Yazar: C8H

  • Kıllarınız artıyorsa..

    Geçende bir hastam epilasyon için randevu almıştı. Odama gelip derdini anlatmaya başladı. Bacaklarındaki kıllar kalınlaşmıştı, bu yetmezmiş gibi göğsünde de kıllanma başlamıştı. Konuşurken dikkat ettim, hastamın sesi de biraz kalınlaşmış, yüz cildi yağlanmıştı. Siyah noktalar karşıdan bile fark ediliyordu. Dosyasına baktım, iki yıl önce böyle sorunların belirtisi yoktu. Bu arada biraz kilo da almıştı. Rejim yaptığı halde zayıflayamadığını anlattı. Anlaşılıyordu, olay sıradan bir epilasyon sorunu değildi besbelli…

    Biz kalıcı epilasyon talep edenleri sorgusuz sualsiz, plansız programsız tedaviye almayız. Çünkü kıllanma oldukça karmaşık bir sistemin ürünüdür. Örneğin hamilelikte, hormon bozukluklarında ve kortizon tedavileri sırasında veya bazı ilaçların yan etkisiyle vücutta tüylenme artabilir. Bu gibi geçici durumlarda hormonal dengesizliğin tedavi edilmesi, sorunu büyük ölçüde ortadan kaldırabilir ve kalıcı epilasyona gereksinimi azaltabilir. Çünkü ilaçların kesilmesinden sonra her şey normale döner. Ancak uzun süreli kortizon tedavilerinde kıllanma bazen çok rahatsız edici boyutlara varabilir. Böyle durumlarda bir yandan epilasyona devam etmeyi düşünebiliriz.

    Yukarıda bahsettiğim hastamın sorunu “HİRSUTİZM” adı verilen bir hastalıktı. Bu tip kıllanmanın tipik belirtileri; Kıllanmanın yanı sıra cildin yağlanması, sivilcelerde artış, saçlarda azalma, memeden süt gelmesi, kilo alma eğilimidir. İleri safhalarda seste derinleşme, artan kas yapısı, klitorisin büyümesi ve göğüslerin küçülmesi gibi erkeksi belirtiler meydana çıkar. Yüzde, karında ve göğüste kıllar kalınlaşır.

    Bu hastalığın gerçek nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak kadınların %10 u üretken yaşlarında, bu sorunu yaşarlar. En iyi bildiğimiz nedenlerden biri “ polikistik over sendromu (PCOS)”dur. Aşırı kıllanma erkeklik hormonu androjenlerin (genellikle testosteron) artmasına bağlıdır. Bazen ağırlıklı olarak kırmızı et ile beslenme hormon dengesini erkeklik hormonu lehine bozabilir.

    Aşırı kıllanmaya neden olabilen sorunlar:

    ▪ Adet düzensizlikleri

    ▪ Polikistik over sendromu

    ▪ Kıllanma birden bire ve çok hızlı gelişirse TÜMÖR’den kuşku duyulur.

    ▪ Bazı tümörler DHEA veya KORTIZOL salgılayarak kılların artmasına neden olurlar.

    ▪ PROAKTİN düzeyinin yüksek olması

    ▪ DOĞUM KONTROL İLAÇLARI’nın bazıları

    ▪ Bazen HAMİLELİK sırasında kıllanma artabilir.

    ▪ AŞIRI KİLO hormon dengelerini bozarak kıllanmaya neden olabilir

    Genetik faktörler, ırk ve etnik özelliklere bağlı olarak kıllanma değişik özellikler gösterir. Akdeniz’li kadınlarda kıllar daha uzundur. Öte yandan Amerikan yerlileri ve Asya’da yaşayan kadınlarda ve genel olarak sarışınlarda kıllanma daha azdır. Ailenin geçmişi, önceki nesillerin ne kadar kıllı olduğu da belirleyici bir etkendir.

    Tekrar başa dönecek olursam, kılların artması da, azalması da sıradan olaylar değildir. Saç dökülmesi bir yana, kıllarının azalmasından kimse şikayet etmez. Ama kıllar artıp kalınlaşıyorsa, işler değişir. Mutlaka kozmetiğin ötesinde üzerine gidilmesi, bir dizi araştırma yapılması, nedenlerinin bulunup ortaya çıkarılması gerekir.

    Kendinize iyi bakın,

  • 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü

    10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü

    Dünya Ruh Sağlığı Federasyonu’nun girişimi ile 1992 yılından bu yana her yıl 10 Ekim günü “Dünya Ruh Sağlığı Günü” olarak kutlanmaktadır. Öncelikli hedefi ruh sağlığı konusunda kamu bilinci oluşturmak ve bu süreçte ruhsal bozukluklara karşı koruyucu çalışmaların ve tedavi hizmetlerinin tanıtılmasını ön plana çıkarmaktır. Bu yazıyı iki bölüm halinde yazacağım. İlk bölüm ruh sağlığının tanımı ve sağlıklı olmayan insan davranışlarının açıklanması üzerine olacak. İkinci bölümde ise ruh sağlığı ile ilgili toplum tarafından bilinen yanlış inanışlara değineceğim.

    RUH SAĞLIĞI NEDİR?

    Ruh sağlığı duygusal, psikolojik ve sosyal sağlığımızı kapsayan bir kavramdır. Düşüncelerimizi, duygularımızı ve davranışlarımızı etkiler. Stresle baş etme şeklimizi, başkaları ile olan ilişkilerimizi ve hayatımızla ilgili yaptığımız seçimleri etkiler. Ruh sağlığı hayatın her evresinde önemlidir. Ruh sağlığı sorunları kişilerin gündelik yaşamlarını ciddi boyutlarda etkiler ve kişilerin kendinden beklenen iş, okul, ev, toplumsal roller ve kendine bakabilme işlevlerini giderek yitirip üretici niteliğini ve sosyalliğini kaybetmesi ve görevlerini aksatmasına sebep olur. Ruhsal hastalıklar tedavi edilemediği zaman daha çok işlev ve işgücü kaybına, ailesel sorunlara yol açmakta, hastalığının yaygınlığının ve tedavi maliyetlerinin artmasına neden olabilmektedir. Ruhsal sağlık problemlerine sebep olan faktörler şu şekilde sıralanabilir:

    • Biyolojik faktörler; genetik yatkınlık ve beyin kimyasının değişmesi

    • Yaşanan hayat tecrübeleri; travmalar ya da istismarlar

    • Ailede ruhsal bir hastalığın olması

    Ruhsal hastalıklar sanılanın aksine toplumun bütününü ilgilendiren bir sorundur ve sanılandan daha sık görülürler. Sıklığı ve yaygınlığı giderek artmakta, toplumun her kesimini etkilemektedir. Ruhsal hastalıklar tedavi edilmediklerinde sonuçları hem bireyi hem de toplumu etkiler ve çeşitli kayıplara yol açabilir. Günümüzde insanların % 25’i- her dört kişiden biri- yaşamlarının bir döneminde ruhsal hastalıklardan etkilenmektedir. 75 yaşına gelmiş kişiler arasında herhangi bir ruh hastalığı yaşamış olanların oranı %50,8 i bulmaktadır. Ülkemizde ruh sağlığı sorunlarına yönelik damgalama nedeniyle halen psikolojik destek alma konusunda çekinceler yaşanabilmektedir. Yardım almaktan çekinmeyin ve ruhsal problemlerin doğru tedavi yöntemleri ile tedavi edilebildiğini unutmayın.

    ERKEN BELİRTİLER

    Kendinizde ya da sevdiklerinizde ruhsal bir hastalık olduğunu mu düşünüyorsunuz? Sıralayacağım belirtilerden bir ya da daha fazlasını yaşıyorsanız ruhsal bir sağlık probleminiz olabilir. 

    • Çok fazla ya da çok az yemek ve uyumak 

    • Gündelik hayatınızdaki insanlardan ve işlerden uzaklaşmak ve odaklanamamak

    • Enerjinizin olmaması, sürekli bir yorgunluk hali 

    • Duygusuzlaşma ya da hiçbir şeyin umurunuzda olmaması durumu 

    • Sebepsiz fiziksel ağrılar 

    • Çaresizlik ve umutsuzluk duyguları

    • Bağımlılıkların artması 

    • Normalde olduğundan daha fazla şaşkınlık, unutkanlık, öfke, endişe veya korku durumu

    • Duygu durumundaki ani değişiklikler

    • Sürekli aynı olayı ya da düşünceyi düşünüp durmak

    • Gerçekte olmayan sesler duymak, görüntüler görmek

    • Paranoya ve kurgular

    • Kendine veya bir başkasına zarar verme düşünceleri

  • 7den 70e herkes güneşten koruyucu kullanmalı

    7den 70e herkes güneşten koruyucu kullanmalı

    SPF (Sun protection factor yada güneşten koruma faktörü) adı verilen ürünler, güneş hasarlarına karşı korunabileceğimiz süreyi uzatırlar. Ne kadar yüksek faktörlü SPF kullanılırsanız, korunma süresi o kadar artar. Ancak bu ürünlerin çoğu suyla akıp gider. Bu nedenle terleme veya suya girme gibi bir nedenle ıslanacak olursanız, yeniden koruyucu sürmeniz gerekir. Bütün gün dışarıda kalacaksanız, ancak 45 veya 60 faktör SPF sürerek kendinizi koruma altına alabilirsiniz. Aklınızda olsun, SPF sürmeniz makyaj yapmanıza engel değildir. Ancak makyajla renklenen cildiniz,yoğun güneş altında (özellikle allık), ışığı daha fazla çekeceği için lekelenmeye neden olabilir.

    Yaşlı, genç herkes güneş riski altındadır. Bebeklere 6 aylıktan itibaren koruyucu sürülmelidir. 18 yaşın altındaki gençlerde ve çocuklarda güneş etkilerine bağlı kanser tehlikesi çok yüksektir. Çünkü bu yaşlarda deri ince ve hassastır. Ayrıca kendilerini korumayı bilmezler. Oyun oynarken veya dışarıda dolaşırken, güneş altında geçirdikleri zamanın farkına varmazlar. 18 yaşından sonra bronzlaşma tutkusu bize her türlü tedbiri unutturur. Oysa güneşten koruyucular, en iyi kırışık kreminden bile daha önemlidir.

    Bronzlaşma ürünleri ile SPF ürünleri birbirinin zıttıdır:
    Bir çok kişi bronzlaştırıcı kremleri koruyucu kremlerle karıştırır. Sanki güneş altında her yağ, her sprey , her krem aynı işe yararmış gibi davranır. Sonunda ıstakoz gibi kızarınca şaşırır, kullandığı ürünü suçlar. Oysa bronzlaşma ürünleri ile, SPF ürünleri birbirinden tamamen farklıdır. Hatta birbirinin zıttıdır!

    § Cilde hiçbir şey sürülmeksizin yanıldığı zaman, cilt güneş ışınlarının bir kısmını emer, bir kısmını yansıtır.
    § Bronzlaştırıcı kremler sürüldüğünde, cilt güneşi daha çok emer, daha az geri yansıtır. Bu da güneş hasarlı bronzlaşmanın daha çok olacağı anlamına gelir…
    § Koruma faktörlü kremler (SPF) ise, güneşin emilmesine engel olur, ışınları yansıtma oranını arttırır.

    Kendinize çok iyi bakın,

  • Panik Atak Nedir? Panik Atak Tedavisi Var mıdır?

    Panik Atak Nedir? Panik Atak Tedavisi Var mıdır?

    Panik Atak Nedir?

    Beklenmedik durumlarda ortaya çıkan, panik ataklarla seyreden bir kaygı bozukluğudur. Ataklar sırasında yoğun bir şekilde korku, kaygı ve sıkıntı yaşanır. Panik atak çok ani bir şekilde ortaya çıkar yaklaşık 10 dakika içerisinde en üst seviyeye ulaşır ve yaklaşık 20-30 dakika devam eder.

    Panik Atak Nasıl Oluşur?

    Kişinin dış dünyası veya iç dünyasını etkileyen önemli bir olay yaşanır. Bu olay ölüm, felaket, kayıp, gibi ağır bir yaşamsal olay da olabilir iş yerinde ağır bir sorumluluk da olabilir, okul yaşamında kaygısını arttıran bir sınav da olabilir. Yoğun kaygı oluşturan olay kişinin bedenine odaklanmasına sebep olur. Dikkatin bedene odaklanması bedenin verdiği normal tepkilerin, felaketlişrirlerek yorumlanmasına neden olur. Mesela göğsün normal ağrısı, kalp krizi, kollarda uyuşma felç geçirme, baş dönmesi bayılma olarak yorumlanır. Felaketleştirici yorumlar kaygının artmasına, kaygının artması, bedensel belirtilerin daha yoğun yaşanmasını sağlar. Bu şekilde ilk panik atak yaşanmış olur. İlk panik atak krizi genelde hastanenin acil bölümüyle sonuçlanır.

    Panik Atak Belirtileri

    Panik atağın 13 tane belirtisi vardır, panik atak tanısı için aşağıda yazılı olan belirtilerden 4 tanesini yaşıyor olmanız gerekiyor.

    Çarpıntı                                       Göğüste Sıkışma

    Terleme                                       Yabancılaşma                                                

    Titreme                                        Deride yanma, Karıncalanma                   

    Boğulma Hissi                             Çıldırma Korkusu                                         

    Uyuşma                                       Ateş Basması

    Ölüm korkusu                              Baş Dönmesi

    Mide Bulantısı                                      

    Panik Bozukluk Mu Panik Atak Mı?

    Bir defa panik atak geçirdiyseniz yani boğulma hissi, nefessiz kalma, terleme, baş dönmesi, ölüm korkusu bayılma korkusunu nöbet şeklinde bir defa yaşadıysanız bunun adı panik atak. Panik atak nöbetinden sonra sürekli atak beklentisi içindeyseniz, zihninizde sürekli atak geleceği kaygısıyla yaşıyorsanız, sürekli vücudunuza odaklanıyor ve kaçınma davranışları gösteriyorsanız artık siz panik bozukluk yaşıyorsunuz demektir.

    Panik Atağın Tedavisi Var mıdır?

    Evet panik atak tedavi edilen bir rahatsızlıktır.

    İlaçsız tedavi edilmesi mümkün müdür? Panik atak ilaçsız da gayet başarılı bir şekilde tedavi edilen bir rahatsızlıktır. Özellikle Bilişsel Davranışçı Terapi panik atak tedavisinde oldukça iyi sonuçlar elde etmektedir.

    Panik Atak Nasıl Tedavi Edilir?

    Kaçınma ve güvenlik sağlayıcı davranışlar, panik atak sırasında kısa süreli bir rahatlama sağlar fakat panik bozukluğun kişinin hayatını daraltmasına, hastalığın daha uzun süreli yaşanmasına neden olur.

    Hastalığın yıllar geçtikçe etkisini arttırmaya, hastalığın çözümü yokmuş gibi yaşanmasına neden olur.

    Kaçınma ve güvenlik sağlama davranışını yapmamak örneğin asansöre binmesini sağlamak, tek başına sokağa çıkabilmek, atak anında hastaneye koşmamak panik bozukluğu yenmek için önemli bir adım olur.

    Panik atak anında 2 tane önemli yöntemi öğrenmek önemli. Birincisi danışanlar panik atak anında genelde hızlı ve ağızdan nefes alırlar ki bu yanlış bir nefes alma yöntemidir. Doğru nefes alma egzersizi ile panik atağın kontrol altına alınması daha kolay olur.

    Doğru nefes egzersizi nasıl yapılır?

    1 Burundan yavaş yavaş ve derin nefes al.

    2 Nefesi içinde bir süre tut.

    3 Sonra yavaş yavaş ağızdan nefesi geri ver.

    Bu nefes alma egzersizi, panik atak anında “nefesim yetmiyor, nefes alamıyorum” hissiyle baş etmenizi, hızlı nefes alma nedeniyle yaşadığınız baş dönmesini yaşamamanızı ve çarpıntınızın normal olduğunu görmenizi sağlar.

    İkinci önemli yöntem; panik atak anında ‘’çıldırıyorum, ölüyorum, felç geçiriyorum” düşünceleri sıklıkla zihinde olur. Ve bu düşüncelere atak anında çok inanır ve bundan dolayı ortamdan kaçmak ilaç almak ya da doktora gitmek çözümlere başvurursunuz. Panik atak anında bu düşüncelerin gerçek olmayabileceğini fark etmek, ortamdan kaçmadan da panik atağın geçeceğini görmek önemlidir. Bulunduğunuz ortamı terk etmeden kaygının azaldığını görmenizi sağlamak terapideki önemli aşamalardan biridir. Bu egzersiz terapist yardımı ve planıyla aşama aşama yapılmalıdır. Terapistin planı ve yardımı olmadan yapılırsa kaygının daha çok artmasına neden olabilir.

  • Kırışıklıklar ve lekelerin çoğu güneşin eseridir

    Tüm uzmanlar, giderek artan bir hassasiyetle, bizi güneşe karşı uyarıyorlar. Biz güneş altında bronzlaşarak daha güzel olmayı ümit ederken, bir yandan da cilt yaşlanmasına tüm kapıları ardına kadar açmış oluyoruz. Kısa süreli olarak esmerlik bizi hoş gösterebilir ama orta ve uzun vadede başımıza büyük işler açar. Çünkü güneşin hiç şakası yok! Güneş tüm sağlığımızı, gençliğimizi ve güzelliğimizi tehdit ediyor. Bunu anlamak için alim olmamıza gerek yoktur.

    GÜNEŞ GÖRMEYEN YERLERİMİZDE KIRIŞIKLIK OLUŞMAZ
    Gerçeği fark edebilmek için, gayet basit bir gözlem yeterlidir. En fazla güneş gören yerlerimiz nereleridir? Kuşkusuz yüzümüz, boynumuz, dekoltemiz, kollarımız ve ellerimiz. En çabuk yaşlanan yerlerimiz tam da buralarıdır. Kırışıklık, çizgiler, lekeler hep yüzümüze özgü sorunlardır. Vücudumuzun güneş görmeyen yerlerinde kırışıklıktan ve lekelerden bahsetmeyiz. Çünkü yoktur! Evet kalçalarımız, karnımız, popomuz, bacaklarımız, göğüslerimiz de bizi kaygılandırabilir ama ciltleri yönünden değil. Oralarda yağ dokusu ile, kaslarla, ödemlerle, sellülitlerle yada varisler gibi kan dolaşımına ait sorunlarla baş etmeye çalışırız. Kırışıklıklar ve lekeler ise, bire bir güneşin eserleridir. Emin olun, güzellik salonlarını, estetik merkezlerini meşgul eden işlemlerin büyük çoğunluğu güneş hasarları ile ilgilidir.

    * Güneşlenmek bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve tüm hastalıklara davetiye çıkarılması anlamına gelir. Bugün konuyu güzellik açısından ele aldığım için cilt kanserlerinin ne kadar büyük bir hızla arttığından bahsetmiyorum. Kuşkusuz güneş ışınlarının en tehlikeli sonuçları onlardır. İnsan başına gelmedikçe böyle şeyleri aklına getirmemeye çalışır ama gerçek değişmez.

    BRONZLAŞMAK, GÜZELLİK ARAYIŞINDA BÜYÜK BİR YANILSAMADIR:
    Cildin yaşlanmasına yol açan birçok neden sayabiliriz ama bunlar genel olarak iki grupta toplanırlar.

    § Birincisi organizmanın doğal seyrinde gelişen içsel yaşlanmadır.
    § İkincisi ise dış faktörlerden kaynaklanan yaşlanmadır. Sigara, dengesiz beslenme, uykusuzluk vs. gibi. Bunların en başında güneş ışınlarının yıkıcı etkileri gelir.

    Cildimizdeki olumsuz değişimlerin %80’i güneş hasarlarıdır. 50 yaşında ortaya çıkan derin kırışıklıkların büyük bölümü, 20’li yaşlarda maruz kaldığımız güneş ışınlarının sonuçlarıdır.

    PHOTO AGİNG
    Doğal seyrinde yaşlanan deriler, yumuşaklığını kaybetmezler ve kırışıkları hafif, ince çizgiler halindedir. Fazla güneşlenen insanların cildi ise zamanla kalınlaşır, sertleşir ve kırışık çizgileri derinleşir. Çünkü güneş ışınları cildi gergin, esnek ve pürüzsüz tutan doğal yapıyı bozar. Deriye gerginliğini ve sıkılığını sağlayan liflerin bir kısmı dejenere olur, bir kısmı da yok olur. Bu durum cildi desteksiz bırakır. Cilt köselemsi bir görünüm almaya başlar ve photo-aging belirtileri oluşur.

    “Photo-aging” yaşa değil, güneşe bağlı yaşlanmaya verilen addır. Birçok sanatfotoğrafında gördüğümüz gibi yüz adeta oluk oluk ve kat kattır. Bu durum tipik olarak, yaşamları boyuncagüneş altında toprakla uğraşan köylülerde, balıkçılarda ve denizcilerde görülür. Ama önlem almazlarsa, saatler boyunca plajda güneşlenmeyi sevenlerin kaderi de maalesef farklı olmaz..

    Photo-Aging’in sonuçları:

    Ø Genç sayılabilecek bir yaşta yüzde derin çizgiler oluşmaya başlar.
    Ø Cilt nemini kaybeder.
    Ø Cilt yüzeyi pürtüklenir, rengi homojenliğini kaybeder
    Ø Cilt rengi küllü bir sarıya dönüşür, matlaşır ve donuklaşır.
    Ø Deri kalınlaşır ve köselemsi bir yapı alır
    Ø Gözle görünür porlar oluşur, siyah noktalar artar
    Ø Cilt en küçük bir tahrişte morarmaya başlar
    Ø Yüzdeki kılcal damarlar yüzeyde bir örümcek ağı gibi görünür
    Ø Çiller ve yaşlılık lekeleri oluşur: Kahverengi (hiperpigmentasyon) veya beyaz (hipopigmentasyon) lekeler.
    Ø Deride, ileride kanser riski taşıyabilecek, pürtükler, kabarıklıklar meydana gelir;
    Ø Aktinik keratoz, bazal hücreli epitelyoma ve squamous hücreli karsinomlar gibi cilt dejenerasyonları meydana gelir.
    Ø En büyük tehlike ise deri kanserleridir!
    Doğal yaşlanma sürecini dejenere eden faktörler

    Bazı etkenler insanı ve yaşama tutunan direncini, savunmasız hale getirir:

    § Güneş ışığı
    § Sigara
    § Hava kirliliği
    § Dengesiz beslenme
    § Alkol tüketimi
    § Stres
    § Sert sabunlar, deterjanlar ve bazı kozmetik ürünler
    § Uyku düzensizlikleri ve yatış şekli
    § Mimikler

    Güneş:

    PHOTO-AGING

    Güneş ciltteki yağı parçalar ve kollajeni yiyip bitirir !
    Sonuç, erken yaşlanmadır.

    Cildi zamanından önce yıpratan sayısız dış etken içinde en önemlisi
    güneş ışınlarıdır.

    Güneş, bir bakıma hücreleri yiyip bitiren serbest radikalleri çoğaltır ve
    aktifleştirir. Aynı zamanda, cilt hücrelerindeki yağı parçalayan bir enzim üretir.
    Bu enzimin adı, “arakidonik asit” tir. Güneş etkisiyle artan
    serbest radikaller “transciption” faktörlere dönüşürler ve hücrelerin merkezine,
    DNA’nın faaliyetine zarar verirler. Güneşten alınan ultraviyole ışığı ile yaratılan
    tüm bu faktörler ve enzimler, ciltteki kollajeni sömürmeye başlarlar. Bazı bilim
    adamları bu duruma mikro yaralanma adını verirler. Bunların bir araya gelmesiyle
    derin kırışıklıklar oluşur.

    MİKRO YARALANMA TEORİSİ

    Ø Güneş serbest radikalleri arttırır.
    Ø Serbest radikaller transcription faktör adı verilen molekülleri aktifleştirir.
    Ø Transciption faktörler hücrelerin merkezinde bulunan nükleus (çekirdek) hücresinin merkezine ulaşırlar.
    Ø Nükleusa ulaşan bu faktörler DNA’yı değişik kimyasallar üretmeye zorlarlar.
    Ø Örneğin, NFk-B gibi kimyasallar iltihaplanmalara neden olurlar ve yaşlanma sürecini hızlandırırlar.
    Ø Ultra viyole ışığı ile aktive olan transciption faktörler AP1 ‘e dönüşürler.
    Ø AP1 ciltteki kollajeni sindiren enzimler üretmeye başlar.
    Ø Bütün bunların sonucunda kollajen dokusunda mikro yaralanmalar oluşur.
    Ø Mikro yaralanmalar birleşerek derin kırışıklıkları meydana getirir.

    Kitabımızın, “Bronz Tutku” adlı bölümünde daha ayrıntılı anlatılmış olduğu gibi, bu etkilere cildin kalınlaşması, yaşlılık lekeleri, çiller, renk hücrelerinin kaybı, ekimozlar, kılcal damar çatlamaları ve deri kanseri riski eklenir.

    İyisi mi, siz güneşten korunmayı ihmal etmeyin. Saat 10 ile 15 arasında plajlara hiç uğramayın. Sabah erken saatlerde veya akşamüzeri denize girmenin keyfini çıkarın. Gene de bol bol güneşten koruyucu sürerek kendinize iyilik edin. İnanın, koruma faktörü (SPF) yüksek, iyi bir güneşten koruyucu, cildiniz için en pahalı nemlendiriciden veya kırışık engelleyici kremden daha yararlıdır. Camlarının rengi koyu, UV filtreli bir güneş gözlüğü ise hem gözlerinizi katarakt tehlikesinden korur hem de tüm gözaltı kremlerinden daha etkili olur.

    Bronzlaşmak istiyorsanız, gelişmiş solaryumlardan veya cilde renk veren kremlerden yararlanın. Bir sezonluk bronzluk ve çekicilik uğruna, daha sonraki yılları kendinize zehir etmeyin.
    Umarım tadınızı kaçırmamışımdır. Ama daha otuzlu yaşlarında yüzü kırış kırış olmuş ve lekelerle dolmuş hastalar beni çok üzüyor. İnanın güneşi ben de çok seviyorum ama güneşin saat 20’den sonra battığı bu imtiyazlı günlerde, öğle saatlerini evde geçirip, gün batımını plajda yaşamak hem daha güvenli hem de daha keyifli.

    Haftaya, sağlığınızı tehdit etmeden nasıl bronzlaşabileceğinizi yazacağım.

    Şimdilik hoşçakalın,

  • Dikkat Dağınıklığı ve Hiperaktivite

    Dikkat Dağınıklığı ve Hiperaktivite

    Dikkat dağınıklığı, öğrenme mekanizmasının gerçekleşmesi için gerekli olan konsantre olma ile yakından ilgilidir. Kişinin bir konu ya da bir duruma tam anlamıyla odaklanamaması demektir. Nörolojik bir temeli olup hem çocuklar hem de yetişkinler de dahi görülebilen bir hastalık özelliği olarak görülür.

    Çocukların dikkat süresi, odaklanmaları yetişkinlere göre oldukça kısa sürelidir. Bir de bu sürece dikkat dağınıklığı eklenince yaşanılan sorunlar daha ciddi bir hal almaya başlamaktadır.

    Dikkat dağınıklığı, kişinin kendini kontrol etmesindeki zayıflığından kaynaklanır. Ve zayıflığın utangaçlıkla, sıkılganlıkla ya da tembellikle bir ilişkisi olmayıp hastalık şeklinde düşünülmesi gerekir.

    Dikkat dağınıklığı ile hiperaktivite çoğunlukla birlikte ifade edilmektedir. Ancak bu yanlış algıyı düzeltmek önemlidir. Her dikkati dağınık olan çocuk hiperaktif değildir. Sadece dikkat dağınıklığı, sadece hiperaktivite ya da her ikisi de birlikte bulunabilir.

    Çoğunlukla ebeveynler dikkat dağınıklığı yaşadığını düşündükleri çocukları için şunları söylerler:

    • Aklı hep başka yerde.

    • Ödev zamanı tam bir karmaşa.

    • Bir kulağından giriyor diğer kulağından çıkıyor.

    • Bir dakika önce söylememişim gibi…

    • Bir duvarla konuşuyorum.

    • Dağınık.

    • Dikkatsiz.

    • Düzensiz.

    • Sürekli rüyada gibi hep hayal kuruyor.

    • Yapabileceği soruları bile yapmıyor.

    • En ufak bir ses bile yetiyor dağılması için.

    • Sürekli eşyalarını kaybediyor.

    • Odasını toplamayı öğrenemiyor.

    • Başladığı hiçbir işi bitiremiyor.

    • Kalem, silgi almaktan bıktık.

    • Bazen zekasından ciddi anlamda şüphe ediyorum.

    • Saatlerce çizgi film izleyebiliyor .

    • Okuldaki sürekli problem çıkarıyor.

    • Öğretmeni başka şeylerle uğraştığını söylüyor.

    • Ödevlerini almayı unutuyor sürekli başkalarından öğreniyoruz.

     

    Genelde okul yıllarının ilk yıllarında fark edilen dikkat dağınıklığı, çocukların okul yıllarının çok sancılı geçmesine neden olabiliyor.

    Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite sorunu olan çocuğunuza yaklaşımınızın farkındalıklı olması, tedavide yol alabilmeniz için gereklidir.

    Ebeveynlere Tavsiyeler

    Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite problemi yaşayan bir çocuğa sahip olmak çok kolay bir durum değildir. Ebeveynlerin bu konuda çok bilinçli olması tedavi sürecinin yolunda gidebilmesi için en önemli gerekliliktir. Çocuğun yaşadığı zorlukları anlamalı, takip etmeli ve uzmanlarla birlikte çalışılmalı. Dikkat dağınıklığı ve hiperakitivitesi olan çocuğunuza yaklaşımınızın hastalığa uygun olarak gerçekleşmesi çok önemlidir. 

    Dikkat edilecek unsurlar:

    • Dikkat dağınıklığının beyin fonksiyonlarını ilgilendiren bir hastalık olduğunu ve çocuğun sizi kızdırmak veya inatlaşmak adına yapmadığını bilmeniz gerekir.

    • Bu problemler zeka düzeyi ile ilgili değildir. Çocuğun geri zekalı ya da üstün zekalı olması ile alakalı değildir.

    • Ebeveynlerin birbirini suçlamasını gerektirecek doğrudan aile yapıları ile bir bağlantı görülmemektedir ve  bu nedenle tedavide doktor, aile, öğretmen işbirliği içerisinde çalışılmaktadır.

    • Çocuğunuz grip olduğunda onu nasıl azarlamıyorsanız bu rahatsızlıklar yüzünden de kızgın ya da kaygılı davranmayın.

    • En fazla rastlanılan bir diğer durum takma isimler kullanılması ve alay edilmesidir. (aklı bir karış havada, leyla, yarım akıllı, hayalci…)

    • Ona saygı duyun.

    • Aile bireyleri arasında olumlu ilişkilerin yaşanmasına dikkat edin.

    • Çocuk başarısız olduğunda tembel, gerizekalı gibi ifadeler kullanmayın. 

    • Uzun ve dolaylı yönergeler yerine kısa kısa cümlelerle anlatın.

    Sonuç olarak; dikkat süreçleri ile problem yaşayan çocukların durumunu ciddiye almak çok önemlidir. Çünkü bunun bir nevi hastalık olarak düşündüğümüzde tedavi edilmeyen hastalığın ilerledikçe ağırlaşacağını bilmeliyiz. 

    • Öncelikle bu konu ile ilgili bir uzmana başvurun ve dikkat süreçlerinin değerlendirilmesi için güvenirliği ve geçerliliği yapılmış testler uygulansın. Bazı merkezlerin internette bulunan basit dikkat oyunları ile değerlendirdiğini gördüğüm için bu konuda bilinçli olmak çok önemli.

    • Sonuca göre destek almanız gerekiyorsa destek alın.

    • Ancak bu desteğin aile kanadının çok önemli olduğunu ifade etmem gerekiyor. Evde de bir yaşam biçimi oluşturulması gerekiyor ve bu işbirliği içerisinde olması gerekiyor. Nasılsa uzmanla çalışıyor diyerek evde hiçbir katkı sağlanmazsa ilerleme katetmek hiç de kolay olmayacaktır. Ki ben aile destek olmadığı sürece çalışmalara devam etmiyorum. Kimsenin maddi-manevi kaybına sebep olmak istemiyorum ve kendimin de zamanını korumaya çalışıyorum. İŞBİRLİĞİ ŞART!!!

    • Bir konuda daha uyarmak istiyorum: Dikkat egzersizleri yaptıklarını söyleyen merkezlerde neler yapıldığını takip edin lütfen. Evet aşağıdaki kaynaklardan faydalanılabilir. Ancak tek bir kaynak üzerinden gidiyorlarsa bu iyiye işaret değildir.(Tek seansı sadece akıl oyunları oynatarak geçirmesi gibi)  Bilinen bir gerçek var ki evde yapılan çalışmalar uzmanlarla yapılanlar kadar etkili ve disiplinli olamıyor. Siz destek aldığınız kişinin çalışma sürecini anlayın.

    • Her evde olmasını önereceğim kaynaklar:

    • Miniyup Eğitim Setleri

    • Osman Abalı Dikkat Güçlendirme Setleri 

    • Akıl Oyunları

    • Dikkat Oyunları

    • Ritim Oyunları

    • Morpa Kültür Yayınları

  • Erkekler için cilt bakımı

    Erkekler için cilt bakımı

    Cilt bakımı tabii ki sadece kadınların meselesi değildir. Erkeklerin ciltleri de kırır ve her türlü cilt sorunları ile karşılaşırlar. Onların en büyük derdi sakal ve bıyıklarıdır. Her gün tıraş olmak cildi tahriş eder. Kızarıklıklara, kimi zaman kıl dönmesine neden olur. Bir de akneleri varsa, tıraş birçok sıkıntıya yol açar.

    Hassas ciltler için hazırlanan tıraş ürünlerini tercih edin:

    Tıraş köpükleri, tıraş jelleri gibi ürünlerde bol miktarda alkol, mentol, nane, potasyum, sodyum hidroksit, kafur gibi maddeler bulunur. Bunların tümü tahriş edici malzemelerdir.

    Örneğin tıraş köpüğü veya jellerin hassas ciltler için hazırlananları daha yumuşaktır. Bunların içinde parfüm, mentol, alkol, limon, portakal, greyfurt, okaliptüs, kafur ya da nane gibi tahriş edici maddeler bulunmaz.

    After shave parfüm yerine kullanılmaz:

    En azından after shave’iniz yumuşak olmalıdır. Makinenin veya jiletin tahriş ettiği cilde biraz daha fazla özen göstermeniz gerekir. Tıraşınızı tamamladıktan sonra yüzünüz fazla kızarıyorsa, bunun nedeni büyük bir ihtimalle kullandığınız after shave’lerdir.

    Piyasada bulunan after shave’lerin hemen hepsi serttir. Tümü yüksek oranda parfüm, alkol ve daha bir çok tahriş edici madde ile doludurlar. Zaten birçok erkek bunları parfüm niyetine kullanırlar. After shave olarak en uygun ürünler, cildi tahriş etmeyen alkolsüz toniklerdir. Bu tonikleri, tıraştan sonra güvenle kullanabilirsiniz.

    Parfüm kullanmak istiyorsanız onu da giysilerinize veya saçınıza sürebilirsiniz.

    Günlük bakım:

    Erkeklerin her gün tıraş olmaları, bir bakıma ciltlerindeki ölü deri tabakasının temizlenmesini sağlar. Hücre oluşumu ve cildin yenilenmesini canlandırır. Ancak yüzlerinin üst kısmındaki deri tabakası soyulmadığı için zamanla sertleşerek matlaşır. Bu nedenle yüzün tıraş olmayan bölgelerinde ( alın, göz kenarları ve yanak üstü) Meyve asitleri (AHA) içeren ürünler kullanılması, cildin tazeliği korur, canlandırır.

    Sivilceli yüzler:

    Siyah noktalar ve sivilceleriniz varsa, size salisilik asit (BHA) içeren bir ürün kullanmanızı tavsiye ederim. BHA’lar tıraşlı cilt bölgelerinde bile rahatlıkla kullanılabilir. Bunlar cildi hafifçe soyarak, gözeneklerin açılmasını sağlarlar. Böylece siyah noktalar ve sivilceleri önlerken cildi rahatlatırlar, kızarıklıkları, şişkinlik ve tahrişleri iyileştirirler.

    Güneşten korunun:

    Erkeklerin yüzü çoğu zaman güneşten daha fazla etkilenir. Tıraşla hassas bir hale gelen, ardından sert tıraş losyonlarıyla tahriş olan cilt güneşte kolayca yanar ve köselemsi bir hale dönüşür. Orta yaştaki birçok erkeğin yüz cildi vücudundan çok farklı bir renkte ve yapıda olur. Bunun nedeni tamamen güneştir. Güneşten koruyucular sadece çocuklar ve kadınlar için değildir. Erkeklerinde onları sürmeden sokağa çıkmaması gerekir.

    Haftaya yeni bir konuda buluşmak üzere, hoşça kalın,

  • Kıskançlık Psikolojisi

    Kıskançlık Psikolojisi

    Aranızda hayatının belli döneminde birisini delicesine kıskanmamış olan var mı?
    Sadece belli bir dönem değil, ömrü boyunca kıskananlar var. Kıskançlık doğal bir duygu olmakla birlikte kişinin hayatını etkiliyorsa ve kişinin yakın ilişkilerindeki işlevselliğini bozuyorsa nedenini anlamak ve detaylı değerlendirmek faydalı olabilir.
    Peki neden kıskanırız?
    •Ödipal dönemdeki (3-6 yaş) bir erkek çocuğu anneyi, bir kız çocuğu da babayı kendine sevgili yapabilir ve ona karşı yoğun yakın duygular hissedebilir. Bu normal bir süreçtir ve zamanla geçer. Fakat anne ve baba da çocuğuna sevgilisiymiş gibi davranırsa, çocuğu dudağından öperse, çocukla beraber aynı yatakta uyursa, çocuğa aşkım,sevgilim vs. derse bu davranışlar çocuğa iyi gelmeyebilir.
    Anneyi sevgili yapan erkek çocuk babasına karşı, babayı sevgili yapan kız çocuğu da anneye karşı bilinçdışı bir düşmanlık geliştirir. (bkz;ödipus/elektra kompleksi)
    Çünkü sevgili yaptığı adam/kadın başkasıyla beraberdir ve başkasına aittir.
    •Bu çocuk büyüyüp yetişkin olduğu zamanda zihni aynı üçlü ilişkiyi tekrar eder.
    Kendi karısını herhangi başka bir erkekten aşırı derecede kıskanabilir. Veya kadın, kocası başka kadınla çok az konuşsa bile kafasında hemen aldatılma senaryoları yazabilir.
    •Aslında senaryoları yazan ve partnerini kıskanan yetişkin parçası değil, küçükken bir ebeveynini diğerinden kıskanan parçasıdır.
    •Ailede kıskanç kişiler varsa ve bizler küçükken kıskançlık ile ilgili olaylara çok fazla şahit olmuşsak kıskançlık duygusunu başkalarından modellemiş de olabiliriz.
    •Bir diğer neden ise, özel hissetme ihtiyacı. Her insanın özel hissetme ihtiyacı vardır. Fakat bu ihtiyacın karşılanmasını engelleyen kişiler bizde yoğun öfke ile beraber kıskançlık duygusu yaratabilir.

    Peki bu durumdan nasıl kurtulacağız?

    Partnerimizi anne/baba yapıyorsak bunu ayrıştırma cümleleriyle zihnimize yeniden öğretmeliyiz. Modelleme yaptığımız kişiler için de aynı ayrıştırma geçerli. (Annem başka biri, eşim başka biri, Annem eşim değil. / Babam başka biri, eşim başka biri. Babam benim eşim değil)
    • Kişi özel hissetme ihtiyacını da kendisi giderirse, yani kendisine ‘’ bugün ne yapsam özel hissetmiş olurum?’’ derse ve aklına ilk geleni sık sık yaparsa, özel hissetme ihtiyacını onarmak için başkasına ihtiyaç duymayacaktır.

  • E-vitamini cinsel yaşamın dostudur

    Üremek ve türünü devam ettirmek, tüm canlıların en önemli amacıdır. Bedenler ve ruhlar kendini gerçekleştirmek için büyük bir cinsel çekimin yörüngesinde dönüp dururlar. Sağlık ve gençlik de doyumlu bir cinsel yaşamla sıkı sıkıya ilişkilidir. Sağlık olmadan cinsellik mümkün olamaz. Öte yandan cinsel doyum sağlığımızı geliştirir ve genç kalmamızı sağlar…

    Sex insanı gerçekten gençleştirir. Fiziki olarak izah edersek; Tüm vücut ritmini yükseltir. Kalbin daha hızlı ve daha güçlü çarpmasına neden olur. Böylece Kardiyovasküler aktiviteyi arttırır. Tabii kasları çalıştırır, kan dolaşımını hızlandırır ve hormonları yükseltir.

    Manevi yönüne gelince, ki bence daha da önemlidir;

    · Stresi dağıtır
    · beyni boşaltır,
    · yaşama olan güveni ve bağlılığı arttırır,
    · yalnızlık duygusunu ve ölüm korkusunu hafifletir ..

    Sex’ten vazgeçmek kolay kabullenilecek bir şey değildir ve bu noktada anti aging araştırmaları devreye girer. Tıp dünyası cinsel performansı geliştirmek uğruna her soruna bir çare arıyor ve olanakları sonuna kadar zorluyor. Hormonlar, hormon tedavileri ve onlardan daha güvenli olan besinler bir bir araştırılıyor.Bizim kültürümüze yabancı olmayan; mesir macunları, cezeryeler, kudret şurupları gibi dünyanın her bölgesinde ve her dönemde afrodizyak arayışları daima olmuş..

    E VİTAMİNİ
    Bugün özellikle E Vitamininden söz edeceğim. Bu vitaminin afrodizyak olup olmadığı bilinmiyor ama son derece güçlü bir antioksidan olduğu kesin. Özellikle C Vitamini ve Selenyum ile birlikte alındığında etkisi kat kat artar. Bu ne demektir, antioksidan etki bir bakıma tüm vücut sistemimizin paslardan ve küflerden arıtılmasıdır! Bu da yaşam pınarlarının engelsizce akabilmesi anlamına gelir. Tüm antioksidanlar yaşam kalitemizi yükseltirler ama cinselliğin E vitamini ile ilişkisi daha farklıdır.

    ▪ E Vitaminin büyük kısmı alfa d- tocopherol’dur. Tocopherol sözcüğü Latince yeniden üretmek, doğurganlık yeteneği anlamına gelir.

    ▪ Daha 1920 yılında, E vitamini çiftlik hayvanlarının doğurganlığını arttırmak için kullanılıyordu. Yemlere eklenen E vitamini eksik bırakıldığında, üremenin gerilediği görülüyordu.

    ▪ E Vitamini damar yüzeyini temiz tutar. Böylece kan dolaşımı düzeltir ve arttırır. Bu etkisi cinsel faaliyeti kolaylaştırır.

    ▪ E Vitamini kadınlarda vajina kuruluğunu önler ve libidoyu güçlendirir.

    ▪ E Vitamini, sex hormonları ve büyüme hormonu üretim zinciri ile kimyasal olarak ilişkilidir.

    ▪ Adet öncesi sorunlarında ve menapoz sonrasında yaşanan sıkıntılar E vitamini ile hafifletilebilmektedir.

    ▪ E vitamini düzenli kullanıldığında prostat kanserleri % 32 oranında önlenebilmektedir.

    ▪ E-A vitaminleri ile Çinko bir araya geldiğinde, sex hormonlarının seviyesini yükseltir ve üreme bezlerinin işlevlerini geliştirir.

    E vitamini gerçekten çok etkili bir antioksidandır. Bağışıklık sistemini geliştirir, hücre yenilenmesine yardımcı olur, kıkırdak yetersizliğini önler, yaşlanma sürecini geciktirir ayrıca yaraların iyileşmesine katkıda bulunur. Bu vitaminin cildi güzelleştirdiği ve ince çizgileri azalttığı çok eskiden beri bilinirdi. E vitamini gece görüşü sorunlarını da düzeltir.

    DİKKAT!
    Yalnız E vitamininin aynı aspirin ve komadin gibi kanı inceltme eğilimi olduğunu belirmeden geçemeyeceğim. Bu nedenle ameliyatlardan önce alınması konusunda doktora danışmanız gerekir. Bir de eğer kolesterol düşürmek için ilaç alıyorsanız yine E vitamini almadan önce doktorunuzun fikrini sormanızda yarar var. Çünkü E Vitamini birçok kolesterol ilacında bulunan statinlerin etkisini azaltır.

  • Yas Psikolojisi

    Yas Psikolojisi

    Hayatında hiç kaybı olmayan var mı? Doğduğunuz an, anne karnındaki konforlu ortamı kaybettiniz. Emzik kullanmaya başladığınızda annenizin memesini kaybettiniz. Yürümeye başladığınızda emeklemeyi kaybettiniz. Büyüdüğünüzde çocuk olmayı, evlendiğinizde bekarlığı, çalışmaya başladığınızda boş durmayı kaybettiniz. Bir gün arkadaşınızla kavga edip küstünüz ve artık onunla arkadaş olmayı kaybettiniz veya sevdiğiniz kişi vefat etti artık onunla beraber yaşamayı kaybettiniz. Ölüm kayıptır, büyümek kayıptır… Seçmediğiniz bir diğer seçenek olacağından, yapılan her seçim bir kayıptır. Yani kayıp hayatınızın her anında vardır…

    Kayıp varsa acı çekmek, yas tutmak, üzüntü duymak çok normaldir. Esas soru çekilen üzüntü ve acı gerçekliğe ne kadar yakın? Kişinin sabır kapasitesi ne kadar? Kişinin geçmişinde kendi başına gelen veya bir başkasının başına gelmiş, kendisinin şahit olduğu ayrılık, yas travmaları var mıdır ve bu travmalar onarılmış mıdır?

    Şok, inkar,üzüntü ve yeniden yapılanma… Bunlar yas sürecinin evreleridir. Kişinin bir kayıp sonrası bu aşamaları yaşaması normaldir. Bazen sıralama kişiden kişiye göre değişiklik gösterebilir. Sıralamayla beraber bu basamakların hangisinde, ne kadar süre kalacağımızda kişiden kişiye göre değişiklik gösterir çünkü hepimiz aynı hayatı yaşamadık. Olaylara vereceğimiz tepkiler genetiğimizden doğduğumuz aileye, sosyal çevremizden eğitimimize göre hep değişiklik gösterir. 

    Temelde bakılacak olan, kaybettiğiniz şeyin sizin için ne anlam ifade ettiğidir. Anlamlı bir kayıp ile önemsiz bir kayıp aynı duyguları yaratmayacaktır. Her olumsuz duyguda olduğu gibi kişinin kendi duygusunu fark etmesi çok önemlidir. Bunu bastırmamak ve yaşamak gerekir. Bastırılan her duygu hiç beklenmedik bir anda alakasız bir noktadan patlak verebilir. Olumsuz duyguyu yaşıyorum fakat çok uzun süre geçmesine rağmen ne azaltabiliyorum ne de bitirebiliyorum diyebilirsiniz. Bu noktada ise bakacağınız şey geçmiş anılarınızdır. Çocukluğunuzda yaşadığınız veya şahit olduğunuz bir kayıp sağlıklı bir şekilde onarılmadıysa yetişkin halinizle yaşadığınız kayıplara eski travmalarınızın yüküyle yoğun tepkiler veriyor olabilirsiniz.