Yazar: C8H

  • İncelmenin yeni yöntemi ( life-detox )

    İncelmenin yeni yöntemi ( life-detox )

    Yaşam şeklinizi, alışkanlıklarını değiştiriyor ve size yeni bir yaşam tarzı sunuyoruz. Dermatolog ve diyetisyen kontrolünde, çağın hastalığı olan obezite tedavisi, bölgesel incelme – sıkılaşma tedavileri ve detox tedavilerimiz uygulanmaktadır.

    Life-detox ile zayıflayın, yaşamınız şekillensin!

    Life-detox sistemi Dr. Eylem ACAR, ve ekibinin uyguladığı özel bir sistemdir. Bu sistemde yaşam şeklini değiştirme ve düzenleme esas alınarak vücut ve alışkanlıklar baz alınmakta ve adeta yaşam koçluğu yapılmaktadır. Kişinin tüm fiziksel aktivitesi, yaşam şekli, sosyal yaşamı, genel beslenmesi, iş yaşantısı göz önüne alınarak yaşam düzenlemeleri yapılmaktadır. Life-detox sisteminde kilo verme ve incelme adına kullanılan cihazlar ve sistemler vardır. Doktor ve diyetisyen gözetiminde yapılan özel detox tedaviler, yaşam şeklinizi değiştirmeye yönelik ya da kısa dönemli olarak uygulanabilmektedir. Özel tedavi yöntemlerimizle 1 ayda 6 kilo verebilir ve 2 beden incelebilirsiniz. Bu özel programlar dahilin de kişinin tamimiyle programına uyumu söz konusudur.

    Ağrısız, bıçaksız, neştersiz bölgesel yağlanma tedavisi! Vücut kontur düzenleme!

    Tamamen bitkisel bir ilacın enjeksiyonu olan yağ hücresini parçalayan Lipoliz işlemi Dermatolog Dr. Eylem ACAR tarafından uygulanmaktadır. Cerrahi bir işlem olmayan bu yöntem, Türkiye’ de az sayıda hekim tarafından uygulanmaktadır, 1995 yılında Brezilyada başlayan bu yöntem Avrupa ve ABD ‘de büyük ilgi görmektedir.

    Bölgesel yağlanma kadın ve erkekte sıkça görülen ve genelde kilo verimi gerçekleşse bile hala bir sorun olarak kişiyle yaşayan bir problemdir. Bu sistemde amacımız kişiyi doğru beslenme düzeni ile zayıflatırken aynı zamanda lokal yağlanmaların söz konusu olduğu bölgelerde incelmeyi daha belirgin kılabilmektir. Bu yöntem kilo verme yöntemi değildir, incelme ve vücut düzenleme yöntemidir.

    Titreşimle göz alıcı sıkılıkta bir vücuda sahip olun!

    Tüm dünyada kullanılan, dünyaca ünlü mucizevî cihaz (power plate) yüksek titreşimle çalışan ve bu titreşime karşı direnç göstermenizle vücut şekil ve kas kitlesinde ciddi değişiklere neden olan aktivite ve spor cihazıdır. Fitness ya da diğer spor aktiviteleriyle sağlayamayacağınız bir zindelik, sıkılaşma ve esneklik sağlayan cihaz selülit tedavisinde de kullanılmaktadır. Kan dolaşımını hızlandırdığı için Amerika’ dan detox ödülü almış olan cihaz kliniğimizde özel tedavilerimiz içerisinde ya da tek başına uygulanmaktadır. Gebelik sonrası vücuttaki deformasyonlar, popo düşüklüğü, meme sarkıklığı, kollarda bacaklarda yumuşama gibi birçok vücut deformasyonunda kullanılmaktadır.

    İnfrared ve radyo frekansı ile incelin ve selülitlerinizden kurtulun!

    Vakum, mekanik masaj, infrared ve bi-polar radyo frenkansı gibi 4 etkili sistemi birlikte kullanan vellasmooth cihazı ile bölgesel incelme- sıkılaşma sağlanmaktadır. Dolaşım hızlandırılır, yağ hücrelerinin metabolik parçalanması sağlanır, lenf drenaj ve ciltte sıkılaşma görülür.

    FDA onayı olan bu sistemde santim bazında incelmeler elde edilmektedir. Aynı zamanda bu sistemde kas ağrılarında da hafifleme görülebilmektedir.

  • Aşk Acısı Neden Acıtır?

    Aşk Acısı Neden Acıtır?

    Aşk ilk insanlardan bu yana varlığını sürdürmüştür. Bundan 300 bin ila 40 bin yıl önce yaşamış neandertallerin mezarlarında çiçekler ve polenler, mağaralarında sevgi ve aşk temasının işlendiği duvar resimleri bulunmuştur. Bunlar o dönemde yaşamış insanların bile birbirine ilgi, sevgi ve aşk hissettiğini göstermektedir. Peki, acaba aşkı uzun zamanlar önce yaşamış olan bu insansılar da aşk acısı yaşıyorlar mıydı? Bunu cevabı muhtemelen evet. Çünkü aşk duygusu başlangıçta mutluluk, neşe ve yoğun bir duygusal yükseliş içerirken, bitiş sürecinde ise öfke, nefret, hüzün ve bazen de yoğun bir yıkım olarak hissedilmektedir. Doğanın değişmez bir kuralı olan sevmek ve sevilmek, geçmişte insanları etkilemiş, günümüzde etkilemekte ve gelecekte de aynı yoğunlukta etkilemeye devam edecektir.

    Aşk Acısı Gerçek Bir Acıdır
    Aşkın ömrü 6 ay ila 1,5 yıl arasında değişmektedir. Sağlıklı yürüyen bir ilişkide aşk sevgiye evrimleşir. Bu aşkın yok olduğu anlamına gelmez, bilakis güvenli bir bağlanma ve sevgi halini alır. Eğer aşk duygusu çok uzun süre devam ederse bu durum sağlıklı bir durum olmaktan çıkarak bir bağımlılık ve obsesyon halini alabilmektedir. Aşık bir insanın beynindeki nörobiyolojik süreç ile obsesif kompulsif bozukluk durumundaki süreç oldukça benzer bulunmuştur. Ayrılık acısı beynin amigdala olarak adlandırılan bölgesinde yoğun bir uyarılmaya sebep olur. Ayrıldığımız insanın yokluğu beynin bu bölümünde öyle bir panik duygusuna sebebiyet verir ki, bu duygular küçük bir çocuğun sokağa bırakıldığında yaşadığı çaresizlik, yalnızlık ve terk edilme duyguları ile aynı olduğu tespit edilmiştir. Aşık olma halinde başta yaşanan pozitif duygular ile bitişinde yaşanan negatif duygular eşit yoğunluktadır. Aradan uzun yıllar geçse bile kişi bu travmatik olayı ayrıntılı bir şekilde hatırlar ve bu durum ayrılığın acısını uzun süre yaşamasına sebep olur. Zamanla veya profesyonel destekle bu olumsuz duygular azalabilir. Bu acı her ne kadar bir ömür boyu az da olsa hissedilse de aynı şiddette kalmaz. Kişi aşık olduğu insanı kaybettiğinde tıpkı bağımlılıklarda olduğu gibi yoksunluk duyguları yaşar. Günümüzde aşık olduğu kişi tarafından yok sayılan, dışlanan, hakarete uğrayan yine de ondan vazgeçemeyen birçok insan vardır. Bu bağımlılık sonucu iş, ev ve okul performansı bozulur. Bazı kişilerde ise yıllar içerisinde bu acı daha da artarak başka psikolojik ya da psikosomatik bozukluklara sebep olabilir. Aslında aşk acısı da bir tür yas reaksiyonudur.

    Aşk Acısı Eğiticidir
    Yaşanan aşk acısı aynı zamanda öğretici olabilmektedir. Kişiyi olgunlaştırır ve daha farklı bir bilinç düzeyine taşır. Kişiye empati yapma, kendine ve hayata daha farklı yönlerden bakma becerisi kazandırır. Ayrılığı anlamlandırmaya, karşısındaki insanın duygularını anlamaya çalışan insan kendi duygularını da daha net gözden geçirir. Çünkü aşık olunan insan kişinin aynasıdır. İnsanlar genellikle kendi iç dünyası ve içsel sorunları ile örtüşen insanları seçerler. Karşındaki insanı kendi iç dünyasını görmede bir araç olarak gören insan kendini daha iyi tanıma yolunda da başarı elde eder. 

    Aşk Süreci Nasıl Yaşanmalı?
    Aşkın kalıcılığını sağlayan en temel unsur iki ayrı özgürlüğün karşılıklı tanınmasıdır. Kişilerin birbirilerinin olumlu ve olumsuz yönlerini olduğu gibi görüp kabul etmesi çok önemlidir. Zaman içerisinde aşkın saygı ve sevgi temelinde bir ilişkiye dönüşmesi gerekir. Sağlıklı bir ruhsal yapı, öteki insanın zaman zaman hayır diyebileceği veya olumsuz geri bildirimler yapacağı gerçeğine tahammül eder. Hayatın olumlu ve olumsuz yönlerini olduğu gibi görüp kabul eden insanların hem sevgili hem de öteki ilişkileri çok daha sağlıklı olacaktır. 

  • Lazer ile epilasyon

    Modern teknolojinin tıbba en büyük katkılarından biri belki de lazer ışınlarının kullanımını, tedavilerin emrine sunması oldu. 1960’lı yıllardan buyana kullanılan lazer teknolojilerinin gelişmesi ve daha güvenli hale gelmesiyle birlikte tıp dünyasında da yeni bir çağ açıldı. Epilasyon, damarsal lezyonlar, lekeler, sivilceler ve kırışıklık gibi pek çok sorun, lazer ışınlarıyla acısız ve zahmetsiz giderilebiliyor. Sonrasında hastanın sosyal hayata dönmesi çok kısa sürede olabiliyor. Yeter ki doğru uzmana ve merkeze başvurulabilsin…

    Lazer terimi aslında kelimelerinden oluşmuş bir kavramdır. Ve uyarılmış radyasyonun yoğunlaşmasıyla güçlendirilmiş bir ışık demetini yansıtmaktadır. Bu ışık demeti tek renkli, düz ve enerji taşımaktadır.

    Bu güçlü ışık demeti sayesinde çevre dokular korunarak, tüylerin yok edilmesi ile kalıcı epilasyon sağlanmakta ve pürüzsüz, yumuşak bir tene sahip olunabilmektedir.

    Ancak bir seansta tüm kılların ışığı aynı şekilde emerek köke ulaştırmaları mümkün değildir. Çünkü kıllar da vücudumuzun her hücresinde olduğu fiziksel bir döngü içindedir. Büyüme (anagen), dinlenme (telogen) ve dökülme (katagen) evreleri şeklinde kılların üç döngüsü bulunmaktadır. Lazer ışığı kılların büyüme (anagen) evresine etkilidir. Bu sebepten lazer epilasyon ile istemediğimiz kıllardan ancak birkaç seansta kurtulmak mümkün olur. Eğer bir kıl büyüme evresinde iken lazer uygulanırsa onun o seansta kalıcı olarak yok olması mümkündür. Bu nedenle seanslar arasında bir ila iki ay gibi süreler öngörülür. Büyüme evresinde bulunmayan bir kıla lazer uygulaması yapılır ise kıl adeta tütsülenir ve ışığı kıl köküne ulaştırma görevini tamamlayamaz. Seanslara düzenli olarak gelinildiğinde lazer epilasyonun günümüzün en başarılı uygulaması olduğunu fark etmeniz mümkün olacaktır.

    Seanslar, kılların yerleştiği yere ve kişinin genetik özelliklerine göre değişmekle birlikte ortalama 1-2 ay aralıklarla ve 3 ila 8 seans epilasyon yaptırılması gerekebilir. Cilt üzerinde 0,5 cm uzunluğuna erişmiş olan kıllar daha fazla uzaması beklenmeden önceki seansla da arasında en az 1 ay varsa epilasyon zamanı için uygundur. Lazerli epilasyonu 13 yaşından büyük olan, kıl yapısı uygun, kıl rengi ile ten rengi arasında belirgin farkı olan ve ışığa karşı aşırı duyarlılığı olmayan herkes yaptırabilir. Sağlığa herhangi bir zararı olmayan lazer ışınlarının hedefi kıllar olup, çevre dokulara zarar vermemektedir. Olabilecek en kötü yan etkisi kalıcı olmayan lekeler olup bu durumun da tedavisi mümkündür.

    Lazer epilasyon işlemi boyunca kılların cımbızla veya iple alınması doğru değildir. Bu yöntem kıl köklerini incelterek kılların lazere duyarlılığını azaltmaktadır. Ayrıca güneş banyosu ve solaryumu takiben 48-72 saat içinde lazer epilasyon yapılmamalı ve işlem sonrası birkaç hafta solaryum veya güneş ışınlarına maruz kalınmamalıdır. Lazer epilasyon sırasında kıl kökünün ısıtılması ve bu şekilde yok edilmesi hedeflenir. Bu ısıtma işlemi sırasında cildi korumak çok önemlidir. Cildin üst tabakasına zarar vermeden bu işlemi yapabilmek için soğutucu başlıklar kullanılmaktadır.

  • Empati Nedir?

    Empati Nedir?

    Empati, günümüzde sıkça karşılaştığımız bir kelime. Herkes empatiden bahsediyor. Peki, nedir empati? Empatinin diğer duygulardan farkı nedir? Almanca einfühlung olarak adlandırılan bu kavram, bir nesneyi incelerken ve gözlemlerken kişinin kendini nesneye yansıtması ve nesne ile arasında bir özdeşim kurması durumu olarak tanımlanmıştır. Türkçe karşılığı “eşduyum” ya da “duygudaşlık” olarak ifade edilen ve Türk Dil Kurumu’nun kişinin kendisini başka bir bilincin yerine koyarak söz konusu bilincin duygularını, isteklerini ve düşüncelerini, denemeksizin anlayabilme becerisi olarak tanımladığı empatinin, sosyal davranışları anlama ve insan davranışlarını açıklamada önemli bir role sahip olduğu konusunda çok sayıda uzman görüş birliği içerisindedir.
    Kişinin kendini başka bir bilincin ya da daha yalın bir tanımla kişinin kendini başka bir kişinin yerine koyması onun fikirlerini ve duygularını anlamada yeterli değildir. Kişi kendini söz konusu olay karşısında karşısındaki kişi olduğunu hayal etmeli ve bunu yürekten hissetmelidir. Ayrıca bir insana karşı empati duymanın ilk şartı o kişinin kim olduğu, ne yapıyor ve ne yapmak istiyor olduğu hakkında yeterli bilgiye sahip olmaktır. John Steinbeck’in de söylediği gibi “Birisinin sana bir milyon Çinlinin açlıktan öldüğünü söylemesi pek bir şey ifade etmez ta ki o Çinlilerden birini tanıyana kadar.”

    Acıma, Sempati, Merhamet
    Empati çoğu kez acıma duygusu, sempati ve merhamet ile karıştırılır. Bütün bu ifadeler başkalarının ihtiyaçlarına yönelik duyduğumuz duyguları simgeler. Acıma duygusu olumsuz bir duruma maruz kalmış kişiler için hissettiğimiz huzursuzluk duygusudur. Acıma duygusu bazen de karşımızdakini küçümseme ile alakalıdır. Acıma duygusu empati, sempati ve merhametten farklı olarak olayı yaşayan kişiden çok yaşanılan olay odaklıdır. Sempati genellikle bir yakınımız için duyulan umursama ve sorumluluk duygularıdır. Bu duygular karşımızdaki kişiyi daha mutlu görme isteği ile beraber seyreder. Acıma duygusuna oranla sempati duyduğumuz kişilerle ortak noktalarımız fazladır ve yardım etmek için motivasyonumuz daha yüksektir. Empatiden farkı ise sempatide karşımızdaki insan ile paylaştığımız ortak bakış açısı ya da duygular daha azdır. Genellikle sempati ve empatinin birbirini doğurduğu düşünülür. Fakat bu her zaman geçerli bir durum değildir. Örneğin, acı içerisinde olan bir kedi için sempati duyarız fakat empati duymamız mümkün değildir. Aynı şekilde kurbanları için hiç bir sempati duymayan psikopatlar kurbanlarını ağına düşürürken üstün bir empati yeteneği sergilerler.Merhamet ise tam anlamıyla acıyı karşımızda acı çeken kişi ile birebir yaşamaktır. Kişi karşısındakinin acısını o kadar derinden hisseder ki, empatiden farklı olarak mutlak olarak duruma müdahale etme ihtiyacı duyar. Empati “senin hissettiklerini seninle paylaşıyorum”, merhamet ise “senin hissettiklerini seninle paylaşmanın ötesinde bu duyguları aynı şiddette yaşıyorum”dur. Merhametin ilk basamağı empatidir, onun üzerine inşa edilir ve özgecilik (fedakarlık) için gerekli olan en önemli etkendir.

    Cümlelerle Duygular
    Acıma, sempati, empati ve merhameti en iyi şekilde anlamak için bu duyguları cümlelerle ifade edelim.
    Acıma: “Acı çektiğini görüyor ve anlıyorum”
    Sempati: “Acı çektiğini önemsiyor ve daha iyi olmanı diliyorum”
    Empati: “Acını hissedebiliyorum”
    Merhamet: “Acını dindirmek istiyorum” 

  • Saç dökülmesi tedavisi

    Kliniğimizde saç dökülmesi tedavisinde ve saçların daha güçlü daha sağlıklı olmasını sağlayan ETG teknolojisi de kullanılmaktadır..

    ETG teknolojisi, gelişen tıp ve teknolojinin saç dökülmesi problemine çözüm arayan herkese bir armağanıdır. Çağımızın en yaygın problemlerinden olan saç dökülmesinin durdurulması ve saçların canlanmasında son derece etkili olan son dönem tedavisi ETG teknolojisi, dermatolojik anlamda devrim sayılabilecek bir buluştur. ETG; Elektrostimülasyonla saç dökülmesini engelleme, dökülen saçların geri kazanımında kullanılabilen bir terimdir.

    Elektrostimülasyon çok uzun zamandır tıpta kullanılan bir yöntemdir. Kalp ritminin normalleştirilmesi, duran kalbin elektrik şoku ile çalıştırılması, şizofrenide elktroşok tedavisi, ağrı gidermede kullanımı, fizik tedavi amaçlı, yara iyileştirmede, iontoferez ile terleme tedavisi, galvanoterapi gibi alanlarda elektrostimülasyon etkin olarak kullanılmaktadır.

    ETG tedavisinin etki mekanizması, hücre içi ve hücreler arası iyon transferidir. ETG cihazı bir koltuk üzerine monte edilmiş yarı sferik bir başlık ve bu başlığın içerisinde deri ile direk teması olmayan elektrotlar ve bir kontrol panelinden oluşmaktadır. Başlık içersinde düşük yoğunluklu ve düşük tekrarlama hızı olan elektrik alan oluşur. Bu elektrik alanı, küçük doku penetrasyonu ile kafa derisini uyarmak amacıyla kullanılan düşük frekanslı ve düşük yoğunluklu minik vuruş darbeleriyle oluşturuluyor. Bu elektrik alandan deriye pasif olarak elektromanyetik akım geçişi olur. Bu enerjinin işlevi ise şudur; vücuttaki kemiklerin gelişim ve onarımında etkin olan büyüme faktörünün salgılanmasını sağlayan bu enerji, benzer bir mekanizma ile saçtaki kıl foliküllerindeki büyüme faktörünü de harekete geçirmektedir.

    British Columbia üniversitesi, tıp fakültesi dermatoloji AB’da yapılan klinik araştırmalar sonucunda, deneklerde saç dökülmesinin %96.7 oranında durduğu görülmüştür.

    Ayrıca 36 hafta boyunca düzenli olarak uygulanan ETG puslu (düşük seviyeli) elektrik alanının saçın tekrar çıkması üzerindeki olumlu biyolojik etkileri görülmüştür.Bu yöntem saçlı deride büyüme faktörlerini arttırıcı, hücreler arası ve hücre içi kalsiyum ve magnezyum gibi maddelerin geçişini kolaylaştırarak saç metabolizmasını etkiler. Bu sayede saç dökülmesini önler ve hatta saçı geri kazandırır.

    Tedaviye Yanıt süresi:

    Haftada bir-iki, 12 dakika. Hastanın genetik geçmişi ile tedavi sırasındaki saçsızlık oranına bağlı olarak 6 ila 12 hafta içinde hasta tedaviye olumlu yanıt verir.

    Endikasyonları:

    – Androgenetikalopesi
    – Androjenik alopesi
    – Alopesi areata
    – Kanser kemoterapisi ile
    – Saç transplantasyonu sonrası
    – Saç sağlığını güçlendirme

    Kontrendikasyonları:

    – Hamilelik
    – Kalp pili kullanımı
    – Kranial metal protezi olanlar.

    Bir tedavi şekli olarak tatminkarlığı:

    Hasta tatminkarlığı:
    – Ağrısız olmasıdır. İşlem sırasında ETG cihazının başlığı ile kafa derisi birbirine direkt temas etmiyor ve sadece iletim yoluyla gerçekleşen tedavi hastalara hiç bir sıkıntı vermiyor.

    – Hastalarda gözle görülen veya görülmeyen hiç bir yan etkisi yok.
    – Hasta tedaviden sonra normal hayatına devam edebilir.
    – Kısa süren seanslar ile hastalar fazla zamana gereksinim duymazlar.
    – Diğer tedavilere göre başarı oranı çok yüksektir.

    Hekim tatmini:
    – Klinik sonuçlara dayanmaktadır.
    – Resmi onaylıdır. Beş resmi sertifikaya sahiptir.
    – Uygulama güvenlidir Bu tedavinin güvenilirliği son derece üst düzeydedir. Öyle ki 1 dakikalık cep telefonu ile konuştuğumuzda maruz kaldığımız enerjinin 50.000 de 1’inden daha az bir manyetik alan etkisinde kalınmakta dolayısı ile hiçbir yan etkisi yoktur.
    – Cerrahi bir girişim değildir.
    – Hasta konforu ön plandadır.

  • Doğum Sıranız Kişiliğinize Etki Ediyor

    Doğum Sıranız Kişiliğinize Etki Ediyor

    Doğum sırası çocuğun duygusal, davranışsal ve kişilik gelişiminde çok güçlü bir etkiye sahiptir. Aile içerisinde sahip olduğumuz yer bizi ömrümüz boyunca etkiler. Kardeşler arasındaki sıranın kendine has avantajları ve dezavantajları vardır.

    İlk Çocuk/ En Büyük Çocuk
    İlk çocuk, ebeveynlerinin tüm ilgi ve sevgisini bir süre de olsa sadece kendi üzerinde hisseder. Bu durum çocukta sevildiğini ve ailede önemli bir noktada olduğunu hissettirir. Bu sebeple yüksek özgüven geliştirir. İlk doğan çocuklar genellikle sorumluluk sahibi liderler olurlar. Dünya üzerindeki çoğu devlet başkanı ya da CEO genellikle ilk çocukturlar. Fakat bu durumun eksileri de vardır. İlk defa anne ve baba olan ebeveynlerinin tecrübesiz ellerinde yüksek başarı beklentileri ile yetiştirilirler. Dolayısıyla genellikle ilk doğanların üzerindeki bu başarı baskısı onları mükemmeliyetçi bir kişilik geliştirmeye yöneltir. Ayrıca yeni kardeşin gelmesi ile birlikte yoğun bir kayıp duygusu yaşarlar; artık ebeveynlerinin sevgisini ve ilgisini paylaşmak zorundadır. Kardeşlerini kıskanırlar, ebeveynlerine gücenirler, kişisel alanlarının ihlal edildiği hissine kapılırlar. Ama yine de bakımından sorumlu olduğu kardeşinin varlığı ilk çocukta sorumluluk ve empati yeteneğinin gelişmesine yardımcı olur ve ömrü boyunca bu artıları sosyal ve duygusal yaşamında bir avantaj olarak kullanır.

    Ortanca Çocuk
    Ortanca çocuk hem küçük hem de büyük kardeş olmanın avantajlarını yaşar. Hem örnek alabileceği, kanatları altında olabileceği ve kendisine rehberlik edebilecek büyük bir ablası/abisi hem de kendisinin rol model olacağı, kendisine göz kulak olabileceği küçük bir kardeşi olur. Fakat ailenin bebeği olma rolünün elinden alınması ortanca çocukta dışlanmışlık ve kıskançlık duygularının belirmesine sebep olur çünkü büyük ve küçük kardeş ebeveynlerinin çoğu zamanını almaktadır. Ortanca çocuk ilgi için mücadele etmek zorundadır. Bu sebeple hayatı boyunca kardeşleri ile rekabet halindedir. Bir yandan büyük kardeşine yetişmek için çabalarken diğer yandan da küçük kardeşini geçmek için emek harcar.

    En Küçük Çocuk
    En küçük çocuk tecrübeli ve sabırlı ebeveynlere sahiptir ve bu artılarla büyür. Rol model olabilecek, kendisinden dersler alabileceği, desteğini üzerinde hissettiği büyük bir kardeşinin olması da en büyük avantajlarından biridir. Bunun sonucunda çok erken yaşlarda daha bilgili ve zeki olurlar. Fakat kendisinden bedence ve akılca daha gelişmiş olan büyük kardeşin gölgesi altındadır. Aradaki yaş farkını anlamadan sürekli ona yetişmek için çabalar ve bu da kendisinde zamanla yetersizlik duygularına neden olur. Ayrıca büyük kardeşinin her zaman ilkleri yaşaması (iki tekerlekli bisikleti sürmesi, liseye hazırlanması, mezuniyet balosuna katılması gibi) onu yoğun kıskançlığa sevk eder. Büyük kardeşin hayatındaki gelişmeler ebeveynlerinin zamanı ve ilgisini aldığı için çoğu kez kendini dışlanmış ya da görünmez hisseder. Bütün bunlara ek olarak büyük kardeşi tarafından sürekli kontrol ve eleştiri altında olması zamanla özgüvenine zarar verir.

    Ebeveynlere Öneriler
    İlk çocuk için: Çocuğunuzu mükemmel olması için zorlamayın ve ona kaybettiğinde bile sevgi ve ilgi gösterin; onu en az eve yeni gelen kardeşi kadar sevilmiş hissettirin; ona kendi bebekliğinden ve ona nasıl baktığınızdan bahsedin; özel alanına müdahale etmeyin, kendi arkadaşlarının olmasına izin verin; kıskançlık ya da kırgınlık duyguları varsa bunları sizinle paylaşmasını isteyin.
    Ortanca çocuk için: Onunla yeterince ilgilenin ki kendini dışlanmış hissetmesin, çocuklar için zaman=ilgi=sevgi denklemini unutmayın; ailecek konuşurken onu mutlaka dinleyin ve konuşmasına izin verin; ilgi alanlarını geliştirmesine fırsat tanıyın ki kendine özgü karakterini oluşturabilsin. 
    En küçük çocuk için: Ona büyük kardeşinin yaptığı şeyleri kendisinin yaşından dolayı henüz yapamadığını, onun yaşındayken büyük kardeşinin de aynı durumda olduğunu, onun da ablası/abisi yaşına geldiğinde tüm bunları yapabileceğini anlatın; başarılar elde ettiğinde onu kutlayın ve yüceltin; büyük çocuğun sorumlulukları ile meşgul olduğunuzda küçük çocuk için de özel zaman ayırmaya gayret edin; büyük çocuğun etkinliklerinde ya da kutlamalarında mutlaka ona da bir görev verin (örneğin kutlamanın sonunda ablasına/abisine çiçek vermesi gibi); büyük kardeşinin onun üzerinde zorbalık uygulamasına izin vermeyin, böyle bir durum sezerseniz mutlaka müdahale edip bu durumu engelleyin. 

  • Saç dökülmesi nedenleri

    Saç, kişilerin fiziksel görünümlerinin önemli bir kısmını oluşturur. Bazı insanlarda saç dökülmesine bağlı dış görünüm ile olumsuz düşünceler, psikolojik sorunlar oluşturmakta, yaşam kalitesini etkilemektedir.

    Saç kaybının en sık sebebi androgenetik alopesi denen erkek tipi saç dökülmesidir. Burada kelliğe yatkın kıl yuvalarında erkeklik hormonunun tetiklediği bir küçülme vardır. Kadın ve erkeklerde her iki cinsde de görülebilir. Ancak farklı tarzlarda ve klinik görüntüde olur.

    Kadınlarda saç dökülmesi ergenlik döneminden sonra herhangi bir zamanda görülebilir. Fakat genellikle doğumdan sonra, menapoz döneminde daha da belirginleşir. Bazı kişilerde yaygın saç dökülmesi, tüm saçlı deride saç yoğunluğunun azalmasına neden olabilir. Ancak çoğu olguda tam bir kellikle sonuçlanmaz. Erkeklerde androgenetik alopesi, alın saç çizgisinden başlar, tepe bölgesindeki saçlarda incelme ortaya çıkar.

    Her ne kadar saç dökülmesinin nedeni, belirgin bir genetik geçişe bağlanıyor olsa da saç dökülmesinin en sık nedenleri:

    -Endokrin Hastalıklar: Tiroid bezi hastalıkları (Hipo/hipertiroidi), doğum sonrası dönemi, menapoz ve menapoz sonrası dönemi, gebelik, diabet (şeker hastalığı)
    -Beslenme bozuklukları: Biotin, demir, protein, çinko eksikliği, kalori kısıtlayıcı diyetler.
    -İlaçlar: Doğum kontrol hapları, aşırı A vitamini, bazı mantar ilaçları, antikuagülanlar, interferon, lityum, retinoidler vb.

    -Anemi,
    -Cerrahi işlemler,
    -Sistemik hastalıklar (kanserler, karaciğer hastalıkları, enfeksiyon hastalıkları vb.)
    -Mekanik işlemler: Sık fön, kötü fırçalama, çekme yapacak şekilde saç toplama)
    -Kimyasal işlemler(uygunsuz şampuan, boya, perma, renk açma işlemleri)
    -Psikolojik stres,
    -Deniz suyu, güneş ışınları, havuz sularındaki klor saç yapısına zarar verir.

    Sağlıklı saç yumuşak, parlak ve etrafını sıkıca saran keratin tabakası nedeniyle kolay şekil alır. Çeşitli nedenlerle hasar görmüş saç kendi haline bırakılırsa bu hasar yavaş yavaş birikir ve saç dökülür. Ardından saçın doğal döngüsünde yerine tekrar yeni saç gelir. Saçın normalde biraz hasar görmesi kaçınılmazdır. Fakat düzenli saç bakımı ve saç kozmetiklerinin uygun şekilde kullanılması bu hasarın azaltılmasına yardımcı olur. Ancak gerektiğinde bir dermatologa mutlaka danışılmalı.

    Sadece saç dökülmesi değil, saçta kırıklar, kuruma veya fazla yağlanmalar, saç uçlarında ayrılmalar, saçın parlaklığının azalması vb. sorunlar saçta ciddi hastalıkların hatta bazen sistemik hastalıkların bir belirtisi olabilir.

    Normal saçın bakımı

    Saç kılı, keratin adı verilen moleküllerin sıkı bağlarla birbirine yapışarak oluşturduğu, çok katmanlı oldukça karışık bir biyolojik yapıdır. Keratin molekülleri içinde sistein, serin, ve arginin gibi bir çok aminoasit vardır. Saçın yapısında keratin proteinlerinden başka yağlar ve %20 oranında su vardır. Biyolojik bir yapı olan kılın yapısını, uzamasını ve gelişimini beslenme, özellikle protein ve vitaminlerin besinlerle yeterli miktarda alınması, hormonlar etkiler. Normal saçın bakımı için ön koşul protein ve vitamin gereksinimini karşılayan düzenli bir beslenme ve genel sağlık kurallarına uygun yaşam tarzıdır. Sigara kullanımının genel sağlığa zararının yanı sıra saç sağlığına da zararları bilinmektedir.

    Saç temizliği için, keratin yapısını bozmayacak sıcaklıkta su kullanılmalı. Deri pH sı ile şampuanlar kullanılmalı. Şampuan süresi bir iki dakikayı geçmemelidir. Saçlar kurutulurken ılık hava kullanılmalı. Uzun, dalgalı veya boya nedeni ile sertleşmiş saçlarda saç kremi uygulamaları saç yüzeyinde kayganlık sağlar saç yüzeyindeki kırılmaları azaltır.

    Sağlıklı saç parlaktır, görünümü düzgündür ve kolay şekil alır. Genetik faktörler, yaş, kozmetik uygulamalar, beslenme bozukluğu, stres ve hormonal dengenin bozulması gibi durumlarda saç sağlığını kaybedebilir.

    Kuru saç nedenleri ve bakımı

    Kuru saç, normal parlaklık ve yapısını devam ettirmek için yeterli nem ve yağ içeriği olmayan saçları tanımlamak için kullanılır. Saçları gereğinden fazla yıkama, sert deterjanlar, kuru veya farklı çevre, uygun olmayan diyet veya altta yatan bir takım hastalıklar nedeniyle kuru saçlar oluşabilir.

    En sık nedenleri:
    – Sık yıkama, sert deterjanlar veya alkol, sık kurutma
    – Çevresel kuruluk
    – Uzun süren dengesiz diyetler
    – Hipotiroidi,
    – Hipoparatiroidi
    – Bazı ilaçlara bağlı olarak

    Kuru saç bakımı:

    -Saçlar daha az yıkanmalı (haftada bir veya iki kez)
    -Gerekirse saç kremi eklenmeli
    -Sık saç kurutma makinesi ve sert fırçalama işlemlerinden kaçınılmalı.

    Yağlı saç nedenleri ve bakımı

    Saçlar her zaman güzelliğin sembolü olmuştur. Saç yağlanması da çoğu insan için bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Çabuk yağlanan saçlar kirlilik hissi yanında görünümü da olumsuz etkiler.

    Saçlı Deri Yağlanmasını Azaltmak İçin Uygulanabilecek Yöntemler:

    – Saçlar günde bir kez yıkanmalı. Şampuanlar 5 dakika süreyle saçlı deride köpürtülerek bırakılmalı.
    – Şampuanlama sırasında masaj yapılabilir. Böylece daha fazla yağ saçtan uzaklaştırılmış olur.

    – Temizleyici şampuanlar, formülünde alkol olanlar tercih edilmelidir.
    – Saçlar çok sık taranmamalı ve fırçalanmamalıdır.
    – Saç kurutma işlemi çok sıcak hava ile yapılmamalı.
    – Stresten uzaklaşmak gerekir

  • Aile İçi Şiddet Neden Olur ve Nasıl Durdurulur?

    Aile İçi Şiddet Neden Olur ve Nasıl Durdurulur?

    Bu yazıyı ekim ayında yazmayı planlıyordum. Çünkü 2 Ekim Şiddete Hayır Günü olarak anılır. Fakat ne yazık ki son zamanlarda gelişen akıl almaz şiddet olayları bu yazıyı öne çekmeme sebep oldu. Bilinçlenmek, neden ve hangi durumlarda şiddet uyguladığımızı bilmek şiddet olaylarının önüne geçmede tek başına yeterli olmayacaktır elbette. Fakat az da olsa farkındalık yaratabilirsek, kendi hayatlarımızda bir nebze değişikliğe sebep olabilirsek su dalgaları gibi git gide büyüyen halkalar şeklinde bu olumlu etki cereyan edecektir.
    Aile içi şiddete sebep olan etkenlerden en etkilisinin ekonomik sıkıntılar olduğu tespit edilse de psikolojik bir dinamiğin olduğu gerçeği yadsınamaz. Şiddete sebep olan iki tür duygusal dinamik tespit edilmiştir. Bunlardan ilki yıkıcı düşünce sistemi ya da daha önceki yazılarımda da belirttiğim olumsuz iç sesimiz. Yani daha yalın anlatmak gerekirse kişinin içinde konuşan iç sesin sürekli “eğer eşini kontrol edemezsen erkek değilsin”, “bak seni herkesin önünde rezil ediyor”, “seni kontrol etmeye çalışıyor, zayıf görünmeni sağlamasına asla izin verme” tarzında konuşmasıdır. Bir diğer düşünce dinamiği ise “ya hep ya hiç” düşünce yapısıdır. Kişilerin gerçekdışı inançları eşlerine karşı inanılmaz roller biçmelerine sebep olmaktadır. Kişiler eşleri olmadan bir hiç olduklarını ya da onlar olmadan eksik oldukları düşüncesine kapılırlar. Bu sağlıksız bir düşüncedir. Dolayısıyla kişi patolojik bir bağ ile eşine bağlanır ve onu ne pahasına olursa olsun kaybetmek istemez.
    Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile hala erkeklerin kadınlardan daha güçlü ve baskın oldukları fikri yerleşiktir. Bu ataerkil düşünce erkeklerin hiçbir koşulda güçsüz ve zayıf görünmelerine izin vermez. Erkek eğer hem başkalarının hem de hayatındaki söz konusu bayanın gözünde zayıf duruma düşerse bu utançla güçlü olduğunu karşı tarafa kanıtlamak adına şiddet eylemleri sergiler. Erkek gücünü yitirdiği anda onu erkek yapan tüm özellikleri de kaybetmiş olmakla sınanır. Bu erkekte yüksek seviyelerde öfkeye ve hiddete sebep olur. Bu patolojik duygular geçmiş travmalar ve yanlış model alma (kişinin şiddet gördüğü ya da şiddete şahit olduğu bir ortamda yetişmesi) gibi tehlikeli etkenlerle de birleşince ortaya akıl almaz şiddet olayları ve senaryoları çıkmaktadır.

    Ne Yapmalı?
    Öncelikle kişinin özgüvenindeki yarıklar doldurulmalı, yanlış düşünce sistemleri düzeltilmelidir. Kişi eşi olmadan bir hiç olduğu ya da eşinin üzerinde her hakka sahip olduğu düşüncesinden sıyrılmalıdır. Kurban durumunda olan şiddet gören taraf ise kurban psikolojisinden çıkıp şiddet görmeyi hakkettiği ya da erkeğin kadında daha güçlü olduğu ve her türlü şiddeti uygulamaya hakkı olduğu düşüncesinden kurtulmalıdır. Kişiler sözel ya da fiziksel şiddete maruz kaldıklarında mutlaka bir uzmandan ya da güvenlik birimlerinden destek almalıdırlar. Şiddete eğilimi olan kişinin her türlü tehdidi ciddiye alınmalı, “o zaten yapmaz” diyerek durumu görmezden gelip hafifletmek sadece son suratla gelen bir kamyonun önünde “zaten duracak” diyerek dikilmekten farksızdır. 

    Şiddet Mağduru Nasıl Korunur?
    6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun şiddeti derhal önlemeye ve gerekli desteği sağlamaya yöneliktir. Bu kanun gereğince şiddete maruz kalan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan herkes, ilgili makam ve kurumlara başvurabilir. Bu kurum ve makalmalr şiddete uğrayan ve şiddete uğrama tehlikesi içinde bulunan kişilerin bizzat başvurması zorunlu değildir. Şiddeti öğrenen veya tanıklık eden kişiler de başvurabilir.

    ALO 183 ve Diğer ACİL Telefon Hatları
    Aile ve Sosyal Polştikalar Bakanlığını’na bağlı olarak çalışan ALO 183 hattır, şiddete uğrayan ya da uğrama tehlikesi bulunan desteğe gereksinimi olan kişilere psikolojik, hukuki ve ekonomik alanda danışmanlık sunmakta ve yararlanabilecekleri hizmet kuruluşları konusunda bilgi vermektedir. ALO 183 ücretsizdir ve Türkiye’nin her yerinden 7 gün 24 saat ulaşılır.
    ALO 155 Polis İmdat, ALO 156 Jandarma İmdat, 112 ACİL, 0212 656 96 96/ 0549 656 96 96 Ale İçi Şiddet Acil Yardım Hattı

  • Hamilelikte cilt bakımı

    Hamilelikte cilt bakımı

    Hamilelik süresince de güneşten korunmaya özen göstermek gerekir. Sürekli güneşten koruyucu kullanın. Güneş ultraviyole A (UVA) ve ultraviyole B (UVB) ışınları yayar. Günümüzde UVA ve UVB’nin erken deri yaşlanması, leke oluşumu, ve hatta deri kanserlerine sebep olduğu bilinmektedir. Gün içi normal hayatta bile farkına varmadan sürekli ultraviyole ısınlarına maruz kalırız. Örneğin camdan UVA ışınları rahatlıkla geçmektedir. Hamilelikte hormonların etkisi ile cilt hassaslaşır ve lekelenmeye meyilli hale gelir. Bu yüzden her gün, düzenli olarak dışarı çıkmadan yarım saat önce en az 20 faktörlü bir güneşten koruyucu krem kullanılmalıdır. Ayrıca sokağa çıkmadan önce ve uzun sure güneşli ortamda kalınacağı zamanlarda güneşten koruyucu ürün üç veya dört saatte bir tekrar sürülmelidir. Havuz ve denize girdikten sonra tekrar sürmeye özen gösterilmelidir. Güneşten koruyucu ürün hem UVA hem de UVB’ye etkili , en az 20 faktörlü olmalıdır. Sivilce ve ciltte yağlanma şikayeti olanlar özellikle yağsız (oil_free) güneşten koruyucu kullanmalıdırlar Yüz temizliği düzenli yapılmalıdır. Çünkü bazı hamilelerde cilt daha yağlı hale gelir. Eğer düzenli temizlenmezse gözenekler tıkanarak sivilce artısı olabilir. Bazen de hamilelerde cilt kuruluğu olabilir. Uygun olmayan temizleyici ürünler ciltte tahrişlere veya alerjik reaksiyonlara sebep olabilir. Hamile kadınlarda cilt günde bir veya iki kez temizlenmelidir. Temizleyici ürün cilt yapısına uygun olmalıdır. Yağlı ve karma ciltler köpük veya jel seklindeki temizleyici ürünleri kullanabilirler. Bu ürünler aşırı kurutucu olmamalıdırlar. Çok kuru ve hassas ciltler ise cilt yapılarına uygun jel, köpük veya süt seklindeki ürünleri kullanabilirler.

    Nemlendirici kullanımı da çok önemlidir. Hamilelik döneminde bazı ciltler yağlanırken bazılarında kuruluk oluşabilir. Yağlı ciltler yağ içermeyen oil-free ibareli krem ya da losyonlar kullanmalıdırlar. Kuru ve hassa ciltler cilt tiplerine uygun ürün kullanmalıdır. Sabah nemlendirici olarak güneşten korucu ürün de tek başına kullanılabilir veya nemlendirici üzerine uygulanabilir. Nemlendirici kullanım sıklığı cildin ihtiyacına ve dış etkenlere göre değişir. Günde iki kez veya da sık kullanılabilir.

    Hamile kadınlarda aşırı terleme nedeniyle banyo ihtiyacı artar. Banyo her gün veya hafta da en az üç kez yapılabilir. Terleme ve kilo artısı nedeniyle kasık, göğüs altı ve koltuk altı gibi kıvrım bölgelerinde pişik, isilik veya mantar olmaması için banyodan sonra iyi kurulanılmalıdır. Ayrıca kıvrım bölgeleri pudralanabilir veya hafif bir krem sürülebilir. Cilt kuruluğundan yakınanlar için hafif bir vücut losyonu uygun olabilir.

    Hamilelikte ciltte çatlak oluşmaması için alınabilecek önlemler ne yazık ki kısıtlıdır. Masaj veya cilt yağı gibi ürünlerin kullanımı faydalı olabilir. Cildin aşırı gerilmesi cilt çatlağının sebeplerinden biridir. Bu yüzden aşırı kilo alınmamasına özen gösterilmelidir. Cilt çatlağına faydalı olduğu belirtilen kremleri doktor gözetimi altında hamileliğin üçüncü ayından sonra başlayabilirsiniz. Doğumdan sonra emzirme olmadığı dönemde cilt çatlağı dermatolog tarafından tedavi edilebilir. Tedavi erken dönemde başlanırsa yüz güldürücü olabilir. Tedavide retinoik asitli kremler, meyve asitli kremler, vitamin enjeksiyonları ve lazer uygulamaları kullanılmaktadır.

    Hamilelik döneminde varis ve kılcal damar artısına meyil vardır. Ailesinde varis ve kılcal damar öyküsü olanlar, hamilelik öncesi bu tür şikayeti olanlar ve ayakta uzun sure kalması gereken mesleği olanlar dikkatli olmalıdırlar. Varis ve kılcal damar oluşumuna eğilimli olan kişilerin varis çorabı giymesi uygun olacaktır. Hamileler için özel üretilen varis çorapları mevcuttur. Her sabah yataktan kalkmadan önce giyilmelidir. Bacak kaslarını kuvvetlendirmek ve kas hareketlerinin damarlar üzerine masaj yapıcı etkisinden yararlanmak için yürüyüş çok faydalıdır. Günde en az bir kez, 30 dakika kadar bacakları kalp hizasının üstünde uzatarak dinlendirilmelidir. Doğumdan sonra varis ve kılcal damarların bir kısmında gerileme olur. İyileşmeyenler lazer, skleroterapi veya ameliyat yöntemleriyle tedavi edilebilir

    Gebelikte görülebilen deri değişikliklerinin büyük bir kısmı hormonların vücuttaki etkilerine bağlıdır. Bu değişiklikler çoğu kez hastalık değil normal değişikliklerdir. Bunların bir kısmı kalıcı olabilirken, bir kısmı doğumdan sonra geriler.

  • Depresyon

    Depresyon

    Geçmiş yıllardaki depresyon vakalarının istatistiksel verilerine bir göz atarsanız tedirgin edici bir artışın olduğunu fark edersiniz. Depresyon vakaları 2005’ten bu yana artış göstermekte; hem de her geçen yıl katlanarak. Bu şekilde devam ederse dünyadaki her insanın hayatında en az bir kez depresyon ya da anksiyete bozukluğu yaşayacağı öngörülebilir. Bu hiç de iyi bir haber değil. Bu artışın sebebi ile ilgili olarak birçok kuram öne sürülmesine rağmen uzmanlar arasında fikir ayrılıkları devam etmekte. Hatta bazı otoriteler bu sonuçların günümüzde depresyonun daha kolay tespit edilebilmesinden kaynaklı olduğunu ve önceden bu rahatsızlığın tespiti daha zorken sayının da buna bağlı olarak daha az göründüğünü savunmaktalar. Bazı otoriteler ise kültürel değişimin eseri olduğu konusunda uzlaşmakta. Peki, neler oluyor? Gerçekte bu artışın sebebi nedir?

    İnternet
    İnternet kullanımının yaygınlaşması hayatımızı kolaylaştırmasının yanı sıra ne yazık ki insanlarda aynı zamanda birçok psikolojik probleme de gebe oldu. İnternet bağımlılık yapar. İnternette yapılan mesajlaşmalar ve oynanan oyunlar esnasında elde edilen ödüllendirilme hissi beyinde dopamin dediğimiz mutluluk hormonunun salgılanmasına sebep olur. Dopamin salgılatan çoğu madde (sigara, alkol, çikolata vb.) ya da aktivite genellikle bağımlılık yapar. Dolayısıyla kimyası değişen beynin depresyona yakalanma riski de artmış olur. İnternet ayrıca kendimize vakit ayırmamıza ve dinlenmemize de engel olur. Birçoğumuz işten eve geldiğimizde rahatlamak ve dinlenmek yerine genellikle bilgisayarımıza ya da telefonumuza yöneliriz. Gün içerisinde yorulan beyin duygu ve düşüncelerini organize etmek ya da gün içerisinde yaşanan olayları sentezlemek adına dinlenmeye ihtiyaç duyar. Beynimize bunu yapmasına izin vermediğimiz takdirde ise depresyona davetiye çıkarmış oluruz. İnternetin bir diğer olumsuz tarafı ise bize standardize edilmiş bir mükemmellik olgusu aşılamasıdır. Sosyal medyada gördüğümüz yüksek hayat standartlarına sahip insanların paylaşımları kendi hayat kalitemizi sorgulamamıza sebep olur. Bu da dolaylı ya da direkt olarak memnuniyetsizlik duyguları yaşamamıza sebep olur. Bu durum da beraberinde depresyonu getirebilmektedir.

    Kentselleşme Ve Yaşam Biçimi
    Temiz hava ve dışarıda geçirilen zamanın akıl sağlığımıza olan olumlu etkileri tartışılmaz. Kentselleşmenin bir olumsuz tarafı da insanların doğa ile temasını koparmasıdır. Bu durum insanların rahatlamalarına ve daha sağlıklı bir şekilde yaşamalarına engel olup depresyona yakalanma riskini arttırmaktadır. Kentselleşme beraberinde yalnızlığı ve yabancılaşmayı da getirmektedir. İnsanlar birlerinden uzaklaşmakta bu durum sıkıntılara sebep olmaktadır. Stres de yine kentselleşmenin bir başka olumsuz sonucudur. Trafik, yüksek suç oranları, gürültü ve hayatın koşuşturması gibi etkenler de depresyonun artışına katkıda bulunmaktadır. Her ne kadar günümüz çok yoğun gibi görünse de birçoğumuz masa başı işlerde çalışmakta ya da türlü sebeplerle yeterince hareket etmemekteyiz. Bunun üstüne bir de hazır ve genetiği değiştirilmiş gıdalar ile yapılan sağlıksız beslenme alışkanlıklarını eklersek kalp ve beyin sağlığımız ciddi anlamda zarar görür. Kalp sağlığımız etkilendiğinde beynin ihtiyacı olan oksijen yeterince pompalanmaz. Sağlıksız beslenme aynı zamanda beynin ihtiyacı olan vitamin ve minerallerin yoksunluğuna sebep olur. Tüm bu faktörler beynimizin kimyasını bozarak bizi depresyona açık hale getirir.

    Olumlu Sonuç
    Gidişat çok olumsuz gibi görünse de olumlu olan bir şey var. Uzmanlar her geçen gün depresyonun tanı, teşhis ve tedavisine yönelik birçok yöntem geliştirmektedir. Ayrıca artık günümüzde depresyonun tedavisine yönelik çalışan birçok uzman psikolog ve psikiyatrist bulunmaktadır. Dolayısıyla akıl sağlığımızı korumak ve düzeltmek adına hizmet almamız oldukça kolay hale gelmiştir. Kişiler depresyona sebep olan faktörlerin neler olduğu konusunda bilinçlendikçe hayat şartlarını bu faktörlere göre yönlendirip depresyona yakalanma risklerini düşürmektedirler.