Yazar: C8H

  • Kolonoskopik polipektomi sonuçlarımızın analizi / analysis of colonoscopic polypectomy results in region

    Amaç: Çalışmamızda Endoskopi Ünitemizde yapılan kolonoskopik işlemler sırasında tespit edilen polipleri geriye doğru taradık. Polipektomi sonuçlarımızı literatür ile karşılaştırmayı amaçladık.

    Gereç ve Yöntem:Aksaray Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Gastroenteroloji Endoskopi ünitemizde Ocak 2016 ile Haziran 2018 tarihleri arasında yapılan 1806 kolonoskopi işlemi retrospektif olarak incelendi. Polip saptanan hastaların cinsiyet, yaş, kolonoskopiendikasyonu ve poliplerin lokalizasyon, boyut, sayı ve histopatolojiközellikleri kayıt edildi.

    Bulgular: Çalışmamızda kolonoskopi yapılmış 1806 hastanın 224 (%12,4) tanesinde toplam 341 adet polip saptandı. Hastaların 95’i kadın (%42,4) ve yaş ortalamaları 59,2±11,9 iken 195’i erkek (%57,aks6), erkeklerin yaş ortalaması 57,4±13,0 idi. Kolonoskopi için en sık endikasyon kabızlıktı (%35,7). Poliplerin %74,3’ü sol kolonda bulunuyordu. Poliplerin %77,4’ü adenomdu. 224 polip saptanan hastamızın 60 tanesi (%26,7) yüksek risk grubunda bulunuyordu. Adenokarsinom saptanma oranımız %4,9 idi.

    Sonuç: Çalışmamızda endoskopi ünitemizde yapılan işlemler sonucunda tespit edilen polipler ile ilgili bulguların genel olarak literatür ile uyumlu olduğunu saptadık. Daha önceki çalışmalardan farklı olarak yüksek ve düşük riskli hastaların yaşları arasında istatistiksel anlamlı farklılık saptanmadı.

  • Konuşmadıklarımız Hayatımızı Nasıl Etkiler?

    Konuşmadıklarımız Hayatımızı Nasıl Etkiler?

    Sustuklarımızın zaman içerisinde içimizde ne denli büyüdüğünü, biriktiğini ve bizi ne derece etkilediğini biliyor muyuz?
    Sanırım cevabımız hayır.
    Bunun toplumsal bir baskıdan, ayıp çocuğum sus konuşmadan, sen çocuksun karışmadan, büyüklerin işine karışılmazdan ve tabii ki en önemlisi sus konuşma sen ne anlarsından kaynaklı olabileceği kanısındayım.
    Bugün eğer bu denli sorunlar yaşıyorsak, gerektiği yerde gereken kişiye gerekli sözleri söyleyemediğimiz için. Kendimizi ifade edemediğimiz için yaşıyoruz. Kaldı ki insanlar bunu anlamamakta ısrarlılar, çünkü bu bize böyle öğretildi. Konuşmamanın ve susmanın bedellerini toplumca en ağır şekilde ödediğimiz günlerimiz oldu. Çocuklara, kadınlara, hayvanlara şiddetin çözülememesi önüne geçilememesinin en büyük sebeplerinden biridir susmak.
    Kimi zaman yaşadığımız olay bizi o kadar etkiler ki. Muhatabımız olan kişiye söyleyememek bu etki üzerine çok daha ağır bir yük bırakır. Bu yük bizimle bir ömür boyu sürer, sürmekte haklıdır çünkü söze, dile dökülmediği için boşluğa akmadığı ve kimse tarafından duyulmadığı için ağır bir yük gibi yıllarca omuzlarımızda kalır.

    İşte eğer günümüzün sorunu ne diye sorarsak bunun cevabı bana kalırsa susmaktır.

    Belki içinizden iyi ama ben yıllardır bu şekilde yaşıyorum, nasıl söylemem gerektiğini bilmiyorum diye geçirebilirsiniz. O zaman da bunun yollarını keşfetmek için çaba göstermelisiniz.
    Emek olmadan yemek olmaz derler. Yani susmamak için de bir emek vermelisiniz, uzunca bir süre bu şekilde yaşadınız ve konuşmak elbette en başta size zor gelecektir. Fakat, zor demek imkânsız demek değildir. İşte bu fotoğrafın anlamı da bu.
    Hayatımızın yönünü belirleyen en temel şey, konuşmak.
    Bir pusula olduğunuzu düşünün, dönmeniz gereken tarafı bilmediğiniz zaman sadece bir pusulasınızdır. Ama eğer yönünüzü bulursanız, o zaman pusula olmaktan çıkar. Çok değerli bir bilgiye sahip olursunuz, yani nasıl döneceğinize.
    İşte konuşmayı öğrenerek bu bilgiye sahip olmalısınız ya da olmalıyız. Bunu nasıl yapacağımızı bulmak, bilmek ise bizim testimiz.
    Umuyorum ki, hangi yöne döneceğimizi ve nasıl konuşmamız gerektiğini öğrendiğimiz günlerimiz olur.
    Sevgi ve doğru yönde olmamız dileği ile…

  • The importance of fnab in the diagnosıs of thyroid nodules detected in a patient wıth ionizing radiation history

    Thyroid nodule is a common endocrine pathology. Malignancy criteria in USG are: microcalcification, predominantly solid and hypoechoic internal structure, irregular contour and antero-posterior diameter being more prominent than transverse. Lymphadenopathy and adjacent organ invasion are highly specific for malignancy, but the most specific USG finding is intranodular microcalcification. In suspicious clinical conditions, regardless of thyroid nodule size, FNAB must be performed to patients with radiotherapy history in the neck region.

  • Korku

    Korku

    Korkmak bir çok konu için bizim önümüze çıkan, kimi zaman bizi motive eden kimi zaman ise engelleyen bir duygudur. Korktuğumuz zamanlarda gitmek istediğimiz yolda yürümek bizi zorlayabilir. Çünkü vazgeçmemiz daha kolay olur ve bu yol gözümüzde büyür de büyür. Genellikle bir korkudan önce kendimizle uzun uzun konuşuruz ve neden korkmamız gerektiğini kendimize anlatır dururuz. Bu bizi daha da korkmaya iter ve vazgeçmemiz için hiçbir sebebimiz kalmaz. Fakat bunu fark ettiğimizde korkularımızın aslında yersiz olabileceğini ve bir şansı daha hak ettiğimizi görebiliriz.

    Neden korku bu kadar bizi engeller?
    Bazı davranışlarımız bizi nesiller boyu korumuştur. Örneğin; kaçmak, eğer zamanında atalarımız kendilerine zarar verici hayvanlardan ya da doğa olaylarından kaçmayı öğrenmemiş olsalardı. Muhtemelen yaşamları sona erecekti ve bizim neslimize kadar gelinemeyecekti. Yani demek istediğim bazı davranışların gerekliliğidir. Korku da bunun gibi bizi korur ve dikkatli ol sinyali verir. fakat kimi zaman bunu çok yanlış değerlendirdiğimizi düşünüyorum. Örneğin; Bir kursa yazılmak ve bir konuda başarı elde etmek istiyoruz. Ancak, buna ilk adımı atamıyoruz. Çünkü çekiniyoruz, vazgeçiyoruz ve korkuyoruz.

    Neden?
    Belki yapamamaktan, belki rezil olmaktan belki de başka şeylerden dolayı korkuyoruz ve kendimize bir şans vermiyoruz. Bu bizi içine kapanık ve istediğini elde edemeyen bir kişi gibi hissettiriyor kimi zaman. Bunu zamanla tekrar tekrar yaptığımızda ‘öğrenilmiş bir çaresizlik’ söz konusu oluyor.

    Ne kadar denersem deneyeyim, zaten yapamayacağım diye kendimizi kısıtlıyoruz ve sonuç: Elbette yapamıyor oluyoruz. Çünkü kendimize bunu söyledik. Sonuçtan şaşırmamız mümkün mü?

    Korku bizi motive ettiği gibi, bizi vazgeçirebilir. Ancak farkında olmak tüm bunların önüne geçecek ve bizi hedeflerimize doğru götürecektir.

    Korktuğumuz şeylerle ilgili düşünelim ve sonuçlarının sandığımız gibi olmayabileceğini hayal edelim. Ve belki bir tane küçük adım atalım. Bakalım sonuç hayal ettiğimiz gibi oldu mu?

    Cesur olmak, bütün “rağmen”lere rağmen harekete geçmektir…
    Cesaret ve Korku- Brigitte Labbe

  • Omental infarkt / omental ınfarction

    Primer omental infarkt, akut karın ağrısının nadir bir nedenidir. Kırık üç yaşındaki kadın olgu bir haftadır süren karın ağrısı ile başvurdu. Bilgisayarlı batın tomografisi ile omental infarkt saptadığımız olgu birkaç günlük konservatif tedavi ile iyileşme sağlandıktan sonra taburcu edildi. Klinisyenler abdominal ağrıya yaklaşımda omental infarktüsü akılda tutmalıdır; çünkü omental infarktüs nadir olmakla birlikte, abdominal ağrının önemli nedenidir ve sıklığı daha yüksek olabilir

    Primary omental infarction is a rare cause of acute abdominal pain. A 43-year-old female patient admitted to the hospital with abdominal pain for one week. The patient has undergone abdomen computed tomography and CT image demonstrated omental infarction. Initially conservative treatment was performed, a few days later the patient improved and discharged. The clinicians should kept in mind omental infarction approaching abdominal pain, because omental infarction was rare but important cause of abdominal pain, and the frequency may be higher.

  • Düşünceler

    Düşünceler

    Bazen bir şeyi neden yaşadığımızı bilmeden sürekli bir şekilde yaşar dururuz. Bundan rahatsızlık duyma düzeyimiz sürekli olmasına bağlı olarak azalır. Buna kısaca alışmak diyelim. Bir şeylere alıştığımızda neler oluyor peki?

    Bunu biraz açmak istiyorum çünkü kötü bir ruh haline, negatif düşünce ve fikirlere zamanla alışırız. Bu alışkanlık zamanla bizim karakterimizin bir parçası olur. Öyle ki bunu anlamak, adlandırmak zamanla bir hayli zorlaşır. Ve tüm o alışkanlıkları kendimiz zannederiz. Danışanlarımdan bazen duyuyorum bunu. Kendi düşüncelerini kendi kimlikleri sanıyorlar ve bundan bir türlü kopamadıkları için zamanla kendilerini daha da suçlu hisseder hale getiriyorlar.

    Bu çok zor olsa gerek. Düşüncelerimizi kontrol edememek ve bu düşünceleri düşünmeyi alışkanlık edinmek sanıyorum ki bir çok insanda var. Ama bunun tam tersini yapan insanlar da var. Mesela pozitif, kendi ile barışık olan insanlarda genel olarak gözlemlediğim şey. Düşüncelerini kendileri sanmıyorlar. Onlarla özdeşleşmiyorlar, bunların bir düşünceden ibaret olduklarının farkındalar ve bunu bir kimlik olarak özümsemiyorlar. Diğer taraftan düşüncenin kimlik olma durumu alışkanlık edinmesi ile birlikte insanı içinden çıkılmaz bir hale sokuyor ve çoğu psikolojik rahatsızlığın temelini oluşturan suçluluk, öfke, kızgınlık, kırgınlık duygularını besliyor.

    Peki neler yapabiliriz?

    Öncelikle düşüncelerimizden ayrışmayı öğrenmeli. Düşüncelerimizi yakalama çalışmaları yapmalı.

    Bunu nasıl yapacaksınız?

    Öncelikle aklınızdan geçen bir düşünce olduğunda, onun bir düşünce olduğunun farkında olun. Ardından gelen düşünceleri bir gözlemci gibi izleyin.

    Bu bir süre sonra sizin o düşüncelerden farklı olduğunuzu size hissettirecek ve ciddi anlamda rahatlama sağlayacağınız bir an yaratacak.

    Tüm bunları yapabildiğinizde zamanla düşünceleri kontrol etmeyi öğrenebilir, onları alışkanlık haline getirmeyebilir ve pozitif anlamda yönlendirebilir olacaksınız.

  • Fahr sendromu / fahr syndrome

    Fahr hastalığı; kalsiyum metabolizması bozukluğu ile gelişen, çift taraflı simetrik intrakraniyal kalsifikasyon ile seyreden, nörodejeneratif bozukluklar ile karakterize, nadir görülen bir hastalıktır. Klinik olarak konuşma bozukluğu, yürümede dengesizlik, istemsiz hareketler ya da kas krampları ile başlayıp; tabloya psikoz, kişilik değişiklikleri gibi nöropsikiyatrik semptomlar eşlik edebilmektedir. Tanıda kalsiyum birikimlerini göstermede en sık kullanılan inceleme yöntemi beyin tomografisidir. Fahr hastalığı, nedeni belli ise “Fahr sendromu” olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada, ellerde tremor ve kas seyirmeleri şikâyetleri ile başvuran ve idiyopatik hipoparatiroidi saptanan Fahr sendromu olgusunun sunulması amaçlanmıştır.

  • Günlük Hayattaki Mağara Alegorisi (Gerçekleri Görebilme Potansiyelimiz)

    Günlük Hayattaki Mağara Alegorisi (Gerçekleri Görebilme Potansiyelimiz)

    2400 yıl önce tarihin ünlü düşünürlerinden Platon hayatın bir mağara içinde zincirlenmek ve taş bir duvara yansıyan gölgeleri izlemeye mecbur kalmak olduğunu söyledi. Bu Platonun adalet, güzellik, gerçeklik kavramlarını inceleyerek ideal bir toplum hayalini canlandırdığı devlet adlı kitabının 7. Kitabında bulunan mağara alegorisinde bahsettiği konudur.

    Mağarada tutsak olan kişiler, dışarıdaki sesleri duyuyor ve gölgelerini görerek onları kendilerine göre tanımlıyorlardı.

    Bir gün içlerinden biri serbest bırakıldı. Bırakılan kişi dış dünyaya yavaş yavaş uyum sağlamaya çalışarak gördüklerini eskiden anlamlandırdığı gölgeler, boyutundan farklı olarak tekrardan tanımladı. Yansımaların gerçek boyutunu gördü. Ve bunu anlatmak için diğer kişilerin yanına döndü.

    Ancak diğer kişiler onun aptal ve kör olduğunu düşündüler.

    Gerçeğin gölgeler ve yansımalar olduğunu düşünerek sadece bildikleri ile yetindiler. Dışarıdan gelen kişiye büyük bir öfke ve kin hissettiler ve dediklerini asla kabul etmediler.

    İşte bazen biz de bu durumu tam olarak yaşıyoruz. Bencilliklerimiz, kıskançlıklarımız, kin ve nefretimiz hep bu yüzden.

    Hep bildiğimiz yerde o mağarada kalabilmek için çırpınıp duruyoruz.

    Geri dönen kişi gibi hayatımıza bazı insanlar, bazı kitaplar, bazı yerler giriyor. Diyorlar ki bize, bak bu konuda dikkatli ol, bu kişiye dikkat et ya da hayatında bunlar önemli olabilir.

    Ancak onlara da kin besliyor, hatta düşmanlık duyuyoruz. Halbuki kim bilebilir ki, belki de bu kişiler ya da karşılaştıklarımız bizden daha bilgili. Belki de gerçeği onlar görüyor ancak biz bunu her göremediğimiz an için kin ve nefret duyuyoruz.

    Bunu törpülemek ve bunun üzerine çalışmak ne kadar zor olsa da yapılması gereken ve üzerine düşünülmesi gereken bir konu bu.

    Mağaradan dışarıya çıkmaya cesaretimiz olmayabilir. Ancak çıkanlar için saygı duymalı ve bir noktada bize söylenenlere kulak vermeliyiz.

    Unutmamak gerekir ki cehalet mutluluk getirmez, cehalet cehaleti getirir.

    Ve bu şekilde kendimize, içinde bulunduğumuz topluma ve ailemize zarar veririz. Hem de hiç farkında olmadan.

  • Comparative analysis of patients hospitalized for severe transaminase elevation according to etiology and laboratory findings

    Objective: The aim of this study is to investigate the etiological, epidemiological, clinical and laboratory findings of patients hospitalized in internal clinics with elevated transaminases and to create a point of view with clinical cues for acute hepatitis.

    Methods: A total of 102 patients who were hospitalized in Internal Medicine and Infectious Diseases Clinics between January 2010 and September 2013 and whose transaminase levels were at least five times higher than the upper limit were included in the study. Patients’ age, sex, etiology, laboratory findings, length of stay in the clinic, and duration of liver enzymes normalizations were examined retrospectively. ANOVA, Kruskal-Wallis and chi-square tests were used in the analysis of qualitative and quantitative data.

    Results: Of the 102 patients with acute liver injury, 58 (56.9%) were female and 44 (43.1%) were male. The average age is 46 years. The study group consisted of three main groups: toxic hepatitis (34.3%), acute viral hepatitis (25.5%) and ischemic hepatitis (17.6%). This was followed by acute nonbiliary pancreatitis (6.9%), autoimmune hepatitis (4.9%) and other (10.8%) groups. Transaminase and bilirubin values ​​were higher in acute viral hepatitis than other groups. Acute viral hepatitis group hospitalized for the longest time. The group which the liver enzymes recovered at the latest was toxic hepatitis. The two most common causes of toxic hepatitis were nonsteroidal anti-inflammatory drugs and herbal products. In the ischemic hepatitis group, the mean age was significantly higher. Alcohol use was not effective on the duration of hospitalization and normalization of liver enzymes.

    Conclusion: Rapid determination of etiology, shortening hospitalization periot, and proper use of laboratory tests are important in patients with elevated transaminases. The purpose of this study is to enable the clinician to have an effective approach to acute liver damage.

  • Cinsel İşlev Bozuklukları

    Cinsel İşlev Bozuklukları

    Cinsel işlev bozuklukları kadınlarda; cinsel ilgi/istek azlığı, cinsel organda- pelviste ağrı/içe girme bozukluğu (vajinusmus) sorunlarından; Erkeklerde ise; düşük cinsel istek bozukluğu, sertleşme bozukluğu, erken boşalma, geç boşalma ile ağrılı cinsel birleşme sorunlarından oluşmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları genellikle erken yetişkinlikte görülmeye başlayan ve çok sık rastlanan sorunlardır. Cinsel deneyimlerin artmaya başladığı dönemlerde ortaya çıkabilir. Yapılan çalışmalar, kadın ve erkekte eşit oranda, en az her üç kişiden birinin yaşamlarının herhangi bir döneminde en az bir cinsel işlev bozukluğu yaşadığını belirtmiştir. Bunun sebebi psikolojik, biyolojik veya her ikisini de kapsayan faktörler olabilir. Doğuştan getirilen özellikler kadar yetişme koşulları, eğitim, yetiştiği kültürde cinselliğe bakış açısı, ailenin tutumu ve yaşanılan psikolojik travmalar, taciz, tecavüz gibi olaylarda cinsel işlev bozukluğuna sebep olabilir. Toplumun büyük kesimini ilgilendiren bu sorun toplum tarafından ne kadar paylaşıldığı ve tedavi edilmesi için bir hekime veya psikologa başvurduğu ve ne ölçüde sorun olarak gördükleri önemlidir.

     Cinsel işlev bozukluklarında hazırlayıcı, başlatıcı ve sürdürücü bir sürü etken bulunmaktadır. Bunlar; cinsel eğitimin yetersizliği, tutucu ortamda büyüme, yetersiz cinsel deneyim, kişilik özellikleri, travmatik cinsel deneyim, sağlıksız aile ilişkileri, bedensel hastalıklar, depresyon ve diğer psikiyatrik bozukluklar, alkol ve madde bağımlılığı, yaşlanma, sadakatsizlik, eş kaybı, partnerdeki işlev bozukluğu, ilişkide yaşanan sorunlar, partnerler arasındaki çekicilik kaybı olarak sıralanabilir.

    ERKEKLERDE DÜŞÜK İSTEK BOZUKLUĞU NEDİR?

    Erkekte cinsel aktivite ile ilgili düşünce ve isteğin olmadığı durumdur. Yaşam boyu veya edinsel olabilir. Yaşam boyu olduğunda kişide cinsel yönelimle ilgili utanç, geçmişte yaşanan cinsel travmalar veya partneriyle cinsellik yaşadıktan sonra mastürbasyon yapmayı tercih etmesi gibi cinsellikle ilgili bir sırla bağlantılı olabilir. Bu bireylerin cinsel istek azlığı yeni bir partner ile geçici bir süre (sadece birkaç ay) gölgelenebilir. Edinsel ise daha yaygın olanıdır. Genelde bu durum erken veya geç sertleşme ve boşalma problemleriyle ortaya çıkar. Bu sorun eşle yakın bir ilişkisinin olmaması, kaygı ve duygudurum bozuklukları, diyabet, hipertansiyon, madde kullanımı gibi pek çok nedenden kaynaklanabilir. 1994 yılında 1.400’den fazla erkekle yapılan araştırmada, erkeklerin %16’sı birkaç ay boyunca cinselliğe ilgi duymadıkları dönemler yaşadıklarını belirmişlerdir. (Kadınların ise %33’ü bunu belirtmiştir.) Bunu söyleyen erkekler ise genellikle daha yaşlı, hiç evlenmemiş, yüksek bir eğitim seviyesine sahip olmayan, ekonomik olarak da güçsüz erkekler olduğu görüşmüştür.

    SERTLEŞME BOZUKLUĞU NEDİR?

    Erkeğin cinsel ilişkiyi devam ettirecek düzeyde sertleşme yaşayamaması veya ilişkiyi devam ettirmekte zorluk yaşamasıdır. Diğer adı iktidarsızlık olan sertleşme bozukluğu kısmi veya tamamen olabilir. Ancak her iki durumda da ilişki yaşayacak kadar yeterli düzeyde sertleşme olmaz. Genç erkeklerin %2’sini etkiler ve cinsel bozuklukların arasında en yaygın olanıdır. Her yaşta görülebilir ancak ilerleyen yaşlarda daha sık rastlanır. Buna bedensel sebepler, kalp damar hastalığı, şeker hastalığı gibi etkiler neden olabilir. Duygusal anlamda yaşanan öfke, kızgınlık, suçluluk ve cinsel partnere olan güvensizlikte diğer etkenler arasındadır. Diğer bozukluklarda olduğu gibi sertleşme bozukluğunun sebebi organik (bedensel) ve psikojenik olabilir. Hangi sebeplerin neden olduğunu bilmek için cinsel öykü alınmalıdır. Nedeni organik olsa dahi kişinin yaşadığı kaygı ve anksiyete sorunu psikojenik hale getirebilmektedir.

    ERKEN BOŞALMA

    Kişinin, neredeyse her zaman için vajinaya girdiği anda olmak üzere istediğinden daha önce boşalmasıdır. Farklı çalışmalar kaç dakikanın gerçekten erken olduğu ile ilgili farklı standartlar kullanır. Süre ne olursa olsun, her iki partnerde hayal kırıklığına uğradığında bu ilişkide strese neden olur ve daha fazla probleme neden olarak kontrol kaybına yol açar. İlişkide eşlerin birbirleriyle uyumu çok önemlidir. İstatistiksel verilere göre kadın ve erkeklerin boşalma süreleri vardır. Eğer kadın bu sürenin üstünde (geç) erkekte bu sürenin altında (erken) boşalıyorsa çift cinsel anlamda uyumsuzdur. Sonuç olarak aradaki bu uyumsuzluğu ortadan kaldırmak gerekmektedir. Erken boşalma cinsel yetersizlik değil, çözülmesi gerek bir uyum sorunudur ve tedavisi kolayca yapılabilmektedir. Erken boşalma yaygın görülen bir bozukluktur. Cinsel işlev bozukluğu tedavisi gören erkeklerin yarısı erken boşalma bozukluğu tedavisi için gelir. İstatistiklere göre eğitim seviyesi yüksek erkeklerde daha sık rastlanır. Nedeni sosyal çevrelerinin partnerini tatmin etme konusunda oldukça hassas olmasıdır. Kaygı etkileyici faktördür. Bunun yanı sıra fiziksel hastalıklar da bu bozukluğa yol açabilir.

    GEÇ BOŞALMA

    Erkek, dikkat çekecek ölçüde geç boşalma yaşar veya boşalamaz. Orgazm olmakla ilgili problem yaşamaktadırlar. Bazıları orgazm olmakta zorlanırken bazıları vajina içine boşalamayabilir. Uzun süreli sürtünmeyle partnerde ağrı şikayetine yol açabilir. Böyle bir problemin çözümü ön sevişmede erotizmi arttırmak olabilir. Böylece performansla ilgili duyulan kaygı azaltılmaya çalışılır. Geç boşalma çok yaygın olmayan bir bozukluktur. Erkeklerde genellikle hiperglisemi, prostatektomi, abdominal aort ameliyatı, Parkinson hastalığı ve omurilik tümörleri gibi tıbbi bir neden bulunmaktadır. Bazı erkekler ise, orgazmın ötesinde, spermlerin idrar kesesine doğru gitmesine neden olan fiziksel bir anormallik yaşar (geriye boşalma). Alkolde dahil olmak üzere Alfametildopa (kan basıncını düşüren ilaç) ve tiyoridazin (sakinleştirici) gibi ilaçlarda geç boşalma sebebi olabilir. Yaşam boyu süren geç boşalma hastalarının kişilik özellikleri katı ve tutucu olarak adlandırılabilir. Bazıları cinselliğin günah olduğuyla ilgili dini kökenli inançları olabilir. Partnerinin cinsel anlamda çekici bulmamak veya kişiler arası bozukluklar olarak birçok faktörden kaynaklanabilir.

    KADINDA CİNSEL UYARILMA/İLGİ BOZUKLUĞU

    Kadının cinsel ilgisinin düşük ve uyarılmasının olmamasıdır. Cinsel aktiviteye, erotik düşünceye, partneriyle ilişki esnasında partnerinin girişimlerine karşı verdiği tepkiye ve ilişki sırasında zevk almaya karşı çok az ilgi ile gösteririler. Bu kadınlar genelde cinsel ilişki başlatamaz ve erotik bir filmle ya da benzer olan şeylerle uyarılmaz.   Cinsel istek uzun bir perhizden sonra baskılanabilmektedir. Nadiren cinsellik yaşamak, eşini çekici bulmamak bu problemin yaşanmasına zemin hazırlayabilir. Bunun yanı sıra kişinin kişisel güdüleri, öz güveni, önceki cinsel hayatında yaşamış olduğu deneyimler gibi pek çok faktöre dayanmaktadır. Kişide bulunan psikiyatrik bir hastalık, ilaç kullanımı veya bazı hastalıklar en sık sebeplerindendir. Diyabet,  sigara kullanımı, cinsel yolla bulaşan hastalıklar da cinsel uyarılmayı olumsuz etkileyecek faktörler arasındadır. Düşük cinsel istek, menopoza girmiş kadınlarda daha fazla görülür. Ağrılı bir cinsel geçmişi, suçluluk duygusu veya çocukluk döneminde veya kişinin önceki cinsel deneyiminde tecavüz ya da başka bir cinsel travma yaşanmış olabilir. Tedaviye gelenler arasında en yaygın görülen şikayet cinsel ilgi düşüklüğüdür. Yaş aralığı 18-59 olan kadınların yaklaşık olarak %30’u, cinsel uyarılmalarının ve isteklerinin az olduğunu ve aylarca sürdüğünü belirtmektedir. Sonuç olarak birçoğu kendilerini ve ilişkilerini etkileyecek ölçüde sıkıntı yaşadığını belirtmiştir.

    CİNSEL ORGANLARDA-PELVİSTE AĞRI/İÇE GİRME BOZUKLUĞU (VAJİNUSMUS)

    Bu tanıyı alan kadınlar, cinsel ilişki esnasında ağrı, acı, sancı veya keskin bir ağrı olarak tanımlanabilecek vajinal kasların kasılması şeklinde kramplar yaşarlar ve her ilişkiye girmeye çalıştıklarında bu sıkıntıyla karşı karşıya kalırlar. Bu sıkıntıdan kaynaklanan kaygı da pelvik tabakanın gerilmesine yol açarak ilişkinin tamamlanmasını engeller ve ciddi boyutta ağrıyla sonuçlanır. Sürekli ağrıyla karşılaşan kadında artık cinsel zevkin yerini kaygı alır. Enfeksiyonlar, yaralar, pelvikteki iltihaplı hastalıklar ve jinekolojik bir ameliyat geçiren kadınların üçte birinde ilişki esnasında ağrı görülür. Toplumumuzda kadınların %50’si  vajinusmus nedeniyle cinsel tedavi birimlerine başvurmuştur. Geleneksel aile yapılarını korunması, kızlık zarının hala kadının namusu olarak görülmesi başvuru oranın batılı ülkelere göre çok yüksek olmasının sebeplerindendir. Yine kadının otoriter bir baba figürüyle yetişmesi ve kızgınlığını dışa vuramayan, sürekli kabul ihtiyacı bulunan pasif özellikler gösteren kızlarda görülme olasılığı daha fazla olduğu saptanmıştır. Vajinusmus kentte yaşayan kadınlara göre kırsal kesimde yaşayan kadınlar daha fazla görülür. Genel olarak ülkemizde görülme sıklığının çok yüksel olduğunu söyleyebiliriz.

    KADINDA ORGAZM BOZUKLUĞU

    Kadınlarda orgazm bozukluğu cinsel uyarılma evresinden sonra orgazmın çok yavaş, çok nadir veya çok zayıf olması ile ilgili yaşanan zorluktur. Orgazm olmak pek çok kadın için bir problemdir. Kadınların yaklaşık %30’u bu orgazm bozukluğundan etkilendiğini söylemiştir. Orgazm pek çok faktörden etkilenebilen kompleks bir süreçtir. Hipotiroid, diyabet ve vajinadaki yapısal hasarlar gibi birkaç fiziksel hastalık da bu soruna yol açabilmektedir. Orgazmı, aynı zamanda antihipertansif (kan basıncını düşüren ilaçlar), merkezi sinir sistemi uyaranları, trisiklik antidepresanlar ve monoamin oksidaz inhibitörleri (antidepresan ilaç grubu) gibi ilaçlarda baskılayabilmektedir. Olası psikolojik birçok faktör bulunmaktadır. Bunlar kadının geçmişinde yaşadığı sorunlu aile ilişkileri, duygusal yakınlık kuramamak, otoriter babaya sahip olmak, hamile kalma korkusu, hastanın partnerine karşı sert tavırları ve cinsellikle ilgili genel olarak yaşanan suçluluk olarak sayılabilir. Cinselliğe dair açık bir iletişimin olması, kadının haz aldığı uyarılma biçimini açıkça ifade edebilmesi cinsel uyarılma evresinden sonra yaşanan orgazm evresi için önemlidir. Bu faktörler göz ardı edilirse kadında suçluluk duygularına yol açarak orgazm bozukluğuna sebep olur.

    CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI TEDAVİSİ

    Cinsel işlev bozuklukları tedavi edilen bozukluklardır. Tedavi yöntemleri olarak ilaç tedavileri, cinsel terapi, aile danışmanlığı, bireysel psikoretapi gibi psikolojik tedaviler ve ameliyatlar kullanılabilir. Ancak tedavi sürecinde ilk değerlendirme de sorunun psikolojik mi fiziksel mi olduğu araştırılmalıdır. İlgililer tarafından tanı yöntemleri belirlenerek tedaviye başlanır.