Yazar: C8H

  • Dikkatli olun: nekrotizan fasiit olabilir

    • Kılıç Öztürk Y, Öztürk F, Mahsanlar Y, Gönüllü H, Akay S, Erkan N, Can H. Be careful: It may be necrotising fasciitis. Smyrna Tıp Dergisi 2011;1(1):40-42

    Dikkatli olun: Nekrotizan fasiit olabilir

    Özet

    Nekrotizan fasiit; primer olarak fasia superficialisi tutan, hızla subkutanöz dokular boyunca uzanan, göreceli olarak deri vealtta yatan kaslara uzanabilen, hayatı tehdit edici invaziv bir yumuşak doku enfeksiyonudur ve önemli tıbbi-cerrahi acildurumlardan bir tanesidir. Klinik bulguları arasında; ateş, sistemik toksisite bulguları ve klinik bulgularla orantısız ağrı vardır.Hastalığın gidişi sırasında erken dönemde kutanöz bulgular minimal düzeydedir; bu durum tanıyı zorlaştırır. Gecikmiş tanıve/veya tedavi zayıf cevapla ilişkilidir, sepsis ve/veya multiple organ yetmezliği ile ilişkilidir. Dünyada nekrotizan fasiit,diyabetik hastalarda artan oranlarda görülmektedir. Bu makalede, acil servise başvurmuş olan bir nekrotizan fasiitli diyabetikhasta açıklanmıştır.

    Anahtar kelimeler: Diabetes mellitus, acil servis, nekrotizan fasiit

  • Akut koroner sendromunda tiroid hasta sendrom sıklığının değerlendirilmesi

    • Üstündağ Çetintürk A, Can H, Emen B, Özbakkaloğlu M. Akut Koroner Sendromda Ötiroid Hasta Sendrom Sıklığının Değerlendirilmesi. Tepecik Eğit Hast Derg 2011;21(2):61-65

    AKUT KORONER SENDROMDA ÖTİROİD HASTASENDROM SIKLIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ

    EVALUATION OF THE INCIDENCE OF EUTHYROID SICK SYNDROME INACUTE CORONARY SYNDROME

    ÖZET

    Amaç: Birçok hastalık seyrinde ve akut stres durumlarında ortaya çıkan ötiroid hasta sendromunun, hastanemize başvuran veakut koroner sendrom (AKS) tanısıyla koroner yoğun bakım ünitesinde izlenen hastalardaki sıklığını ve özellikleriniaraştırmaktı.

    Gereç ve Yöntem: Ocak 2009-Haziran 2009 tarihleri arasında İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi koroner yoğunbakım ünitesine AKS tanısıyla yatırılarak tedavi edilen 41'i (%58.6) erkek, 29'u (%41.4) kadın 70 hasta çalışmaya alındı.Tüm hastaların dosyaları geriye dönük incelendi.

    Bulgular: Çalışma sonunda diğer sistemik hastalıklarda görülme oranı yaklaşık %40 olan ötiroid hasta sendromu sıklığı AKStanılı hastalarda %41.4 oranında bulundu. Kararsız angina pektoris tanılı hastaların %25.7'inde, ST yükselmesi akutmiyokard infarktüsü tanılı hastaların %11.4'ünde ve ST yükselmesi olmayan akut miyokard infarktüsü tanılı hastaların%4.3'ünde ötiroid hasta sendromu saptandı. Ötiroid hasta sendromunun baskın formu olan düşük T3 sendromu %27.1oranında tespit edildi. Düşük T3,T4 sendromu %7.1 oranında, yüksek T4 sendromu %4.3 oranında ve düşük TSH,T3,T4sendromu %2.9 oranında bulundu.

    Sonuç: Akut koroner sendrom tanılı hastaların tiroid hormon düzeyleri metabolik olarak bulgu vermemekle beraberdüşmekte ve sık olarak sınır düzeylerinin altına inebilmektedir. Bu durum ötiroid hasta sendromu olarak tanımlanmakta vebaşka hastalıkların seyri esnasında da sıkça rastlanmaktadır. Geçici bir klinik antite olmakla beraber akut miyokardinfarktüsünde sınır düzeylerinin altına inmiş serbest T3 (ST3) düzeyleri kötü prognozla ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle ötiroidhasta sendromu'nun değişik tipleri tanınmalı ve klinisyenin dikkatini çekmelidir.

    Anahtar Sözcükler: Anjina pektoris, koroner iskemi, miyokard imfarktüsü, troid hastalığı.

  • Kadın sağlık çalışanlarının serviks kanseri farkındalığı

    • Can H, Kılıç Öztürk Y, Güçlü YA, Öztürk F, Demir Ş. Kadın Sağlık Çalışanlarının Serviks Kanseri Farkındalığı. Tepecik Eğit Hast Derg 2010;20(2):77-84

    KADIN SAĞLIK ÇALIŞANLARININ SERVİKS KANSERİ FARKINDALIĞI

    CERVICAL CANCER AWARENESS OF FEMALE HEALTH EMPLOYEES

    ÖZET

    AMAÇ: Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde (TEAH) görev yapan kadın sağlık çalışanlarının serviks kanseri, serviks kanserinin risk faktörleriyle ilgili bilgi düzeylerini; bu kanser türünden korunmada ve erken tanıda yaşamsal önemi olup rutin olarak önerilen jinekolojik muayene ve pap yayma konusundaki tutum ve alışkanlıklarını belirlemektir.

    GEREÇ VE YÖNTEM: Kesitsel, tanımlayıcı olarak planlanan çalışma, 2010 Ocak ayı boyunca, TEAH'de çalışan kadın sağlık personeli ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma kadın sağlık personeli içinden halen veya geçmişte cinsel aktif olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 316 kadın ile tamamlanmıştır. Histerektomi ameliyatı geçirmiş ve/veya jinekolojik kanser tanısı almış hastalar çalışma dışı bırakılmıştır.

    BULGULAR: Çalışmaya katılan 316 kadın sağlık çalışanından 110'u (%34,8) daha önce en az bir kez Pap yayma testi yaptırmış, 206'sı (%65,2) ise bu testi hiç yaptırmamıştır. Bu kadınların 73'ünün (%23,1) düzenli olarak jinekolojik muayene yaptırdığı, 243'ünün (%76,9) hiç jinekolojik muayene yaptırmadığı saptanmıştır. Çalışmamızda Pap yayma testi hakkında bilgi sahibi olanlarda, düzenli jinekolojik bakı yaptıranlarda, serviks kanseri ve riskleri, Human Papilloma Virüs ve aşısı hakkında bilgi sahibi olan kadınlarda Pap yayma testi yaptırma oranı yüksek olarak saptanmıştır.

    SONUÇ: Sağlık personelinin, koruyucu sağlık hizmetlerindeki rolü nedeniyle bilgi eksikliklerinin giderilmesi için hizmet içi eğitimlerin düzenlenmesi, epidemiyolojik çalışmalarla bilgi düzeylerinin ve eksikliklerinin belirlenmesi gerekmektedir.

    Anahtar Sözcükler: Serviks kanseri, Kadın sağlık çalışanları, Pap yayma testi

  • Cerrahi ve cerrahi dışı kliniklerdeki asistan hekimlerde tükenmişlik sendromu

    Can H, Güçlü YA, Doğan S, Erkaleli MB. Cerrahi ve Cerrahi Dışı Kliniklerdeki Asistan Hekimlerde Tükenmişlik Sendromu. Tepecik Eğit Hast Derg 2010;20(1):33-40

    AMAÇ: Cerrahi ve cerrahi dışı dallarda uzmanlık eğitimi alan asistan doktorların tükenmişlik sendromu açısından incelenerek, tükenmede rol alan etmenlerin değerlendirilmesi.

    GEREÇ VE YÖNTEM: İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde 85'i cerrahi dışı ve 80'i cerrahi dalda uzmanlık eğitimi almakta olan toplam 165 asistan doktora Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve sosyodemografik özelliklere ait 38 farklı etkeni sorgulayan bir anket uygulanmış ve yanıtları istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşma ve kişisel başarı duygusu düzeyleri düşük, orta ve yüksek olarak 3 grupta değerlendirilmiştir.

    BULGULAR: Dahili dallardaki asistan doktorların % 75,3'ünde duygusal tükenmişlik, % 63,5'inde duyarsızlaşma düzeyi yüksek bulunmasına karşın sadece % 11,8'inde kişisel başarı duygusu düşük bulundu. Cerrahi dallardaki asistan doktorların %50'sinde duygusal tükenmişlik, %65'inde duyarsızlaşma düzeyi yüksek bulunmasına karşın sadece %8,8'inde kişisel başarı duygusu düşük bulundu. Dahili dallarda duygusal tükenmişlik yaşayanların, cerrahi dallara göre anlamlı oranda fazla olduğu bulundu (p0,05).

    SONUÇ: Dahili ve cerrahi dallarda çalışan asistan hekimlerde duygusal tükenmişlik ve duyarsızlaşma oranlarının yüksek olduğu saptandı. Buna rağmen kişisel başarı duygusu düzeyinin henüz aynı ölçüde düşmediği belirlendi. Bu veriler hastanemizde çalışmanın yapıldığı alanlar başta olmak üzere tüm asistanların tükenmişliğini azaltmak için klinik ve hastane yönetimince gerekli önlemlerin alınması ve bu konuda asistanların desteklenmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

    Anahtar Sözcükler: Maslach Tükenmişlik Ölçeği, Meslek hastalığı, Tıp Personeli, Tükenme Sendromu

  • Anestezi yoğun bakım ünitesinde tedavi gören zehirlenme olgularının değerlendirilmesi

    Doğan S, Can H, Gönüllü M, Alaygut E, Turan M. Anestezi Yoğun Bakım Ünitesinde Tedavi Gören Zehirlenme Olgularının Değerlendirilmesi. Tepecik Eğit Hast Derg 2010;20(1):25-28

    AMAÇ: Çalışmamızın amacı anestezi yoğun bakım ünitesinde (AYBÜ) yatan zehirlenme olgularını; demografik özellikler, zehirlenme çeşidi, tedavi sonuçları açısından incelemektir.

    GEREÇ VE YÖNTEM: 01.01.2008-31.12.2009 tarihleri arasında zehirlenme tanısı ile AYBÜ'de yatarak tedavi gören 112 hastanın dosyası geriye dönük olarak tarandı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, yattığı gün sayısı, APACHİ II skoru, zehirlenme çeşidi (ilaç zehirlenmesi, organofosfatlı insektisitler, gıda zehirlenmesi, toksik gazlar, alkol, diğer), zehirlenme şekli (özkıyım amacıyla, kaza ile ve alkol), tedavi sonucu (şifa ile, durumunda değişiklik olmadan, tedavi reddi, hastane içi başka kliniğe sevk, başka hastaneye sevk, ölüm) incelendi.

    BULGULAR: 01.01.2008-31.12.2009 tarihleri arasında 24 aylık sürede AYBÜ'de toplam 2098 hasta izlenmiş olup, olguların 112'sinin (% 5,3) zehirlenme olduğu bulundu. Zehirlenme olgularının 60'ı (%53,6) kadın, 52'si (%46,4) erkek; yaş ortalaması 33,94±17,58 (15-81) olarak bulundu. Olguların 90'ının (%80,4) özkıyım, 17'sinin (%15,2) kaza, 5'inin (%4,5) alkol alımı sonrası zehirlenme tanıları ile AYBÜ' ye yatırıldığı bulundu. AYBÜ'de izlenen olguların 34'ü (%30,4) şifa ile, 9'u (%8) durumunda değişiklik olmadan evine gönderildi. 4 (%3,6) olgunun tedaviyi reddederek kendi isteği ile hastaneden ayrıldığı, 52 (%46,4) olgunun ilk tedavilerinin ardından hastane içi başka kliniğe, 2 (%1,8) olgunun ileri tetkik ve tedavi amacıyla başka hastaneye sevk edildiği ve 11 olgunun ise (%9,8) kaybedildiği saptandı.

    SONUÇ: 24 aylık sürede AYBÜ'de izlenen 2098 olgunun % 5,3'ünü zehirlenme olguları oluşturdu. Özkıyım amacı ile ilaç alımının en sık görülen zehirlenme biçimi olduğu tespit edildi. 15-24 arası kadın olgularda zehirlenme daha çok olduğu belirlendi. İlaç zehirlenmeleri arasında en sık çoğul ilaç ve antidepresan içimi yer aldı. Genel ölüm oranı %9,8 olarak bulundu.

    Anahtar sözcükler: Anestezi yoğun bakım servisi, Özkıyım, Zehirlenme

  • Dna hasarı ve etkileri

    Kanserin en önemli nedeni
    DNA Hasarı

    DNA ve gen haritaları üzerinde yapılan çalışmaların getirdiği ufacık yenilikler, sağlık ve tedavi açısından büyük ümitler yaratıyor. Hastalıkların temel kaynağının DNA hasarı olduğu artık biliniyor. Her tür kanser ve dejeneratif hastalıkların günümüzde inanılmaz boyutta artması bir rastlantı değil. Bu durum; artan DNA hasarının bir sonucu. Çok güvendiğimiz anti-oksidanlar ise tam olmamakla beraber kısmi bir koruma sağlarken DNA hasarlarını tam olarak önleyemiyor. Oysa sağlıklı yaşamın devamı için ortaya çıkan DNA hasarlarının onarılması gerekmektedir. Başta Japonya olmak üzere bir çok ülkede DNA hasarlarının onarımını destekleyen AC-11 adlı bir bitkisel ekstre yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle Japonya'da ilk kullanılmaya başlandığı 2009-2010 yıllarında cilt bakım ürünlerinde en çok kullanılan ilk 10 madde içinde yer almıştır. Bunun için Serbest Radikaller ve anti-oksidanlar Araştırma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Yaman Er, DNA hasarının nasıl oluştuğu, hangi hastalıklara yol açtığı ve korunma yöntemleri hakkında bilgi veriyor!

    Yaşam boyu sağlıklı olmamız için gerekli tüm bilgi ve kodları taşıyan DNAmız, sağlığımızın yol haritasıdır. DNA'mızdaki eksilmeler, kırılmalar anlamına gelen “DNA hasarlarının” iç ve dış olarak iki kaynağı vardır. Dış kaynaklılar: Kolayca tahmin edilebileceği gibi; Güneşten aldığımız UV ışınları, zararlı kimyasallar içeren gıda katkıları, çevre kirliliği, üzüntü ve stres iken, iç kaynaklılar ise hayret verici de olsa canlı ve sağlıklı olmamızı sağlayan metabolizmamızın ta kendisidir. Yani bir yandan bize canlılık veren metabolizmamız, diğer yandan DNA'mıza zarar veren serbest radikalleri üreterek bizi yaşlandırır. Bu nedenle DNA hasarı olmayan insan olmaz. Anti-oksidan sisteme rağmen, her gün her bir hücremizin çekirdeğinde yaklaşık 10.000 DNA hasarı oluşmaktadır. Sağlıklı kalabilmek, kanser ve dejeneratif hastalıklara karşı korunabilmek, hatta yaşlanmayı geciktirebilmek ancak; korunmak ve DNA onarımını artırmak ile mümkündür.

    KORUYALIM, ONARALIM !

    -İşte bilim adamları bu konuda çalışmalarını yoğunlaştırmış durumdalar.
    Bizi canlı tutan DNA'ya saldıran serbest radikalleri önlenmek için kullandığımız anti-oksidanların yeterli olmaması nedeniyle “DNA hasarları birikir ve zamanla; yaşlanma, kanser, metabolik hastalıklar ve kronik hastalıklar ortaya çıkar.

    -Buna karşılık hafif sporlar yapmanın ve içinde AC-11 gibi vücudun DNA onarıcı sistemini destekleyen doğal ürünleri kullanmanın yararlı olduğu gösterilmiş. Bu nedenle cilt bakımında da AC-11 içeren ürünleri tercih etmeliyiz.

    Onarım kapasitemizi doldurmamak için zararlı alışkanlıklar ve dışarıdan gelen zararlı unsurlara karşı korunarak vücudumuza ve onarıcı sistemimize yardımcı olmalıyız. Çünkü yalnızca anti-oksidanlar korunmaya yetmemektedirler. Sağlıklı beslenmeli, zararlı alışkanlıklardan kurtulmalı, çevresel zehirlerden uzak durmalı ve güneşin olumsuz etkilerine karşı korunmalıyız. Cilt bakımında da DNA onarımını destekleyen kremleri tercih etmeli ve temel cilt bakımı yapmalıyız.

  • İnsanı 100 yıl yaşatan 100 gıda

    İnsanı 100 yıl yaşatan 100 gıda

    Gıdalar üzerinde yapılan çalışmalar bir araya toplandı. Sağlıklı kalabilmek için yenmesi gereken 100 gıdanın listesi çıkarıldı. İşte kalbe kuvvet, beyne enerji veren gıdalar…
    İşte kalbe kuvvet, beyne enerji veren gıdalar

    Gıdalar üzerinde yapılan çalışmalar bir araya toplandı. Sağlıklı kalabilmek için yenmesi gereken 100 gıdanın listesi çıkarıldı. İşte kalbe kuvvet, beyne enerji veren gıdalar

    İnternet üzerinden yayın yapan sağlıklı yaşam sitesi FoodProof.com, dünya çapındaki saygın üniversiteler tarafından kişinin daha sağlıklı, verimli ve uzun bir yaşam sürmesi için gıdalar üzerinde şimdiye dek yürütülen tüm araştırmaları inceledi. Daha sonra da hangi gıdanın neye iyi geldiğini derleyerek en faydalı 100 gıdadan oluşan bir liste hazırladı. Sindirim, uyku, enerji, daha iyi bir görme duyusu için gerekli ve beyni çalıştırmaya, genel verimliliği arttırmaya yarayan 100 gıdanın listesi şöyle:

    SAĞLIKLI VÜCUDUN REÇETESİ

    Enerji veren ve beyni güçlendirenler:

    Patlıcan, Kuru üzüm, Fasulye, Mısır, İncir, Ton balığı, Ispanak, Tavuk, Taze fasulye Şalgam, Sazan, Humus, Ekmek, Fıstık ezmesi, Barbunya, Bal, Ceviz, Ayçekirdeği, Limon, Adaçayı

    Gözleri kuvvetlendirenler:

    Çilek, Havuç, Keten tohumu, Meyveli dondurulmuş yoğurt

    Genel olarak sağlığa iyi gelenler:

    Somon, Karides, Su, Hindi, Yeşillikler, Dereotu, Erik, Taze patates, Papaya, Armut, Karnabahar

    Soğuk algınlığıyla mücadele edenler:

    Portakal suyu, Dolmalık biber, Yeşil çay, Kabak çekirdeği, Salatalık, Tarçın, Sarımsak, Kayısı, Kırmızı biber, Kızılcık, Karanfil, Turunçgiller

    Kansere karşı etkili olanlar:

    Yaban mersini, Kıvırcık, Lahana, Domates, Pırasa, Brokoli, Çavdar ekmeği, Ahududu, Fesleğen, Mantar, Brüksel lahanası, Su yosunu

    Tansiyonu dengeleyen kalp dostu gıdalar:

    Muz, Siyah çikolata, Deniz tarağı, Marul, Zeytin, Kivi, Üzüm, Kara lahana

    Düşük yağlı doyurucu gıdalar:

    Acı salsa sosu, Yumurta akı, Geyik eti, Yoğurt, Peynir, Süt, Badem, Patates, Karpuz, Bezelye, Levrek, Diyet gazlı içecekler, Soya sütü, Tam tahıllı makarna, az yağlı meyveli yoğurt

    Uykuyu kolaylaştıran ve mide dostu gıdalar:

    Siyah fasulye, Kepek, Avokado, Elma, Esmer pirinç, Soğan, Greyfurt, Enginar, Barbunya, Kereviz, Bamya, Nane, Zencefil, Ananas, Kavun, Soya fasulyesi, Kuşkonmaz.

    VATAN

  • Çift terapisi neden önemlidir?

    Evlilik ve Çift Terapisi Neden Önemlidir?

    Bireyler, sosyal, kültürel, psikolojik ve cinsel ihtiyaçları nedeni ile kendilerine bir eş seçerler. “Kültürel” derken bu kavramın toplumdan topluma değişik yaşam biçimlerini yansıttığını özellikle vurgulamak isterim. Bazı toplumlarda “evlilik birliği” olmadan çiftlerin aynı çatı altında olmaları aslı kabul görmezken; bazı toplumlarda bireyler taraflar yapılan tercihler hoşgörü ile karşılanmaktadır.

    Bireyler birlikte yaşamaya başladığında, sorumluluklarını paylaşma söz konusu olduğunda aralarında yaşadıkları çatışmaları-gerginlikleri aşamadıkları durumlarda “Çift Terapisine” ihtiyaç duyarlar.

    Sorunlar kimi zaman neden çözülemez gibi görünür? İster aile, ister çift birlikteliği olsun, bireylerin sorunlara bakış açıları doğal olarak farklı olacaktır. Burada Murray Bowen’in “Bowen Aile Terapisi” Kuramı önem taşımaktadır. “Bowen’in “Kuşaklararası Aile Terapisi” ailenin geçmişine olan vurgusuna rağmen, şimdiye de vurgu yapılmaktadır.

    Danışanlara kendilerinin aile kökeni olarak üç kuşak öteye giderek bir genogrom oluşturmakla, genetik kodların etkilerini görmeye yardımcı olunabileceği anlatılır. Ayrıca bireylerin problemlere bakış açılarının kendi yaşadıkları köken ailelerden öğrendikleri modele bağlı olarak tepki verdikleri, bu durumlarda da yaşadıkları sorunlarda çözüm bulamadıkları aşamasında nerede tıkandıklarını görebilmeleri açısından Bowen Terapisi (genogram kullanımı) önem taşımaktadır.

    Ailelerde çatışma, boşanma aşaması gibi süreçlerde, terapi seanslarında çiftlerin sorunlara bakış açısında bir farkındalık kazandırma hedeflenmektedir. Bireyler kimi zaman, aralarındaki duygusal ilişkiyi kesmeleri durumunda ilişkiler daha iyiymiş gibi görünebilir. Ancak sorunlar geçici olarak görmezden gelindiği için çözülmüş olmazlar. Terapi ortamında karşılıklı olarak yeni “iletişim becerileri kazandırılarak” söylemek istedikleri mesajı etkili bir şekilde birbirlerine iletebilme becerisi de kazanmaları sağlanır.

    Çocuklu ailelerde de bireyler arasında fiziksel olarak bir çatışma yok gibi görülse de aralarındaki psikolojik-duygusal gerginlik ve birbirlerinden uzak hissetme çocukları üzerinde de olumsuz etki yapacağından çocukların ruh sağlığı açısından zarar verici olmaktadır.

    Mutlu bir aile; mutlu çocuklar, mutlu bireyler, mutlu bir toplum için terapistten destek almak önemli bir ihtiyaçtır.

  • Oyun terapisi hakkında

    Çocukların oyun ve oyuncaklar aracılığı ile istek ve ihtiyaçlarını ifade edebildikleri; öfke, kızgınlık, yalnızlık, başarısızlık ve yetersizlik duygularını oyun oynayarak sergileyebildikleri; psikososyal sorunlarını önleyebildikleri veya çözebildikleri, ayrıca büyüme ve gelişmelerine destek olan özel bir süreçtir. Bu süreçte çocuklara, duygusal sorunlarını ifade edebilmeleri, kelimelerle anlatamadıklarını oyuncaklar, resim, müzik veya sanatsal faaliyetleri deneyimleyerek ortaya koymaları için yaşamsal bir fırsat yaratılmış olur.
    Her şeyden önce oyun, çocuk için mutlaka karşılanması gereken gereksinimlerden biridir. Çocuk oyun oynarken engellenmelere katlanmayı, duygularını düzenlemeyi öğrenirken; yeni becerileri deneyimleyebilirler. Oyun onlara kendi dünyalarının hakimi olma şansı verir. Kendilerini ifade edebilecek kelimelere sahip olmadıkları zaman, yetişkinle iletişim kurabilmek için oyunu kullanırlar. Oyun çocuk için yetişkin olduğunda yaşayacağı hayatın provası gibidir.

    Oyun terapisi çocukların;
    -Yaşadıkları dünya hakkında bilgi edinmelerine
    -Duygu ve düşüncelerini ifade etmelerine
    -Zihinsel, fiziksel ve sosyal becerilerini geliştirmelerine
    -İlişkilerde güçlü bağlar kurmalarına yardımcı olur.

    Oyun terapisinin yardımcı olacağı problemler
    -Travma sonrası stres bozukluğu
    -Telaş, üzüntü, korku, kaygı, öfke gibi duyguların normalden fazla olması
    -Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu
    -Kendine ve başkalarına zarar verici davranışlarda bulunma
    -Sosyal içe kapanıklık
    -Güven eksikliği
    -Depresyon
    -Aile değişimlere uyum gösterememe
    -Sebebi anlaşılmayan baş ve karın ağrıları

    Oyunun iyileştirici etkileri
    -Kendini ifade etmek
    -Duygusal boşalma
    -Stresi aşmak
    -Bağlanma ve ilişkiyi geliştirme
    -Empati
    -Güç ve kontrol
    -Yeterlilik ve öz denetim
    -Yaratıcı problem çözme

    Oyun çocuğun dili, oyuncaklar ise kelimeleridir.

  • Eyy aşk

    Tam da doğru zamanda karşımdaydı, bir adım vardı aramızda, puslu merak uyandıran gözleri, esrarengiz bakışlarıyla, gizemli dünyasına girmeme izin veriyordu. Sanki küçükken çizdiğim bir resim canlanıyor gibiydi. Ufak ürkek adımlarla çekiliyordum içine… EY AŞK…

    Ne kadar büyür gözümüzde, adeta ilahlaşır aşık olunan. Bir tek onu görür, yalnız iyi taraflarını görmeye odaklanmış bozuk gözlerimiz. ( Aşıkken takılabilecek bir gözlük icad olana kadar bu böyle ) Her şeyin en iyisi ve en en güzeli ondadır. Onun arabası, onun masası hep o… Yemek yemesi herkesten farklı, o bardağı farklı tutar. Çünkü o ve diğerleri vardır artık. O varsa tüm gece uyumadan sabahlara kadar yürüyebiliriz sokaklarda. Sevdiği her şeyi sever sevmediği şeylerden nefret ederiz. Aynı müzikte sallanır, aynı şeylere güleriz. Yanımızdayken gökyüzü yakınlaşır, yıldızlar saçlarımıza taç diye takılır. Kanatlanırız, uçarız mutluluk anlamını bulur kalbimizde. Tam oluruz, sanki tüm ömrümüzce yarımmışız gibi… Her an aklımızda, gece gündüz, yokluğu dayanılamaz bir bağımlıklık gibi adeta. Süprizler yapsın, bıkmadan sevdiğini söylesin isteriz. Çünkü biz bıkmadan her saniye söyleyebiliriz. Takıntılı bir hal alır çoğu zaman, paylaşamayız, kıskanırız. İlişki biraz sendelese umutsuzluk yer bitirir, kontrolü kaybederiz… Onun için ölürüm dedirten böyle bir duygu silsilesidir AŞK… Ne çok filme, şarkıya, şiire, romana, resme konu olmuş ve ne çok mitleri, efsaneleri vardır. Bazen yoğun bazen daha hafif olsa da ne güzel bir duygudur. Bir başkasında kendimizi bulmak. Bu kadar değerli ve özel hissetmek…

    Uzman Aile Danışmanı Emel Yalçın