Yazar: C8H

  • Led terapi

    LED (Light Emmision Diod) terapi sayesinde de cildimizi fazla ısıtmadan uyarabiliriz. Buradaki etki mekanizması ise, hem fibroblastları hem de dermisin savunma hücrelerini uyarmasıdır. Haftada 2 veya 3 defa toplam 9 seanslık kür halinde uygulandığı zaman cildin dokusunda sıkılaşma, sivilcelerde iyileşme dolaşımında düzelme ve buna bağlı pembe sağlıklı bir cilt elde edilebilir.
    LED terapinin 3 ayrı dalga boyunda 3 ayrı renkte ve dolayısıyle farklı işlevleri olan ışıkları ile ciltte sağlıklı görünüme kavuşmak mümkün olabilmektedir.

    1. LED plus ile ince çizgilerin giderilmesi ve dermatit benzeri hastalıkların iyileştirilmesi,

    2. LED revive ile kollajen liflerin üretimi ve üretken hücrelerin çalışmaları hedeflenmekte

    3. Ve son olarak LED blue ile aknelerin yani ergenlik sivilcelerinin veya benzeri sivilcelerin iyileştirilmesi hedeflenmektedir.

    Akne problemi olan bazı gençlerimizin yaz aylarında sivilceleri iyileşmektedir. Gerçekten de ultraviyole ışınları, denizin tuzlu suyu akneleri iyileştirebilmektedir; ancak ultraviyolenin zararlı etkileri de aynı anda ortaya çıktığı için bu şekilde tedavi önermiyoruz. LED blue’nun en güzel yanı ultraviyole içermemesi ve sivilceleri güneşin iyileştirici etkisine benzer şekilde tedavi edebilmesidir.

    LED revive ve plus’ın ortak yanları ise cildin dolaşımını ve beslenmesini düzenleyebilmesi, savunma sistemini güçlendirebilmesi, kollajen ve elastik lif üreten hücrelerin aktivitelerini arttırabilmesi ve cilde daha sağlıklı ve diri bir görünüm kazandırabilmesidir. Bu tedaviler haftada 2 defa olmak üzere 8-12 seans’lık kürler halindedir. Daha sonra idame amaçlı ayda bir devam edilebilir. Etki süresi kişiden kişiye değişmekle beraber 6-12 ay olabilmektedir.

  • Kürtaj ( Küretaj)

    Kürtaj ( Küretaj)

    Kürtaj, genel anlamıyla gebeliğin sonlandırılmasıdır. Kürtaj asla bir aile planlaması yöntemi değildir. İstenmeyen gebelikleri önlemek için öncelikle aile planlaması yöntemleri etkin bir şekilde kullanılmalı ancak herşeye rağmen istenmeyen gebelik ortaya çıkmışsa kürtaja başvurulmalıdır. 

    Kürtaj kişisel koşullar sebebiyle yapılabileceği gibi gebeliğin sağlığınız için risk oluşturması veya bebekle ilgili sağlık problemi ( yaşamla bağdaşmayacak ya da doğduktan sonra yaşamını büyük ölçüde etkileyebilecek ) sebebiyle  yapılabilir. Düşük yapan kişilerde rahim içerisinde gebeliğe ait parça kaldıysa bunları temizlemek için, ayrıca ölü gebelik, boş gebelik ve üzüm gebeliği ( mol gebelik) gibi durumlarda tedavi amacıyla kürtaj yapılır. 
        
    İstenmeyen gebeliklerin sonlandırılması için yasal sınır ülkemiz için 10. gebelik haftasıdır. ( Son adet tarihinin ilk gününden itibaren 10 haftadır) 18 yaşından büyük evli hastalarda eşlerin her ikisinin de imzasıyla gebelik sonlandırılır. Bekar hastalarda sadece kişinin kendi imzası yeterlidir. 18 yaşından küçüklerde kişinin ailesininde rızası gereklidir. Gebelik 10. haftanın üzerinde ise gebelik sonlandırılamaz. Gebeliğin sonlandırılması kararı zor bir karardır. Kürtaj ne kadar erken gereçekleştirilirse işlem o kadar kolay ve güvenli olur.  Ancak doğru karar vermek için yeterli zamanın tanınması daha önemlidir. 
        
    Kürtaj gebelik sonlandırılması haricinde de kullanılır. Adet düzensizliği durumunda tanı amaçlı da kürtaj işlemi yapılır.
        
    Kürtaj genellikle vakum yöntemiyle yapılır. Genel anestezi veya lokal anestezi altında yapılabilir. Plastik enjektör ve ince plastik boru şeklinde kanül denilen aletlerden oluşan sistem sayesinde yapılır. Plastik kanül ile rahim ağzından girilir. Rahim içerisi enjektörün vakum etkisiyle çekilir. Bu yöntem hem  kolay hem daha az riskli ve daha az ağrılıdır. İşlem süresi genellikle 5-10 dakika sürer. İşlem sonrası rahim içerisi ultrason ile kontrol edilir. İşlem sonrası hafif karın ağrısı ve az miktarda kanama olabilir. İşlemden sonra antibiyotik ve ağrı kesici reçete edilir. Hasta genellikle işlemden 1 hafta sonra kontrole çağrılır. İşlemin yapıldığı gün boydan duş alınmasında sakınca yoktur.

  • Güçlendirilmiş soft lazer terapi ıpl

    IPL, Intense Pulsed Light isimlerinin baş harflerinden oluştuğu, isminden anlaşıldığı gibi yoğun bir ışık, öyle ki, laser kadar etkili ancak yan etkisi laserden daha az olan bir tedavi şeklidir. Bu tıbbi teknoloji, filtrelenmiş olan ışık kristal safir başlık aracılığıyla cilde uygulanır. Kılcal damarlarda (işlevsiz olan damarları dağlama etkisiyle) iyileşme sağlarken, lekelerde ise benzer ısıtma etkisiyle pigmentleri yeniden organize eder ve iyleşme sağlar.

    3-4 hafta ara ile 3-4 seans uygulama fotohasarlı ciltlerde temel prensiptir. Ancak damar ve leke tedavisinde lokal olarak tedaviye devam edilebilir. Bu tedavinin sonunda, cildin hyaluronik asit seviyesinde artış, yani hücrelerin içinde yaşadığı jöle tabakasında artış, dolayısıyla nem artışı, kollajen ve elastik liflerde düzenlilik ve daha sıkı ve yoğun bir cilt elde edilebilmektedir. Ayrıca IPL tedavisinin uygulama alanlarında rozasea, flushing (kızarma nöbetleri), cildin savunmasının azaldığı hastalıklar (sivilce, seboreik dermatit) da bulunmaktadır. Her sene 3 defa yapılabilir.

    IPL ile ilgili olarak yapmış olduğum bir çalışmamı sizlerle paylaşmak isterim; cilt ultrasonografisi olarak bilinen 22 MHz bir USG ile IPL öncesi ve sonrası cildin kalınlığını ve dermis yoğunlunu ölçtüm ve gözlemim çok olumluydu. Kollajen liflerin düzenli yerleştiğini, hyaluronik asit seviyeleri açısından dens görünen bir bağdokusu (dermis) oluştuğunu gözlemledim. Bu tespit de, cilt altında olan gelişmelerin objektif göstergesi olmaktadır.

    Tedavi alanları:

    Damarların yeniden yapılandırılması/ağartılması
    Hiperpigmentasyonların ortadan kaldırılması/ağartılması.
    Deri dokusundaki ince çizgilerin kollajen stimülasyonu ile düzeltilmesi
    Deri renginin düzenli hale gelmesi.
    Gözeneklerin küçültülmesi.

  • Polikistik Over Sendromu

    Polikistik Over Sendromu

    Ergenlerin canını sıkan sorunlardan biridir. Toplumda görülme sıklığı genel olarak %6-8 civarındadır. Başlatıcı faktör veya faktörler henüz tam olarak anlaşılamamakla beraber genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkmış bir hastalık olarak değerlendirilebilir. PKOS lu kadınların anne ve kızkardeşlerinde de benzer bulgular sıklıkla vardır. Dolayısıyla aile öyküsü tanı koymakta çok yardımcıdır. Adet düzensizliği ( 35 günden daha seyrek adet görme veya yılda 10’ dan daha az adet görme şeklinde), tüylenme, sivilcelenme, yağlı cilt yapısı  ve saç dökülmesi ile kendini gösterir.  Hastalığın hala herkes tarafından kabul edilen tam ve tek tip bir tanımı mevcut değildir. Yakınma ve bulguları kişiden kişiye çok farklılık gösterir ve zaman içinde değişime uğrar. Bütün bulgulara sahip hastalar olabileceği gibi bulgulardan sadece birini içeren hastalar da olabilir. Erken yaşlarda daha çok adet düzensizliği ile fark edilirken,  daha ileri yaşlarda tüylenme ve çocuk sahibi olamama ön plana çıkar. Bununla birlikte, hastalık etnik kökenlere göre de farklı seyir gösterebilir. Örneğin  siyah kadınlarda tüylenme artışı beyaz kadınlardan daha sıktır. Hastalığın bulguları genç kızlık ve ergenlik döneminde pik yapar ve 40 yaş sonrası etkisini giderek kaybeder. Bu sebeple sıklıkla ergenlik döneminde tanı konur. 
     

    Hastalar sıklıkla kiloludur. ( %40-60) Kilo sorunu olan bayanların mutlaka araştırılması gereklidir. Obezite (şişmanlık) vücut kitle indexi ile hesaplanabilir. (Vücut kitle indeksi vücut ağırlığın (kg) boyun (metre) karesine bölünmesi ile elde edilir. 30 un üzeri obezite kabul edilir) Normal vücut ağırlığına sahip PKOS hastalarında da ağırlık yönünden eşleştirilmiş sağlıklı kontrollere göre bel çevresi  ve bel/kalça oranı artmıştır. PKOS hastalarında artmış androjen düzeyleri erkek tipi obeziteye neden olur. Erkek tipi obezitede bel çevresi ve bel /kalça oranı artmıştır. (Bel çevresi ≥80cm, Bel /kalça oranları ≥0,85) Polikistik over sendromu aslında anne karnında başlar. Bu durum tutumlu genler hipotezi ile açıklanır. Bu kişilerde anne karnında bebek iken gelişme geriliği görülür. Anne karnında besinlerden  ve enerjiden yoksun kalan bebek, doğduktan sonra bu yoksunluk ortadan kalktığında bunları vücudu tutumlu kullanmaya başlar ve  biriktirme alışkanlığı ortaya çıkar. Bu sebeple obezite görülür. Kilo alımı polikistik over sendromu belirtilerinin şiddetini arttırır ve ileride birtakım sağlık sorunlarının görülmesini kolaylaştırır. Bu sebeple ideal kilo ve kilonun kontrolü mutlaka sağlanmalıdır.   Polikistik over sendromunda diyet çok önem taşır. Sık sık ara ara beslenilmelidir. Bu açlık krizlerini azaltır, vücut yağlanmasını ortadan kaldırır.  Doymuş yağlardan fakir, glisemik indeksi düşük ve yüksek lif içeren diet önerilmektedir. Beslenmede  günlük toplam yağ tüketimi enerjinin %30 unu geçmeyecek şekilde olmalıdır. Doymuş yağlardan fakir doymamış yağlardan zengin beslenilmelidir. Doymuş yağlar kan kolesterolünü yükseltir. Diyetle doymuş yağ asitleri günlük toplam enerjinin % 7 sinden az tüketilmelidir. Bu da toplam yağ tüketiminin üçte biri kadardır. Çoklu doymamış yağlar günlük toplam enerjinin % 10’u, tekli doymamış yağlar % 15 ini oluşturmalıdır. Hayvansal kaynaklı yağlar ve katı margarin yerine bitkisel yağlar (zeytinyağı, soya, ayçiçeği) tercih edilmelidir. Kolesterol içeren besinler dietten çıkarılmamalıdır ancak sınırlandırılmak gerekir. (Kolesterol içeren besinler. Süt, peynir, tavuk, balık, et, yumurta ) Düşük glisemik indeksli gıdala rdaki (Kepekli un, esmer şeker, kepekli pirinç, kepekli makarna, kurubaklagiller, meyveler(muz, incir, kavun hariç), yulaf, çavdar ekmeği, bezelye, yeşil fasulye, barbunya). glikoz kana daha yavaş karışır; kan şekeri ani yükselip ani düşmez. Hemen acıkma olmaz ve daha uzun süre tokluk hissi oluşur. Yüksek glisemik indeksli gıdalar: beyaz un, beyaz pirinç, reçel, bal, makarna, kek, şeker, kızarmış patates, havuç. Posa besinlerde bulunan karbonhidratların sindirilemeyen kısımlarıdır. Yüksek lif içeren( posalı) besinler (Kuru baklagiller, taze ve kuru meyveler, sebzeler, kepekli ürünler, çavdar, yulaf, tam buğday ekmeği ve bulgur) kan şekerinin yükselme hızını  düşürür, insülin ihtiyacının azaltır, tokluk hissi vererek kilo kaybını sağlar. Aynı zamanda yüksek oranda kan yağlarının düşürür, barsakların çalşmasını düzenleyerek kabızlık oluşmasını engeller. Kilo kontrolünde beslenme dışında egzersiz de çok önem taşır. Kalp sağlığı için hafif veya orta düzeyde aktivite yapılmalıdır. Egzersiz;

    HDL yi arttırır, kalp krizi riskini azaltır.
    Glikozun hücre içinde kullanımını arttırarak kandaki şeker düzeyini azaltır. 
    Dolaşımı arttırarak pıhtılaşma riskini azaltır.
    Kan basıncını azaltarak hipertansiyon riskini azaltır.
    Obezitenin ortaya çıkardığı risklerden korur
    Karın bölgesindeki yağlanmanın azaltılması yumurtlama, androjen fazlalığı ve metabolik anormalliklerin düzeltilmesine yararı vardır

    Androjen hormonlarının artışına bağlı klinik bulgular ( tüylenme artışı, akne, yağlı deri değişiklikleri, saç dökülmesi)  hastaların yaklaşık yarısında vardır. Tüylenme artışı en sık bulgudur. Üst dudak, alt çene, şakaklar, göğüs, göbek çevresi, sırt, bel, uyluk iç kısımlarında erkek tipi ve uzun kıllar görülmektedir. Tüylenme artışının çözümü hemen laserde aranmamalıdır, öncelikle sebep araştırılmalıdır. Doğum kontrol hapları tüylenmenin ilaçla tedavisinde en uygun seçenek olarak görülmektedir. Tüylenme tedavisi sabır gerektirir. Kıl foliküllerinin yaşam süresi 6 aydır. Bu sebeple ilaç tedavilerinde etkinliğin görülmesi için 6 ay beklenilmelidir. Sonrasında laser tedavisinden daha çok fayda görülür.

  • Mezoterapi,

    Deri içine enjeksiyon anlamında kullanılan bir kelime olan mezoterapinin 200 yıl öncesine dayanan bir tarihi bulunmaktadır. İlk zamanlar analjezik ve anestezik etkileri olan prokainin migren ağrılarında kullanılmaya başlanması 1920’li yıllarda gerçekleşmiştir.

    Mezoterapinin doğuşu Fransız hekim Dr. Michel Pistor tarafından olmuştur. Doktor Pistor kendisine astım krizi ile gelen ayakkabı tamircisine damardan prokain uyguladı, hastanın şikayetinin düzelmesinin yanı sıra başka bir sürpriz de oldu. Hastanın kronik iştime kaybında düzelme olduğu gözlendi. Ayakkabı tamircisi bunun üzerine Dr. Pistor’a tekrar gitti ve aynı ilaçtan yapmasını istedi ancak damar yolundan kabul etmeyince doktor, hastanın mastoid alanına (kafa arkasındaki bir kemik doku) prokain enjekte etti ve sonuç olumluydu. İşte mezoterapi bu şekilde 1952 yılından itibaren giderek ünlenmeye başladı.

    Günümüzde hangi aralıklarla, hangi dozlarda, nereye ve ne kadar derine hangi ilaçların verilebileceği ile ilgili bir birikim mevcuttur. Saçlı deriye saçları güçlendirmek için, yüze cildi canlandırmak ve sağlık için, vücuda selülit tedavisinde ve yağ dokusuna zayıflama amaçlı olarak dermatoloji alanında sık olarak uygulanmaktadır. Ayrıca nöral terapi ve akupuntur tedavilerinde de sıkça başvurulan bir yöntemdir.

    Saçlı deride mezoterapi

    Saçlı deriye 2-4 mm derinlikte olmak üzere, saç folikülünün şaftı boyunca (saçın çıktığı gözeneğe), seri iğneleme tekniği ile uygun kokteyllerin verilmesidir. Haftada bir 4-6 seans olarak başlandıktan sonra 15 gün ara ile 2-3 seans ve sonrasında en az 3 ay ayda bir önerilmektedir. Tedavi kürü tamamlandıktan sonra seanslara ara verilebilir devam da edilebilir. Saçların dökülmesi ile ilgili olarak öncelikle iyi bir analiz ve tetkiklerin değerlendirilmesi, sonrasında altta yatan bir problem varsa onun tedavisi veya kontrol altına alınması gerekir. Saç mezoterapisinde amaç mevcut saçın sağlığını korumak ve daha volümlü saçları hedeflemektir.

    Yüzde mezoterapi

    Yüzümüzde mezoterapinin hedefi, cildimizin fabrika hücreleri olan fibroblastlara, ihtiyacı olan maddelerin verilmesini içerir. Kollajen ve elastik lifler dışında bağ dokusunun destek maddesi olan hyaluronik asit sentezinin yapımı da fibroblastlara ait olup bu hücrelerin kullanacağı malzemeleri cilde vermek mezoterapi ile mümkün olabilmektedir. Özellikle C vitamini ve aminoasitlerden oluşan ayrıca DMAE ve bazı mineralleri de içeren kokteyler bu bölgede tercih edilmektedir. Yaşa ve cildin durumuna göre 1 hafta ile 4 hafta aralıklarla en az 4 seans daha sonra ayda bir idame tedavisi olabilmektedir.

    Selülit tedavisinde mezoterapi

    Bağ dokusunun bir hastalığı olan selülit, genetik olarak yatkın kişilerde ve dolaşım problemi ile birlikte gözlenmektedir. Dolaşım düzenleyici olarak kafein, prokain; bağ dokusunu desteklemek amacıyla aminoasitlerden oluşan kokteyller tercih edilmektedir. Selülitin bulunduğu tabakada enerjiye çevrilemeyen cilt altı yağ dokusunun düzensizliği mevcuttur. Bu nedenle spor yapanlarda bile cilt altı bu problem görülebilmektedir. Bu teknikle direkt enjeksiyon sayesinde bu sorunu büyük ölçüde giderebilmek mümkün olabilmektedir.

    Zayıflamada mezoterapi

    Derin yağ dokusunun tedavisinde yani yağın azaltılmasında en hızlı sonuç alınabilen yöntemdir. Ancak mutlaka ağızdan alınan kalori miktarının da düzenlenmesi gerekmektedir. Yağ hücrelerinin verdiğimiz solüsyonlara tepkisi hücre zarlarının açılması ve içeriklerini dokular arası dolaşıma bırakmaları şeklinde özetlenebilir. Bu sayede uyarılamamış yağ dokusunun harcanması tetiklenmiş olmaktadır. Solüsyonların genel içeri soya tuzu (deoxylyze) ve karnitin olmaktadır. Seans aralıkları 7-14 gün seans sayısı hedefe göre değişmektedir.

    Hangi bölgeye ve ne amaçla olursa olsun mezoterapide temel olan görüş; her hastanın kendi bünyesine uygun ve özel olan kokteyllerin ehliyetli kişiler tarafından sağlık ön planda tutularak uygulanması gerektiğidir. Bu durumda uygulayıcı hekimin mezoterapi ile özel olarak ilgilenmesi ve bilgi sahibi olması beklenmelidir.

  • Spiral ( Rahim içi araç ) Uygulaması

    Spiral ( Rahim içi araç ) Uygulaması

    Spiral kullanımı, özellikle doğum yapmış hanımlarda, aile planlalaması veya gebelikten korunmak amacıyla çok sık başvurulan bir yöntemdir. Hanımlar  vücutlarında bir yabancı cisim olacağı, takılırken acı duyulacağı gibi sebeplerle bu uygulamadan bazen korkabilirler, bu da çok doğaldır. Uygulama öncesi ne kadar anlatırsak da hastalarımız, uygulama sonrası genellikle korkmaya gerek olmadığını görmektedirler. 

    Hekimler tarafından uygulaması kolay, hanımlar tarafından da kullanımı kolay bir yöntemdir. Doğum kontrol hapları gibi hergün hatırlanması gerekmez, istenmeyecek durumlarda ertesi gün haplarının kullanımına gerek kalmaz. Çiftlerin daha rahat özel hayatlarını yaşamalarını sağlar. 

    Hanımların bildiği üzere bazı çeşitleri vardır. Klasik uygulanan spirallerimiz bakırlı olan T şeklindeki rahim içi araçlardır. Bakır allerjisi olan çok daha az sayıda hastaya altın içeren rahim içi araç uygulanabilir.

    Rahim içi araçlar tedavi amacıyla da, fazla miktarda kanaması olan hanımlarda kullanılmaktadır. Bu durumlarda da progesteron hormonu içeren, Levonorgestrel ihtiva eden özel bir rahim içi araç takılmaktadır (Mirena).  Mirena kullanımı ile hem kanama miktarını azaltıp tedaviyi sağlıyoruz, hem de korunmayı gerçekleştirmiş oluyoruz. 

    Spiral uygulaması genellikle anestezi vermeyi gerektirmden poliklinik veya muaynehane şartlarında yapılabilir. Hassas hanımlarda, muayenede sıkıntı yaşayanlarda genel anestezi ile uyutularak da spiral uygulaması yapılabilir.

    Tabii ki insan vücuduna yapılan her uygulamada olduğu gibi, spiral kullanımının da tiplerine göre yan etkileri vardır. Normal spiraller hanımlarda bel ağrısı, adet kanama miktarında artış veya düzensizlik yapabilirler. Mirena dediğimiz, hanımların hormonlu spiral olarak bildikleri rahim içi araç kullanımında ise adet kanama miktarında beklenenden daha fazla azalma, adet görememe durumları oluşabilir. Mirena kullanırken adet görmemenin hanımlara hiçbir zararı yoktur. Çok az sayıda hastada mirena kullanımına bağlı kilo alımı şikayeti veya hissi olabilir. Bu daha çok progesteron hormonunun su tutulumunu artırmasına bağlıdır, adet ile şişkinlik hissi geçecektir. 

    Spiral uygulamasından sonra hanımlar hafif bir adet sancısı şeklinde kasıklarda ağrı hissedebilirler, basit bir ağrı kesici tablet 1-2 gün kullanılıp günlük hayatlarına devam edebilirler. 

  • Cilt kızarıklığını hafife almayın !

    Cilt kızarıklığının çeşitli sebepleri vardır. Açık tenli kişilerde daha yüksek oranda görülen bu durumun kılcal damarların yüzeye yakın olması ve hızlanmış kan dolaşımı ile ilgili olduğu söylenebilir. Peki neden kan damarları yüzeydedir? Ya da neden kan dolaşımı hızlanır? Bunlar var diye her zaman cilt kızararak mı reaksiyon verir?

    Sıcak, soğuk, güneş, buhar, ilaçlar, stres, bazı gıdalar (baharatlar) cildin kan dolaşımını hızlandırabilir. Kan damarlarının yüzeye çıkması ya yapısaldır, ya da sonradan edinilmiştir. Özellikle açık tenli bir cilde sahipsek ve genetik olarak bazı hassasiyetlerimiz varsa çevresel etkenler cildimize daha fazla zarar verir.

    Cildimizin çok sayıda çeşitli görevleri olan hücreleri vardır. Bu hücrelerden bazıları çevresel etmenlere karşı savaşarak cildin damarlarını ve diğer hücrelerini korur. Çevresel etkenler arasında en önemli olan bilindiği gibi ultraviyole (UV) ışınları yani güneştir. Özellikle UVA cildin dermis’ine (hücrelerin ve damarların olduğu tabakaya) kadar rahatlıkla iner. Buradaki yapıları olumsuz yönde etkiler, bu yüzden cilt kırışır, kurur, lekelenir, damarları hasarlanır, hatta kanser olabilir.

    Şayet sıkıntı ve stresle flushing dediğimiz kızarmalar ani olarak ortaya çıkıyorsa, herhangi bir hastalıkla ilişkilendirilmemişse (tansiyon yükselmeleri vb.) kızarıklık kalıcı değildir. Kişinin duygu durumlarını kontrol altına alması, bazı dolaşımı düzenleme etkisi olan kremleri kullanması tedavinin önemli bir parçasıdır. Aynı zamanda ışık terapileri sayesinde tedavi hızlandırılandırılabilir. Şayet kızarıklık kalıcı ise; diğer etkenler araştırılmalıdır. Genellikle kalıcı kızarıklık olduğu zaman rozasea hastalığından bahsedilir.

    Rozasea, ülkemizde de sıkça görülen bir hastalık olup; genellikle açık ten renkli kişilerde gözlenen, saydığımız çevresel faktörlerle yakından ilişkili olan, hatta bazen mide rahatsızlıkları ile de beraberlik gösteren cilt problemidir. Çoğu zaman kişide estetik kaygılar uyandıran rozaseanın; cilt dışında gözlerde de kızarıklık ve kurumalar olabilen formundan, sadece ciltte kızarıklıkla seyreden formuna, akne benzeri sivilcelerin de kızarıklığa eşlik ettiği formdan, burunda büyümeyle (rinofima) sonlanan formuna kadar çeşitli tipleri vardır.

    Genetik yatkınlığının yanı sıra, ırksal (Kuzey Avrupa ve Akdeniz) bir yatkınlık olduğu bilinir. 30-40 yaş arasında ve kadınlarda erkeklere göre daha fazla görülür. Demodeks isimli bir parazitin ve birlikte yaşayan bazı özel bakterilerin de rozasea’ya yol açtığı bilinmektedir. Ayrıca hücresel savunmanın da azaldığı durumlarda serbest radikallerin rozaseaya sebep olduğu son yayınlarda bildirilmektedir.

    Cilt kızarıklığının ve rozaseanın tedavisinde ortak olanlar, çevresel etkenleri uzaklaştırmaktır. Özellikle güneş koruyucularda yüksek çinko oksit ve oktinoksat içerikler, UVA’yı tam bloke eden güneş koruyucu kremler kullanılmalıdır. Gıdalardan kafein içerikli, mayalı içeceklerin alımına ve özellikle alkol tüketimine dikkat edilmelidir. Çok sıcak yemek yeme ve içme alışkanlıkları gözden geçirilmelidir. Duygusal olarak iniş çıkışlar olabildiğince kontrol altına alınmalıdır. Bütün bunların yanı sıra, intense pulsed light (IPL) tedavisi veya damar lazerleri ile kızarık alanlar hafifletilebilir.

    Özellikle rozasea için kullanılması gereken kremler arasında metronidazol veya tetrasiklin, doksisiklin antibiyotiklerini içeren kremler bulunmaktadır. Dirençli vakalarda isotretinoin tedavisi önerilebilir.

  • Vajinismus

    Vajinismus

    Henüz ülkemizde fazlaca bilinmeyen ancak çok sık görülen ve sayısı da evli evli çiftlerde %10-20 arasında değişkenlik gösteren bir rahatsızlıktır ‘’ vajinismus’’.

    Özel hayatların da ,yatak odaların da hergün her gece hayatlarının en büyük korku kabusunu yaşayan hatta cinsellikleri günlük hayatın olağan akışınıda etkiler hale gelmesine neden olan bir korkudur ‘’vajinismus’’.

    Cinsel yakınlaşma sırasında bir erkek ve bir kadın düşünün herşey güzel başlamıştır,sırası yoktur bunun ama  klasik öpüşme,sevişme,sürtünme yani giriş ,gelişme vardır ancak sonuç paragrafında bir sorun olur ya bir türlü kompozisyon tamamlanamaz işte o dur ‘’vajinismus’’, yani  herşey  güzel başlar ve gelişir ancak tam sonuçta korku- kasılma , geri çekme veya ittirmeyle penis vajinayla tanışamaz istenmeyen misafir gibi kapı dışarı edilir.

    Burada önemli olan soru istenmeyen misafir midir yoksa ev sahibi midir? Sorunun cevabı aslında bellidir. Ev sahibi misafiri çok istemesine rağmen tam misafir kapıyı çalıp içeri buyur  edecekken kapıyı yüzüne kapatır ve ittirir. Bunun nedeni nedir sizce ?

    Misafiri davet eden ve buyur eden kendisi olmasına rağmen bunu son anda neden yapmaktadır.Tek cevabı var panik atak ve korku.

    Vajinismus bilmecesi nedir?
    Kadın da cinsel ilişkinin olduğu anatomik bölgenin adına ‘’vajina’’ denilmektedir.

    Vajina bölgesinin etrafında çicgili ve düz kaslar bulunmaktadır. Bu kas yapısı istemli kasılan kasların yanı sıra istemsiz kasılmalarlada vajina girişini daraltmakta bazen bazen tamama yakın kapatabilmektedir.Bu kasları kontrol etmek öğrenilebilen bir durumdur.

    Cinsel yakınlaşma sırasında bayanın kafasında kurduğu senaryo veya korkuları bu vajina kaslarının kasılmasına yol açarak cinsel birleşmenin olmasına izin vermez.Korku-kasılma-ittirme-geriçekilme ağrıcakmış korkusu ile tetiklenir ve ilişki olmaz.Vajinismus üçgeni budur. Bu üçgeni yenmek için öncelikle vajinismus korkusunun altında yatan problemi ve cinsellik bilgisini hatta aile-toplum-evlilik durumunun geniş olarak değerlendirmek gerekir.

    Bekaret yani kızlık zarı ‘nın vajinanın hemen girişinde olması kızlık zarı kanama korkusu bu korkulardan yanlızca biridir.

    Vajinismus kadını genellikle cinsellikle ilgili konuları konuşmayı sevmez ,cinselliği iğrenç bir şey olarak algıladıklarını belirtirler.Hatta cinselliğin saçma ve gereksiz bir şey olduklarını ifade ederler.Eşleriyle evlenmeden önce çok iyi anlaştıklarını evlenmeyle birlikte hiç böyle bir sorunla karşılaşmayı  umut etmediklerini evlilik bize yaramadı şeklinde ifadelerde sıkça karşılaşmaktayız.
    Geçmişte yaşanılan cinsellikle ilgili cinsel travma öyküsü olabilir veya olmayabilir.

    Sonuçta vajinismus hastası yanlızca bayan olmamakta çiftler karı-koca veya eşler olarak ele alınmalıdır.

    Bu cinsel sorun aşılmadığı taktirde bu evliliğin veya birlikteliğin ömrü eşlerin birbirlerini ne kadar  idare edebildiğine bağlı olarak değişmektedir.

    Tedavisi son derece basit ve kolaydır.

    Eşlerin birbirlerini anlaması ve bu sorunun ancak birlikte uzmana giderek çözülebileceğini  anlamak ve birbirlerine suçu atmadan ,kırıcı olmadan profesyonel vajinismus-cinsel eğitimi  için zaman kaybetmemeleri önerilir.

    Unutulmamalıdır ki vajinismus çözümü olan bir rahatsızlıklardan bir tanesidir.
     

  • Akne ve akne izleri tedavisi

    Akne nedir?

    Akne, cildimizin gözeneklerinin üzerinde yerleşen, kırmızı renkte, ciltten kabarık olarak görülen, zaman zaman içi iltihaplı olabilen sivilcedir. Genellikle yüzde, daha sonra sırtta, omuz başlarında ve göğüs V bölgesinde görülür. Buna benzer görünümde her sivilce akne değildir. Bazen folikülit denilen kıl dönmeleri de akne gibi görünebilir.

    Kimlerde görülür?

    Ergenlik döneminin sorunu olduğu için 12-25 yaş arasında sık olarak görülür. Günümüzde bu yaş aralığı bazen özellikle kızlarda 9-10’lu yaşlara kadar inmiştir. Ergenlik döneminde olmasına rağmen genellikle kan hormon düzeyleri normaldir.

    Ancak androjen hormonlar denilen baskın olan hormonlar cilt üzerinde sebum üretimini arttırarak, cildi parlak ve yağlı, gözenekleri genişlemiş, içleri siyah nokta (komedon) ile dolmuş hale getirebilir. Hatta bu hormonlar geçici olarak ciltte tüylenme de yapabilir. Bununla birlikte kızlarda daha şiddetli tüylenmeler varsa ve beraberinde adet düzensizliği de görülüyorsa polikistik over denilen (yumurtalıklarda kistik yapı) durum açısından bir jinekoloji uzmanı tarafından değerlendirilmekte fayda vardır.

    Yağlanan cildin gözeneklerinin tıkanması daha kolaydır, tıkalı gözenekler bakteriler için güzel bir yaşam alanı olduğundan bakteriler, bu küçük deliklerin içinde yuvalanırlar ve orayı şişirerek akneye neden olurlar.

    Akne Tedavisi
    Aknenin tedavisinde prensip, cildi düzenli olarak sabah ve akşam ılık suyla ve yağlı veya akneli ciltlere uygun jellerle yıkamaktır.

    Ardından tonik kullanmak bu tip durumlarda kalan yağı uzaklaştırmak, gözenek içlerini daha iyi temizlemek için uygundur. Bu amaçla formüle edilmiş hafif salisilik asitli solusyonlar, aynı zamanda sivilceler üzerinde de iyileştirici özelliklere sahiptir.

    Temizlenen cilde akneli ciltler için tasarlanan nemlendiriciler kullanılabilir. Eğer cildin nemi iyi ise gerek yoktur.

    Doktorunuzun önerdiği akne ilaçlarını sabah ve akşam düzenli olarak kullanmak ve özellikle 2-3 ay sabretmek şarttır. Çünkü cildin aylık döngülerini atlatıp kullanılan ürünlerin olumlu yanıt vermesi için en az bu süreye ihtiyaç vardır. Bazen sürülen ilaçların yanına kısa süreli kullanılan antibiyotik tedavileri de ilave edilebilmektedir. Akne için kullanılan bu ilaçların 2-4 ay kullanılabilen düşük dozlu formları çoğu defa başarılı olmaktadır, ancak ne yazık ki akne yine tekrar edebilmektedir. Çünkü bu hastalık akıntıya kürek çekilen bir dönemin yani sürekli androjen etkili hormonların yönetimdedir.

    Kistik akne nedir?

    Bazı akneler ufak değildir. Bir çok gözeneğin çıkışları aynı anda tutulmuştur. Oldukça sert, bazen ortası hafifçe yumuşamış, pembeden mora doğru değişen renklerde, çoğu kez ağrılı ve büyük nodüller ya da kistler şeklindedir. Bunların tedavisi sürülen ilaçlarla değil, ağızdan önerilen retinoidlerle yani A vitamini türevi ürünlerle olmaktadır. Şayet zamanında bu tedavilere başlanmazsa bu lezyonlar çok geç iyileştikleri için yerlerinde ciddi iz bırakmaktadırlar. Bu izler ciltten çukur olucak şekilde, bazen fibröz (sert) bantlar, ya da büzülmeler şeklinde olabilmektedir.

    Retinoik asitler

    Hücre büyümesinde ve farklılaşmasında rol oynayan A vitamini, görme fonksiyonunda, üreme ve diğer üreyen hücrelerin olduğu tüm sistemlerde ihtiyaç duyulan bir vitamindir. A vitamininden (retinol) doğal olarak oluşan retinoidler ve sentetik türevleri, kimyasal yapılarıyla ve işlevleriyle A vitaminine benzemektedir.

    Doğal retinoidler; A vitamini (retinol), ve onun metabolitleri olan retinaldehit ve retinoik asittir. İçeriğinde retinol ve benzeri olan her şey A vitamini gibi görev yapacaktır. Cildin ikinci tabakası ve gençliğinin anahtar yeri olan dermis ve bazal katmanda aktive olur. Burada kollajen ,elastin ve hyaluronik asit denilen şeker jölesi kıvamındaki şeffaf bağ dokusunun üretimini arttırmak için fibroblastları (cildin fabrika hücrelerini) uyarır. Kollajen ve elastin üretimini arttırarak cilde kaybettiği elastikliği yeniden kazandırır. Cilt ve saç hücrelerinin (keratinositlerin) hücresel üretimini-genetik yazılımını onarır. Ciltteki yeni damar yapımını da düzenleyerek cildi tamir eder ve sağlık verir.

    Eczanelerde sadece cilt hastalıkları uzmanının yazacağı reçete ile alınabilen isotretinoin içerikli sentetik retinoik asitler bulunur. Doktorunuz genellikle her ay sizi takip eder, çoğu defa kan testleri ile karaciğer enzimlerine bakılarak yapılan bu aylık takipler 6-8 ay sürer. Her ay takip edilen hasta günden güne iyileşmeye başladığında morali tekrar yerine geleceğinden sabretmeyi de kolayca kabullenir, takiplerini hiç aksatmaz. Bu tedavide cilt adeta içeriden peeling olur yani soyulur. Ancak o kadar naif ve uzun zamanlı bir soyulmadır ki; bu durumu bizler sadece, ciltte kuruma olarak görürüz, dudaklar da dahil kurur. Sonuç genellikle çok iyidir, nadiren tekrar akne problemi olabilir ancak bu durum daha kısa süreli ve hızlı bir şekilde çözülebilmektedir.

    Referanslar:

    1.Elias PM, Williams ML. Retinoids, cancer and the skin.archives of dermatology 1981;117:160-180.

    2. Connor MJ. Mechanism of retinoid actionin the skin. In:Lowe NJ, Marks R eds.retinoids a Clinician’s Guide, (2nd ed.).london.Martin Dunitz ltd,1998; 1-7

    3. Savaşkan H.Oral Retinoidler.ed. Tüzün Y. Dermatolojide Gelişmeler, İstanbul. İstanbul Deri ve Zührevi Hastalıklar Derneği Yayını,teknografikMatbaacılık,1991;67-72

  • Histeroskopi

    Histeroskopi

    Histeroskopi operasyonu, birçok kişiye yabancı gelse de, yaptırmak zorunda olan hanımlar tarafından iyi bilinen, endokskopi ile ilgili jinekologlar tarafından yapılan bir işlemdir. 
    Bir kamera ve video sistemi ile rahim içinin görüntülenmesini sağlar. 

    Peki rahim içini görüntülemek veya histeroskopi ne işe yarar ?
    Adet düzensizlikleri, adet dışı kanamalar, menopoz dönemine yakın anormal vajinal kanamaların çoğunda, rahim içinde düzeni bozan ve kanama anormallikleri yapan, polipler veya myomlar gibi et parçaları tespit edilmektedir. Bunların tespitini histeroskopi ile rahim içini görüntüleyerek yapabilirken, aynı zamanda operatif histeroskopi dediğimiz, histeroskopi sırasında kullanacağımız cerrahi yöntemlerle tedavileri de yapılabilir.

    Polip veya myomları almanın dışında, rahim şekil bozukluklarının bir kısmının tedavisini de operatif histeroskopi yöntemleriyle yapabiliriz. Tekrarlayan düşükleri veya gebelik kayıpları olan hanımlarda, rahim filmi çekildiğinde veya  histeroskopi yapıldığında rahim içinde yapışıklıklar (adhezyon), septum dediğimiz rahim ortasında bir perde tespit edilip tedavileri de histeroskopi ile adhezyolizis , histeroskopi ile septum rezeksiyonu dediğimiz işlemlerle yapılabilir.

    Histeroskopi genellikle genel anestezi altında yapılır. Operasyon sonrası, hafif bir kasık ağrısı ve kanama eşlik edecek bulgulardır. 

    Ofis histeroksopide ise hastalarımızı uyutmadan sadece gözlem amacı ile görüntüleme işlemi yapabiliriz. Ofis histeroskopi daha çok tekrarlayan tüp bebek başarısızlıklarında-tekrarlayan implantasyon bozukluklarında , tekrarlayan gebelik kayıplarında (tekrarlayan düşükler), önceden tespit edilmiş bir şekil bozukluğu yok ise görüntüleme amacı ile yapılabilecek bir işlemdir.