Kategori: Akupunktur

  • Ara öğün gerekli mi?

    Ara öğün gerekli mi?

    ARA ÖĞÜN

    Ara öğünlerin en önemli faydası yeme-içme krizlerini önlemesidir. Midemiz 2,5-3 saat sonunda boşaldığı için karnımız acıkmaya başlar ve bu yüzden önümüze ne gelirse tüketiriz, miktarlarına da dikkat etmeyiz. Hâlbuki midemiz tamamen boşalmadan yarım saat bir saat önce yapılacak 100-200 kkallik ufak ara öğünler iştahımızı baskılar. Ayrıca kan şekerinin de düzenlenmesine yardımcı olur. Hipoglisemi(Kan şekerinin düşmesi) tehdidini azaltır. Hipoglisemi ataklarının da az yaşanması daha çok sakinlik ve konsantrasyon artışı demektir. Saldırgan yemeler, hızlı çiğnemeler, çiğnemeden yutmalar ve daha pek çok yeme davranışı bozukluğu kaybolur.
Düzenli ara öğün yapan kişilerde sık beslenme alışkanlıkları kazanıldığı için metabolizma hızı da artat geçiyor ve kilo vermek kolaylaşır. Sık sık yapılan ara öğünler göbek bölgesindeki yağlanmanın en büyük düşmanıdır.

    Ara öğünler 150 kcal geçmemeli ve yeterince protein ve kompleks karbonhidrat ve lif içermelidir.

    Ara öğün yaparken dikkat etmemiz gereken en önemli konu ise sağlıklı atıştırmalıklarla abur cuburu birbirine karıştırmamamız gerektiğidir. Light bisküviler, etimek dilimleri ile birlikte yağsız peynir, light yoğurt, ayran veya süt, tuzsuz leblebi, yağsız-tuzsuz patlamış mısır, taze ve kuru meyveler, birkaç yağlı tohum (3-4 ceviz, 5-6 fındık, 7-8 badem gibi seçenekler), taze, haşlanmış, közlenmiş yağsız sebze parçaları mükemmel seçimlerdir.
Şeker ve şekerli gıdaları, cips-kremalı bisküviler ve patates kızartması gibi yağ içeriği yüksek gıdaları, asitli ve şekerli içecekleri, tuz oranı yüksek yiyecekleri tüketmek ara öğünlerde tamamen yanlış seçimlerdir ve kilo almanıza neden olur. En doğru ara öğün seçimleri ise şu şekilde olabilir:

    1. 1 tatlı kaşığı fındık ezmesi+1/2 elma

    Fındık ezmesi özellikle protein değeri yüksek ve tok tutar. 1 tatlı kaşığı fındık ezmesi 94, 1/2 elma ise 25 kcaldir.

    2. 3 adet havuç + yağsız peynir veya yoğurt karışımı

    Yoğurt ve peynir kan şekerinin yükselmesi engeller, havuç lif oranı yüksektir ve A vitamini değeri yüksektir. 165 kcal olan bu öğün çok besleyicidir.

    3. 1 kase patlamış mısır

    Yağsız ve tuzsuz patlamış mısırın karbonhidrat değeri yüksektir ve açlığı bastırır. 1 kase yağsız patlamış mısır 162 kcaldir.

    4. Kanepe:

    Domates rendesi, yağsız domates ve yumurtayı karıştırıp, 1 dilim kepek ekmek üzerine sürüp, fırına veriniz. Peynir ve kepek ekmek çok hoş bir ara öğün seçeneği olacaktır. 1 dilim kepekli kanepe 170 kcaldir.

    5. Humuslu kanepe

    2 adet diyet biskuvi üzerine humus sürünüz. Humusun tok tutucu etkisi fazladır, mideyi geç terkeder. 2 bisküvi 50 kcal, 1 yemek kaşığı humus 93 kcaldir.

    6. 1 dilim peynir + 1/2 elma

    Elma ve peynir beraber yenerse kan şekerini hızla yükseltmez ve daha fazla yağ yakımını artırır. 126 kcal olan bu ara öğün özellikle şeker problemi yaşayan kişilere uygundur.

    7. 1 dilim tam bugday ekmeği + 1 dilim peynir

    144 kcaldir.

    8. 15 adet badem

    Çinko, magnezyum, yağ, protein içeren badem ara öğünde yağ yakımını arttırır. 132 kcaldir.

    9. Protein bar

    140 kcal içeren protein barlar 10 gr protein ve 1 gr posa içerir, özellikle spor yapanlar için iyi bir ara öğün alternatifidir, kas yapımını artırır.

    10. 1 kase yogurt ( evde mayalanmışını tercih ediniz) + 4-5 adet kuru üzüm

    Tatlı sevenler için iyi bir ara öğün alternatifidir. 150 kcal içerir, protein ve kalsiyum içeriğinden dolayı tüketimi önerilir.

    11. Portakallı keçi peyniri

    Portakalları küçük küçük kesip keçi peyniri ile karıştırın. Hem karbonhidrat hem protein içeren farklı bir lezzettir. 1 dilim keçi peyniri 92 kcal, 1 orta boy portakal ise 72 kcaldir.

    12. 1 top dondurma

    Özellikle tatlı sevenler için kalsiyum ve protein içeren bir ara öğündür. 110 kcal 1 top dondurmanın kalorisidir.

    13. 2 adet haşlanmış yumurta

    Yumurta yüksek protein içeriri ve tok tutar. Sık acıkanlar ve spor yapanlar için özellikle 2 adet yumurta ara öğün için tüketilebilir, kası arttırır ve yağ yakımını hızlandırır.

    14. Hindi fümeli peynir rulosu

    Yağsız dil peynirini ince kesip, dilimlenmiş ince hindi fümeleri peyniri ortasına koyarak rulo haline getirin. Bu yüksek proteinli ara öğün 140 kcaldir ve özellikle spor yapanlar için kas kitlesini arttırmada yardımcıdır.

    15. Az yağlı çikolatalı süt

    2 kare bitter çikolatayı ısıtarak 1 bardak yağsız sütün içinde eritin. Tatlı isteklerini bastırır ve metabolizmayı hızlandırır. 135 kcal içerir.

    16. Müsli

    1 bardak süt içine 4-5 kaşık meyveli müsli koyarak tüketin. Uzun süre aç kalacağınız aralarda bunu tercih edebilirsiniz. 183 kcaldir.

    17. Meyveli yoğurt

    İstediğiniz meyveyi 1 kase az yağlı yoğurda karıştırarak tüketebilirsiniz. Özellikle yaban mersinini seçiniz. 10 adet yaban mersini koyabilirsiniz. 165 kcaldir.

    18. Mini sandviç

    Kan şekeri çabuk düşen ve sık acıkan kişiler için hindili, peynirli kepekli sandviçler iyi bir ara öğün alternatifidir. 180 kcal dir.

    19. 1/2 kase yoğurt + 2 adet ceviz+ 1 elma rendesi ve üzerine bol tarçın

    Özellikle tatlı tadı sevenler için kan şekerini düzenleyen tarçın protein ile beraber yağ yakımını sağlar. 200 kcaldir.

  • Obezite ve kanser ilişkisi

    Obezite ve kanser ilişkisi

    Kanser, hücrelerin kontrolsuz olarak çoğalmasıdır. Çevresel nedenler (kimyasal, radyasyon, viruslar gibi) ve yapısal nedenler (hormonal, bağışıklık bozuklukları, kalıtsal mutasyonlar ve diğer genetik nedenler gibi) birlikte veya ardışık olarak hücreleri etkileyerek uzun yıllar içinde kansere yol açabilirler. Beslenme alışkanlıkları da kanser oluşumunda etken olabilir. Buna sebep olan beslenmeyle ilgili faktörler arasında; yanlış besin seçimi ve kötü beslenmek ,aşırı kilolu olmak ve fiziksel aktivitede yetersizlik yer alır.

    Erkekler açısından en yaygın türler akciğer ve mide kanseri iken kadınlar açısından bu meme ve serviks(rahim ağzı) kanseridir.

    Özellikle meme, kalın bağırsak-rektum ve kan kanserleri obez bireylerde normal ağırlıktakilere göre daha fazla görülmektedir. Yağ tüketiminin yüksek olması obeziteye neden olmaktadır. Yağlı besinler ve bozulmuş yağ tüketimi, kanser yapıcı ve ilerletici maddelerin de alımının artmasına neden olmaktadır.Her türlü yağın fazla alınması özellikle meme, prostat, testis, rahim, yumurtalık ve kalın bağırsak-rektum kanserlerinin oluşum riskini arttırmaktadır.Kanserojen maddeler (kanser yapıcı) yağ içinde birikir ve fazla yağ alımı bu maddelerin vücuda girişini artırır.Cinsiyet hormonları yapısal olarak yağa benzerler.Yağın fazla alımı bu hormonların çalışma düzenini bozar.

    Kalın bağırsak-rektum kanserlerini ilerletici safra tuzları gibi maddelerin yapımı yağ alımı arttıkça artar.Çoklu doymamış yağ asitlerinden zengin sıvı yağlar kolay okside olurlar. Oksidasyon sonucu oluşan öğeler bağışıklık hücrelerinin yıpranmasına neden olarak kanser riskini arttırırlar.

    Aşırı et, dolayısı ile hayvansal proteini çok tüketen ülkelerde meme, rahim, prostat, kalın bağırsak-rektum, pankreas ve böbrek kanserleri, hayvansal proteini az tüketen ülkelerden daha fazla görülmektedir. Yağsız hayvansal protein tüketiminin kanserle ilişkili olmadığı bilinmektedir. Yağsız et, süt ve benzeri besinlerin tüketimi kanser riskini arttırmaz.

    Yapılan çalışmalar; meyve, sebze, tam tahıllar, diyet lifi, bazı mikro besin öğeleri, yağlar (omega-3 yağ asitleri, özellikle omega-3/omega-6 oranı) ve fiziksel aktivite ile kanser riski arasında negatif bir ilişki olduğunu göstermiştir. Toplam yağ alımı/bazı yağlar (doymuş yağlar vb), obezite, beden kitle indeksi, gıda hazırlama yöntemleri (tuzlama, tütsüleme, kürleme, turşu, yüksek sıcaklıklarda pişirme vb.) ile kanser arasında pozitif ilişki olduğunu bilinmektedir.

    Obezite – Prostat Kanseri

    Erkeklerde abdominal obezite ve bel/kalça oranı artışının prostat kan- seri için bir risk faktörü olduğu bildirilmektedir. Özellikle yayılmaya (me- tastaz) meyilli prostat tümörlerinde obezite daha da risk taşımaktadır. Vücut kitle indeksi ve prostat kanseri arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışma sonuçları farklı olsa da leptin hormonunun yüksekliği, insülin ve IGF-1 (İnsülin Büyüme Faktörü-1)’in yüksek olması hastalık riskini arttırmaktadır.

    Obezite – Meme Kanseri


    Meme kanseri, abdominal obeziteyle yakın bağlantısı olduğu bildirilmektedir. Abdominal (karın) ve kalça bölgesindeki yağ dokusu arttıkça, kanser riski de artmaktadır. Bu etki, kadının menapoz dönemi ile bağlantılıdır. Menapozdaki kadının kansere yakalanma olasılığı az olmakla birlikte, menapoz sonrası şişman kadınlarda risk yükselir. Menapoz öncesi gerekli olan östrojen, artan yağ dokusu tarafından üretilir. Östrojene hassas dokular, şişmanlıkta bu hormonun salınımını uyarırlar. Bu da tümörün büyümesine neden olur.

    Meme kanseri ile obezite arasındaki bir diğer ilişki de, obez olanlarda tümörün daha geç aşamada fark edilmesidir. Bunda Vücut Kitle İndeksi’ndeki yüksekliğin önemli bir faktör olduğu bildirilmektedir. Vücutta yağ dağılımı da meme kanser riskini etkiler.

    Obezite – Uterus (Rahim) Kanseri

    Obezite; endometriyum (rahmin iç yüzeyini oluşturan doku) kanseri ile ilişkili bulunmuştur. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte şişmanlarda yüksek östrojen ve insülin düzeyinin buna sebep olabileceği belirtilmiştir. Yağ dokusu hücrelerinde östrojen üretiminin artması endometriyal kanser riskinin obez kadınlardaki artış nedenine yönelik açıklamalardan biridir. Endometriyum kanserlerinin %40’ının obezite kaynaklı olabileceği düşünülmektedir.

    Obezite – Kolon Kanseri

    Kolon kanseri de şişman bireylerde daha sıklıkla görülmektedir. Özel- likle erkek bireylerde VKİ’ndeki artış ile kolon kanseri arasında kadınlarda olduğundan daha kuvvetli bir ilişki saptanmıştır. Meme ve endeometriyum kanserlerinden farklı olarak kadınlarda, östrojen hormonunun kolon kan- serine karşı koruyucu olduğu bildirilmiştir. Ancak, obezite ve östrojen ara- sındaki denge de kolon kanserini tetikleyebilir. VKİ değeri yüksek olan pre veya postmenapoz dönemindeki östrojen alan kadınlarda kolon kanseri riski artmaktadır. BKİ değeri 30 ve üstü olan 30-54 yaş arası bireylerde, kolon kanseri riskinin %50 arttığı bildirilmiştir.

  • Yeşil çayı neden içmeliyiz?

    Yeşil çayı neden içmeliyiz?

    Yeşil çay, camellia sinensis yapraklarından üretilir.Bu siyah çayın da kaynağıdır ancak gördüğü işlem çok farklıdır. Yeşil çay kısa bir işlemden sonra fermantasyona uğramadan kullanıma hazır hale getirilir, ancak siyah çay daha çok kavrulur ve fermantasyona uğrar bu da siyah çayın içindeki antioksidanları kaybetmesine yol açar. Yeşil çay içindeki kateşin maddesi, yeşil çay çok işlem görmediği için kaybolmaz bu madde özellikle polifenolle birlikte çok etkilidir. Yeşil çay yaklaşık 5000 yıldır Çin’de, Japonya’da ve Hindistan’da tıbbi amaçlarla kullanılmıştır.E vitamini açısından zengindir.Yeşil çay da krom, manganez, selenyum ve çinko gibi ve bazı mineraller, bitkisel A vitamini, E vitamini, C vitamini bulunur. Bu içeriği yeşil çayı güçlü bir antioksidan yapar.

    Yeşil çayda bulunan ‘epi-gallo-kateşin-3-gallat’ adı verilen ve kısaca EGCG olarak isimlendirilen bir biyolojik öğenin vücuttaki yağ yakım hızını artırarak obeziteyle savaşmada rol oynayabileceği bildirilmektedir. Çeşitli çalışmalarda yeşil çayda bulunan kateşinlerden yüksek oranda alan kişilerin total, deri altı karın yağlarında ve trigliseridlerinde büyük düşüş gözlendiği bildirilmiştir. Araştırmacılar, yeşil çayla alınan kateşinin, sindirim sisteminde enzimlerin aktivitesini yavaşlatarak ve kalorilerin bağırsaklar tarafından emilimini azaltarak, kilo kaybını artıracağı üzerinde durmaktadır.

    Ortalama bir kupa yeşil çayda, 50-150 mg. arasında polifenol bulunmaktadır. Önerilen miktarsa günde 2-3 kupa yeşil çay veya 100-750 mg./yeşil çay ekstresi almaktır. Ancak kafein içeren çay uykusuzluk anksiyete, huzursuzluk ve baş ağrısına yol açabilir. Kafeine çok hassas bireyler için yeşil çay ekstresi almak daha iyi bir alternatiftir.

    Yeşil çayın faydalarını özetleyecek olursak;

    Damar sertliği riskini azaltır.

    Kılcal damarları büzerek ödem oluşmasını önler.

    Deriyi besler

    Kalp ve dolaşım sistemini olumlu etkiler

    Kemik erimesini engeller, kemik mineral yoğunluğunu artırır.

    Mide ve barsak problemlerini hafifletir.

    Vücuttaki yağların yakılma sürecini hızlandırarak diyetleri destekler.

    Alerjilere iyi gelir

    Bağışıklık sistemini destekler, grip belirtileri ve soğuk algınlığı tedavisinde yardımcıdır.

    İltihabı ve ödemi engeller

  • Akupunkturun başağrısı ve migren tedavisindeki yeri

    İlaç tedavisi, kısa vadede etkili bir yöntem olsa da uzun vadede istenmeyen sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sebeple, hastalar ve doktorlar düzenli olarak ilaç tedavisine alternatif yöntemler aramaktadır. Akupunktur bu aşamada öne çıkan bir tedavi yöntemi olmuştur.

    Almanya’da ilk olarak 794 migren hastası üzerinde yapılan bir araştırma, 6 haftalık 11 akupunktur tedavisinin sonuçları, 6 ay boyunca her gün alınan β-blocker önleyici ilaç tedavisi ile karşılaştırılmıştır. Bu çalışma aynı ekip tarafından 20 defa, toplam 4419 katılımcı ile tekrarlanmış ve bulgular akut migren ağrılarında akupunkturun en az ilaç tedavisi kadar etkili olduğunu kanıtlamıştır.[1]

    Çin’de 5 hastanede 140 aurasız migren hastasında üzerinde yapılan bir diğer araştırmada hastaların yarısına haftada 3 kere akupunktur tedavisi uygulanmış ve placebo ilaç verilmiş, kontrol gruba sham akupunktur uygulanmış ve flunarizin ilaç verilmiştir. 4. ve 16. Haftalarda yapılan kontrollerde akupunktur uygulanan grupta daha az migren atağı tespit edilmiş ve her iki grupta benzer derecede ağrı şiddetindeki azalma olmuştur.[2]

    Strese bağlı gerilim tipi baş ağrısında akupunkturun etkisini ölçmek için 2009 yılında 2317 hastada 11 seans akupunktur tedavisi uygulanmış ve çok şiddetli ağrıların dışında ağrı kesici ilaç kullandırılmamıştır. Akupunktur tedavisi süresinde hastalarda baş ağrısı atakları azalmıştır. Akupunktur uygulanan grupta baş ağrılı gün oranı %50 azalırken, aynı oran kontrol grupta %16’da kalmıştır. Sonuç olarak akupunkturun gerilim tipi baş ağrılarında etkin sonuç veren, değerli bir tedavi yöntemi olduğu tespit edilmiştir.[3]

    Migren hastalarında fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRI) ile elde veriler istirahat hali beyin ağlarında fonksiyonel ve yapısal anormallikler gözlemlenmektedir. Akupunkturun sağ frontoparietal fasiculus üzerindeki etkisini ölçmek üzere12 aurasız migren hastasının beyin ağlarındaki ilişki 4 haftalık akupunktur tedavisi sonrasında istirahat hali fMRI yöntemi ile görüntülenmiştir. Karşılaştırma için 12 sağlıklı birey de aynı yöntemle incelemeye alınmıştır. Araştırma sonucunda migren hastalarının sağ frontoparietal fasiculusunun fonksiyonel bağlantısında sağlıklı bireylere göre ciddi bir düşüklük tespit edilmiştir. Fonksiyonel bağlantıdaki düşüklük ile migren ağrı şiddetinde ve sıklığı arasında negatif korelasyon olduğu anlaşılmaktadır. Akupunktur uygulamasının akabinde sağ frontoparietal bölgede fonksiyonel bağlantı normal düzeye yükselmiş ve buna bağlı olarak migren ataklarının azaldığı tespit edilmiştir.[4]

    Adet dönemi baş ağrısı olan 85 hasta rastgele deney ve kontrol grup olarak belirlenmiştir. 3 adet dönemi boyunca deney gruba vücut akupunkturu, kontrol gruba flunarizin içerikli ilaç verilmiştir. Hastaların serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressin oranları sağlıklı bireylerinkine göre değerlendirilmiş ve tedavi öncesi ve sonrası veriler karşılaştırılmıştır. Adet dönemi başağrısı olan hastaların serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressin oranları sağlıklı bireylere göre yüksek çıkmıştır. Tedavi sonrasında her iki grubun verilerinde de düşüş olmuştur. Ancak, akupunktur tedavisi olan hastalarda %95.4 oranında düzelme görülürken, kontrol grupta bu veri %81’de kalmıştır. Araştırma sonucu olarak akupunkturun anormal seviyedeki serum prostaglandin F2α ve plasma arginine vasopressini regüle ettiği ve buna bağlı baş ağrısını giderdiği görülmüştür.[5]

    2015 yılında Headache dergisi, insanların başağrısı sebebiyle yılda milyonlarca dolar harcadığının, okul ve iş düzenlerinin bozulduğunun ve hayat standartlarının düştüğünün altı çizilmiştir. Bu güne kadar migren ataklarının sayısını azaltacak hiçbir ilaç bulunamadığı belirtilmiştir. ABD’de yapılan migreni önlemede akupunkturun etkisini değerlendiren birçok araştırma Arnaldo Neves Da Silva tarafından derlenmiştir. Sonuç olarak en az ilaçlar kadar etkili olduğu kanıtlanan akupunktur yöntemi, güvenilir, uzun vadede etkisini sürdüren ve maliyet etkin bir yöntem olarak öne

    [1] Li, Y., Zheng, H., Witt, C. M., Roll, S., Yu, S., Yan, J., … Liang, F. (2012). Acupuncture for migraine prophylaxis: a randomized controlled trial. CMAJ : Canadian Medical Association Journal, 184(4), 401–410. doi:10.1503/cmaj.110551

    [2] Wang LP, Zhang XZ, Guo J, Liu HL, Zhang Y, Liu CZ, Yi JH, Wang LP, Zhao JP, Li SS. (2011). Efficacy of acupuncture for migraine prophylaxis: a single-blinded, double-dummy, randomized controlled trial.

    Pain, 152(8),1864-71.

    [3] Linde, K., Allais, G., Brinkhaus, B., Manheimer, E., Vickers, A., & White, A. R. (2009). Acupuncture for tension-type headache. Cochrane Database of Systematic Reviews (Online), (1), CD007587. doi:10.1002/14651858.CD007587

    [4] Li, K., Zhang, Y., Ning, Y., Zhang, H., Liu, H., Fu, C., … Zou, Y. (2015). The effects of acupuncture treatment on the right frontoparietal network in migraine without aura patients. The Journal of Headache and Pain, 16, 33. doi:10.1186/s10194-015-0518-4

    [5] Sun, L. Liang, Y. Li, X. Liu, L. Xu, X. Ma, H. Li, W. Shi, Fei. Gao, F. (2015). Efficacy of acupuncture combined with auricular point sticking on the content of serum prostaglandin F2α, and plasma arginine vasopressin in patients with menstrual headache. Zhongguo Zhen Jiu. 35(2):137-40.

  • Kozmetik akupunktur

    Kozmetik akupunktur , yüz bölgesinde kozmetik etkilerin ortaya çıkmasını sağlayan ve bununla birlikte genel sağlığın kazanılmasını amaçlayan bir uygulamadır. Kozmetik akupunktur meridyen enerji dengelerini düzenlemek esasına dayanan bir TCM tedavisidir.

    Kozmetik etki lokal olarak batırılan iğnelerin ciltte oluşturdukları bir mikrotravmaya bağlıdır. Akupunktur iğnesinin uyarısı bir reflex cevap oluşturur. Bu bölgeye fibroblast gelmesi ile Kollajen ve elastin salgılanmasını sağlar. Cilt tonusunu artırır, cilt daha esnekleşir ve doku toparlanıp gerginleşir.

    Kozmetik akupunktur ile ince çizgiler azalır, kalın çizgilerin derinliği azalır, cilt daha yumuşak daha parlak ve daha canlı olur. Yanaklar daha pürüzsüz hal alır, yaşlılığa bağlı lekelerin renklerinin açılması, dekolte bölgesindeki daha çok Güneş’in olumsuz etkisine bağlı olarak artan kırışıklıklar azalır.

    Ateş basmaları azalır ve gece terlemeleri kaybolur, depresyon geriler, sindirimleri iyileşir, kişi kendini daha enerjık hisseder, başağrısı geçer.

    Haftada 2 olmak üzere 10-12 seans uygulanır. Kontrol seansları 4 ayda bir yapılır.

  • Kanser ve akupunktur

    Klinik araştırmalar göstermiştir ki kanser ve kanser tedavisi (kemoterapi,radyoterapi) sonucu oluşan kilo kaybı,öksürük,gögüs ağrısı, ateş,ankisiete, depresyon, gece terlemeleri,sıcak basmaları,kuru ağız, konuşma bozuklulukları , kol-bacakta ödemakupunktur tedavisi ile giderilmiştir, hasta kendini daha iyi hissetmiştir.

    Hormon tedavi sonrası gelişen ağrı ve sertliği giderir. 2010’da clinical oncology dergisinde yayınlanan bir çalışmada meme kanseri olan hastalarda hormonal tedavi ile birlikte akupunktur uygulanmasının ağrı ve sertliği giderdiği gösterilmiştir.

    2009’dabaş ve boyun cerrahi dergisinde new york memorial sloan-kettering cancer center Medikal oncology şefi şikagodaki american society of clinical oncology yıllık toplantısında rapor etmiştir ki: boyun diseksiyonu sonrası hastalarda kuru ağız, ağrı ve omuz disfonksiyonu akupunktur tedavisi ile azalma tespit edilmiştir.

    2011’de pitsburg yale universitesinde konvansiyonel meme kanser tedavisiyle oluşan sıcak basmaları akupunktur ile %30 oranında azalma tespit edilmiştir.

    Akupunktur, kemoterapi ve radiasyon tedavi sonrası gelişen ağrı ,bulantı,yorgunluk, sıcak basmaları ve kuru ağız şikayetlerini azaltmaktadır.

    Procain baz infuzyonu
    Basamaklı medikal kanser tedavisi
    Santral ve periferik sinir blokları – kateter sistemleri
    Port- pompa sistemleri

  • Sigara bırakma ve akupunktur

    Sigara 4000 kimyasal içerir. Bunlardan 43 tanesi karsinojenıktir, 400 kadar da toksin(nikotin,katran,karbonmonoksit, formaldehıt, amonyak,hidrojen siyanid,arsenik,DDT) içerir.

    Nikotın bağımlılığı;
    • Dokulara oksijen ulaşımını azaltarak, kalp krizi, beyinde işlemin atak ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerin doğmasına yol açar.
    • Hipertansiyon
    • Arterıal damar tıkanmaları ile burger hastalığına yol açar.
    • Ağız, Boğaz, Larınx, Akciğer, Mesane kanserlerine zemin hazırlar.
    • Gribal ve akciğer enfeksiyonlarında artış gözlenir. Sigaranın içindeki bileşenlerde nikotin bu etkilerden sorumludur.

    Beyinde central tegmental alandaki dopamin nöronlarındaki alfa4 beta2 asetılkolin nikotinik reseptorleri etkiler. Dopamin salınımına yol açar. Daha sonra burasını desensıtıze (duyarsızlaştırma) eder. Fakat nükleus accumbans’ta sürekli dopamin salınımına yol açar. Sigara bırakılması ile rahatsız edici belirti ve bulgulara yol açabilir.
    • Ankisiyete
    • Terleme
    • Çabuk sinirlenme
    • Başağrısı
    • İshal
    • Kabızlık
    • Yorgunluk
    • Baş Dönmesi
    • Uykuya eğilim veya uykusuzluk
    • Konsantre olamama
    • Dikkat eksikliği
    • Sürekli açlık ve yiyecek isteği, tatlı tatlara karşı aşırı istek
    • Sigara içme isteği

    Bu bulgular sigara bırakıldıktan sonra 48 saat içinde peak yapar tamamıyle 6 ay sonra sonlanır. Sigara bırakma belki de en zor verilecek kararlardan birisidir. Sigara bırakma ile ilgili bir çok yöntem mevcuttur. Akupunktur ve özellikle kulak akupunkturu en faydalı yöntemlerden birisidir. Akupunktur ile kontrolu kaybolan dopamin ve endorfın salınımı beyin tarafından yenıden oluşur. Sigara çekilme belirti ve bulguları fazla hissetmez ve bu dönemi daha rahat geçirmenizi sağlar. Vücutta kalan katran nikotinin ortadan kaldırılmasına yardımcı olur, ses tonu düzelir, öksürük durur sindirim sistemi düzene girer, ruhsal olarak kendini mutlu ve rahat hisseder.

    Tedavide aurıculoterapy ve aurıculomedecıne kullanmaktayız. Toplam tedavi süresi 6ay olmakla birlikte 1ay haftada bir seans uygulanır. Daha sonra 1 ve 2 aylık kontroller sağlanır.

  • Obezite ve akupunktur

    Obesite milyonlarca insanı etkileyen bir sağlık problemidir. Tedavideki başarısızlıklar hem hastayı hem de doktoru hayal kırıklığına uğratmaktadır. Vücut ağırlığı yiyecek ve içeceklerden alınan ve günlük aktivitelerden harcanan kalori arasındaki denge ile belirlenir. Obesıtenın en sık sebebleri fazla yemek yeme, fiziksel aktıvıte azlığı ve sedanter yaşam tarzı veya her ikisi. Diğer faktorler konvansıyonel ve komplementer tedavılere cevap vermeyen genetik metabolik durumlardır. Depresyon,ankisiyete ve can sıkıntısı insanları fazla yemeğe iter. Yaşlanma ve menapoz metabolizma ve aktivite düzeylerini etkileyen önemli faktörlerdir. Büyüme ve troıd hormonlarındaki azalma metabolızmayı etkiler ve kilo almayı hızlandırabilir. Bir çok kişi labarotuvar değerleri normal bile olsa hipotrıdızm olabilir.

    Sigara bırakmadan sonra görülen kilo alma nikotin etkisinin kaybı sonucudur , iştah açıçı özelliği vardır. Antıdepresan ve kortıkosteroıdler de kilo almaya yol açabilir. Travma da aktıf hayatı engeller. Fazla yağlı ve basit karbonhidratlı diet obesitede en önemli faktor olabilir.

    Obesite ile ilişkili komplikasyonlar;
    • Hipertansiyon
    • Koroner vaskuler hastalık
    • Hiperkolesterolemi
    • Kolelithiasis
    • Diabet
    • İnme
    • Osteoartrit
    • Uyku apnesi

    Ayrıca kolon, meme,uterus ve prostat kanseri obes hastalarda daha çok görülür. Bu komplikasyonlar obesitenin kendisi kadar etyolojık faktorler ve çevresel streslerle de alakalıdır. Böylece aurıcıler medecıne ile kişinin obesitesinde rol oynayan etyolojık faktorleri tespit edebiliriz.
    Obesite tedavısı semptomlardan ziyade etyolojık nedenı tedavi etmektir. Temel amacımız kişinin harcadığında daha az kalori alımını sağlamak, yeterli egzersiz ve aktıvıte sağlanması, davranış terapileridir. Aurıculterapi ve aurıculomedecıne ile öncelikli olarak hasta değerlendirilmesi medikal hıkaye, fizik muayene ve uygun laboratuarlar incelemelerini içerir. Kulak muayenesinde etyolojık sebeplere uyan temsili bolgeler hastalığın evresıne de uyan zonlarda araştırılması yapılır.

    . Akupunktur ile obesite tedavısınde sağlanan etki ; stres gibi emosyonel faktorler kadar iştah, intestinal motilite ve metabolızmayı etkiler. Hipotalamusta ventromedıal nükleustaki doyum merkezindeki sinirsel aktiviteyi artırır. Mide kaslarındaki tonusu , plazma ve beyinde enkefalin, beta endorfin,seratonin düzeylerini artırır.
    Akupunktur vagal sinirin aurıculer dalını uyarır ve seratonın düzeyini yükseltir. Bu etkiler göstermiştir ki mide düz kas tonusunu artırır ve böylece iştahı baskılar. Diğer etkiler arasında seratonın bağırsak hareketlerini artırır, endorfin ve dopamin yükselmesi ile stres ve depresyon kontrol altına alınır. Akupunktur uygulamasından sonra artan beta endorfin yağ depolarında lipolitik etki göstererek kilo kaybına yol açar.

    . İleri düzey kulak akupunkturu ve aurıculomedecıne de renkli filtreler ve VAS dediğimiz nabız teşhisi ile obesitenin altında yatan etyolojık sebepler tespit edilip tedavısı duzenlenir. Örneğin troid gland yetersizliğini etmekle kalmayıp hormon üretimini de artırmaktır. Böylece sebepe tedaviye ulaşılmış olur. Glandın subklinik belirtilerinin sebepi mantar veya parazit olabilir. Böyle basitçe yapılan tedavi ile obesite de dahil olmak üzere gerileyecektir. Benzer şekilde menapoz tedavisi estrojen üretimiyle ilgili olan 3.faz noktalarını kullanmaktır. İlave olarak VAS ve filtrelerle belirlenen metal toksisite depresyon sebebi olarak tespit edilebilir.

    . Tedavi ayrıntılı kulak muayene ve tedavısının yapılması, istenilen kiloya erişinceye kadar haftada bir olarak belirlenir, sonrasında 6 ay
    koruma planlanır.

  • Nöroproloterapi

    Nöroproloterapi kas-iskelet sistemindeki hasarlanmalarla oluşan nöropatik ağrı ve diğer ağrılı durumları tedavi etmek için kullanılan regeneratif tıbbın en yeni adımıdır. Neurofasial proloterapi, subcutanoz proloterapi veya lyfgot teknik olarak da isimlendirilmektedir.

    Neural proloterapi hasarlı-inflame sinirlerin düzelmesi ve doku fonksiyon restorasyonu için cilt altına medikal şeker veya mannitol enjeksiyonudur.

    Neural proloterapinin temeli Hilton kanununa dayanmaktadır. Hilton kanununda eklemi inerve eden sinirler, üzerindeki deriyi ve eklemi hareket ettiren kaslarıda inerve eder.

    Eklem üzerindeki cildin duyusu alan sinirlerin irritasyonu eklem çevresindeki doku ve kaslarda ağrı ve disfonksiyona sebep olur.

    Bilinmektedir ki klasik proloterapide hipertonik dextroz ligament ve tendonlardaki bağ dokusunda düzelmeyi sağlamaktadır. Neuroproloterapide de dokudaki şişliği azalttığı ,ağrıyı giderdiği ve fonksiyonda düzelme sağladığı görülmüştür.

    Doku yaralanmalarında proinflamatuar maddeler ( bradikinin,prostaglandin) salınır ve bunlar sinir üzerindeki geçici reseptör potansiyel V1(TRPV1) katyon kanalını (capsaicin) aktive eder.Bu kanallar açılınca inflamasyon ( substans P ve CGRP) kan damarlarında sızıntıya yol açar ( şişlik- ödem), aşırı duyarlılık ve ağrılı duyuya yol açar. Dextroz veya mannitol capsaicin reseptorlerini bloke eder, kaskadı önler ve normal sinir fonksyonunu restore eder.

    Neural proloterapi eklem, kas , tendon ve ligament zedelenmeleriyle ilgili ağrıların ( Akut ve kronik olsun) tedavisinde etkilidir. Tedavi boyun ,bel,diz, omuz, kalça, dirsek, el bileği, el,ayak bileği eklemini içerir. Total diz replasmanı sonrası ve failed back surgery sonrası ağrılar da da etkilidir.

    Tedavi Haftada 2-3 olarak düzenlenir. Seans 10 – 15 dk. arası gerekebilir.

  • Proloterapi ve proloterapi kullanılan hastalıklar

    Zayıflamış eski işlevselliğini kaybetmiş eklemleri , kıkırdakları, ligamentleri ve tendonları güçlendirmek tekrar eski haline getirmek için proliferant solusyonların enjeksiyonu ile karakterize bir tedavi şeklidir.Proloterapi cerrahi gerektirmeyen ligament ve tendon rekonstruksiyonu veya regeneratif enjeksiyon terapisi adı da verilmektedir. Proloterapide vücut doğal iyileşme mekanizmalarını kullanarak hasarlı veya ağrılı eklemi onarır.

    Proloterapi kullanılan hastalıklar

    Eklem gevşeklikleri ve güç kaybı (laksite)

    Tendinit (tendon ve ligamentlerde iyileşmeyen kronik rahatsızlıklar)

    Bursit (eklem ve tendonların kayganlığını sağlayan sıvı üreten organlarda inflamasyon)

    Artroz ( eklem kireçlenmeleri,aşınma ve eskimeler )

    Avaskuler nekrozlar (kemik dokunun yetersiz kan akımı nedeniyle nekroze olması)

    Kas ve tendonların tekrarlayan şişmeler ağrılar sonucu işlev yapamadıkları rahatsızlıklar

    Tekrarlayan baş ağrıları

    Tekrarlayan boyun ağrıları

    Tekrarlayan sırt ağrıları

    Tekrarlayan bel ağrıları

    Omurgalarda,göğüs kafesinde ve kaburgalarda geçmeyen kas ve ligament ağrıları

    Migren

    Topuk dikeni

    Ayak bilek, el bilek burkulmaları sonrası geçmeyen ağrılar

    Koksidinia(kuyruk sokumu ağrısı)

    Skolyoz

    Kifoz

    Osteitis pubis

    Kondromalazi

    Meniskopati

    Planlar fasitis

    Tenisçi dirseği

    Morfin nörinoması

    Amaliyat sonrası iyileşmeyen bel fıtıkları

    Amaliyat sonrası geçmeyen kas, eklem ağrıları.

    Tetik noktalar

    Fibromiyalji

    Tempoda mandibuler eklem hipermobilitesi

    Karpal tünel sendromu

    Spor yaralanmaları

    Siyasik ağrılar

    Perthes hastalığı

    Metatarsalji

    Lumbalji