Yazar: C8H

  • Botox (botoks) ve dolgu maddeleri hakkında bilmeniz gerekenler

    Botox (botoks) ve dolgu maddeleri hakkında bilmeniz gerekenler

    Önemli Not!
    “Son dönemlerde bazı estetik ve güzellik merkezlerinde veya muayenehanelerde Botox ve dolgu enjeksiyonları yetkili olmayan kişiler veya hekimler tarafından uygulanmaktadır. Bu uygulamalar, ilgili uzmanlar tarafından yapılmadığı takdirde estetik sonuçlar yerine doku tahribatı (nekroz) ve tehlikeli enfeksiyonların bulaşma riski gibi ciddi yan etkiler ortaya çıkabilir. Buna ek olarak sözü geçen merkezlerde bazen orijinal olmayan korsan veya sahte ürünler Botox veya onaylı dolgu maddeleri adı altında uygulanmakta olup işlemler hastanın mağduriyeti ile sonuçlanır.
    Uygulama öncesi yaptıracağınız ürünün bilgilerini ve prospektüsünü hekiminizden talep etmeniz ve orijinal olup olmadığını kontrol etmeniz önerilir. İşlemlerinizin “sadece dermatolog veya plastik cerrahi uzmanı” tarafından güvenli, yasal ve bilimsel biçimde yaptırabileceğinizi hatırlatıyoruz!”

    Botox (Botoks)

    Botox (botoks) adı ile tanımlanan “botulinum toksini”, Clostridium botulinum adlı bakteriden elde edilen bir maddedir. Bu madde, onaylı olarak 2 farklı isimle piyasaya sürülmektedir: Dysport (İngiltere) ve Botox (İrlanda).

    Botox göz ve nörolojik hastalıklar gibi tıbbın birçok alanında kullanılmakta olmakla birlikte estetik alanında yüzdeki mimik kasların hareketlerini, dolayısı ile mimiklere bağlı olarak oluşan çizgileri azaltmak için uygulanır. Mimik kasların uzun süre çalışması sonucunda çizgilenmeler en sık alın, kaş arası, göz kenarları ve ağız çevresinde görülür.

    Botox özellikle yüzün üst yarısındaki kırışıklıkların (alın çizgileri, kaş arası çizgileri, göz çevresi kaz ayağı kırışıklıkları) giderilmesinde tercih edilir.

    Uygulama, enjeksiyon şeklinde yapılır. Genellikle ağrılı bir işlem değildir. Tedavinin tümü yaklaşık 10-15 dakika sürdüğünden normal yaşama hemen dönülebilir. Botox’un etkisi, enjeksiyonu takiben 8 gün içinde ortaya çıkar ve aktif kırışıklıklar azalmaya başlar. Çok derin kırışıklıkların azalması daha fazla zaman gerektirir. Bazen derin kırışıklıkların gidermesinde Botox ve dolgu maddeleri kombine olarak kullanılır.

    Botox’un etki süresi 4-6 aydır. Botox etkisini yitirdiğinde uygulama isteğe bağlı olarak tekrarlanabilir.Botox işleminin uzman kişi tarafından yapıldığı takdirde herhangi bir ciddi yan etkisi yoktur. Uygulamalarda bazen hafif ağrı meydana gelebilir. Enjeksiyon sonrası geçici olarak başağrısı, şişlik, morarma ve nadiren kaş ve göz kapağında geçici düşüklük oluşabilir. Botox’un gebelik ve emzirme döneminde zararlı etkisinin olup olmadığı henüz bilinmediği için bu dönemlerde uygulama yapılmaması önerilir.

    Yan Etkiler

    “Botox ayrıca aşırı terlemeyi azaltmak için koltuk altları, avuç içleri ve ayak tabanlarına uygulanabilir. Botox, aşırı terleme ve buna bağlı koku şikayeti olan kişilerde uygulanarak şikayetleri giderir.

    Dolgu Maddeleri

    Dolgu maddeleri yüzdeki kırışıklıklar ve doku kaybı veya eksikliklerini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Dolgu maddeleri özellikle dudak, burun ve yanak arasında oluşan çizgiler, dudak çevresindeki konturu düzgünleştirici ve dudak dolgunlaştırıcı olarak oldukça güzel sonuçlar vermekte olup daha genç bir görünüm elde edilebilmektedir. Uygulama 10-15 dk gibi kısa bir sürede yapılıp etkisi anında gözle görülür.

    Dolgu maddeleri kalıcılık sürelerine göre 3 gruba ayrılır:

    1.Geçici dolgular (5-12 ay): kollajen veya hyaluronik asit içermektedirler (Restylane, Teosyal, Rofilan, Puragen, Hylaform, Juvederm, Varioderm vs).
    2.Yarım kalıcı olanlar (1-2 yıl): kalsiyum hidroksilapatit veya dekstran içerirler (Radiesse ve Reviderm).
    3.Kalıcı olanlar (2-10 yıl): silikon, polimetil metakrilat (PMMA) veya poliakrilamit jel (PAAG) içerirler (Artecoll, Aquamid, Beautical 2 ve 5).

    İlk kez uygulamalarda hastanın memnuniyeti, dolgunun reaksiyonlarının gözlenmesi ve hekimin doğru değerlendirmesi açısından genellikle kısa süreli dolgular tercih edilmektedir.

    Dolgu maddeleri dudak ve yanak dolgunlaştırılması, burun kenarı çizgilerin giderilmesi ve elmacık kemiklerin belirginleştirilmesi olmak üzere özellikle yüzün alt yarısındaki kırışıklıklar ve doku eksikliklerinin giderilmesinde tercih edilmektedir.

  • Ayrılığın Gözyaşları

    Ayrılığın Gözyaşları

    Genç kadın gözyaşlarına boğulmuştu. İçindeki tarifsiz sancıyı anlatmaya yetecek kelimeler yoktu adeta. Hıçkırıkları nefesini kesiyordu zaten. Yine de boğulduğu hıçkırıklar arasında çıkarmaya çalıştığı birkaç yarım yamalak cümle pekiştiriyordu acısını. Hıçkırdıkça anlatmaya çalışıyor, anlatmaya çalıştıkça daha çok ağlıyordu. “ Neden, neden bunları ben yaşadım ki, içimi yakıyor onsuzluk” gibi birkaç cümleydi anlaşılan söylediklerine dair. Yanağından süzülen gözyaşları içine akıyordu, içindekileri kusuyordu o yaşlarla.

    Biraz sakinleştikten sonra cümleleri daha anlaşılır hale gelmişti. Terk edilişini, önemsenmeyişini, değersizliğini anlatıyordu bir bir. Hakaretlerle, bir hiç gibi gördüğü amansız muameleyle nasıl hala onu istediğine, onu bırakıp gideni daha saniyesinde nasıl bu kadar özlediğine inanamıyordu. Anlamsızdı duyguları ama yaşıyordu. Küçük düşüşü canını yakıyor ama bu yalnızlığının, terk edilişinin her şeyi küle çevirircesine yakmasından daha fazla olamazdı. Tüm vücudu yara bere içinde kanıyordu sanki ve kanı bitmişçesine soluk bir benizle duygularını anlamlandırmaya çalışıyordu. “Neden?” Neden sevmeyi bu kadar ağır ödüyordu ki? Kendinden verdikçe sevileceğini zannedip tükendiğini hissediyor fakat bununla yüzleşemiyordu. Bu gerçekle yüzleşmek iyice yitirecekti kendine olan saygısını. Tek çıkış yolu buluyordu bu yangını hafifletmeye, o da gideni suçlamaktı…

    Yukarıda genç bir kadının bir ayrılık sonrası hissettikleri anlatılmıştır. Kadın ya da erkek fark etmez, bir insan neden bu kadar yoğun yaşar terk edilişi? Bu yazılanlarda kendinizi bulduğunuz bazı durumlar olabilir. Ayrılıklar, kayıplar her insanı üzer ve depresif bir ruh durumuna sokabilir. Fakat ayrılığa verilen tepkiler bir çan eğrisinin uç noktalarında ise bizi düşündürmelidir. Terk edilme ihtimalinde bile çılgınca çabalar gösteren, kendini yok sayan, kontrolsüz davranışlarla terk durumunun önüne geçmeye çalışan bir insan çan eğrisinin bir ucunda değerlendirilir. Bu yazıda bahsetmek istediğim tam da bu uçtaki kişiler.

    Peki, neden terke dair hissedilen bu yoğun korku ve bunu engellemek için yapılan çılgın çabalar? Hayatının hangi bölümünde olursa olsun bu yoğun, uç duyguları yaşayan bir insan için yapılması gereken erken dönemlerin incelenmesidir. Yeni yürümeye başlayan çocuk için ilk adımları kendi için yaptığı ve birey olmasına hizmet eden şeydir. Ama çocuk bunu ilk defa deneyimlediği için kendi başına yapması mümkün değildir. Yürüme, genetik olarak yapması gereken bir eylem olup psikolojik açıdan değerlendirdiğimizde anneden (bakıcı sağlayan kişi) ayrılma olarak görülür. Bir iki adım uzaklaşan çocuk adeta bir arabanın benzin alması gibi anneye döner ve yürümeye devam edebilmek için annenin gözlerine bakar ve o hayat enerjisini almak ister. Anne kendi bireysel gelişim durumundan dolayı bilinçdışında çocuğun kendinden uzaklaşmasını tehlike olarak algılar ve çocuğun ihtiyacı olan o hayat enerjisini ister istemez çocuğa veremez. Çocuk ne yapmalıdır? Burada uzaklaşmaya ihtiyacı olan fakat annenin gözlerinden o ışığı alamayan çocuk anneye geri döner. Eğer bir adım daha atarsa anneden hayat enerjisini alamaz ve bu çocuk için psikolojik açıdan ölmek demektir. Ölmek pahasına yürümek, bunu ilk defa deneyimleyen çocuk için zordur. Eğer kendi olursa annesinin onu terk edeceği zihnine oturmuştur bir kere. Bu çocuk büyüyüp kocaman bir insan olduğunda farkında bile olmadığı zihin kelepçesi kendi olmasını engeller, kendi yoktur. 

    Bu yüzdendir bir kişinin ayrılıkta verdiği kontrolsüz tepkiler. Birinin gitmesi ölüm demektir. Nefes alamamak demektir. Yetişkin yaşantısında karşısına çıkan durum ve kişiler anne türevidir. Aslında ilişkilerini o günün koşullarında ve o kişiyle değil, zihninde terk edilme duyguları ile annesiyle yaşar. 

    Herhangi bir ilişkinin kopması bu kişide depresyon, öfke, korku, suçluluk, çaresizlik ve boşluk duygularına yol açar. Bu boşluk duygularına dayanamayan insan kendini uyuşturacak eylemler arar. Kendini başka bir ilişkinin kollarına atmak, cinsellik, uyuşturucu ve aşırı alkol kullanımı, tıkınırcasına yemek yeme, alışveriş yapmak, uyku gibi spektrumun bir ucundan diğer ucuna çeşitli eylemlerle o yok edici duyguların üzerini kapamaya ve kendini iyi hissetmeye çalışır.

    Özet olarak anlatmaya çalıştığım bu kişilik özellikleri, kişinin hayatını zihnindeki kelepçelerle yaşamasına neden olur. Bunu fark etmek atılacak ilk adımdır. İyileşme dediğimiz şey ise kişinin zihnindeki anne ve anne türevlerinin gözlerine bakma ihtiyacı duymadan diğer adımları atabilmektir. Bir ayrılık sonrası yahut kendiniz için yaptığınız bir eylem sonrası gelen yok edici duygulara, uyuşturucu eylemleri yapmadan dayanabildiğimiz kadar dayanmak kişiyi güçlendiren bir şey olacaktır. Yeter ki içinizdeki potansiyelleri fark edin ve hayatı kendi ayaklarınız üzerinde durarak yaşantılamanın keyfine varın. Tüm bunları yapmak burada yazılanlar kadar kolay değildir belki de. Fakat kişinin davranışları ve duyguları üzerine düşünmesi ve sabretmesi bu potansiyelleri yavaş yavaş fark etmesine ve hayata geçirmesine vesile olacaktır. Kendi başınıza yaptığınız eylemler yeterli gelmiyorsa bir uzmana başvurmanız daha nitelikli bir yaşama adım atmanızın önemli bir yoludur. 

  • Varisler sıcak sever

    Varisler sıcak sever

    Sıcakların artmasıyla birlikte varis hastalarım beni tek tek aramaya başladılar. Haklılar tabii sıcak havalarda damarlar genişlediği için varisler daha fazla sıkıntı vermeye başlar.

    Varis tamamen bir damar sorunudur. Kan dolaşımının duraksaması ile damarların deforme olmasıdır. Belirli bir yaştan sonra, özellikle 65 yaşını geçen insanların %75’ inde görülür. Çoğunlukla ayak bileklerinde, bacaklarda, kalçalarda, vajinada ve anüste oluşur.

    Aile büyüklerinde varis varsa, sizin de kalıtımsal olarak yatkın olacağınız bellidir.

    § En başta kalıtım, sonra da uzun sürelerle ayakta sabit durmak veya hareketsizlik varislerin önde gelen nedenleri içinde yer alır.

    § Öte yandan yüksek topuklu ayakkabılar, dar giysiler, fazla miktarda alkol ve fazla baharat tüketimi varisler için uygun zemin hazırlar.

    § Kortizonlu kremlerin uzun süre kullanılması da varislere neden olabilir. Doğum kontrol hapları ve menapoz tedavileri bazen varislere yol açabilirler.

    SICAK ve GÜNEŞ!

    Mevsim yaz olduğu için, bu günkü konumuz sıcakların kaçınılmaz etkisi! Sıcak ne yazık ki damarları genişletir. Bu nedenle yaz boyunca varisler konusunda daha dikkatli olmak gerekir.

    Örneğin;

    § Sıcak su kullanmaktan kaçının. Sıcak su damarların genişlemesine ve sorunların artmasına neden olur.

    § Varisli bacaklara ılık-soğuk su ile şok uygulamak çok yararlıdır. Damarların büzüşmesini ve rahatlamasını sağlar.

    § Sabah ve akşam duşta soğuk suyla varisli bölgeye masaj yapın.

    § Sauna, kaplıca ve SPA merkezlerinden uzak durun.

    Hiçbir varisiniz olmasa bile, sıcaklar kılcal damarları genişletir. Bu durum onların çatlamasına neden olur. Bu durumun nedeni genellikle aşırı güneşlenmedir.

    Özellikle beyaz tenli insanların yüzünde, örümcek ağını andıran kılcal damar çatlamaları belirgin olarak fark edilir.

    VARİSLE YAŞAMAYI ÖĞRENMEK GEREK:

    Varis tedavi dilebilen bir sorundur. Ama bu tedaviler yazın yapılmaz. Öte yandan tüm tedavilere rağmen yeniden varis oluşabilir. Bu konuda genetik yatkınlık çok belirleyicidir. Varisleriniz varsa, veya ailenizde varise yatkınlık olduğunu biliyorsanız, size sorunlarınızı hafifletecek birkaç tavsiyede bulunabilirim:

    § Kilonuz fazlaysa, biraz zayıflamaya çalışın. Vücut ağırlığı azaldıkça, varis sorunu hafifler.

    § Uzun süre ayakta kalmayın ve her fırsatta bacaklarınızı yüksekçe bir yere dayayıp bacak kaslarınızı dinlendirin

    § Asla güneşlenmeyin ama bol bol yüzün.

    § Düzenli yürüyüş veya spor yaparak kan dolaşımına yardımcı olmaya çalışın.

    § Dar, sıkı giysiler, yüksek topuklu ayakkabılar giymeyin.

    § Varis çorabı kullanıyorsanız, ölçüsüne dikkat edin. Gereğinden dar veya bol çoraplar sorunlarınızı arttırabilir.

    § Varis çorabını giymeden önce, bacaklarınızı biraz yükseğe kaldırıp iki-üç dakika dinlenin.

    § Her fırsatta ayaklarınızı uzatın, geceleri yatarken ayaklarınızın altına kalın bir yastık koyun.

    Varislere yol açan koşulları tekrarlamamak önemlidir. Örneğin kilo almak, ayakta durmak, yüksek topuklu ayakkabılar giymek kan dolaşımını yeniden zorlamaya başlarsa, varisler geri gelebilir.

  • Dünya Dönüyor

    Dünya Dönüyor

    Dünya dönüyor, dönüyor, dönüyor…

    Dünya tabii ki de dönüyor, ama benim etrafımda diyen biri misiniz ya da eşiniz, dostunuz, patronunuz mu kendini dünya merkezinde gören. Öyleyse bu yazı sizin için…

    Gelişiminin 9 ile 18. ayları sırasında dış dünyaya açılmaya başlayan çocuk engellerden habersiz gözükür, her şey ona büyülü gelmektedir. Bir başka deyişle dış dünya ile aşk yaşamaktadır. Çocuğun dış dünyaya açılırken en önemli ihtiyaçlarından biri annenin büyümesine verdiği destek ve dış dünyada başarısız olduğunda bunun uygun şekilde tamir edilmesidir. Bu ne demek? Dünyayı keşfederken her şeyin mükemmel gideceğini düşünen çocuk, örneğin yürümeye başlarken düşer ve zihnindeki o mükemmellik hissinin zedelenmesinden zarar görür. Bunu uygun şekilde tamir etmek sağlıklı bir yetişkin olmak için önemli bir adımdır. 

    Ya tamir edilmezse? İşte o zaman narsisistik kişiliğin çekirdekleri atılmış olacaktır. Çocuk kendini korumaya almak adına hayatı boyunca bu mükemmellik hissini, yani dünyanın merkezinde olduğu hissini sürdürmek zorundadır. 

    Bu kişiler iki birimde yaşar. Ya karşısındaki cezalandırıcı, saldırgan, değersizleştirici algılayıp kendini parçalanmış, değersiz hisseder ve bunu utanç ve aşağılık hisleri takip eder. Ya da ilişkide olduğu herkesi mükemmel görüp kendini üstün, çok zeki, mükemmel, tapılası ve emin hisseder. Ama genel hatlarıyla görünen ikinci saydığımız özelliklerdir. Aşağılanmış ve değersizlik hisleri kişinin o kadar canını yakmaktadır ki, bunu göstermemek adında mükemmelliğini sürdürmek zorundadır. Tıpkı bilgisayarın ekran koruyucusu gibi. Arka ekranda olan ilk gördüğümüz değildir çoğu zaman. 

    Bu kişiler çevresel başarısızlıklar, olumsuzluklar, mükemmellik hissini sarsacak duygulanımlar yaşadığı zaman, tüm bunların üzerini kapamak için kaçınma, inkâr, başkalarını değersizleştirme, kötüleme, reddetme gibi davranışlar göstermektedirler. 

    Mükemmel olmak ve bunu sürdürmek adına para, güç, güzellik, seks vb. alanlarda hayranlığı toplamak adına çılgınca çaba gösteren narsisistik kişiler olduğu gibi idealize ettiği herhangi bir şeyin ışığında mükemmelliği sürdüren kişiler de vardır. Tuttuğu takım, parti, sevdiği şarkıcı vb. hepsi ama hepsi en mükemmelidir, çünkü onundur. Bu kişiler kendilerini sürekli eleştirir, fakat bunun altında yatan ben aslında mükemmel olabilirim ama başaramıyorum düşüncesidir. Bir diğer narsisistik kişilik ise sürekli etrafındakilere saldırarak, değersizleştirerek mükemmelliği sürdürürler. 

    Bu kişileri terapide görmek çok sık rastlanan durumlar değildir. Çünkü o zaten mükemmeldir. Ancak ilerleyen yaşlarda arkaya bakıp aslında bu mükemmelliği kendilerinin yarattığını az da olsa hissedenler ya derin bir depresyona girip ya da yine kendi vücuduna aşırı yatırım yaptığından panik atak gibi rahatsızlıklarla terapiye başvururlar. Terapiye başvuracak kadar gerçekle yüzleşemeyenler ise huysuz bir ihtiyar olma yolunda ilerlemektedirler.  Terapiye getiren başka şeyler ise tamir edemeyeceği büyüklükteki hayat başarısızlıklarıdır. Kariyerindeki değişimler, iflas, duygusal açıdan beslenilen bir kişinin kaybı, büyük bir hastalık vb. 

    Bu kişilerle yaşamak oldukça zordur. Çünkü kendi kafalarından geçen her ne ise doğru olan odur ve bunu karşısındakine kabul ettirmek için bile uğraşmazlar. Zaten o ne düşünüyorsa herkes onu düşünmektedir. Bu kişilerle iletişimini sürdürmek isteyenler çoğu zaman kendinden vazgeçerek karşısındakini aynalamak, halk diliyle pofpoflamak durumundadırlar. Bir eleştiri yaparken bu yolu kullanarak önce bu kişilerin biraz olsun dinlemeleri sağlanabilir. Sert bir eleştiri karşısında iç dünyalarına ulaşmanız oldukça zordur, çok ciddi bir kırılma yaşayarak ya sizi değersizleştirirler ya da uzaklaşırlar. 

     Eğer etrafınızda bu tarz kişiler varsa hayatınızı kolaylaştıracak birkaç ipucu vermek istedim. Hadi bakalım, kolay gelsin !

  • Derdiniz uçuk mu ?

    Derdiniz uçuk mu ?

    Sanırım uzun zamandır size uçuklardan söz etmedim. Kim bilir bu müddet zarfında kimi dudaklar kaç kere yeniden uçuk çıkarmışlardır..

    Uçuk tatsız bir derttir. Dudağın kenarında bir kaşıntı başlar, sonra ufak bir yara belirir! Bu yaranın içi su ile doludur. Acır, sızlar, yemek yedirmez, konuşmayı zorlar, gülmek güçleşir ve birde dudakların şekli allak bullak olur! Genellikle birkaç gün sonra uçuk kurur ve kaybolur. Ama büyük bir ihtimalle yeniden çıkar..

    UÇUK BİZİ ZAYIF BULUNCA BELİRİR

    Uçukların nedeni, “herpes simplex” virüsüdür. Bu virüs yerleştiği vücuttan kolay kolay ayrılmaz. Faaliyete geçmek için direncimizin düşmesini bekler. Bu yönüyle zayıf taraflarımızın bir aynası gibidir; Uykusuzluk, heyecan, sevinç, kırıklık, soğuk algınlığı, sıcak, rüzgar, adet öncesindeki hormonal dalgalanmalar, özellikle güneş gibi pek çok neden, uçukların geri gelmesine yol açabilir.

    DUDAK DEFORMASYONU

    Uçuklar pek yer değiştirmezler. Genellikle aynı yerde nüksetmeye devam ederler. Uçuklarınız dudaklarda çıkıyorsa, zamanla dudak kontürünün bozulmasına yol açabilir.. Sık sık tekrarlıyorsa, dudakların rengi solabilir ve üzerinde yer yer beyaz lekeler belirebilir. Aklınızda olsun bu tür kontur sorunlarını kalıcı makyajla düzeltebilirsiniz. Yanakta veya yüzün başka bir yerinde çıkıyor ise, güneşten korunmak önem taşır çünkü leke kalabilir.

    GÖZLERİ KORUYUN
    Uçuk çıkaran bir bünyeniz varsa ve günün birinde gözleriniz ağrımaya, ışıktan rahatsız olmaya başlarsa hemen doktora gidin. Çünkü uçuklar göze bulaşırsa görme yeteneğine zarar verebilir. Uçuklar diş etlerinde ve damaklarda da çıkabilir. Farklı bir uçuk virüsü ise cinsel organlarda uçuk çıkmasına yol açar. Bu oldukça tatsız ve dikkatle tedavi edilmesi gereken bir durumdur.

    «Uçuklar son derece bulaşıcıdır. Her iki tip uçuk virüsü de temasla bulaşır. Bir kez bulaştıktan sonra da direnç her düştüğünde tekrar edebilir. Böyle dönemlerde kimseyle öpüşmemek, bardakları, havluları, yastıkları dikkatle ayırmak gerekir.

    «Dudaklarınıza en az 15 faktörlü güneşten koruyucu ruj sürün.

    UÇUK AŞISI BİR BULUNSA!

    Ne yazık ki, yüzümüze ve dudaklarımıza yerleşen Herpes simplex virüsünün, yani uçuk sorununun, henüz kesin bir tedavisi bulunamamıştır. Aşı araştırmaları yapılmakta, lazer ve ozon terapileri denenmektedir. Bugüne kadar en iyi sonuç veren tedavileri şöyle sıralayabilirim;

    Lysine:

    Uçuğun en etkin tedavisi “Lysine” adı verilen bir amino asittir. Lysine’i hem hap hem de krem şeklinde bulabilirsiniz. Önerilen doz, uçuk iyileşinceye kadar günde 3 defa 1000 mg.alınmasıdır. Daha sonra da koruyucu olarak günde 500 mg.Lysine almaya devam edilir. Bu hapları aç karnına su ile almanız gerekir. Bu ilacı asla süt ile birlikte kullanmayın.. Lysine uzun süreli kullanımda uçukların yeniden çıkmasını önler. Ama tabii önce doktorunuza danışın ve kullandığınız diğer ilaçlar halında bilgi verin.

    «Her ihtimale karşı; çerez, çikolata, tam tahıllar ve jelatinden uzak durun. Bu gıdalarda arginine adı verilen bir amino asit bulunur. Arginine Lysine’in etkisizleştirir ve kanıtlanmamış olsa da, birçok doktor bu maddenin uçukları tetiklediğini düşünür.

    Antiviral kremler:

    Uçuğun çıkmasını önlemez ama daha çabuk iyileşmesini sağlar ve yayılmasını engeller.

    Melisa kremi:

    Bu kremi uçuğun ilk belirtilerini fark edince hemen sürün ve günde 2-4 kez uygulamaya devam edin. Oldukça etkilidir.

    Melisa çayı:

    Yoğun bir melisa çayı hazırlamak için; 2-3 tatlı kaşığı melisayı kaynamış suda 15 dakika bekletin, sonra soğumaya bırakın. Bir kulak temizleme pamuğu ile günde birkaç kez uçuğun üzerine sürün.

    A- C vitaminleri ve flovonoidler:

    Bu destek vücut direncinizi ve bağışıklık sistemini güçlendirerek size yardımcı olur. Uçuk çıktığında günde 1000 mg C vitamini / 500 mg flavonoid almanızı tavsiye ederim. Ek olarak, şekersiz C vitaminini suda eritip bir pamukla dışarıdan uygulayabilirsiniz. A vitaminli kremler tahriş edici olduğu için uçuk varken sürmeyin.

    Ozon tedavisi:

    Genel vücut direncini arttırdığı için birçok uçuklu hastayı iyileştirir.

    Buz yararlıdır:

    Günde birkaç kere, uçuğunuzun üzerine buz koyun ve birkaç dakika tutun. Bu uygulama uçuğun acısını azaltır ve daha çabuk kurumasını sağlar.

  • İletişim Nedir?

    İletişim Nedir?

    İletişim ne demek istediğimizi karşımızdakine açık bir şekilde ifade etme, bir bilgiyi, düşünceyi ve duyguyu paylaşma, dinleme gibi süreçleri içeren karşılıklı konuşma sanatıdır. Günlük yaşantımızda ailemizle, arkadaşlarımızla, partnerimizle, patronumuzla vs. iletişim kurmak durumunda kalırız. Hayatı nitelikli olarak sürdürebilmenin en önemli unsurlarından biridir iletişim. 

    Terapiye başvuran çiftlerin de bireysel problemleri olan kişilerin de sorunun kaynağının çoğu zaman iletişimde tıkanma olduğunu görmekteyiz. Birçok kişi anlaşılmamaktan şikayet etmektedir. Peki bu neden kaynaklanır?

    “ Sana bir şey anlatırken neden bana bakmıyorsun? Bu şekilde beni dinlemediğini düşünüyorum.”

    “Sana bakmadan da seni dinleyebilirim.”

    “Yapman gereken sadece kafanı kaldırıp bana bakman. Saatlerini istemiyorum birkaç dakika bana odaklanamaz mısın?”

    “Neden hep sorun çıkarıyorsun? Huzurumu kaçırmak için yer arıyorsun. İşten gelip bir akşam bu evde huzurlu olamayacak mıyım?”

    “Asıl huzur kaçıran sensin. Senelerdir aynı şey. Beni hiç umursamıyorsun. Sana bir şey anlatmaya çalışıyorum ve her zamanki gibi tek düşündüğün şey kendinsin.”

    “Umursamasam seninle bunca senemi geçirmezdim.”

    ….

    Ve konuşmalar böyle sürer gider. Bu ve bunun benzeri konuşmalar sizin de başınıza gelmiş olabilir. İletişim tıkanır ve kişiler kendini ifade edemez. Kendini ifade edememenin vardığı sonuç çoğu zaman ise öfke patlamalarıdır. Ya da bazı durumlarda kişi karşısındakini hiç dinlemeyerek yahut ciddiye almayarak intikam alma yolunu seçerler. Bugün yaşanan olay geçmişi bugüne taşır ve sorun daha da büyür. Bu tarz iletişim kişilerin kültür, eğitim, yaşam tarzı ve özellikle kişilik yapılarına göre şekillenir.

    Bir insanın kişilik yapısı değersizlik çekirdeği üzerine kurulduysa karşısındaki ne söylerse söylesin, ona karşı bir değersizleştirme olarak algılayabilir. Bazı kişiler ise kendini aşırı korumaya aldığından en ufak bir eleştiriyi saldırı olarak algılar ve kendilerini o iletişime kapatırlar. Saldırı olarak algıladıkları şeyi etkisiz hale getirmek için bazen direk sözlü saldırı da bulunabilirler.  Bazı kimseler ise kişilik yapısına uygun olarak iletişimi kendileri çıkmaz haline sokarlar ve bu şekilde yakın ilişkilerden kaçınırlar. Bu insanların çoğu bunların bilinç dışının bir oyunu olduğunu bilmeden kendilerinin anlaşılmadığını söyler durur. Peki, kaçımız karşımızdakini ne kadar anladığımızı sorguluyoruz? 

    Bence en büyük problemlerimizden biri de karşımızdakini gerçekten dinlememek! Anlamak için dinlemiyoruz çoğu zaman. Yukarıdaki örnekte de olduğu gibi karşımızdaki kişinin ne söylediğini dikkate almadan cevaplarımız otomatik geliyor. Çünkü bizim düşüncemize göre ya yargılanıyoruz ya eleştiriliyoruz ya beğenilmiyoruz ya da onaylanmıyoruz. Çoğu zaman durum hiç de böyle olmuyor ama bildiğimiz yolu sürdürmek için kendimizi bu oyuna kaptırıyoruz. Bu ne demek? Ailelerimizin çocukluğumuzdan beri bizim üzerimize yapıştırdığı her neyse ya hayatımıza giren kişileri o sağlıksız iletişimin içine sürüklüyoruz ya da yapımıza uygun kişiyi seçip buluyoruz. Sonuç hep aynı… İletişim tıkanıyor ve ilişkiler ya sürmüyor ya da mutsuz oluyoruz.

    İletişimle alakalı bir sürü teorik bilgi verilebilir. Yapılan bir sürü araştırma açıklanabilir ama özet olarak biz ne söylersek söyleyelim karşımızdakinin bizi anladığı kadardır kurduğumuz iletişim. Daha sağlıklı ve nitelikli ilişkilerin ana kaynağı olan iletişimi sürdürebilmek için dinlemeyi, empati yapmayı ve hissettiklerimizin sorumluluğunu almayı denemeliyiz. Gerçekten bizi anlamayan karşımızdaki mi, yoksa anlaşılmadığımızı düşünen biz miyiz? 

  • Sellülit detoxu

    Sellülit detoxu

    Artık hepimiz biliyoruz ki, sellülit sadece estetik bir mesele değildir. Bir çeşit hastalık, bir dolaşım bozukluğu veya cilt altı yağ dokusunun yeteri kadar beslenememesi durumudur. Sellülit tablosuna daha yakından bir göz atacak olursak;

    § Kan dolaşımı bozuktur

    § Östrojen dengesizliği vardır

    § Yağlanmaya ve vücutta su tutulmasına neden olan diğer hormonal sorunlardan kuşkulanırız,

    § Vücutta toksin birikimi artmıştır

    § Karaciğer yorgundur muhtemelen yağlanma başlamıştır

    Ayrıca kalıtım, yanlış beslenme alışkanlıkları, durmadan kilo alıp verilmesi, hareketsizlik, sigara ve beden duruş bozuklukları, kabızlık gibi faktörler de sellülitleri beslerler.

    Masajdan LPG’ye ve gayet başarılı sonuçlar aldığımız Radyo Frekansına varıncaya değin, tüm “kozmetik sellülit tedavileri” nin amacı aynıdır; Vücutta sıvı toplanmasını kontrol etmek, kan ve lenf dolaşımını hızlandırmak, bölgesel yağ hücrelerini rahatlatmak, yağ asitlerini parçalayıp idrarla dışarı atılmasını sağlamak. Ama ne yazık ki bu tedavilerin hiç birisi sellülitlerden tamamen kurtulacağımız anlamına gelmez…

    KARACİĞER YAĞLANMASINA DİKKAT
    Hormonal sorunları başka bir yazıda ele alacağım. Bugün genellikle göz ardı edilen Karaciğerin önemi üzerinde durmak istiyorum. Çünkü karaciğer vücudumuzdaki yağ metabolizmasını düzenleyen ve yağ fazlasının atılmasını sağlayan temel organdır. Vücudumuz büyük ölçüde onun sayesinde toksinleri atar ve kendini arındırır.

    Vücudumuza aldığımız her şey bir bakıma karaciğerde özümsenir, arıtılır ve toksinlerden ayrıştırılır. Alkol, evde, sokakta yada işyerinde etkilendiğimiz kimyasal maddeler, aldığımız ilaçlar, sağlıksız beslenme (Özellikle işlem görmüş hazır yiyecekler) sonucunda vücutta biriken tüm zararlı maddeler karaciğeri yorarlar. Birçoğu karaciğerde fazla yağ birikmesine neden olurlar. Böylece hayati önem taşıyan bu organımızın verimli çalışması mümkün olmaz.

    Karaciğer yağlarla baş edemeyince onların bel çevresinde, yada deri altında birikmesini önleyemez. Karaciğer yağlanmasının en genel belirtileri, kilo vermede zorluk, bel bölgesinde yağlanma, sellülitlerin artması ve kolesterol seviyesinin yükselmesidir.

    SAĞLIK VE FORM İÇİN ÖNCE KARACİĞERİ GÜÇLENDİRİN:

    Karaciğerimizin kendini onarmasına ve tüm yeteneklerini yeniden kazanması için size sadece 2 hafta süreyle yapacağınız gayet basit bir detox diyeti öneriyorum. Bu dönemin sonunda kendinizi gayet iyi hissedeceksiniz. Kilo vermeniz ve sellülitlerle başetmeniz de kolaylaşacaktır. Doktorunuz uygun bulursa bu diyetin etkinliğini bazı beslenme destekleri ile arttırabilirsiniz.

    Karaciğer dostu bazı gıdalar:

    § Enginar

    § Sarımsak ve soğan

    § Brokoli, Brüksel lahanası, lahana

    § Taze limon suyu

    § Pancar

    § Tüm meyveler; özellikle elma, çilek, havuç

    § Esmer pirinç

    § Ispanak

    § Domates

    § Kavun

    § Avokado

    § Zerdeçal-Hint safranı

    § Omega-3 yağ asitleri

    § Milk Thistle (Devedikeni), kedi pençesi sarmaşığı ((Uncaria Tomentosa), hindiba ve enginar özü, arı poleni, NAC, Lesitin gibi beslenme destekleri

    Kedi Pençesi sarmaşığını belki ilk defa duyuyorsunuzdur. Ama 1995 yılında, Farmakoloji dünyasında, “Yılın Bitkisi” seçilmişti. Güney Amerika’da ve Peru Amazonu’nda yabani olarak yetişen ve korumaya alınan , üzerinde en fazla bilimsel araştırma yapılan tıbbi bitkilerden birisidir.

    Yerli kabileler bu bitkiyi eklem ve sindirim sistemi hastalıkları, enfeksiyonlar, yaralanmalar ve kanserli vakalarda kullanmışlardır. Sarmaşığın yetişmekte olduğu bölgede kanser vakalarının ve genetik kusur sayısının sıfıra yakın olduğu tespit edilmiştir. 1970’li yıllarda dikkati çekmiş ve incelemeye alınmıştır.

    DİĞER TAVSİYELER:

    § Bu detox süresi içinde, süt ve süt ürünlerini tüketmeyin.

    § Patates, ekmek ve pirinç gibi nişastalı gıdaları almayın.

    § Alkol, tuz ve doymuş yağlar, işlenmiş gıdaları, şeker ve kafein alımını da kaldırın.

    § Zorunlu olmadıkça ilaç kullanmayın. Gereksiz yere ağrı kesici, trankilizan, emin olmadığınız vitaminler, suni tatlandırıcılar kullanırken, bir daha düşünün. Bunlar için doktorunuza danışın. Tabii ki devamlı kullanmak zorunda olduğunuz temel ilaçlardan bahsetmiyoruz.

    § Karaciğerinizi yormamak için, aşırı sıcak ada aşırı soğuk yiyecek ve içeceklerden, acılı baharatlardan, hızlı ve sinirli yemek yemekten, her türlü öfke ve gerginlikten uzak durun. Öfke ve korku karaciğeri çok yıpratır.

    Ve günde en az 8 bardak, 2 litre su için. Bu su vücudumuzdaki zararlı toksinlerin idrarla yada terle akıp gitmesine yardımcı olur.

  • Kendimizi Tanıyalım

    Kendimizi Tanıyalım

    Kendiliğimiz

    Yaşamımızı sürdürmemizi sağlayan, insan ilişkilerimizi düzenleyen ve bir şekilde karşımıza çıkan her durumda nasıl davranacağımızı belirleyen bir kendiliğimiz bulunmaktadır. Bu kendiliğimiz yaşamımızın ilk 3 yılında ortaya çıkar ve yaşamımızın diğer dönemlerinde gelişir. Özellikle ergenlik döneminde netlik kazanır. Kendilik üzerine birçok tanım yapılmıştır fakat anlaşılır ve bütüncül bir bağlamda toparlayacak olursak kendilik, tam bir kişi olarak bilinçli ve bilinçdışı süreçleri içinde barındıran, bizim kim olduğumuzu tanımlayan bir terimdir. Kendimizle ilgili zavallı, aciz, değersiz, mükemmel, eşsiz, korkak, cesur, başarılı, başarısız vs. yüzlerce kendilik tasarımımız vardır.

    Kendiliğimizi gerçek kendilik ve sahte kendilik olarak ikiye ayırabiliriz. Sahte kendilik, içinde sevilme, beğenilme, onaylanma, ilişkilerde mesafe ayarlama vb. bazı savunmaları bulundurmaktadır. Bu savunmaları sıkıntılardan kurtulmak, kendimizi uyuşturmak pahasına gerçeklikten uzaklaşarak kötü duygulardan korunmak için kullanırız. Oluşumu ise ilk üç yaşta bize bakım veren kişinin beklentileri doğrultusunda oluşur ve hayatımız boyunca tüm bu ilişkilerimizi ilk bakıcıyla yaşadığımız ilişki gibi yaşarız. Bu, çoğunlukla bilinçdışı ve sağlıksız bir döngü halini alır. Örneğin, koşullu sevgi almayı öğrenen bir bebek, hayatı boyunca ancak yaptığı eylemler neticesinde sevileceğini düşünerek hareket eder. Başka bir örnek verecek olursak, yine ilk üç yaşta her dediği olan, sınırlarını bilmeyen bir çocuk, yetişkinlik yaşantısında da her şeyin kendi kafasındaki gibi olmasını bekleyecektir. Dünya adeta onun etrafında dönmektedir. Bu davranışlar bilinçli bir düşünmeden değil, sahte kendiliğe hizmet eden sağlıksız savunmalardan kaynaklanır.

    Gerçek kendilik terimi ise, içinde sahte kendilik bulundurmayan doğal, özgün, dış odaklı olmayan içsel bir kendiliktir. Gerçek kendiliği daha iyi anlayabilmek için bazı kapasitelerinden bahsetmek mümkündür. İşte gerçek kendiliğe sahip olan kişilerin kapasiteleri;

    1. Sağlıklı bir gerçek kendilik geliştirmiş, sahte kendiliğinin savunmalarıyla yaşamını sürdürmeyen bir bireyin duyguları spontan, canlı, doğal ve içtendir. Duygularını canlılık içerisinde hisseder.

    2. Kişinin kendini tam kendi olarak algılaması kendilik kapasitelerinden bir diğeridir. Kendilerini ne olduğundan zayıf, yetersiz, değersiz ve aciz hissetmeli ne de gereğinden fazla şişirilmiş kendilik algısı olmalıdır.

    3. Kişinin kendilik aktivasyonu yapabilmesidir. Kendilik aktivasyonu yapabilmek, kişinin bireyleşmeyi başarabilmesi ve yaptığı davranışların arkasında durmasıdır. Yaptığı eylemleri temelinde yatan şey dış etkenlerle bağlı değildir. Kendi için, içsel deneyimlerinin sesini dinleyerek davranır. Başkalarının onayını bekleyerek dış odaklı bir sistemle yaşamını sürdürmez. Dışarıdan gelen saldırılara karşı kendini savunur. 

    4. Yaptığı kendilik aktivasyonunu kabul eder ve kendine güvenir. Çevresel durumlarla olumlu ve uyumlu bir tavırla başa çıktığını kabul eder ve kendine güveni ortaya çıkarır.

    5. Acı veren duyguları yatıştırabilir. Acı veren duyguları yatıştırarak bağımsız bir şekilde plan yapar ve yaşadığı olumsuz duyguları minimuma indirerek yaşantısına devam eder.

    6. Kişinin tecrübelerinin devamı olarak kendiliğinin devamını sürdürebilir. Başka bir deneyim halinde ise bu durumla uyum sağlayabildiğini kabul eder. 

    7. Kararlıdır. Kendini bir nesne veya ilişkiye adar, bütün engellere rağmen hedefe ulaşmada ısrarcı davranır. 

    8. Yaratıcılık özelliği vardır. Bu özelliği sayesinde eski ve tanıdık örüntüleri kendiliği için farklı hale dönüştürür. 

    9. Bir ilişki içerisinde terk edilme, yok olma, bitme vb. kaygıları olmadan kendini ilişkiye adar ve kendini tam olarak ifade eder. 

    Özetle gerçek kendiliğe sahip kişi olgunlaşmış, güçlü potansiyelleri olan, cinsel kimliğini kabullenmiş, doğal davranan, adaptasyon kabiliyeti olan kişidir. 

  • Vücut mezoterapisi ( bölgesel incelme ve sellülit için)

    Vücut mezoterapisi ( bölgesel incelme ve sellülit için)

    Yaza formda girmek için bir çoğumuz seferber olduk; kimimiz diyet yapıyoruz, kimimiz tekrar spora başladık. Kordon boyu, fuar yürüyüşe çıkan insanlarla doluyor. Sabahları muayenehaneme giderken bakıyorum, sanki herkes eşofmanlarını giyip koşuya çıkmış gibi! Kış ucuzlukları bitmeden, yazlık vitrinler de yapılmaya başlandı. Birbirinden renkli cıvıl cıvıl giysilere bürünmek için hazırlanmak artık şart oldu!

    Kilo vermek ayrı konu ama bir de sellülit meselesi var ki, zayıflamak, onlardan kurtulmaya yetmiyor. Bazı insanların ise üst bedenleri, beli incecik oluyor ancak bacaklarında ciddi bir yağ birikiyor. Kilo verdikçe yüzleri küçülüyor, kaburgaları çıkıyor, ama kalçaları yerli yerinde duruyor. Böyle durumlarda size mezoterapi yaptırmanızı tavsiye edebilirim.

    Mezoterapi birçok alanda kullanılsa da, en fazla, bölgesel zayıflama ve sellülit tedavisi için istenir. Mezoterapi nedir diye soracak olursanız; 4 mm.lik iğnelerle deri altına ilaç verilmesidir. Bölgesel incelme ve sellülit için, deri altına lipolitik, yağ eritici, dolaşım düzenleyici maddeler, enginar özü, tonüs kuvvetlendirici, sellülit giderici ilaçlar enjekte edilir. Enjeksiyonlar 2 cm. ara ile yapılır.

    Selülit’e neden olan yağ hücreleri normal değildir. Bunlar özelliğini kaybetmiş, içinde su toplayan ve sertleşen dokulardır. Kilo vermek onları yerinden kıpırdatamaz. Mezoterapi ile enjekte edilen maddeler, sellülit’e neden olan, bozulmuş yağ hücrelerini parçalayıp rahatlatırlar. Böylece yağ hücreleri tekrar normal duruma gelirler. Bu arada diyet ve spor yapılırsa, yağlar enerjiye dönüştürülüp vücuttan atılır. Giderek sellülit’li bölgeler incelir, vücut normal ölçülerine döner ve ciltteki pürüzler kaybolur.

    Kimin kaç seansa ihtiyacı olduğunu genellemek kolay değildir. Tedavi süresi, bölgesel incelme gerektiren bölgelerin durumuna ve sellülitin derecesine göre değişir. Bazı hastalar için 10 seans yeterli olur, kimisine 30 seans gerekir. Ne olursa olsun, tedavi tamamlandıktan sonra 3 ayda bir kontrol edilmesi gerekir. Önlem olarak 2 ay aralıklarla bir seans tekrarlanır.

    Tedavi süresince günde 2 lt su içilmeli, kafeinli içeceklerden (çay-kahve-kola) soda ve tuzdan uzak durulmalı, yağsız, şekersiz posalı yiyeceklerden oluşan bir diyet uygulanmalıdır. Özellikle turp,maydanoz, kereviz, çilek ve kabuklu pirinç vücudun fazla suyu atmasına yardımcı olur.

    Selülitlerden kurtulmak için tavsiye edilen sporların en başında; tempolu yürüyüş, merdiven çıkmak, yüzmek ve bisiklete binmek gelir. Hiçbirini yapamıyorsanız, yavaş tempolu 1 saatlik yürüyüş bile çok yararlıdır.

    Yaza formda girmeniz dileğiyle, hoşçakalın.

  • Teröre Farklı Bir Bakış

    Teröre Farklı Bir Bakış

    Terör, politik, dini ve ya ekonomik bazı hedeflere ulaşmak için uygulanan her türlü şiddet olarak tanımlanabilir. Teröristler, insanları bir şekilde dehşete düşürerek korkutma ve buna bağlı olarak insanları sindirme, yıldırma yoluyla amaçlarına ulaşmayı hedefler.

    Terör birçok açıdan açıklanabilir ve değerlendirebilir. Politikacıların tutumu, terörizmi doğuran etkenler, teröristlerin kimliği, terörün çeşitleri, terörün halk üzerinde etkisi vb. Ben bu yazıda halkın üzerinde oluşturduğu psikolojik etkiler ve buna bağlı tepkileri açmaya çalışacağım.

    Tanımda da belirtildiği gibi teröristlerin amaçlarına ulaşmakta kullandığı yöntem insanlarda, cana kıyma, malı yakıp yıkma, işkence yapma gibi eylemlerle dehşete düşürerek korku havasını hakim kılmak, buna bağlı olarak sindirme yoluyla insanları eylemsizliğe itmektir. Eylemsiz ve sinmiş bir halk üzerine birçok oyunlar oynanabilir. Bazı bireyler yaşayacaklarını belirsizliğinden korkarak eylemsizliğe kendini mahkûm ederken bazı bireyler ise tepkisel olarak yine terör yoluyla intikam almak isterler. Bu her iki durumda da sağlıklı yaşam koşulları kaybolur. 

    İnsanları strese sokan en büyük etkenlerden biri de belirsizlik ve olayların kontrolünün kişinin dışında gelişmesidir. Etrafında sürekli terör olayları olup biten kişi başına geleceklerden habersiz, endişe ve korkuyla hayatını sürdürmeye çalışır. Bu açıdan baktığımızda teröre maruz kalmasa bile yarattığı psikolojik etki ile insanlar  terör mağdurudur. Böyle bir durumda ise bireyden topluma genel bir huzursuzluk hâkim olur. Terörist için durum bundan farklıdır. Çünkü terörist yaptığı eylemin plancısıdır ve başına gelecek şeyleri öngörür.   

    Yaşanan terör olaylarından sonra yeni olaylar gündeme gelmese bile kişi önceki yaşananların bıraktığı etki ile endişeli ve korku dolu bir yaşamı sürdürebilir. Yaşanan, şahit olunan ve uzaktan da olsa paylaşılan terör yaşantıları kişilerde travma etkisi bırakır. Travma yaşamış bir bireyin ruhsal dengesi ve hayat bütünlüğü bozulmuş olabilir.  Terörü bu açıdan değerlendirecek olursak toplumsal travma olarak görülebilir ve böyle bir toplum terörle mücadelede eksik kalabilir. Bunun için terör eylemleri daha çok sivillerin bulunduğu ve toplu ölümlere neden olacak yerlerde ve toplumsal olarak duyarlılığın daha fazla olduğu zamanlarda yapılır. 

    Toparlayacak ve günümüz şartlarına uyarlayacak olursak eğer toplumsal olarak uzun süredir yas sürecindeyiz. Bu yas süreci ile birlikte yaşadığımız günlük endişeler bizi terörle mücadelede kısır bir döngüye sokmaktadır. Politik açıdan yapılacaklardan öte terörün psikolojik etkilerinin toplumda oluşturduğu tepkiler ile olayın başka bir tarafına dikkat çekmek istedim. Bunları değerlendirecek olursak terörle mücadelede ruh sağlığın önemini değerlendirmeli ve terörün hakim olduğu toplumdaki bireylerin güvenini kazanmak için uygun ortam sağlanmalıdır. Kişiler, yaşadığı olumsuz duygular hakkında bilinçlendirilir ise olumsuz durumlar ile başa çıkma konusunda güçlenir. Böylelikle başına geleni atalet ile kabullenen bireylerin değil, başa çıkma yolunda adımlar atan mücadeleci bireylerin bulunduğu toplumlar terörle mücadele de avantajlı olur.