Yazar: C8H

  • Balolar ve düğünler mevsiminde..

    Nisan, Mayıs, Haziran…
    Bu aylar mezuniyet balolarının, bahar konserlerinin, kışa veda, yaza merhaba buluşmalarının ve özellikle düğünlerin dönemidir. Ne yapsak da, daha iyi görünsek diye düşünüyorsanız, gençleşmenin en pratik ve en etkili iki kozmetiğini yeniden düşünün derim; Dolgu ve Botox!

    NASIL YARARLANABİLİRİZ?
    Botox’un en etkili olduğu yerler dinamik çizgiler yani mimikler sonucunda oluşan hareketli çizgilerdir. Bunlar genellikle alında, kaşların arasında ve göz kenarlarında ortaya çıkarlar. Gün boyunca sayısız mimik yaparız. Botox mimikleri ölçülü bir şekilde kısıtlar. Böylece hem görünümü düzeltir hem de çizgilerin derinleşmesini önler.

    Botox özellikle alın ve göz çevresindeki çizgilerde çok etkilidir. Ne var ki etkisini 3-4 ay içinde kaybeder ve yeniden yapılması gerekir. Düzenli olarak Botox yaptırılırsa, kırışıklıklar gerçekten azalır ve Botox ihtiyacı seyrekleşir. Bu nedenle çok fazla mimik yapan gençlere de koruyucu amaçlı Botox uygulaması yaparız.

    Dolgular ise,esas olarak, çöküntüye uğrayan, büzülen, cilt altı boşalan yerleri dolgunlaştırmak için kullanılır. Örneğin çöken elmacık kemikleri, yanaklar, burundan dudaklara, dudaklardan çeneye doğru uzanan çöküntü çizgileri, çenedeki deformasyon ve büzülen dudaklar dolguyla düzeltilir. Gençler de dolgudan yararlanabilirler. Yüz şeklini, dudaklarını, dengeli bir şekilde geliştirebilirler.

    Dolguların en güzel tarafı uzun süre dayanıklı olmalarıdır. Küçük rötuşlarla en az iki yıl etkisi devam eder. Özellikle yanaklarda ve dudaklarda harika sonuçlar yaratırlar.

    Biz genellikle göz çevresinde Botox, yanak ve ağız çevresinde Dolgu kullanmayı tercih ederiz.

    DOĞALLIK
    Yüzü değiştirmek yada gençleştirmek İsteriz tabii ama nasıl? Hem kırışıkları gidereceksiniz, hem doğal görüneceksiniz, hem değişecek, gençleşeceksiniz, hem de kimse size ne olduğunu anlamayacak.. Yapılan işlemler kişiliğinizle, yaşam tarzınızla uyumlu olacak, yüz biçiminiz, iskeletiniz, cilt tipiniz, renginiz, ağız-burun-göz- dudak gibi yüz hatlarınız ve aralarındaki mesafeler tüm ayrıntılarıyla doğallığını koruyacak..

    Kuşkusuz her işlem için farklı bir süre ile bir şeyleri kapatmanız gerekebilir. Ama birkaç gün geçtikten sonra sadece dinlenmiş, mutlu görünmeniz gerekir. İnanın bu kadarı kulağa az gelse bile o kadar büyük farklar yaratır ki..

    Kozmetik değişimlerde ilke, en azla yetinmektir. Tabii bu gibi müdahalelere ilk belirtilerle hemen başlanırsa, yaşam boyu daima azla yetinmek mümkün olur.
    Örneğin bazı gençlerin yüz mimikleri daha otuzuna gelmeden kaz ayakları oluşacağını, çatık kaşların yerleşik bir hale geleceğini ve marionette çizgilerin derinleşeceğini açıkça belli eder. Biz bunları sorun haline gelmeden önlemek için 17-18 yaşında Botox yaparız. Böylece mimikler değişir ve değişim kalıcı olur. Bu yaşta işlemi sadece 2-3 kere tekrarlamak yeter.

    DOLGU VE BOTOX’UN YERİ AYRIDIR
    Gerginlik ve dolgunluk için ister cerrahi yapılsın ister thermage yapılsın, ister fraxel yapılsın, dolgunun yeri çok farklıdır.

    · Dolgu direkt olarak belli bir hedefe yönelir. Doğru yere, doğru dozda, doğru derinlikte uygulanırsa tüm yüz konturunu onarır.

    · Botox da öyledir. O da kırışık mimiğinin özüne işler ve sorunu yerinde ortadan kaldırır.

    Ancak ikisi farklı yerlerde kullanılır ve birbirini tamamlar;

    Ağız çevresindeki ve yanaklardaki kırışıklıkların en iyi tedavisi dolgudur. Göz çevresi ve alındaki çizgilerin en iyi tedavisi ise botox’tur. Gevşeme- çöküntü miktarı arttı ise, bu tedavilere Fraxel laser, cerrahi veya thermage (Radyo frekansı) ilave edilebilir. Hastanın yaşı genç ise thermage, daha olgun kişiler için ise fraxel laser tercih edilir diyebiliriz. Cerrahi Fraxel’den sonra yapılırsa çok daha uzun ömürlü olur..

  • Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu

    Çocukların her hangi bir şeye odaklanmalarını istiyorsanız öncelikle onların ilgilerini çekmeniz gerekir. Yazılarımda hangi yaş aralığındaki çocuklarla hangi ilginç oyunlarla ve eğlenceli bir şekilde dikkatlerini nasıl çekebileceğinizi gösterecğim. Yaşam boyun kendilerine fayda sağlayacak dikkat ve odaklanma becerilerini nasıl geliştirebileceğiz aktaracağım.

    Hepimiz bir şeylere dikkat ederiz ve önemseriz ancak bu şeylerin ne olduğu ve dikkatimizi ne kadar cezbettiği herkese göre değişir.

    İki dikkat türü vardır: Birincisi kendiliğinden ve genel dikkattir.Çevrenizdeki uyaranlara kısa bir süreliğine gözleriniz takılır, size kendinizle ilgili izlenim verir.Bir eğlence mekanında olduğunuzu düşünün. İnsanların vücut dillerinin yanı sıra, çeşitli ses, koku ve görüntülerini de algılayarak eğlencenin ruhu ve duygusunu hissedebilirsiniz. Ya da bisiklete binmeyi ele alalım. Bisiklet kullanırken bir yandan bisikleti idare etmeye, pedalları çevirmeye , bir yandan da trafiğe odaklanırsınız hafif rüzgarın saçlarınızı okşamasına izin vererek.

    Diğer bir dikkat türü ise odaklanılmış dikkattir. Bu dikkat türünde sadece tek bir şeye uzun süre dikkatinizi verirsiniz. Bilinçli dikkat büyük miktardaki bilgiyi aktif olarak süzgeçten geçirmeyi gerektirir ve ayrıntıların hepsini tek seferde algılamak yerine sırayla algılarsınız. Kendiliğinden dikkat başınızın üstündeki tepe ışığı iken, iradeli dikkat bir fenerden çıkan dar açılı ışıktır.

    Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanısı almış çocuktaki tipik davranış herşeyi fark etmesi ancak hiçbir şey algılayamamasıdır.Başka bir çocuk öğretmeninin anlattıklarına odaklanırken, DEHB’li çocuk sınıfta vızıldayarak uçan sineği, arkadaşının kırmızı tokasını, duvar boyasındaki çatlakları farkeder. Seanslarımdan birinde DEHB’li bir çocuğun annesi şöyle demişti: “Çocuğum çok iyi gözlemcidir, kimsenin fark etmediklerini farkeder, bağlantı kurar. Örneğin ben konuşurken, söylediklerime odaklanmak yerine saç rengimi, giydiğim kıyafetin rengini fark eder.”

  • Aşırı terlemenin ilacı: botox

    Aşırı terlemenin ilacı: botox

    Botox, aşırı terleme derdinden muzdarip olan birçok insan için etkin bir umut oldu. . Terleme deyip geçmeyin, aşırı terleme ciddi bir sorundur. İnsanların özgüvenlerini kaybetmelerine ve sosyal yaşamdan geri çekilmelerine neden olabilir. İnsanların %2-%3’ü bu dertten yakınır.
    § Terlediğinizi görenler sıkıldığınızı, bir yerinizin ağrıdığını veya bir sorununuz olduğunu düşünür. Terleme bazı görüşmelerde dengeyi bozabilir. Kendinize güveniniz tam olmasına rağmen, alnınızda biriken ter damlacıkları sizi zorlayabilir, yanlış anlaşılmanıza neden olabilir..
    § Veya koltuk altı sürekli ıslak bir insanı düşünün; her türlü deodorantı kullanıyor, gayet güzel kokuyor, vücudu tertemiz ama gömleği, bluzu veya tişörtünde daima kocaman bir ter halkası var! Teri kuruduğu anlarda bile giysisinde tuz lekelerinden bir hale kalır. Veya gömleklerin ütüsü hemen bozulur. Bu nedenle bir türlü ceketini çıkaramaz, giderek daha fazla terler, sıkıntı basar. Böyle insanlar sürekli sentetik giysiler seçmek zorunda kalırlar. Sentetikler terlemeyi bir kat daha arttırırlar, sonuçta her şey içinden çıkılmaz bir hal alır, insan ne giyeceğini, kaç saat tertipli görüneceğini kestiremez olur…
    § Kimisinin de elleri terler. Cepleri, çantası kâğıt mendillerle dolup taşar. Resmi bir görüşmede kimsenin elini sıkmamak için elinden geleni yapar!
    § Ayakların terlemesi ise bir başka derttir. Ayakkabı giyse koku yapar, terlik giyse ayağı kayar, pamuklu çorap ıslanır, likralı çorap koku yapar, ayakların sürekli ıslak olması deride başka sorunlara yol açar v.s.
    NEDEN?
    Bazı insanlarda görülen bu aşırı terlemenin nedeni, sinirlerin ter bezlerine normalin üzerinde uyarı göndermesidir. Bu durum diyabet (şeker) hastaları ile hiper tiroidi (guatr) hastalarında çok sık görülür, kimisinde hiçbir hastalıkla ilişkisi bulunamaz. Menapoz dönemindeki kadınlarda tipiktir, genellikle ateş basması ile birlikte seyreder.
    BOTOX ETKİSİ
    Bu sorunlar hastalığın tedavisine rağmen çözülemiyorsa, Botox uygulanabilir.
    Botox ter bezlerinde salgılamaya neden olan asetikolin’i bloke ederek terlemeyi azaltır. Bu etkisi nedeniyle; avuç içlerinde, koltuk altlarında, topuklarda ve alında, aşırı terleme sorununun tedavisi için güvenle kullanılır..
    TEDAVİSİ MÜMKÜN
    Bölgesel aşırı terlemenin en radikal tedavisi, sorunlu olan ter bezlerinin hassas bir operasyonla çıkarılmasıdır. Ancak oldukça zahmetlidir üstelik de iz kalır. Bu nedenle pek tercih edilmez.
    Diğer bir tedavi yöntemi, özellikle el ve ayaklarda kullanılan İonferez ‘dir. Bu tedaviyi yürütmek için haftada en az iki kez doktora gitmeniz gerekir. Başlangıçta kararlı davransanız da bu tempoya uzun süre katlanmak kolay değildir. Başlayan hastalar genellikle yarım bırakırlar.
    BOTOX, aşırı terlemeye karşı günümüzde kullanılan en etkili ve sorunsuz tedavi yöntemidir. Ter bezlerine ulaşan sinirlerin çalışmasını geçici bir süre için bloke ederek, ter bezlerinin faaliyetini engeller.
    Botox’dan önce, bölgesel terlemeye karşı, alüminyum klorid veya alüminyum hidroksid içeren preparatlar, iontoferez kullanılıyordu ve endoskopik cerrahi yapılıyordu. Bu çözümlerin hiçbirisi fazla yararlı olamıyordu. Cerrahi çözümlerin ise çok fazla yan etkisi vardı.
    Son 10 yılda Botox ile yapılan tedaviler hastalar için bir umut oldu. Ben kendi deneyimlerimde, özellikle koltuk altı ve el ayası terleme şikayeti olan hastalarda, çok iyi sonuçlar aldım, uygulamaya devam ediyorum. Hatta diyebilirim ki, bölgesel terleme şikayeti olan hastalarda en etkili sonuçlar Botox ile alınıyor.

  • Yası Sağlıklı Bir Şekilde Tutmak Mümkün Müdür?

    Yası Sağlıklı Bir Şekilde Tutmak Mümkün Müdür?

    Yas sevilen birinin kaybından sonra hissedilen ve oluşan doğal ve evrensel bir tepkidir. Yas her dilde, her kültürde aynı yoğunlukta ve aynı derinlikte hissedilir. Yas süreci çoğunlukla sevilen bir kişinin ölümünden sonra oluşur fakat sevilen her türlü nesne ya da kişinin hayatımızdan ölüm olmayan sebeplerle bile çıkması yas sürecini doğurabilir.
    Sevdiğimiz insanın kaybı, özellikle ebeveyn ya da evlat kaybı ciddi boyutlarda yas yaşamımıza sebep olur. Patolojik yas dediğimiz süreç de bu tür kayıpların akabinde yaşanır. Normal yas ve patolojik yas arasındaki farkı bilmek, sağlıklı bir yas süreci atlatıp, yasın başka psikolojik problemlere gebe olmasının önüne geçmemize yardımcı olur.

    Normal Yas İle Patolojik Yas Nasıl Ayrılır?
    Patolojik yası anlamak için normal yası da anlamak gerekir. Genel olarak normal yas tepkisi şu şekilde gözlenir;
    1) Şok ve inkar: Kaybın hemen arkasından yaşanan şok ve hissizlik dönemidir. Bu dönemde inkar ve inanmama gözlenir.
    2) Kızgınlık ve isyan: Bu dönemde kaybeden kişiye özlem kızgınlıkla kendini gösterir, kişi her yerde kaybettiğini arar.
    3) Pazarlık: Bu dönemde kişi inançları doğrultusunda pazarlık etme girişimlerinde bulunur. Bu aşamada temel düşünce “başıma gelenleri kabul edeceğim fakat bazı şartlarım var” şeklindedir. Artık kayıp kabul edilmeye, kayıp sonrası hayatın koşulları gözden geçirilmeye başlanmıştır.
    4) Depresyon: Kişi kendini büyük bir boşlukta gibi hissedebilir. Ruh halinde düzensizlikler, yalnızlık duygusu, sosyal çevreden uzaklaşma görülebilir. Bununla birlikte ağlama, iştah bozuklukları, kayıptan önceki gibi iş yapamama görülebilir.
    5) Kabullenme: Kişi yaşanılan kaybı kabullenir ve eski yaşamına geri döner.

    Yas Tutma Süreci Tamamlanması Gereken Normal Bir Süreçtir

    Normal yas sürecini yaşayamayan kişilerde ikincil ruhsal ve bedensel sorunlar gelişebilir. Kaybın sosyal olarak inkarı, ölen kişinin son hastalığına ait bedensel şikayetlerin ortaya çıkması ve bu nedenlerle psikiyatri dışı hekimlere başvuru, sosyal çevre ilişkilerinde bozukluk, duygusal olarak donuk tepkiler verme, iş yaşamı ve sosyal hayatıyla ilgili kararsızlık veya yanlış kararlar, ölenin eşyalarının saklanması, sık sık mezara gitme, ölenle ilgili konular konuşulurken ağlama ve 6 ay süre ile bu sıkıntıların devam etmesi “patolojik (normal olmayan /hastalıklı) yas”ı düşündürür.
    Genel olarak bakıldığında, normal yastan patolojik yası ayıran durum, kişinin beklenenden uzun süre yas yaşaması ve bu yas tepkilerinin, içinde yaşanılan kültürde normal karşılanmayacak derecede olmasıdır. Patolojik yas; aşırı suçluluk hissi ve kendini suçlama, değersizlik hissi, yaşamın gereklerini uzun süre sürdürememe, ve hatta intihar düşüncelerinin de varlığıdır. Bunlar normal bir yas sürecinin bulguları değildir ve genellikle tedavi gerektirirler.

    Yas Sürecini Nasıl Sağlıklı Atlatabiliriz?

    –    Yalnızlık, kızgınlık ve üzüntü gibi duyguları açıkça ve dürüstçe arkadaşlarınızla, ailenizle ve yakınlarınızla tartışın.
    –    Umudunuzu koruyun.
    –    Eğer dinsel inançlarınız sizin için önemliyse, bir din insanıyla inançlarınız ve duygularınızla ilgili konuşun.
    –     Kaybınızla ilgili yaşantılarınızı paylaşabileceğiniz bir destek grubuna katılın.
    –     Kendinize iyi bakın, bedeninize özen gösterin, dengeli beslenin ve iyi dinlenin.
    –    Kendinize sabırlı davranın, iyileşmek zaman alır, bazı günler kötü, bazıları ise iyi olacaktır.

  • Benler ve çeşitleri

    Beğensek de beğenmesek de, herkesin vücudunda veya yüzünde benler bulunur. Bunlar bizi kimi zaman estetik kaygılarla düşündürür, bazıları ise evhamlanmamıza yol açar. Sonuç olarak benler, hepimizi ilgilendirir.

    Bazı benler doğuştandır, bazıları sonradan meydana gelirler. Her ikisinde de soyaçekimin etkisi vardır. Büyümenin devam ettiği 20 yaşına kadar ve özellikle ergenlik çağında, benlerin sayısı artar. Hamilelik ve menapoz dönemlerinde yeni benler ortaya çıkabilir veya mevcut benler büyüyebilir. Çeşitli travmalar, güneş etkileri ve bazı enfeksiyon hastalıklarından sonra da yeni benler oluşabilir. Bunların hepsi olağandır.

    BENLERİ İZLEYİN:
    Sorunlu benlerin tipik özelliği değişmeleridir. Bu nedenle vücudumuzdaki benleri izlemek önemlidir. Aşağıda sıraladığım belirtiler fark edilecek olursa, vakit kaybetmeden bir cilt doktoruna gidilmesi gerekir.

    Dikkat!

    § Büyüme
    § Renk değişmesi
    § Kanama
    § Şeklinde veya hacminde asimetri
    § İltihaplanma
    § His değişikliği; kaşıntı, ağrı, gıdıklanma, iğnelenme v.b.

    Bu değişiklikler aklımıza cilt kanserini getirir. Bunun sorumlusu çoğu zaman GÜNEŞ ETKİLERİ’dir. Benlerin kansere dönüşmesindeki baş etkenler; GÜNEŞ, GÜNEŞ YANIKLARI ve AŞIRI SOLARYUM’dur.

    Benleri aldırmaktan korkmayın
    Doktorlar bu tip benlerin hemen alınmasını önerirler. Ancak halk arasında benlere dokunmanın tehlikeli olduğuna dair bir kuşku vardır. Halbuki tam tersine, tehlike olasılığı varsa, benin alınmasıyla giderilmiş olur.

    Kıllı benler:
    Benlerle ilgili olarak en çok sorulan sorulardan birisi, kıllı benler hakkındadır. Bu kılları cımbızla çekmek veya epilasyon yaptırmak konusu biraz tartışmalıdır. En iyisi ihtiyatlı olup, ben üzerindeki kılları makasla kısaltmaktır. Ancak bu kıllar gözünüzü çok rahatsız ediyorsa, foto veya iğneli epilasyon yapılması mümkündür.
    Yine de bu işlemi bir dermatologdan başkasına yaptırmayın.

    Et benleri:
    Et benleri; cilt renginde, çıkıntılı küçük deri parçalarıdır. Bunlar 30 yaşından sonra oluşmaya başlar. Bu benlerin ortaya çıkışında soyaçekim çok belirleyicidir.

    Et benlerinin zararları yoktur. Hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkündür.

    Benlerin yeri ve önyargılar:
    Eskiden avuç içinde, topuklarda ve genital bölgelerdeki benlerin, diğerlerine göre daha tehlikeli olduğu düşünülürdü. Ancak yapılan araştırmalar insanların %10’unda böyle benler olduğunu belirledi. Böylece bu benler üzerindeki kuşku hafifledi. Buna mukabil, kadınların ayaklarındaki, erkeklerin de sırt bölgesindeki benler daha dikkatle izlenmeye başlandı. Tüm kuşkulara ve genelleme çabalarına rağmen benlerin yeri belirleyici değildir.

    En önemli faktörler; benlerin tipi, dokusu veya değişim göstermesidir. Kimi benler zamanla koyulaşabilir, kabarıklaşabilir, iltihaplanabilir, kabuk bağlayabilir veya kanayabilir. Bütün bunlar tehlikeli olabilir de, olmayabilir de. Yapılacak tek şey, fazla yorum yapmadan, evhamlanmadan, bir cilt doktoruna görünmektir.

    Et benleri

    Et benleri; cilt renginde, çıkıntılı küçük deri parçalarıdır. Bunlar 30 yaşından sonra oluşmaya başlar. Meydana geliş nedenleri konusunda net bir tıbbi bilgi yoktur. Bu benlerin oluşumunda soyaçekim çok belirleyicidir.

    Estetik açıdan hoşa gitmezler fakat zararları yoktur. Hastayı rahatsız ediyorsa, çok kısa bir işlem ile alınmaları mümkündür. Bir çok hasta et benlerinin giysilere veya takılarına sürtünmesinden şikayet eder. Bu benler bir yere takılıp kopacak olursa paniğe kapılırlar. Oysa korkulacak bir şey yoktur. Ciltte kalan kısmı lazer veya koter ile alınabilir ve geriye hiçbir sorun kalmaz.

  • Uykusuzluk/İmsomnia

    Uykusuzluk/İmsomnia

    Güzel ve deliksiz bir gece uykusundan daha dinlendirici, iyileştirici ve yatıştırıcı bir şey düşünemiyorum. Uyku esnasında vücut kendini onarırken beynimiz de bir yandan düşünce ve duygularımızı düzenlemekle meşguldür. Maalesef çeşitli sebeplerden dolayı bazılarımız uykunun muhteşem iyileştirici özelliklerinden faydalanamayız. Uykusuzluk yetişkin popülasyonun üçte birini etkileyen, ciddi ruhsal ve fiziksel sağlık problemlerine neden olan yaygın bir rahatsızlıktır. Uykusuzluk deyince aklımıza genellikle hiç uyuyamamak gelir. Fakat uykuya dalamama, normalden erken uyanma ve bölünen uyku da insomnia kategorisine girmektedir.

    Nedenleri
    Anksiyete bozuklukları, madde bağımlılıkları, depresyon ve kronik stres uykusuzluğun ruhsal sebeplerinden bir kaçıdır. Fiziksel ağrılar, uyku apnesi, sinir sistemindeki bozukluklar, hormonel bozukluklar ve vücut saatindeki değişiklikler de uykusuzluğun bilinen bazı fiziksel sebepleridir. Bazı ilaçların yan etkileri de uyku düzenimizi olumsuz etkilemektedir. Uzun saat farkları olan kıtalararası seyahatlerde de vücut saatimiz değişir ve kişiler uyku problemleri yaşarlar. Fakat bu durumlarda uykusuzluk geçicidir ve zamanla kişilerin uykuları düzene girer. Kalp rahatsızlıkları, şeker hastalığı, kronik ağrılar ve solunum yolu problemleri gündüzleri aşırı uyku hali, geceleri ise uykusuzluğa sebep olur. Uykusuzluk genç ve sağlıklı bireylere oranla yaşlıları ve hastaları daha fazla etkilemektedir. Bunun sebepleri ise depresif ruh hali, kronik anksiyete, Alzheimer hastalığı ya da sinir dokusunun bozulumu ile ilgili rahatsızlıklar olarak sıralanabilir. Yaşlılarda uykusuzluk zamanla hafıza ve beyin fonksiyonlarında gerilemelere sebep olur. Alkol, sigara ve diğer bağımlılık yapan maddeler de uykusuzluğa sebep olmaktadır.

    Ne Yapmalı?
    1.Uyuyamıyorsanız kendinizi yatağa mahkum etmeyin. Yatakta öylece yatıp uyumak için kendinizi zorlamak sizi daha da strese sokar. Kalkıp uykunuz gelene kadar yorucu olmayan bir aktivite ile ilgilenmeniz (örneğin kitap okumak) ve sonra tekrar uyumayı denemeniz gerekir. 
    2.Her gün aynı saatte kalkın. Hafta sonları da dahil. Böylece içsel saatinizin düzene girmesine yardımcı olursunuz.
    3.Alkol, nikotin ve diğer uyarıcı maddelerden uzak durunuz. Özellikle yatma saatinize yakın bu maddeleri tüketmeyin.
    4.Kestirmeleri azaltın. Gün içerisinde kestirme yapmak uykusuz geçen bir geceden sonra çok cazip gelse de gece uykusunun kalitesini ve süresini kısaltmaktadır. 
    5.    Yatak sadece uyumak içindir. Yatakta uzun telefon görüşmeleri yapmak, günü planlamak, televizyon seyretmek, ders çalışmak yatakta uyarıcı etkiye sebep olur ve uykuya dalmanızı geciktirir.
    6.    Yatmadan hemen önce yiyecek ve içecek tüketmeyin. Sindirim sisteminizi harekete geçiren bu davranışlar uykunuzu kaçırabilir. 
    7.    Yatak odanızın rahat olmasını sağlayın. Çok sıcak ya da çok soğuk ortamlar uyku kalitesini olumsuz etkiler. Karanlık ve sessiz bir ortam uyku için idealdir. 
    8.    Yatmadan önce bütün kaygılarınızdan uzaklaşın. Bir sonraki gün için yapacaklarınızı gün içerisinde planlamanız kafanız rahat bir şekilde uykuya dalmanızı sağlar. Sizi düşündüren ya da kaygılandıran durumlar varsa bunları yatmadan önce çözmenizde fayda var.
    9.    Stresinizi azaltın. Yatmadan önce yapacağınız rahatlatıcı nefes ve kas egzersizleri, imajeri, meditasyon ve biyolojik geribildirim gibi teknikler stresi azaltır.
    10.    Uzman bir psikologla görüşüp uykusuzluğunuzun psikolojik sebepleri tespit edilip çözümlenmelidir. 

  • Ergenlik sivilceleri tedavi edilebilir

    Geçenlerde DİVA’ya sivilce ve sivilceli cildin bakımı ile ilgili genel bir yazı yazmıştım. Bazı okurlar akne ve izlerinin tedavisi için de biraz bilgi vermemi rica ettiler. Akne konusu yazmakla bitecek gibi değil! Bilimsel yayınlarda, dünya nüfusunun % 85’inin bu dertten muzdarip olduğu söyleniyor. Benim izlenimim de bunu doğruluyor çünkü hastalarımın önemli bir çoğunluğu, akne sorunuyla başetmeye çalışırlar. Zaten akne, dermatolojinin en fazla uğraştığı ve en fazla araştırma yaptığı konulardan biridir. Buna rağmen ciltteki bu dengesizliğin neden oluştuğu, tam olarak keşfedilememiştir. Nedeni tam olarak bilinmese de, hastalığın seyri çok iyi bilindiği için, tedaviler gayet başarılı sonuçlar vermektedir.

    Sivilce tedavileri genellikle topical (haricen sürülen) ve ağızdan alınan ilaçlarla yürütülür. Son yıllarda, yeni bir ışık tedavisi olan FOTO Rejuvenation da bu konuda yeni olanaklar sağlamaktadır.

    Haricen yapılan kimyasal tedavilerin en başında, çeşitli hidroksi asitlerle yapılan peeling’ler gelir. Hidroksi asitler değişik bitkilerden, meyveler, zencefil, şarap, şeker kamışı, domates suyu ve süt gibi gıda maddelerinden elde edilir. Bu tedavi cildin en üst tabakasında birbirine bağlanan hücreleri ayırır, tıkanan gözenekleri açar.

    Hidroksi asitlerle sonuç alınamadığında, benzol peroksit karışımları veya sentetik bir A vitamini türevi olan Tretinoin tedavisi denenir. Bazı durumlarda, antibiyotik alınması önerilir. Kimi hastalar için hormon tedavisi gerekli olabilir.

    Şiddetli durumlarda Izotretinoin (Roacuttane) tavsiye edilebilir. Bu son derece etkili bir tedavidir ancak yan etkileri düşündürücü olur. Özellikle kistik aknelerde çok başarılıdır. İzotreitonin tedavisi uygulanabilen hastaların yaklaşık %69’u, akneden tamamen kurtulurlar.

    Kistik aknelere, bazı durumlarda cerrahi müdahale yapılır. Cryoterapi, intralezyonal steroidler gibi diğer tedavi çeşitleri de kullanılır.

    Öte yandan Mezoterapi hiç gözardı edileyecek bir yöntemdir. Mezoterapi sırasında, deri altına A vitamini, C vitamini ve antibiyotikler enjekte edilir. Antibiyotik ve A vitamini doğrudan doğruya sivilceleri tedavi eder. C vitamini ise hücre yenilenmesini hızlandırarak iz kalmasını önler.

    Ağızdan A vitamini ve çinko alınması tüm tedavi yöntemlerini destekler.

    Son yıllarda, akne tedavilerine “ FOTO Rejuvenation” adı verilen yeni ışık tekniği de eklenmiştir. Bu yöntemle, cilt altına sarı ışık gönderilir. Cildin bu şekilde uyarılması, kollajen dokusunu arttırır ve sivilceyi oluşturan mikroplara karşı savunma sistemini harekete geçirir. Böylece mevcut sivilceler tedavi edilirken , vücut direnci de artar ve yeni oluşumlar önlenir.

    Tabii tüm bu tedaviler içinde hasta için en doğru olanı sadece cilt doktoru seçebilir. Yöntemler birbiri ile kombine edilebileceği gibi, her biri bazı diğer koşulların ve yan etkilerin dikkate alınmasını gerektirir. Kimisi cildi kurutur, kimisi allerjik reaksiyonlara yol açabilir. Yukarıda sayılan tedavilerin çoğu güneşten korunmayı gerektirir. Tüm bu nedenlerle, akne tedavisi ancak bir dermatoloğun kontrolünde yürütülebilir.

    Bu haftalık bu kadar, gelecek hafta akne izlerini gidermekle ilgili olanaklardan bahsedeceğim.

    Hoşçakalın,

  • Tatilden Sonra Eve Dönmek

    Tatilden Sonra Eve Dönmek

    Umarım herkes güzel bir yaz tatili geçirmiştir. Hepimiz yazı farklı şekillerde geçirdik. Ama ortak olan bir şey varsa o da yaz tatilinin uzun ve yorucu bir yılın ardından bize ilaç gibi geldiği gerçeğidir. Deniz, açık hava, güneş, kumsal, güzel yaz yemekleri, aile ziyaretleri, ertelediğimiz ve uzun zamandır gitmek istediğimiz yerlere yapılan yolculuklar bizi yeniler ve bekleyen yüksek tempolu hayatımıza geri dönmeden önce bizi dinlendirir, şarj eder. Ama tatil hiçbir zaman yeterli gelmez. Hep daha fazlasını isteriz. Tıpkı sinemada film bittikten sonra yanan salon ışıkları gibi birden normal hayatımıza dönmek zorunda kalırız. Döndüğümüzde kendimizi daha önce içinde yaşadığımız kültüre, coğrafyaya, hava değişikliğine ve hayatın ritmine uyum sağlamakta zorlanırken buluruz. Peki, normal hayatın akışından nispeten kısa bir süre diyebileceğimiz bir uzaklaşma neden dönüşte bu kadar sıkıntıya sebep olur? Döndüğümüzde bu kadar sıkıntı çekeceğimiz bir tatil için uzaklaşmaya değip değmediğini bile düşünmeye başlar, hatta gittiğimize pişman bile oluruz. Ama şu bir gerçektir ki bir an önce alışmak ve normal hayatımıza adapte olmak zorundayız. Bu adaptasyon sürecini daha kolay bir şekilde atlatmak için bazı önerilerim olacak.

    Tatil Sonrası Depresyonunu Yenmek İçin:

    1-Bir sonraki tatilinizi planlayın. Eve döndüğünüzde aslında sizi en çok üzen şey artık sizi motive edecek, uğruna beklemeniz gerekecek bir tatil planınızın olmamasıdır. Bunu gidermek için bir sonraki tatilinizde nereye gitmek istediğinizi düşünüp bu doğrultuda planlar yapmak sizi daha umutlu bir bekleyiş sürecine sokar.
    2-Döndüğünüzde hayatınızda gerçekleştireceğiniz hedefler belirleyin. İşinizde yapacağınız bir yenilik, spor salonuna yazılıp daha sağlıklı yaşamak, sigarayı bırakmak, okumak istediğiniz kitapların listesini çıkarmak, yeni hobiler edinmek gibi hedefler sizi hayatınıza daha çabuk adapte eder.
    3-Uykunuzu düzene sokun. Hareketli ve sıcak geçen yaz akşamları uyku düzeninizin bozulmasına neden olur. Yurtdışı gezileri yapanlar yerel saate alışmakta zorluklar yaşayabilir. Uykunuzu ne kadar erken eski düzenine sokarsanız o kadar kolay bir alışma süreci geçirirsiniz. 
    4-Yeme içme alışkanlıklarınızı geri kazanın. Uyku gibi yeme içme alışkanlıklarımız da tatilde değişir. Tatilde daha fazla ya da daha az yeriz. Alkol ve benzeri kalorisi yüksek hatta sağlıklı olmayan yiyecek ve içecekleri fazla kaçırabiliriz. Ayrıca gittiğimiz bölgelerin farklı mutfakları bağırsak floramızı olumsuz etkileyebilir. Bütün bunları göz önüne aldığımızda bir an önce eski sağlıklı beslenme alışkanlıklarımıza dönmek bizi daha çabuk kendimize getirir. Bununla ilgili bir başka önerim ise eğer tatilde beğendiğiniz bir yemek ya da içecek denediyseniz onu evde yapıp tatmak. Bu da tatil özleminizi bir nebze giderir. 
    5-    Tatil anılarınızı meditasyona çevirin. Nasıl mı? Tatilde yaşadığınız güzel anıları stresli ve sıkıntılı zamanlarınızda aklınıza getirin. Kendinizi tatilde en huzurlu ve iyi hissettiğiniz bir yerde hayal edin. Bu şekilde günün stresli temposundan biraz da olsa uzaklaşmış, tatil anılarınızı güzel bir şekilde değerlendirmiş olursunuz. 
    6-    Tatil esnasında birçok yere gideriz. Bazen gittiğimiz yerler yaşadığımız yerlerden daha olumsuz şartlara sahiptir. Oralarda edindiğimiz bilgiler, insanların yaşayış şekilleri yaşadığımız koşulların ne kadar olumlu olduğu gerçeğini bize hatırlatır ve eve geri döndüğümüzde bu pozitif bilgi ışığında yaşadığımız yerin değerini daha iyi anlarız.
    7-    Tatildeki aktif ve enerjik doğanızı döndüğünüzde normal hayatınıza da aktarın. Aktif olmanın ruh halinize olan pozitif etkilerini tatilde hissettiniz. Peki, döndüğünüzde neden bunu devam ettirmiyorsunuz? Daha fazla sosyalleşin, arkadaşlarınızı arayın, onlarla aktiviteler planlayın, müzelere gidin, hayatı kaldığı yerden yakalayın ve tatilin verdiği yenilenme ile daha enerjik ve daha motive bir şekilde hayatınızı yaşamaya devam edin.

  • Akneli cilde nazik bakım gerekir

    Akneli cilde nazik bakım gerekir:

    ▪ Akneli ciltler normal ciltlerden daha hassastır. Bu nedenle, her şeyden önce aşırı soyucu ve tahriş edici uygulamalardan kaçınmak gerekir.

    ▪ Cilt temizliği önemlidir ancak abartılmadan yapılmalıdır. Akneli cildin PH dengesi çok kolay bozulur. Bu açıdan sadece PH 5-5 temizleyicilerin ve tercihen alfa hidroksi asitli (AHA) ürünlerin kullanılması gerekir. Jel kıvamındaki temizleyiciler ciltten kolayca arındığı için daha güvenlidir.

    ▪ Siyah noktaların temizlenmesi yararlı olabilir ama bunu sadece deneyimli uzmanlara yaptırmalısınız.

    ▪ Akneli cildi fırçalamak, kaşımak, sivilceleri sıkmak veya jiletle traş olmak, yüzde kalıcı izler bırakabilir.

    ▪ Akneli ciltlerin de neme ihtiyacı vardır. Yağsız nemlendiriciler, böyle ciltleri sakinleştirir ve rahatlatır. Ancak yüz yıkandıktan sonra hemen sürülmez, bir süre beklenir. Yeni yıkanan deri gerildiği için, ihtiyacından fazla nemlendirici emebilir.

    ▪ Kullanılacak tüm makyaj malzemeleri, traş losyonları ve nemlendiricilerin hafif, yağsız ve hatta “oil-control” yani yağ dengesini koruyan cinsten olmasına dikkat edilmelidir.

    Akneli cildin en iyi ilacı “ peeling” ve A Vitamini:

    Sivilce tedavileri genellikle topical (haricen sürülen) ve ağızdan alınan ilaçlarla yürütülür. Son yıllarda, yeni bir ışık tedavisi olan FOTO Rejuvenation’da bu konuda yeni olanaklar sağlamaktadır.

    ▪ Haricen yapılan kimyasal tedavilerin en başında, çeşitli hidroksi asitlerle yapılan peeling’ler gelir. Bu tedavi cildin en üst tabakasında birbirine bağlanan hücreleri ayırır, tıkanan gözenekleri açar.

    ▪ Hidroksi asitlerle sonuç alınamadığında, benzol peroksit karışımları veya sentetik bir A vitamini türevi olan Tretinoin tedavisi denenir. Bazı durumlarda, antibiyotik alınması önerilir. Kimi hastalar için hormon tedavisi gerekli olabilir.

    ▪ Şiddetli durumlarda Izotretinoin (Roacuttane) tavsiye edilebilir. Bu son derece etkili bir tedavidir ancak yan etkileri düşündürücüdür. İzotreitonin tedavisi uygulanabilen hastaların yaklaşık %69’u, akneden tamamen kurtulurlar.

    ▪ Kistik aknelere, bazı durumlarda cerrahi müdahale yapılır. Cryoterapi, intralezyonal steroidler gibi diğer tedavi çeşitleri de kullanılır.

    ▪ Öte yandan Mezoterapi hiç gözardı edileyecek bir yöntemdir. Mezoterapi sırasında, deri altına A vitamini, C vitamini ve antibiyotikler enjekte edilir. Antibiyotik ve A vitamini doğrudan doğruya sivilceleri tedavi eder. C vitamini ise hücre yenilenmesini hızlandırarak iz kalmasını önler.

    ▪ Ağızdan A vitamini ve çinko alınması tüm tedavi yöntemlerini destekler.

    Tabii tüm bu tedaviler içinde hasta için en doğru olanı sadece cilt doktoru seçebilir. Yöntemler birbiri ile kombine edilebileceği gibi, her biri bazı diğer koşulların ve yan etkilerin dikkate alınmasını gerektirir. Kimisi cildi kurutur, kimisi allerjik reaksiyonlara yol açabilir. Yukarıda sayılan tedavilerin tümü güneşten korunmayı gerektirir.

    Aklınızda olsun, bu işe ne kadar erken başlanırsa, sonucu o kadar başarılı olur. İzler ve çukurlarla baş etmek de mümkündür ama biraz zaman ister. Ne yazık ki, tedavinin en etkili olacağı dönemde aileler akneyi pek ciddiye almazlar. Sivilcelerin gelip geçici bir ergenlik belirtisi olduğunu düşünüp, kendi kendine kaybolmasını beklerler. Tabii geçer ama ne zaman? Bazı insanlarda akne 50 yaşına kadar devam eder. Daha önce atlatanların oranı yüksek olsa bile, geride ne izler kalır, o belli olmaz…

  • Stres Nedir?

    Stres Nedir?

    Son dönemlerin en fazla rastlanan psikolojik problemlerinden biri olan streskimi zaman sizi baskı altına alır, kimi zaman en iyi şekilde motive eder, kimi zaman ise en tehlikeli anlarda güvende olmanızı sağlar. Stres yıkıcı hale gelmeden stres nedir bilmek gerekir.

    Stres Nedir?

    Stres, vücudunuzun her türlü talep veya tehdide yanıt verme şeklidir. Tehdit altında olduğunuzu hissedince sinir sisteminiz vücudu uyaran bir takım stres hormonları salgılayarak karşılık verir. Kalbiniz hızlanır, kaslarınız sıkılır, kan basıncı yükselir, nefes yükselir ve duyularınız keskinleşir. Bu fiziksel değişiklikler gücünüzü ve dayanıklılığınızı artırır, reaksiyon sürenizi hızlandırır ve odaklanmanızı sağlar. Bu, “savaş veya kaç” veya mobilizasyon stres tepkisi olarak bilinir ve vücudunuzu korumanızın bir yoludur. Stres, aslında her zaman olumsuz bir durum değildir. Rahat olduğunuz dönemde, sizin daha enerjik ve uyanık kalmanıza yardımcı olabilir. Hatta acil durumlarda, stres hayatınızı kurtarabilir. Örneğin kendinizi savunmak veya kazadan kaçınmak için arabanın frenlerine yüklenmenizi sağlamak gibi. Ancak rahat olmadığınız dönemde stres zihninizde ve vücudunuzda büyük hasarlara neden olur.

    Stresin Etkileri

    Vücudun sinir sistemi genellikle günlük stres faktörlerini ve hayatı tehdit eden olayları ayırt etmekte kötü bir performansa sahiptir. Örneğin işe gidip gelirken trafik sıkışıklığında vücudunuz bir ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalmış gibi tepki verir. Günlük yaşamınızda sürekli bu gibi durumlar yaşadığınızda, stresi aşamadığınızda ciddi sağlık sorunları yaşayabilirsiniz. Stres vücudunuzdaki hemen hemen her sistemi bozar. Bağışıklık sisteminizi devreden çıkarır, sindirim ve üreme sistemlerinizi sıkıntıya sokar, kan basıncını yükseltir, kalp krizi ve inme riskini arttırır, yaşlanmayı hızlandırır ve sizi birçok zihinsel ve fiziksel sağlık sorunlarına karşı savunmasız bırakır.

    Stresle Baş Etme Kabiliyetinizi Geliştirin

    Hareket edin: Egzersiz yapın. Hem kollarınızı hem bacaklarınızı hareket ettirmeyi gerektiren aktiviteler stres yönetimi konusunda özellikle etkilidir. Yürüyüş, koşu, yüzme, dans ve aerobik hareketler gibi ritmik egzersizler, özellikle dikkatle uyguladığınızda iyi seçeneklerdir.

    Başkalarıyla iletişim kurun: Güvendiğiniz ve yakın hissettiğiniz biriyle yüz yüze sohbet etmek, stres yaratan hormonları olumlu yönde etkileyebilir. Psikoterapistler, arkadaşlar ve akrabalar bu süreçte yararlı olurlar.

    Duyularınızı harekete geçirin: Streste rahatlamanın bir diğer yolu, görme, ses, koku, dokunma veya hareket gibi duyularınızı etkilemektir. Bir şarkıyı yüksek sesle dinlemek, mis gibi kokan bir fincan kahve, bir hayvanı sevmek sizi rahatlatabilir. Ayrıca sağlıklı beslenmenin de stresle baş etmedeki rolünü unutmamalıyız.

    Kendinize gevşeme zamanı ayırın: Yoga, meditasyon ve derin nefes alma gibi rahatlama teknikleri, vücudun gevşeme tepkisini harekete geçirir; savaş ya da kaç stres tepkisinin tam tersi bir dinlenme halidir.

    Dinlenin: Yorgunluk stres yaratabilir. Uyku esnasında hem vücudumuz hem de düşüncelerimiz dinlenir. Yorgun bir vücut stresin zararlı etkilerine karşı daha savunmasızdır. Günde 7-8 saat uyumayı alışkanlık haline getirin.