sırta ve kollara yayılan ağrılar ya da his azalması, bel kaynaklı ise genelde siyatik ağrısı diye adlandırılan, uyluğa, dize, bacak ve topuğa, ayak parmak larına yayılan ağrı ve his kayıpları oluşur. Ağrı, genelde devamlı olmakla beraber hapşırma, gülme, nefes alma, ayakta sabit durma ve uzun süre oturma ile artar, yatak istirahati ile azalır.
    Akupunkturun, bu tip – yani “Hareket Sistemi” ile ilgili hastalıklarda, sadece ağrıyı gidermeğe yönelik semptomatik bir tedavi şekli olarak düşünülmemesi gerekir.Yapılan işlem; ağrıyı oluşturan sebebi tedavi etmektir. Konu bel ve boyun fıtığı ise ve hasta iyi seçilmişse ilaç tedavisi ve cerrahi yöntem kullanmaksızın, sadece akupunktur tedavisi ile kalıcı şifa sağlanabilir.
    Şimdi bunun nasıl olabildiğini açıklayalım:
    İnsan vücudu, bir çok biyokimyasal maddeyi üreten bir ilaç fabrikasına benzetilebilir. Ağızdan vücuda giren besinleri (hammaddeler) bir çok işlemden geçirerek çoğaltır, depo eder ve gerektiğinde salgılar. İşte vücutta bulunan bu ilaçlar akupunktur yöntemi ile vücudun ihtiyaç duyduğu kadar ve yan etki içermeden vücuda salgılatılır. Bununla birlikte ağızdan alınan yapay ilaçlarda, vücuda gerekli olan dozu ayarlamak kolay değildir. Ayrıca bu ilaçların yan etkileri bazen vücudun farklı organ ve sistemlerine zarar verebilir. Örneğin; hastanın bel ağrısını geçirelim derken ilaçlar neticesinde -hiç istemediğimiz halde- midesine zarar verebiliriz. Kısaca vücuttaki o hassas dengeyi bozabiliriz.Akupunktur ise tam tersine dengeleri kurar. Bel ve boyun fıtığında klasik tıptaki yaklaşımlar şunlardır:

    • Cerrahi girişim
    • Koruyucu tedavi (İlaç tedavisi ile Fizik tedavi ve Rehabilitasyon)

    Şimdi akupunktur bel ve boyun fıtığı tedavisinde üçüncü bir yöntem olarak tüm dünyada saygın bir yer edinmiştir.
    Bel ve boyun fıtığı tedavisinde akupunkturun mekanizması bakın nasıl işler?

    • Vücut ve kulak akupunkturu veya sadece kulak akupunkturu ile vücuttaki depo kortizon çıkışı sayesinde fıtık bölgesindeki ödemi çözer. Baskıyı rahatlattığı için de ağrıyı büyük ölçüde azaltır.
    • İlk seansta önce ağrı giderici etki kendini gösterir, hastanın ağrısı azalır. Sonraki seanslarda da artık tedavi edici etki kendini gösterir ve fıtık anatomik olarak gerilemeye başlar. Bu safhada biokimyasal-biofiziksel süreç işletilir. Omurga çevresi (paravertebral) kaslar kuvvetlenir, duruş (postür) düzelir. Bölgesel olarak kan dolaşımı artar ve tamir mekanizması işlemeye başlar. Diski oluşturan yapılardaki dejenerasyon (bozulma) durur ve bu yapısal elemanlar yenilenmeye başlar.
    • Vücudun “Bağışıklık Sistemi” güçlenir. Bu etki daha çok allerjik hastalıkların tedavisinde açık bir şekilde gözükür (Allerjik astım, bronşit, sinüzit v.s.). Bu şekilde paravertebral kasların kuvvetlenmesi sonucunda öncelikle hastanın duruşu düzelir. Yana eğik ve ya kambur duran hasta dikleşir. Bu kasların kuvvetlenmesi aynı zamanda fıtık materyalinin geriye dönmesine de yardımcı olur. Hastaya verilen bazı germe egzersizleri de bu safha da çok önemlidir.

    Şunu özellikle belirtmek gerekir ki; akupunktur tedavisi sürecinde hasta normal yaşamına devam edebilir. Kesin yatak istirahatine ihtiyaç göstermez. Böylece iş gücü kaybı önlenir. Ayrıca akupunktur tedavisi, ilaç tedavisindeki yan etkileri ve cerrahi tedavilerdeki riskleri içermez. Hasta eğer akupunkturla iyileşebilecek aşamayı geçmiş, geri dönüşsüz bir sürece girmişse elbette ki cerrahi tedaviye başvurulacaktır.
    Bu çeşit yazılarla akupunkturun sözkonusu hastalıklardaki etkisini anlatmaktaki amacımız; toplumu, bilinmeyen ve maalesef çok suistimal edilmeye müsait olan akupunktur konusunda bilinçlendirmek ve kişilerin, yetkileri T.C.Sağlık Bakanlığı'nca onaylanmış “Akupunktur Uzmanı Tıp Doktorları”na danışabilmelerini sağlamaktır.

  • Akupunktur ile seksüel sorunların tedavisi

    Ülkemizde yeterli cinsel eğitimin verilememesi , konuşulması bile yakın zamana kadar tabu olan cinsel problemleri oldukça yaygın sağlık sorunlarına dönüştürmektedir.
    Cinsel problemlerin başında erkekler için yeterli sertleşmenin sağlanamaması, kadınlar için ise vaginismus denilen birleşmeyi engelleyici ağrılı kasılmalar gelmektedir.
    Organik bir nedene bağlı olmayan sertleşme problemlerinin arkasında ki en büyük etken aşırı stresdir. Kadınlarda ise belli yaşlarda yine aşırı strese bağlı cinsel isteksizlik yaşam kalitesini düşüren sorunlar olarak görülmektedir.
    Vaginismus sorunu olan kadınların büyük kısmında ise sosyal yapıdan gelen bilgiler ve tepkiler nedeni ile oluşmuş korkular temel problemi oluşturmaktadır.
    Cinsel fonksiyonlarımız beynimizde geniş bir yer tutan limbik sistemin etkisi altındadır.Sürekli olumsuz uyaranlarla limbik sistemde oluşacak düzensizlik cinsel problemlerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
    Akupunktur ile limbik sistem düzene sokulmakta ve stres giderilmektedir. Tedavi süresince hastaların ihtiyaç duyduğu anatomik ve genel bilgiler de kendilerine aktarılmaktadır. Stresi giderilerek, cinselliği ile ilgili bilinçlenen hastalar ise bu sorunlarından kurtularak daha huzurlu ve kaliteli bir cinsel yaşama ulaşabilmektedirler.

  • Meslek hastalıklarında akupunktur

    Günümüzün çalışma koşulları insanı gittikçe daha hareketsizleştirmektedir. Bilgisayarlarının başında bankacılar, bilgisayarcılar, mimarlar, tasarımcılar vb. küçük parmak hareketleri eşliğinde saatlerce çalışmaktadırlar. Gelişen teknoloji ve yoğunlaşan iletişim imkanları insana katkılarının yanısıra kendi çelişkisini de yaratarak bireyin bu yoğun iletişim ağı içinde yalnızlaşmasına neden olmakta ve bu da strese bağlı ortaya çıkan baş, boyun, sırt ve bel ağrıları, kronik kabızlık, spastik kolon, gastrit, cinsel problemler gibi sorunların ortaya çıkmasına, yalnızlaşmanın farkedilemeyen sonucu olarak aşırı besin, alkol ve sigara tüketimine neden olmaktadır.
    Bütün bu problemler Akupunktur tedavisi ile giderilmektedir.
    Günümüzde, Akupunktur’un alternatif bir tedavi yöntemi olduğu düşüncesi, yerini yukarıda sayılan sorunlarda doğrudan başvurulabilinen bir tedavi yöntemi olduğu düşüncesine bırakmaktadır.
    Akupunktur uygulayıcıları, bilim dünyasına bedenin üretebildiği endorfin adı verilen ağrı giderici maddeleri iğne, laser vb. uyaranlarla salgılatabildiklerini ispatlamışlardır. Ayrıca Akupunktur uygulaması ile Limbik sistem olarak adlandırılan ve çevremizden aldığımız tüm psişik uyaranlara vereceğimiz tepkiyi ayarlayan sistemi düzene soktuğu da kesindir.
    Bütün bunlara şimdiye kadar Akupunktur uygulamasının ürettiği ciddi hiçbir yan etkinin tanımlanmamış olması da eklenirse, ortaya yaşadığımız çağın koşulları ile iyice yoğunlaşan ve hayatla kuracağımız ilişki için gereksindiğimiz zamanı elimizden alan bu gibi problemlerle boğuşmak yerine haftada 20 şer dakikalık 1 veya 2 seans (ortalama 15 seans) Akupunktur tedavisi olarak daha nitelikli bir hayat yaşamak kalmaktadır.