Yazar: C8H

  • Botox!!

    Botox!!

    Botox Nedir ?
    Botox, Clostridium Botulinum isimli bakteri tarafından salgılanan protein yapıda bir ilaçdır.

    Nasıl etki eder?
    Kas içine enjekte edildiğinde kasın hareketini geçici olarak zayıflatır ya da durdurur. Yüzün mimik kaslarının fonksiyonuna ya da bu kasların aşırı kullanımına bağlı olarak hemen üzerindeki cilt yapısında zamanla kırışıklıklar oluşmaktadır. Bu yüzeyel kasların hareketini etkileyerek üzerinde kendisine bağlı derideki kırışıklıların ve çizgilerin görünümünü azaltılabilmektedir.

    Etkisi ne zaman başlar ve ne kadar devam eder?
    Botox işleminden sonra etki kişinin kas yapısının belirleyici olması nedeniyle 3-7 gün içerisinde başlar, 10. gün daha belirgin hale gelir. Etkinlik 3 ya da 6 ay sürebilmektedir, yine bunu belirleyen kas yapısıdır, güçlü ve büyük kaslarda ya da mimik hareketi fazla olan kişilerde bu süre kısalmaktadır. İşlemin belirli aralıklarla düzenli bir şekilde uygulanması zaman içerisinde hem uygulanan Botox miktarını düşürebileceği gibi bu süreyi de uzatmaktadır.

    Tedavi süresi nedir?
    İşlem çok ağrılı bir işlem olamamasına rağmen ağrı eşiği düşük kişilerde 15 dakika önce topikal anestezik kremlerin kullanımı sonrasında uygulama alanlarına bağlı olarak 5-10 dakika sürmektedir. Uygulama yapılacak olan bölgeler belirlendikten sonra, kişi dik pozisyonda otururken, özel ince uçlu iğneler kullanılarak belirlenen miktarda ilaç, kas içine enjekte edilir.

    Tedavi sonrası dikkat edilmesi gerekenler?
    Uygulama sonrası kişinin yine başını dik pozisyonda 2-4 saat tutması, uygulama yapılan bölgede ki kasları çalıştırması ve bu bölgelere masaj yapmaması, ağır egzersizlerden kaçınması istenir.

    Yan Etkisi Var mıdır?
    Bilinen bir yan etkisi olmamakla beraber, uygulama tekniğine bağlı olarak enjeksiyon bölgesinde hafif morluk, şişlik veya kızarıklık olabilir. Botox uygulamasının yüzün anatomik yapısına hakim, kas yapısında var olabilecek varyasyonlar hakkında bilgi veya tecrübeye sahip dermatolog ya da bir plastik cerrah tarafından yapılması uygundur. Ayrıca kaş veya göz kapağında nadirde olsa düşme ya da asimetri oluşabilir, bu ise zaman içinde düzelecektir veya tekrar düzeltmeye yönelik uygulamalar ile ortadan kaldırılabilir.

    Kimlere Botox Yapılmaz ?
    Gebeler, bebek emziren kadınlar, her hangi bir kas veya nörolojik hastalığı olanlar, uygulama yapılacak alanda mevcut bir cilt hastalığı olanlar Botox yapılmaması gereken kişilerdir.

    Hangi Bölgelere Uygulanır?
    Genel olarak yüzün üst 1/3 kısmı dediğimiz alan, Botox için mükemmel sonuç alınan bölgelerdir. Alın bölgesindeki yatay çizgiler, göz kenarındaki kaz ayakları, kaş arası, burun kenarındaki çizgiler belli başlı uygulama alanlarıdır. Ayrıca kaş kaldırma, burun ucunu kaldırma, dudaklardaki çizgiler (smoker’s lines), boyunda ki kırışıklıklar diğer uygulama alanlarıdır.

    Botox ile Aşırı Terleme Tedavisi

    Hiperhidroz (aşırı terleme) tedavisinde Botox etkin ve güvenilir bir yöntemdir. Özellikle koltuk altı en çok tercih edile bölgedir. Lokal anestezik kremlerin uygulaması sonrasında oldukça konforlu, ağrısız bir yöntemle ter bezlerinin bulunduğu yüzeyel dermise çoklu enjeksiyonlar yapılır. İşlemin etkinliği 6-9 ay sürmektedir, sıklıkla yaz aylarına yakın uygulama yapılmaktadır. El ve ayak için yapılacaksa öncesinde ağrı için sinir blokajı yapılabilmektedir.

  • Gebelik

    Gebelik

    Kısaca gebelik nedir?
    Genel olarak gebelik olayı anne adayının doğumunun öncesin de geçirmiş olduğu evreye denmektedir. Gebelik evresi ise bebeğin anne adayının rahmine düşerek büyümeye başlaması ve doğum sürecine kadar devam eden evre olarak tabir edilmektedir. Özellikle gebelik sürecin de hem anne adayının hem de doğacak olan bebeğin sağlığı için alınacak bazı tedbirler ile gözetilmesi ve takip edilmesi gereken bir evredir.

    Gebelik döneminde bakım ve önemi
    Çoğunlukla gebelik dönemindeki bakım anne adayı açısından çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu evreyi her türlü tedbirler göz önünde tutularak geçirmiş olan bir anne adayı hem daha emin olarak hem de çok daha kolay bir doğum süreci yaşamaktadır. Ayrıca anne karnındaki bebek ise daha da güven içersin de dünyaya gelmektedir. Çoğunlukla gebelik anne adayının yumurtası ile erkeğin sperminin kadının üreme organının bir parçası olan kanal da karşılaşarak yumurta ile spermin birleşmesi sonucun da döllenme meydana gelir ve bu durum bebeğin oluşması halidir.

    Gebelik takibi çok önemli
    Ayrıca anne adayın da artık gebelik süreci de başlamıştır. Gebelik durumu tamamen doğal bir haldir. Ancak gebeliğin oluşması ile anne adayının tam anlamı ile bütün vücut sistemlerinin az ya da çok olarak etkilenmesi durumudur. Bunun için de gebelik sürecin de düzenli yapılan takibin oldukça büyük faydası olmaktadır. Gebelik özellikle anne adayı için sağlıklı olmak anlamına gelmektedir. Çünkü hem fizyolojik bakımdan hem de biyolojik bakımdan anne adayının gebelik sürecin de sağlıklı bir birey olması demektir.

    Gebelik çoğunlukla yeni bir seçimin ve şifrenin çözülmesi olayıdır. Özellikle gelecek olan neslin bekası açısından hücre çekirdeğin de saklanmış olan sır ve zenginliğin tam anlamı ile hayat bulması durumudur. Genellikle adet dönemlerinin ortaların da atılmış olan yumurtanın tuba uteranin ampulleri bölümün de gelen sperm ile karşılaşması sonucun da atılan yüzlerce spermden sadece birini seçme yeteneğine sahip olma özelliğidir. Yaşanan bu işlev ise kadına tamamen doğanın bahşetmiş olduğu doğal bir yetenektir. Döllenme sürecindeki bu seçim de aynı yaşamdaki seçimler gibi değil midir?

    Çoğunlukla erkekler kendilerinin seçtiğini zannederler ancak şunu unutmamaları gerekir; herkes eşleri tarafından seçilmişlerdir. Bu bakış açısı ile gebelik tamamen bir seçim işidir. Özellikle bu seçim gelecek olan yeni ve sağlıklı nesil için kadına bahşedilen bir görevdir. Genel olarak hücre çekirdeğindeki yer alan kromozomlar yani kalıtımsal olarak genlerin oluşturulduğu DNA çift sarmanlı olarak ihtiva etmektedir.

    Özellikle insan vücudundaki mevcut olan yaklaşık olarak 3 trilyon hücrenin çekirdeğindeki yer alan kadının yumurtası döllenme ile hem anneden hem de babadan almış oldukları sadece bir çift cinsiyeti belirlemek üzere 23 çift kromozom veya 46 kromozom mevcut olmaktadır. Gebelik süreci bir kadın için anne olmak ve erkek için de baba olmaktır.

    Özellikle erkek ve kadın birbiri ile tam denk olan ve birbirini tamamlayan insan toplumu için de iki ana öğe olmaktadır. Toplum da baba olmak ve anne olmak gurur verici bir durumdur, çünkü gebelik ile yeni doğacak olan bebek hem anne hem de baba için bir mutluluk kaynağıdır. Genellikle gebelik süreci döllenen yumurta da zigotun meydana gelmesi ve rahme yerleşmesi ile bağlamaktadır. Özellikle bu büyüyerek gelişen hücre ve dokular tamamen annenin dokularından antijenik bakımdan da farklı olmaktadır. Başka bir anlamı ise annenin vücuduna eklenen yabancı dokuların karakterize olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun için anne ve bebeğin dokuları bazen birbirini tutmaz ve doku uyuşmazlıkları meydana gelmektedir.

    Gebelik ve Doğum
    Gebeliğe Bağlı Yakınmalar
    Sağlık Problemleri
    Gebelik ve Yaşam
    Merak Ettikleriniz

    Gebeliğe Hazırlık
    Prokensopsiyon Dönemi
    Yaşama Tarzı
    Beslenme
    Egzersiz
    Çevresel Faktörler
    İlaç Kullanımı
    Genetik
    Üreme Sağlığı
    Sağlık Sorunları
    İleri Yaş Gebelik
    Gebelik ve Aşılar

  • Lazerle  varis  tedavisi

    Lazerle varis tedavisi

    Varis, genellikle ülke nüfusunun %35’ni kapsayan bir sorundur. Bacaklarda bulunan varisler hoş olmayan kötü bir görünümün yanı sıra ağrı, şişlik, kramp ve karıncalanma yaparak günlük hayatı oldukça etkilemektedir. Örümcek damarlar cilt içinde görünen küçük mavi veya kırmızı damarlardır. Vücudun herhangi bir yerinde görülen damar varisi olabilir. Varis genellikler genetik faktörler, yaşam tarzı, güneş, işyeri faktörleri ve hormonal değişiklikler (gebelik) sebep olmaktadır.

    Çeşitli varis tedavileri olmakla birlikte hızlı, kolay, kalıcı ve en etkili çözüm lazerle varis tedavisidir. İstatistiklere göre lazerle varis tedavisi yaptıran hastaların %96’sında varis sorunu tekrarlanmamıştır. Varis tedavisinde lazer genellikle lokal anestezi altında yaklaşık 1 saatten az sürerken hızlı bir iyileşme sağlayan güvenli bir uygulamadır. Lazerle varis tedavisi ameliyattan daha iyi bir sonuç veren ayakta tedavi işlemidir.

    Varis Belirtileri

    Bazı kişilerde varis tarafından kaynaklanan belirtiler vardır. Bu belirtiler şunlardır:

    Ağır bacaklar, yanma, zonklama, kas kramp duygusu ve alt bacaklarda şişme,

    Alt bacaklarda bir veya daha fazla damarlar etrafında kaşıntı,

    Bacak uyuşması,

    Cilt koyulaşması,

    Örümcek damar görünümü,

    Deri ülseri yakın ayak bileklerinde gözükmeye başlayan minik yaralar.

    Eğer varisiniz varsa uzun oturma ve ayakta durmaktan kaçınmalısınız.

    Tedavi Detayları

    Seans Sayısı

    1-3 Seans

    Seans Aralığı

    4-6 Hafta

    İşlem Süresi

    10-60 Dk.

    Anestezi

    Sadece lokal anestezi.

    Sonuçlar

    Lazerle varis tedavisi sonrasında ciltte hafif yanma, kızarıklar ve kabuklanma oluşabilir. Varis tedavisi sonrasında birkaç hafta güneş ışığı ve solaryuma maruz kalınmamalı, güneş ışığından kaçınmak mümkün değilse de yüksek faktörlü güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır. Duş alırken suyun fazla sıcak olmamasına dikkat edilmeli, bünyenin dayanabileceği en ılık sıcaklık seçilmelidir.

  • Doğum

    Doğum

    Dogum bir kadinin hayatindaki en önemli deneyimdir ve dogum anilari sonsuza dek hafizalarda yer eder. Bu nedenle dogumu aci çekilen bir iskenceden ziyade keyif ve huzur duygusuyla hatirlanacak bir deneyime çevirmek çok önemlidir. Bu ancak doguma yeterince hazir olmakla mümkün olabilir.

    Artik dogumda agrinin yeri ve tedavisi, anne adayinin dogum süresince duygusal ve fiziksel olarak desteklenmesinin önemi ve anneyi rahatlatma yollari hakkinda oldukça fazla bilgilere sahibiz. Ayrica doguma hazirlik kurslarinda bebegi dogru itme, kasilmalari sanci yerine dalga olarak algilama, rahatlatici hareketler gibi bilgileri edinebiliyoruz. Sevindirici biçimde, anneler de dogumu öncekinden çok daha donanimli ve hazirlikli bekliyorlar.

    Dogum egitiminin ve doguma hazirligin temel hedefleri, annenin kendi gücüne güvenmesi ve “dogurabilecegine” inanmasi, dogum ilerledikçe kendini rahat ve konforlu hissetmesi ve aileri, arkadaslari ve profesyoneller tarafindan desteklenmesidir.

    Dogum yapacak bir anne adayinin doguma hazirlik kurslarinda;

    Dogumun normal, dogal fizyolojik basamaklari
    Normal fizyolojik bir dogumu kolaylastiran ve güçlestiren seylerin neler oldugunu
    Dogumun belirtilerini, gerçek olmayan belirtilerin aktif dogumdan ayirtedilmesini
    Kadin dogum uzmanina / ebeye ne zaman ulasmasi gerektigi
    Hastaneden, ekipten neler bekleyebilecegini
    Kendini daha rahat ve güvende hissetmek için neler yapabilecegini ve dogum desteginin önemini
    Agrinin dogumdaki rolünü, endojen (dogal) ve eksojen (suni) oksitosinin (sancinin) dogumdaki rolünü
    Dogumun olasi komplikasyonlarini (uzamis dogum, bebegin kalp atimlarinin bozulmasi), bunlarin önlenmesi ve gerekirse tedavisi için neler yapilabilecegini
    Rutin girisimlerin ve komplikasyonlarin dogum sürecini nasil etkileyebilecegini
    Yenidoganla iliskili konulari (çocuk doktoru seçimi, yeni dogan bebegin bakimi, temizligi vs)
    Emzirmenin ve anne sütünün önemini, anne sütünü artirmanin yollarini ögrenmesi hedeflenmektedir.
    Dogum agrisi gebe kadinlarin çogunun en büyük endisesidir. Doguma hazirlik egitimi, kasilmalarin / sancilarin oynadigi rolün tam olarak anlasilmasini saglar ve bunlarin agri olarak degil de bebegi itici bir güç, bir dalga olarak algilanmasini destekler. Kadinlar kontraksiyonlari ile birlikte aktif olarak hareket etmeyi ve dogumun ikinci evresinde kasilmalarla birlikte ikinma hissi geldikçe bebegi itmeyi (fizyolojik itme) ögrenirler.

    Dogum agrisi ile basedemeyen kadinlar için epidural anestezi ya da ilaç disi agriyla basetme yöntemleri de ögrenilebilir ve uygulanabilir.

    Dogum agrisinin (sancinin) tedavisi önerilir mi? : Dogum sancisinin algilanisi, bireyin duygusal, motivasyonel, bilissel, sosyal ve kültürel durumlarinin sentezinin bir yanismasidir. Dogum sancisindan bir kadinin hayati boyunca deneyimleyecegi en siddetli agri olarak tarif edilir. Ancak dogum sancisinin hissedilen siddeti kadindan kadina degisebildigi gibi, bir kadinin farkli dogumlarinda da agri hissi farkli olabilir.

    Dogum sancisinin ilaçlarla kesilip kesilmemesi gerektigi hakkinda farkli fikirler vardir. Amerikan Obstetrik ve Jinekologlar Birligi (ACOG – American College of Obstetricians and Gynecologists) hekim gözetiminde dogum sancisini giderici tedaviyi tesvik etmektedir ve tek basina annenin talebinin bunun için yeterli bir gerekçe oldugunu belirtmektedir.

    Kadinlarin deneyimleri ile ilgili yapilan bilimsel arastirmalar, kadinlarin beklentileri ile algilanan agri arasinda fark oldugunu, bunun da kadinlarin dogum agrisi kavramina yeterince hazirlanmadiklari ve yeterince bilgilendirilmedikleri için ortaya çiktigini göstermistir.

    Sancinin giderilmesi için ilaç disi yaklasimlarin hedefi, dogrudan “agri yakinmasi”dir.

    Dogum yapilan ortamin hissedilen agriya etkisi: Anne adayinin kendini rahat ve “evinde” hissedecegi bir ortamda dogum yaptiginda, rahatlik ve mahremiyet hissi, dogum agrisinin algilanisini azaltabilmektedir. Eve benzer tasarlanmis dogumhanelerde dogum yapan kadinlar daha az analjezi / anestezi talep etmekte, dogumlarindan daha çok tatmin olmakta ve tekrar benzer bir ortamda dogum yapmak istediklerini belirtmektedirler.
    Sicak suyun (suda dogum) hissedilen agriya etkisi: Anne adayinin karnini örtecek kadar derinlikte sicak suyun içerisinde durmanin gevseme saglayacagi ve dogum agrisini azaltabilecegi düsünülmektedir. Suyun sicakligi vücut isisini geçmemeli, böylelikle zarar verici etkilerden kaçinilmali, annenin atesi de ölçülerek vücut isisi takip edilmelidir. Yapilan çalismalarda, dogumun birinci evresinde sicak suda bekleyen kadinlarda epidural, spinal, paraservikal anestezi gereksiniminin daha az oldugu bulunmustur. Kadinlar genelde ilik dusun verdigi histen hoslanirlar ve bu güvenli bir yaklasim oldugundan desteklenmelidir. Dogumun da suda gerçeklestirilip gerçeklestirilmeyecegi, ayri bir yazinin konusudur.
    Annenin hareketlerinin ve pozisyonunun agri algisi üzerinde etkisi var mi?: Dogum sancisi çeken kadinlar genellikle yürür, hareket eder ve farkinda olmadan pozisyon degistirerek kendilerini en rahat hissedecekleri pozisyona geçerler. Kalça kemiginin çaplari hareketten etkilenebileceginden hareket etmek agriyi gerçekten de azaltabilir. Kadinlarin çogunlugu, dogumun ilk evresinde yatmaktan ziyade dikey pozisyonda daha rahat etmektedir. Dogumun ikinci evresinde de oturur pozisyonlarda agri algisinin daha yüksek oldugu, rahatsizlik hissinin daha fazla oldugu bulunmustur. Özetle, bu çalismalar dogumun erken evrelerinde dikey pozisyonlarin gebeler için daha rahat oldugunu göstermistir.
    Dokunma ve masajin agriya etkisi: Dokunulma, güvende oldugu, sevildigi ve endiselerden uzaklasmasi hissini verir. Masaj, gevseme saglama ve agriyi azaltma amaciyla dogum esnasinda yaygin olarak kullanilmaktadir. Dokunma ve masajin agri azaltici etkilerinin arastirilmasi için büyük ölçekli çalismalar yapilmis ve bu çalismalarda dokunma ve masajin hiçbir olumsuz etkisi olmadigi, bunlarin agriyi azalttigi, iyi hissetme duygusunu ise artirdigi gösterilmistir.
    Akupunktur ve akupressure: Geleneksel Çin tibbinda önemli bir agri giderici tedavi biçimi olan akupunktur (belirli noktalara igne batirilmasi seklinde uygulanir) veakupressure’un (belirli noktalara baski yapilmasi seklinde uygulanir) incelendigi çalismalarda, dogum agrisinin azaltilmasinda çok belirgin bir yararlari oldugu bulunmamistir. Özellikle bilinçli ellerde steril ignelerle uygulanan akupunkturun zararli etkileri de bulunmadigindan, dogum agrisinda kullanilmasi denenebilir.
    Hipnoz: Dogumda kullanilan hipnoz genellikle kendi kendine uygulanir; hipnoterapist gebelik süresince yapilan çalismalarda anne adayina hipnoz durumunu baslatmasini ögretir. Hipnoz yapildiginda, ilaç seklindeki analjeziklerin kullanilma orani belirgin olarak azalmaktadir. Hipnoz, psikoz hikayesi olan kadinlarda uygulanamaz, kontrendikedir.
     TENS (Transkütanöz elektriksel sinir stimülasyonu): TENS, düsük voltajli elektrik akimlarinin cilde yapistirilan elektrodlar araciligiyla agri azaltici olarak kullanilmasidir. TENS, kontraksiyon agrisinin algilanmasini azaltacak bir karincalanma ya da vizildama hissi olusturur. Dogum esnasinda TENS kullanan kadinlarin birçogu, çok memnun kaldiklarini ve bir dahaki dogumlarinda da kullanacaklarini belirtmislerdir.
     Sicak ve soguk uygulamasi: Farkli formlarda yüzeyel sicak ve soguk uygulamasi sik yapilan bir uygulamadir. Kullanimi kolaydir, ucuzdur, önceden alistirma gerektirmez ve uygun kullanildiginda yan etkileri çok azdir. Ancak dogum esnasinda sicak ya da soguk uygulamasini arastiran büyük bir bilimsel arastirma yapilmamistir, bu nedenle uygulanmasi gereken sicakligin kaç derece oldugu tam olarak bilinmemektedir. Sicak siklikla dogum yapan kadinin sirt, alt karin, kalça ve perine bölgelerine uygulanir. Bu amaçla sicak su torbasi, ilik kompresler benzeri araçlar kullanilabilir. Ancak isi hasari ve yaniklar olusmamasi için maksimum dikkat gösterilmelidir. Soguk uygulamasi ise, agriyi azaltmasinin yanisira, kas spazmini da azaltabilir ve inflamasyon ve ödemi de azaltabilir. Sicak mi soguk mu uygulanacagi, gebenin kendini hangisiyle daha rahat hissedegiyle alakalidir.  Her iki yöntemde de cilt ve sicak / soguk paket arasina bir ya da iki kat havlu vb koymak gerekir.
     Doguma hazirlanma dogum agrilarini azaltir mi? Doguma hazirlik kurslarina katilmak, okumak ve arastirmak, neyle karsilasilacagini bilmeyi sagladigindan, anne adayinin kasilmalari agri olarak algilamasini azaltir ve kendi kendine uygulanan agri azaltici yöntemlerin etkin kullanilabilmesini saglar.
     Gevseme ve nefes teknikleri: Ritmik nefes paternleri ve gevseme egzersizleri, doguma hazirlik kurslarinin birçogunda önemle ögretilmektedir.  Bu tekniklerin ne kadar önemle ögretilir ve basariyla çalisilirsa, o kadar çok ise yaradigi gösterilmistir. Gevseme ve nefes egzersizleri, dogumda hissedilen agriyi azaltmaktan ziyade, agri ile basa çikmayi kolaylastirmaktadir.
    SSVD (sezaryen sonrasi vaginal dogum) nedir?

    Gittikçe artan sezaryen oranlari, birçok kadinin sonraki dogumlarinda da sezaryen olmasina neden olmaktadir. Ancak bir kez sezaryen olan bir kadinin tekrar sezaryen olmasi aslinda bir kural degildir.

    Sezaryen sonrasi tüm dogumlarin gene sezaryen mi olmasi gerektigi konusu ilk kez 1980 yilinda, Amerika’da sorgulanmaya baslamistir. Bu dönemde birçok Kadin Dogum Dernegi (National Institutes of Health – NIH, American College of Obstetricians and Gynecologists – ACOG), sezaryen sonrasi vaginal dogumun tesvik edilmesi gerektigini savunmaya baslamistir. Bu girisimler oldukça basarili olmus ve sezaryen sonrasi vaginal dogum (SSVD) oranlari 1980’de %3,4’ten, 1996’da %28,3’e kadar yükselmistir.

    Ancak SSVD oranlari arttikça beraberinde olumsuz bir durumu da getirmistir, dogum sancisi çekilmesine bagli olarak eski sezaryen dikis yerinden rahim yirtilmasi ve anne – bebek ölüm oranlari da artmistir. Bu olumsuz gelismeler nedeniyle, SSVD’nin sadece acil obstetrik müdahalenin olasi oldugu ortamlarda denenmesi önerilmistir. Uzun vadede SSVD oranlarinda tekrar bir düsme görülmüs, 2007’de %8’e kadar azalmistir.

    Bu bilgilerin isiginda, önceden sezaryen geçiren bir hastada dogum seklini planlarken, tibbi sartlar ve durumlar çok titizlikle incelenmeli ve hastanin SSVD denemesinde risk altinda oldugunu unutmadan, dikkatle davranilmalidir. Uygun adaylar hassasiyetle belirlenmeli ve acil tibbi yardimin oldugu bir ortamda dogum planlanmalidir. Bir hasta sezaryen sonrasi vaginal dogum yapmak istediginde istegi mutlaka saygiyla karsilanmali ve bunun birçok faktöre bagli olarak mümkün olabilecegi, annenin ve bebegin tasidigi riskler, basari oranlari ve uygun adaylarin seçimi anneye detaylica anlatilmalidir. SSVD denemesi yapacak olan tüm annelerin %75’inin bu denemesinin basarili sekilde sonuçlanacagi, bilimsel arastirmalar sonucunda belirlenmistir.

    Kimlerin basarili bir sekilde SSVD yapma sansi en yüksektir?

    Sezaryen öncesinde ya da sonrasinda en az bir vaginal dogumu olanlar, aktif dogum eylemiyle basvuran hastalar ve önceki sezaryen endikasyonunun bebekte durus bozuklugu oldugu hastalarda SSVD basari sansi en yüksektir. Tersine, hiç vaginal dogum yapmamis hastalarda, dogum indüksiyonu gereksinimi olan hastalarda (özellikle serviks olgunlasmasi tam olmayanlar) ve önceki sezaryen endikasyonu bebegin kalp atislarinda bozulma, iri bebek, gününün geçmesi gibi tekrarlanabilecek bir neden olan hastalarda basari sansi daha düsüktür.

    SSVD’nin olasi sonuçlari ve faydalari nelerdir?

    Önceden sezaryen olmus bir hastada SSVD denemesi üç sekilde sonuçlanabilir, ya basariyla vaginal dogum yapar, ya tekrar sezaryen olmasini gerektiren basarisiz bir deneme olur ya da acil sezaryen uygulanmasi gerekebilir. En büyük faydasi ise vaginal dogum yapabilme sansidir!

    Sezaryen sonrasi normal dogum gerçeklestiginde, anne tekrarlanan sezaryenin tüm risklerinden korunmus olur. Bunlar arasinda hastanede yatma süresinin daha kisa olmasi, daha az logusalik komplikasyonu, normal aktivitelere dönme süresinin daha kisa olmasi bulunmaktadir.

    SSVD’nin en büyük riski: Rahim yirtilmasi

    Rahim yirtilmasi (uterin rüptür) hayati tehdit eden bir komplikasyondur ve en korkulan risk budur. Bir hastada rahim yirtilmasi görüldüyse, bu siklikla sezaryen sonrasi normal dogum için sanci çekilmesine baglidir. Tam bir yirtilma durumu annenin çok miktarda kan kaybina neden olabilir ve anne ve bebegin hayatini tehlikeye sokar. Geçirilmis bir sezaryeni olan bir hastada uterin rüptür riski yüzde 0,3’tür (SSVD yapan her 1000 kadindan 3’ünde görülür). Yirtilma riski, önceki kesinin yerine ve türüne göre degisir. Alt transvers insizyon adindaki, günümüzde sezaryen ameliyatlarinda en sik kullanilan yatay kesi türüyle daha nadir görülmektedir. Dogum esnasinda rahim agzi olgunlasmasinin gerçeklesmemis oldugu ya da dogumu baslatmak için suni sancinin kullanildigi durumlarda ise rahim yirtilmasi riski daha yüksektir. Bunlarin disinda, anne yasinin ileri olmasi, gebelik haftasinin ileri olmasi, bebegin kilosunun 4000 gramin üzerinde olmasi gibi bazi faktörler de rüptür riskinin artmasina katkida bulunabilir.

    Uterin rüptür (rahim yirtilmasi) riski ultrasonla önceden tahmin edilebilir mi?

    Rüptür riskinin belirlenebilmesi için görüntüleme yöntemleri kullanilmis ancak çok güvenilir sonuçlar vermemistir. En sik kullanilan yöntem, ultrasonla gebeligin basinda rahim duvarinin alt kisminin kalinligini ölçmektir, ancak yapilan çalismalarda bunun için ideal bir esik deger belirlenememistir. Alt segment kalinligi az oldugunda rüptür riskinin fazla oldugu söylenebilse de, bilimsel olarak kanitlanmis bir yöntem degildir.

    SSVD’nin baska olasi riskleriyle ilgili hekiminizden detayli bilgi alabilirsiniz.

    SSVD için ideal adaylar kimlerdir?

    SSVD için ideal adaylarin belirlenmesi için birçok tarama araci, öngörme modelleri vs arastirilmistir ancak bunlarin hiçbirinin klinik olarak tam anlamiyla faydali oldugu söylenemez. Yine de, anne hikayesi ile birlestirildiginde bazi durumlardaki hastalarin SSVD için daha az risk tasidigi ya da uygun aday olabilecegi söylenebilir. Bunlarin basinda, önceki sezaryen insizyonunun alt segment transvers insizyon denilen, günümüzde sezaryen ameliyatlarinda en sik kullanilan yatay kesi ile sezaryen olan hastalar gelir. Gebeligi 40 haftayi geçmis olan hastalarin SSVD yapabilme basarisi daha düsüktür, yapilan çalismalara göre bu gruptaki kadinlarin tekrarlayan dogumlari da büyük oranda sezaryenle sonuçlanmistir. Bebegi 4000 gramin üzerinde olan ve önceden normal dogumu olmayan annelere genelde SSVD önerilmemektedir. Anne karninda ölmüs olan bebeklerde de normal dogum denenebilir.

    SSVD için kesinlikle uygun aday olmayan anneler ise, önceki kesi türü yüksek riskli kesi türlerinden biri olanlar (T kesi, J kesi gibi), önceden rahim yirtilmasi hikayesi olanlar, sezaryen için tibbi endikasyonu olanlar (bebegin esinin asagida yerlesmesi, ayakla birlikte ters gelis.. gibi) ve acil müdahale olanaginin bulunmadigi yerlerde bulunanlardir, bu grup hastalara tekrar sezaryen olmalari önerilir.

    SSVD denemesinde suni sanci verilebilir mi?

    Her ne kadar önceden sezaryen olmus hastalarda suni sanci verilmesinin rahim yirtilmasi riskini artirdigini gösteren veriler ve kanitlar oldukça kisitliysa da, klinik gözlemler bunu düsündürmektedir. Ancak ACOG (Amerikan Obstetrisyen ve Jinekologlar Cemiyeti) bunu destekleyen yüksek kaliteli veriler yetersiz oldugundan suni sanci kullanilmasini sakincali bulmadigini açiklamistir. Bununla birlikte, SSVD deneyecek hastalarda suni sanci ya da dogumun baslatilmasi amaciyla rahim agzini yumusatacak ilaçlarin kullanilmasi genellikle önerilmemektedir.

    Anne istegiyle sezaryen

    Normali normal dogum… Sezaryenin de hayat kurtarma operasyonu oldugunu hatirdan çikarmamak gerekli… Peki ya tibbi bir endikasyonu yani gerekçesi olmadan, sadece annenin istegiyle sezaryen olanlar? Bu konu sayfalarca tartisilabilecek bir konu.. Tartisiliyor da.. Bir de bu isin tibbi boyutu var.. Sonuçta, sezaryen de bir ameliyat ve avantajlari oldugu kadar dezavantajlari da var.

    Ben bu yazida, anne istegiyle sezaryeni tibbi açidan ele alacagim.

    Anne istegiyle sezaryen ne demektir?

    Anne istegiyle sezaryen, annenin, vaginal dogum yapmamasini gerektiren tibbi ya da obstetrik endikasyonlarin yoklugunda, ilk dogumunu sezaryenle yapmasina verilen isimdir. Hastanin tibbi kararlarin verilmesine aktif olarak katilma hakkindan dolayi, son zamanlarda oldukça yayginlasmis bir uygulamadir.

    Dogum yöntemi seçilirken dikkate alinmasi gereken pek çok husus vardir. Bunlardan bazilari, eslik eden tibbi durumlar, annenin beden kitle indeksi, önceki dogum deneyimleri, gelecekte kaç dogum yapmayi planladigi, önceki cerrahi islemlerin sonuçlari ve anne adayinin fizyolojisinin ve anatomisinin dogum yapmaya izin verip vermemesidir. Ayrica, annenin motivasyonu da dogum sekli üzerinde önemli etkiye sahiptir. Ailesi müdahale edip karar sürecine etki ediyor mu? (Toplumumuzda, özellikle kirsal kesimlerde, annenin anatomisinin ya da bebegin sagliginin vaginal doguma müsaade etmemesine ragmen, sezaryene engel olmasi ve kadini vaginal dogum yapmasi için zorlamasi hala rastlanan bir durumdur.) Hastanin obstetri ve dogumla ilgili endiselerinin, hekimi tarafindan bilgilendirilerek giderilmesi gerekli ve önemlidir. Önceki dogum deneyiminden kaynaklanan anksiyete ve korku açiklanmaya çalisilmalidir.

    Planlanmis sezaryenin olasi dezavantajlari

    Hastanede yatma ve dogum sonrasi iyilesme süreçleri, sezaryenle dogumda vaginal doguma göre tipik olarak daha uzundur. Normal dogum yapan bir anne dogumdan sonra ayaga kalkip bebegiyle ilgilenebilecekken, sezaryen olan bir annenin bebegiyle birlikte kendisinin de birkaç gün bakima ihtiyaci olacaktir. Maternal morbidite de sezaryen dogumla daha yüksektir. Çalismalarda, postpartum kardiyak arrest, yara yeri hematomu, histerektomi, majör puerperal enfeksiyon, anestezi komplikasyonu gibi durumlarin riskleri sezaryen grubunda daha yüksek bulunmustur. Yenidoganin solunum sikintilari (respiratuvar distres sendromu, yenidoganin geçici tasipnesi) gibi durumlarin elektif sezaryen sonrasi vaginal doguma göre daha sik görüldügü bulunmustur, bu durumlar bebegin hastanede yatis süresini uzatabilir.

    Anne istegiyle sezaryen olmayi planlayan hastalarin, ilerideki gebeliklerinde bebegin esinin asagida yerlesmesi (plasenta previa), bebegin esinin rashim duvarina gömülmesi (plasenta akreata), artmis rahim yirtilmasi riski, birden fazla karin ameliyati geçirmis olmaya bagli riskler (bagirsak hasari) gibi olumsuz durumlarin risklerinin artmis oldugunu göz önünde bulundurmasi gerekir.

    Planlanmis sezaryenin olasi yararlari

    Planlanmis sezaryenin tarihi siklikla önceden belirlenmistir. Bu, isle, evdeki diger çocugun bakimiyla ve annenin ihtiyaç duyabilecegi yardimla ilgili ayarlamalari yapabilmesine olanak verir. Planlanmis sezaryenler siklikla 39 – 40 haftalar arasinda gerçeklestirildiginden bebek günasiminin bebekle ilgili risklerinden korunmus olur. (Ancak hedef günasiminin risklerinden bebegi korumak ise, dogum indüksiyonunun da mantikli bir seçenek oldugu unutulmamalidir).

    Planlanmis sezaryen durumunda dogum sonu kanamalar planlanmamis (acil) sezaryenlere ve vaginal dogumlara göre daha az görülür. Dogum sonu kanamalarin en sik nedeni uterin atoni (rahimin kendi kendini toplayip kanamayi durduramamasi) ve plasentanin parçalarinin rahim içinde kalmasidir ve planlanmis sezaryenle bu risk faktörleri en aza indirilebilir.

    Planlanmis sezaryen, acil sezaryene göre birçok bakimdan daha az risk tasir. Bu risklerin arasinda, enfeksiyon, iç organlarda yaralanma, histerotomi esnasinda fetusun zarar görmesi, kanama ve anestezi komplikasyonlari sayilabilir.

    Dogum sancilari baslamadan önce gerçeklestirilen sezaryen dogum, vaginal dogum sürecine bagli morbidite ve mortaliteyi (sakatlik ve ölüm), örnegin omuz takilmasi, sinir hasarlari, kemik travmalar, bebegin dogumda oksijensiz kalmasi gibi, azaltabilmektedir.

    Perineal hasar ve üriner – fekal inkontinans gelisecegi korkusu, annelerin vaginal dogum yapmak yerine sezaryeni tercih etmesinin en önemli nedenlerindendir. Ancak bu endiseler bilimsel kanitlara ve çalismalara dayanmaz. Planlanmis sezaryen dogum sonrasi ilk aylarda idrar kaçirma orani daha düsük olsa da, bu oran iki – bes yil içinde vaginal dogum yapan hastalarda benzer olmaktadir. Ayrica, anne istegine bagli sezaryen dogum, uzun vadede üriner ve fekal inkontinanstan (idrar ve gayta kaçirma) koruyor gibi görünmemektedir.

    Planlanmis sezaryen ve vaginal dogumlarda benzer oranda görülen riskler

    Annenin dogumda hayatini kaybetme riski, bu iki dogum seklinde benzer görünmektedir. Ayrica, dogum sonrasi cinsel fonksiyonlar da dogum yönteminden bagimsiz olarak benzer görünmektedir.

    Sezaryen dogumda anestezi seçimi
    Sezaryende genel anestezi ya da rejyonel anestezi (sadece belden asagisinin kullanilmasi) kullanilabilir. En sik kullanilan rejyonel anestezi yöntemleri spinal ve kombine spinal + epidural anestezidir. Ancak son yillarda, genel anestezinin dogumda kullanim orani gittikçe azalmistir.

    Sezaryen dogum için anestezi yöntemi seçilirken, annenin ve bebegin iyilik hali göz önünde bulundurulmalidir. Annenin uyanik olmasina izin verdigi ve bebegiyle hemen iletisim kurabilmesini sagladigi için, rejyonel anesezi en sik kullanilan yöntemdir. Ayrica, bu yöntem anne için genel anesteziden daha güvenlidir. Maternal mortalite (ölüm) oranlari rejyonel anestezi ile çok daha düsüktür. Genel anestezi ile iliskili en korkulan iki maternal komplikasyon entübasyon basarisizligi ve mide içeriginin aspire edilmesidir. Üst hava yolu reflekslerinin inhibisyonu ve gastrointestinal fonksiyonlarin baskilanmasi pulmoner aspirasyon riskini artirir.

    Rejyonel ya da genel anestezi seçimi yaparken, islemin aciliyeti, annenin hemodinamik durumu, hekimin ve hastanin tercihi de önemlidir.

    Acil vakalarda: Önceden planlanmis sezaryenlerde, anestezinin çabuk verilmesi daha az önem tasir, bu nedenle bütün anestezi yöntemleri tercih edilebilir. Ancak sezaryen acil ise (örnegin bebegin kalp atislari düsmekte ise), çok hizli uygulanabilecek bir anestezi türü seçilmelidir. Birçok durumda, birçok hekim acil sartlarda en güvenli olarak uygulanacak olanin genel anestezi oldugunu düsünür. Ancak gerçekte spinal anestesi de acil durumlarin çogunda, gittikçe artan oranda, hizli bir sekilde güvenle uygulanabilmektedir. Hastanin hazirda epidural kateteri mevcutsa, epidural anestezi ile hizlica ameliyata baslanabilir.

    Annenin durumu: Anne ile iliskili tibbi faktörler de en uygun anestetik maddenin seçimini etkiler. Genelde akut kanama ya da hemodinamik durum bozuklugu varsa, rejyonel anestezi kullanimi pek tercih edilmez. Ciddi kanama pihtilasma bozukluklari da rejyonel anestezi için kontrendikasyon yaratir.  Diger yandan, entübasyonun zor olacagi düsünülen bir anatomik yapiya sahip annelerde rejyonel anestezinin seçilmesi daha dogrudur.

    Dogum agrisinin ilaçla tedavisi (epidural normal dogum) (prenses dogumu)

    Dogum agrisinin ilaçla tedavi edilmesi kavrami, ondokuzuncu yüzyilin ortalarindan bu yana arastirilmakta ve uygulanmaktadir. Birçok kadin ve kadin dogum uzmani dogum agrilarinin dogumun olmasi gereken bir parçasi ve mutlak bir gereklilik oldugunu düsündügünden, bu tedavilerin kullanimi çeliskili görülmüstür.

    Dogum sancisi, dogumun birinci evresinde (açikligin tamamlanmasi) ve ikinci evresinde (bebegin dogumu) farkli mekanizmalarla olusmaktadir. Ilk evredeki agri kasilmalara baglidir, kramp benzeri hissedilir ve rahim ve rahim agzindan kaynaklanir. Ikinci evredeki yani bebegin dogumu esnasindaki agri vagina, pelvik taban ve perinenin gerilmesine ve pelvik baglarin esnemesine bagli olarak ortaya çikar. Bu iki agri farkli yolaklarla ortaya çikar ve ikinci evrede yani bebegin dogumu esnasinda hissedilen agri birinci evredekinden çok daha siddetlidir. Ayrica bu esnada rektuma  dogru olan basi hissi de güçlü bir ikinma duygusu olusturur.

    Dogumun birinci evresinde (açikligin tamamlanmasi esnasinda) hissedilen agrinin tedavisi: Dogum agrisinin tedavisi için kullanilan ilaçlar sistemik ya da bölgesel olarak uygulanabilir. Sistemik uygulanan ilaçlar intravenöz, intramusküler ve inhalasyon yoluyla verilebilirken, bölgesel uygulama epidural, spinal ya da her ikisinin birlesimi seklindedir. Günümüzde dogum agrisinin giderilmesinde en popüler yöntem, halk arasinda “prenses dogum” olarak da anilan epidural anestezidir.

    Epidural anestezi: Çok düsük dozlarda ilacin dogrudan annenin sinir liflerinin üzerine uygulanmasi seklinde tanimlanabilecek olan epidural anestezi, günümüzde dogum agrisi için en çok kullanilan yöntemdir. Anne adayinin beline bir igne yardimiyla, ucu sinir liflerine dek uzanan bir kateter yerlestirilir. Bu kateterden, düsük dozda ve sadece belden asagisinin uyusmasini saglayan ilaçlar verilir. Kateter islem sirasinda yerinde birakildigi için gerektikçe ek doz yapilir. Dogum sonrasinda da kateter bir süre yerinde birakilir ve gerekirse epidural kanala agri kesiciler verilebilir.

    Spinal anestezi:  Spinal anestezi ya da kombine spinal – epidural anestesi de dogum agrisinin azaltilmasinda kullanilan yöntemlerdendir. Epiduralden farkli olarak, spinal anestezide etki baslangici daha hizlidir, hastanin agrisi bes dakika içinde geçer. Ancak agri daha kisa süre için geçer, etki süresi ortalama 90 dakikadir. Bu, kateterin yerinde birakilmamasindan dolayi ek agri kesici dozlarinin uygulanmamasina baglidir. Bu nedenle, eger acil bir durum degilse, siklikla kombine spinal – epidural teknik tercih edilir. Bu yöntemin avantaji, dogum spinal dozun etkisi geçinceye kadar gerçeklesmemisse, spinal ilaç yeterli analjezi uygulamazsa ya da operatif doguma geçilmesi gerekirse epidural kateter kullanilarak ek doz verilebilmesidir.

    Lokal anestezik ilaçlarin spinal yolla uygulanmasinin annede hipotansiyona neden olabilecegi akilda tutulmalidir.

    Dogumun ikinci evresinde (bebegin dogumu esnasinda) hissedilen agrinin tedavisi:

    Dogumun ikinci evresinde agrinin giderilmesi epidural kateterden ilaç verilmesi ile saglanabilir. Ancak bebegin dogumu esnasinda annenin aktif olarak ikinmasi ve bebegi itmesi gerekir. Yüksek dozlarda epidural anestezi ilaçlari annenin motor gücünü bloke ederek ikinmasini zorlastirabileceginden, bazen dogumun son döneminde hekim epidural ilacin kesilmesini ya da dozunun düsürülmesini isteyebilir.

    Obezite durumunda sezaryen

    Obez hastalarda sezaryen dogum bazi özellikler tasir. Beden kütle indeksi 40 kg/m2 ya da daha fazla olan hastalara, sezaryen dogum siklikla ilave ortam düzenlemeleri ya da ekstra ekipmanlar, anestezi ve analjezi uygulamalarinda düzenlemeler ve bazen farkli cerrahi teknikler gerektirir. Sezaryen uygulanan tüm kadinlarda oldugu gibi bu hastalarda da preoperatif profilaktik antibiyotik kullanimi önerilir.

    Sezaryene alinacak tüm obez kadinlarda, venöz tromboembolizm görülmesinin önlenmesi için profilaksi yapilmalidir. Ilaçla ya da mekanik tromboprofilaksi uygulanabilir. Mekanik tromboproflaksi için, aralikli pnömatik kompresyon uygulanabilir. Ekstra risk faktörü de olan hastalar için buna ek olarak kan sulandirici ilaç da kullanilmalidir.

    Obez hastalar mutlaka dogumdan bir ay önce anestezi uzmani tarafindan konsülte edilmeli, olasi anestezi yöntemine karar verilmeli, hastada zor entübasyon olup olmayacagi degerlendirilmelidir.

    Cilt kesisi de bu hastalarimizda önem tasir, anatomik yapilara ve çizgilenmelere uygun kesi yapmak önemlidir. Asiri obez hastalarda, yara yeri iyilesmesinin normal olabilmesi ve skar dokusunun güzel olusabilmesi için yatay degil de dikey kesi yapilmasi düsünülebilir.

    Cilt kesisinin dikis yerine zimba ile kapatilmasi daha yararli olabilir, bunu ameliyat öncesi hekiminizle görüsmenizi öneririz.

    Dogum sonrasi mutsuzluk ya da depresyon: Hiç böyle hayal etmemistik!

    Dogum yaptiniz ama kendinizi hayal ettiginiz kadar mutlu hissedemiyor musunuz? Oysa dogum yapip aylardir belki yillardir beklediginiz bebeginize kavustuktan sonra artik bulutlarin üzerinde yürümeyi, ayaklarinizin yerden kesilmesini hayal etmistiniz.. Öyleyse bu sebepsiz mutsuzluk niye?

    Siz “postpartum blues” denilen dogum sonu mutsuzlugu ya da belki de dogum sonu depresyonu yasiyor olabilirsiniz. Postpartum mutsuzluk, mutsuzluk, gerginlik, konsantrasyon azalmasi, uyku hali, aglamaya egilim ve ara ara aglama nöbetleri seklinde hafif, siklikla hizli ruh hali degisiklikleri seklinde tanimlanir (ki bunlar, genelde hafif olarak gebelikte siklikla yasadigimiz duygulardir).

    Dogum yapan kadinlarin yaklasik %40 – %80’i, hafif duygudurum degisiklikleri yasarlar. Semptomlar tipik olarak dogum sonrasi onbesinci günde en siddetli haline ulasir ve iki hafta içerisinde de geriler. Depresyon tanisi konabilmesi içinse, en az iki hafta süren depresif ruh hali veya ilgi / mutluluk kaybi ile birlikte baska belirtilerin de olmasi gerekir. Bu duruma neden olan faktörler arasinda, dogum sonrasi ani hormonal denge degisiklikleri majör rol oynar. Yüksek risk tasiyan kadinlar, daha önceden depresyon geçirmis olanlar, gebelik süresince depresif semptomlar yasayanlar, ailesinde depresyon hikayesi olanlar, daha önceden adet dönemlerinde ya da dogum kontrol hapi kullanimi ile duygudurum degisikligi yasamis olanlar ve is, aile ya da günlük yasaminda stresli ortamlarda bulunanlardir.

    Dogum sonu mutsuzluk yasayan hastalarin destek almasi ve istirahat etmesinin desteklenmesi, bu durumdan kolaylikla kurtulabilmesine yardim eder. Hasta bakim ve destekle ve kendi kendine toparlanamazsa, depresyon asamasina geçerse ilaç tedavisi de almasi önerilebilir.

    Postpartum depresyon

    Postpartum depresyon ise, dogumdan sonraki 12 ay içerisinde ortaya çikan depresyon tablosuna verilen isimdir. Yaklasik olarak kadinlarin %10’unu etkileyen, “postpartum blues”tan daha siddetli bir tablodur. Hastanin önceden bir depresyon hikayesinin olmasi (daha önceden geçirmis olmasi) majör risk faktörüdür. Bu tablonun ortaya çikmasinda belirli bir hormonun rolü oldugu ispatlanamamistir.

    Postpartum depresyonun klinik bulgulari, uyku, enerji seviyesi, istah, kilo ve libido degisiklikleri seklinde ortaya çikabilir. Ancak bütün bunlar bir dereceye kadar dogum sonrasi dönemde normalde de görebildigimiz degisikliklerdir. Örnegin uykusuzluk dogum sonrasi sik görülürken, bebegi uyudugu halde annenin uyuyamamasi depresyonun bulgusu olabilir. Ayrica bunlara ek olarak, belirgin anksiyete, bazen panik ataklar, öfke, suçluluk duygusu, bebegin bakiminda yetersizlik hissi, bebege baglanma sorunlari da yasanabilir.

    Hayli olumsuz bir tablo olarak gördügümüz dogum sonu depresyonu, maalesef anne bebek iliskisini, bebegin gelisimini, hatta annenin esiyle olan iliskisini oldukça olumsuz olarak etkileyebilir. Hatta annenin daha ileride majör depresyon geçirmesi için bir risk faktörü de olusturur.

    Bir yeni anne dogum sonrasi kadin dogum doktoruna kontrole gittiginde mutlaka duygu durumu ile ilgili de konusmali, hekimine bilgi vermelidir ki bu tablolardan biri varsa açiga çikabilsin.

    Dogum sonu depresyonu hafif ya da orta siddette olan hastalar için ilk yaklasim olarak psikososyal tedavi önerilir. Daha siddetli hastalik durumunda, gerekirse ilaç tedavisi de bu yaklasima ek olarak uygulanabilir. Tedavi seçiminde temel nokta, annenin bebegini emzirip emzirmemesidir. Emzirmeyen annelerde, dogum yapmamis depresyon hastalari ile ayni tedavi uygulanir. Emziren annelerde, süre geçme riskinden dolayi ilaç kullanimi titizlikle degerlendirilmelidir.

    Dogal dogum, anne adayinin zaten dogum için hazir ve hazirlikli oldugunu kabul eden ve dogum için ve dogum esnasinda rutin tibbi müdahaleleri reddeden bir yaklasimdir. Dogal dogumun çikis noktasi, günümüz modern toplumlarinda dogum sürecinin mekaniklesmis olmasi, geregi disinda tibbi müdahaleler yapilmasi, gerekli olmadigi halde anestezi, epizyotomi, ilaçlar, serumlar, igneler uygulanmasidir. Annenin gereksiz yere korkulara sevkedilmesi, dogumun keyifli olmaktan ziyade korkunç bir seymis gibi algilatilmasi, cerrahi dogum oranlarinin son derece artmasi, günümüzde anne adaylarini eski zamanlarda rutin olan dogal dogumdan uzaklastirmistir.

    Dogum yaptiktan ve aylar boyu beklediginiz meleginize kavultuktan sonra, 4 – 6 hafta sonra ya da daha anlasilir bir tabirle bebegin kirki çiktiginda bir hekim kontrolüne gitmeniz gerekir.

    Dogum sonu kanamanin asama asama azalip rengi açildiktan sonra, kirk gün içinde kesilmesi beklenir. Yumurtlama geri dönebilir ya da emziren annelerde dönmeyebilir. Bazen adet kanamasi emzirme süresince olmayabilir. Ancak yumurtlamanin gerçeklesip gerçeklesmedigini bilemedigimiz için istenmeyen gebeliklerden korunmak amaciyla bir dogum kontrol yöntemi planlanmalidir. Emziren anneler için spiral takmak son derece uygun bir yöntemdir, hekiminiz sizi en uygun yöntemin seçilmesi ve uygulanmasi ile ilgili yönlendirecektir.

    Plasenta previasi olan yani bebegin esinin önde oldugu gebeliklerde yaklasim klinik duruma baglidir. Plasenta previa tehlikeli bir durumdur ve gerçek obstetrik acil olusturabilir. Annenin asemptomatik olmasi, kaniyor olmasi ya da kanamasinin artik olmamasina göre tedavi seçenekleri degisiklik gösterir.

    Semptom vermeyen plasenta previa durumu:
    20. gebelik haftasindan sonra semptom vermeyen esin asagi yerlesimli olmasi durumunda, seri ultrasonlarla esin yeri tekrar tekrar belirlenmeye çalisilir. Siklikla dogum yaklastikça plasenta yukari çekilecektir.

  • Yara ve ameliyat izi geçirme

    Yara ve ameliyat izi geçirme

    Eski ve yeni yara izi, ameliyat izi ve yanık izi (yanık skarları) tedavisi için Biodermogenesi uyguluyoruz. Biodermogenesi ile ameliyat ve yara izlerinde yumuşama, renk alamayan bölgeleri renklendirme, daha düz çukursuz görüntü sağlar. Özellikle yanık izlerinde denenen bir uygulamada dokudaki aşırı gerilmenin hızla gerilediği gözlemlenmiştir. Bu çalışmaları temel alarak ofisimizde Biodermogenesi tekniğini ile ameliyat izleri, yara izleri ve yanık izlerinde (yanık skar tedavisi) kullanmaktayız. Uygulamalarımızdan elde ettiğimiz veriler farklı uluslararası çalışmalarda elde edilen sonuçları destekler nitelikte olması nedeniyle bu tekniği ameliyat veya yanık izi tedavi sistemlerinin en üstüne yerleştirdik. Biodermogenesi cilde zarar vermeden deri dinamiklerini normalleştirmesi, cilt dokusunda hasar oluşturmadan hem doku içi dolaşımı, hemde hücresel aktiviteleri düzenlenmesi, arttırması sayesinde çok umut vadeden sonuçlar elde etmemizi sağlamaktadır.

    Biodermogenesi Tekniğinin Özellikleri

    Ağrısız ve acısız,

    Kısa süren bir uygulama,

    Günlük hayatı etkilemez,

    Dokuya hasar vermez,

    Diğer tedavilerle birleştirilebilir.

    Uygulama seansı ilk olarak haftada 2 kez, yara izi ve ameliyat izinin büyüklüğüne ve derinliğine göre 15-20 seans arası tekrarlanır. İşlem süresi ameliyat izi veya yara izinin genişliğine / derinliğine göre değişmekle birlikte 15-40 dk. içersinde tamamlanmaktadır. Anestezi gerektirmez, işlem sonrası normal günlük hayat etkilenmez.

  • Gebelikte Cinsel Yaşam

    Gebelikte Cinsel Yaşam

    Birçok kadın gebelikte ilişki kurmanın sakıncalı olduğunu düşünür. Bunlar çevreden gelen kulaktan dolma yanlış bilgilendirmeden olmaktadır. Penisin çocuğa zarar vereceği, doğumun erken başlayacağı, veya suyunun erken geleceği şeklinde korkunuz olmasın. Özel bazı durumlar (bazı riskli gebelikler) dışında eşinizle gebelik boyunca ilişki kurabilirsiniz. Bebek amniyotik kese ve sıvı içinde, kuvvetli rahim kaslarıyla çok iyi korunur. Rahim ağzındaki kuvvetli tıkaç enfeksiyonların çocuğa geçmesine engel olur.

    Daha önceden düşük yaptıysanız, ilk 3-4 ayda ilişkide bulunmamak daha doğru olabilir. Bugüne kadar ilişkinin düşüğe sebep olduğu şeklinde bir yayın yoktur. Düşüklerin büyük bir kısmının kromozom anomalilerine, progesteron eksikliğine ve enfeksiyonlara bağlı olduğu bilinmesine rağmen, eğer daha önceki gebeliğiniz düşükle sonlandıysa, biz bu aylarda ilişki kurmamanızın daha iyi ve güvenli olduğunu düşünüyoruz. Çünkü birçok anne-baba, düşük öncesi ilişki kurduysa bunun sebebini ilişkiye bağlar ve kendilerini suçlarlar.

    Bazen gebeliğin geç dönemlerinde orgazmın Braxton-Hicks denilen kontraksiyonlara sebep olduğunu görebilirsiniz. Orgazm sırasında bunu hissetmek rahatsız edici olmasına rağmen bunun size ve bebeğe herhangi bir zararı yoktur. Ama daha önceden erken doğum yaptıysanız eşiniz içeri boşalmamalıdır çünkü semendeki prostaglandinler, rahim ağzında açılma ve doğum ağrılarının başlamasına neden olabilir.

    Cinsel ilişki sıklığı, annenin fiziksel ve psikolojik ihtiyacına göre düzenlenmelidir. Psikolojik olarak gebelik endişeleri, çekiciliğin azaldığının hissedilmesi, bebeğe zarar verme korkusu, cinsel isteği azaltabilir. Burada önemli olan bu yersiz endişelerinizi ve hislerinizi eşinizle paylaşabilmeniz ve konuşabilmenizdir. Fiziksel olarak ilk trimester (3 ay) bulantı ve kusmaları, 3.trimester kilo alışı, göğüslerdeki hassasiyet, vaginal akıntıdaki artma, mantar enfeksiyonları ilişki isteğini azaltabilir. Gebelik hormonunun etkisiyle vagina salgısı artar ancak tüm vücutta olduğu gibi vaginada da oluşan ödem nedeniyle ilişki sırasında ağrı duyusu olabilir. Gebeliğin ikinci yarısında bebeğin hareketlerini hisseden annede annelik duygusu ağır basmaya başlar ve cinsel istek azalır. Hormonal aktivite ve pelvisteki kan akımının artması ise gebelikte belli dönemlerde seksüel isteğin artmasına neden olabilir.

    Değişik pozisyonlar denemeniz gebelik boyunca faydalı olabilir. Örneğin erkeğin üstte olduğu çok kullanılan yol geç gebelikte karnın yaptığı basınca bağlı hem anneye rahatsızlık verecektir hem de çocuğun kan dolaşımını bozacaktır. Daha çok, kadının üstte veya yanda olduğu, kadının hareketlerine yön verebileceği pozisyonlar tercih edilebilir.

    Eğer önceden prematüre doğum yaptıysanız meme uçlarının uyarılması doğum ağrılarını başlatabilir.

    İlişkiden kaçınılması gereken durumlar: 

    • Plasenta previa, aşağı yerleşimli plasenta
    • Serviks yetmezliği
    • Erken doğum tehdidi
    • Açıklanmamış vaginal kanama veya akıntı
    • Anne veya babada iyileşmemiş herpes lezyonları
    • Sık kramplar
  • Vasküler lezyon tedavisi

    Vasküler lezyon tedavisi

    Vasküler lezyonlar cildin hemen altında bulunan birçok kılcal damarın büyüyüp şişmesi ve bir araya gelmesi şeklinde oluşur. Bu damarlar eğer yüzeye yakınsa dışardan kırmızı renkte eğer derindeyse mavi renkli bir görünüme sahiptir. Vasküler lezyonların bazı türleri doğum sırasında oluşur bazıları da ilerleyen yaşla birlikte ortaya çıkabilirler.

    Vasküler Lezyon Tedavisi

    Vasküler lezyon tedavisinde kullanılan lazerler damar içinde bulunan oxyhemoglabin tarafından emilir ve böylece oxyhemoglabin ısınır ve damar büzüşür. Oxihemoglabin tarafından en iyi emilen ışık 532nm dalgaboylu PDL Pulse Dye Lazerdir. Ancak bu ışın melanin tarafından çok iyi tutulduğu için cilde derin nüfuz edemez. Bu yüzden lazerler yüzeysel vasküler lezyonlar için daha uygundur.
    1064nm dalgaboylu Nd Yag lazerler ise oxihemoglabin tarafından daha az tutulur ancak cildin daha derinine nüfus ettikleri için derin bölgede yer alan lezyonlarda da etkilidir.

    IPL cihazlarlarının ışıkları 515nm-1200nm arasında dalgaboyunda olduğu için vasküler lezyon tedavisinde kullanılabilir ancak etkileri Nd:Yag lazer kadar olamamaktadır.

    Vasküler Lezyon Çeşitleri

    Telanjiektazi

    Yüz, dekolte, boyun ve nadiren vücudun diğer bölgelerinde yüzeye yakın konumdaki damarların genişlemesiyle ortaya çıkan problemdir. Yüz bölgesi dışında bacaklarda da görülebilir.

    Spider Angiomas

    Spider nevus, nevus araneus, scular spider, spider telangiectasia olarak da bilinir. Bir tip telanjiektazidir. Görünüm olarak ortada kırmızı bir nokta ve çevreye yayılan kırmızı uzantılar şeklindedir.

    Cherry Angiomas

    Kan damarlarının anormal bir şekilde birikmesi ile oluşan dışa doğru uzamış kitleden oluşur. En çok görülen angioma çeşididir. Yaşlılık ile birlikte oluşma sıklığı artar.

    Port Wine Stain

    Şarap lekesi bir tür doğum lekesi çeşididir. Kırmızımsı-eflatun rengine sahiptir. Genellikle yüzde ortaya çıkan ama vücudun diğer bölgelerinde de görülebilir.

    Rosacea (Kırmızı Yüz)

    Yüz bölgesinden meydana gelen kızarıklara verilen isimdir. Dört çeşit rozasea vardır. Bunların biri göz içinde ortaya çıkar.

  • Menopoz: Sil Baştan!

    Menopoz: Sil Baştan!

    Yaşam süresinin uzaması, kadınların yaşamlarının 1/3ini menopoz sonrasında geçirmesine yol açmıştır. Bu durum menopozun ve menopoz sonrasının bedensel ve ruhsal değişikliklerine dikkatleri çekmiş ve bu konu önemli bir sağlık sorunu haline geldi. Yapılan önemli gözlemsel araştırmalar ile bu dönem kadınlarında hormon ilaçlarının kullanımı çok faydalı olarak nitelendirilmişti.

    2002 yılında yayımlanan WHI (Women’s Health Initiative, Kadın Sağlığı İnisyatifi) isimli yayın hem konu ile ilgili tıp camiası üstüne, ama belki de daha şaşırtıcı şekilde daha öncesinden basına “bomba haber” olarak düşmüştü. Amerika Birleşik Devletlerinde 16bini aşkın (161,808) menopoz sonrası kadın üzerinde yapılan bu araştırma sonucunda hormon tedavisi “AFAROZ” edildi. Bu işle uzun yıllardır uğraşan hekimler sonuçlar karşısında hayrete düştü ve bu çalışma sonuçlarını mercek altına aldılar. Öncelikle eleştirilen en önemli konu yaş olarak değerlendirilmişti. Gerçekten de çalışmanın yapıldığı grup kadınların ortalama yaşları 50-79 (ortalama 64) idi. Olguların %12’si 20 yıldan fazla süredir menopoz sonrası dönemde idi. Bu anlamda bakıldığında 73 yaşında yakınması olmayan 22 yıldır menopozda olan bir kadına hormon ilacı verme gibi düşünce eleştirinin ana hedefi oldu. Üstelik rastgele seçildiği söylenen bu inceleme grubundaki kadınlarda yakınması olan bir grubun ayrıldığı ve mevcut olanlar içerisinde bir kısmında tansiyon yüksekliği gibi kalp damar sağlığını ilgilendiren hastalıkların bulunduğu bilgisi de bu çalışmanın yayınlandığı 2002 yılından sonra özellikle son 5 yılda ciddi eleştiriler almasına yol açtı. Bu çalışmayı yapan ekipte yer alan Prof Robert Langer, Prag’da yapılan 2016 Uluslararası Menopoz Derneği (IMS) toplantısında şu sözleri sarf etti: “klinik bir çalışmayı yürütme süreci çok çetrefilli. İnsan metabolizması ve fizyolojisi –işleyişi- karmaşık ve sürprizler ile dolu. Sonunda hiçbir zaman başlangıçtaki kadar akıllı olmuyoruz”. Konuşması adeta bu çalışmada yanlışlıklar olduğunu kabul ediyoruz anlamına geliyordu. Peki öyleyse günümüzde “menopoz” nerede, menopozda bizi neler bekler, hormon tedavisi ne durumda? İşte bu soruların cevaplarını aşağıdaki soru-cevap tarzında “Menopoz; sil baştan” olarak sizlere aktaracağım. Bu konu üyesi olduğum Türkiye Menopoz ve Osteoporoz Derneği Yönetim kurulunca da üzerinde çok uzun süreler bir araya gelinip çalışılmış ve bir rapor hazırlanmış bir konudur. Bu rapor ve yurtdışındaki güncel veriler ışığında soru ve cevaplara başlayayım:

    • Menopoz nedir?

    Menopoz asıl anlamıyla yumurtalıkların çalışmasının sonlanmasına bağlı olarak “son görülen adet kanaması”na verilen addır. Anlaşıldığı üzere tam anlamıyla tanısı geriye doğru konulabilir.

    • Menopozal süreçte ne tür yakınmalar olur?

    Menopoz öncesinden başlayan ve sonrasında yaşlılık (senilite) ye dek süren dönem yani klimakterik dönem yakınmaların en fazla görüldüğü dönemdir. Hatta bu dönemde de en çok perimenopoz Bu dönemde olguların %75 inde ateş basmaları (vazomotor semptomlar) görülür. Hatta %30 kadında bu ateş basmaları orta-şiddetli düzeyde olup yaşam kalitesini çok olumsuz etkiler. Ateş basmaları geceleri uykusuz kalmaya yol açar ki bu durum ertesi günü/günleri etkiler, yorgunluk, konsantrasyon kaybı, iş verim kaybı, depresif duygulanım gibi sorunları beraberinde getirir. Eklem ve kas ağrıları görülebilir.

    Menopoz sonrası süre geçtikçe vajinal kuruluk, yanma, ilişkide acı gibi sorunlar (GSM=genitourinary syndrome of menopause) da görülmeye başlar.

    Aslında tüm bu yakınmalar buzdağının üst kısmı gibidir; kalp ve kemik sağlığı her şeyin önünde olarak hormonların azalması ile birlikte olumsuz etkilenmeye başlar.

    • Menopozda kilo artışı olur mu?

    Orta yaşlardan itibaren kilo artışı yaşandığını hepimiz biliriz ki bu yaklaşık olarak yılda 0.5 kg kadardır. Ancak orta yaşta görülen bu kilo artışı menopoza atfedilemez. Bununla olmakla birlikte menopozda toplam yağ miktarında artış ve yağ dağılımında bir değişiklik olduğu gösterilmiştir. Kadınlarda özellikle bel bölgesinde yağlanma artışı söz konusu olmaktadır. Bu durum sağlık anlamına olumsuz bir işarettir ve gerek özenli beslenme gerekse egzersiz ile özellikle bel bölgesinde yağ birikimi engellenmelidir. Yapılan araştırmalar özellikle östrojen tedavisi alan kadınlarda bu olumsuz yağ dağılımının düzelme eğilimi gösterdiğini ve şeker hastalığı (Tip II diabet) riskinin azaldığını ortaya koymuştur.

    • Menopozda mıyım?

    Adet görmeyen kadınlarda, hekim muayenesi ve isteyeceği testler sonucunda menopozal süreç tanısı konur. Testler arasında yer alan FSH testinin yorumunu hekime bırakmak uygun olacaktır. Kitabi bilgi olarak 40 IU/L ve üstündeki farklı zamanlarda en az iki kez bakılan FSH değerleri yumurtalıkların çalışmadığını ifade etmekle birlikte tek başına FSH sonucu menopoz tanısı koydurmaz.

    • Erken Menopoz Nedir?

    Menopoz tanısı 40 yaşından önce konulduysa buna erken menopoz denmektedir.

    • Erken Menopoz neden olur?

    Büyük çoğunlukla belli bir neden bulunamaz. Bazen genetik bozukluklar (monozomi X, FMRI vb), doğuştan enzim eksiklikleri veya bağışıklık sistemi ile ilgili bazı problemler neden olabilir

    • Menopozu geciktirmek söz konusu mu?

    Hayır. Menopozu geciktirmek için maalesef bir ilaç veya yöntem yok. Ancak burada şu bilgiyi hatırlatmamız lazım “sigara içen kadınlar daha erken menopozu yaşamaktadır”. Dolayısı ile sigarayı bırakmak, en azından bu olumsuz faktörü ortadan kaldırmak uygun olacaktır.

    Menopozu geciktirmek mümkün değil ancak bu süreçteki kadınlarda düzenli adetlerin gelmesi ilaçlar ile sağlanabilir. Bu durum menopozun geciktiği anlamına gelmez.

    • Menopoz sonrasında kanamam oldu, ne yapmalıyım?

    Menopoz sonrası kanamaların büyük çoğunluğu hormonal ve iyi nedenlerdir. Ancak menopoz sonrası kanamaların %10-15 kadarında rahim kanseri saptanmaktadır. Dolayısı ile menopoz sonrası kanama durumlarında derhal hekime başvurmak gereklidir.

    • Menopoz sonrasında idrar kaçırmalarım var ne yapmalıyım?

    Alt idrar yolları da “östrojen” adını verdiğimiz hormona bağımlı olduğu için menopoz sonrasında bu bölgelerde de değişiklikler olur. En basit ifade ile temelde iki tür idrar kaçırma vardır: öksürüp aksırmak, hapşırmak, gülmek gibi karın içi basıncımızın artması ile olan idrar kaçırma (stres üriner inkontinans) ve ani gelen idrar sıkıştırma hissi ile olan tip (aşırı aktif mesane) idrar kaçırma.Bunların tedavisi ile ilgili olarak hekiminize danışmanız uygun olacaktır. Çünkü ameliyat veya ilaç gereksiniminiz yapılacak muayene ve bazı testler ile belirlenir. Bu anlamda menopoz tedavisi önerilmemektedir.

    • Menopoz sonrası dönemde en riskli hastalık hangisidir?

    Sıklık dikkate alınırsa genel olarak kadınlarda (ve de erkeklerde) ölüm nedenlerinin başında “kalp hastalıkları” gelmektedir. Özellikle menopozdan sonra östrojen adı verilen hormonun azalması ile kalp koruması azalmakta ve kalp hastalıkları riski artmaktadır.

    • Menopozdan sonra hangi vitaminleri kullanmalıyım?

    Düzenli beslenen kişiler için vitamin torbası ile gezmek (!) gerekli olmamakla birlikte, hekimin belirlediği vitaminlerin kullanılması uygun olacaktır. Bu konuda D vitaminin önemli olduğunu vurgulamak gerekir: günlük D vitamin gereksinimi menopoz sonrası kadında 800-1000 IU olarak belirlenmiştir. Bu kadar D vitamini besinlerle alınamayacağı için hekimin önerdiği şekilde D vitamini kullanmak gerekir.

    Kalsiyum takviyesi kullanılması ise son zamanlarda özellikle kalp krizi riski gibi çelişkili sonuçlar nedeniyle –hekim özellikle vermediyse- önerilmemektedir.

    • Peki ya tüm kadınların korktuğu meme kanseri? İlaç kullanımı meme kanseri yapar mı?

    Meme kanseri (cilt kanseri hariç tutulursa) kadının yaşam boyu karşılaşma riskinin en yüksek olduğu kanserlerdir. Yaşam boyu görülme olasılığı 8-10 kadında birdir. Meme kanseri riski genel olarak yaş ile birlikte artmaktadır.

    • Menopoz ilaçları kanda pıhtılaşmaya neden olur mu?

    Menopozal hormon tedavilerinde en dikkate değer dururum kanda pıhtılaşma eğiliminin artabilmesi riski olmakla birlikte kişiye özel olarak seçilen ilaçlar ile bu risk en aza indirilmektedir.

    • Menopoz sonrasında ilaç kullanmalı mıyım, kafam çok karıştı?

    Eğer

    1) Ateş basması başta olmak üzere yakınmalar varsa VE

    2) Kullanmaya engel bir durum yoksa,

    60 yaş altı (veya menopoz süresi 6 yıldan az) kadınlarda hekim önerisiyle menopoz ilaçları kullanılabilir. Ateş basmaları, uykusuzluk, vb gibi menopozal yakınmalar için bu ilaçlar en etkili tedavidir. Güvenle kullanılabilinir.

    • İlaç kullanmayı istiyorum, ama hangi ilacı ne kadar kullanmalıyım?

    Herkes birbirinden kişisel özellikler, şikayet şiddeti, tedaviden beklentileri nedenleriyle farklıdır. Bu nedenle size uygun ilacın seçilmesi muayenelere ve test sonuçlarınıza bağlıdır. Size reçete edilen ilaçları 5 yıl kontrollü olarak rahatça kullanabilirsiniz. Daha uzun süre kullanım da hekiminizin genel değerlendirmesi ve sizinle görüşmesi ile sağlanabilir.

    • Meme kanseri tanısı aldım ancak çok şiddetli ateş basmalarım var ve vajinal şikayetlerim var. Ne yapabilirim?

    Bu durumda sizlerin kullanabileceği etkinliği kanıtlanmış alternatif tedaviler de bulunmaktadır. Bunlar farklı hormon içermeyen haplar veya vajinal kayganlaştırıcılar kremler kullanılabilmektedir.

    • Menopoz sonrası cinsel ilişkiden kaçıyorum adeta, ne yapabilirim?

    Menopoz sonrasında “östrojen” hormonun azalmış olması nedeniyle vajen örtüsünde ciddi bir incelme olur. Bu durum ilişkide ciddi yanma, acıma yakınmalarına yol açar ve menopoz sonrası dönemde cinsel ilişkiden kaçmanın en önemli nedenlerindendir. Ayrıca cinsel istek (libido)’de azalma da hormonal nedenli olarak görülmektedir. Bu durumda öncelikle kremler veya fitiller ile vajenin yeterince kalınlaşması ve sonrasında da libidoyu artırmak uygun olacaktır. Yakın zamanda özellikle cinsel isteği artırıcı etkileri olan destek ilaçlar da ülkemizde raflarda yerini alacak.

    • Aktarlarda satılan bitkilerden menopoza iyi gelenleri hangisi?

    ASLA. Her ne kadar bitkiler günümüzde tıbbi ilaçların çoğunda genel olarak bulunsa da, aktarlardan alınan bitkilerde ne kadar etken madde olduğu ne kadar ve ne sıklıkla kullanılması gerektiği belirsiz ve adeta “göz kararı”dır. Bu nedenle bu tür bitkiler yerine hekime danışılarak eczanelerde satılan destek ürünlerin kullanılması daha uygundur.

    Kısacası sağlıklı menopoz ve sonrası dönem için lütfen kadın hastalıkları hekiminize yılda bir kez kontrollerinizi yaptırın ve danışın. Kadın yaşamının azımsanmayacak bu dönemini sağlıklı geçirin.

    Sağlık ve mutluluk dolu günler dileğimle…

  • Mesoterapi / mezolifting

    Mesoterapi / mezolifting

    Mesoterapi, deri ve bazen deri altı yağ dokusu içine vitamin, mineral, baz kofaktörler, hyaluronik asit gibi aktif içeriklerden oluşan bir kokteylin hekim tarafından iğne yardımıyla uygulanması esasına dayanan tıbbi tedavi tekniğidir. Bu yöntem 1952 yılında Fıransız doktor Michel Pistor tarafından bulunmuş ve geliştirilmiştir. Bu teknikte ana amaç gerekli tedavi edici maddelerin sadece sorunlu alana ve tedavi edebilecek kadar az miktarda uygulanması esasına dayanmaktadır.

    Estetik Tıpta Mezoterapi

    Derinin yaşlanmasını engeleme,

    Derinin su kaybını yerine koyma,

    Lekelerin yok edilmesi,

    Selülit tedavisi,

    Bölgesel incelme,

    Saç tedavileri

    Uygulama Alanları

    Yüz,

    Boyun,

    Dekolte,

    Eller,

    Saçlı deri,

    Kol ve bacaklar.

    Tedavi Tekniği

    Hekim kişinin ihtiyacına göre gerekli içeriklerden bir kokteyl hazırlar ve deri içine çok ince iğneler yardımıyla içeriği uygular. Mezoterapi seansı ortalama 15-25 dakika sürer.

    Seans Sayısı

    Mesoterapi seansları haftada bir ile başlayan daha sonra aylık aralara ve hekimin elde elden sonuca göre belirleyeceği aralıklarla devam edilen bir tedavi rejimi gerektirir.

    Yan Etileri

    Mikro enjeksionlar deride hafif kızarıklığa, bazen de küçük deri altı morluklara neden olabilir. Fakat kızarıklık işlemden kısa bir süre sonra, morluklar 7-10 günde kaybolur.

  • Mini Tüp Bebek Tedavisi

    Mini Tüp Bebek Tedavisi

    • Mini tüp bebek tedavisi yeni bir tedavi şekli midir?

    Aslında tüp bebek tedavisinin ilk uygulandığı yıllarda tüm tedaviler Mini Tüp Bebek uygulamasıydı. İlaçsız bir adet döngüsünde doğal siklusta tüp bebek yapılıyordu. Tek yumurta ile gebelik sağlanmaya çalışılıyordu. Yeni bir tedavi şekli değil ama biz tüp bebek uzmanlarının tekrar ilgisini çekmeye başladı ve yeniden gündeme geldi diyebiliriz.

    • Mini tüp bebek ile klasik tüp bebek tedavilerinin farkı nedir?

    Klasik tüp bebek tedavilerinde amacımız 10 civarında yumurta alabilmektir. 1990-2000 yılları arasında alınabildiği kadar çok yumurta hedefleniyordu. Oysa günümüzde, önce “daha kaliteli yumurta” esas alınıyor.

    Birden fazla yumurta alabilmenin tek yolu yumurtlama artırıcı ilaçlarla ön tedavi yapılmasıdır. Klasik tüp bebek tedavisinde âdetin 3. gününden itibaren 10 gün süreyle yumurtlama artırıcı ilaçlar kullanılır. Bu arada, zamansız çatlamasını engellemek için 1-3 hafta süreyle yumurta koruyucu iğneler de kullanılır. Bu tedavi sırasında kişi kendine en az 15 enjeksiyon uygulamaktadır. Ancak bu şekilde olgunlaşmasını tamamlayan ve döllenmeye hazır çok sayıda yumurta elde edilebilmektedir.

    • Mini tüp bebek tedavisi nasıl yapılır?

    Adetin 3. günü ultrason ile kist olup olmadığı kontrol edilir. Sadece folik asit vitamini verilir. Herhangi bir iğne verilmeden 4 gün sonra tekrar ultrason ile yumurta büyümesi kontrol edilir. Kişinin kendiliğinden büyüyen doğal yumurtası izlenmektedir. Yumurta kistinin çapı 13 mm olunca yumurta koruyucu iğneler başlanır. Beraberinde yumurtanın büyümeye devam etmesini desteklemek için 1-2 ampul yumurtlama iğnesi ilave edilir. Toplam 5-6 enjeksiyon ile tedavi tamamlanır. Hafif bir anestezi ile tek yumurta alındıktan sonraki laboratuar aşamaları, klasik tüp bebek ile benzerdir. Embriyo oluşumu izlenerek uygun zamanda embriyo transferi yapılır.

    • Mini tüp bebek tedavisinin kimler tercih ediyor?

    Günümüzde en sık tercih edenler, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı yaşamış, yumurtlama kapasitesi az, yumurta kalitesi düşük olan kişilerdir. Bu tedaviye, bir tür son deneme gözüyle bakılmaktadır.

    Ancak giderek artan ve bu tedavinin popüler olmasını sağlayan başka nedenler de var. Çalışan, entelektüel kadınlar, özellikle erkek faktörü nedeniyle tüp bebek tedavisine başlıyorlarsa, fazla tedaviden, fazla ilaçtan ve tahlilden kaçınmak istiyor.

    Bu tedavinin daha ekonomik olması gerçeği de ilgi çekici bir yönüdür. Daha az sayıda enjeksiyon yapılıyor. Daha az ilaç masrafı ile neredeyse hiç kan tahlili yapılmadan tedavi tamamlanabiliyor. Tüp bebek uygulama maliyeti de neredeyse klasik tedavinin üçte birine iniyor.

    • Mini tüp bebek tedavisinin ‘’Hasta Dostu’’ olduğunu söyleyebilir miyiz?

    Aslında 20-30 yıl öncesine kıyasla, günümüzdeki klasik tedavi şekli zaten ‘’hasta dostu’’. Modern tüp bebek uygulamaları artık daha az, ancak daha kaliteli yumurtayı hedefliyor. Kullanılan enjeksiyonlar kişinin kendi kendine uygulayabildiği, cilt altına yapılabilen küçük iğnelerden oluşuyor. Geçmişe oranla çok daha modern uygulamalar. Ancak hâlâ mükemmel değiller ve iğneler dışında bu tedavilerin aynı başarıyı yakaladığı başka bir ilaç tedavisi şekli ne yazık ki yok.

    Mini tüp bebek tedavisi uygulama şekli dikkate alınırsa gerçekten en ‘’Hasta Dostu’’ tedavi programıdır.

    • Klasik tüp bebek tedavisine göre mini tüp bebek tedavisinin dezavantajları var mı?

    En önemli dezavantaj gebelik oranlarıdır. Mini tüp bebek uygulamasının bir denemede gebelik şansı %8-9 civarındadır. Oysa klasik tüp bebek uygulamasının bir defada %40-45 civarında gebelik şansı olduğunu hatırlayalım. Eğer kararlı bir şekilde üst üste 6 defa mini tüp bebek uygulanırsa gebelik şansı klasik tüp bebek yöntemi ile bir denemedeki gebelik oranına ancak yaklaşabiliyor.

    Bu arada diğer önemli dezavantajlar, yumurta ve embriyo gelişimi ile ilgili aksamalardır. Mini tüp bebek tedavisinde tek yumurta hedeflendiği için, kötü kaliteli yumurta, boş yumurta gibi kötü sürprizlerin yanı sıra, laboratuar aşamasında embriyo gelişmemesi ile de karşılaşılabilir.

    • Mini tüp bebek klasik tüp bebek tedavisinin yerini alabilir mi?

    Bir tedavinin uygulama kolaylığı kadar, vaat ettiği başarı oranı da seçimde önem taşıyor. Mini tüp bebek kolaylığı çok çekici gelse de başarı oranlarının istenen düzeyde olmaması bizim ve hastalarımızın tereddüt etmesine yol açabiliyor. Çünkü çiftler, sonucunda güzel haber alma şansının yüksek olması şartıyla, tüp bebek tedavisinde fiziksel açıdan yıpranmayı göze alabiliyor.

    Bugün için, klasik tüp bebek tedavisinin yerini ne mini tüp bebek, ne de ilaçsız tüp bebek tedavisi tutmuyor. Başarı oranları en yüksek olan hâlâ klasik uygulamalar. Ancak klasik tedavilerin de hastaya daha az eziyet verecek yeni uygulamalar, yeni görüşlerle kolaylaştırıldığını unutmayalım.