Kategori: Akupunktur

  • Akupunktur ile kilo tedavisi nasıldır?

    Bilindiği gibi akupunktur alışkanlık tedavilerinde kullanılır. Kilo verme de beslenme alışkanlıklarının ve yaşam tarzının değiştirilmesi ile mümkün olduğuna göre, bu yeni alışkanlıkların edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.

    İştahı düzenler ve yemeklere saldırma güdüsünü ortadan kaldırır.

    Mide asiditesi kontrol altına alınarak, mide kazınması, yanması gibi sorunlar engellenir.

    Düşük kalorili beslenmeden dolayı yaşanabilecek halsizlik önlenir.

    Metabolizma hızını düzenler. Akupunkturla tedavi gören hasta, kendi kendine yaptığı diyetlerden daha kolay kilo vermeyi başarır.

    Akupunktur tedavisi sırasında, vücutta serotonin ve endorfin seviyeleri artmaktadır. Bu hormonlar diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece diyet yapan kişi, eski yemek yeme zevkinin kısıtlanmasından dolayı huzursuzluk ve tedirginlik yaşamaz.
    30-40 kg. fazlası olan hastaların tabii ki uzun bir zaman diyet yapmaları gerekir. Ancak, çoğu insanda böyle bir sabır olmadığı için, her pazartesi başlanan diyetler, her cumartesi sona erer. Böylece sık sık yapılan diyet denemeleri sonucu her geçen günkilo vermek daha da zorlaşır. İşte, bu gibi hastalarda akupunktur inanılmaz başarılar sağlar ve hasta 1 yıla kadar uzanan bir zaman diliminde onlarca kilo verebilir. Hastanın uzun süre diyete dayanabilmesinin nedeni, akupunkturun yarattığı sedatif ve trankilizan etkiden dolayıdır. Ayrıca hasta kilolarının eridiğini gördükçe daha çok motive olup, bu işe dört elle sarılmaktadır.

  • Akupunktur ve tedavi yöntemleri

    AKUPUNKTUR NEDİR?

    1.Ağrı kesici etkisi (Analjezik)
    2.Vücutta dengeyi sağlayıcı etki (Bio Regülatör)
    3.Rahatlatıcı, sıkıntı giderici etki (Sedasyon ve Psikolojik)
    4.Vücudun bağışıklık sistemini ve direncini arttırıcı etki (İmmü Stimülan)
    5.Motor tamir etki (Felçli hastalarda)
    özellikleri olan ÇİN’de 5000 yıldan beri uygulanan ve hiçbir yan etkisi olmayan doğal bir tedavi yöntemidir.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ UYGULANAN HASTALIKLAR
    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafında Akupunktur yapılması öngörülen başlıca hastalıklar.
    1.Şişmanlık
    2.Sigara alışkanlığı
    3.Migren ve gerilim baş ağrıları
    4.Romatizmal hastalıklar ve ağrılı sendromlar
    •Boyun, omuz, bel ve bacak ağrıları, siyatik
    •Boyun fıtığı
    •Artoz (kireçleme)
    5.Trigeminus nevraljisi
    6.Yüz felci
    7.Beyin felci
    8.Bronşit,Bronşial Astma Kr.Sinüzit ve rinit
    9.Alerjik hastalıklar
    10.Gastro-Intestinal sistem hastalıkları
    •Gastrit, Peptik ülser
    •Spastik Kolon
    •Kabızlık, ishal
    11.Ürogenital sistem hastalıkları
    •Ağrılı ve düzensiz adet görme
    •Menapoz şikayetleri
    •Kadın ve Erkekte kısırlık
    12.Psiko-somatik hastalıklar
    •Uyku bozukluğu, Depresyon, Stres
    •İlaç, uyuşturucu ve alkol bağımlılığı

    ve değişik hastalıklarda tedavi olanağı…

    BİLGİSAYARLI AKUPUNKTUR SİSTEMİ İLE TEŞHİŞ VE TEDAVİ

    Nörofonksiyonel bir ölçüm, teşhis ve tedavi programıdır.12 çift Akupunktur meridyeninde ölçümler yapılarak, vücudumuzun genel durumu, hastalıkları, tedavi programı ve akupunktur tedavi prensiplerini bize gösterir.

    PROLOTERAPİ

    Zayıflamış, eski işlevini kaybetmiş eklemleri, kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için proliferant ( hücre ve dokuların iyileşmesini sağlayan )solüsyonların enjeksiyonu ile karakterize vücudun kendi kendini tamir etme yeteneğini ortaya çıkaran akut ve kronik kas iskelet sistemi hastalıklarının tedavisinde kullanılan bir yöntemdir.

    NÖRALTERAPİ

    Vejetatif sinir sisteminin regülasyonu esasına dayanan vücudumuzdaki belirli noktaların lokal anestezik solüsyon enjeksiyonu ile uyarılması sonucu tedavi edici özelliği ortaya çıkan bir yöntemdir.

    YORK TEST (Gıda İntoleransı Testi)

    SİNGLET OKSİJEN TEDAVİSİ (Air Energy)

    CİLT GENÇLEŞTİRME ve YENİLEME UYGULAMALARI

    -Mezolift (Catherine Deneuve sistem yüz gençleştirme)

    -P.R.P (Kök hücre tedavisi ile yüz ve vücut gençleştirme ve Saç dökülme tedavisi

    -Endopeel doğal gençleşmenin yolu,yüz ve vücut uygulamaları

    -Botox ile kırışıklık tedavisi

    -Dolgu maddeleri ile kırışıklık tedavisi

    -Lighteyes ile göz altı kırışıklık torbalanma ve morluk tedavisi

    -Lipoliz ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    -Mezoterapi ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    -Mezoterapi ile saç dökülme tedavisi

    -Karbondioksit (Karboksiterapi) tedavisi ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    -Ultrason ile selülit tedavisi ve bölgesel incelme

    ŞİŞMANLIK TEDAVİSİ

    Zayıflama tedavisinde akupunktur tokluk hissi verir, midede kazınmayı önler metabolizmayı düzene soktuğu için halsizlik ve bitkinlik hissedilmez acıktığımız zaman ki sinirlilik el, ayak titremesini önler, açlık baş ağrısı yaşanmaz, kan şekerinin düşmesini önler ve tansiyon düşüklüğü, yüksekliği gibi belirtileri ortadan kaldırır.
    Bu etkileri hisseden bir kişinin diyet yapması ve günlük yürüyüşlerle hareketini artırması ile kilo vermeyi işkence olmaktan çıkarır kişiye rahat ve kolay bir zayıflama sağlar.
    Merkezimizde şişmanlık tedavisinde iğne kullanılmadan kulak akupunkturu uygulanmaktadır. Kulakta tespit edilen noktalar laserle uyarılarak, bitki tohumları ile bu uyarı sürekli hale getirilerek iğnesiz, ağrısız, acısız bir yöntem uygulanır.

    SİGARA BIRAKMA TEDAVİSİ
    Sigara bırakma tedavisinde yine kulak akupunkturu ile aynı yöntemle uygulanır ve kişinin sigaraya olan isteği azaltılır. Sigaranın tadı bozulur ve sigara içilmediği zaman ortaya çıkan sinirlilik, el, ayak titremesi ve yoksunluk belirtileri ortadan kaldırılarak tek seansta sigarayı bırakması sağlanır.

  • Ozon tedavileri

    OZONTERAPİ NERELERDE KULLANILIR?

    • Zayıflama

    • Sellülit tedavileri

    • Antiaging (Yaşlanmayı geciktirme)

    İş hayatındaki stres, yoğun çalışma temposu ,zihinsel ve bedensel yorgunluk ozon (O3) tedavisine çok iyi yanıt verir.Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonu ile genel iyilik hali ile kişiler kendilerini yenilenmiş hissetmektedirler. Profesyonel sporcular ve kadınlar bu tedaviden oldukça faydalanmaktadırlar. Ozon fiziksel dayanıklılığı arttırmaktadır.

    • Detoks

    • Vücut direncini arttırma

    • Her türlü Allerjiler

    • Hipotiroidi

    • Diabetes Mellitus (Şeker Hastalığı) na bağlı anjiopatilerde

    • Yara tedavisi: İyileşmeyen yaralar, yanık, ülserler, bası yaraları vb.

    Enfeksiyonlu yaraların lokal tedavisi, mesela açık yatak yaraları (decubitus ülserler), alt bacağın ülserleri (Ulcus cruris), şeker hastalarının iyileşmeyen yaraları ve kangren, tıbbi ozonun klasik uygulama alanlarına ait olan proseslerdir. Burada biz öncelikle, mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için ozonun dezenfektan özelliğinden, diğer deyişle bakterisid ve fungisid etkisinden yararlanırız. Yaranın temizlenmesinden itibaren, düşük dozda ozon uygulayarak iyileşme süreci hızlandırılır.

    • Romatizmal Hastalıklar (Kireçlenme ve eklem rahatsızlıklarında)

    Enflamasyonlu eklem hastalıklarını üç evreye ayırdığımızda, özellikle evre 1 ve 2, bir başka deyişle ağır kemik deformasyonlarının olmadığı durumlar, medikal ozon uygulamalarına cevap verir. Gonartroz (diz eklemi enflamasyonu) ya da diz ve omuz eklemlerindeki aktif arthritic form tedaviye cevap veren sınıfa dahildir. Standart tıbbi metodlara – spesifik egsersiz terapileri – ilave olarak bu gibi durumlarda intraartiküler ozon enjeksiyonu başarıyla uygulanır. Bağışıklık sistemini güçlendirme ve kıkırdak metabolizmasını aktive etme özelliklerine ek olarak burada ozonun tamamıyla antienflamatuar özelliğinden faydalanıyoruz.

    • Oto-ümmün Hastalıklar: Hashimoto tiroiditi vb.

    • Fibromyalji

    • Periferik Dolaşım bozuklukları: Burger hastalığı, iskemik arter hastalığı vb.

    • Kemik-Eklem hastalıkları: Gonartroz (Diz kireçlenmesi), tendinit vb.

    • Koruyucu Genel Sağlık alanında: Stres etkilerini giderme, genel sağlık düzeyini yükseltir.

    •Karaciğer enflamasyonu (Hepatit A,B,C )

    Karaciğerin enflamasyonu, tıbbi ozon için klasik tedaviler arasında sayılır. Hepatit A (HVA = hepatitis virus A) diğerlerine göre problemsiz ve tamamen iyileşebilirken, virüsün diğer şekli, hepatit B (HVB = hepatitis virus B), sıklıkla kronik bir şekilde seyreder. Burada klasik tıbbi tedavi metodlarına ilave olarak, ozonlu kan transfüzyonu ya da rektal yolla ozon/oksijen gazının kontrollü bir şekilde verilmesi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemler ayrıca kuluçka süresi yıllar süren ve kronikleşene kadar bir karaciğer hastalığı olarak teşhis edilemeyen hepatit C hastalığına da uygulanır.

    •Sık sık çıkan Herpes simplex(Uçuk virüsü), herpes zoster (Zona hastalığı)ve Genital Herpes (HSV virüsü) de

    •Kanser hastalıklarına karşı koruyucu Kanser hastalarında ozon tedavisi tamamlayıcı tedavi olarak oldukça başarılıdır. Burada ozonu immun sistem (bağışıklık sistemi) aktivasyonunda kullanmaktayız -düşük dozlarla. İmmun hücreler – örneğin lenfositler, yardımcı ve baskılayıcı hücreler, lenfositler ve natural killer hücreler (katil hücreler) – cytokin denilen interferonu da içeren haberci proteinleri üretmek için ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlar yoluyla aktif hale getirilir. Aslında, ozon vücudun kendi interferon ve interlökinlerini artan miktarlarda üretmesini sağlar. Ozonlanmış kanın hastaya verilmesiyle, pozitif olarak artan bir immün reaksiyonu başlatılır, bu aynı zamanda vücudun genel direncinin ve zindeliğinin artmasına katkıda bulunur

    •Bağırsak hastalıklarında (sürekli konstipasyon ,Chrohn ve kolitde)

    Enflamasyonlu bağırsak hastalıklarında özellikle erken dönemde rektal Ozon gazı üflenmesi şeklinde yapılan lokal uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Birçok durumda arka arkaya 10 seans ozon uygulanması yeterli olur. 248 hasta üzerinde yapılan proktitis klinik çalışmasında sadece hastaların %10’unda birkaç 10 seanslık uygulama gerekmiştir.

    •Akciğer hastalıklarında özellikle alerjik astım ve pnömonide

    •Alerjik nezlede

    •Kronik yorgunluk da

    •Koroner kalp hastalıklarında ve kolesterolün düşürülmesinde

    •Akne

  • Yüz ağrısı

    Trigeminal nevralji; şiddetli ve ani başlangıçlı bir yüz ağrısıdır. Bu ağrı nervus.trigeminus adlı sinirin yayıldığı yüz bölgesinde hissedilir. Birkaç saniyeden bir dakikaya dek uzayabilir. Ağrı genelde yüzün bir yarısının alt bölgesini tutar.
    Kendiliğinden başlayabileceği gibi, yüzde ve ağız içindeki bir tetik noktasının uyarılması sonucu da ortaya çıkabilir. Bu tetik noktaya dokunmakla, soğuk ve sıcak sıvıların alınmasıyla ya da rüzgara maruz kalmakla ortaya çıkabilir. Ayrıca konuşma, çiğneme veya diğer yüz hareketleriyle de başlayabilir.
    Tekrarlaması tipik olarak paroksismaldir. Ağrı periyotları zamanla sıklaşır ve bir trigeminal daldan daha geniş alanlara yayılabilir.
    Klinik bulgular aynı olmasına rağmen ileri sürülen etiolojik ajanlar ve olası patofizyolojik mekanizmalar farklı farklıdır.
    Trigeminal nevraljinin tanısı öyküden anamnezle konabilir. Tetik noktanın hasta tarafından gösterilmesi anlamlıdır. Fizik ve nörolojik muayene ile birlikte yer kaplayan bir oluşum şüphesini gidermek amacı ile gelişmiş nöroradyolojik tetkikler yapılmalıdır.
    Nedeni belli olmayan primer trigeminal nevralji hastalarına akupunktur tedavisi uygulanabilir.
    En az 10 seans akupunktur uygulaması tedavinin sonucu ile ilgili bir karar verebilmemizi sağlar.
    Daha kısa sürecek tedaviler akupunkturun başarısı veya başarısızlığı konusunda bir yargı oluşturmamalıdır.

  • Kabızlığa son

    Kliniğimizde kabızlık(konstipasyon) kolaylıkla tedavi edilebilmektedir. Hastamızdan bazı isteklerimiz de olmakta ama bu istemlerimiz çok basit yapabileceği hayatındaki çok küçük değişiklikleri ifade etmekteyiz. Örneğin kabuklu tüketebileceğimiz sebze ve meyveleri bol suyla yıkadıktan sonra kabuğunu soymadan yenilmesi, bol su içilmesi vb…
    Kabızlık çoğu kez biz hekimler tarafından basit bir rahatsızlık gibi algılanıp ihmal edilebilen ancak bu rahatsızlığı çeken hastalar için ciddi bir sorun ve hatta yaşam düzenlerini bozabilecek, yaşam kalitelerini etkileyebilecek ve tüm yaşam boyu sürebilecek bir problemdir.
    Bazı vakalarda geçici ve kendi kendine halledilebilen bir sorun olan kabızlık bazı vakalarda ise gerek nedeni ve oluş biçimi, gerek sonuçları, gerekse de tedavisi yönünden deneyimli bir doktoru bile çok uğraştıracak kompleks bir rahatsızlıktır. Ayrıca hemoroid, fissür, fistül gibi çok rahatsız edici hastalıklara da sebep olabilir.
    Kabızlık deyimi kişiden kişiye farklı anlamlar taşıyabilir, basitçe haftada 3 kereden az tuvalete gitmeyi kabızlık olarak kabul edilmektedir.. Ayrıca defekasyon(dışkılama) esnasında aşırı ıkınma, karında şişkinlik ve ağrı, kalın ve sert veya keçi pisliği gibi ufak ufak parçalar halinde büyük abdest yapma, yeterli boşalamama hissi, anüs bölgesinde tıkanıklık hissi, parmakla boşaltma ihtiyacı olması da diğer kabızlık bulgularıdır.
    Kabızlık ek bir hastalık olmaksızın, yani sadece kalın barsağın çalışma bozukluğu nedeni ile olabileceği gibi, sindirim sitemi hastalıkları, nörolojik hastalıklar, endokrin ve metabolik bozukluklar nedeni ile de oluşabilir. Ayrıca yaşam ve beslenme biçimi, kullanılan ilaçlar da kabızlık gelişiminde önemli rol oynar. Eğer kabızlığı olan bir kişide; iştahsızlık, kilo kaybı, büyük abdesten kan gelmesi, makat bölgesinde ağrı, karında kramp- ağrı, en önemlisi ailede barsak kanseri ve iltahabi barsak hastalığı mevcutsa vakit kaybetmeden ileri tetkik ve tedavi için doktora başvurmalıdır.
    Kabızlık sorunu çeken kişilerin bu rahatsız edici durumdan kurtulmak ve daha kaliteli bir yaşam sürebilmek için kendilerini doğru yönlendirecek bir hekimden yardım almaları gerekmektedir. Eğer sadece kalınbarsağın çalışma bozukluğuna bağlı bir konstipasyon mevcutsa uygun tedavi ile bu rahatsız edici durumdan kısa sürede kurtulmak mümkündür. Beslenme alışkanlığını değiştirmek ve daha çok lifli gıda tüketmek tedavinin önemli bir parçasıdır. Ayrıca bol miktarda sıvı alımı önem taşımaktadır.
    Akupunktur tedavisi tüm sindirim sistemini düzenler, barsakların daha düzgün çalışmasını sağlar ve kabızlık şikayetini ortadan kaldırır. Elektro akupunktur bağırsak peristaltizmini artırır.

  • Sinüzit !

    Kliniğimizde akupunktur ve iğnesiz akupunktur ile sinüzit tedavisi yapılmaktadır. Tedavide 50mv. Fiberoptik lazer, scanner ‘lı diyote lazer ve soğuk lazerler kullanmaktayız.
    Burun ve göz çevresindeki kemiklerin içinde bulunan boşluklara “yüz sinüsleri (paranazal sinüsler)” denir. Paranazal sinüsler 4 ana gruba ayrılır. Frontal sinüs alında; maksiller sinüsler yanaklarda; etmoid sinüsler burun tavanına yakın ve her iki göz küresinin arasında; sfenoid sinüs ise etmoid sinüslerin yerleşmiştir. Bu boşlukların içini döşeyen mukozanın iltihaplanmasına “sinüzit” denir.
    Sinüzitin en çok karşılaşılan nedeni, enfeksiyonun burun boşluğundan bir ya da birkaç sinüse yayılmasıdır. Basit bir soğuk algınlığı bile sinüslerde, mukozada enfeksiyona neden olur, ancak bu durum sıklıkla belirti vermez. Paranasal sinüs enfeksiyonları her ne kadar basit bir rinitin (nezle) arkasından gelişirse de, temelde burun boşluğunu ilgilendiren:
    * Mekanik tıkanmalar (örn. polip, deviasyon..)
    * Allerjik yapı
    * Burun iç yüzeyini kaplayan mukozanın tüysü hareket aktivitesindeki bozulmalar
    * Bağışıklıkla ilgili bozukluklar
    * Dudak ve damak yarıkları ve
    * Uzun süreli nazal dekonjestan kullanıma bağlı nedenlerle meydana gelebilmektedir.
    Burun ve sinüs mukozasındaki (özellikle drenaj kanalındaki) tıkanıklık, sinüsten buruna salgı akışını bloke ederek, sinüs içinde göllenmesine ve sekonder bakteri enfeksiyonuna (sinüzite) yol açar.
    Sinüzit belirtileri, erişkinlerde burun tıkanıklığı, sarı-yeşil burun ve geniz akıntısı, yüz-diş-göz ağrısı ve öksürüktür. Çocuklarda ise huzursuzluk, inatçı öksürük ve geniz akıntısına bağlı öğürme ve kusma olabilir. Genel kanının aksine özellikle kronik sinüzitte baş ağrısı olmayabilir. Baş ağrısı eğer mevcutsa karakteristik olarak eğilme, ağır bir şey kaldırma, öksürme, başını sallama gibi hareketler sırasında sinüslerdeki basınç artışına bağlı olarak artar. Migrende olduğu gibi bulantı yoktur ve krizler halinde gelmez. Tüm yaş gruplarında, kısmen daha az rastlanan belirtiler, ateş, kırıklık, yorgunluk, ağız kokusu, koku alma duyusunda azalma, boğaz ağrısı, bazen ses kısıklığıdır. Sinüzit seyri sırasında ortaya çıkan alın ve gözde ağrılı şişlikler, çift görme ve genel durum bozukluğu, sinüzit komplikasyonu olabilir.
    Sinüzit tedavisinde hedef, drenajı bozulan sinüste üreyen bakterinin öldürülmesi, drenajın sağlanarak sinüsün temizlenmesidir..
    Akut sinüzitlerde, bakteriyi öldürmek için antibiyotik, drenajın sağlanması için ise burun damlaları, ağızdan kullanılan burun açıcı bazı ilaçlar ve burun temizliği yeterli olabilmektedir. Sinüzitin ilaçla tedavisi, en az 10 gün antibiyotik kullanımıdır. Vakanın klinik durumuna göre bu tedavi, üç, bazen dört haftaya uzatılabilir.
    Akupunktur ile hem sinüzit atağı sırasında oluşan ağrı giderilmekte hem de geniz akıntısı, burun tıkanıklığı gibi semptomlar da ortadan kaldırılmaktadır.

  • Bel ağrısı

    Akut Bel Ağrısı
    Ağır kaldırma veya doğrudan travmaya bağlıdır. Travma ile birlikte belde ağrı başlar. Başlangıçta ağrı hafiftir. Daha çok kas spazmına bağlı sertlik vardır.Hasta geçer düşüncesiyle işine devam eder. Ağrı gittikçe artar. Hastayı hareketsiz bırakır. En küçük hareketle bile çok şiddetli ağrı başlar.
    Ağrı çoğu kez tek taraflıdır. Bir bölgede sınırlı kalır. Sırt muayenesinde lumbosakral kaslarda tek veya çift taraflı spazm vardır. Hasta öne doğru eğilemez. Paraspinal kas spazmı tek taraflı ise hasta ağrılı bölgeye doğru eğildiği zaman biraz rahatlar. Aksi yönde şiddetlenir. Bazı tek taraflı vakalarda konkavitesi ağrılı tarafa olmak üzere skolyoz gelişir. Spazm geniş bir alana yayılmışsa alt ekstremite hareketleri ağrılıdır. Refleks ve sensoryal bulgular normaldir. Radyolojik muayenede lumbosakral bölgede herhangi bir patoloji yoktur. Lumbar eğim düzleşmiş olabilir.
    Hastaya mutlak yatak istirahati verilmelidir.
    Kronik Lumbosakral Gerilim Ağrısı
    Kronik lumbosakral gerilim bel ağrısında en sık görülen etkenlerden birisidir. Orta yaş hastalığıdır. Diğer bel ağrıları kadar şiddetli değildir. Buna karşın tedavisi zordur.
    Orta yaşın üzerinde sık rastlanır. Ağrı çok geniş bir bölgeyi tutar. Genellikle orta şiddettedir. Hastanın hekime gelmesi için uzun süre geçmesi gerekir. Dikkatli bir anamnezle hastanın geçmişinde travma olduğu görülür. Hasta uzun süre ayakta kaldığı zaman ağrı artar. Dinlenince azalır. Kas spazmı yoktur.
    Bu sendromun asıl nedeni kişinin vücut sağlığına yeterince önem vermemesidir. Yetersiz beslanme, konstipasyon, dinlenememe gibi etkenler rol oynar. Özellikle ev kadınlarında, topuklu ayakkabı giyenlerde daha sık rastlanır.
    Tedavide önce ayrıntılı bir değerlendirmeye gitmek gerekir. Rutin laboratuvar tetkiklerinin yanı sıra radyolojik inceleme yararlı olur. Hastaya uzun süre ayakta durmaması, şişmansa kilo vermesi öğütlenir.
    Lumbar Disk Hernisi
    Vücudun anatomik yapısı nedeniyle yük en fazla L4-L5 ve L5-S1 arasına biner. Bu baskı annulus fibrosus halkasında dejeneratif değişikliklere yol açar.
    Dejeneratif değişiklikler bir kez ortaya çıktıktan sonra iyileşme zordur. Bunun nedenleri, birincisi delenerasyona neden olan ağrılar ortadan kalkmaz, ikincisi intervertebral diskin kanlanması zayıftır. Dejenerasyon gittikçe artar. Annulus fibrozusun zayıf olduğu arka cidardan nukleus pulposus kayar. Arka spinal ligamentlerin ortasının kalın, kenarların ince olması intervertebral diskin yana doğru kaymasının en büyük nedenidir.
    Ağrı hafif başlar. Bu nedenle hastalar semptomların ne zaman başladığını çoğu kez hatırlamazlar. Hasta fazla hareket etmez. İstirahat ederse semptomlar kendiliğinden hafifler. Hasta hekime artık ağrıya dayanamaz hale geldiği zaman başvurur.
    Bir travma, ağır kaldırma veya eğildiği zaman ağrı başlar. Hasta bunu bıçak saplanması şeklinde tanımlar. Hastalığın başlamasında iki belirgin özellik vardır: Belde ağrı ve elektrik çarpması, iğne batması tarzında siyatik. Otururken veya kalkarken lumbar vertebralar üzerine binen yük artar. Öksürme, hapşırma ve ıkınma ile ağrı şiddetlenir.
    Orta çizgide meydana gelen disk kaymalarında alt ekstremitelerde ve belin alt kısmında yaygın ağrılar vardır.
    -Omurların arasında yer alan diskler dayanıklı liflerden yapılmış darbe emici yastıklardır.
    -Disk patolojileri bel ağrısının en sık nedenlerinden biridir.
    -Her disk, anulus fibrosus denilen sağlam bir halka ve anulusun çevrelediği jöle kıvamında bir madde olan nu cleus pulposus’tan oluşur
    -Aksırma, öksürme, eğilme genellikle ağrıyı arttırır.
    -Genellikle sadece bir taraf etkilenir.

  • Migrenin akupunkturla yokoluşu…

    YAŞAM KALİTESİNİ DÜŞÜREN MİGRENE AKUPUNKTURLA VEDA….
    Baş ağrısı toplumda en sık görülen sağlık sorunları arasında ilk sırada yer alıyor. Pek çok insan hayatının belli dönemlerinde baş ağrısı çekiyor. Klinik Farmakoloji Derneği ,Başağrısı Derneği ve Başağrısıyla Savaş Derneklerinin beraber yaptığı araştırmaya istinaden Türkiye’nin “Baş Ağrısı Haritasını” çıkardı. Ayrıca bu araştırmaya göre Türkiye’de 48 milyon kişinin (nüfusun %69u ) başı ağrıyor. Bunlardan 7 milyon kişinin baş ağrısı sürekli devam ediyor.
    Genel olarak bayanlar erkeklerden daha çok baş ağrısı çekiyor. Ağrı sorunu yaşayan her üç kişiden birinin başı düzenli biçimde her gün ağrıyor.İnsan ömrünün yaklaşık beş yıllık bölümü baş ağrısıyla geçiyor. Baş ağrısı yaşayanların %50’si rahatsızlığının sebebini bilmiyor. Yapılan araştırmalara göre baş ağrısı çeken insanların çoğu hiç hekime baş vurmamış ve gelişi güzel kulaktan dolma bilgilerle, ağrısı oldukça düzensiz olarak,ağrı kesici ve migren ilaçlarını yıllarca kullanmaktadır.
    Başağrısını sadece ağrı olarak düşünülmemelidir,ağrının kişiye ve topluma getirdiği bir takım olumsuzlukları vardır.Sürekli baş ağrısı çeken kişiler; bu ağrının, zaman ve mekan seçmeksizin her an gelebileceği endişesi içinde stresli bir şekilde hayatını sürdürmektedirler.
    Hatta bu durum ilerleyen zamanlarda kişiyi depresyona kadar götürmektedir. Yaşadığımız hayatın içinde bulunan stres ve depresyon , migren ataklarını başlatan önemli bir faktördür.Bu durumda bu insanlar ağrı ve depresyon arasında gelip giden kısır bir döngüde bulmaktadırlar kendilerini…
    Uluslararası Başağrısı Derneği tarafından 165 çeşit başağrısı tanımlanmıştır. Genel olarak baş ağrılarını iki ana grupta sınıflandırabiliriz.
    grup: Primer Başağrıları:Tespit edilen veya gösterilebilir herhangi bir yapısal hastalıkla ile ilişkisi olmayan süregen ağrılardır.

    Migren

    Gerilim başağrıları

    Günlük süregen başağrıları

    Cluster(küme) başağrıları

    Kronik paroksismal hemikrania Primer Başağrıları grubunda yer alırlar.
    grup:Sekonder Başağrıları:Vücutta herhangi bir yapısal hastalığa bağlı olarak ortaya çıkar.Örneğin kafa travmasına bağlı, beyin kanamasına bağlı, beyin tümörlerine bağlı,…v.b..
    Yukarıdaki sınıflama “Uluslar arası Başağrısı Derneği” tarafından 1998’de yayınlanmıştır.Bu sınıflama hastayı değerlendirirken hekime yardımcı olmaktadır.
    AKUPUNKTURLA MİGREN VE BAŞ AĞRISI TEDAVİSİ
    Baş ağrıları akut veya kronik hastalıkların bir belirtisi olabilir.Baş ağrısı eğer bir hastalığın belirtisi ise (beyin tümörü, tonsillit, bademcik iltihabı, myopi, akut orta kulak iltihabı..v.b.) bunun önce nedeninin ortadan kaldırılması ve dolayısıyla tıbbi tedavi şarttır.
    O halde Akupunktur hangi tür baş ağrılarında uygulanmalıdır? Bunlar başlıca:

    Her tür migren ve diğer damarsal baş ağrılarında,

    Gerilim ( kas kasıntısı ) baş ağrılarında,

    Sinüzit ( akut veya kronik ) baş ağrılarında,

    Boyun kireçlenmelerine bağlı baş ağrılarında:

    5000 yıldır uygulana gelen ve Çin’deki bütün hastanelerde branş olarak okutulan Akupunktur Migrende %85-%90 lara varan iyi sonuçlar almaktadır. Çin Tıbbı’nda hastanın başağrısı beden ,ruh ve zihin bütünlüğü içinde değerlendirilir; yani her hastanın baş ağrısı kendisine özgü özellikler gösterir.
    Akupunktur tedavisinde hasta önce kulak deteksiyonu ve nabız muayenesi ile tetkik edilir. Bu baş ağrısının hangi meridyen üzerinde olduğu tespit edilir ve ona göre tedaviye başlanır. Migrende; Akupunktur tedavisi, iğnelerle olabildiği gibi , iğnesiz lazer ışınları ile de akupunktur uygulaması yapılabilmektedir.Haftada 2-3 kez olmak üzere toplam 15-20 seans uygulama yapılır.Yaşam kalitemizi ve iş verimimizi düşürerek mesleki başarımızı kötü yönde etkileyen ayrıca tedavi edilmez ise depresyona kadar kişiyi sürükleyen migreni akupunkturla yenmek kolaydır . Yeter ki isteyin

  • Obezite (şişmanlık) nedir?

    Öncelikle obezite yaşam kalitesini ve süresini olumsuz yönde etkileyen, bir çok hastalığa davetiye çıkaran, yüzyılımızın en önemli sağlık sorunlarındandır.
    Tüm dünyaca kabul edilen bir hastalıktır.
    Obezite; Vücut yağ miktarının sağlığı bozacak miktarda artmasıdır. Enerji dengesinin bozulması sonucunda ortaya çıkar. Diyet, egzersiz ve genler enerji dengesini oluştururlar. Enerji alımının, tüketiminden daha fazla olduğu durumlarda enerji dengesi bozulmaktadır.
    Obezite; Kalp, şeker, yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, solunum rahatsızlıkları, karaciğer yağlanması, akciğer, eklem ve safra kesesi hastalıkları gibi bir çok hastalığın altında yatan nedendir. Bunun yanında depresyon, sosyal ayrımcılık, benlik algısında bozulma (kendine güvensizlik) gibi olumsuz etkileri de vardır.
    Obeziteyi Oluşturan Faktörler nelerdir?
    **Fiziksel aktivitelerde azalma,
    **Beslenme alışkanlıkları;
    Denetimsiz beslenme, birden fazla yerde beslenme, dışarıdan yemek yeme, paket servis, aşırı enerjili besinlerin tüketimi ve aşırı meşrubat tüketilmesi.
    **Cinsiyet (bayan)
    **Irksal faktörler
    **Yaş
    **Eğitim düzeyi
    **Evlilik
    **Doğum sayısı
    **Sigara bırakma
    **Alkol
    **Genetik ve çevresel etkenler
    **Psikolojik bozukluklar; emosyonel stres, depresyon vb. .
    **Endokrin hastalıkları; hipotiroidizm (guatr), cushing sendromu, tip 2 diabet
    **Metabolik ve hormonal bozukluklar; steroid kullanmı ve hormon replasman tedavisi.
    **Teknolojinin ilerlemesi ile günlük enerji tüketiminin azalması.
    Olarak özetleyebiliriz.
    Obezite nasıl tespit edilir?
    Obezite tespitinde iki yöntem kullanılır.
    1. Beden kitle indeksi(BKİ) veya Body Mass Index(BMI)
    Kolaylıkla hesaplanan bir yöntemdir.
    BKİ=Vücut ağırlığının(kg olarak), boy uzunluğunun (metre cinsinden) karesine bölünmesiyle hesaplanır. Buna göre standartlar şöyledir;
    BKİ= <19 Zayıf
    19-25 Normal
    25-30 Fazla kilolu
    30-40 Şişman (Obez)
    40> Çok şişman (morbid obez)
    2. Bel çevresinin ölçümü; Buna göre de standartlar şöyledir.
    Bel Çevresi Risk Yüksek risk
    Erkek >94cm >102cm
    Kadın >80cm > 88cm
    Bel / Kalça oranı normalde < 0. 70 olmalıdır. Erkek için bu oran >0. 95 dir.
    AKUPUNKTURUN ZAYIFLAMADAKİ ETKİSİ
    İnsanların kilo almasının temel nedeni olan, beslenme alışkanlıklarını değiştirmesi kolay değildir. Normalde diyet yaparken oluşan ve en nihayetinde diyeti bırakmaya neden olan halsizlik, midede yanma ve ekşime baş ağrısı ve baş dönmesi, ellerde titreme , stres ve sinililik hali gibi şikayetler akupunkturla beraber yok olur. Yeni beslenme alışkanlıklarının edinilmesi sırasında, akupunktur hastaya çok büyük kolaylıklar sağlar.
    Akupunkturun zayıflamadaki etkilerini aşağıdaki gibi sınıflandırabiliriz;
    1*İştah ve acıkma hissini en aza indirir. Akupunktur beyindeki hipotalamus bölgesinde noradrenalin seviyesini düşürüp, seratonin yani özellikle çikolata yedikten sonra ortaya çıkan mutluluk hormonunun seviyesini artırır. Bu şekilde yiyerek değil, yemeyerek mutlu olmamızı sağlar.
    2*Midede kazınma, yanma ve ekşimeyi önler. Kulaktan yapılan akupunktur, kulaktan mide ve bağırsaklara kadar uzanan sinir uçlarını uyararak mide asidini azaltıyor. Kontrol altına alınan mide asiditesi sayesinde , diyete bağlı olarak boşalan midede herhangi bir rahatsızlık olmuyor. Keyifle sağlıklı ve dengeli beslenerek diyet uygulanıyor.
    3*Düşük kalorili beslenmeye bağlı olarak oluşan halsizlik ve bitkinliği önler. Tam tersi zinde olmamızı ve daha çok enerji vererek kolay kilo vermemizi sağlar.
    4*Akupunktur uygulaması sırasında; vücutta seratonin ve endorfin hormonlarının seviyesi artmaktadır. Bu da diyet yapan kişiye huzur verir, sedasyon sağlar. Böylece kişide istediği her şeyi yiyememekten dolayı oluşan stres ve gerginlik yaşanmaz. Sonuçta; kişi sakin ve huzurlu bir şekilde diyetine devam eder.
    5*Metabolizma hızını düzenleyici rolü vardır. Akupunkturla tedavi gören kişinin metabolizma hızı arttığı için diğer kişilere göre, zorlanmadan daha kolay kilo verir.
    6*Akupunktur ilk hafta şekerin deposunu yani glikojenleri boşaltır,ikinci haftadan itibaren yağ metabolizmasını etkileyerek yağların azalarak su miktarının artmasını sağlar.Kötü kolesterol miktarını azaltır. İyi kolesterol miktarını artırır. Total trigliserit miktarı azalır.
    7*Akupunktur 3K dediğimiz değerlendirmeler sonucunda; kolay, keyifli, konforlu bir lojistik destekle beraber dengeli ve sağlıklı beslenerek kilolarımızdan kurtulmuş oluruz.
    8*Hipoglisemi; şekerin kandaki miktarının düşmesidir. Akupunktur; baş dönmesi, baş ağrısı el -ayak titremesi vb. hipoglisemi belirtilerinin hastalarımızda görülmemesini sağlamaktadır. Ayrıca akupunktur regüle edici etkiden dolayı vücumuzun tamir, onarım ve bakımını yapar.
    Bunların hepsi bir araya gelince kişinin kilo vermemesi için hiçbir sebep yoktur. Akupunktur tedavisi haftada 1 veya 2 kez yapılır. Vereceğiniz kilo miktarı yaşa, cinsiyete, ilaç kullanımına ve verilecek kiloya göre değişir. Bu oran yaklaşık 2 ayda mevcut kilonuzun % 10-15 i kadardır. Uluslar arası standart haftada 0. 5-1 kg yani ayda 2-4 kg dır.
    Akupunkturda ayda 4-8 kg zayıflama normal kabul edilir. Sağlıklı ve kalıcı zayıflamak için kişi;hızlı kilo vermekten kaçınmalıdır. Tedaviyi maroton gibi değerlendirirsek, hızlı koşarak değil, tempolu ve standart koşarak marotonu tamamlayabiliriz.
    Hangi kiloda olursak olalım, hiçbir yan etkisi olmayan akupunktur tedavisi ile istediğimiz ideal kiloya ulaştıktan sonra, bu kiloyu koruma programına geçilir. Bunun için akupunktur 4-6 ay süreli ayda 1 veya 2 kez manyetik bilye (mıknatıslı mercimek büyüklüğünde aktif kömür) ile devam edilir. İdeal kilomuzu koruma esnasında diyet değil sağlıklı ve dengeli beslenme yapılır. Böylece kilolar sabitlenir ve formumuz korunmuş olur.

  • Akupunktur tedavisi ile sigaraya son !!!

    Akupunktur tedavisi ile sigaraya son !!!

    Yapmanız gereken ilk ve tek şey sigarayı bırakmaya karar vermektir. Bu, insanın hayatında alabileceği en önemli kararlardan biridir. Bu kararı verdikten sonra, akupunktur, size sigarayı bırakmanızda büyük kolaylık sağlayacaktır.
    İnsanlarda serotonin ve endorfin adı verilen iki madde vardır. Bunlar beyinde bulunur ve rahatlık, hoşluk, keyif ve huzur gibi duygular ile ilgilidirler. Normalde insanlarda kahkaha atınca, mutlu bir haber alınca ya da çikolata veya güzel bir tatlı yiyince, bir yeriniz acıyınca serotonin ve endorfin düzeyi yükselir. Ancak sigara içenlerde serotonin – endorfin salgılama işini sigara üstlendiğinden vücut otonomisini kaybetmiştir. Hani keyiflenince de, dertlenince de sigara içilir ya, işte, açıklaması bu şekildedir.
    Sigarayı bırakanlarda ilk hafta beyin serotonin salgılama işini gerçekleştiremediğinden vücut oldukça zor anlar yaşar. Beyin ancak 72 saat sonra eski görevini yapmaya başlar.
    Bu 72 saatlik süre içinde, hastanın yoksunluk belirtileri önlenirse, sigarayı bırakması çok kolaylaşır. Akupunktur tedavisi ile, kişinin sigara içmemekten dolayı oluşabilecek şikayetlerini ortadan kaldırır. Böylece sigara içmemeye karar vermiş olan kişi, bunu hiç zorlanmadan başarır;çünkü, akupunktur tedavisi beyni yeniden sigaraya gerek duymadan serotonin ve endorfin salgılaması için uyarır ve bundan sonra da beyin eski olması gereken otonomisini kazanır.
    AKUPUNKTUR İLE KAÇ SEANSTA SİGARA BIRAKILABİLİR ?
    Sigara bırakmak için hergün, gün aşırı veya 2-3 gün aralıklarla; hastamızın sigara içme yılı, sayısı ve alışkanlıklarına bağlı olmak üzere 5 seans yeterli olmaktadır. Bazı hastalarımızda ise tek seans bile yeterli olabilir. Tedavi süresince tek bir sigara dahi içilmemesi ve nikotin preparatları(bant, sakız vb…gibi)kullanılmaması gerekir. Aksi halde başladığımız noktaya geri döneriz. Bağımlılık derecesi çok yüksek olanlar bu uygulamadan çekinirler ve azaltarak bırakmak istediklerini söylerler, fakat bu tedavi yardımıyla bağımlılıktan kurtulmak çok zorlayıcı olmayacaktır ve azaltarak bırakmak pek mümkün değildir.
    SİGARAYI BIRAKMAK İSTEYEN KİŞİ NELER YAPMALIDIR ?
    Öncelikle kesin karar verdiğinden emin olmalıdır. Çoğu zaman bir gün belirlemek ve buna hazırlanmak yararlı olmaktadır. Tedaviye gelmeden önce en az 12 saat sigara içmemiş olarak gelmesini özellikle tercih ediyoruz. Çünkü 12 saat nikotin alamamış bir vücut bazı reaksiyonlar gösterir ve muayene sırasında bu reaksiyonlar kulak dedeksiyonu ve tespitlerde patolojik noktalar olarak sinyal verir, tedavi buna göre yapılır. Oysa 1-2 saat önce sigara içmiş bir insanda nikotin eksikliği bulgularını tespit etmekte zorlanırız. Böylelikle tedavi ve sonuçları da anlamlı derecede yüksek oranlarda başarı sağlamaktadır.
    TEDAVİDE NELER UYGULANMAKTADIR ?
    Akupunktur, Lazer, SOE Oksijen Tedavisi, Lazer Akupunktur, Manyetik alan regülasyonu ve nikotin detoksu uygulanmaktadır.
    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ İLE SİGARAYI BIRAKMADA BAŞARI ORANI NEDİR?
    % 85-90 gibi yüksek bir başarı oranı mevcuttur.
    SİGARA NEDEN ZARARLIDIR ?
    Tütün kullanımı yaklaşık 180 yıl öncesine kadar gidiyor. İlk zamanlarda tütünün sağlığa iyi geldiği düşünülüyordu. Sigaranın zararları 1950’li yıllara kadar çok fazla bilinmiyordu. Ancak, daha sonraki yıllarda yapılan araştırmalar, sigaranın insan sağlığına gerçekten çok zararlı olduğunu ortaya çıkardı. Sigara dumanında sağlık açısından zararlı yüzlerce madde bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse, bunların en çok bilinenlerinden birkaç tanesi; amonyak, terebentin, kadmiyum, insektisitler, naftalin, aseton, arsenik, formal, hidrojen siyanür, radon, polenyum, deterjanlar…vd. . . Bunların bir çoğu kanserojendir. Ayrıca tütün ve sigaranın sarıldığı kağıdın yanmasından dolayı açığa çıkan maddeler ve katran da yine kanserojen maddeler arasındadır.
    Kalp-Damar sağlığı açısından özellikle tehlikeli olan maddeler ise nikotin ve karbonmonoksittir. Nikotin kalp artışlarını hızlandırır, tansiyonu yükseltir, kan pıhtılaşmasını artırır. Yani kalbin yükünü ve oksijen ihtiyacını arttırır. Bütün yanma olaylarında açığa çıkan zehirli bir gaz olan karbonmonoksit ise, kandaki oksijen ile birleşerek kanda bulunan oksijen miktarını düşürür. Sonuç olarak nikotin nedeniyle oksijene gereksinimi artmış olan kalp, kanda yeterli oksijeni bulamaz ve işi çok daha zorlaşır.
    Sigara kullanımı ile doğrudan ilişkisi olduğu kanıtlanmış hastalıkları şöyle sıralayabiliriz:Ağız kanserleri, sindirim sistemi kanserleri, solunum sistemi kanserleri, akciğer hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları, ülser, mesane kanserleri.
    Dünya Sağlık Örgütü’ne göre; dünyada 1 milyar 100 milyon insan sigara içiyor. Erkeklerin %47si, kadınların %12’si sigara tiryakisi. Ayrıca, son yıllarda sigara içen kadınların sayısında nispeten daha fazla bir artış olduğu gözlenmektedir. Bu da dünyada yeni gelecek nesillerin sağlığını direkt olarak etkileyecektir. Son rakamlara göre, dünyada yılda 3 milyon kişi sigaraya bağlı hastalıklar nedeniyle ölmektedir.
    Şimdi hemen yeri gelmişken önemli bir konuya değinmek gerekiyor. Örneğin; akciğer kanserinin sigaraya bağlı olarak meydana geldiği heryerde söyleniyor. Fakat siz daha geçen ay akciğer kanserinden ölen bir tanıdığınızın hiç sigara içmediğini biliyorsunuz ve uzmanların biraz fazla abarttığını düşünüyorsunuz. Bunun açıklaması şöyle:Akciğer kanserinin 4 türü vardır; hatta bunların da alt grupları vardır. Bunların içinde sigara kullanımı ile doğrudan ilgili olanlar (%60)zaten en sık görülen kanser türleridir. Sigara ile ilgisi olmayan ise, çok daha az oranda görülen bir kanser türüdür.
    İngiltere’de yapılan bir araştırmaya göre günde 20 sigara’dan fazla içenlerin %40’ı, daha emeklilik yaşına gelmeden ölmektedir. Oysa sigara içmeyenlerde bu oran %15’dir.
    Bir de pasif içici kavramı var. Sigara içen kişi, eğer filtreli sigara içiyorsa, bu filtre bir miktar zararlı maddenin geçişini engelleyebilir. Halbuki sigaranın ucundan havaya karışan duman hiçbir süzgeçten geçmediği için daha tehlikelidir. Yani uzun süre bu dumana maruz kalan ve pasif içici denilen kişiler de tehlike altındadır. Ayrıca unutmamak gerekir ki, sigarayı içen kişide havaya yayılan bu dumanı yine solumaktadır. Sigara içilen evlerdeki küçük çocuklarımız bronşit ve zatürre gibi solunum yolu hastalıklarına daha sık yakalanır. Pasif içici olduklarından akciğer kanseri açısından risk grubundadırlar ve ileride sigara içmeye daha çok eğilimli olurlar.
    Özellikle gelişmiş ülkelerde kamuoyuna yansıyan bu sonuçlar ve alınan tedbirler sonucunda sigara kullanımı %50 ye varan oranlarda azalmıştır. ABD, İngiltere, Kanada bu konuda başarılı ülkeler arasındadır. Öte yandan, aynı zamanda sigara üreticisi olan bu ülkeler, gelişmekte olan ülkelerde edindikleri pazarlarını büyütme çabası içindedirler.
    SİGARAYI BIRAKAN BİR İNSANIN VÜCUDUNDA NE GİBİ OLUMLU DEĞİŞMELER OLUR ?
    20 dk sonra tansiyon ve nabız normale döner
    8 saat sonra vücut kendini yenilemeye başlar. Kan oksijeni normal düzeye çıkar.
    24 saat sonra kalp krizi riski azalmaya başlar. 1 yıl sonra yarıya düşer.
    48 saat sonra duyu organları iyi çalışmaya başlar. Tat ve koku duyusu düzelir. Cilt kendini yeniler.
    72 saat sonra akciğer kapasitesi artar, solunum rahatlar.
    2 hafta sonra efor kapasitesi artar. (yürüme, koşma, cinsel güç, merdiven çıkma vb…)
    1-9 ay içinde akciğer hücreleri yeniler. Akciğer hastalıkları riski azalır. Öksürük, nefes darlığı şikayetleri vb. düzelir.
    5 yıl sonra ağız, boğaz, yemek borusu kanserleri riski %50 azalır.
    Pankreas, mesane, rahim kanseri riski azalır.
    Sindirim sistemi ülseri riski azalır.
    Sigara gebelikten önce ya da gebeliğin ilk 3 ayında bırakılırsa erken doğum riski ve düşük doğum kilolu bebek doğurma riski, içmeyenlerdeki düzeye iner.
    Koroner kalp hastalığı riski sigaranın bırakılmasından 15 yıl sonra sigara içmeyenlerin düzeyine iner.
    Aynı evde yaşayan küçük çocuklar ve bebeklerin, solunum yolu hastalıklarına yakalanma riski azalır.
    SİGARA İÇEN BİR KİŞİYİ BIRAKMAYA İTEN NEDENLER NELERDİR ?
    Sigaraya bağlı bir hastalığın ortaya çıkması.
    Fiyatın pahalı gelmesi.
    Sigaranın zararları hakkındaki yayınlar.
    Çevresi tarafından bırakmaya yönelik teşvik, kınama.
    Kapalı yerlerde sigara içiminin yasaklanması.
    Gelişmiş ülkelerde sigaranın zararları hakkındaki yazılar, sigaranın fiyatı, kınama ve yasaklamalar etkili olmaktadır;ancak, bizim insanımızı bir hastalığın ortaya çıkması sada çok etkilemektedir. Örneğin, kalp krizi geçirmiş veya by-pass ameliyatı olmuş hastaların sigarayı bırakma oranları yüksektir ve başarılıdır.
    SİGARAYI BIRAKMAK İSTEYENLERİN YAŞADIKLARI TİPİK KAYGI VE SORUNLAR NELERDİR ?
    Sigarayı azaltmak mı, tamamen bırakmak mı? Yoksunluk belirtilerinin daha uzun sürmesine neden olur. Çoğunlukla başarısızlıkla sonuçlanır. Sigara miktarı yine arttırılır.
    Zamana bağlanan sigara içimi: Vücuda tekrar nikotin etkisini hatırlatır. Zamanla düzenli olarak içmeye dönüşür. Halbuki sigara içilmemesine alışmak daha kolaydır.
    Çevre baskısı: Sigarayı bırakanların çoğu çevresi tarafından adeta içmeye zorlanır. Bu, sigara içenlerin bir kişiyi daha kaybetmelerinden kaynaklanan ilginç bir psikolojik durumdur. Ancak kısa bir zaman içinde arkadaşlarınız da sigara içmediğinizi kabullenip sizi rahat bırakacaklardır.
    Katran ve nikotin düzeyi düşük (light)sigara içmek: Bu durumda genellikle günlük sigara adedi arttırılarak eski nikotin düzeyi tutturulmaya çalışılır. Zaten ‘tehlikesiz sigara’ yoktur.
    Sorumluluğu başkasına yıkmak: Çoğu kişi sevdiği birisi onu desteklemezse sigarayı bırakmaktan kaçar. Hatta deneyip de başarısız olursa başkasını suçlar. Oysa sigarayı bırakmak öncelikle kişisel bir sorundur, mutlaka kendinize güvenmeyi başarmalısınız.
    Şişmanlama korkusu: Gerçekte sigarayı bırakanların yaklaşık üçte biri kilo alır ve bu fark gerçekte 3-4 kg. kadardır. Bundan daha fazla alınan kilolar kendine güvensizlikten kaynaklanan, sigarayı elde ve ağızda tutmak alışkanlığının yerini alan, abur cubur atıştırma alışkanlığıdır. Oysa, gerçekte sigarayı bırakmaktan dolayı ilk günlerde açılan iştah, kısa bir süre sonra normale döner.
    Yoksunluk belirtileri: Şiddetli nikotin arayışı, gerginlik, kızgınlık, huzursuzluk, sinirlilik, uyku kalitesinin bozulması, iştah artışı ve benzeri belirtiler olabilir. Bu belirtiler geçicidir ve vücudun kendini onardığını gösterir. Örneğin, öksürük ve balgam artışı, solunum yollarındaki titrek tüylerin zehirli maddeleri atmak için görevlerini yerine getirmeye başlamasından kaynaklanır. Yoksunluk belirtileri sigara bırakanların 2/3’ünde görülür. Belirtiler, ilk 72 saat içinde şiddetlenir. 7-10 gün içinde azalarak ortadan kalkar.