Yazar: C8H

  • Aldığımız gıdalar cildimizi nasıl etkiler ?

    Aldığımız gıdalar cildimizi nasıl etkiler ?

    Cildimiz vücudumuzun aynasıdır. Cildimizin nasıl göründüğü sağlığımız hakkında ipucu verebilmektedir.
    Cildimizin rengi soluksa veya sarımsı-gri renkteyse; kansızlık problemi olabilir, sigara içimine bağlı olabilir, beslenme ve metabolizma problemi olabilir, böbrek veya karaciğer hastalığı olabilir.

    Cildimiz fazla kırmızıysa; fazla heyecanlı bir kişiliğimiz olabilir ancak, midede gastrit veya reflü problemi olabilir, kan hücrelerinin sayısında veya fonksiyonunda bozukluk olabilir.

    Bazı cilt hastalıkları da gıdalarla ilişkilidir; rozasea hastalığında (kırmızı yüz sendromu) baharatlı gıdalarla, fazla tüketilen çay, kahve ve alkol ile doğrudan bir ilişkili söz konusudur. Kızarıklık ve kılcal damarlar, güneş hasarı ile ilgili de olabileceği gibi, yenilen bu tip gıdalarla tetiklenen rozasea hastalığı ve lupus hastalığı ile de ilgili olabilir. Bazı gıdalar için mide asidini arttırdığı için veya zaten var olan mide hassasiyetini gastrite, reflü sorunun kronikleşmesine neden olabileceği için yenmemesi tavsiye edilir.

    Tiroid hastalıklarında ise ya ciltte kuruma ve pullanma, saçlarda erken beyazlama veya dökülme-olabilmekte ya da tam tersi ve ciltte yağlanma, akneye yatkınlık, terleme bozuklukları, bazen de tüylenme olabilmektedir. Benzer şekilde kilo problemi olanlarda ve diabet hastalarında da akne veya tüylenme problemi hatta adetlerde düzensizlik ve saçlarda erkek tipi dökülmeler bile olabilmektedir.

    Yediğimiz gıdalar cildimize birebir etkilidir. Hatta bazı gıdaların cildimizde kokuya bile yol açtığını (soğan-sarımsak) cildin ter salgısıyla bu maddeyi elimine ettiğini biliriz.

    Cildi kuru olan insanların su içmelerinin normal düzeyde olabildiği buna rağmen kuruluktan şikayet edebildiği sık rastlanan bir durumdur. Bu durumda içilen suyun cildin hücrelerince tutulamaması sorunu olabilir, altta bir tiroid hastalığı veya hormonal (premenapoz-menapoz) bir durum olabilir. Bazen içilen suyun çok atılması da bir problemdir. Bir görüş de yenilen asitli gıdaların cildi hassaslaştırabileceğidir.

    Kliniğimizde zayıflama bölümü olması ve bu konu ile özel olarak ilgilenen bir hekim olarak sürekli yeni makaleleri ve güncel olan kitapları takip ediyorum. Okuduğum bir kitap mikrobiyoloji ve beslenme uzmanına aitti. Kitapta ilgimi çeken yediğimiz ve içtiğimiz gıdaların pH değerlerinin kilo ile birebir ilişkisini çarpıcı analizlerle göz önüne sermesiydi.

    Aslında her gün tükettiğimiz suyun bile alkalik olması yılda 2.5 kilo kaybetmemize sebep olmaktadır, deniyordu. Özellikle asitli gıdaların mide asidini olumsuz yönde etkilemesi ve vücudu yorması dışında bu asitli gıdaların daha fazla yağ tutulmasına sebep olması söz konusu.

    Kanımızın asit-baz dengesinde bazik tarafta olması yenilen gıdaların kana karışmadan önce bazik hale (alkali) getirilmesini gerekli kılmaktadır. Alkalizasyon adı verilen bu işlemin de karaciğerde yapılması bu asidik gıdaların fazla tüketilmesi sonucunda karaciğerin yorulmasına neden olmaktadır. Karaciğer yorgunluğu kavramı hücresel düzeyde yağlanmayla sonuçlanabilmektedir. Asitli ve fazla yağlı beslenmenin organların genelinde yağlanmaya neden olması aslında bir koruma mekanizması.

    Alkali besinlerle beslenmenin ve alkali su tüketmenin metabolizmayı hızlandırarak kilo verme üzerine etkilerini inceleyen bilim adamının mikroskobik düzeyde çarpıcı kan analizleri var.

    Bildiğimiz bir konu hakkında daha fazla ve ayrıntılı sunumlar okumak benim de bazı önerilerimi daha fazla vurgulamama sebep oldu ve bunların uygulanması için ikna edici bilimsel verilere daha fazla sahip olabilmek de hoş oldu.

    Bu durumda içtiğimiz suyun pH düzeyinin 7 ve üstünde olmasına özen gösterelim. Asitli içeceklerden (kahve, çay, alkol, her tür gazlı içecekler ve meyve sularını) asgari ölçüde tüketmek ve bunları tükettiğimiz zaman daha fazla alkali su tüketmekle önlem almak, ilk önerim olacaktır. Detoks içeceklerinin özellikle alkali olmasına özen göstermek, faydadan çok zarar olmaması için dikkat etmek. Metabolizmayı canlandırmak için gıdalardan gereken oranlarda faydalanmak, yani az yağlı yiyerek metabolizmayı daha da yavaşlatmak yerine hayvani yağlardan uzak durup ölçülü oranda bitkisel yağlardan ve balıktaki gibi omega 3-6 içerikli doymamış yağlardan faydalanmak.

    Hızlanmaya başlayan ve canlanan metabolizmaya egzersiz yaparak ve belli kas gruplarını düzenli olarak çalıştırarak katkıda bulunmak ve bu hızı idame edebilmek. Hem cilde hem de sağlıklı bedene kavuşmada faydalı olan bazı anti-oksidanları ve gıda takviyelerini doktorunuza danışarak periyodik olarak tüketmek.

    Peki kanımızı asidik ya da alkalik yapan besinler nelerdir?

    Asidik yapan besinler; özet olarak tüm şeker içeren içecek ve yiyecekler, kuru yemişler, köy peyniri, patates, sakatatlar, çoğu etler, kümes hayvanları, kabuklu deniz mahsülleri,

    Alkalik yapan besinler; en çok ağırlık vermemiz gereken besin grubudur . Kanımızın da alkalik bir yapıya sahip olduğunu düşünürsek , vücudumuzun sindiriminde de zorlanmadığı en iyi besinler olarak düşünebiliriz. En alkalik besin olan anne sütünden sonra, yeşil sebzeler, soya filizi, salatalık, domates, dolmalık biber, deniz sebzeleri, brocoli, lahana, maydonoz, yeşil fasulye, ıspanak, sarımsak, karalahana, hindiba, brüksel lahanası, bamya, pırasa, roka, hardal, kabak, su teresi, frenk soğanı, avocado sayılabilir.

    Burada önemli olan, sindiriminde asidik bir ortam sağlayan proteinlerin genel beslenmemizde % 20 – 25 civarında yer almasıdır. Mümkün olduğunca, protein tüketimi gerçekleştirildiğinde yeşil sebze ve salata türlerinin de birlikte tüketilmesine özen gösterilmelidir .

    Yağ alımını sıfırlamayınız. Kaliteli yağ tüketiniz.
    Oksijen ve sudan sonra, sağlıklı ve formda bir vücut için en önemli unsur yağdır. Hücre zarlarının ve hücrelerin enerji üretebilmesi ve işlevi için yağlar çok önemlidir. Özellikle sinir hücrelerinin işlevinde, dolayısıyla beyin işlevlerinde de yağların çok önemli bir rolü vardır.

    Tüketilmesi gereken yağların başında, tekli doymamış yağlar, çoklu doymamış yağlar ve temel yağ asitleri olarak bilinen omega – 3 ve omega – 6 yağları olmalıdır.

    İDEAL SAĞLIK VE İDEAL KİLO İÇİN SUYA İHTİYACINIZ VAR!

    Eğer yeterince su içmezseniz şişmanlarsınız.

    Yediğimiz bazı besinlerin vücutta asidik bir ortam oluşturduğunu artık biliyoruz. Kanınız asidik bir dolaşım sağladığında tüm vücudunuz ve organlarınız bundan olumsuz etkilenir. Vücut bu asidik ortamdan kendini korumak için yağ hücrelerinden destek almaya başlar ve dolayısıyla yağlanmaya eğiliminiz artar. En önemlisi vücudunuz suyu, asitleri ve atık maddeleri idrar, ter ve bağırsak yoluyla atabilmek için kullanır. Vücut asitli ortamı temizleyemezse yağ depolama durumuna geçiş yapar .

    Her şeyden öte hafif bir susuzluk bile metabolizmayı % 3 oranında yavaşlatmaktadır.

    Alkalik suyun önemi

    Saf, damıtılmış suyun pH’ sı ortalama 7 olarak bilinmektedir. Yedinin üzerindekiler alkaliktir ve asidik suya oranla daha verimlidir. Fakat alkalik sudan tam olarak faydalanmak için, sizi şişmanlatan asitleri nötrlemesi adına, suyunuzun pH’ sı en az 9,5 seviyelerinde tutulmalıdır .

    Ciddi obezite ve sağlık durumları karşısında pH’sı 11,5 -12 lere kadar olan suyun içilmesi tavsiye edilmektedir .

  • İnfertilede tedavi aşamaları: Tüp bebek tedavisine ne zaman geçilmeli ?

    İnfertilede tedavi aşamaları: Tüp bebek tedavisine ne zaman geçilmeli ?

    Tüp bebek tedavisi, çocuk isteyen ancak kendiliğinden gebe kalamayan çiftlerin başvurabileceği, en etkili ve başarı şansı en yüksek tedavi yöntemidir. 
    Tüp bebek bazı çiftler için son tedavi yolu olabilirken, bazı çiftlerde de zaman kaybetmeden ilk ve tek tedavi yöntemidir. 

    Anne veya baba adaylarında tespit edilmiş veya önceden bilinen bir infertilite, gebe kalamama problemi yok ise, çiftlerimize her zaman 1 yıl boyunca, düzenli ilişki ile kendiliğinden gebe kalabileceklerini anlatır ve beklemelerini öneririz.

    Hafif infertilite sebeplerinde bazen yumurta takipleri, çoğu zaman da aşılama ile gebelik elde etmeye çalışırız. Bu çiftlerimiz, zamanlama problemi olan, şehir dışında çalışmak zorunda olanlar, hafif yumurtlama problemi olanlar, spermiogramında sınırda bozuklukları olan hafif erkek faktörü olan çiftler olabilir. 

    İnfertilite, yani kısırlık için sebep olan faktörler, hem erkek hem kadın kaynaklı olabilir, bazen de her iki faktör de aynı çiftte mevcut olabilir. 
    Öncelikle infertilite için bir sebep var ise tespit edilmeye çalışarak araştırmaya başlanır. 
    Erkek faktörler için tarama nispeten basit bir spermiogram testi vererek daha kolay olmaktadır. Spermiogramda sperm sayı, hareket, morfoloji yüzdeleri değerlendirilir. Eğer ağır bir erkek faktörü problemi varsa üroloji konsültasyonu istenir. Erkek faktörlerde hafif ve sınırda bozukluklarda aşılama, orta ve ağır bozukluklarda ise tüp bebek – mikroenjeksiyon ile gebelik için tedavi yapılabilir. Spermiogramda sperm bulunamayan erkeklerde, tese, tesa, mikrotese yöntemleriyle öncelikle üroloji doktorlarımız sperm araması yaparlar, sperm bulunur ise dondurularak tüp bebek tedavisi planı yapılır.

    Kadınlarda araştırmalar biraz daha kapsamlı olmaktadır. Öncelikle düzenli adet göremeyen hanımlarda hormon profili ortaya konmalı, adet düzenini ve yumurtlamayı etkilecek bir hormonal bozukluk var ise tespit edilmelidir. Bu bozukluklar adet düzenini sağlayan FSH, LH hormonlarında olabileceği gibi, tiroid hormonlarında veya süt hormonu olarak bilinen prolaktinde de olabilir. 
    İlaçlı rahim filmi olarak bilinen HSG ile de hem rahimin şekli, rahim içi yer kaplayan bir kitlenin tanısı, hem de asıl amaç olarak tüplerin durumu ortaya konur. Rahim içinde bir problem tespit edilirse histeroskopi ile polip, myom alınır, septum var ise kesilerek düzeltilir, yapışıklıklar-adhezyonlar var ise açılarak, rahim içi gebelik için hazırlanır.
    Ultrasonografide tespit edilmiş yumurtalık kistlerinden, basit olanlar için girişim yapılmamalı, çukulata kistleri-endometriomalar çaplarına göre değerlendirilmeli, özelliği olduğu düşünülen yumurtalık kistleri için ayrıca araştırma yapılmalıdır. 

    Bütün bu araştırmalara rağmen çiftlerin en az % 15 inde bir sebep tespit edilemez. Bu duruma açıklanamayan infertilite – açıklanamayan kısırlık durumu denir. Bu durumu bazen anlatmakta, bazen de tedavi planını yaparken tedavi seçiminde çiftlerimiz ile zorluklar çekebilmekteyiz. Çünkü hiçbir problem tespit edilemeyen çiftlerimiz, peki neden ? sorusunda takılabilmektedirler. Gebelik oluşumu bir uyumu gerektirir, bazen yumurta ve sperm hücrelerinin bir türlü kavuşamamaları, bazen döllenme olsa da rahim içinde tutunmanın gerçekleşememesi belki de açıklanamayan sebepleri oluşturmaktadır.

    Tüplerde, yumurtalıklarda cerrahi ile tedavisi yapılarak düzeltilecek problemler yok ise, erkek faktör açısından da ürolojik olarak cerrahi veya medikal tedavi gerektiren durumlar bulunmuyorsa, bu şartları taşıyan ve çocuk sahibi olamayan çiftler artık tüp bebek tedavisi adayıdırlar. 

    Gebe kalamama süresinin uzun olduğu çiftler, en az iki başarısız aşılama tedavisi göten çiftler, yumurtalık rezervi düşük olanlar, sperm sayısı, hareketi, morfolojisi kötü olanlar, her iki tüpü tıkalı veya alınmış olanlar direk olarak tüp bebek tedavisi adaylarıdır. 

    Tüp bebek tedavisi, anne adaylarının yumurtalarının bazı hormonal ilaçlar ile çoğaltılması, büyütülmesi ve toplanması, toplanan yumurtaların da, baba adaylarının spermleri ile mikroenjeksiyon yöntemiyle döllenmesi ile embriyoların oluşturulması, son olarak embriyo veya embriyoların transferi aşamalarından oluşur. Bu tedaviye genellikle adetin 2. veya 3. günü başlanır. Yumurtaların gelişim ve takip süreci yaklaşık 9-12 gündür. Yumurtaların olgunluğa eriştiği düşünüldüğünde çatlatma iğnesi yapılır ve planlanan zmanda OPU dediğimi yumurta toplama işlemi yapılır. Aynı anda baba adayından sperm örmeği alınır ve olgun yumurtalara İCSİ –mikroenjeksiyon yöntemi ile dölleme sağlanır. Ertesi gün embriyoloji labratuarımızda kaç embriyonun döllendiği tespit edilir ve embriyoların gelişimi takip edilir.
    Embriyo transferi 2-5 günler arasında, embriyo sayısına ve  kalitesine göre yapılmaktadır. Tercih edilen embriyo sayısı ve kalitesi iyi olduğu sürece blastokist dediğimiz 5. Gün embriyosunun transferidir.

    Embriyo transferinden 10-12 gün sonra, kanda gebelik testi ile, pozitif sonuç almayı temenni ederek, tekrar randevulaşırız. 

  • Gebelikte ve sonrasında cilt ve vücut bakımı

    Hamilelerde en sık rastlanan sorunlar ciltte lekelenme (bknz. hiperpigmentasyon), kılcal damarlarda belirginleşme, vücutta kilo alımı ile paralel olabilen çatlaklar, cilt sarkmaları, varisler veya dolaşım problemleri olmaktadır.

    Hamilelik sırasında vücut bebek ve anne için kendinde bir takım değişiklikler yapmak zorundadır. Bu sırada kan dolaşımı hızlanmakta ilk 3 ayda bile 1-1.5 litre kan hacminde artma olmaktadır. Bu da hamilelerde baş dönmesi olarak ve bazen de çarpıntı şikayetleriyle kendini belli eder. Dolaşımın hızlanması ciltte bazen flushing dediğimiz kızarma ataklarını tetikleyebilir, ancak geçicidir. 8-9. haftalara doğru artan hormonlarla doğrudan ilişkili olarak akne benzeri sivilcelerde artma olabilir, çoğunlukla bu da geçicidir.

    Hamilelik süresince değişen hormonlara bağlı olarak genetik olarak yatkın olan kişilerde vücutta tuz tutulumuna bağlı olarak ödem olabilmekte bu da selülitli görünüme neden olmaktadır. Selülülitin tedavisi için ilk 3 aydan sonra bazı peeling etkili ürünler ile duşta lifle masaj yapılabilir, içilen su oranının arttırmak ve yürüyüş yapmak iyi gelecektir.

    Bu dönemde ister istemez kilo alınmaktadır. Ancak hamilelik bir hastalık değildir, kontrollü olarak kilo almak uygundur. Şayet hamilelik sırasında herhangi bir sorun varsa ve dinlenmek önerilmişse çaresiz istemediğimiz kadar kilo alabiliriz. Bu durumda ciltte aşırı gerilmeler yüzünden çatlaklar ve sarkmalar ortaya çıkabilmektedir.

    Çatlakların oluşmasında en önemli rol genetik yapımızdadır. Çünkü fazla kilo almadığı halde çatlak sorunu olan kadınlarımız da vardır. Ancak alabileceğimiz önlemler arasında yine cilde uygulanan masajın önemi büyüktür. Çünkü bu sayede hücrelerin uyarılmasıyla kollajen liflerin sentezlenmesi tetiklenebilmektedir. Banyolar sırasında sürülen badem yağlarından faydalanılabilir, ilk 3 aydan sonra çatlak oluşumu önleyici kremlere başlayabiliriz.

    Özet olarak hamilelik sırasında alınabilecek önlemler;

    Sabahları mutlaka güneş koruyucu içerikli bir krem sürmek (melasma açısından)

    Bol sıvı tüketmek

    Yeterli uyku almak

    Düzenli yürüyüş

    Duşlar sırasında bacaklara lif uygulamak

    Her gün karın ve basen bölgesine nemlendirici krem sürmek

    Akşamları ayakları dinlendirmek, dolaşıma iyi gelebilecek önlemler almak

  • Gebeliğe Dair Sıkça Sorulan Sorular

    Gebeliğe Dair Sıkça Sorulan Sorular

    1-Gebelikte yapılan 50 gr şeker yükleme testinin,anne karnındaki bebeğe zarar verdiği yönünde söylentiler var. Bu ne derece doğru ?

    CEVAP : Gebelikte  24-28 haftalar arasında yapılan 50 gr. Glikoz yükleme testinin gebeye herhangi bir etkisinin olmadığı bilimsel çevrelerde net olarak ispatlanmıştır, aksine olası bir tedavi edilmemiş gebelik şekeri  hem anne hem de bebek açısından gebeliğin gidişatını,doğumu ve sonrası dönemi ciddi anlamda olumsuz etkileyebilir.

    2-HPV sonucum Tip 6 ve 16 pozitif geldi . Bu bu durumda risk altında mıyım ?

    CEVAP: HPV bildiğimiz gibi yaygıca görülen bir virüstür, en sık görülen tipleri T6 ,11, 16, 18 dir. Düşük risk kategorisinde olan Tip 6 anügenital siğillere neden olurken,Tip 16 ne yazık ki rahim ağıda denilen servix bölgesinde kansere  kadar giden birtakım hücresel değişikliklere neden olabilmektedir. Tip 16’nın sizde varlığı kanser olacaksınız anlamına gelmez. Ancak bu virüs açısından negatif olan birine göre artmış risk gurubundasınız.Bu nedenle 6 aylık smeartestinizi yaptırmanız dışında herhangi bir önleme ihtiyacınız yoktur operasyon gibi. 

    3-Gebelikte yapılan dörtlü tarama testi ne derece gereklidir?

    CEVAP : Şu an için gebelikte ikili testin duyarlılığı 3 lü ve 4 lü testten daha duyarlı kabul edilmektedir.Dolayısıyla ikili test normal ise dörtlü teste gerek yoktur.

    4-38 taşında 10 hafta gebeyim Amniosentez mi , CVS mi daha uygun ?

    CEVAP : 38 yaşında bir gebelikte en sık görülen kromozomal anomali  trizami 21 yani Dawn Sendromudur. Aslında amaç anomalili bir gebeliği ben nasıl en erken tespit edebilirimdir. 10 haftalık bir gebelik amniosentez içinerken bir dömdir. Amniyosentez 16-18  gebelik haftası arsında yapılırken CVS  10 hafta ile 15-16 haftayakadar yapılabilir.Bu nedenle10 hafta bir gebelik için en uygun karar CVS ‘ tir.

    5-25 yaşındayım 3 aylık evliyim kızlık zarımın kalın yapıda olduğu söylendi. Cerrahi müdahaledoğru bir karar mıdır ?

    CEVAP : Kızlık zarı yapınız bizim kribriform dediğimiz oldukça nadir görülen az delikli ve elek tarzı bir yapıdan değil ise cerrahi yöntem şart değildir. Etkin denemelerden sonra hala birliktelik sağlanamamış ise altenatif bir yöntem olarak cerrahi yöntemi önerebiliriz.

    6- Sürtünme yoluyla gebe kalınır mı ? 

    CEVAP : Kızlık zarını yapısı ince bir halka formunda ise ve boşalma genital bölgeye olmuş ise kişi ne yazık ki bakire iken de hamile kalabilir.

    7-Şüpheli  ilişki sonrası ne yapmak gerekir? 

    CEVAP : Şüpheli ilişkiden kastınız gebelik açısından sanırım.Böyle durumlarda  bizler acil olarak kontrasepsiyon yöntemi olan ertesi gün haplarını önermekteyiz. Ancak onların koruyuculuğunun da % 80-85 olduğunu hatırlatmakta fayda görüyorum.

    8-Dış gebelik operasyonlarından sonra 1 yıl gebe kalınamayacağı söyleniyor, doğruluk payı nedir ?

    CEVAP : Kişideki dış gebelik operasyonunun durumuna göre böyle bir soruya cevap verilebilir. Basit bir salfingostomi veya salfenyektami sonrası ortalama3 ay sonrasında yeni bir gebelik düşünülebilir.

    9- 40 yaşındayım daha önceki 3 gebeliğim düşükle sonuçlandı.Bu durumda  hiç çocuk sahibi olamayacak mıyım ?

    CEVAP : Öncelikle  daha önceki 3 düşüğünüzün haftası, sizin o düşüklerdeki yaşınız,eşinizle olan akrabalık ilişkiniz, kronik bir hastalığınızın olup olmadığı, sizde veya eşinizde  gebeliğin devamını 
    engelleyecek kromozomal yapısal bir sıkıntının mevcudiyeti ve son olarak sizde trombofili ( pıhtılaşma problemi) olup olmadığı araştırılıp ortaya konulmadan bu soruya cevap vermek zor, ayrıca ne yazık ki yaşınızın da vermiş olduğu bir dezavantajla karşıkarşıyasınız.Ancak tüm bunları bir kenara koyarsak sorunlar ekarte edilip elbette çocuk sahibi olabilirsiniz.Riskli ve kıymetli bir gebelik olarak kabul edilerek bir kadın kendi yumurtaları ile menopoza girene kadar çocuk sahibi olabilir.

    10-Kürtajda vakum yöntemi ve küret yöntemi arasındaki fark nedir ?

    CEVAP : Kürtajda vakum yöntemi rahim içi zarı yapısına ve rahim boynuna minimal zarar verirken ,küret yöntemi sert , rijit aletlerle yapılan bir kazıma işlemidir. Vakum yönteminde tek kullanımlık dokuya uygun steril yumuşak ince borular kullanılır.

    11- Erken menopoz önlenebilir mi ? 

    CEVAP: 35 yaşın altı ,over rezervinin tükenmesi erken menopoz kabul edilir.Multifaktöriyeldir ,ancak genetik en önemli etkendir.Ailedeki menopoz yaşı belirleyici bir faktördür. Beslenme ,yaşam koşulları ,sigara ,alkol ,ve madde kullanımı , sistemik hastalıklar ,bazı virüsler erken menopoza neden olurken önemli bir kısmı da idiyopatiktir. Hastaların over rezervi değerlendirilip mezcut folliküler ilaçlarla indüklenip en azından  menopoz yaşını geciktirmek mümkündür.

    12-Genital bölgedeki siğiller gebelikte bebeğe geçer mi ? 

    CEVAP : Genital bölgedeki HPV’ nin neden olduğu condyloma arcuminato adı verilen genital siğillerin normal doğum esnasında aktif ise bebeğin ağız boğaz ve solunum yollarına geçme olasılığı vardır.  Bu nedenle  normal doğum öncesi anne adayı bu yönden de muayene edilmeli ve gerekli önlemler alınmalıdır.

    13-Vajinal kuruluk nedenleri nelerdir? 

    CEVAP : Vajinal kuruluğun nedenlerini yaşlara göre değerlendirmek daha doğru olur. Menopozal döneme kadar yaşanan vajinal kurulukların en önemli sebepleri vajen florasında bozulma ve vajinitlerdir. Doğum sonrası ilk 6 ay- 1 yıllık prolaktin hormonunun yüksek olduğu dönem izler,diğer bir faktör ise bunlar ekarte edildikten sonra söylenebilecek olan psikolojik faktörler ve cinsel istek 
    azalmasıdır. 

    14- Genital estetik yaptırdım. Lazer epilasyon yaptırmam uygun olur mu ? 

    CEVAP : Genital estetik sonrası epilasyon için en az 3-6 ay beklemek daha uygundur.

    15-Çoğul gebeliklerde mutlaka sezaryen doğum mu yapılmalıdır ? Normal doğum şansım yok mu ?

    CEVAP : Çoğul gebeliklerde C&S mutlak bir kural değildir. Ancak annenin en azından ikinci gebeliği olması bebeklerin geliş pozisyonlarının baş-baş olması durumunda normal doğum kolaylıkla gerçekleştirilebilir.

    16-Erken doğum riski genetik midir?

    CEVAP: Yapılan çalışmalar erken doğumun ( 36. Haftadan erken) çok sayıda sebebinin olmasının yanı sıra genetik faktörün de tetikleyici olduğunu göstermiştir.

    17- Tek yumurtalıkla gebe kalınabilir mi ? 

    CEVAP : Evet tek yumurta ile de gebe kalmak mümkündür.

    18-Gebelikte üstüne adet görmek nedir? 

    CEVAP : Gebelikte üstüne adet görme olarak bahsedilen tutunma (implantasyon) kanamasıdır, düşükle sonlanmadığı takdirde bebeğe herhangi zararı yoktur.

  • Sağlıklı saçlar ve saç hastalıkları

    Saçlarımız, hatta cildimizin tüm hücreleri belirli frekanslarla dökülmektedir. Cildimizin hücreleri ortalama 28-45 günde bir dökülürken saçlarımızın döngüsü 4-6 yıldır. Ancak saçların döküldüğüne hemen her gün şahit olmaktayız. Çünkü dökülme evresine giren mutlaka 50-100 saç teli bulunmaktadır. Bu demektir ki günlük saç dökülme miktarı 50-100 saç teli için normal olarak kabul edilebilmektedir. Dökülen saçın yerini saç kökünün yeni ürettiği bir saç teli almaktadır.

    Her gün kaç saç telinin döküleceği, kişinin toplam terminal saç sayısı, saçlarının yaşam döngüsünün ortalama süresi, genetik özelliklerimiz, metabolik özelliklerimiz ve yanı sıra, saçlarının maruz kaldığı fiziksel etkiler (şampuanlama, fırçalama) gibi faktörlere bağlıdır. Kopan ve kırılan saç telleri de dikkate alınmalıdır, çünkü bunlar görünürde dökülen saç sayısını arttırmaktadırlar. Aslında, döküldüğü sanılan saçların çoğu bazı sebeplerden ötürü kırılmış olan saç telleri olabilmektedir.

    Bazen özellikle vücudun stres altındayken gösterdiği tepkiler dışında, saçlarda aşırı dökülme tariflenir. Bu durum kadınlarda erkeklere göre daha sık görülebilir veya kadınların saçlarına olan ilgisi yüzünden daha fazla göze çarpabilir.

    Kadınlarda saç dökülmesi aylık periodları ile ilişkili olarak, adetten hemen önceki günlerde, menapoz dönemlerinde, hamilelik bitiminden 4-6 ay sonrasında görülebilir. Bu tip hormonlara bağlı dökülmeler de fizyolojik sınırlar içindedir. Mevsim döngülerinde, ateşli hastalıklar sırasında, psikolojik stres durumlarında, tiroid (guatr) hastalıklarında, çeşitli ilaçların kullanımına bağlı olarak, demir eksikliğine veya vitamin ya da folik asit eksikliğine bağlı olan kansızlık durumlarında da saç dökülmesi görülebilir.

    Özel bir dökülme tipi olan erkek tipi saç dökülmesi kadınlarda da görülebilir. Saçların genelinde bir dökülme olmadan sadece tepesinde görülen saçlarda seyrelme durumudur. Bu durumda kadın hastalıkları açısından tarama yapılır. Bazen “polikistik over” denilen kistik yumurtalık sorunu ile birliktelik gözlenebilir. Bazen de prolaktin (süt hormonu) ile ilişkilendirilir. Neticede hormonal bir hastalık söz konusu olması halinde bu tip saç dökülmesinden söz edilmektedir.

    İnsanoğlu tarih boyunca saç dökülmesinin nedenlerini araştırmıştır. Saç dökülmesi hem erkeklerde, hem de kadınlarda görülebilir; ancak erkeklerde erkek tipi saç dökülmesi oranının yüksekliği saç dökülme problemi açısından daha fazla göze çarpmaktadır. 25 yaşındaki erkeklerin %25’inin saçı biraz da olsa dökülmeye başlamıştır. Bu oran 50 yaşındaki erkekler arasında %50’ye çıkar.

    Fizyolojik saç dökülmesi

    Bu tip saç dökülmesi genellikle geri dönüşümlüdür. Yeni doğan bebeklerin ilk birkaç gününde görülen ani saç dökülmesi veya hamile bir kadında doğumun sonrasındaki 4.aylarda görülen yaygın saç dökülmesi fizyolojiktir. Erişkinliğe doğru düz ön saç çizgisinin kaybolması da fizyolojik saç dökülmesi olarak kabul edilir, fakat bu saç dökülmesi geri dönüşümlü değildir.

    Androgenetik saç dökülmesi (Erkek tipi saç dökülmesi)

    Androgenetik saç dökülmesi tüm dünyada erkek ve kadınlarda en sık görülen saç dökülmesi tipidir. Androjenik saç dökülmesi veya kellik, ya da erkek tipi saç dökülmesi olarak da adlandırılır.

    Çok eski tarihi belgelerden de anlaşıldığı üzere, androgenetik saç dökülmesi tarih boyunca insanoğlu için bir sorun olagelmiştir. Üstelik evrimsel kanıtlar androgenetik saç dökülmesinin insan ırkının tarihinden de eski bir sorun olduğunu ortaya koymaktadır.

    Uzun yıllar boyunca androgenetik saç dökülmesinin cinsel gelişimle bağlantılı, ırsi bir sistemik hastalık olduğu düşünülmüştür. Nihayet günümüzde, genetik bilimindeki gelişmeler ve erkeklik hormonlarının kimyası hakkındaki bilgilerin artması sayesinde androgenetik saç dökülmesinin temelinde erkeklik hormonlarının genetik olarak hassas kişiler üzerinde yaptığı etkilerin olduğu çok net olarak bilinmektedir.

    “Erkek tipi saç dökülmesi” olarak adlandırılsa da, androgenetik saç dökülmesi kadınları da etkileyebilir ve bu, kadınlarda da en sık görülen saç dökülmesi tipidir. Sebepleri ve mekanizmaları aynı olsa da, kadınlardaki androgenetik saç dökülmesi bazı yönleriyle erkeklerdeki androgenetik saç dökülmesinden farklıdır.

    Kadınlarda saç dökülmesi erkeklerdekinden daha geç başlar. Erkeklerde yaş ilerledikçe androgenetik saç dökülmesinin görülme sıklığı artarken, kadınlarda böyle bir artış gözlenmez.
    Kadınlardaki saç dökülmesi geniş alanları etkiler ve saçlı derinin hemen hemen bütünündeki saç yoğunluğu azalır. Erkeklerde ise çoğunlukla arka ve yanlardaki saçlar korunur, buna karşılık önleri ve tepe bölgeleri açılır.

    Kadınlarda çoğunlukla ön saç çizgisi korunur. Erkeklerde ise ergenliğin başlamasıyla birlikte ön saç çizgisinin gerilemesi karakteristiktir. Bu, kadınlarda erkeklerdekinin yarısı kadar 5-alfa redüktaz enziminin bulunmasıyla açıklanabilir. Aynı zamanda kadınların ön saç çizgisi bölgesinde aromataz adlı enzim daha yüksek miktarda bulunmaktadır. Aromataz dihidrotestosteronu başlıca kadınlık hormonu olan östrojene çevirir ve böylece o bölgede güçlü dihidrotestosteron hormonu azalmış olur. Öte yandan östrojenler androjenlerle rekabet ederek, onların saç kökleri üzerindeki etkilerini azaltabilmektedirler.

    Kadınlardaki saç sökülmesinin tedavisi

    Daha sık şekilde “modelli” bir tipe (arka kısım ve yanların kaldığı saç dökülmesi) sahip olan erkeklerin aksine kadınlarda genellikle daha yaygın bir seyrelme (genel olarak daha az saç bulunması) görülür. Tablo erkeklerdekinden çok farklıdır ve saç dökülmesi yaşayan kadınlar için yapılması gerekenler hem tanıda hem de tedavide önemli düzeyde uzmanlık gerektirir.

    Kadınların ön saç çizgisi genellikle olduğu gibi kalırken erkekler karakteristik olarak kafa derilerinin ön kısmından, başlangıçtan itibaren önemli miktarda saç kaybederler. Kadınlarda saç kaybı çoğunlukla oldukça yavaştır ve gebelik sırasında ve menopozda hızı artar.

    Erkeklerdekine kıyasla daha büyük bir sıklıkla periyodiktir, kendilerini geri çeviren mevsimsel değişiklikler gösterir ve hormonal değişikliklerden, tıbbi koşullardan ve dış faktörlerden daha kolay şekilde etkilenir. Bu nedenle tiroid fonksiyon testleri ve hormon tetkikleri ile bu durum incelenmelidir.

    Hastanın saç ve kafa derisi karakteristiklerinin nakil için uygun olması durumunda kadınlardaki androgenetik saç dökülmesinde saç nakli sıklıkla tercih edilecek tedavidir ve zaman zaman androgenetik saç dökülmesinin cerrahi olmayan tedavisi için Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanmış olan minoksidille kombine edilebilir.
    Saç dökülmesinin tıbbi tedavileri büyük ölçüde erkeklerde görülen androgenetik saç dökülmesine yöneliktir.

    Alopesi Areata (Saçkıran) nedir?

    Saç kıran olarak da bilinen alopesi areata en çok her iki cinsten genç ve orta yaşlı erişkinlerde görülür. Çoğu vaka kendiliğinden iyileşir; yani gelip geçicidir ve özel bir tedavi gerektirmez. Bu hastalığın nedeni tam olarak bilinmese de, bu saç dökülmesinden, yalnızca saçları etkileyen bir otoimmün süreç sorumlu tutulmaktadır. Bu süreçte stres de önemli bir rol üstlenmiştir. Hastalarda genellikle madeni para büyüklüğünde, yani 2.5 santimetre çapında bir veya daha fazla dairesel alanda saç dökülmesi görülür. İlerlemeye meyilli veya uzun süreli olgularda kortizon tedavisi önerilmektedir. Bu tedavi saçsız olan alan sulandırılmış kortizonun lokal enjeksiyonu veya mezoterapi tekniği ile prokain enjeksiyonları, ya da kalçadan enjeksiyonlar şeklinde olabilmektedir.

    Kişiye bağlı saç dökülmesi

    Bilinçli veya bilinçsiz olarak, kişinin kendi saçına verdiği zarar bazen saç dökülmesine neden olabilir.

    Bu saç dökülmesi iki şekilde gerçekleşebilir:

    Trikotillomani: Bu tip saç dökülmesi daha çok çocukluk çağında görülür. Kız çocuklarda, erkek çocuklara göre daha yaygındır. Trikotillomani sürekli saçlarıyla oynayan veya saçlarını çekiştiren kişilerde görülür. Bu da bu rahatsızlığın psikolojik bir temeli olduğunu düşündürmektedir.

    Traksiyon kelliği: Bu tip saç dökülmesine, bazı saç modellerinin veya saça tespit edilen saç sistemlerinin saç tellerine uyguladığı sürekli çekme ve germe kuvvetleri neden olmaktadır.

  • Genç Kızlığa Geçiş

    Genç Kızlığa Geçiş

    Ergenlik döneminde hem erkeklerde hem de kız çocuklarında önemli değişimler yaşanmaktadır. Ancak kız çocuğunun genç kızlığa ve kadınlığa geçişindeki bedensel değişim erkek çocuklarla kıyaslanamayacak kadar çoktur. Öyle ki bu dönemde kız çocuğu; gerek bedenindeki, gerek ruh yapısındaki yaşadığı değişimlerin etkisi içerisinde yoğun bocalamalar yaşar. Bu noktada anne, baba, öğretmen özellikle de anneye büyük görevler düşmektedir. Çünkü küçük kızın bedenindeki değişimler hiç de az değildir. Bu değişimleri küçük kızın kabullenebilmesi için hem doğru bilgilenmesi hem de çevresinde güvenle sorular soracağı kişilerin olması 

    Nedir Bu Değişimler

    İlk değişim 10 yaşlarında başlar. Küçük kızın dış görünümündeki dikkat çeken değişim;  boyunun uzamaya başlamasıyla birlikte belinin incelip, kalçalarının genişlemeye başlamasıyla dikkat çeker. 

    Vücutta görünmeyen değişim ise belli etmese bile kız çocuğunu tedirgin eder şekildedir. Çünkü memeler büyümeye başlar hatta bazen ağrı da yapabilir. Diğer yandan bu süreçte koltuk altı ve cinsel bölgelerde kıllanma başlar.

    Memelerin gelişiminin yanı sıra kız çocuk külotunda beyaz lekeler görebilir. Bu vajende oluşan beyaz bir akıntıdır ve cinsel gelişiminin önemli belirtileridir.Bu noktada aile kız çocuğunun gelişimini iyi izlemelidir.  Eğer kız çocuğu 13 yaşına gelmesine rağmen hala memelerinde bir büyüme yoksa araştırılması gerektiği de unutulmamalıdır.  Diğer yandan deride de değişimlerin etkisiyle de sivilceler ve siyah noktalar oluşmaya başlar. Küçük kızın cildi korumayı öğrenmesi, deri temizliğine dikkat etmesi işte bu yaşlarda kendisine öğretilmeye başlanmalıdır. 

    Göğüslerin büyümeye başlamasından 1,5-2 yıl sonra  12-13 yaşlarında regl (adet görme) dönemi başlar. Bu sürecin doğurganlık özelliğinin ilk belirtisi olup bazen adet günleri yaklaştıkça karın ve sırt ağrıları yaşanabilir. 

    Doğurganlığın belirtisi olan regl çoğu zaman 1-2 yıl düzensiz seyredebilir. Bazı genç kızlar regl olmadan önce zaman zaman sinirli, neşesiz ve mutsuzluk yaşarken, kanama başladıktan sonra rahatlarlar. Her bireyin regl olma yaşının değişiyor olmasına rağmen eğer kız çocuğu 16 yaşını tamamladığı halde adet görmüyorsa bir hekime başvurulmalıdır. 

    Adet kanamasının süresi genellikle 21 gün de bir  4-5 gün sürerken, bazı kişilerde 35 gün de bir 2 ile 7 gün sürmesi de normal sayılır. Ancak sürekli regl olma süreci aydan aya birkaç günü aşan sürelerde oluyorsa bir hekime başvurulmalıdır.  Değişim gösterebilir. Bu süreçlerin hepsi de normaldir.  Regl dönemlerinin zaman zaman düzensizlik göstermesinde stres, hava değişimi, aşırı spor yapmak, seyahat etkili olabilir. Ancak genç kızın düzenli adet görmesine rağmen kanaması bir ay ya da daha fazla gecikirse,  bir hekime başvurulmalıdır.

    Regl kanaması zaman içinde farklı renklerde olabilir. Başlangıçta; kahverengimsi, daha sonra kırmızı bitimine doğru da yeniden kahverengiye dönüşebilir. Aynı zamanda dökülmüş doku artıklarının akıntıda pıhtı gibi normaldir.  Diğer yandan regliyken hareketlerin kısıtlanmasına aşırı kanama olmadıkça da spor yapılmasında bir sakınca yoktur.

    Regl sürecin de vücut temizliğinin önemi çok büyüktür. Bu bağlamda genç kız adet gördüğünde kanamanın yayılmaması için emici özelliği olan sıhhi petler kullanmalıdır. Bu petler; sabah, öğle, akşam ve yatmadan önce olmak üzere günde en az 4 kez  değiştirilmelidir.  

    Duş almanın bir sakıncası olmadığı için her gün duş alınabilir. Ancak denize regl döneminin yoğun günlerinde girmemek gerekir.Diğer yandan taharetlenme sırasında da dikkatli olup, temizliği önden arkaya doğru yapılması alışkanlık haline gelmeli, adet kanaması olan günlerde de bu alışkanlığa özen göstermek gerekir. 

    Diğer taraftan genç kız hangi gün adet göreceğini  önceden bilmeli ve çantasında sıhhi pet bulundurması hijyen için önemlidir.

  • Neştersiz güzelliğin haritası

    Yüzümüz vücudumuzun bir parçası hatta aynasıdır; yüz ve vücut cildimiz bir bütündür. Yüzümüzün güzelliğini oluşturan ise bu bütünlüğün birbiriyle uyum içinde olmasıdır. Eğer alnımızda kırışıklıklar çok veya göz çevresi kırışıklıklarımız göze batıyor ya da kaşlarımızı çok çatıyoruz diye iki kaş arasında adeta bir oluk oluşmuşsa bu bizi elbette olduğumuzdan daha yaşlı, sert ifadeli veya yorgun gösterebilir.
    Ayrıca ciltte damarlarda belirginleşme-kızarıklık, bölgesel koyu ve açık lekeler olabilir. Bu durum ciltteki fotohasarın göstergesidir, bu da önemli bir yaşlılık göstergesidir. Daha ileri yaşlarda kırışıklıklar dışında dokuda çökmeler ön plandadır. Örneğin şakak kemiklerinin incelmesi ve bu bölgenin cildinin incelmesi ve yağ dokusunun azalması yüz ovalinin tersine dönmesine neden olur. Yani yüzümüz gençken üçgenin tepesi aşağıdadır, çenemiz sivridir, ancak yaş ilerledikçe bu durum tersine dönmektedir. Benzer şekilde dudaklarda incelme ve dişlerde mine kaybı ile beraber ağız çevresi de yaşlanmaya eşlik eder.

    Yüzümüzün 1/3 üst bölgesi mimik kaslarının hareketleri ile ilişkili olarak kırışmaktadır. Bu amaçla mimik kaslarını gevşetmek için kas gevşetici bir ilaç olan botox kullanılmaktadır. Yıllardır çocuklar da dahil olmak üzere bir çok hastada büyük kas gruplarında kas gevşetici olarak yüksek dozlarda kullanılmaktadır. Bir toksindir ve bu toksin aynı içtiğimiz antibiyotikte olduğu gibi veya olduğumuz aşılardaki gibi bakterilerden elde edilmektedir. Kendini kanıtlamış bir ilaç olup sonradan ortaya çıkacak bir yan etki beklentisi de yoktur. Yüzdeki mimik kaslarını gevşetmek için kullanılan dozlar son derece düşük dozlar olup, etkisi geçtiği zaman aynen botox yapmaya başladığı ilk noktaya geri döner, daha kötüye gitmesi diye bir şey yoktur. Tam tersi kasları çalıştıran sistemlerde kaslar hep bu sisteme ihtiyaç duyabilmekte ve bağımlı bir işlem haline dönebilmektedir. Bu yöntemle ise kaslar az çalışarak üzerindeki cildi de az hareket ettirdiği için çizgiler azalmakta hatta eğitildiği için daha iyi görünebilmektedir.

    Alın
    Alındaki kırışıklıklar mimik hareketlerine bağlı olup zamanla derinleşebilir. Özellikle mimik kırışıklıklarının yaşla ilgili değil mimikler sırasında cildin hareketiyle olduğunu söyleyebiliriz. Bazen çok genç birinin çok fazla kırışıklığı olduğunu görebiliriz çünkü mimiklerini çok kullandığı için. Bu bölge ayrıca güneş ışınlarına da en fazla maruz kalan bölge olduğu için kırışıklıklar çok daha çabuk ortaya çıkmaktadır. Alın kırışıklıkları için botox uygulanabilir. Botox bu bölgedeki kasların gevşetilmesi, çizgilerin açılmasında çok etkilidir.

    Göz kenarı
    Göz kenarındaki kaz ayağı tabir edilen çizgilenmeler için yine botox uygulanabilir. Aynı şekilde mimikleri gevşeterek çizgileri yok eder.
    Bu bölgeye sürülen kremler ise eğer meyve asitli ise çok yüzeyel çizgileri giderebilmekte ve cildin yapılanmasına katkıda bulunabilmektedir.

    Kaş arası
    Kaş çatma çizgileri kişiyi aslında olmasa da gergin ve stresli gösterir. Bu çizgilerden kurtulmanın yolu botox’la mümkündür. Çok derin kırışıklarda botox ve dolgu uygulamaları beraber kullanılır. Dolgu maddelerinden özellikle hayvansal olmayan allerji riski olmayanlar tercih edilmelidir.

    Yanak- burun arası (nasolabial) çizgileri
    Bu bölgede çizgi oluşmasında ön planda mimikler sorumlu değildir. Cildimiz yer çekimine karşı koymaya çalışırken ki bu görevi kollajen-elastik liflerle ve kaslarla yaparlar, zamanla bu bölgedeki dokularda azalma, yerçekimine bağlı sarkmalar ortaya çıkabilmektedir. Çünkü hücrelerimiz ilerleyen yaşla birlikte daha az lif sentezleyebilmekte üstelik akıntıya kürek çekmektedirler. Bir de üzerine azalan yağ dokusu ve suyunu kaybetmiş bir dermis tabakası ilave olunca burası çökmekte ve oluk şeklinde iki tarafta çizgi oluşmaktadır. Bu bölgenin en iyi tedavisi hazır dolgu malzemeleri ile olmaktadır.

    Dolgu Malzemeleri
    Hayvansal ham madde içermeyen, stabilize Hyaluronik asittir. Deriye zerkedildiği zaman, vücudun kendi hyaluronik asiti ile birleşerek hacim yaratır. Bu hacim ile dudakların dolgunlaştırılması, çizgilerin, kırışıklıkların ve yüz kıvrımlarının tedavi edilmesi sağlanmaktadır. Hızlı ve kolay uygulanmasının yanı sıra, görülebilir sonuçların hemen elde edilmesine olanak sağlar.
    Vücudun kendi hyaluronik asit yoğunluğunun azaldığı bölgelere enjekte edilir. Enjekte edildiği bölgelerde hacim oluşturarak boşalmış bölgede dolgunluk sağlar. Sonuçlar aynı anda görülebilir ancak haftalar içinde daha iyi olabilmektedir. Hyaluronik asit kendi ince steril enjektörü ile, kırışıklık altındaki bölgeye dermis içine enjekte edilerek uygulanır. Gereken enjeksiyon sayısı, kırışıklığın derinliğine ve uzunluğuna bağlı olarak değişir. Birkaç adet enjeksiyon gerekebilir.

    Hyaluronik asit, bakterilerle ayrışabilen diğer dolgu maddeleri gibi hayvansal kökenli değildir. Bu dolgu, allerjik reaksiyonları en aza indirgediği gibi, hayvanlara özgü hastalıkların insanlara taşınmasına da engel olmaktadır.

    Dolayısı ile hyaluronik asit kullanımı tamamen güvenli olmakta ve tedavi öncesi herhangi bir test uygulaması gerektirmemektedir.Dolgu maddesi enjeksiyonlarından sonra normal aktivitelerinize hemen geri dönebilirsiniz. Tedavi yapılan bölgeye bağlı olarak sonuçlar, 3-6 ay arasında bir süre için kalıcı olurlar. Tekrarlayan seanslar sayesinde kalıcılık süresi 1 yılı aşan vakalar bildirilmektedir.

    Burun üstü (tavşan) çizgileri
    Burun sırtında oluşan verev çizgilerdir. Birkaç noktadan yapılan botox uygulaması ile giderilmesi mümkün olabilmektedir.

    Çekik göz
    Asya tipi gözlü hastalarda göz çeperinin daha oval olması istenebilir. Bu tip hastalarda gözün hemen altından birkaç noktaya yapılan Botox enjeksiyonu ile alt göz kapağı daha oval hale getirilebilir.

    Üst dudak (sigara) çizgileri
    Dudağın üst kısmında oluşan dikey çizgilerdir. Botox enjeksiyonu ile bu çizgilerin hafifletilmesi mümkündür. Ayrıca dudak kenarına kontür uygulaması şeklinde yapılan dolgu uygulamaları da son derece güzel olmaktadır.

    Dudak kenarı eğimi (Marionette çizgileri)
    Bazılarının dudak kenarı aşağıya dönüktür bu durum kişiye üzgün bir ifade verir. Dudak kenarını aşağıya çeken kaslara botox enjeksiyonu yaparak bu durumdan kurtulmak mümkündür.

    Çene çizgileri
    Çene ortasında kırışıklık veya pütürlü bir görünüm varsa Botox ile çeneye bir veya iki noktadan yapılan uygulama ile bu durumu gidermek mümkün olabilmektedir.

    Damak görünümü (Gummy smile)
    Bazıları güldüğü zaman üst dişetleri görünür. Botox enjeksiyonları ile bunu gidermek mümkün olabilmektedir.

    Boyun çizgileri (Platisma)
    Bazı kişilerde boyun kasları gözle görülür şekilde belirginleşir. Botox uygulamaları ile bu düzensiz görünüm giderilir ve boyun kontür görünümü genç bir hal alır.

    LED IŞIK TEDAVİLERİ
    Işığın insan vücuduna sağladığı yararlar tıp dünyası tarafından uzun yıllardır biliniyor. Işık, hücrelerin canlandırılması ve dokuların yeniden oluşmasını sağlamak için profesyonel tedavi yöntemlerinin en önemli unsurlarından biridir. Hemen her gün yeni bir ürünün geliştirildiği cilt uzmanlığında, şimdi daha doğal ve cildin kendi mekanizmalarını kullanarak tedavi sağlayan ışık terapileri ile cildimizin bütünlüğünü bozmadan tedavi edilmesi mümkün olabilmektedir.

    Zararlı ultraviole veya infraruj (kızıl ötesi) içermeyen bu ışıklar cilt tarafından kolayca emilerek cildin dermis tabakasını uyarmaktadır. Bu tabaka cildin yaşayan, çoğalan ve beslenmenin sağlandığı ana merkezidir. Diod ışığı cilt altındaki hücreleri stimüle ederek aktif olmalarını, canlanmalarını sağlayarak ameliyat sonrası iyileşme sürecini olumlu etkilemektedir.

    INTENSE PULSED LIGHT TERAPİ (IPL)

    Yaşlanmanın başlıca sebebi ultraviyole ışınlarıdır. Ultraviyole, hücrelerde atılması güç olan maddelerin (serbest radikaller) birikmesine ve kollajen liflerinin kırılmasına hatta kaybına yol açar. Cildi ultraviyole ışınlardan korumaya yarayan ve cilde rengini veren hücrelerdeki pigmentlerdir. Aşırı güneş ve yılların etkisi ile bu pigmentler azalır, hücre sayısındaki azalma da cildin incelmesine sebep olur. Cilt altında bulunan ve cilde esnekliğini, gerginliğini kazandıran kollajen ve elastik lifler ultraviyole etkisiyle kalitesini yitirirler. Böylece cildin gerginliği azalır, cilt yer çekimine karşı verdiği savaşı kaybeder ve zamanla ciltte sarkma meydana gelir.

    Akne, akne izi, skarlar (ameliyat kesi izleri, çatlaklar, yanık skar dokusu) ve keloidlerin iyileştirilmesi.
    Gerekli tedavi sayısı endikasyona bağlı olarak değişir. Yaşlı ya da güneş ışığından zarar görmüş olan deride, lezyonun tipine bağlı olarak ardışık 3 seans gerekir. Tipik bir tedavi şeması, başlangıç tedavisini takiben 3-4 haftalık aralıklarla 3 seansdan ibarettir. Dövme, akne, nedbe dokuları, vasküler ve pigmentli lezyonlar normal olarak, lezyona ve şiddetine bağlı olarak, en az 3 seans gerektirir. İşlemin kalıcılığı için her yıl uygulamanın tekrarlanmasında yarar vardır.

  • Gebelik Takibinde Önemli Haftalar

    Gebelik Takibinde Önemli Haftalar

    Fertilizasyonun yani döllenmenin 8-9. gününde kanda gebelik hormonu (beta HCG) pozitifleşmeye başlar.Bu değer her 48 saatte bir yaklaşık 2 katına çıkar.Bu artış yüksek olasılıkla gebeliğin normal yerleşim ve gelişimde olduğuna işaret eder.Gebelik hormonundaki bu artışın 48 saatte % 53 ten daha az olması yüksek olasılıkla yolunda gitmeyen bir gebelikle ilişkilidir.Bu durumda ektopik (dış) gebelik veya abortus (düşük) söz konusu olabilir.

    Özellikle gebelik uterus (rahim) dışında yerleşmiş ise dış gebeliğin erken teşhisi medikal (ilaçla) tedavi veya operasyon gerektiren durumlarda da laparoskopik (kapalı) ameliyat şansı açısından çok değerlidir..Bu nedenle gebeliğin başından itibaren doktor kontrolü çok önemlidir!

    Gebelik hormonu (beta HCG) düzeyi 1500’ün üzerine çıktığında transvajinal ultrason ile 6000’in üzerine çıktığında ise abdominal (karından yapılan) ultrasonda gebelik kesesi görülebilir hale gelir.
    Gebelik geç ovulasyon sonrası oluşmuş ise gebelik kesesinin görünmesi de geç olabilir.Bu durumda hekim hastayı gerekli görürse aralıklı olarak kontrole çağırabilir.

    Fetusa (bebeğe) ait ilk kalp atımları gebeliğin 6-7. haftalarında görülmeye başlanır. Standardizasyon sağlanması amacıyla tüm kadın doğum kliniklerinde gebelik haftası gebenin son adetinin ilk gününden başlanarak hesaplanır.Tüm ultrasonografi cihazlarının kalibrasyonları da buna göre dizayn edilmiştir.

    Kalp atımı sonrası bebeğin gelişimi için hekim duruma göre hastayı tekrar değerlendirme gereği duyabilir.

    Bu haftalarda şayet gebelik öncesinde saptanan bağışılık durumu söz konusu değilse normalde asemptomatik (belirti vermeden) seyreden ancak gebelikte geçirildiğinde teratojenik (bebekte sorunlara yol açma potansiyelinde) olan toksoplazma,rubella gibi birtakım enfeksiyonların kan tetkiki ile belirlenmesinde yarar vardır.Burada önceden geçirilmiş enfeksiyon değil aktif enfeksiyon varlığı önemidir.
    11-14. haftalar arası gebe muayenesi çok önemlidir.Bu muayenede bebeğin organ oluşumları çok büyük ölçüde taslak olarak (organogenez) tamamlanmıştır.11-14. haftalar arasında fetusa ait ense kalınlığı (NT) mutlaka ölçülmeli ve down sendromu tarama testi olan ikili test yapılmalıdır.Nasal bone (burun kemiği) ni görmek de bu haftada çok önemli bir bulgudur.
    16-18. haftalarda şayet bir sebeple ikili test yapılamadı ise başka bir down sendromu tarama testi olan dörtlü testin yapılması için bir fırsattır. Dörtlü tarama testi ikili taramadan sonraki ikinci değerli testtir.Ayrıca bu haftada bebeğe ait pek çok anomaliyi saptayabilmek mümkün olabilmektedir.Zira bebeğin extremiteleri (el-kol-bacak ve ayaklar) en rahat bu haftalarda görülür.
    İlk kez 18-20. hafta aralığında başvuran hastalar veya daha önce bir sebeple down sendromu tarama testi yapılamamış hastalar için bu gebelik haftalarında üçlü tarama testi yapılması fırsatı mevcuttur.

    19-21.gebelik haftalarında bebeğin organlarının en iyi görülebildiği DETAYLI VE 2.DÜZEY ULTRASON değerlendirmesinin en iyi yapılabildiği haftalardır.Bu nedenle çok önemlidir.Bu haftadan sonra bebek daha fazla büyüdükçe muayenesi zorlaşacaktır.
    22-23. gebelik haftaları fetal kalp muayenesi ve gereğinde fetal eko için ideal değerlendirme haftalarıdır.

    Gebelikte tetanoz aşısı yapılması önerilmektedir.Doz ve zamanlama olarak farklı uygulamalar söz konusu olabilmekle birlikte genellikle 20-26. hafta aralığı uygun görülmektedir.
    24-28. hafta aralığı bebeğin büyüme gelişmesinin yanısıra şeker yükleme testi yapılması gereken haftalardır.Gebelikte gelişebilecek insülin direnci nedeniyle gebelik şekeri (gestasyonel diabet) taraması amacıyla yapılan bu testin risk grubunda olanlar başta olmak üzere tüm gebelere yapılması tavsiye edilir. 50 veya 75 gram tarama testleri bu amaçla kullanılabilmektedir.OGTT(şeker yükleme testi) sonucu yüksek olan hastalara tanı testi amaçlı 100 gr OGTT yapılır.

    28-35 gebelik haftaları arasında doktorunuz anne ve bebeğin durumuna,bebeğin gelişimine olası sorunların varlığına göre takip programına alabilir.Bunda gebede gelişen olası sorunlar,bebeğin gelişimi,fetüs plasenta amnion sıvısındaki takip parametreleri önemlidir.

    35.haftadan sonra doğuma kadar haftalık olarak NST (non-stress test) takibi yapılması önerilir.NST bebeğin kalp atımlarının bir trase halinde izlendiği belirli kriterlere göre bebeğin anne karnındaki durumunu stresse maruz kalıp kalmadığını,beslenme ve kanlanmasını gösteren değerli bir testtir.Bu testin reaktif olması bebeğin stress altında olmadığını gösterir.Doğuma yakın haftalık yapılan bu takip anne karnında ani kayıpları gelişebilecek başka soruınları önlemeye yöneliktir.

    Gebelikte Tansiyon takibi önemlidir.Önceden tansiyonu olan hastalarda bu risk daha da fazla iken hiç yüksek tansiyonu olmayan kadınlarda da gebelik tansiyonu (gestasyonel hipertansiyon) ortaya çıkabilir.Ayrıca preeklampsi ve eklampsi denilen anne ve bebek için hayati tehlike oluşturabilecek gebelik zehirlenmesi olarak tanımlanan durumlar ortaya çıkabilir.Bunların erken saptanabilmesi ve müdahale için de tansiyon takibi çok önemlidir.

    38.hafta doğum şeklinin belirlenmesi açısından çok önemlidir.İlk gebeliği olan olgularda bu haftada yapılacak Ultrason ve muayenede bebeğin ağırlığı, geliş şekli, plasenta (bebeğin eşi) nın yerleşim yeri, NST ve annenin pelvik yapısı (doğum kanalı) nın normal doğuma uygun olup olmadığının değerlendirilmesi ile bebeğin yerleşimi irdelenir.Şayet normal doğuma engel bir durum varsa böylece önceden riskler saptanmış olur.

    Aksi bir durum yoksa ya da anne isteği veya tıbbi gereklilik nedeniyle daha önce sezeryan kararı alınmadı ise beklenen doğum tarihi son adetin ilk gününden itibaren 40 haftadır

  • Cilt neden kırışır ?

    Cildimiz temelde hücresel döngünün hızı ile doğru orantılı olarak yaşlanır. Gerçek şu ki doğduğumuz zaman cildimiz yaşlanmaya başlar. Bir yaşında bile bir yıllık güneş görmüşlük, bir yıllık çevresel hasarlara maruziyet, 1 yıllık beslenme ve uyku düzenine uyumluluk içinde birinci yaşındadır. Elbette kendini yeniler, bu yenilenme hızı 25-30 yaşlarından itibaren azalmaya başlar ve yaşlılık belirtilerini görmeye başlarız.
    Yüzümüzün üst bölgesi mimik kaslarının kullanımıyla doğru orantılı olarak yaşlanır. Hangi yaşta olursak olalım göz çevresinde veya alında ya da kaş arasında kırışıklıklarımız olabilir. Ancak bu çizgiler yaş ilerledikçe yerleşmeye ve derinleşmeye başlar. Bu nedenle bu kırışıklıların olmasını mimiklerimizi kontrol ederek veya botox yaptırarak engellemeye çalışmak doğru bir yaklaşımdır.

    Yüzümüzün orta bölgesi doku çökmesi ve yumuşaması ile ilişkili olarak yaşlanmaktadır. Bu bölgede bağ dokusunun sıkılığını belirleyen ana madde hyaluronik asit içerikli jölemsi sıvı ve yağ dokumuzdur. Bu kayıpları azaltmak için fazla değişken bir kilo durumunun olmaması gerekir. Kaldı ki kadınların aylık periodları veya hamilelik dönemleri daha sonra da premenapoz ve menapoz bu kayıpların en fazla yaşandığı dönemler olmaktadır. Bu bölgenin gençliğini korumada veya iyileştirmede yerine koyma tedavileri tercih edilebiliyor. Dolgu malzemeleri veya kendi yağımız ya da hücrelerimiz (kök hücre) bu amaçla kullanılabilmektedir.

    Yüzümüzün alt bölgesi ve boyun yerçekiminin etkisine yenik düştüğünde ki kollajen ve elastik liflerimizin gerginliğinin ve sayılarının azaldığı 40’lı yaşlarda görülür. Buranın tedavisi için hücreleri ışık ve lazerlerle uyarmak ve vitamin enjeksiyonları yapmak yeterli olabilmektedir. Daha ileri yaşlarda ise cerrahi olarak germe işlemi uygun olmaktadır.

  • Himenoplasti ( kızlık zarı tamiri )

    Himenoplasti ( kızlık zarı tamiri )

    Kızlık zarının (himen) görevi sadece cinsel ilişki dönemine kadar kız 

    çocuklarını ve genç kızları vajinal enfeksiyonlardan korumaktır.

    Ülkemizde kızlık zarının sosyal önemi halen devam etmektedir. Genç 

    kızların bu sosyal sıkıntısını gidermek için yapılan operasyona 

    himenoplasti veya kızlık zarı tamiri-dikimi diyoruz.

    Bu operasyon 15-20 dakikada, lokal anestezi ile o bölge uyuşturularak 

    veya genel anestezi ile tamamen uyutularak yapılabilir. 

    Operasyon sonrası günlük hayata aynen  devam edilebilir.

    Bu operasyon için geçici ve kalıcı- flep yöntemleri gibi isimler 

    kullanılmaktadır. Geçici yöntem daha çok yakın dönemde , kalıcı 

    yöntem biraz daha uzun vadede kullanılmakta gibi bilgiler 

    paylaşılmaktadır.