Yazar: C8H

  • Mide ağrısı ile gelen hastaya ne yaparız?

    Mide ağrısı göbek deiğinin üzeri ile göğüs kafesi arasındaki bölgede hissettiğimiz ağrıların tümü için kullanılan bir terimdir. Bu bölgede Mide Pankreas, İnce bağırsaklar, kısmen kalın bağırsaklar bulunmaktadır.

    Bu organların rahatsızlıklarını ayırt etmek için hastanın şikayetlerinin iyi analiz edilmesi dikkatli bir şekilde incelenmesi gerekmektedir. Hastalık öyküsünün yanısıra ultrasonografik incelemeler ve kan testleri de bizi yönlendiren yardımcı tekniklerdir.

    Hastaya gerekli durumlarda endoskopi ve kolonoskopi gibi işlemler yapılabilmektedir. Uygun yerde uygun zamanda yapılan endoskopik işlemlerin hastalığın tedavisi ile ilgili çok geniş bilgi verebilmektedir. Bu bölgede ağrı yaşayan kişilerde mide hastalıkları ( gastrit , mide mikrobu, mide ülseri, mide kanser, mide çalışma bozuklukları) , pankreas hastalıkları (pankreatitler), ince bağırsak hastalıkları (oniki parmak bağırsağı ülseri), irritable bağırsak hastalığı gibi durumlar görülebilir.

  • Soru ve Yanıtlarla Vajinismus

    Soru ve Yanıtlarla Vajinismus

    Vajinismus nedir?

    Vajinismus kadınlarda görülen, çoğunlukla psikolojik temelli bir cinsel bozukluktur. Cinsel ağrı bozuklukları kapsamında yer alır. Ancak ağrılı cinsel ilişki (disparoni) ile karıştırılmamalıdır. Disparonide, cinsel ilişki sırasında acı çekilmesi söz konusudur ancak vajinismusta vajinadaki kasların istemsiz bir şekilde kasılması, bu nedenle cinsel ilişkinin nerdeyse olanaksız hale gelmesi, penisin ya da benzer bir şeyin içeri sokulmaya çalışılması durumunda da bu kasılmalardan dolayı ağrı meydana gelmesi söz konusudur.

    Vajina, kadın cinsel organlarından birisidir. Yaklaşık 10 cm derinliğinde, kaslardan oluşan tüp benzeri bir yapıdır. Ancak içerisine penis girdiğinde daha da uzar. Cinsel ilişki dışında genellikle kapalı bir yapıdadır ancak elastiktir. Böylelikle içerisine bir giriş olduğunda genişler. Ayrıca, vajina duvarları cinsel uyarılmanın gerçekleşmesi ile birlikte bir takım sıvıların salgılanmasıyla kaygan bir hal alır, böylelikle herhangi bir ağrı ya da tahriş olmadan cinsel ilişki gerçekleşebilir.

    Vajinanın ilk üçte birlik kısmı cinsel olarak uyarılmaya açıktır. Daha derinleri ise genellikle hissizdir. Yani, daha derinlerin uyarılması kadına cinsel açıdan kayda değer bir haz vermez. Bu da demektir ki penisin boyutu ya da uzunluğu cinsel haz için önemli değildir. Ama bu tabi ki başka bir yazının konusu.

    Kadınlar vajinalarının özellikle ilk üçte birlik kısmında yer alan kasları üzerinde önemli ölçüde denetim sahibidirler. Hatta daha derinlerde yer alan kas grupları üzerinde de kısmı bir denetimleri bulunmaktadır. Bu kaslar ve kas kontrolü kadın orgazmı için de oldukça önemlidir. Kadınlar, vajinadaki kaslarını ve anüs kaslarını birlikte kontrol ederek orgazma ulaşmayı kolaylaştırabilirler. Nitekim, orgazm güçlüğünün tedavisinde odak noktası olan konulardan birisi de bu denetimin öğrenilmesidir.

    Ancak vajinismusu olan kadınlarda, üçte birlik kısımda yer alan yani girişe yakın olan kaslar istemsiz bir şekilde kasılarak vajina girişini kapatırlar. Bu da ağrıya neden olur ve cinsel birleşmeyi olanaksız hale getirir. Bu durum genellikle penis vajinaya girmek üzere iken gerçekleşir. Ancak, jinekolojik bir muayenede dahi, hekim vajinayı parmaklarıyla uyardığında aynı kasılma geçekleşmektedir.

    Vajinusmustan şüphelenildiğinde nereye başvurmalı?

    Diğer psikolojik temelli bedensel bozukluklarda olduğu gibi vajinismus durumunda da ilk olarak ilgili uzman hekime başvurulmalıdır. Burada söz konusu hekim kadın doğum uzmanı ya da diğer adıyla jinekolog olacaktır. Öncelikle ortada fiziksel bir durum ya da enfeksiyon olup olmadığının saptanması gerekmektedir. Ayrıca vajinusmusla karıştırılan başka bir takım durumlar da söz konusu olabilir ve hasta yaşadığı durumu ayırt edemiyor olabilir.

    Örneğin kimi mantar enfeksiyonlarında da ağrı ya da kasılma gerçekleşebilmektedir. Ortada bir cinsel uyarılma bozukluğu da söz konusu olabilir. Söz gelimi, cinsel uyarılma esnasında vajina yeterince ıslanmıyor olabilir, bu nedenle de cinsel ilişkide ağrı gerçekleşiyor olabilir. Bu nedenle önce hastanın şikayetinin bu ve bunun gibi durumlardan kaynaklanıp kaynaklanmadığı iyi bir muayene ile saptanmalıdır. 

    Yaşanılan durumun vajinismus olduğundan emin olduktan sonra ise cinsel terapiler konusunda eğitimli ve deneyimli bir psikoterapistten yardım alınmalıdır.

    Bu konuda yapılan temel hatalardan birisi de yardım arayışını geciktirmektir. Vajinismus yaşayan kadınlar genellikle oldukça uzun zaman sonra profesyonellere başvurmaktadırlar. Bunun çeşitli nedenleri olabilmektedir ama genel olarak toplumumuzda cinsel sorunlarla ilgili genel olarak böyle bir durumun olduğunu biliyoruz.

    Vajinismusun nedenleri nelerdir?

     Tahmin edeceğiniz üzere vajinismusun çok çeşitli nedenleri olabilir. En sık görülen nedenler şu şekildedir:

    • Olumsuz cinsel deneyimler,

    • Geçmişteki bir cinsel taciz ya da tecavüz girişimi,

    • Yetersiz cinsel bilgiler,

    • Cinsellikle ilgili yoğun kaygı ve korkular. Örneğin ilk gece korkusu ya da canım acıyacak endişesi,

    • Hamilelik korkusu,

    • Cinsel yolla bulaşan hastalıklara yönelik yoğun bir korku,

    • Bekarete yüklenen abartılı ve takıntılı önem,

    • Cinsellikle ilgili yanlış bilgiler ve inançlar vb…

    Vajinismus sonradan da ortaya çıkabilir mi?

    Evet. Genellikle vajinismus ilk cinsel ilişki girişiminde ortaya çıkar. En yaygın şekli de budur. Yani vajinismus şikayetiyle uzmanlara başvurun kadınlar genellikle henüz hiç cinsel ilişki (daha doğrusu penetrasyon yani penisin vajinaya girmesi durumunu) yaşamamış olan kadınlardır. Ancak, belirli bir süre sorunsuz bir cinsel yaşantı sürdükten sonra hastalık, cinsel saldırı, psikolojik travma, doğum gibi yaşantılardan sonra vajinismus sonradan da ortaya çıkabilmektedir. 

    Vajinismusun tedavisi mümkün müdür?

    Evet. Günümüzde vajinismus birtakım psikoterapi teknikleri ve süreçleriyle giderilebilmektedir. Eğer vajinismusun travmatik bir yaşantıdan kaynaklandığı saptanırsa buna yönelik olarak daha özel teknik ve yaklaşımlar da uygulanabilmektedir. Örneğin, travmatik kökenli bozukluklarda oldukça etkili olan EMDR (Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) tedavisi uygulanabilir.

    Tedavinin süresi ise kişiden kişiye değişebilmektedir. Bu süre 2-3 ay arasında olabileceği gibi kimi durumlarda kısa bir bilgilendirme dahi etkili olabilmektedir. Genel olarak cinsel sorunların en önemli nedenlerinden birisinin cinsel bilgisizlik olduğu düşünüldüğünde, yaşanan birçok sorunun tedavisi cinsel eğitim olabilmektedir. 

  • Yaşlı   bireylerde  kolesterol  ilaçları faydalı mı? Zararlı mı?

    Yaşlı bireylerde kolesterol ilaçları faydalı mı? Zararlı mı?

    ~~Yaşlı bireylerde kalp damar hastalıklarının daha fazla görüldüğü bilinmektedir. Dolayısıyla kolesterol ilaçlarının kullanılması bu yaş grubunda daha çok tartışmalara konu olmaktadır. Bazı kişilerde bu ilaçların yan etkilerinin fazla olduğu ve bu yaş grubunda fayda yerine zarar getireceği düşüncesi vardır. Öncelikle her yaşlıyı aynı organ fonksiyonlarına sahip gibi görmemek gerekir. Kronolojik yaş aynı olabilir ama biyolojik yaş daha iyi olabilir yani organ sistemleri beklenilenden daha iyi çalışıyor olabilir. Kronolojik olarak 65 yaşın üzeri yaşlı olarak isimlendirilir . Ancak 80 yaşında öyle insanlar vardır ki 60 yaşındaki bir insanın biyolojik özelliklerine sahiptir. Asıl kırılgan yaşlı ile 80 yaşın üzerindeki yaşlılarımız kastedilmektedir. Kolesterol ilaçlarının ne için kullanıldığının da bilinmesi gerekir. Daha önce hiç kalp krizi , beyin felci geçirmemiş bir insanda kullanılıyorsa buna primer korunma denir yani hastalık olmadan önce riski yüksek hastalarda korunma amaçlı kullanılmasıdır. Kalp krizi veya damar tıkanmasına bağlı felç geçirmiş kişilerde kullanılmasına da sekonder korunma denir yani hastalık olmuş , tekrarlamaması için ve daha kötüye gitmemesi için kullanılmasıdır.
    Kolesterol ilaçlarını yaşlı bireylerde kullanırken kar zarar değerlendirilmesi yapılır. Faydası daha çok olan durumlarda kullanılır. Kolesterol ilaçları için potansiyel risk oluşturan durumlar şunlardır: 80 yaşın üzerinde olmak , kadın cinsiyet, vücut kitle indeksinin düşük olması, tiroid tembelliği olması, karaciğer böbrek yetmezliği olması, yakın zamanda ameliyat geçirmiş olmak , D vitamini eksikliği olanlar ve çok sayıda ilaç kullananlardır. Beş ilaçtan fazla ilaç kullanıyor olmak çok ilaç ( polifarmasi ) kullanmak olarak kabül edilmektedir. Özellikle bazı ilaçların ( amiodaron, mantar ilaçları, virüs ilaçları, verapamil, diltiazem, azitromisin, klaritromisin ) kullanılması kolesterol ilaçlarının yan etki oluşturma riskini arttırmaktadır. Kas ağrıları ve kas yıkımına ( rabdomyolize) neden olmaktadır. Kolesterol ilaçlarının yan etkilerinin de geriye dönüşümlü olduğunu bilmek gerekir. İlaca ara verildiğinde, doz azaltıldığına oluşan yan etki de ortadan kalkar.
    Primer korunmada yani kalp krizi geçirmemiş hastalarda 75 yaş üzerinde kolesterol ilaçlarının kullanılmasının olumlu katkı sağladığını gösteren çalışma yoktur. Ancak sekonder korunmada yani kalp krizi geçirmiş, bypass olmuş, stent konmuş hastalarda 75 yaşın üzerinde da orta doz kolesterol ilacı kullanılmasının yararlı sonuçları olduğu bilinmektedir. Fakat bu hastaların iyi eğitilmesi ve yan etkiler bakımından yakından takip edilmesi gerekir.
    PROSPER çalışmasında 65 yaşın üzerindeki insanlara 3 yıl süre , i le statin kullanılmış ve plasebo ile karşılaştırılmıştır. Miyokard infarktüsü riskinde %40 azalma, felç riskinde %23 azalma olmuştur. Ancak tüm nedenlere bağlı ölüm oranı ve kalp nedenli ölüm oranı değişmemiştir.
    80 yaşın üzerinde kolesterol ilaçlarının kullanımı için yeterli kanıt yoktur.
    Kolesterol ilaçları ve demans Alzheimer ilişkisi literatürde çok tartışılmıştır. Faydalı olduğunu söyleyen görüş daha ağırlıklıdır. Çünkü kolesterol ilaçları ile beyin kan dolaşımının daha iyi olduğu, yeni damar tıkanmalarının önüne geçildiği , inflamasyonun azaldığı, beyinde beta amiloid birikiminin azaldığı , bunun da beyin hücrelerinin fonksiyonunu arttırdığı ileri sürülmektedir. Aksi olan görüş beyin hücrelerinin iyi çalışması için kolesterol hammaddesine ihtiyaç olduğu , kolesterol ilaçlarının ise beyin kolesterol miktarını azalttığı görüşüdür. Literatürde bunu destekleyen çok az kanıt vardır.
    Sonuç olarak yaşlı bireyleri genel olarak kategorik değerlendirmemek gerekir. Her birey ayrıdır ayrı biyolojik özellikleri vardır. Hastalık bakımından farklı riskler söz konusu olabilir. Kolesterol ilacı kullanma kararını kar zarar hesabı yaparak her birey için ayrı olarak vermek gerekir.

  • Tuvalet Eğitimi Nasıl Verilmeli?

    Tuvalet Eğitimi Nasıl Verilmeli?

    Bir çocuğa tuvalet alışkanlığı kazandırmak anne – babalığın en zorlu süreçlerinden birisidir. Zor olduğu kadar da sabır isteyen bir süreçtir. Kimi kuramcılar tuvalet eğitimine oldukça büyük önem atfetmişlerdir. Verilecek tuvalet eğitiminin çocuğun yaşamında oldukça derin izler bırakabildiğini iddia ederler. Örneğin Freud’a göre katı bir şekilde verilen tuvalet eğitimi çocuğun ilerde cimri, tutucu, aşırı titiz ve inatçı gibi karakter özellikleri geliştirmesine neden olmakta, aynı şekilde çok gevşek bir şekilde verilen tuvalet eğitimi de çocuğun ileriki yaşamında savurgan, dağınık, vurdumduymaz bir birey olmasına neden olmaktadır.

    Günümüzde tabii ki tuvalet eğitimine bu kadar katı bakmıyoruz ama verilen tuvalet eğitiminin çocuğun psikolojik özelliklerini etkilediği de muhakkak. 

    Peki tuvalet eğitimi kaç yaşında başlamalıdır? Öncelikle şunu belirtmeliyim ki bu çocuğun psikolojik gelişimine olduğu kadar fiziksel gelişimine de bağlı bir olgudur. Çocuğa tuvalet eğitimi verebilmemiz için öncelikle anüs kaslarının olgunlaşması yani yeterli düzeye erişmiş olması gerekmektedir. Yapılan araştırmalara göre çocuklar bu olgunluğa yaklaşık 18 ay yani 1,5 yaş civarında erişmektedirler. Yani bu aylardan önce verilecek tuvalet eğitimi bir işe yaramayacağı gibi çocukta fazladan utanç ve suçluluk duyguları oluşmasına neden olacaktır. 

    Bir anne – baba açısından çocuğun anüs kaslarının olgunlaşıp olgunlaşmadığını anlamanın doğrudan bir yolu yoktur. Düzenli olarak çocuğunuzu gören bir çocuk hekimi bunu daha iyi anlayabilir ve size bildirebilir. Ancak tuvalet eğitimine başlamak için kasların olgunlaşıp olgunlaşmadığını öğrenmek şart değildir. En güzeli 18 ayın biraz geçmesini beklemek ve daha sonra küçük adımlarla eğitime başlamaktır. 

    Her çocuk biriciktir. Her anne – çocuk, baba – çocuk ilişkisi de biriciktir. O nedenle tuvalet eğitiminde net bir reçete vermek olanaklı değil. Verilecek bir direktif bir çocukta çok işe yararken başka bir çocukta ters tepki verebilir. Ancak çok genel bir takım durumlardan söz etmek mümkündür. 

    Bir kere şunu bilmelisiniz ki çocuğunuz için dışkısını kontrol edebiliyor olmak muazzam bir duygudur. Çocuk kendi bedeninde ilk kez böyle büyük bir kontrol kazanmıştır. Bu bir anlamda çocuğun kazandığı ilk bağımsızlık duygularından birisidir. Bu onun için çok önemli bir kilometre taşıdır. Bu nedenle bunu yapabiliyor olmak çoğu çocuğa hem müthiş bir haz duygusu verir hem de onları heyecanlandırabilir hatta korkutabilir. 

    Bu nedenle çocuğunuza karşı sakinleştirici bir tavır takınmanız oldukça önemlidir. Sizin yanında olduğunuzu hissetmelidir. Onu asla zorlamamalı, utandırmamalı ve yapamadığı zaman da cezalandırmamalısınız. Bu gibi tutumlar çocuğunuzda şiddetli utanç duyguları gelişmesine yol açabilir. Bu da süreci uzatabilir hatta uzun yıllar boyunca bir takım davranış sorunlarını tetikleyebilir. Ona karşı kabul edici ve nazik davranmalısınız. 

    Evet, çocuk eğitimin ilk başlarında bocaladığında ceza ve baskı kullanmaktan kaçınmalıyız. Onun yerine ödüllendirme ise özellikle ilk başlarda kullanılmalıdır. Tuvaletini size söylediğinde, doğru yere yaptığında vs. onu uygun bir şekilde ödüllendirmeyi ihmal etmeyin. Bu ödüllendirmeyi hem sözel olarak yapın, hem de seveceği bir şeyi vererek yapın. Ancak davranış oturmaya başladığında, yani artık tuvaletini söyleme ve istenilen yer ve zamanda yapma davranışının sıklığı artmaya, istenmeyen davranışlar azalmaya başladığında ödüllendirmelerin sıklığını azaltın ve arasını açın. Farklı ödüller kullanmaya da özen gösterin. Sürekli olarak aynı ödülün kullanılması ödüle karşı alışmaya yol açacak bu da ödülün beklenen etkiyi vermemesine yol açacaktır. Böylelikle de kazanılan davranış istediğimiz kadar kalıcı olmayabilir. 

    Tuvalet eğitimini çocuğunuz için eğlenceli bir etkinliğe dönüştürmeyi de ihmal etmeyin. Bunu bir oyun gibi yapın. Burası sizin yaratıcılığınıza kalmış. Yukarıda da belirttiğim gibi dışkı denetimin kazanılması ve kas kontörlünün sağlanması çocuk için olağanüstü bir gelişmedir. Bu nedenle de çocuk kimi zaman dışkısına fazlaca bir değer atfedebilir. Bu durumu da aklınızda çıkarmamakta yarar var. Örneğin, sifonu çekerken birlikte dışkıya el sallamak, bay bay demek gibi biz yetişkenlere tuhaf gelebilecek davranışlar çocuk için tuvalet eğitimini daha kolaylaştırıcı ve keyifli bir hale dönüştürebilir. Unutmayın, çocukların dünyası bizden biraz farklıdır. O dünyaya uyum sağlamalı ve saygı göstermeliyiz. 

    Bir başka önemli nokta da şudur ki, çocuklar tuvalet davranışlarını yetişkinler üzerinde bir silah olarak kullanmaya kalkabilirler. Özellikle fazlaca baskıcı ve sabırsız davranırsanız, olumsuz tepkiler verirseniz bunun sizin için ne kadar rahatsız edici olduğunu sezerler. Örneğin, onlara kızdığınızda ya da istediklerini yapmadığınızda tuvalet yapma davranışını size karşı bir silah olarak kullanabilirler. Masanın altına, koltuk arkasına falan kakalarını yapıp sizi kızdırmak isteyebilirler. Tabi ki bu davranış çok da bilinçli bir şekilde kurgulanmış bir davranış değildir. Buna mahal vermemek için yukarıda belirttiğim noktalara dikkat etmek aslında yeterlidir. İstenmeyen şekilde ve yerde gerçekleşen bir tuvalet yapma davranışına olumsuz tepki vermez ancak olumlu davranışları da ödüllendirirseniz bu silahı onların elinden almış olursunuz.

    Tabii ki tuvalet eğitimi bu kadar ana hatlarıyla özetlenemeyecek kadar karmaşık bir süreçtir. Kimi durumlarda zorlandığınızı hissedebilirsiniz. Tam oldu derken birden başa dönüşler yaşayabilirsiniz. Öncelikle hemen bir yenilgi duygusu içerisine girmeyin. Gerekirse en baştan alın. Bir uzmandan yardım almayı da ihmal etmeyin.

  • Sağlıklı yaşam için basit ve altın değerinde öneriler!!

    ~~Basit önlemlerin sağlığınıza çok büyük olumlu katkı sağlayacağını daima hatırda tutun. Bu basit önlemlerin devamlılık arzetmesi de bir o kadar önemlidir. Şikayet olmasa bile zamanında yapılan bazı testlerin çok önemli hastalıkların engellenmesi için sizi ve doktorunuzu harekete geçireceğini biliniz.

    Bu basit hatırlatmaları bu amaca hizmet etmesi için yapıyorum.

    Yeteri kadar su içmeyi ihmal etmeyin, yeterli kan dolaşımı ve toksik maddelerin atılması için gereklidir.

    Tuzu fazla tüketmeyin tansiyon yüksekliği ve erken kalp yetmezliği için davetiye çıkarmış olursunuz.

    Kırmızı eti fazla tüketmeyin , protein yükü nedeni ile böbreklerinize zarar vermiş olursunuz.

    Şekeri ve beyaz unlu gıdaları fazla tüketmeyin şeker hastalığına davetiye çıkarmış olursunuz.

    Günlük yaşamınıza yaşınıza uygun egzersizleri mutlaka koyun ; yürüme , yüzme , koşma , bisiklet, salon sporları , kondisyon merkezleri , taşıta binme oranını azaltma, gibi.

    Uyku saatlerinizi ve süresini mümkün olduğu kadar değiştirmemeye bakın. Daha zinde hissedersiniz. Ayrıca az uyku ve periyodu değişen uykunun Alzheimer için tetikleyici olduğu gösterildi.

    Camlar ile değil daha çok canlar ile yüzyüze gelmeye çalışın ( anne, baba, kardeş, arkadaş, eş, sevgili, öğretmen, ..)

    Kan seviyesi düşüklüğü varsa mutlaka sebebini bulana ve tedavi olana kadar doktora gidin.

    Herşeye rağmen şekeriniz varsa, diyet ve ilaç ile mutlaka kontrol altında olmasını sağlayın, aksi halde uzun ve kısa vadede riskler sizi bekliyor. Göz, kalp, böbrek, sinir hastalıkları gibi

    Tansiyonunuz var ise mutlaka kontrollarınızı yaptırın tansiyonunuzu normal sınırlarda olmasını sağlayın size uygun mutlaka uygun ilaç vardır. Aksi halde erken kalp yetmezliği olacak, damarlarda kanama ve tıkanma hastalıkları baş gösterecektir.

    Kolesterolunuz yüksek ise bana bir şey olmaz demeyin diyet ile, yetmez ise ilaç ile kontrol altına alınız. Aksihalde damar tıkanması, felç, karaciğer yağlanması riskleri var.

    Mutlaka sigara içmeyin, içiyorsanız akciğer kontrolleri yaptırmayı ihmal etmeyin ( 2-3 yıl ara ile muayene ve akciğer grafisi gibi )

    Alkol kullanmayın kullanıyorsanız karaciğer tetkiklerini ve karaciğer ultrasonunu ihmal etmeyin.

    Hiç şikayetiniz olmasa bile 55 yaş cıvarında kolonoskopiyi tarama amaçlı yaptırmayı ihmal etmeyin.

    Erkeklerin 55 yaşından sonra prostat muayenesi olmayı ve PSA testini ihmal etmemesi gerekir.

    Kadınların meme muayenesi ve meme ultrasonu, jinekolojik muayene, PAP smear yaptırması ihmal edilmemelidir.

    İzah edemediğiniz kilo alma ve kilo verme durumlarında işler galiba yolunda gitmiyor deyiniz ve sebebini anlamaya çalışınız, önlem alınız

    Anne, baba, kardeşlerde genetik hastalık varsa acaba bende de varmı diye tarama testi yaptırmanız gerekli olabilir

    Hastalık / hastalıklarınız sebebi ile kullanmakta olduğunuz ilaçlarınızın sayısı artmaya başladı ise 6,7,8, ..10 gibi Uzman hekiminiz ile bu ilaçlarınızı süre, doz, gereklilik, yan etki, etkileşim açısından konuşunuz. Belki bazılarını kesmeyi düşünebilir.

    Hastalık ilerledikten sonra en yeni en güncel en güçlü ilaçların bile sağlığınızı geri getirmeyebileceğini unutmayın

    Yerine göre tıpta her geçen gün kullanımı artmakla birlikte hiçbir yapay doku, organ vücudumuzdaki doğal doku ve organın tutmaz

    Organ nakilleri hayat kurtarıcı olabilir ama sizin durumunuz buna uygun olmayabilir, vaktiniz olmayabilir, organ bulunamayabilir.

    İlaç tedavileri tıbbi hizmet sunumunun çok önemli bir kısmını oluşturmaktadır ve çok önemlidir. Ama doğru ilacı/ilaçları, doğru dozlarda, doğru sürede kullanma imkanını bulan ve kararlılıkla sürdüren hasta sayısı sanıldığı kadar fazla değildir.

    Çok başarılı cerrahlarımız vardır, çok başarılı operasyonlar yapmaktadırlar Ama bilin ki ameliyat ne kadar büyük ise riski de o kadar büyüktür. Önemli olan hastalık büyük boyutlara ulaşmadan tedavisini yada ameliyatını yaptırmaktır.

    Değerli okuyucular 30 yıllık iç hastalıkları uzmanlık deneyimim koruyucu hekimlik adına bu bilgileri sizinle paylaşma ihtiyacını bana telkin etti. Umarım faydalı olur.

  • Erkeklerde Sertleşme Bozukluğu

    Erkeklerde Sertleşme Bozukluğu

    Öncelikle bu durumun adı “iktidarsızlık” değil. Havalı ismi “erektil disfonksiyon”, Türkçesi “sertleşme bozukluğu”. Kimi kaynaklarda “sertleşme güçlüğü” diye de geçer. Ama kesinlikle bu bir iktidarsızlık değildir. Bunu bu şekilde tanımlamaktan vazgeçmek aslında oldukça önemli. İktidar, kelime anlamıyla “güç” demektir. Bir erkeğin gücünü belirleyen şey penisinin sertleşmesi değildir. Penisi sertleşmeyen bir erkek de gücünü yani iktidarını kaybetmez. Bu durumu böyle tanımlayıp, ereksiyona gereğinden fazla önem atfetmek aslında bunun başlı başına nedenlerinden birisidir.

    İşe önce penis denilen organı tanımakla başlayalım. Penis, erkek cinsel organlarından birisidir. Hatta erkek cinsel organı denilince ilk akla gelen organdır. Hem üreme açısından hem de erkeğin cinsel hazzı açısından son derece önemli bir organdır. Bir baş kısmından bir de gövdeden oluşur. Hem baş kısmında hem de gövdesinden bol miktarda haz veren sinir ucu barındırır. Erkeğin cinsel olarak en çok haz aldığı bölgesidir.

    Penisin içinden üretra adı verilen bir kanal geçer. Bu kanaldan hem idrar geçer, hem de boşalma sırasında içinde sperm hücrelerini barındıran, beyaz renkli bir sıvı olan meni (semen) geçer. Penisin içerisinde kemik yoktur. Penisin gövdesi süngerimsi bir yapıdadır. İşte ereksiyonu yani sertleşmeyi sağlayan bu süngerimsi yapıdır. Cinsel uyarılma esnasında kan akışı bu bölgeye doğru yoğunlaşır, süngerimsi yapının içi kanla dolar, böylelikle penis sertleşir ve dikleşir yani erekte olur.

    Görüldüğü gibi penisin ereksiyonu temelde fizyolojik bir olaydır. Ancak şunu unutmamak gerekir ki en önemli cinsel organımız beynimizdir. Cinsel uyarılmanın ve ereksiyonun gerçekleşmesi için illa ki fiziksel bir uyarım gerekmez. Yani penisin bir kadın tarafından doğrudan uyarılması şart değildir. Bir erkeğin cinsel fantezi kurması yani sadece cinselliği düşünmesi bile uyarımı ve erkeksiyonu sağlayabilir.

    Buradan da görüyoruz ki sertleşme aynı zamanda psikolojik bir olaydır. O zaman tüm bunlardan şu sonucu çıkarabiliriz: sertleşme bozukluğu fizyolojik kaynaklı olabileceği gibi psikolojik kaynaklı da olabilir. Hatta şunu biliyoruz ki, özellikle genç sayılabilecek yaşlarda (60’ın altı) görülen sertleşme bozukluklarının kaynağı çoğunlukla psikolojiktir. Özellikle performans kaygısı (Başarılı olabilecek miyim? Partnerimi yeterince tatmin edebilecek miyim? Gibi), yaşanan olumsuz deneyimler bu durumun önemli sebepleri arasındadır. 

    Bir kere şunu söylemeliyim ki, sağlıklı bir erkeğin arada sırada sertleşme güçlüğü yaşaması gayet olağandır. Eğer bu durumu deneyimlerseniz hemen paniğe kapılmayın, “Eyvah! Bende sertleşme bozukluğu var” diye düşünmeyin. Yaşadığınız şey geçici bir durum olabilir. Hatta, yaşanan olağan ve geçici bir sertleşme güçlüğü durumu diğer ilişkilerden önce “Acaba yine olacak mı?” gibisinden bir kaygı durumu ortaya çıkarır ve bu kaygı da sertleşme güçlüğünün yeniden yaşanmasına neden olabilir. Ancak bu durum süreklilik arz ediyorsa, her ilişkinizde bunu yaşıyorsanız o zaman bir çare aramanızda yarar var. 

    Peki sertleşme bozukluğu kendisini nasıl gösterir? Genelde bunun üç şekilde olduğunu görüyoruz. İlkinde sertleşme hiç olmaz. Cinsel uyarılma olmasına rağmen penis bu uyarılmaya yanıt vermez ve sertleşmez. İkincisinde ise başlangıçta sertleşme olur ancak bu durum cinsel ilişki süresince devam etmez. Ön sevişme sırasında ya da penis vajinanın içerisindeyken, orgazm gerçekleşmeden önce penis sertliğini kaybeder. Üçüncüsünde ise sertleşme az biraz gerçekleşir ancak bu sertleşme cinsel ilişkiyi sağlayacak düzeyde değildir.

    Eğer bu tür durumları sürekli bir şekilde yaşıyorsanız sertleşme bozukluğu söz konusu olabilir. Öncelikle bu durumu kabul ederek işe başlamak çok önemlidir. Bir kere bu durumu bir felaket olarak yorumlamamaya gayret edin. Bu durum her erkeğin yaşayabileceği bir durumdur. Merak etmeyin, iktidarınızı kaybetmediniz. İlk başta dediğim gibi, iktidar kelimesini kullanmaktan kaçınmak en doğrusu.

    İlk olarak gitmeniz gereken uzman bir üroloji uzmanı hekimdir. Önce fizyolojik tetkikler yapılmalıdır. Eğer sertleşme bozukluğunuzun altından fizyolojik bir neden çıkmazsa o zaman psikoterapi almanız yararınıza olacaktır. Özellikle Bilişsel – Davranışçı terapilerle sertleşme bozukluğu  giderilebilmektedir. Bunun için bir cinsel terapiste ya da psikoterapiste başvurmanız yeterlidir. 

  • Kanser riskini nasıl azaltabiliriz

    Sağlıklı beslenmeden tutunda düzenli yaptırılan kanser taramalarına kadar hayatınızda yapacağınız küçük değişiklerle kansere yakalanma riskini kontrol altına alın.

    Muhtemelen kanseri önleme ile ilgili birbiriyle çelişkili pek çok rapordan haberiniz vardır. Bazen bir çalışma veya raporda önerilen spesifik bir kanser önleme tavsiyesi bir diğerinde söylenenin tam da aksi olabilir. Peki. Eğer kanser önleme konusunda endişeleriniz varsa, günlük hayatınızda küçük değişiklikler yaparak büyük bir fark yaratabilirsiniz.

    Tütün kullanmayın

    Tütünün her türlü kullanımı sizi kanserle yaşanacak bir çarpışmaya sürükler. Sigara içmek akciğer, mesane, rahim ve böbrek kanseri de dahil olmak üzere pek çok kanser türüne davetiye çıkarıyor. Ayrıca tütün çiğneme ağız boşluğu ve pankreas kanserinin oluşumu ile yakından ilişkili. Tütün kullanmasanız bile, sigara dumanına maruz kaldığınızda akciğer kanserine yakalanma riskini arttırmış oluyorsunuz.

    Tütün ve mamullerinden uzak duruyorsanız veya bırakmaya karar verdiyseniz bu sağlığınız için aldığınız en önemli kararlardan biridir. Ayrıca, sadece bununla kalmayıp kanseri önleme konusunda da önemli bir adım atmışsınız demektir. Eğer sigarayı bırakabilmek için yardıma ihtiyaç duyuyorsanız doktorunuza danışın. Size sigara bırakmaya yardımcı ürünler ve diğer metotlar hakkında bilgi verecektir.

    Sağlıklı beslenin

    Yemek saatlerinde ya da market alışverişi yaparken sağlıklı tercihlerde bulunmak sizi kanserden korumak için garanti vermez fakat kansere yakalanma riskini düşürmekte size yardımcı olacaktır.

    Bu kuralları dikkate alın:

    Meyve ve sebze yiyin

    Beslenme düzeninizi sebze, meyve ve bitkisel kaynaklı gıdaları baz alarak oluşturun — tam tahıllar ve baklagiller gibi.

    Yağ tüketimini sınırlandırın;

    Hayvansal yağları kullanmaktan, fazla yağlı besinleri tüketmekten kaçının. Bunun yerine daha hafif ve daha küçük porsiyonlar oluşturarak yemek yemeyi deneyin.

    Eğer alkol tüketecekseniz aşırıya kaçmamaya özen gösterin;

    Düzenli olarak alkol kullanımının ve tüketilen alkol miktarının artması meme, kolon, akciğer, böbrek ve karaciğer kanseri gibi kanser türlerine yakalanma riskinizi de arttırır.

    Günlük rutininizde fiziksel aktivitelere her zaman yer ayırın ve ideal kilonuzu korumaya çalışın;

    Sağlıklı olduğunuz kiloyu korumak meme, prostat, akciğer, kolon ve böbrek kanseri de dahil olmak üzere çeşitli kanser türlerinin görülme riskini azaltabilir. Hareket etmeyi unutmayın. Kilo kontrolünü sağlamaya yardımcı olmasının yanı sıra fiziksel aktivitelerde bulunmak meme ve kolon kanserine yakalanma riskinizi de azaltmakta.

    Günlük olarak en az 30 dakikanızı egzersize ayırmalısınız. Tabi daha fazlasını yapabiliyorsanız bu çok daha iyi olur. Bir fitness sınıfına kaydolmayı, favori bir sporu yeniden keşfetmeyi veya günlük tempolu yürüyüşler için bir arkadaşınızla buluşmayı deneyin.

    Kendinizi güneşin zararlı ışınlarından koruyun;

    Cilt kanseri kanser türleri arasında en sık rastlananı olmasına karşın korunabilirliği de en fazla olan kanserdir. Bu ipuçlarını deneyin:

    Öğle saatlerinde güneşe çıkmaktan kaçının;

    Güneş ışınlarının en kuvvetli olduğu saatler olan 10:00 ve 16:00 arasında güneşten uzak durun.

    Gölgede kalmaya çalışın;

    Açık havaya çıktığınızda mümkün olduğunca gölgede kalmaya çalışın. Güneş gözlüğü ve geniş kenarlı şapkalar kullanmak bu konuda size yardımcı olacaktır.

    Cildinizi güneşten koruyun;

    Mümkün olduğunca teninizi örten sıkı dokunmuş bol ve pamuklu giysileri tercih edin. Pastel tonlar ya da ağartılmış pamuk kumaşlar yerine ultraviyole ışınlarını geri yansıtan açık parlak renkleri veya koyu renkleri tercih edin.

    Dışarıya çıkarken güneş kreminizi sürmeyi ihmal etmeyin;

    Dışarıda kaldığınız sürece güneş kreminizi sık sık ve bolca sürmeye devam edin.

    Solaryuma girmeyi tercih etmeyin;

    Solaryum da cildinize en az doğal güneş ışığı kadar zarar verir.

    Aşı olun;

    Bazı viral enfeksiyonlardan korunmak kanser oluşumunu önlemek için etkili bir yoldur. Hepatit B ve HPV’ ye karşı aşılanma konusunda doktorunuza danışın.

    Hepatit B. Hepatit B virüsü karaciğer kanseri oluşu riskini arttırabilir. Hepatit B aşısı rutin olarak bebeklere yapılır. Ayrıca, kanser görülme riski yüksek olan bazı yetişkinler için tavsiye edilir. Özellikle karşılıklı sadakate dayanmayan cinsel aktiviteler içinde olan yetişkinlere, hemcinsi ile ilişkiye giren erkeklere, enfekte kan veya vücut sıvılarına maruz kalabilecek sağlık veya kamu güvenliği işçilerine aşılama yapılmalıdır.

    İnsan papilloma virüsü (HPV). HPV rahim ağzı kanserine sebep olabilecek cinsel yolla bulaşan bir virüstür. HPV aşısı 26 yaşından daha genç ya da ergenlik döneminde aşı olmamış erkekler ve kadınlar için yapılması uygun bir aşıdır.

    Riskli davranışlardan kaçının

    Kanseri önlemeye yardımcı bir diğer strateji ise kansere sebebiyet verebilecek riskli davranışlardan kaçınmaktır. Örneğin;

    Güvenli cinsel hayatınız olsun;

    Cinsel partner sayınızı sınırlayın ve sex yaparken prezervatif kullanmayı ihmal etmeyin. Cinsel partner sayınız arttıkça HIV ve HPV cinsel yollarla bulaşan enfeksiyonlara yakalanma riskiniz daha da artar. HIV veya AIDS virüsü taşıyan kişilerin bağışıklık sistemi zayıflar ve anüs, rahim ağzı, akciğer kanserine yakalanma riski de yüksektir. HPV en çok rahim ağzı kanseri ile ilişkilidir, ama aynı zamanda anüs, penis, boğaz, vulva ve vajina kanseri riskini arttırabilir.

    İğnelerin tek sefer ve bireysel kullanıma uygun olduğunu unutmayın;

    İlaç kullanan bağımlılar arasında aynı iltihaplı iğneyi paylaşmak HIV, hepatit B, hepatit C gibi virüslerinin bulaşmasına sebebiyet verir ve buda karaciğer kanserine yakalanma riskini arttırır. Eğer hap ve uyuşturucu bağımlılığı hakkında endişeleriniz varsa, profesyonel yardım isteyin.

    Erken teşhis konusunu ciddiye alın;

    Deri, kolon, prostat, rahim ve meme kanseri gibi kanser türleri için düzenli olarak kendi kendinizi muayene etmek ya da kanser tarama testleri yaptırmak hastalığı ilk aşamalarındayken yani tedavinin beklenenden daha iyi sonuç verdiği erken evrelerde teşhis etmenize ve tedavide başarılı sonuçlar almanıza yardımcı olur. Sizin için en iyi kanser tarama programını doktorunu

    Obezite

    Obezite (şişmanlık) bir çok kanser türüne yakalanmayı kolaylaştırmaktadır. Obezitenin meme ve rahim kanserleri başta olmak üzere bugün 13 kanser türüyle ilişkili olduğu bilinmektedir. Bu nedenle kilo almayınız, eğer kilo fazlalığınız varsa diye azaltınız.

    Fizik aktivite

    Fizik olarak aktif olunuz. Mümkünse her gün bir saat yürüyüş yapınız. Bu da sizi kanserden ve kalp hastalıklarından koruyacaktır.

  • Depresyonda Mıyım?

    Depresyonda Mıyım?

    Gündelik kullanımda birisi depresyonda olduğunu söylediğinde genellikle söylemek istediği kendisini son zamanlarda mutsuz hissettiğidir aslında. Psikolojideki kimi kavramların gündelik dilde yanlış kullanımlarına sıklıkla rastlıyoruz. Depresyon ve depresyonda olmak, depresyona girmek de bunlar arasında sayılabilir.

    Kendisini mutsuz hisseden birisi depresyonda mıdır? Bu soruya evet yanıtı da vermek mümkün ancak genel olarak söylemek gerekirse depresyon eşittir kendisini mutsuz ya da üzüntülü hissetme hali değildir. Bir kimseye depresyon tanısının konulabilmesi için başka bir takım kriterler de gerekmektedir. Yani özetle kendimizi üzgün hissettiğimiz zamanlarda depresyonda olduğumuz söylenemez. Ancak mutsuzluk hali de depresyonun en önemli belirtilerinden birisidir. 

    Her şeyden önce depresyon psikolojik bir bozukluktur. Mutsuzluk ya da üzüntü hali ise herkesin zaman zaman hissedebileceği doğal duygu durumları arasındadır. Bir kimsenin depresyonda olduğunu ya da depresyona girdiğini söyleyebilmemiz için bu mutsuzluk halinin özellikle son bir haftadır yoğun bir şekilde devam etmesi gerekmektedir. Arada bir yaşanan mutsuzluklar doğal duygu durum değişimidir ve depresyon olarak kabul edilmez ya da en azından tek başına yeterli bir kriter olmaz. Ancak bu durumda olan bir insanın da depresyon başlangıcında olduğunda şüphe de edilebilir. En doğrusu bir uzmana başvurarak ayrıntılı bir değerlendirmeden geçmek olacaktır.

    Bir kimsenin depresyonda olduğunu söylemek için çeşitli kriterler olduğunu belirmiştim. Buna göre, depresyonda olan bir insan, özellikle son bir hafta süresince:

    • Genel ve yoğun bir mutsuzluk ve üzüntü hali içindedir,

    • Eskiden keyif aldığı şeylerden artık keyif almamaya başlar,

    • Hareketi ve enerjisi azalır,

    • Genel bir başarısızlık hissi içerisindedir,

    • Kendisini suçlama eğilimindedir,

    • Cezalandırıldığını düşünür,

    • Kendisine karşı genel ya da özel bir memnuniyetsizliği vardır,

    • Başka insanlarla konuşma ve görüşme konusunda isteksizdir,

    • Karar vermekte güçlük çeker,

    • Olumsuz bir beden imgesine sahip olmaya başlar (kendisini çirkin bulabilir),

    • Uykusunda bozulmalar olur. Her zamankinden daha az ya da daha çok uyumaya başlar, sabahları dinlenmiş olarak uyanmaz,

    • İştah kaybı yaşar,

    • Sağlığıyla ilgili endişeler taşımaya başlar,

    • Cinselliğe olan ilgisinde azalma olmaya başlar,

    • Kendini öldürme düşünceleri ya da isteği görülebilir. 

    Depresyonun genel belirtileri bu şekildedir ancak bu belirtilerin tamamının bir kimsede bulunması gerekmez. Bunlardan 4-5 tanesinin kendinizde olduğunu düşünüyorsanız depresyonda olma olasılığınız yüksektir ve bir uzmana başvurarak tedavi sürecine girmenizde yarar vardır. Ayrıca bu belirtilerin yoğunluğunun da farklı olacağını belirtmeliyim. Depresyon genellikle şiddetine göre hafif, orta ve ağır olarak üç alt başlıkta değerlendirilir. Sahip olunan belirtilerin sayısına ve şiddetine göre konulacak teşhis değişecektir. 

    Peki depresyon nasıl tedavi edilir?

    Hemen her psikolojik bozuklukta olduğu gibi depresyonun tedavisi de uzun sayılabilecek bir süreç gerektirir. Günümüzde depresyonun tedavisinde kullanılan bir yöntem psikoterapi yaklaşımı Bilişsel – Davranışçı Terapidir. Araştırmalara göre BDT yaklaşımıyla depresyon tedavisinde seanslar haftada bir olmak üzere, ortalama 3 ay içerisinde sonuç alınmaya başlanır ve yine ortalama 6 ay içerisinde de iyileşme gerçekleşir ve tekrarlanma oranı da oldukça düşüktür. Ancak bu sürenin kişiden kişiye, durumdan duruma ve belirtilerin şiddetine göre de değişiklik gösterdiğini bilmeniz gerekir. 

     

    Depresyon hafife alınmaması gereken önemli bir bozukluktur. Bireyin yaşam kalitesini önemli ölçüde düşürür. Depresyon geçiren insanlar büyük acılar çekebilirler. Sadece kendilerini değil, çevrelerindeki insanları da yıpratabilirler. Bu nedenle depresyonun özellikle erken aşamada fark edilip tedavi edilmesi son derece önemlidir. Psikolojik bozukluklar arasında depresyon en ölümcül bozukluklardan birisi olarak kabul edilmektedir. Ağır depresyon yaşayan bireylerde intihar eğilimi görülebilmekte ve maalesef kimi depresyon hastaları yaşamlarına son verebilmektedir. 

    Ama özellikle toplumumuzda depresyon yaşayan kimseler yardım almakta isteksiz olmaktadır. Depresyonda olan bireyde zaten genel bir başarısızlık hissi ve kendine güven düşüklüğü de olmaktadır bu da yardıma başvurmayı geciktirmekte, yardımla iyileşebileceğine olan inancı zayıflatmaktadır. 

    Bir de insanımızda uzman yardımı almanın bir güçsüzlük, zayıflık göstergesi olduğuna dair yanlış bir kanı da bulunmakta. Buna göre bir insan sorunlarını kendisi çözerse güçlüdür, yardım isteyen insan zayıf, güçsüz bir insandır. Sorunların çözümünü zamana bırakmak gerekir. Bunun için yardım almak gereksizdir gibi hatalı inanç ve düşünceleri sıklıkla görmekteyiz.

    Aslında tam tersi söz konusudur. Yardıma talep eden insan güçlüdür ya da en azından güçlü olmak yolunda adım atmaktadır. Çünkü kendisinin ve potansiyelinin farkındadır. Olumlu yönlerinin olduğu kadar olumsuz yönlerinin de farkındadır ve sorunlarını çözmek için bir uzmandan yardım istemekten çekinmez. Daha da güçlü bir insan olmak, sorunlarının üstesinden gelmek için bir sürece girmeye hazırdır. 

  • Sigara akut miyeloid lösemi (aml) sıklığını da arttırıyor!

    Sigara kullanımı tüm dünyada ve ülkemizde bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir. Dünya genelinde her yıl 6 milyon kişi sigara ile ilişkili nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir. Bu sayının 2030 yılında 8 milyona ulaşacağı tahmin edilmektedir.

    4 Şubat Kanser Gününde Sigaranın tüm kanserlerde olduğu gibi ,Akut Miyeloid Lösemi sıklığını da arttırmaktadır.

    Tütünün yanması sonucu sağlığa zararlı 7000’den fazla madde açığa çıkmaktadır. Sigarayla ilişkili 10 çeşit kanser (akciğer, böbrek, mesane, serviks, yemek borusu, mide, pankreas kanseri gibi) ve 18 diğer hastalık (aort genişlemesi, katarakt, zatürre, diş eti iltihabı gibi) tanımlanmıştır.

    AKUT LÖSEMİ SİGARA İLİŞKİSİ :

    Hızlı gelişen ve birden ortaya çıkan lösemilere “akut lösemiler” denir. Erişkinlerde daha sık görülen akut lösemi türü AML’dir. Son 10 yıldır miyeloid lösemiye yol açan sebeplerden birinin de sigara olduğu düşünülmektedir. 2016 yılında İtalyan araştırmacılar tarafından yayımlanan bir derlemede (1) sigara içen erişkinlerde hiç sigara içmeyenlere nazaran AML sıklığının daha fazla olduğu belirtilmiştir. Yoğun ve uzun süreli sigara kullanımı, artan bir lösemi riski ile birliktelik göstermiştir. İlginç olarak sigarayı bırakalı 20 yıldan fazla olan bireylerde lösemi riski oldukça azalmaktadır. Erkekler, kadınlara nazaran daha riskli bulunmuş ve bu durum erkeklerin sigara içme alışkanlıklarına bağlanmıştır (yoğun ve uzun süreli kullanım). Sigara ve lösemi ilişkisi tam olarak anlaşılamamakla birlikte nikotin ve nikotinle ilişkili bazı maddelerin hayvan modellerinde kansere yol açtığı ortaya konmuştur. Sigaranın içerdiği benzen, formaldehit veya radyoaktif bileşenlere (polonio 210) bağlı olarak kromozomal düzeyde bozukluklar meydana gelmektedir. Ayrıca immün sistemdeki ve dolaşımdaki akyuvar sayılarındaki değişiklikler de suçlanmaktadır.

    Koruyucu hekimlik uygulamaları ile sigaranın zararlarına dikkat çekilmelidir. Ancak bu sayede sigara ile ilişkili hastalıkların ve bunların ağır ekonomik yükünün azaltılabilmesi mümkün olacaktır.

  • İnsanda Cinsel Tepkiler

    İnsanda Cinsel Tepkiler

    Cinsel bir uyarımla karşılaşıldığında insan bedeninde gerçekleşen deneyimlere “cinsel tepkiler” adı verilmektedir. İnsanın cinsel tepkilerini açıklayan en geçerli model Masters ve Johnson tarafından açıklanan 4 aşamalı modeldir. Buna göre insanın verdiği cinsel tepkiler 4 aşamada gerçekleşmektedir. Bunlar:

    1. Uyarılma aşaması

    2. Plato aşaması

    3. Orgazm

    4. Çözülme aşaması.

    Şimdi her bir aşamada kadında ve erkekte neler olup bittiğini inceleyelim.

    1. Uyarılma aşaması:

    Bedenin ilk cinsel uyarılma belirtilerini gösterdiği aşamadır. Kan akışı cinsel organ bölgesine doğru yoğunlaşır ve cinsel organlarda değişimler başlar.

        Kadında: İlk uyarılma belirtileri vajinada görülmektedir. Kan akışının artmasıyla vajina duvarları kalınlaşır ve rengi koyulaşır. Islanma, diğer adıyla lubrikasyon meydana gelir. Böylelikle vajina cinsel ilişkiye hazır hale gelmeye başlar. Vajinanın ilk üçte birlik kısmı hafifçe uzar ve genişler. Uterus yani rahim yukarı doğru çıkmaya başlar. Kadının cinsel organ bölgesinde bulunan büyük ve küçük dudaklar şişmeye ve hafifçe açılmaya başlar. Meme uçları sertleşir ve dikleşir. Aynı şekilde klitoris de sertleşmeye başlar. Boyunda, memelerde ve karın bölgesindeki deride kızarıklıklar görülmeye başlar. Kalp atışı artar, kan basıncı yükselir.

    Erkekte: Kan akışının cinsel bölgeye yoğunlaşmasıyla penis erekte olur yani sertleşir ve dikleşir. Penisin içinden geçen ve idrarla meniyi (sperm hücrelerini içinde barındıran beyaz renkli sıvı) taşıyan üretra adındaki kanalın çapı iki katına çıkar. Testisleri içinde barındıran ve skrotum adı verilen torba benzeri yapının dokusu incelir ve testisler yukarı doğru çıkar. Kadınlardaki kadar sık olmasa da meme ucunun sertleşmesi cinsel kızarmalar erkekler de görülebilir. Cowper bezi adındaki bir yapıdan renksiz bir sıvı salgılanır. Bu sıvıya halk arasında “zevk sıvısı” da denilmektedir. Bu sıvı üretrayı nötralize eder, Ph dengesini düzenler ve böylelikle spermlerin sağlıklı bir şekilde üretra içerisinden geçmesini sağlar. Kaslar gerilir, nabız ve solunum artar, tansiyon yükselir. 

    2. Plato aşaması:

    Uyarılmanın en üst düzeye ulaştığı aşamadır. 

        Kadında: Vajinanın ilk üçte birlik kısmı iyice kanla dolar ve şişer. İçteki üçte ikilik kısım da uzar ve genişler. Küçük dudaklar dışarı doğru çıkmaya başlar. Memeler hafifçe büyür. Cinsel kızarıklıklar omuzlara, sırta ve kalçalara doğru yayılmaya başlar. Kaslar gerilir, solunum, nabız ve tansiyon artmaya devam eder. 

        Erkekte: Peniste herhangi bir değişme olmaz, sertliğini korur. Penisin baş kısmı şişer ve morumsu bir renk alır. Testisler yaklaşık %50 oranında büyürler ve yukarı doğru çıkarlar. Daha fazla Cowper salgısı üretilir. Erkek orgazma doğru yaklaştıkça ellerde kavrama benzeri kasılmalar görülebilir. Nabız, tansiyon ve solunum artmaya devam eder. 

    3. Orgazm:

    Cinsel uyarılmanın yüksek bir zevk alma duygusu ile birlikte boşalım gerçekleştirdiği aşamadır. Oldukça zevk veren ve yoğun bir deneyimdir. 

        Kadında: Nabız tepe noktasına ulaşır. Klitoris oldukça duyarlı hale gelir, kızarır ve şişer, dışarı doğru çıkar. Bir çok kadın alt pelvik bölgede zonklama hisseder. Vajinanın ilk üçte birlik kısmında ve anüste kasılmalar meydana gelir. Uterus (rahim) dalgalanma benzeri bir hareketle kasılır. Tüm vücutta kasılmalar ve istemsiz hareketler meydana gelir. Orgazm sırasında kadın güçlükle solur, çığlık atabilir, inleyebilir, birtakım kelimeleri haykırabilir. 

        Erkekte: Erkeklerde orgazmla birlikte ejakülasyon (boşalma) meydana gelir. Hatta erkekler boşalmadan hemen önce boşalmanın geliyor olduğuna dair bir his yaşarlar. Buna “ejakülasyonun kaçınılmazlığı” adı verilir. Bu his gerçekleştiğinde erkek artık orgazmın durdurulamayacağını anlar. Özellikle erken boşalma tedavisinde bu hissin farkına varılmasını öğrenmek büyük önem taşır. Orgazmın en önemli kısmı ejakülasyon yani meninin boşaltılmasıdır. Penisin altındaki ve anüsteki kaslar ritmik bir şekilde kasılarak meninin dışarı atılmasını sağlar. Bu kasların denetiminin öğrenilmesi de erken boşalma tedavisinde önemli bir noktadır. Testisler iyice yukarı doğru çıkarlar. Şiddetli kas kasılmaları yaşanır ve erkeğin bel hareketleri sertleşir. Beden arkaya doğru kıvrılır. Erkekler de orgazm sırasında inleyebilir, bağırabilir haykırabilirler. Yüzleri buruşuk bir hal alır. Nabız, solunum ve tansiyon tepe değerlere ulaşır, terleme görülür. 

    4. Çözülme aşaması:

    Bedenin cinsel uyarılmadan önceki durumuna döndüğü aşamadır. 

    Kadında: Beden hızlı bir şekilde uyarılmadan önceki konumuna döner. Kan akışı cinsel bölgeyi terk etmeye başlar böylelikle vajina ve klitoris eski hallerine dönerler. Aynı şekilde büyük ve küçük dudaklar da şişkinliklerini kaybeder. Uterus aşağı doğru inerek her zamanki konumunu alır. Memeler küçülür, meme uçları sertliğini yitirir. Cinsel kızarıklıklar ortadan kalkar. Solunum, nabız ve tansiyon normal seviyeye geriler. Bedende terleme görülür ve kaslar gevşer. Bir uyuşukluk ve uyku hali ortaya çıkabilir. Erkeklerin aksine kadınlar, çözülme aşamasında çoklu orgazm yaşayabilirler. Yani art arda orgazm olabilirler. 

    Erkekte: Orgazmdan hemen sonra ereksiyonun yarısı kaybolur. Geri kalan kısmı biraz daha devam eder. Ancak yürümek ve idrar yapmak ereksiyon kaybını hızlandırabilir. Üretranın çapı eskiye döner. Kan akışının azalmasıyla skrotum (testisleri taşıyan torba) gevşer, testisler de eski yerlerine dönerler. Meme uçları sertliğini yitirir, cinsel kızarıklıklar kaybolur. Kaslar gevşer ve bir uyku hali ortaya çıkar. Hatta kimi erkekler uykuya dalabilir. Bedende bir terleme görülebilir, nabız, solunum ve tansiyon normal seviyeye geriler. Erkekler kadınların aksine çoklu orgazm yaşayamazlar. Erkeğin yeniden bir cinsel ilişkiye hazır hale gelebilmesi için belirli bir süre geçmesi gerekir. Bu süreye “refrakter dönem” adı verilir.