Yazar: C8H

  • Lazer ile varis tedavisi

    Varisler genetik olarak ve damarlarındaki zayıflık ve kapakçıklardaki yetmezlik sonucu ortaya çıkabilmektedir. Uzun süre ayakta kalmak damar basıncını arttırarak bir süre sonra damar kapakçıklarında yetersizlik yapabiliyor. Bunların yanı sıra hamilelik, ilerleyen yaşla birlikte zayıflayan damar yapısı, derin damarlardaki tıkanıklıklar ve doğum kontrol hapları da varislere yol açan etkenlerden.

    Lazer ışığı damar içindeki Hb pigmenti tarafından spesifik olarak emilir ve damar içindeki kanın pıhtılaşmasını, sonucunda da damarın tahrip olmasını sağlar. Hedefin çevresindeki dokulara zarar vermez. Tedavi süresinin uzunluğu tedavi edilecek damar sayısına ve bulunduğu yere bağlıdır. Genellikle tek bir tedavide elde edilen sonuçlar yeterli bulunmaktadır. Tedavi esnasında veya sonrasında acı en az seviyede ya da yoktur.

    Tedaviyi takiben 2 – 6 hafta sonra büyük ölçüde gelişim görülür. Hastaların tedaviden hemen sonra genellikle normal aktivitelerine dönmelerine izin verilir. Fakat tavsiye edilen, 24 saat içinde yorucu egzersizlerden kaçınmaktır. Sıcak banyodan kaçınmaları ve güneş banyolarının sınırlanması tavsiye edilir.

  • Travma Toplumu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Travma Toplumu ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu

    Ülkemizde son bir haftadır yaşanan gencecik akademisyen Ceren Damar’ın ve minicik bir çocuk Mertcan’ın öldürülmeleri olayları beni derinden etkilemiş olup, toplum alt yapısının travmalardan geldiğini belirtmek istedim. Bence Türk toplumu “Travma Toplumu” olup, bu travmaların nesilden nesile aktarıldığı, kişinin kendi travmasının da eşlik etmesi ile çoğu zaman herhangi bir psikolojik destek alınmadığından böyle elim olayların yaşanmasına ortam hazırlandığını söyleyebilirim. Peki yaşatılan bu olaylarla travma toplumunun ne alakası var dediğinizi duyar gibiyim? Şöyle açıklayayım; “Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), yaşanan bir travmanın ardından ortaya çıkan, duygusal, düşünsel ve davranışsal birtakım sorunları işaret eder. Travma nedir? Günlük yaşamımızda karşılaştığımız olağan sorunların, stres etmenlerinin dışında olağandışı ve kişinin duygusal dünyasını, ruhsal dünyasını tehdit eden, örseleyen yaşantılardır. Doğal afetler, deprem, sel, yangın veya insan eliyle yaşatılan travmalar. Bunlar nedir? İşkence, fiziksel şiddet, cinsel şiddet gibi olaylardır. TSSB da bu olağan dışı olaya verilen reaksiyon olarak ortaya çıkıyor.”

    Bu reaksiyonlar nelerdir? “İlk anlarda kişi saatlerce konuşmayabilir, iletişim kurmayabilir. Daha sonra iletişim kurduğu dönemde de depresif olduğunu gözlemleyebiliriz. En küçük uyarandan aşırı olarak irkilme tepkisi gösterebilir. Örneğin kapı çalındığında ya da telefon sesi duyduğunda yerinden sıçrar. Uykuları bozulur, uyuyamaz, kabuslar görür.”

    Yaşanan tüm bu olayların çocukluktan kalan, onları besleyen travmalar olabilmesi ise hiç uzak bir ihtimal değildir. “İnsan maalesef çocukluktan başlayarak travmalara maruz kalıyor. Küçük çocuklar da aynı şekilde hem doğal afetlerden hem kendilerine uygulanan cinsel taciz şiddetten olumsuz etkilenirler. Burada travmaya verilen tepki yaşanan travmanın türü, ağırlığı ve yaşayan bireyin yaşı gelişim dönemi psikolojik gelişim dönemine göre değişen şiddetlerde ortaya çıkar. Çocuklar daha ağır yaşar ve etkili bir müdahale görmedikleri ve bir psikolojik destek almadıkları takdirde ağır kişilik bozukluğu geliştirebilirler. Yetişkinlikte bu duygu durum bozukluğunun üzerine depresyon eklenebilir. Hatta madde kullanımı da eklenebilir. Insan eliyle yaşatılan travmalar, doğal afetlerden çok daha fazla bireyleri etkiler. Bunları fiziksel şiddet, cinsel şiddet, işkence ve savaş olarak sıralayabiliriz.”

     

      En önemli görevin çevresindeki özellikle travmatize olmuş bir çocuk ise en yakın bakım verenlere düştüğü söylenebilir. Gözlemci olmalarında fayda var. ”Çevresindeki kişiler travma yaşayan kişiye olayın öncesinde gösterdikleri yakınlığa göre samimi ve içten bir destek verilmeli, kişi özellikle olayın yaşandığı ilk günlerde yalnız bırakılmamalı. Travmaya uğrayan kişi güvenli bir ortamda olduğundan emin olmalı. Tabi adli mercilere başvurulması çok önemli. İnsan eliyle yaşatılmış bir travma ise mutlaka hukuki yollara başvurmalı. Bu adalet duygusunu geliştirmesi ve kişinin hayata bağlanması ve içinde bulunduğu topluma yeniden inanması açısından çok önemli.  Bu kişinin ilk anlardan başlayarak psikolojik destek alması sağlanmalı. Bazı travmalar vardır, örneğin doğal afetler, kaza, yangın gibi kişi kendi kendine atlatabilir, mutlaka her travma yaşayana psikiyatrik tedavi hele de ilaç tedavisi başlanacak diye bir kural yok. Ancak sürecin takip edilmesi önemli.”

     

      Peki böyle bir durumla karşılaştığımız zaman ne yapılmalı? “Kişi yalnız kalmamalı, genel sağlığına dikkat edilmeli, iyi beslenmeli, iyi uyumalı, iyi dinlenmeli. Beyne zararlı maddelere asla yöneltilmemeli. Uyumak için alkole yöneltilmemeli. Böyle bir ihtiyaç varsa doktorla görüşülmeli. Sosyal hayatın içinde olmalı, arkadaşlarıyla daha önce nasıl ilişkiler yürütüyorsa aynı düzende devam etmeli. İşi varsa işine devam etmeli, spor yapmalı ve sosyalleşmeli. Gerekli durumda da psikiyatrik destek almaktan kaçınmamalı.”

     

  • Lazer ile cilt yenileme

    Yaşlanma kompleks biyolojik bir süreçtir. Yaşlanmış derideki problemler kronolojik yaşlanmadan ziyade foto yaşlanma sonucu da ortaya çıkarlar ki bu değişiklikler özellikle üst ve orta deri tabakalarında atrofi denilen doku kaybı ya da azalması şeklinde olmaktadır. Cildimize kalın, sıkı, ve elastik görünüm veren derinin temel maddesi kollajendir. Çocukluğumuzda oldukça kalın, sıkı, ve elastik olan cildimiz kollajenin zamanla azalması, sigara ve güneşin zararlı etkileri beslenme alışkanlıkları ile genetik etkenler gibi bir çok faktöre bağlı olarak inceliyor ve gevşiyor. Bunun sonucunda yüzümüzde mimiklere bağlı kırışıklıklar ve yer çekimi nedeniyle sarkmalar oluşuyor. Oysa hepimiz uzun yıllar gergin ve kırışıksız bir cilde sahip olmayı arzuluyoruz. Bu hayal günümüzde ilerleyen tıbbi kozmetik teknolojinin sayesinde gerçeğe dönüşebiliyor.

    Lazerle cilt yenileme, hiçbir yabancı madde kullanılmadan cildi uyararak kendi dokusunu yenilemesini sağladığı bir işlemdir. İki şekilde yapılabilmektedir. Birincisi er-yağ lazer ile yaptığımız ablative, yani üst deriyi lokal anestezi altında uyuşturduktan sonra tabaka tabaka soyarak yapıyoruz. İşlem sonrasında bir hafta kadar işinden uzakta kalması gerekmektedir. İkinci tekniğimiz ND-YAG LAZER ile nonablative, yani deriyi soymadan soymadan yapılır. Bu yöntemde cildin üst tabakası korunarak, derindeki hücreler uyarılıyor ve doğal kollajen üretmeleri sağlanıyor. Cilt yenileme aynı zamanda akne izlerinin giderilmesi, lekelerin silinmesi işlemlerinde de kullanılıyor.

  • Ebeveynler ve Çocukların Konuşma Dili

    Ebeveynler ve Çocukların Konuşma Dili

    Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir.

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

       Anne-babalar, çocuklarıyla konuşurken nelere dikkat etmeli, seslenirken veya hitap ederken nasıl konuşulmalı? Konuşmak, tüm insanlarla iletişimimizi sağlayan bir araçtır. Çocuğunuz, konuşmayı öğrendiği andan itibaren isteklerini, problemlerini veya mutluluklarını bu şekilde ifade ederler.

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

    Peki çocuğunuzla iletişiminiz ve konuşma diliniz nasıl olmalı?

    1. Çocuğunuza iyi bir dinleyici olduğunuzu gösterin. Asla dinliyormuş gibi yapmayın.

    2. Çocuklarla iletişimin en önemli noktalarından biri de göz teması içinde konuşmaktır. Onun seviyesine inip onu anladığınızı hissettirerek ben yanındayım mesajını vermek çocuğunuzu güvende hissettirir. 

    3. Çocuğunuz ne derse desin söylediğini dinlemek, ona duyduğunuz saygıyı gösterir. Size kendini ifade edebilmesi sosyal gelişimi için de önemlidir. 

    4. Yaşadığı problemleri çözmesi için fırsat verin. Gözlemleyin, destekleyin ama problemi çözmeye kalkmayın. Her çözdüğü sorun problem çözme becerisini destekler.

    5. Çocuğunuzla ilgili verdiğiniz her kararın arkasında durun. Kararlı ve net tavrınızla çocuğunuzda kazandırmak istediğiniz davranışın zaman içerisinde oturmaya başladığını göreceksiniz. 

    6. Çocuğunuza mutlaka yaşına uygun sorumluluklar verin. Vereceğiniz her sorumluluk çocuğunuzun tüm gelişim evrelerine katkı sağlar. Örneğin; okula başladığında ödev sorumluluğunu daha rahat sahiplenir, yetişkinlikte görev bilinci oturmuş olur.

    7. Gün içerisinde çocuğunuzun neler yapacağını planlamalısınız. Ne kadar oyun oynamalı, ne kadar zaman televizyon izlemeli, boş zamanlarında neler yapmalı, kaçta uyumalı, oyuncaklarını ne zaman toplamalılar gibi. Bu süreç rutine döndüğünde sınırlarını daha iyi bilirler.

    8. Söz verdiğiniz durumlarda mutlaka yerine getirin. Çocuğunuzun size olan güvenini bu durum zedeleyebilir. 

    9. Çocuğunuz sınırları aştığı durumda mutlaka uyarıda bulunun. Fakat uyarının dili rencide edici, aşağılayıcı bir tarzda olmamalıdır. Yanlış olan anlatılıp, doğrusu da ifade edilmelidir. Ne zaman yanlış davranış yapsa düzeltmek için anlatmak çok önemlidir. Ayrıca kızdığınızda kullandığınız hitap şekilleri, çocuğunuza sizin sandığınızdan daha büyük bir etki bırakabilir. Bu sebeple sinirli anlarınızda da kontrolü elden bırakmamak gerekmektedir. 

    10. Benim en önemsediğim geri bildirimlerin başında gelir;  çocuğunuza “Seni seviyorum” demek. Bir çocuğun ailesi             tarafından sevildiğini bilmek; yetişkinlikteki arkadaşlık ilişkilerini, ikili ilişkisini, sizden göreceği ebeveynlik rolüne kadar birçok alanı etkilemektedir. Ayrıca çocuğunuzu severken ikili ilişkilerde kullandığınız tabirler yerine çocuğunuza uygun tabirleri kullanmanız onun gelişimindeki rolünü anlayabilmesi için son derece önemlidir. 

    11. Çocuk yetiştirmek çok sabır gerektiren bir durumdur. Karşınızdakinin bir çocuk olduğunu asla unutmayın. Bunu yaparken lütfen hem eşinizle hem de kendinizle zaman geçirin. Sosyal ilişkilerinizi, beklenti ve becerilerinizi asla göz ardı etmeyin. Neticede mutlu aile, mutlu çocuk!

             Kısacası çocuğunuzla sağlıklı bir iletişim için; sabırlı, kararlı, net, anlayan, dinleyen ve sevdiğini ifade eden ebeveynler olmanız ilişkileri daha iyi ve mutlu yapar. 

  • Kimyasal peeling uygulamaları

    Derinin dış tabalarının kimyasal ajanlarla kontrollü hasarı kimyasal peeling olarak adlandırılır. Çeşitli asidik ve bazik kimyasal ajanlar peeling amacıyla deriye uygulanmaktadır. Kimyasal peelingde amaç, deri tabakalarında istenilen derinliğe kadar hasar oluşturmak ve cilt yenilemesi sırasında yara iyileşmesinin avantajlarından faydalanarak çeşitli lezyonların tedavisini sağlamaktır. Kimyasal peeling yüzeysel, orta ve derin olmak üzere 3 şekilde uygulanmaktadır. Meyve asitleri ile yapılan yüzeysel kimyasal peeling, Fenoller ve triklor asetik asitler (TCA) kullanılarak gerçekleştirilen derin kimyasal peeling.

    Yüzeysel kimyasal peeling şeker pancarından elde edilen glikolik asitlerle, sütte bulunan laktik asitlerle uygulanabilir. Daha yaygın olarak bilinen isimleri ise alfa hidroksi asitler (AHA’lar)dir. Bunlar oldukça küçük moleküller olduğu için epidermisi (cildin en üst tabakasını) kolayca geçebilmektedir. Ancak daha alt tabaka olan dermise geçemezler. Epidermisteki hücrelerin yenilenmesini tetikleyerek onların dış etkenlere olan toleransını arttırırlar. Hücre yenilenmesi dışında epidermal kökenli olan yüzeysel lekelerin tedavisinde de başarılı olmaktadır.

    Bir başka yüzeysel peeling ise salisilik asitlerle (BHA’lar) yapılan peelinglerdir. Bu madde daha yüzeysel olarak epidermisi (cildin en üst tabakasını) etkiler. Daha çok akne, siyah ve beyaz nokta tedavisinde ve ikincil olarak lekelerin tedavisinde de tercih edilmektedir.

    Biz kliniğimizde hem AHA hem de BHA içeren yüzeysel kimyasal peeling işlemlerini uygulamaktayız. Cildin üst tabakasını soyarken ince çizgilerin azaltılmasını (cildin yenilenme sürecini de) başlatmış oluyoruz.

    Ancak hastamıza evde kullanması için glikolik asit içeren benzer kozmetik ürünler vererek işlemin etkisini de kuvvetlendiriyoruz. Peeling süresi arttıkça, cildin pH düzeyi azaldıkça ve peeling konsantrasyonu arttıkça işlemin etkinliği de artmaktadır.

    Peeling işlemi süresince ve sonrasında belli bir süre güneşten ve solaryumdan korunmak gerekmektedir. Cildin daha alt tabakalarının soyulması için yapılan peelingler ise derin lekelerin ve izlerin tedavisinde kullanılabilecekleri gibi kırışıklıkların tedavisinde de kullanılmaktadır. Bu amaçla triklor asetik asit (TCA) ve fenol uygulanmaktadır. TCA konsantrasyonu ayarlanarak işlemin derinliği belirlenmektedir.

    Cilde uygulanacak her tür işlem öncesinde olduğu gibi kimyasal peeling uygulamadan önce de cildin analiz edilmesi ve ihtiyaçlarının belirlenmesi uygundur. Kliniğimizde ayrıntılı cilt analizi yapılmakta ve hastanın kendisine özgü uygulanabilecek tüm tedavi yöntemleri uzman dermatoloğumuz tarafından belirlenmektedir.

  • Anne ve Çocuk Arasında Güvenli Bağlanma

    Anne ve Çocuk Arasında Güvenli Bağlanma

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

    Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür. Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir.

    Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

       Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür.  Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir. 

        Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

       Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür.  Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir. 

        Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

    Güvenli bağlanma nedir? Anne ve çocuğun bağlanması nedir?Anne ve çocuk arasında oluşan bu bağ niçin önemlidir? Peki bu bağ kurulursa ne olur, kurulmazsa ne ile karşılaşırız?

       Bağlanma; dünyaya gözlerimizi açtığımız andan itibaren ihtiyacımız olan en temel duygu güven duygusudur. Yaşamın ilk 2 yılında anne ve çocuk arasındaki bağ, yaşamın sonuna kadar onları ayakta tutabilecek güç olarak görülür.  Bundan dolayı güvenli bağlanma çok önemlidir. 

        Çocukların kimliklerini oluşturabilmesi, benliklerini tanıyabilmesi ve karakterini zarara uğratacak tehlikelerden koruyabilmesi için en önemli yapı güvenli bağlanma köprüsüdür. Bağlanma, ebeveynin çocuğun ihtiyaçlarına karşı hangi ölçüde duyarlı olduğu ile ilişkilidir. Başka bir ifadeyle 2 yaşına kadar çocuk ile bakım veren kişi arasında gelişen ilişkide, çocuk ve bakım veren kişinin yakınlık arayışı ile kendini gösteren,  özellikle stres durumlarında belirginleşen, tutarlılığı ve sürekliliği olan bir duygusal bağdır. Bebeğin beslenme, sevgi görme, koruma gibi ihtiyaçlarını ertelemeden, zamanında karşılandığı durumlarda çocuğun çevresine karşı güven duygusu gelişecektir.

    Bağlanma Stilleri Nelerdir?

    1. Güvenli Bağlanma: Güvenli bir şekilde anneya bağlanan çocukların  davranışları şöyledir:

    • Bağlanma objesini (anneyi) güvenlik üssü olarak kullanırlar,

    • Yabancı karşısında anneye yönelirler,

    • Ayrılmaya tepkileri kısmen huzursuz olur,

    • Anne ile yakınlık ve teması ararlar,

    • Birleşince kolayca sakinleşirler,

    • Buluşma sonrası keşfe devam ederler.

    1. Kaçınmacı Bağlanma:

    • Çok güvensiz olurlar,

    • Ayrılmaya karşı davranışlarında çelişkiler yaşarlar,

    • Dağınıklıklarını şaşkın yüz ifadesiyle gösterirler,

    • Sakinleşmenin ardından biraz bağıran ve garip donuk bir duruş sergileyen çocuklardır.

    3.Dirençli Bağlanma:

    • Ayrılma öncesi anneye sıkıca yapışırlar,

    • Ayrılmaya yoğun kaygı ve kızgınlık gösterirler,

    • Yabancıyla iletişimi reddederler,

    • Yeniden birleşmeden sonra kolayca sakinleşmezler. (Kızgınlık, direnç, vurma, itme vs.)

    4.Karışık Bağlanma: Hepsinden özellik gösterirler. 

        Bağlanma stilleri anne ve çocuğun ilişkisine bağlı şekillenmektedir. İstenilen bağ kurma şekli ise; güvenli bağlanmadır. Peki güvenli bağlanma yaşamın diğer zamanlarında olmaz mı?  Tabiki de olur, ama çocuğun yaşı ne kadar küçükse o kadar tolere etmesi, kabullenmesi hızlı olur. 

       Yaşam boyu güvenli bağlanma olmadığında çocuk; yetişkinlikte ilişki kurmakta veya sürdürmekte zorlanabilir, kendine güvenemeyebilir, kendini güvende hissedemeyebilir, stres veya kriz yönetiminde sıkıntı yaşabilir, duygularını rahatça ifade edemeyebilirler gibi tüm hayatı etkiliyen durumlarla karşı karşıya gelebilir. Bu sebeple anne karnında çocuğun bağlanması başlar ve 2 yaşına kadar devam eder. Unutmamalısız ki bu süreçte sağlıklı bir birey yetiştirmek için sabır ve suküneti elden bırakmamak gerekir.

  • Dolgu maddesi uygulamaları

    Yüz kırışıklıklarını doldurmak için en geniş çapta kullanılan işlem, dolgu maddesi enjeksiyonlarıdır. Bu işlem ile dudakların, çizgilerin, kırışıklıkların ve yüz kıvrımlarının tedavi edilmesi sağlanmaktadır. Hızlı ve kolay uygulanmasının yanı sıra, görülebilir sonuçların hemen elde edilmesine olanak sağlar. Şeffaf ve renksiz bir jel halinde üretilen dolgu maddesi, derinizin üst kısmına konulunca kendi cilt tonunuz ( renginiz ) ile karışarak bütünlük oluşturur.

    İnsanlar yaşlandıkça, derinin altında bulunan kollajen ve elastik lifler kırılmaya ve eskimeye başlar. Bu kırılmalar doğal yaşlanma sürecimizin bir parçası olmakla birlikte, fazla kaş çatma, gözleri kısarak bakmak, sigara içmek, gülümsemek ve diğer yüz mimikleri de kırılmalara katkıda bulunurlar.

    Dolgu maddesi vücudun kendi hyaluronik asit yoğunluğunun azaldığı bölgelere enjekte edilir. Enjekte edildiği bölgelerde hacim oluşturarak tedavi sağlar. Sonuçlar çok hızlı elde edilir ve enjeksiyonlar sonucu iz kalmaz.

    Dolgu maddesi minik bir iğne ile, derinin altına, kırışıklık altında bulunan kendi kolajeninizin içine enjekte edilir. Gereken enjeksiyon sayısı, kırışıklığın derinliğine ve uzunluğuna bağlı olarak değişir. Birkaç adet enjeksiyon gerekebilir.

    Restylane, bakterilerle ayrışabilen diğer dolgu maddeleri gibi hayvansal kökenli değildir. Bu olgu, allerjik reaksiyonları en aza indirgediği gibi, hayvanlara özgü hastalıkların insanlara taşınmasına da engel olmaktadır. Tedavi edilen bölgede, birkaç saat süren hafif bir şişme olabilir. Makyaj ile kolaylıkla kapatılabilecek hafiflikte olan morluklar görülebilir. Allerjik reaksiyonlar çok nadir görülür, bu reaksiyonlar, enjeksiyon bölgesinde kızarıklık, kaşınma veya sertlik şeklinde olabilirler. Dolayısiyle, dolgu maddesi kullanımı tamamen güvenli olmakta ve tedavi öncesi herhangi bir test uygulaması gerektirme mektedir. Dolgu maddesi enjeksiyonlarından sonra normal aktivitelerinize hemen geri dönebilirsiniz. Tedavi yapılan bölgeye bağlı olarak sonuçlar, 3-6 ay arasında bir süre için kalıcı olurlar.

    Dolgu maddesi doğal bir görüntü verdiği için, vücudunuzun başka bir bölgesinden doku almaya gerek kalmaz. Dolgu maddesi microdermabrazyon , kimyasal soyma ,lazer ve hatta yüz germe operasyonları gibi diğer yüz gençleştirme işlemleri ile kombine kullanılabilir.

  • Çocuklarda Gelişim Evreleri

    Çocuklarda Gelişim Evreleri

    İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir.

    Bebeklik Dönemi (0-2)

    Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

    Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

       İnsan gelişimi, doğumdan başlayarak yaşamın sonuna kadar bir süreci kapsamaktadır. Her birey doğduğu andan itibaren gelişmekte ve her gelişiminde bazı evreleri yaşamaktadır. Bu evreler birbirinden etkilenir ve birbirini takip eder. Gelişim evreleri genel olarak 4 kısımdan oluşur: Bebeklik, çocukluk, ikinci çocukluk ve ergenlik dönemleridir. 

    Bebeklik Dönemi (0-2)

         Bebeklik dönemi, çok hızlı bir gelişim gösterdikleri dönemdir (kemik gelişimi, zihinsel gelişim gibi). Çocuğun fiziksel olarak gelişim göstermesi bu yıllarda gösterilen özene bağlıdır. Çünkü bu yıllarda hareket etmeye, yürümeye başlarlar. Çocuklar 9. ayda  ayağa kalkmaya çalışır, 2 yaş gibi de yürümekte ustalaşırlar. Çocukların doğdukları andan itibaren hızlı gelişim gösterdikleri bir diğer kısım da zihinsel gelişimleridir. Tüm duyduklarını, gördüklerini, dokunduklarını algıları sayesinde alır ve zamanı geldiğinde kullanırlar. Ayrıca bütün bu edindikleri bilgilerle anneden bağımsız olmaya ve dünyayı keşfetmeye de çalışırlar. Keşfederken de iletişimi geliştirerek konuşmayı öğrenmeye başlarlar. Dil gelişimi ilk 2 yılda kısa cümleler kurup, 3 yaşına geldiğinde kendini ifade edebilir hala gelirler. Bebeklerin bu dönemde kazanması gereken bir davranışta tuvalet eğitimidir. İlk zamanlarda kendini kontrol edemeyen bebek, 2 yaşına doğru kaslarını tutması beklenir. 3 yaşına doğru ise; kavram öğrenmesi gerçekleşir. Bu sebeple ailelerin bu dönemde  bebeklerine olumlu geri bildirimler ve ilişkiler geliştirerek zihinsel gelişimine katkı sağlamaları çok önemlidir. 

    Çocukluk Dönemi (3-6)

        Bu dönem, çocukların çevrelerine yönelip dış dünyayı anladıkları ve temel becerileri kazandıkları dönemi içerir. Bir yandan büyümeye devam ederken bir yandan da sosyalleşmeye başlarlar. Okul öncesi eğitime giderek; kurallara uymak, oyun oynamak, arkadaşlık ilişkilerini  geliştirmek gibi okul döneminde sosyal ilişkilerin temelini attıkları bir süreçtir. Bu dönemdeki ben merkezcilik sosyal ilişkilerle törpülenmeye bir sonraki dönemde başlayacaktır. Ayrıca motor becerileri kullandıkları, koordine ettikleri, keşfe çıktıkları süreci de kapsamaktadır (zıplamak, koşmak gibi). Kavram gelişiminin bebeklik döneminde oluşmaya başlamasıyla üstüne eklenen vicdan ve ahlak gelişimi çocukluk döneminde beklenen kazanımlar arasındadır. Doğru olmayan davranış şekillerini bu dönemde anlamaya ve buna göre tepki vermeye başlarlar. Bu süreç diğer dönemlerde de gelişmeye devam etmektedir. Ebeveynlere bu dönemde en iyi tavsiye ise; çocuklarıyla hayal dünyalarını geliştirmelerine  katkı sağlayacak oyunlar oynayarak vakit geçirmeleridir.

    İkinci Çocukluk Dönemi (7-11)

    İkinci çocukluk döneminde çocuklar, tam anlamıyla dış dünyaya açılır ve kendilerinin farkına varmaya başlarlar. Bu dönemde; somut düşünme becerileri vardır, ben merkezcilik azalmıştır, arkadaşlık ilişkileri önem kazanmıştır, bilişsel yetilerin farkına varılmıştır, dil becerileri gelişmiş, mantıklı düşünülmeye başlanmış, sportif aktiviteler yapılmaya başlanmış, kız erkek büyümelerinde farklılıklar oluşmaya başlamış, grup kurarak grup liderliği gibi konular çıkmaya başlamış ve vicdan (tutum ve davranışlar tercihen değişiklik göstermeye başlar) gelişimi devam etmektedir. 

    Ergenlik Dönemi (12-18)

    Ergenlik dönemi, beden değişiminin yaşandığı bir dönemdir. Gelişim ve büyümenin etkisiyle kendini koordine edemeyen ergen, sakarlaşabilir. Ayrıca bu dönemin özellikleri şunlardır: Kimlik arayışına girerler, sosyal ilişkileri sayesinde kendinin farkına varır, soyut düşünme ve bilimsel sorgulama gelişir, ben merkezcilik devam edebilmektedir. Bu dönem bir ergen için çok çalkantılı bir dönemdir. Çevresiyle savaş halindedir. Bazı gençlerde sakin geçerken bazı gençlerde daha gürültülü yaşanabilir. Aile, okul gibi tüm otorite figürlerine karşı duruş sergileyebilirler. Bu sebeple özellikle anne-babanın çocuğuna karşı koşulsuz sevgi ve  kabullenici olması ile yetişkinlik sürecinde ilişkilerinin temellerini atmaya katkı sağlar. Bu süreçte çocuğun özgüvenini geliştirecek aktivitelere yönlendirmeli, kendini tanıması için fırsat verilip desteklenmelidir. 

  • Botox nedir? Estetik dermatolojide nasıl kullanılır?

    Botox nedir? Estetik dermatolojide nasıl kullanılır?

    Botox (Botulinum toksini) Clostidiyum botulinum adında bir bakteriden elde edilen bir toksindır. Botox sinir uçlarında iletimi sağlayan maddelerin ürtimini engelleyerek sinir ile sinirin iletildiği organlar arasında iletimin azalması ve ya tamamen yok olmasını sağlayabildiğinden istenmeyen kas hareketlerinde azalma yapar. Yaklaşık 1970 yılından beri dünyanın hemen hemen her ülkesinde kullanılan bu ilaç hem estetik hem da tıbbi bir çok alanda kullanılmaktadır. Bu ilaç zerk edildiği kasların hareketlerini ancak geçici bir şekilde etkiler ve çok az dozlarda sulandırılmış şekli ile botulism(zehirlenme) görülme riski tamamen sıfırdır. Aşağıda sırayla okuyabileceğiniz konular;

    Kasların faaliyeti, üzerini örten derinin kırışıklıklarını belirgin hale gelmesi ve yüzdeki bariz çizgilerin oluşmasına yol açar.Göz çevresi. kaş arasındaki ve alın bölgesindeki çizgiler bunun en iyi örnekleridir.

    Göz çevresi ve alın bölgesindeki kırışıklıklar kişiye daha yaşlı ve yorgun bir ifade verirken, kaş arasındaki kaş çatma çizgileri ise kızgın bir ifadenin oluşmasını neden olur. Bu bölgelerdeki derin kırışıklıkların tedavisi ise artık cerrahi yöntemlerden çok herhangi bir operasyona gerek kalmaksızın gerçekleştirilmektedir. Uygulamadan sonra göz çevresi, alın ve kaş arasındaki çizgiler geçer ve kaşları hafifce kaldırıldığından göz kapak düşme ve esnemelerini bir dereceye kadar toparlar.
    Hem kadın hem de erkeklerde kolaylıkla uygulanabilen bu yöntem;göz çevresi ,alın ve kaş ortasındaki kırışıkların ,bir seans(30 dakika)gibi kısa bir sürede yok olmasını sağlayacaktır.Bölgeye çok ince üçlü insülin enjektörü ile enjekte edilen botox ilacı kasların hereketlerini azaltarak, üzerindeki derinin katlanmasını ve dolayısıyla katlanmaya bağlı çizgilerin de azalmasını yol açar.Sonuçta yüzde parlaklık ve çok doğal bir pozitif etki oluşur.
    Botox’un kozmetik amaçlı kullanılması ilk kez Losangeles California’dakı plastik cerrahlar tarafından ortaya atılıyor. Göz tikleri tedavi edilirken çizgilerin de kaybolduğu fark edilince kozmetikte de kullanılabileceği anlaşılıyor ve o tarihten beri yaygın olarak kadın ve erkeklerde gençleştirme amacıyla kullanılıyor. Enjeksiyondan sonraki ilk 2-3 gün içerisinde uygulanan bölgede herhangi bir değişiklik beklememek gerek. İlaç etkisini ancak 2-3 gün sonra göstermeye başlar ve 7-10 gün kadar maximum etkiye gider.

    Tedavi etki süresi kişiden kişiye göre değişmekle birlikte 4-8(ortalma6) ay sürer ama seanslar düzenli bir şekilde devam edilirse aradaki dönemler 1-1,5 seneye kadar uzayabilir ve kişi uygulamaları devam etmediği takdirde bile eskisinden daha az sayıda ve daha az derinlikte kırışığı olacaktır, çünkü aradaki dönemde yeni kırışıklıklar oluşmayacaktır.Gebelik ve emzirme dönemlerinde zararlı bir etkisi görülmemesi ile birlikte uygulamalar da tavsiye edilmiyor.

    Botox uygulamaları

    Botox uygulamaları uzman hekim ve bu konuda tecrübe ve eğitimi olan hekimler tarafından gerçekleştiğinde herhangi bir yan etkisi olmaz . Uygulamadan sonra hafif bir kızarıklık görülebilir. Ağrı, acı hissi ,kullanılan iğneler son derece ince olduğundan(insülün iğnesi) olabilecek minimum derecededir.

    Botox uygulanmasından bir kaç saat önce kan dolaşım artırıcı her hangi bir ilaç alınıyorsa (aspirin kumarın, antikoagulan, Evitaminler..) olası kanama ve morarmalar sıfıra indirmek amacı ile uygulama sonrasına ertelemek gerekir, tedaviden hemen sonra ilaçlarını almakta her hangi bir mahsur yoktur. Tedaviden sonra 3-4 saate kadar o bölgede masaj yapmamak, aşırı derece yere eğilme hareketlerinde bulunmamak gerekir.
    Botox 20 yaş üstünde kırışıklığı olan herkese estetik amaçlı olarak uygulanabilir. Bugün Amerika Birleşik devletlerinde kırışıklıkların tedavisinde en yaygın olarak kullanılan yöntem olmakla birlikte, doğru uygulandığında ise sonuçlar gerçekten yüz güldürücüdür.

    Son derece pratik bir yöntem, uygulamalar kısa sürer ve ağrı,acı yapmaz(istenildiğinde uygulanacak bölgeye uyuşturucu krem sürülür) özel her hangi bir bakım gerekmez, normal hayatını hiç bir şekilde etkilemez. Lokal ve ya genel anesteziye gerek yok.*.Doğru ve bilinçli bir şekilde uygulandığında her hangi bir yan etkisi yoktur.

  • Çocuklarda Öfke Problemleri

    Çocuklarda Öfke Problemleri

    Çocuklarda öfke yaşandığı an anne babalar çaresiz kalabilir. Peki öfke nedir? Öfke nasıl ortaya çıkar? Öfke nöbetlerinde nasıl yaklaşmalıyız? Hangi durumlarda yardım almalıyız?

    Öfke Nedir?

    Öfke; doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal tepkilerdir. Sevinme, üzüntü, şaşırma gibi doğal duygulardan olan öfke, belki de en anlaşılması en zor olanıdır. Bebekler, doğduğu andan itibaren ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ağlarlar. Zaman içerisinde çevreyi tanımaya, isteklerinin olmaması durumda, acıktığında, yorulduğunda ve engellendiğinde öfkelenmeye başlar. Çocuklar bu durum karşısında ağlamaya, tepinmeye, ısırmaya, kendini yere atmaya ve bağırmaya başlarlar.

    2 yaş sendromu (terrible two) bir çocuğun ben merkezci olduğu döneme karşılık geliyor. Bu dönemde “hayır” larla ve engellenmeyle karşılaşan çocukla zıtlaşıldığında kriz ortaya çıkabilmektedir. Bu yaş, bu tarz durumlarla karşılaştıkları ilk anlardandır. Ebeveynlerin yaklaşımları bu yaştan itibaren çocuğun, öfkeyi içselleştimesi veya başa çıkması açısından önem kazanmaktadır. 

    Öfke Nöbetlerine Nasıl Yaklaşılmalı? Hangi Durumlarda Yardım Alınmalı?

    • İlk olarak yoğun bir duygu durumunda olan çocuğa aynı şiddetle bağırmak, azarlamak yerine ebeveynin sakin kalıp, çocuğun sakinleşmesine ve konuşarak problemi çözüleceğine ikna edilmelidir.

    • Çocuklar problemle başa çıkabilmeyi model aldıkları anne-babalarından öğrenirler. Bu sebeple kriz anında örneğin; vurmak yerine göz teması kurup,  onun önemsendiğini hissettirilmesi gerekmektedir. 

    • Doğru cümlelerle iletişim sağlanmalıdır. Örneğin; “Uyumak ister misin?” gibi açık uçlu sorular yerine “Uyku vakti geldi”  gibi cümleler krizi önlemeye yardımcı olacaktır.

    • Bir başka önemli önemli noktalardan biri de televizyon, tablet gibi şiddeti görebilecekleri alanlar kontrol edilmeli ve bunların yerine alternatif birlikte zaman geçirilecek zamanlar yaratılmalıdır.

    • Enerjilerini atacakları, iyi vakit geçirecekleri grup oyunlarına yönlendirilmedir.

    • Kriz anlarında kararlı olunmalı, çocuğun bu durumu fırsata (ikincil kazanç) çevirip istediğini yapmasına imkan verilmemelidir.

    • Son olarak öfke nöbetleri- kriz anları günde 3 kezden fazla 15 dakikadan uzun sürüyorsa, 4 yaşını geçmiş bu durum hala devam ediyorsa, duygularını kontrol edemiyor kendine ve çevresine zarar veriyorsa ve nasıl başa çıkılacağı bilinemiyorsa bir uzmandan destek alınmalıdır.

      Çocuklarda öfke yaşandığı an anne babalar çaresiz kalabilir. Peki öfke nedir? Öfke nasıl ortaya çıkar? Öfke nöbetlerinde nasıl yaklaşmalıyız? Hangi durumlarda yardım almalıyız? 

    Öfke Nedir? 

      Öfke; doyurulmamış isteklere, istenmeyen sonuçlara ve karşılanmayan beklentilere verilen duygusal tepkilerdir. Sevinme, üzüntü, şaşırma gibi doğal duygulardan olan öfke, belki de en anlaşılması en zor olanıdır. Bebekler, doğduğu andan itibaren ihtiyaçlarını karşılayabilmek için ağlarlar. Zaman içerisinde çevreyi tanımaya, isteklerinin olmaması durumda, acıktığında, yorulduğunda ve engellendiğinde öfkelenmeye başlar. Çocuklar bu durum karşısında ağlamaya, tepinmeye, ısırmaya, kendini yere atmaya ve bağırmaya başlarlar. 

       2 yaş sendromu (terrible two) bir çocuğun ben merkezci olduğu döneme karşılık geliyor. Bu dönemde  “hayır” larla ve engellenmeyle karşılaşan çocukla zıtlaşıldığında kriz ortaya çıkabilmektedir. Bu yaş, bu tarz durumlarla karşılaştıkları ilk anlardandır. Ebeveynlerin yaklaşımları bu yaştan itibaren çocuğun, öfkeyi içselleştimesi veya başa çıkması açısından önem kazanmaktadır. 

    Öfke Nöbetlerine Nasıl Yaklaşılmalı? Hangi Durumlarda Yardım Alınmalı?

    • İlk olarak yoğun bir duygu durumunda olan çocuğa aynı şiddetle bağırmak, azarlamak yerine ebeveynin sakin kalıp, çocuğun sakinleşmesine ve konuşarak problemi çözüleceğine ikna edilmelidir.

    • Çocuklar problemle başa çıkabilmeyi model aldıkları anne-babalarından öğrenirler. Bu sebeple kriz anında örneğin; vurmak yerine göz teması kurup,  onun önemsendiğini hissettirilmesi gerekmektedir. 

    • Doğru cümlelerle iletişim sağlanmalıdır. Örneğin; “Uyumak ister misin?” gibi açık uçlu sorular yerine “Uyku vakti geldi”  gibi cümleler krizi önlemeye yardımcı olacaktır.

    • Bir başka önemli önemli noktalardan biri de televizyon, tablet gibi şiddeti görebilecekleri alanlar kontrol edilmeli ve bunların yerine alternatif birlikte zaman geçirilecek zamanlar yaratılmalıdır.

    • Enerjilerini atacakları, iyi vakit geçirecekleri grup oyunlarına yönlendirilmedir.

    • Kriz anlarında kararlı olunmalı, çocuğun bu durumu fırsata (ikincil kazanç) çevirip istediğini yapmasına imkan verilmemelidir.

    • Son olarak öfke nöbetleri- kriz anları günde 3 kezden fazla 15 dakikadan uzun sürüyorsa, 4 yaşını geçmiş bu durum hala devam ediyorsa, duygularını kontrol edemiyor kendine ve çevresine zarar veriyorsa ve nasıl başa çıkılacağı bilinemiyorsa bir uzmandan destek alınmalıdır.