Yazar: C8H

  • Güneş lekeleri, yaşlanmanın ilk habercisi olabilir mi?

    Ciltte lekeler, cildimize rengini veren melanin pigmentinin artması ile ortaya çıkmaktadır. Bu pigmentin üretimi melanosit adı verilen hücreler tarafından çeşitli hormonların ve ultraviyole ışınlarının etkisiyle olmaktadır. Güneş ışınlarının etkisiyle otomatik olarak sentezi başlayan bu pigmentler, aslında cildimizin doğal güneş koruyucularıdır. Ancak ozon tabakası delik olduğu için kanserojen olan ışınlara karşı kendi doğal pigmentlerimiz yeterli koruma yapamamaktadır.

    Benler, yaşlılık lekeleri, güneş lekeleri, çiller oluş mekanizmalarına göre birbirlerinden farklı görünen cilt lekeleridir. Tedavilerinde birinci hedef güneşten ve solaryumdan uzak durmak veya bilinçli olarak bunlardan faydalanmak, ikinci hedef dermatoloji uzmanının lezyona göre uygun gördüğü tedavi yöntemlerini uygulamak ve düzenli olarak takip ederek kötü huylu hale gelmelerini engellemektir.

    Ciltte görülen lekelerden başlıcası ben’ler diye bildiğimiz melanin sayısının lokal olarak artmış olduğu lezyonlardır. Bunlar doğumsal olabileceği gibi bazıları sonradan ortaya çıkabilir. En küçük olanından, vücudun büyük bir kısmını kaplayacak büyüklükte olanlara kadar çok çeşitli olan benlerin tedavis,i bir dermatoloji uzmanı tarafından değerlendirildikten sonra yapılmalıdır. Bazıları sadece cerrahi olarak çıkarılabilirken bazılarına lazer tedavisi de yapılabilmektedir.

    Ultraviyole ışınlarının etkisiyle oluşan güneş lekeleri bazen tek başına bazen bir hormonal durumun da etkisiyle ortaya çıkabilmektedir. Gebelik, adet düzensizliği, doğum kontrol hapları kullanmak ve ailesinde benzer durumu olmak (genetik) melazma (gebelik maskesi) adı verilen bu tip lekelere sebep olmaktadır. Daha çok alın, elmacık kemiklerin üstü, dudak üstünde görülebilen, cilt renginden daha koyu renkli olan bu durumun tedavisi çeşitli ilaç kremlerle ve dermatolojik yöntemlerle olabilmektedir.

    Bir dermatoloji uzmanı tarafından muayene edildikten sonra lekenin derinliğine ve yayılımına göre hastamızın cilt kalınlığı analiz edildikten sonra mikrodermabrazyon veya kimyasal peeling yapılabilir. Tek başına veya bu yöntemlerle birlikte lazer tedavileri ile çok başarılı sonuçlar alınmaktadır. Tedavi süresi hastamızın mevcut lezyonunun var oluş süresi, büyüklüğü ile ve uygulanan yöntemle ilişkili olup uygulamalar sonbaharda başlayıp bahar ayının ortalarına kadar tamamlanmak üzere programlanır.

    Ultraviyole etkisiyle ortaya çıkan bir başka cilt lekesi de lentigo (güneş lekesi veya yaşlılık lekesi)dur. Genellikle orta yaştan sonra bazen daha erken yaşlarda görülen ben’lerde olduğu gibi melanosit denilen hücrelerin sayısının artmasıdır. Şekil olarak ben’lerden farklıdır. Lentigolar daha yüzeyel ve yıldızsı uzantıları olan sütlü kahverenginden koyu kahverengiye değişen renklerde görülür. En sık el sırtında (yaşlılık lekeleri), göğüs V bölgesinde (güneş lekeleri), omuzlarda, sırtta ve alında görülür. Yaşla birlikte sayıları ve büyüklükleri artabilir. Bu lezyonların varlığı, güneş hasarına açık bir cilt olduğunun da habercisidir.

    Bu tip ciltlerin mevcut benlerinin de bir dermatoloji uzmanı tarafından dermatoskop yöntemi ile takip edilmesi gerekir. Tedavisinde soyucu tedaviler, kriyoterapi ve ilaçlar kullanılabilmekte ancak en başarılısı lazer tedavileri olmaktadır.

    Cilt tipimizin açık renkli olması ve genetik yatkınlığa bağlı olarak çiller de ortaya çıkmaktadır. Bunlar güneşin etkisiyle cildin derin tabakasından yüzeyine doğru pigmentlerin göçü ile ortaya çıkmakta olup; melanin sayısı ise normaldir. Güneşe maruziyet ortadan kalkınca kaybolmaktadır. Bu nedenle genellikle tedavi edilmelerine gerek yoktur.

  • Kürtaj

    Kürtaj

    Kürtaj, jinekologların en sık yaptığı cerrahi operasyonlardandır. Kürtaj işlemi, genellikle isteğe bağlı gebelik sonlandırması amacıyla yapılır. Halk arasında bebek aldırma, çocuk aldırma olarak da bilinmektedir. Sık yapılan bir operasyon olması hekimler açısından işlemin kolay olmasına rağmen, tabii ki hanımların hem bu operasyona bağlı, hem de operasyon sonrası ağrı, kanama, gebe kalamama korkuları doğal olarak mevcuttur.

    Tıbbi olarak düşük ile sonuçlanan veya bebeğin kalp atışının durduğu gebeliklerde de yapılan işlem yine kürtaj operasyonudur.

    İsteğe bağlı gebelik sonlarndırılması, 10 haftaya kadar ülkemizde yasal olarak yapılabilmektedir. 10. Haftaya kadar kürtaj olunabilir, kesinlikle yasak değildir.

    Bu operasyon kısa süreli, genel anestezi altında hastalar uyutularak yapılır.
    Operasyon öncesi 6 saat kadar açlık ve susuzluk yeterlidir. Operasyon sonrası ise adet sancısından fazla olmayacak bir kasık ağrısı, adet kanamasını geçmeyecek şekilde vajinal kanama görülen bulgulardır. Bazı hanımlarda hiç kanama olmaz iken, bazılarında adet dönemi kadar bir kanama süresi devam edebilir.

    Kürtaj operasyonu, hiçbir şekilde kısırlık veya gebe kalamama – tekrar çocuk sahibi olamama sebebi değildir. İlk gebelik durumunun kürtaj ile sonlandırılması veya birkaç kez kürtaj olunması da kısırlık sebebi olmayacaktır. Operasyon sonrası herhangi bir enfeksiyon olmaması, rahim içi yapışıklık olmaması için koruyucu antibiotik tedavisi verilmekte.

    Kürtaj olunan ay, her türlü adet düzensizliği yaşanabilir. Ara ara kanamalar veya uzun süren lekelenme tarzında kanamalar yaşanabilir. Normal şartlarda 30- 40 gün sonra normal bir adet görülecek ve adet döngüsü devam edecektir. Korunmak ve adet düzeni amacıyla kürtaj sonrası, aynı gün doğum kontrol hapları kullanımı başlayabilir. Anormal şiddette kasık ağrısı, şiddetli vajinal kanama, kötü kokulu akıntı doktorunuza başvurmanız gereken belirtilerdir.

  • 10 soruda lazer epilasyon

    1. Kimler lazer epilasyon yaptırabilir?

    Lazer epilasyonu, 16 yaşından büyük olan, kıl yapısı uygun; kıl rengi ile ten rengi arasında belirgin farkı olan (koyu renk kıl) ve ışığa karşı aşırı duyarlılığı olmayan herkes yaptırabilir.

    2. Lazer epilasyonda kıl neden koyu renkte olmalı?

    Lazer ışığının hedefi, kıllara renk veren pigmentlerdir. Lazer ile çevre dokulara zarar vermeden kılları besleyen kökleri etkilemek pigmentler sayesinde mümkün olabilmektedir. Lazer ışığı, kılların rengini veren renk maddeleri (pigmentler) sayesinde emilir köke iletilir, kıl kökünün ısınarak etkilenmesi sağlanır. Açık renkli kıllarda, ışık pigmentlerin yeterli olmayışı yüzünden emilemez ve dolaysıyla kıl köküne iletilemez.

    3. Lazer epilasyon hangi bölgelere uygulanır?

    Kadın ve erkekte gözlük takılarak uygulanabilecek her bölgeye, örneğin elmacık çıkıntılar üzerindeki kıllardan, bacaktaki kıllara kadar kıl yapısı işleme uygun olan durumlarda uygulanabilir. Genellikle lazer epilasyon, kadınlarda özellikle bikini bölgesi (kasık), koltuk altı ve bacaklarda, erkekler de sakal bölgesinde, boyunda ve ensede tercih edilebilmektedir.

    4. Bir seansta kıllardan kurtulmak mümkün mü?

    Bir seansta, tüm kılların ışığı aynı şekilde emerek köke ulaştırmaları mümkün değil. Çünkü kıllar da vücudumuzun her hücresinde olduğu gibi fiziksel bir döngü içinde. Seanslar, kılların yerleştiği yere ve kişinin genetik özelliklerine göre değişmekle birlikte, ortalama 1-2 ay aralıklarla, 3 ila 8 seans sürmekte.

    5. İki seans arasında ne kadar süre geçmeli?

    Vücudumuzdaki kıllar, büyüme, dinlenme ve dökülme evrelerini geçirirler. Eğer bir kıl büyüme evresinde iken lazer uygulanırsa, onun o seansta kalıcı olarak yok olması mümkün olabilir. Bu nedenle seanslar arasında bir ila iki ay gibi süreler öngörülür. Büyüme evresinde bulunmayan bir kıla lazer uygulaması yapılırsa, kıl tütsülenir ve ışığı kıl köküne ulaştırma görevini tamamlayamaz.
    Cilt üzerinde 0,5 cm uzunluğuna erişmiş olan kıllar daha fazla uzaması beklenmeden işleme alınabilir. Seans aralıkları süreler bölgesine göre değişir. Örneğin koltuk altı 1-1.5 ay ara ile bacak ise 2- 2.5 ay ara ile uygulamaya alınabilmektedir.

    6. Uygulama, ne kadar sürer?

    Süre, epilasyonun yapılacağı bölgeye göre değişir. Örneğin yüz, kasık, koltuk altı gibi bölgelerde 10-15 dakikayı, bacaklarda 1 saat sürebilmektedir.

    7. Lazer ışınlarının insan sağlığı üzerine herhangi bir zararı var mı?

    Sağlığa herhangi bir zararı olmayan lazer ışınlarının hedefi, kıllardır. Bu yüzden çevre dokulara zarar vermez. Olabilecek en kötü yan etkisi, kalıcı olmayan lekelerdir. Bu lekeler, kısa süre sonra kendiliğinden iyileşir.

    8. Uygulama sırasında ağrı hissedilir mi?

    Sadece ışık vücuda değdiğinde, tek bir kılı cımbızla kopartırken hissettiğimizden çok daha az bir acı duyulabilmektedir. Bu esnada ışığın değdiği bölgede aynı anda en az 10-15 kıl köküne ulaşılabilmektedir.

    9. Günümüzde pek çok yerde uygulanan lazerle epilasyonda, özellikle neye dikkat etmeli, tercihini neye göre yapmalı?

    Lazer epilasyon sırasında kıl kökünün ısıtılması ve bu şekilde yok edilmesi hedeflenir. Bu ısıtma işlemi sırasında cildi korumak çok önemli. Cildin üst tabakasına zarar vermeden bu işlemi yapabilmek için, cilde önceden uygulanan soğutucu başlıklar veya gazlar kullanılır. Son dönem lazer epilasyon aletlerinin hepsinde soğutucu başlıklar bulunmaktadır.

    10. Epilasyondan sonra nelere dikkat edilmeli?

    Tüm uygulama süresince, kılların, cımbız, ip, ağda gibi yöntemlerle alınmaması gerekir. Çünkü bu yöntemler, kıl köklerini incelterek kılların lazere duyarlılığını azaltır. Ayrıca güneşlenmek ve solaryum uygulmalarından sonra 48-72 saat içinde lazer epilasyon yapılmamalı ve işlem sonrası birkaç hafta solaryum veya güneş ışınlarına maruz kalınmamalı.

  • Lazerle Yapılan Kalıcı Kızlık Zarı Fleep Yöntemi

    Lazerle Yapılan Kalıcı Kızlık Zarı Fleep Yöntemi

    Kızlık zarı onarımı yani kızlık zarı dikimi-hymenoplasty olarak tıpta bilinmektedir. Sosyal ve toplumsal sebeplerden dolayı çeşitli nedenlerden dolayı zarar görmüş veya bozulmuş olan kızlık zarı yani hymen tamiri, onarımı için kişisel veya aileler kızlarının bu özel sorunlarını gidermek için çare aramaktadırlar. Bekaret zarı olarak bilinen kızlık zarı yani hymen genital dudakların hemen iç kısmında bulunmaktadır. vajinanın hemen girişinde olduğu için cinsel yakınlaşma sırasında veya cinsel birleşme sırasında zarar görmüş hatta bozulmuş olabilir. Kızlık zarı, hymen bozulup bozulmadığını anlayabilmek için mutlaka muayane olunmalıdır. Bazen de kızlık zarı yani hymen geçirilen travma veya geçirilen kaza sonrası da bozulma olmuş olabilir. Kızlık zarı yani hymen, hayati bir organ veya yapı değildir. Kız çocuğu anne karnında embiriyonik vajina girişini kısmen kapatan mebransı mukozal doku katlantısı olup halk arasında kızlık zarı olarak bilinmekte, bekaret sembolü olarak görülmektedir. Kızlık zarı her bayanda aynı şekil veya görünüşte değildir. Yaklaşık 10’a yakın değişik kızlık zarı modeli vardır. Kızlık zarı ilk ilişkide kanamaya yol açan kızlık zarının ortasındaki genişlik durumudur. Bu vajina daralması ilk ilişki veya zorlanma sırasında kızlık zarı mukozasının doku bütünlüğü bozulmasıyla birlikte bir miktar kanama gelmektedir. Kanamanın miktarı bu yırtılan bölgedeki damarların yoğunluğuna bağlı olmaktadır.

    Kızlık zarı yani hemen ilişkiden sonra hemen kanama olmaktadır. En çok karşılaşılan soruların başında cinsel yakınlaşma veya birliktelikten 2 veya 3 saat sonra kanamam geldi veya eve gidince kanama oldu kızlık zarım bozulmuş mudur? sorusu olmaktadır. Kızlık zarı kanaması diğer organlarımızın kanaması gibidir yani parmağınız kesildiği zaman kanama hemen geldiği gibi bu bekaret işareti olarak bilinen kızlık zarı kanaması hemen o an olmaktadır. Kızlık zarı kanaması az veya çok olması tamamen kızlık zarı bölgesindeki damarların durumuna ve yırtılma sırasındaki kızlık zarı bozulmasının derecesine bağlı olabilmektedir.

    Kızlık zarı tamiri yani hymene yapılan cerrahi veya lazerle düzetme işlemine Hymenoplasty denilmektedir. Bu operasyon ilgili şiddet tehdidi altında genç kadın yardımcı olmak için yapılan tartışmalı bir konu olmaktadır. Önemli olan bu operasyonu yani hymenoplasty uygulanacak hastanın sosyal –psikolojik durumunun klinik durumuyla birlikte değerlendirilmesidir.. Resmi kurallar genellikle kızlık zarı rekonstrüksiyon şunan reddetmek. Öte yandan, bazı toplumsal nedenlerden dolayı genellikle bayanların bu operasyon için psikolog veya psikiyatr tavsiyesi ile de yapılması gerekliliğni ortaya koyan klinik durumlar da olabilmektedir.

    Sonuç olarak; Kızlık zarı yani hymen zarı, embiriyonik bir oluşum olup herhangi bir nedenle bozulmuş olabilir. Bozulma durumunda bu durumu karşısındaki insanlara anlatamayan veya anlatamayacağını düşünen ve bu durumdan dolayı sosyal ve psikolojik baskı veya şiddet göreceğini düşünen veya tedirgin olan kişiler, operasyonu yani kızlık zarı dikimi denilen hymenoplasty işlemini yaptırtabiliyorlar.

    Kızlık zarı dikimi yani hymenoplasty için genel olarak 3 çeşit yöntem vardır:

    1- Klasik kızlık zarı dikimi yani geçici yöntem( ilişkiden 3 veya 4 gün önce yapılan)
    2- Kalıcı Fleep Kızlık zarı Dikimi (ilişki den bağımsız tamamen kalıcı uzun süreli bir operasyondur)
    3- Lazerle yapılan Kalıcı Kızlık zarı Fleep Yöntemi: İlişkiden bağımsız kalıcı uzun süreli bir operasyondur.

  • Cildimizi ilgilendiren her konuda neden mutlaka dermatolog ?

    Cilt doktorları, Tıp Fakültesinden mezun olduktan sonra tüm doktorların uzman olmak için girdikleri sınavda dermatoloji branşını ihtisas alanı olarak seçen ve bu konuda 4-5 sene süren üst ihtisas yapan kişilerdir. Cildin sağlığını korumak ve cilt hastalıklarını teşhis edip iyileştirmek, insan sağlığının önemli bir parçası olan bu büyük organın mikroskopisinden makroskopisine her şeyini bilen cilt doktorlarının işidir.

    Cilt doktoru, cildi vücudun diğer organları ile ilişkili olarak, bir bütün olarak değerlendirir. Cildin rengi, soluk mu, kızarık mı, kuru mu, yağlı mı, sivilceli mi, hassas mı, yoksa allerjik mi, cilt kuru ama sivilceli mi, güneş ışınlarından ne kadar etkilenmiş, cildin nem durumu, kırışıklık olup olmadığı, kılcal damarların yüzeye çıkması, ben’ler, güneş lekeleri (lentigo), melasma (bölgesel lekeler) varlığı gibi unsurların tamamına bakılarak değerlendirilir. Aksi halde cilt gençleştirme amaçlı herhangi bir işlem yapıldığı zaman, geri dönüşü zor olan sorunlarla karşılaşılabilir.

    Örneğin çok popüler olan infrared veya radyofrekans yöntemlerini yüz gençleştirme amaçlı kullandığımız zaman aslında melanin isimli pigmentin (cildimize rengini veren-sarışınlık, kumrallık veya esmer tenli olma durumları) sentezinin de tetiklenebileceğini ve daha önce olmayan yeni bir lekenin ortaya çıkartılabileceğini tahmin edebilir miyiz? Evet, bazı parametreler vardır ki buna göre gerekirse bu işlem uygulanmaz. Görülen o ki bu tip tıbbi cihazlar deneyimli uzman doktorlar kullanmalıdır.

    Bu nedenle her yeni çıkan cihaza göre değil, kişinin ihtiyacına göre uygun yöntemi belirlemek; cilt sağlığı ve güzelliği için temel prensip olmalıdır.

  • Korunmasız İlişkide Gebe Kalmaktan Nasıl Korunulur?

    Korunmasız İlişkide Gebe Kalmaktan Nasıl Korunulur?

    Ailelerin istediği zaman ve bakabildikleri sayıda çocuk sahibi olmaları,aile planlaması başlığı altında olup ayrı başlık altında incelenir.

    Bu makalede vurgulamak istediğim konu: çocuk sahibi olmayı planlamayan fakat elde olmayan nedenlerden dolayı etkin,tıbbı ve doğru yöntemler kullanmadan ilişkide bulunan durumlarda nasıl gebe kalmaktan korunulur. Bu durumlara örnek olarak henüz evli olmayan veya herhangi bir nedenle düzenli cinsel ilişkisi olmayan, dolaysıyla sürekli bir korunma yöntemi uygulamayan kişilerdir. Korunmasız ilişki değil sadece istenmeyen gebeliğe sebebiyet vermesi aynı zamanda gebe kalma korkusuyla psikolojik sorunlarada neden olabilmekte ayrıca cinsel ilişkinin kalitesini bozmaktadır.

    Bunun dışında, tıbbı ve düzenli korunma yöntemlerinden her hangi birisini kullanan kişilerde bile yanlışlıkla veya bilmeden, yöntemin etkin olamadığı durumlarda yaşanabilir.

    Örneğin sürekli doğum kontrol hapı kullanıp arada unutan veya rahim içi araç kullanan kadının, farkında olmadan spiralinin yerinde kayması, prezervatif kullandığı halde prezervatifin yırtılması veya vajende kalması gibi durumlarda korunma yöntemi etkin olarak sağlanmayabilir. Bu durumlar da korunmasız ilişki kapsamına girmektedir.

    Burada önlemden kastım, tabiki geleneksel yöntemler veya tıbben etkin olmamalarının yanısıra, kadına zarar verebilecek rastgele uygulamalar değildir.Ertesi gün hapları ve halk arasında söktürücü olarak bilinen ilaçlar bunlara örnek teşkil etmektedir. Bu ilaçlar çoğu zaman gebeliği önlemediği gibi, bazen dış gebelik dediğimiz çok ciddi sağlık sorunlarınada zemin hazırlayabilmektedir.

    Korunmasız ilişkide bulunup gebe kalmayı düşünmeyen kadının bir an önce jinekolog hekime başvurup yardım istemesi gerekir.

    Unutmayalım ki, korunmasız ilişki sonrası gebe kalma endişesi ile alınan acele kararlar, jinekolog fikrini almadan atılan her adım gebe kalmayı önlemediği gibi, kadın sağlığına da ciddi zararlar verebilir. Ayrıca daha sonra hamile kalmasını zorlaştıran durumlar yaşanabilir.

  • Selülit tedavisi,

    Selülit ağırlıklı olarak kadınların sorunu olmakla birlikte, kilo alan ve androjen hormon eksikliği veya yetmezliği olan erkeklerde de görülebilir.

    Selülit bilindiği gibi şişmanların sorunu değildir, zayıflarda da görülebilir. Oluş nedenleri arasında, cilt altı bağ dokusunda engebeli görünüme yola açan gevşeklik, ödem (su tutulması) genellikle genetik yatkınlığı olan kişilerde ve sıklıkla hormonal sikluslarımızla ilişkili olarak, mikrodolaşımın bozulması, bununla ilşkili olarak cilt altı yağ tutulumunun artması ve yağ lobüllerinin arasının sert fibröz kapsüllerle çevrelenmesi, dolayısıyla bir kısır döngü şeklinde birbiriyle ilişkili çok sayıda mekanizmayla ilişklili bir hastalıktır.

    Ayrıca selülitin evreleri de vardır. Sadece deriyi iki parmak arasında sıkıştırınca veya kasları kasınca portakal kabuğu şeklinde ortaya çıkan görünüm varsa evre I, normal pozisyonda iken görünüyor ancak, kasları kasınca çukurluklar oluşuyorsa evre II, hem çukurluklar hem de sertlikler var ve ağrılıysa evre III olarak değerlendirilir.

    Selülitin tedavisinde, oluş sebeplerini düzeltmeyi hedefleyecek şekilde bir yol izlemek buna göre kombine bir bakım uygulamak önemlidir. Bu yüzden selülitin tek bir tedavisi yoktur. Hiçbiri tek başına yeterli sonuç vermez. Uygulanan başlıca yöntemler; LPG ile lenf drenaj masajı, elektrostimulasyon (ESM- Quantum-Caci) ile hem kasları hem de bağ dokusunu uyarma, benzer şekilde biraz daha güçlü olarak bağ dokusunu uyaran ve cilt altı yağlanmayı azaltan radyofrekans ve infrared tedavisi, iğneli işlemlerden mezoterapi ve karboksiterapi olmaktadır.

    Bu sayılan yöntemlere ek olarak özel beslenme programı ve ağızdan alınabilecek bazı gıda takviyeleriyle selülit tedavisi içeriden de desteklenmektedir. Şayet diyet eğer tek başına yapılacak olursa istenilen bölgeden yeterince yağ kaybetmediğimiz gibi bir de yüzümüzden, göğsümüzden kaybedebiliriz. Bu nedenle bölgesel uygulamalar yapılırken diyetle desteklenirse istediğimiz yerlerden kilo vermemiz daha kolay olabilmektedir.

    Tedavide olmazsa olmazlardan biri olan ve selülitin en önemli sebebi olan dolaşım bozukluğunun giderilebilmesi için uygulanan lenf drenaj masajı şarttır. LPG masajını özellikle biz dermatoloji uzmanlarının tercih etme nedenimiz, endermoloji bilimi ile ilişkili olduğunu bilmemiz ve FDA onayı almış olmasıdır. En önemli nokta bu masajın kesinlikle ehliyetli kişilerce uygulanmasıdır. Aksi halde ciltte sarkmalara, kalçada düşüklüğe veya selülitlerde artmaya neden olabilir. Bilinçsiz ellerde uygulanan el masajlarının bile uzun dönemdeki sonuçları ne yazık ki selülitin daha da kötüye gitmesine neden olabilmektedir. Masaj sonrasında hemen uygulanan mezoterapi ve karboksiterapi ile sonuçlar çok daha iyi olabilmektedir. Çünkü işlem öncesine dolaşımı düzenlemiş ve toksinlerden arındırılmış olabilmektedir.

    LPG nasıl etki yapmaktadır?

    LPG uygulamaya alınan bölgelerde kan dolaşımı ve lenfatik dolaşımı arttırmakta, metabolik atıkların atılımını kolaylaştırarak doku drenajı sağlamakta, mevcut fibroz bantları serbestleştirerek deriye esneklik kazandırmaktadır. LPG uygulaması ile deriden kasa kadar tüm cilt altı dokuların yeniden şekillendirilmesi sağlanır.

    Estetik amaçlı uygulama alanları

    Selülit tedavisi

    Vücut kontur düzeltmeleri ve lokal inceltmeler sağlayabilmek

    Sarkık derinin tonus ve elastikiyetini arttırabilmek

    Karboksiterapi ve mezoterapi ile kombine kullanım

    Liposuction sonrası iyileşme sürecini hızlandırma ve düzensizlikleri ortadan kaldırabilmek.

    LPG uygulamaları nasıl yapılmaktadır?

    Tedavi sırasında her hastaya özel uygulama çorabı giydirilmektedir. Seans sayısı 10-20 seans arasında değişmektedir. LPG tedavisi tamamen ağrısız olmasının yanı sıra hastada stres azaltıcı ve rahatlatıcı etkilere sahip olabilmektedir. Her bir seansta uygulama 35 dakika sürmektedir.
    *2 ay süreyle 15 seans uygulanır.

    MEZOTERAPİ

    Mezoterapi kelime anlamı derinin orta tabakasının tedavisi demektir. Ancak bu kelime ile günümüzde anlaşılan ise; deri içine tedavi veya estetik amaçlı ilaç verilmesidir. Tarihi geçmişi 200 yıl öncesine dayanan çok eski bir yöntem olup; ilk zamanlar kulak çınlamalarını prokainle giderebildiğinin anlaşılmasıyla kullanılmaya başlanmış sonraları estetik tıp uygulamaları ilave olmuştur.

    Günümüzde özellikle vücuttaki lokalize yağlardan kurtulmada, selülitin tedavisinde veya cilt gençleştirme ve saçları besleme amaçlarıyla sıkça uygulanmaktadır. Ayrıca fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanları tarafından ağrı gidermek amacıyla da kullanılmaktadır.

    Mezoterapi yönteminde, selülit olan bölgeye özel tabancası aracılığıyla çok ince bir enjektörle cilt altına, dolaşım düzenleyici olarak prokain, gingko biloba, buflomedil kullanılırken, yağ parçalayıcı olarak ise sıklıkla fosfatidil kolin (soya), karnitin, kafein, enginar özü gibi daha bir çok özellikli ilaçlar kullanılmaktadır. Son olarak cildi yapılandırıcı olan ilaçlar ise organik silisyum, c vitamini, karışık vitamin ve aminoasitlerden oluşan kokteyller kullanılmaktadır. Seans aralıkları kişiden kişiye değişmekle birlikte haftada 1 olup; 4-10 seanstır.

    KARBOKSİTERAPİ

    Bu yöntemin asıl çıkış noktası bir ortamın oksijensiz bırakılmasının (hipoksik ortam), o ortama kan gelmesini tetikleyerek yani dolaşımın hızlanarak oksijen getirmesinin o bölgedeki yağ hücrelerinin kullanılmasını, dolayısıyla yağ dokusunun azaltılmasınısağladığı görüşüdür. Bu düşünceyle şekillenen tedavinin, karbondioksit gazının masum oluşu ile uygulama konusunda güven vermesi de etkili olmaktadır.
    Çünkü vücudumuz karbondioksit gazına zaten alışıktır ve bu gazı ya akciğer ya da böbrekler üzerinden rutin olarak atar. Nasıl etki ettiğine gelince; cildin altına ince bir iğne aracılığıyla karbondioksit gazının verilmesi öncellikle o bölgeye kan akışını hızlandıran daha da önemlisi dolaşımı düzenleyen bir mekanizmayı tetikler. Bu sayede kanın birinci görevi olan oksijen taşıma işlemi başlamış olmaktadır. Karbondioksit verilen bölgeye gelen kanın bu bölgedeki karbondioksiti alıp yerine oksijen bırakmasıyla yağ hücrelerinde yağ yakımı başlatılmış olmaktadır. Elbette böyle bir işlem yapılırken lokal olarak incelme veya sıkılaşma olabilmektedir. Ayrıca oksijenlenen hücreler canlanmakta ve cilt sıkılaşmakta, ciltte çatlak (stria) olan bölgelerde iyileşebilmekte, ciltteki gerginlik artabilmekte ve bir yandan hücreler daha fazla yağ yakabilmektedir.

    Ayrıca bu iki yöntem dışında doğru beslenme ve takviye edilecek ağızdan alınan vitamin ve mineraller, önerilen spor biçimi (ağır sporlardan kaçınmak ) ve bol sıvı tüketimi başarılı olabilmemiz için gerekenler arasındadır. Bazı vitamin markalarının dolaşımı düzenleyen, bağ dokusunu onaran, ödemin çözülmesine destek olan, yağ yakımını arttıran, kilo kontrolünde etkili olabilen ürünleri de vardır. Gotu kola, piknogenol, grape seed extract, gingko biloba, CLA, tonalin, L-carnitin, krom-pikolinat gibi içerikler bunlar arsında sayılabilir.

  • Boşluk Duygusu

    Boşluk Duygusu

    Boşluk duygusu çocukluğunda duygusal ihmale uğramış yetişkinlerin çok sık karşılaştığı bir duygudur. Boşluk hiçlik demektir. Kişinin iyi veya kötü yaşadığı şeylere karşı hiçbir duygu hissetmemesi anlamına gelir. Çocukluğunda annesinden yeterli duygusal yakıtı alamamış olan yetişkin, sıklıkla boşlukta hissettiğini fakat neden olduğunu bilemediğini ifade eder.Kişi bu duyguyu bastırmak için kendini eyleme vurabilir. Eyleme vurmak demek, dürtüsel ve aşırı yoğun davranışlar olarak da düşünülebilir. Kişi, baş edemediği yoğun olumsuz duygulardan kaçmak için bu savunma mekanizması geliştirebilir. Eyleme vurmak kişiyi kötü hissettiren duyguya karşı korur. Aslında herkes eyleme vurur, bunu patolojik yapan aşırı fazla ve yoğun olmasıdır. Kişi bu boşluk duygusunu bastırmak için aşırı derecede yemek yiyebilir, aşırı derecede alışveriş yapabilir

    Bu duygu bazen, beynimizin duyguları sindirme kapasitesinden de kaynaklanır olabilir. Çok yoğun, stresli veya duygusal anlamda yorucu zamanlar geçiren yetişkin, boşluk veya duyarsızlaşma, hiçbir şeye tepki verememe duygusu hissettiğini ifade eder. Beyninizin 5 birim duyguyu hazmetme kapasitesi varken siz ona 10 birim duygu yüklerseniz aşırı yüklenmeden dolayı beyin kendini duyguları hazmetme anlamında bir süreliğine kapatabilir. Sizde kendinizi alıcıları kapanmış, duyarsız, tepkisiz ve boşluktaymış gibi hissedebilirsiniz.

    Boşluk duygusunu çözmek için kişi kendine bazı soruları sorabilir;

    • bugün ne yapsam kendimi boşlukta hissetmem?

    • bu aralar neler yapmak boşluk duyguma iyi gelir?

    Kişi bu soruları sorarken aklına ilk gelen şeyi hiç bozmadan duygusunun yatıştığını hissedene kadar uygulamalıdır.

    Boşluk duygusunun oluşumunda, duygusal modelleme de  devreye girmiş olabilir. Yani kendisini sürekli boşluk, hiçlik içinde hisseden bir bakıcınız olduysa (0-6 yaş döneminde) sizde bu duyguları o kişiden modellemiş olabilirsiniz. 

    Boşluk duygusunu çocukluğunuzda ve şimdiki hayatınızda en çok nerelerde, kimlerle, hangi olaylarda hissettiğinize bakmanız ve bu anıları psikoterapi seansınıza götürmeniz,  bu duyguyu çözmede çok daha  işlevsel olacaktır.  

  • Hyaluronik asit dolgu maddeleri ile yüz gençleştirme

    Restylane, hayvansal ham madde içermeyen, stabilize hyaluronik asittir. Hyaluronik asit, bir protein-şeker kompleksi olup, su tutma yeteneği olan ve bulunduğu ortamda cildin hücrelerinin yaşadığı, bağ dokusunun ana maddesidir. Deriye zerkedildiği zaman, vücudun kendi hyaluronik asiti ile birleşerek hacim yaratır. Bu hacim ile dudakların dolgunlaştırılması, çizgilerin, kırışıklıkların ve yüz kıvrımlarının tedavi edilmesi sağlanmaktadır. Hızlı ve kolay uygulanmasının yanı sıra, görülebilir sonuçların hemen elde edilmesine olanak sağlar. Şeffaf ve renksiz bir jel halinde üretilen hyaluronik asit, derinizin üst kısmına konulunca kendi cilt tonunuz ile karışarak bütünlük oluşturur.

    İnsanlar yaşlandıkça, derinin altında bulunan kollajen ve elastik lifler kırılmaya ve eskimeye başlar, ayrıca bu liflerin ve hyaluronik asit üretiminin de azalmasıyla kırışıklıklar giderek derinleşir. Bu kırılmalar doğal yaşlanma sürecimizin bir parçası olmakla birlikte, fazla kaş çatma, gözleri kısarak bakmak, sigara içmek, gülümsemek ve diğer yüz mimikleri de kırılmalara katkıda bulunurlar. Yüz kırışıklıklarını doldurmak için en geniş çapta kullanılan işlem, hyaluronik asit tedavisidir.

    Hyaluronik asit enjeksiyonun yapıldığı alanlar vücudun kendi hyaluronik asit yoğunluğunun azaldığı bölgelerdir. Enjekte edildiği bölgelerde hacim oluşturarak tedavi sağlamaktadır. Sonuçlar yapıldığı anda farkedilir, ancak günden güne ciltle olan uyumu ve enjekte edildiği bölgenin çevresinin de etkilenmesiyle daha da güzel oturur.

    Botox tedavisinde olduğu gibi, hyaluronik asit tedavisinden de ”öğlen molası” prosedürü olarak söz edilir. Genellikle 20 dakikadan daha az bir süre içinde uygulama yapılır.

    Hyaluronik asit ince kendi steril enjektörü ile, kırışıklık altındaki bölgeye dermis içine içine enjekte edilirek uygulanır. Gereken enjeksiyon sayısı, kırışıklığın derinliğine ve uzunluğuna bağlı olarak değişir. Birkaç adet enjeksiyon gerekebilir. En sık enjeksiyon bölgeleri; dudak –yanak arası nasolabial alanlar, dudak çevreleri, yüzün orta bölümüdür.

    Hyaluronik asit, bakterilerle ayrışabilen diğer dolgu maddeleri gibi hayvansal kökenli değildir. Bu dolgu, allerjik reaksiyonları en aza indirgediği gibi, hayvanlara özgü hastalıkların insanlara taşınmasına da engel olmaktadır. Tedavi edilen bölgede, birkaç saat süren hafif bir şişme olabilir. Makyaj ile kolaylıkla kapatılabilecek hafiflikte olan morluklar görülebilir. Allerjik reaksiyonlar çok nadir görülür, bu reaksiyonlar, enjeksiyon bölgesinde kızarıklık, kaşınma veya sertlik şeklinde olabilirler.

    Hyaluronik asit uygulamaları ile birlikte botox uygulaması, vitamin enjeksiyonları, lazer ve ışık tedavileri kombine olarak yapılabilir. Hatta cilt bütünlüğü açısından bu uygulamaların kontrollü ve planlı olarak belli bir yol izlenerek yapılması sonuçların güzelliği ve kalıcılığı açısından önem taşımaktadır.

  • Katarsis Kavramı

    Katarsis Kavramı

    Katarsis, arınma, kolaylaştırma ve öfke çıkarma vasıtasıyla çözülme anlamında kullanılır. Kavram, anlamını en önce Aristoteles’in Poetik ve Politika’sında bulur ve Aristoteles, bir tiyatro sunumunda dışa vurulan duyguların izleyeni ‘ruhun arınmasına’ götüreceğini iddia eder. Bu kavram, Aristoteles’ten 2000 yıl sonrasında bazı psikoterapi ekolleri tarafından yeniden ele alınmıştır. James Braid’ in (1795-1860) ifadesiyle, Mesmer’in ‘Magnetizm’ adını verdiği ve magnetizmden yola çıkarak geliştirdiği ‘Hipnotizm’ kavramıyla Hipnoz Çağı başlamıştır. Gündelik hayat ve kişilerin naif/öznel psikoloji kuramları, katarsis tasarımında önemli rol oynarlar, örneğin “bastırılmış ve bölünmüş yaşantılar insana zarar verir”, “ne kadar bastırırsan, o kadar başına gelir” gibi. Bir çok insan bu türde deneyimlenmiş formulasyonları kendi yaşantılarından hareketle de bilirler ve olumsuz duygulanımlarına sinirlenirler, kızarlar, yutarlar, tutarlar, üstesinden gelirler ya da bastırırlar. Ve bir gün küçük bir şey olur ve sınır aşılır ve o küçük yaşantıdan hareketle bastırılan her şey kendiliğinden açığa çıkar. Bu model için çeşitli ve çok kanıt kaynak vardır -aynı zamanda karşı kanıt kaynaklar da tabii (Dann,1971 ve Nolting, 2012)-. Bu kaynakların çoğu, (insanları) biyografileriyle yüzleştirmek, özdeşleştirmek ya da empati kurmak üzerinedirler. Burada, katarsis ile ima edilen şey, kültürel art alan ve terapi alanıdır ki, bu bir çok anlama sahiptir ve gündelik hayatın çeşitli yönlerine dokunmaktadır. Katarsis kavramını – uyarımlar ve gerilimleri duygusal dışa vurumla azaltmak- neredeyse her insan kendi deneyimlerinden/yaşantılarından tanımakla birlikte, katarsis hipotezi bilimsel açıdan bakıldığında üzerinde uzlaşıya varılmış bir kavram değildir ve çürütülmek istenen karşı kanıtlar da düzenli olarak üretilmektedir (örn. Nolting, 2012). Burada önemli olan bu kavram dahilinde neyin araştırıldığı, gözlemlendiği, ona nasıl bir anlam yüklendiği ve neyin çürütülmeye çalışıldığı sorgulanmalıdır. Bu bağlamda problemin çekirdeğini sadece katarsis hipotezi değil, modern psikoloji biliminin naif ve yüzeysel işlemselleştirmeleri de oluşturmaktadır. Bu nedenle öncelikli bilimsel yükümlülük, hem gündelik hayatta işe yarayan hem de bilimsel taleplere yanıt verebilecek olan bir kavram analizi yürütmek olmalıdır ki, o zaman tüm karşı kanıtlar da hem bir anlam taşıyabilsin ve hem de eleştirel olarak ele alınıp incelenebilsin.

    Psikopatolojik olarak sırasıyla şu olgularla ilgilenmekteyiz: Savunma mekanizmaları, bastırma, özellikle bir çok rahatsızlıklarda sıkça görülen bölme savunma mekanizması ve dissosiyasyon: Bilinç bozuklukları, dissosiyatif bozukluklar, bilinç düzeyinde bir motivasyona sahip olmayan amneziler, histeri, fobiler, psikosomatizasyonlar, erken dönem konversiyonlar, çoklu kişilik bozuklukları, travma çalışmaları, obsesyon ve kompulsiyonlar, psikozlar, uyum ve başa çıkma bozuklukları. Bölme, öteleme ve bastırma aynı zamanda normal psikolojik alana ve sağlıklı başa çıkma repertuarına da ait kavramlardır. Burada katarsis olgusunun ikili karakteriyle karşılaşıyoruz. Katarsis, belki de, sadece sağlıklı bir işleve sahip değildir (arındıran, çözen ve kolaylaştıran işlev dışında), aynı zamanda bir hastalık işlevi de vardır (sürdürülen intruzyonlar, olumsuz duyguların uzaklaştırılması gibi). Yaşantı/deneyimler üzerinde çalışmanın sonu yoktur ve bu çalışma tüm olumsuz duyguları sarartıp solduruncaya kadar devam ettirilebilir.

    2. BREUER VE FREUD’UN KATARSİS KURAMI

    “Deneyimlerimiz bize gösterdi ki, histerinin doğal ve  idyopatik görünümlerinde geçerli olan birbirinden çok farklı semptomları, buna neden olan travma ile sıkı bir bağlantı halinde durmaktadır ve bu bağlamda bu görünür bir olgudur. Biz, nevraljileri, felçleri, histerik atakları, epilepsi gibi görünen epileptoid konvülsiyonları, tik benzeri duygulanımları,  sürekli kusma ve besin almayı reddeden anoreksileri, çeşitli görme bozukluklarını, mütemadiyen kendini tekrarlayan yüze dair halüsinasyonları ve bir sürü benzer patolojileri , kökenlerinde böylesi travmalar yatan anlar ile ilişkilendirebildik. Yıllarca süren histerik semptomlar ile bir kerelik oluşan böyle bir patolojik yaşantı arasındaki yanlış kurulan ilişki, travmatik nevrozlarda görmeye sürekli alışık olduğumuz gibi, aynı şeydir. Bu patolojik yaşantıların kökenleri çocukluk yıllarına dayanmaktadır ve çocukluktan itibaren izleyen yıllar boyunca ağır hastalık olguları üretilmektedir. “

    “Bağlantı oldukça açıktır: kökende yatan ilk sebep yaşantısı ancak bir histeri üretecektir, başka bir sonuç değil. Bu nedenle, kökende yatan ilk sebep yaşantısı tamamen açık bir biçimde belirlenmeli, tanımlanmalıdır.”

    “Bazı başka vakalarda ise bağlantı o kadar görünür şekilde basit değildir. İlk sebep yaşantısı ve sonradan gelişen patolojik olgu arasında sembolik bir ilişki mevcuttur.”

    “Böylesi gözlemlerimiz, histerinin, travmatik bir nevrozdan patojenik bir çıkarım olduğunu kanıtlamaktadır ve travmatik  histeri kavramının genellenmesini meşrulaştırmaktadır. Travmatik nevrozlarda bedensel bir yaralanma(organik bir sebep) etkin bir hastalık sebebi değildir, aksine psişik bir travma, bir kaygı/korku duygulanımıdır sebep. Sonrasındaki araştırmalarımızdan hareketle, histeri vakalarının çoğunluğunda genellikle böyle bir psişik travmanın yattığını analojik bir şekilde gördük. Utanma, kaygı, korku, psişik ağrıların ortaya çıktığı her yaşantı/deneyim böyle bir sonuca yol açabilir. Bu yaşantıya/deneyime sahip insanların, kişilik organizasyonundaki hassaslıkları o yaşantıları birer travmaya dönüştürebilir. Bazen de nadir olmayacak şekilde  bildik bir histeri durumunda tek bir büyük parça travma yerinde, bir çok kısmi travmalar ve ancak toplamda bir süre sonra kendini bir travma olarak ifşa edebilecek olan ortak bir grup vesileler de söz konusu olabilir. Bu yaşantılar birbirine bağlandıkça kişinin muzdarip olduğu acı öykülerini inşa edebilecektir. “

    “Biz, histeriye yol açan köken anılarını gün ışığına çıkardığımızda ve bu anılara eşlik eden duygulanımlarını uyandırdığımızda, her bir tekil histeri semptomunun hemen ve geri dönüşsüz şekilde ortadan kaybolduklarını bulduk. Hasta, o köken yaşantıdaki anıyı detaylı bir şekilde tanımlamış ve duygulanımlarını söze dökmüş oldu. Bir duygulanıma bağlanmayan köken yaşantılar tamamen etkisizdirler. Zamanında yaşanmış olan psişik süreç, mümkün olduğunca canlı bir şekilde tekrarlanmak ve ifade edilmek zorundadır. Ancak o zaman tüm yoğunluğuyla birlikte o yaşantı geri gelir ve sonsuza dek kaybolur (kramplar, nevraljiler, halüsinasyonlar, felçler vs).”

    3. Thomas Scheff’in Katarsis Kuramı

    Thomas Scheff, bir duygunun inşa edilmesi ve yok edilmesinin birbirinden keskin olarak ayırdedilmesi gerektiğini söyler. Scheff, tam olarak, gerilim oluşumu ve boşaltım süreçlerini konu edinmiştir. 

    “Boşaltım ve ona ait gerilim süreçlerinin empirik (görgül) temelleri, hastaların terapilerde gözlenmesinde yatmaktadır. Örneğin hastalarımda, terapide ağlamalarını, gülmelerini, titremelerini vs. gözlemledim ve duygu gösteren hastalarımın terapide hızlı ilerlediklerini gördüm. Bunu yapmayan hastaların ise ya çok yavaş ilerlediklerini ya da hiç bir gelişme göstermediklerini de.”

    “Kuram, gerilimdurumlarının konvulsif ve istemsiz beden süreçleriyle boşaltıldığı konusuna odaklanıyor. Bu gerilim durumlarının bedensel dışa vurumları, ağlamak (yas/hüzün), titremek ve soğuk terleme (Kaygı), kendiliğinden duruma uygunluk içermeyen sürekli gülüşler (utanma ya da kızgınlık) ve sıcak ter boşanmasıyla birlikte bağırıp çağırma/tepinme (öfke) şeklinde olmaktadır. Kuram, buradan hareketle, detaylı ve açık bir tanımını vermektedir katarsisin. Olumsuz duyguların yok edilmesi/uzaklaştırılması (katarsis), dışsal göstergelerle birlikte (örn. ağlamak, titremek, soğuk terleme vs), daha çok içsel, istemsiz süreçler olarak tanımlanmaktadır. Olumsuz duygular ve gerilim arasındaki ilişkiye dair benzer açıklamalar Plutchik (1954)’ te de bulunmaktadır. Kuram, bir gerilim olarak olumsuz duygu ve bir boşaltım olarak duygu arasında da bir ayrım yapmak gerektiğini özellikle vurgulamaktadır. Bu ayrım da şimdiye kadar tabiiki yapılmamıştı! Bizim kuramımız, duygusal gerilim ve boşaltımın birbirine gerçekten tezat iki ayrı süreç olduğunu öne  sürmektedir. “

    Thomas Scheff’in üç hipotezi vardır: 

    1. Boşaltımın engellenmesi: “Duygular bir süreçtir ve duyguların biriktirildiği bir metafordur. Biriktirilen bu duygular, diğer yaşantılara da aktarılır ve toplumsal bir yaptırımla duygular bastırılır. Bastırılmış duygular ne kadar çok biriktirilirse, kişinin başka insanların boşaltımlarına toleransı da  o kadar düşer. Çünkü bu, kişinin kendi iç dengesini rahatsız eder. Örneğin, kendi yas sürecini bastırmış olan bir anne, çocuğunun sürekli ağlamasıyla kendi yasının üstünü örter/kapatır ve çocuğun ağlaması, o anneyi, bastırmış olduğu yasını biriktirmesine götürür..Ve bu kuşaklar boyu böyle devam eder. “

    2. Bastırılmış duygular, düşünme ve algılamadaki berraklığı azaltır: “Güçlü bir duygunun baskısı/etkisi altındaki bir insan, açık ve berrak düşünecek ve çevresini de doğru algılayabilecek halde değildir. (Lovenfeld,1961). Bu sonucun, kendisini yansıtan ifade edilmesi şöyledir: “korkudan felç olmuş gibiydim” veya “öfkeden kör olmuş gibiydim”. Bilinçdışı duygular da düşünce ve algıyı aynı şekilde etkilerler, yalnızca sorunu yaşayan kişi farkında değildir ne yaşadığının. Örneğin bir kadın şöyle diyebilir: “erkekler söz konusu olduğunda neden böyle bir tuhaflaşıyorum ben?” ya da bir öğrenci: “matematikte beynimi kapatıyorum sanki!”. 

    3. Bastırılmış duyguların biriktirilmesi arkadaşlık duygularını ve işbirliğini engeller ve bu nedenle bireyleri birbirinden izole eder: “Biriktirilmiş duygular vasıtasıyla üretilen olumsuz duygusal mood, apati, boşluk ve yabancılaşma gibi durumlara ya da duyguların cezalandırıldığı sosyalizasyon süreçleri vasıtasıyla bastırmaya sebep olabilir. Tomkins’ in (1963) açıkladığı üzere, duyguları cezalandırılan kişi, içsel yaşantılarını ötekilerden saklamayı öğrenir. Çünkü bu duyguları /yaşantıları ötekiler tarafından bilindiğinde, bu, acılarına yeni acılar eklenmesi anlamına gelecektir. Böylesi bir kişi, kendi içsel yaşantılarını diğerleriyle paylaşma yetkinliğinde olmadığından dolayı, büyük ihtimal diğerlerine karşı mesafeli ve kendi kendine yaşayacaktır. 

     4. Katarsis Kavramının Analizi

    Katarsis kavramı, çok anlamlı ve çeşitli yazarlar, uzmanlar ve araştırmacılar tarafından tamamen farklı anlamlarda kullanılan bir sözcüktür. Bu açıdan bakıldığında bile, birbiriyle çelişen gözlemler ve araştırma sonuçlarının kafa karışıklığına yol açması oldukça anlaşılırdır. Bu nedenle katarsis kavramının çeşitli anlamlarını belirlemek ve birbirinden ayırmak gereklidir. 

    Normal ve doğal katarsis, kendisini, deneyimler vasıtasıyla bilinçli yaşantılarda gösterir. Şöyle ki, algılarız, hissederiz, duyumsarız, hatırlarız, fantezileriz, arzularız ve düşünürüz. Bu içsel yaşantılar kendisini dışarıya da vurur: göz bebeklerimiz büyür, daha hızlı ya da yavaş nefes alıp veririz, bembeyaz kesiliriz ya da kıpkırmızı oluruz, terleriz, şöyle ya da böyle beden duruşuna bürünürüz, şu ya da bu ifadeyi seçeriz, engellendiğimizde iç çekeriz ya da küfrederiz, gerildiğimizde esneriz, çok sevindiğimizde güleriz ya da ağlarız.

    Katarsis-1: YAŞANTI/DENEYİM. Katarsis kavramının doğal birinci anlamını yine sözcüğün kendisini kullanarak başlayacağız. Bir olay yaşanılır/deneyimlenir ve bu bilinçte “akar”. Ancak deneyim/yaşantı, kendiliğinden anlaşılır bir nitelikte değildir. Onu bilinç düzeyinde algılamayabiliriz de (basit örnek: her sabah çalar saatle uyanmamız). Normal ve doğal yaşantı/deneyim, belirli bir duygu ile birlikte oluşur ve bu duygu zamanla yoğunluğunu kaybeder. Buna göre bir yaşantı, belirli motiflerle bir gerilim inşa eder ve bununla bağlantılı duygular da birlikte gelir. Sınırlanmamış, tamamen serbest bırakılmış yaşantı, buradan hareketle, doğal ve normal katarsis olarak görülebilir, şöyle ki: gündelik yaşantıların/deneyimlerin katarsisi. Normal ve doğal katarsis bozukluğu şöyle tanımlanabilir o halde: “serbet bırakılmamış ve sınırlandırılmış yaşantılar/deneyimler”. Bunun böyle yaşanmasının bir çok bireysel nedeni olabilir ve bir çok psişik işlevsellikler de buna neden olmuş olabilir. 

    Katarsis-2: İFADE ETME. Yaşantı/deneyim, ifade edilir ve ifade edilmesi yoluyla devam eden katarsisler oluşabilir. Böylelikle uyarım ya da gerilim yok edilir ya da uzaklaştırılır. Doğal ve alışıldık olan İfade etme, dile dökmektir (Breuer, 1895/1991, s. 229). Bir örnek: sevinçli, coşkulu ya da arzulu olunduğunda gülmek ya da engellenme veya kızdırıldığında küfretmek, lanet okumak). Bu duyguyu ifade ederken ona uygun jest, mimik ya da vücut duruşu da eşlik eder. Bu az ya da çok bilinçli de olabilir; bilinç düzeyinde olmayabilir de. 

    Katarsis-3: DOYUM. Yaşantı/deneyim yoluyla belirli arzular ya da ihtiyaçlar aktive olurlar ve bu arzu ya da ihtiyaçlar, uygun aktiviteler, eylemler ya da davranış biçimleriyle ya o anda ya da giderek sonrasında doyurulur. 

    Bu geçici kavram tanımlamalarına bir kaç soru sormak gerekli. Örneğin: “bu yaşantı/deneyim bileşenlerinin uyanık bilinç esnasında neden yaşantıya/deneyime gelmediklerini nasıl tasavvur etmeliyiz?”. Bir örnek: İnsanların önünde küçük düşürüldüm ve incitildim, ama, çok öfkelendiğim ve öfkemi haykırmak istediğim halde, kendimi tuttum ve herhangi bir duygu göstermedim. Bu ifade edilmemiş öfkeyle ne olacak? Böyle ifade edilmemiş öfkeleri biriktiriyor muyuz? Duygularımı ve ihtiyaçlarımı sürekli kontrol altında tutarsam ve onları ifade etmez ve yaşamamı engellersem ben nasıl gelişeceğim? Mide yaraları, kaygı durumları, kalp çarpıntıları, depresyon ya da obsesyonlara gark olmayacak mıyım kendimi sürekli tuttuğumda? Duygularını, arzularını ve ihtiyaçlarını ifade edenler ve onların peşlerinden gidenler daha sağlıklı ve mutlu mu yaşıyorlar acaba?

    Nihayetinde şunu da gözden kaçırmamalıyız: katarsisin şimdi ve burada gerçekleşip gerçekleşmediği ya da katarsisin bizi kıstırılmış duygulardan kurtarıp kurtarmadığı ve bu kurtulmanın etkisinin araştırılıp araştırılmadığı başka bir şeydir. Ya da göz açıp kapayana kadar kısa bir anda yaşanan bir öfkenin katarsis gerektirip gerektirmediği sorusu da. Freud, psikanaliz aracılığıyla kurtulabileceğimiz kıstırılmış duygulanımlardan bahseder. Kıstırılmış duygulanımlar kuramı, adından anlaşılacağı üzere, duygulanımların “kıstırılmış” ve “kurtarılmış” olabileceğini öngörür. Nereden biliyoruz ki bunu? Nasıl varılmış ki acaba bu “kıstırılmış duygulanımlar”ın olduğuna? Bu hipotezi nasıl test edebiliriz ki? Breuer ve Freud’un bu soruya klasik cevabı şuydu: “bastırılmış yaşantılar/deneyimler, hipnoz altında aktive edilebilirler ve güçlü duygulanımsal yaşantı parçaları ifadeye getirilebilirler ve bu kurtuluştan sonra semptomlar ortadan kaybolabilirler. Bu, iyileştirici katartik yaşantıya/deneyime bir örnek teşkil edebilir. Bu anlamda rüyalar da katartik bir süreç olarak tanımlanabilirler. Uyku ve rüya birbirine bağlıdır ve bunlarla psişik rahatsızlıklara ulaşılabilinir ve bu da katartik yaşantının iyileştirici değerini temellendirmeye götürür bizi.