Yazar: C8H

  • Karın yağlarında awt akustik dalga tedavisi

    Karın yağlarında awt akustik dalga tedavisi

    AKUSTİK WAVE THERAPY veya AKUSTİK DALGA TEDAVİSİYLE KARIN YAĞLARINA ŞOK DALGALAR

    İnatçı karın yağlarında şok dalgalar

    Özellikle erkeklerde ve 35 yaş üstü hanımlarda kalp damar sağlığı ve bazı kanser türleri açısından büyük risk oluşturan karın yağlarının önemi günümüzde tıp çevreleri tarafından oldukça sık vurgulanmaktadır.Günümüzde en sık ölüm sebebi olarak gösterilen kalp damar hastalıkları ve bazı kanser türlerine karşı mücadelede fazla kilolar ve özellikle karın bölgesindeki yağlanmaya karşı mücadele oldukça önem kazanmaktadır.Bu nedenle bu riski ölçmenin önemi ve daha sonra ise bu riske sahip olan insanlarda uygun tedavilerle ve beslenme programları ve yaşam tarzı değişiklikleri ile bu riski en aza indirmek gerekmektedir.

    RİSK ÖLÇÜM METODLARI DEĞİŞTİ

    Artık karın bölgesinin mezüre ile ölçümü veya yağlı bölgede cilt kalınlığını ölçen metodlarla alınan verilerin risk tesbitinde yeterli olmadığı ve yanıltıcı sonuçlar verdiği bunun yerine yalnızca karın bölgesindeki yağlanmayı gösteren biyoelektriksel impedans ölçümleri ve hatta infrared lazer teknolojisi kullanılarak yapılan karın bölgesi yağ oranı ve iç organ çevresi yağlanması ölçümlerinin risk tesbitinde kullanılmaya başlandığı görülmektedir.

    Ölçümler sonucunda riskli gruba giren insanlarda ki 30 yaş üstü erkekler ve 35 yaş üstü hanımlar bu açıdan oldukça önemli grupları oluşturmaktadırlar ,vücut yapilarına uygun sağlıklı zayıflama ve beslenme programları ve düzenli egzersizler önem kazanmaktadır.

    BALİSTİK VE PLANAR AKUSTİK WAVE THERAPY

    Ayrıca günümüzde yeni geliştirilen teknoljik yöntemlerden birisi olan akustik wave therapy gibi yöntemler özellikle karın yağlarını tedavisinde oldukça başarılı sonuçlar vermektedir.saniyede 1500 metre hızla yağ dokusuna ulaşarak yağ dokusunda incelmeye yol açan akustik şok dalgalar ın bir başka tipide nanosaniyelerle ölçülebilecek kadar kısa bir süre içinde güçlü ve 5 cm kadar yağ dokusu derinliğine inebilen planar şok dalgalar olup bu iki şok dalga tipi yeni teknolojik gelişmeler olarak kullanılmaktadır.Yalnızca kalp damar hastalıkları ve bazı kanser türleri açısından değil aynı zamanda diabet hastalığı ve metabolik sendrom olarak adlandırılan yeni yeni komplike hastalıklar zinciri açısında önemli olan karın yağlarıyla mücadelede uygulanacak egzersizler oldukça önemli olup herkesin kendi fizik ve kondisyonuna göre düzenlenmelidir.

    KOŞU YERİNE RİTMİK VE UZUN YÜRÜME

    Egzersizler koşma veya futbol gibi yorucu olmamalı aksine hafif bir tempoda ama uzun süreli olmalıdır.haftada 3-4 ün altına düşmemelidir.

    YAĞI ALINMIŞ YOĞURT

    Son zamanlarda yağı alınmış yoğurtla uygulanan sağlıklı beslenme programlarında karın bölgesi yağlarından daha iyi zayıflandığına dair bazı yayınlar ,yağsız yoğurt ve sütün beslenme programlarındaki önemini arttırmaktadır.

  • Modern tıbbın yanılgısı

    MODERN TIBBIN YANILGISI

    Henüz tıp fakültesinde öğrenci iken boş zamanlarımızda acil servise gider, hemen her seferinde de, trafik kazaları ya da kalp krizlerinin yanı sıra, çok şiddetli ağrılar çektiğini söyleyerek kendini yerden yere atan veya kitlenmiş dişlerinin arasından abartılı hırıltılar çıkaran ve arada bir belli etmeden etrafın tepkisini ölçen baygın hastalara rastlardık.

    Akrabaları telaş içinde hastalarının geceden beri en az üç dört kere daha böyle nöbetler geçirdiğini söylerek, gördükleri her beyaz önlüklüyü durumun aciliyeti konusunda ikna etmeye çalışırlardı. Bizler henüz tedavi etme sorumluluğunu taşımadığımız için izlemekle yetinirdik. Aramızdan biri mutlaka muzipçe gülümseyerek işaret parmağını kafasına götürür, hastanın sorununun aklından olduğuna dikkat çekerdi. Bu sinyal aramızda, o kişinin gerçekten hasta olmadığı anlamına gelirdi. Hastaya çoğu kez sakinleştirici bir iğne yapılır ve evine gönderilirdi.

    Gürültü ve patırtı kısa sürede manzaranın ilginçliğini bastırdığından, bizler bir süre sonra sıkılır, yavaşça acilden dışarı süzülüp kendimizi bahçenin özgürlüğüne bırakırdık. Bu insanlar gerçekten hasta mıydı? Kendini yerden yere atmak veya bayılma numarası yapmak kendi başına bir hastalık olabilir miydi? Eğer öyleyse onları böyle davranmaya iten şey neydi? Üstelik bu hastaların çoğuna sık sık, migren, sedef, mide-barsak hastalıkları ya da astım gibi kronik hastalıklarla başvurdukları polikliniklerde de rastlıyorduk. Çoğu kez tedaviye yanıt vermiyorlardı. Bu hastalıklar genelde ‘psikosomatik hastalık’ başlığı altında toplanıyordu ki, Türkçesi, ‘ruhsal kökenli bedensel hastalık’ demekti.

    İlginçtir ki, insanların sosyal ve ekonomik nedenlerle ruhsal sıkıntılar yaşayabilecekleri, ruhsal sıkıntıların ise bedensel hastalıkları yaratabileceği gerçeği, en sıradan insanların bile bildiği bir şey olmasına karşın, tıp eğitimimizin bu konuda, isim koyma dışında ne kapsamlı bilimsel bir açıklaması ve ne de işe yarar bir tedavi önermesi vardı.

    Günümüzde, sosyal ve ruhsal faktörlerle bedensel hastalıklar arasındaki ilişki konusunda moleküler düzeyde kanıtlarına sahip olmamıza rağmen, tıbbi eğitim ve uygulamalar benim öğrencilik yıllarımdan pek farklı değil ne yazık ki! Bugün artık, kalpten migrene, kolitten kansere, hastalıkların yaklaşık %85’inin ruhsal kökenleri olduğunu biliyoruz.

    Oysa uygulanan tıbbi tedaviler hemen her zaman sadece bedensel yakınmaları ortadan kaldırmayı hedefliyor.

    Bu yaklaşım insanı, bozuk bir araba gibi ele almak adeta. Bu örneği açalım, çünkü büyük benzerlikler taşıyor. Kötü bir sürücü arabasını sağa sola çarpar, bakımını yapmaz, verimsiz kullanır ve bir sürü sorun çıkınca da götürür tamirciye bırakır. Tamirci de arabanın bozulan yerlerini tamir eder, boyar, gerekiyorsa yama yapar, değiştirilmesi gereken parçaları değiştirir. Yaptıkları aynen bizim ilaç tedavilerimizi, by-pass ve organ nakli ameliyatlarımızı andırır. Sonra tamirci, tamir olmuş aracı şoföre teslim eder. Kısa bir süre sonra araba tamirciye geri döner. Çünkü arabayı kullanan şoför değişmemiştir.

    Bizim modern tıp yöntemimizde de şoför, yani bedeni kullanan akıl ve ruh üzerinde durulmaksızın bedensel tedaviler yapılır. İnsanların içinde yaşadığı toplumun yapısı, kişinin ekonomik durumunun sağlığı üzerindeki etkileri konu edilmez. Sürekli stres, depresyon, kaygı içindeki insan ruhu ise, hem bu olumsuz duyguların direkt etkisi, hem de sıkıntılarla başa çıkmak için başvurduğu sigara, alkol, uyuşturucu ve aşırı yeme gibi davranışlar sonucu bedeni yeniden ve yeniden hastalandırır.

    Şimdi bu tabloya günlük hayattan bir örnek vermek için, gerçek mesleği de şoförlük olan Hasan Bey’e bir bakalım. Hasan Bey, bir başkasının aracında taksi şoförlüğü yaparak hayatını kazanan 45 yaşında, ince uzun boylu, kır saçlı, efendi bir adam. İstanbul trafiğinin akıl almaz karmaşasının yarattığı yorgunluğun yanı sıra, taksi şoförlerinin sık sık gasp edilerek öldürülmeleri nedeniyle can güvenliği korkusu taşıyor. Müşterinin ve gelirin az olduğu günlerde patronunun azarlarına göğüs geriyor. İş güvencesi yok. Her an işini kaybedebilir.

    Aldığı para sınırlı olduğundan çoğu ay ev kirasını ödemek bile güç oluyor. Çocuklarından biri okuyor diğeri ise eve katkıda bulunmak için liseden ayrılıp asgari ücretle bir tekstil atölyesinde çalışmaya başlamış. Eşi, zemin kattaki evlerinin aşırı nemi nedeniyle sürekli diz ağrıları çekmekte. Tüm bunlar Hasan Bey için stres kaynağı. Sürekli stres, Hasan Bey’in beyninden ve bedeninden, bazı hormon ve maddelerin salgılanmasına yol açmakta. Bu maddeler onun sağlığına ciddi biçimde zarar veren türden.

    En sık yakınmaları, çabuk yorulma, nefes darlığı, uykusuzluk ve göğüs bölgesindeki ağrılar. Beş yıl kadar önce gittiği bir doktor ona kalp hastalığı olduğunu söylemiş. Hasan Bey’in stressiz bir yaşam sürmesi, yediğine içtiğine dikkat etmesi gerekiyor. Ara sıra taksi durağında okuduğu gazetelerin sağlık köşelerinde ısrarla vurgulanan sağlıklı beslenme için gerekli bol taze meyve ve sebze, yağsız beyaz et, balık ve antioksidan vitaminleri alacak maddi imkânı yok. Beslenmesi, ucuz olması nedeniyle ağırlıklı olarak, ekmek ve makarna gibi unlu gıdalara dayanıyor. Evdeki yemekler, zeytinyağı yerine en ucuz margarinle pişiyor.

    Hasan Bey’in dünyasındaki tek eğlence, gün boyu peş peşe tüttürdüğü sigarası. Son zamanlarda her sigaradan sonra kendisini daha da rahatsız hissetmesine rağmen, bu alışkanlığından kopamıyor. Onun dünyası, nikotinin beyninde salgılattığı hazzın molekülü dopamin olmaksızın çok keyifsiz ve karanlık.

    Göğsündeki ağrının bir öğle vakti iyice şiddetlenmesi üzerine Hasan Bey, duraktaki arkadaşları tarafından hastaneye götürülüyor. Sonra? Hasan Bey’e daha sonra ne olduğunu ben de bilmiyorum. Çeşitli olasılıklar var:

    Hasan Bey hastaneye götürülürken yolda ölmüş olabilir. Eğer Hasan Bey yaşadıysa, sigortalı idiyse ve hastanede yeterli ilgi görebildiyse, kalp damarları incelenmiş ve büyük olasılıkla tıkanıklıklar bulunduğu için ona kalp damarlarının değiştirilmesi tavsiye edilmiştir. Bacağından alınan damarlar by-pass adı verilen ameliyatla kalbindeki tıkanmış damarların yerine takılmıştır. Ameliyattan sonra eğer eski patronu yeterince insaflı ise ve Hasan Bey’in de direksiyon sallayacak gücü varsa, başka bir kazanç kaynağı olmadığı için, eski işine dönecektir.

    Eski işine dönme şansının olmadığı koşulları düşünmek bile çok zor. Eğer işine geri dönebilirse, bu kez onu hasta eden koşullar, Hasan Bey’in bacaklarından alınıp kalbine takılan yeni damarlara ‘’hoş geldin” demekte gecikmeyeceklerdir. Ne yazık ki, aynen sökülüp atılan asıl damarlar gibi, yeni damarların da gücü sınırlıdır ve aynı koşullar sürdüğü sürece, bir süre sonra kan akımına geçit vermeyecek hale gelmemeleri için hiçbir neden yoktur. Hasan Bey sigarayı bırakmıştır büyük olasılıkla ama, yoksulluk ve işin stresi onu bırakmamakta kararlıdır.

    Ne sıkıcı bir hikâye değil mi? Hasan Bey’in hiç de romantik ve heyecanlı olmayan bu tatsız öyküsünü anlatmamın iki nedeni var. Bunlardan ilki, sosyal ve ekonomik koşulların ruh ve beden sağlığımızı nasıl etkilediğini ve bu etki sonucu yerleşen bazı davranış biçimlerinin yine ruhu ve bedeni katmerli bir biçimde nasıl hasta edebildiğini göstermek. Sosyal ve ekonomik koşulları dikkate almadan yapılan parça başı tamirin çoğu kez uzun vadede işe yaramayacağı açık.

    İkincisi ise, Hasan Bey’in öyküsünün günümüzde, şu veya bu biçimde hepimizin öyküsü olması. Toplumumuzun çok büyük bir kısmı, Hasan Bey’inkine benzer ya da ondan çok daha kötü koşullarda sürdürüyor yaşamlarını. Ekonomik zorluklardan çevre kirliliğine, işsizlikten yanı başımızda süre giden savaşa kadar ne çok şey var bizi hasta edebilecek. Bu bizim öykümüz. O nedenle, ister hasta ister doktor olalım, hepimiz bu öyküyü bilmek zorundayız. Bilelim ki, öykünün sonu farklı olsun. İnsanca olsun ve yaralarımız sarılsın, hastalarımız iyileşsin.

  • Kilo kontrolü ve akupunktur

    Kilo kontrolü ve akupunktur

    Fazla kilolar, çağımızda kitleleri etkileyen çok boyutlu bir problem haline gelmiştir.

    Bu rahatsızlık üç boyutta incelenebilir.

    ESTETİK BOYUT

    İnsanların çoğu çağımızın benimsediği ölçülerde olmak istemekte,bu ölçülerle kendilerini daha mutlu hissetmektedirler. İstediği ölçüde veya kiloda değilse ,bu durum üzüntü ve kaygıya sebep olmakta, günlük yaşamını olumsuz etkilemektedir.Hatta bir çok kişi giysi seçimi konusunda mutsuzluk yaşamaktadır.Ayrıca fazla kilolu olmak, kşiye, kişiye sürekli çözmesi gereken bir sorunun ağırlığını ve sıkıntısını hissettirmektedir.

    PSİKOLOJİK BOYUT

    Çok önemlidir.Bir çok kişinin aşırı yemeye yönlenmesinde, farkında olduğu veya olmadığı psikolojik sebepler olabilir.

    Duygusal açlık fiziksel açlık tarzında algılanıp aşırı yemeye sebep olabilir.

    Çeşitli problemler, stres kişiyi aşırı yemeye itebilir.

    Bu durum fazla kilo alınmasına, kiloluolma durumuda, sıkıntıya sebep olarak bir kısır döngü oluştumaktadır.

    Kişi kilolu olmayı kabullenmemekte, huzursuzluk, güvensizlik, kendini toplumdan izole etme,eşine karşı mahçubiyet gibi duygular içine girmekte, hatta depresyona bile girebilmektedir.

    Bu yüzden kilo verme konusunda tutarlı ve düzenli bir tavır sergileyerek, fazla kiloların verilmesi, ruh sağlığını olumlu etkileyecektir.

    Psikolojik temeli gösterebilecek davranışlar şunlar olabilir;

    + Çok yediği halde doygunluk hissetmemesi

    + Sürekli bir şeyler atıştırması

    + Tok olduğu halde yemesi

    + Sık sık acıkması

    + Gece uykudan uyanıp buzdolabına koşarak bir şeyler yemesi

    + Sıkıldıkça yemeye yönlenmesi

    SAĞLIK BOYUTU

    Fazla kilolar bir çok hastalığın oluşmasını kolaylaştırmakta, oluşmuş hastalıkların tedavisini zorlaştırmakta,yapılan araştırmalara göre yaşam süresinin kısalmasına da sebep olmaktadır.

    Kilo vermenin en doğru yolu sağlıklı ve doğal ürünlerle beslenmek olmalıdır.Hiç bir zaman istediğimiz çeşit ve miktarla beslenebileceğimiz, sınırsız, mucize bir diyet yoktur.Bu yüzden, öncelikle, diyet yapmaya vebunun gereklerini yerine getirmeye karar vermeliyiz.Sağlığımız ve kilo verme programımız daha önemli konuma geçmeli.

    Bir türlü kilo veremiyor veya almaya devam ediyorsak, sebepler şunlar olabilir;

    + Beslenme alışkanlığımızı değiştiremiyor

    + İştahımızı kontrol edemiyor

    + Yediğimiz besin çeşitlerini değiştiremiyor

    + Yediklerimizin miktarını azaltamıyor

    + Çevreden yapılan ikramları reddedemiyor

    + Çalışma hayatındaysak, kalorisi yüksek, sağlıksız hazır gıdaları fazla tüketiyor

    + Sıkıntı, üzüntü halinde yemeye yöneliyor

    + Fizik aktivitemiz yetersiz, gün boyu oturarak çalışıyor

    + Düzenli spor yapmıyor olabiliriz

    Çözüm olarak, yukarıdaki durumlardan, olabildiği kadarını değiştirmeye çalışmalıyız.Bu çabalar beslenme kalitemizi bozmadan olmalı, spor yaparak desteklenmelidir.

    Her şeye rağmen başedemiyorsak, uzman yardımı alarak fazla kilolarımızı verebiliriz.

    AKUPUNKTUR TEDAVİSİ

    Akupunktur uygulaması, kilo verme sürecinde, özellikle iştah ve tokluk konusunda, kişiye destek olan bir yöntemdir.Ayrıca sindirim sistemini rahatlatıcı etkiside vardır. Enerji dengeleyici etkisi nedeniyle halsizlik oluşmasını önler.

    Haftada 1-1.5 kg verdirilerek uygulama sürdürülür. İstenilen kiloya gelindiğinde kilo koruma programına geçilir. Altı kez aylık koruyucu uygulama yapılır.Koruma dönemi boyunca, beslenmede nelere dkkat edeceği, kilonun nasıl korunacağı anlatılır.

  • Baş dönmesi (meniere hastalığı)

    Baş dönmesi (meniere hastalığı)

    Meniere hastalığı ataklar halinde gelen, baş dönmesi, kulak çınlaması, işitme kaybı veya azalması ile karakterize bir hastalıktır.

    Ataklar bulantı ile birliktedir,bazen kusmada olabilir.

    Atak 20dk ile 24saat arasında sürebilir.Atakların geliş sıklığı kişiye göre değişir.Çok sık veya çok seyrek gelebilir.

    Atakların olmadığı dönemde genellikle iyilik hali vardır. İşitmede azalma ilk yıllarda ataklardan sonra geçer. İleriki yıllarda kalıcı olabilir.

    Özellikle stres, ruhsal travmalar atakları tetikler. Diğer tetikleyici faktörler;

    + Tansiyon yükselmesi

    + Fazla tuz alımı

    + Yağlı gıdalar

    + Kafein, alkol, sigara

    + Süt ürünleri

    + Uykuda düzensizlik tir.

    Hastaların çoğunda gürültüye tahammül azalmıştır.

    Sebebi tam olarak blinmemekle birlikte iç kulaktaki lenf dolaşımında basınç bozukluğu nedeniyle olduğu düşünülmektedir.

    Hastalıktan korunmak amacıyla, düzenli uyku, düzenli beslenme, stresten uzak durma veya stresle başetmeyi öğreme ve tetikleyici gıdalardan uzak durma yararlı olacaktır.

    AKUPUNKTURLA TEDAVİ

    Meniere hastalığında akupunktur etkili bir tedavi yöntemidir.

    Tedavide seanslar halinde vücut akupunkturu uygulanır.Her bir seans 20-30dk sürer. Önce üstüste sonra seyreltilerek yapılan uygulamalarla tedavi tamamlanır.

  • Tüp bebek tedavisine akupunktur ile destek

    Tüp bebek tedavisine akupunktur ile destek

    Tüp bebek uygulamasında başarıyı engelleyen önemli faktörlerden biri anne adayında oluşan aşırı stres ve döllenmiş yumurtanın transverden sonra tutunup yerleşeceği endometrium adlı tabakanın yeterli damarsal olgunluğa ve kalınlığa ulaşamamasıdır.

    Akupunktur endometrium olarak adlandırılan bu tabakanın yeterli olgunluğa ulaşmasına katkıda bulunur.

    Akupunktur’un limbik sistemi düzenleyici etkisi ile anne adayının strese karşı dayanıklılığını arttırarak bu olumsuz etkiyi de ortadan kaldırır. Böylece tüp bebek uygulaması öncesinde ve sonrasında akupunktur tedavisi gören anne adaylarının başarı şansı akupunktur tedavisi görmeyenlere oranla daha artmaktadır.

    Amerika Birleşik Devletlerinde 2002 yılında Dr WE Paulus tarafından yapılan ve Fertility & Sterility isimli saygın bir tıp dergisinde yayınlanan bir çalışmada, akupunktur tedavisinin tüp bebek tedavisi yapılan çiftlerde gebelik oranlarını arttırdığının gösterilmesi ile tüp bebek kliniklerinde giderek yaygınlaşan bir uygulama haline gelmiştir. Bu gelişme beraberinde pek çok yeni çalışmanın da yapılmasına yol açmıştır. Günümüzde ABD’de pek çok tüp bebek merkezinde akupunktur tedavisi hastalara bir seçenek olarak sunulmaktadır.

    Fertility&Sterility dergisinin Mayıs 2006 sayısında akupunkturun tüp bebek tedavisinde kullanımı ile ilgili yedi adet çalışma yayınlanmıştır. Bu çalışmalardan iki tanesi özellikle dizaynları, hasta sayıları, sonuçları ve bilimsel değerleri açısından dikkat çekicidir. Her iki çalışmada tüp bebek tedavisine alınan hastalara embryo transferi aşamasından hemen önce akupunktur yapılmasının klinik gebelik oranlarını arttırdığı gösterilmiştir.

    Bu çalışmalardan ilki Danimarka da Dr Westergaard ve arkadaşlarının toplam 273 hasta üzerinde yaptıkları ve akupunkturun tüp bebek tedavisinde gebelik oranlarını arttırdığını gösteren bir yayındır. Bu yayında akupunktur yapılan grupta klinik gebelik oranı %39 olarak saptanmış, akupunktur yapılmayan kontrol grubunda ise %24 olarak saptanmıştır. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

    İkinci çalışma ise Almanya dan Dr Dieterle Stefan ( University of Witten-Dotmund) ve Çin den Dr Ying Gao ( Huazhon University of Science &Technology,Wuhan) tarafından ortak yürütülen bir araştırmadır. Bu çalışma toplam 225 hastada yapılmıştır. Klinik gebelik oranı akupunktur yapılan hastalarda %33.9 olarak saptanmıştır . Kontrol grubunda gebelik oranı % 15.6 olarak saptanmıştır. Aradaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur.

    Belirli noktalara yapılan uyarı ile tüm vücutta beta-endorfin denen bir kimyasal maddenin salgılanması artmaktadır. Bu artış ile GnRH (gonadotropin releasing hormon ) salınımı ve dolaylı olarak vücudun ürettiği steroit ve gonadotropin hormonlarının salgılanması artmaktadır. Ek olarak akupunktur uygulaması sonrasında uterusa (rahime) olan kan akımını artar, endometrium olgunlaşır ve sonuç olarak rahimde gebeliğin oluşmasını kolaylaştıran koşullar sağlanır. Bütün bu değişiklikler sayesinde transfer edilen embryoların implantasyon (tutunma) oranının arttığı düşünülmektedir.

    Sonuç olarak akupunkturun, tüp bebek uygulaması yapılacak anne adayının bedeninin uygulmaya daha hazır hale getirdiğini söyleyebiliriz.

  • Meslek hastalıklarında  akupunktur

    Meslek hastalıklarında akupunktur

    Günümüzün çalışma koşulları insanı gittikçe daha hareketsizleştirmektedir. Bilgisayarlarının başında bankacılar, bilgisayarcılar, mimarlar, tasarımcılar vb. küçük parmak hareketleri eşliğinde saatlerce çalışmaktadırlar. Gelişen teknoloji ve yoğunlaşan iletişim imkanları insana katkılarının yanısıra kendi çelişkisini de yaratarak bireyin bu yoğun iletişim ağı içinde yalnızlaşmasına neden olmakta ve bu da strese bağlı ortaya çıkan baş, boyun, sırt ve bel ağrıları, kronik kabızlık, spastik kolon, gastrit, cinsel problemler gibi sorunların ortaya çıkmasına, yalnızlaşmanın farkedilemeyen sonucu olarak aşırı besin, alkol ve sigara tüketimine neden olmaktadır.
    Bütün bu problemler Akupunktur tedavisi ile giderilmektedir.

    Günümüzde, Akupunktur’un alternatif bir tedavi yöntemi olduğu düşüncesi, yerini yukarıda sayılan sorunlarda doğrudan başvurulabilinen bir tedavi yöntemi olduğu düşüncesine bırakmaktadır.
    Akupunktur uygulayıcıları, bilim dünyasına bedenin üretebildiği endorfin adı verilen ağrı giderici maddeleri iğne, laser vb. uyaranlarla salgılatabildiklerini ispatlamışlardır. Ayrıca Akupunktur uygulaması ile Limbik sistem olarak adlandırılan ve çevremizden aldığımız tüm psişik uyaranlara vereceğimiz tepkiyi ayarlayan sistemi düzene soktuğu da kesindir.

    Bütün bunlara şimdiye kadar Akupunktur uygulamasının ürettiği ciddi hiçbir yan etkinin tanımlanmamış olması da eklenirse, ortaya yaşadığımız çağın koşulları ile iyice yoğunlaşan ve hayatla kuracağımız ilişki için gereksindiğimiz zamanı elimizden alan bu gibi problemlerle boğuşmak yerine haftada 20 şer dakikalık 1 veya 2 seans (ortalama 15 seans) Akupunktur tedavisi olarak daha nitelikli bir hayat yaşamak kalmaktadır.

  • Hastalıkların tedavisinde seçenek olarak akupunktur

    Hastalıkların tedavisinde seçenek olarak akupunktur

    Tüm hastalıklar,vücudda yaptıkları etkiler bakımından iki grupta değerlendirilir.Birincisi,”geri dönüşümlü” olan hastalıklar;ikincisi,”geri dönüşümsüz”hastalıklar.Geri dönüşüm özelliği gösteren(reversibl) hastalıklarda,hastalığa yol açan sebepler,etkenler;vücudda hücresel düzeyde onarımı imkansız tahribatlar yapmazlar yada ameliyatı gerektiren tümör,kanser,kist,anevrizma v.b gibi klinik durumlara yol açmazlar.Bu gruptaki hastalıklara örnek olarak; migren, astım, bel ve boyun fıtıkları (ameliyat gerektirmeyen), depresyon, anksiyete, allerjik cilt hastalıkları gibi hastalıkları verebiliriz.Akupunktur,bu grup hastalıkları çok iyi tedavi eder.

    Geri dönüşümsüz(irreversibl) hastalıklarda ise,hastalığa yol açan sebepler,vücudda hücresel düzeyde onarımı imkansız tahribatlar yaparlar yada ameliyatı gerektiren tümör,kanser,kist,anevrizma v.b gibi durumlara yol açarlar.Bu grup hastalıklara örnek olarak; KOAH( Kronik Tıkayıcı Akciğer Hast.),bronşiektazi,amfizem,tümör ve kanserler,ameliyat gerketiren fıtıklar,protez takılması şart olan büyük eklem artrozları gibi hastalıkları verebiliriz.Akupunktur,bu grup hastalıklarda tedavi edici değildir.

    Geri dönüşümlü(reversibl) hastalıklarda,vücudumuzun tedavi edici mekanizmaları,mevcut hastalığı yenmeye ve tedavi etmeye çalışır.Bu mücadelede başarısız kaldığında da,tüm klinik bulgu ve belirtileri ile hastalık ortaya çıkar.İşte akupunktur,bu grup hastalıklarda vücudun içinde bulunan nöro-hormon,nöro-mediatör,nöro-transmitter gib maddelerin salgılanmasına yol açar ve vücudun iç dengesinin(hemostazis) yeniden kurulmasını sağlar.Böylece,dışarıdan herhangi bir ilaç uygulamasına gerek kalmadan,yan etkisiz olarak,mevcut hastalık tedavi edilmiş olur.

    Bilgisayarların,nasıl beyin olarak hard-diskleri varsa,vücudumuzun da,beyin olarak hard-diski vardır.Bilgisayarı,nasıl klavyesindeki tuşlardan komut vererek,istediğimiz şekilde kullanabiliyorsak;vücudumuzda da,akupunktur noktaları aracılığı ile MSS’nin hard-diskine komut verme şansımız vardır.Akupunktur noktalarını uyararak,MSS’nin hard-diskini ele geçirmiş ve onu yönetmiş oluruz.Bir bakıma beyine yeni bir format atmış oluruz.Bunun olabilmesi için de, akupunkturun,deneyimli uzmanı tarafından doğru,bilimsel şekliyle uygulanması gerekir.

    Özetle;migren,astım,bel-boyun fıtıkları(ameliyat gerektirmeyen),depresyon,uyku bozuklukları,allerjik cilt hastalıkları gibi daha birçok yüzlerce hastalıkta,yan etkisiz oluşu ve çoğunlukla kalıcı tedavi edişi nedeniyle akupunktur,öncelikli olarak tercih edilmelidir.Tüm bu açıklamalardan,ilaç tedavilerine tamamen karşı olduğumuz anlaşılmamalıdır.Yukarıda da belirttiğimiz gibi,akupunkturun,tedavi edemediği hastalıklar da vardır.Bu hastalıkların tedavilerinde,mutlaka ilaç kullanılması gerekiyorsa,tabii ki,ilaç kullanılacaktır.Ameliyat yapılması gerekiyorsa da,ameliyat yapılacaktır.Bazı klinik durumlarda da,ilaç tedavisinin yanında,onu destekleyici olarak da akupunktur tedavisi uygulanabilir.Bu nedenle,hastalıkların tedavisinde seçenek olarak akupunktur düşünülmeli ve uygulanmalıdır.

  • Astım bronşiale , akupunktur ile tedavisi

    Astım bronşiale , akupunktur ile tedavisi

    Astım Bronşiyale,toplumda en sık görülen kronik karakterli bir kaç hastalıktan biridir. Hastalık her yaş grubundan kişileri etkilemekte ve bazı durumlarda ölüme bile sebebiyet vermektedir. Ayrıca hastalığın prevalansının yapılan çeşitli araştırmalarla çocuk ve genç erişkinlerde artış gösterdiği anlaşılmıştır. Yapılan çalışmalarda ülkemizde erişkinlerde % 2-4, çocuklarda % 6-8 civarında astımlı vaka olduğu gösterilmiştir.

    Son 20 yılda hastalığın patoloji, patofizyoloji, immünoloji ve farmakolojisinde önemli ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen hastalık halen tam olarak tanımlanabilmiş ve sınıflandırılabilmiş değildir.

    Kısaca Astım; wheezing (hışıltı) ve nefes darlığı semptomlarına yol açan, genellikle reversibl havayolu obstrüksiyonu ve aşırı duyarlılığı ile karakterize kronik enflamatuar bir havayolu hastalığıdır. Patolojik çalışmalar,en hafif astımda dahi,havayolunda enflamasyon olduğunu, bu enflamasyonun hastalığın asemptomatik dönemlerinde dahi devam ettiğini ve havayolu aşırı duyarlılığı ile direk olarak ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Çocukluk çağı astımlarının % 90 ‘ı, erişkin astımlarının ise % 50-60 ‘ı allerjik mekanizmalara bağlı olarak gelişir.

    Duyarlı kişilerde nöbetler halinde gelen hışıltı, nefes darlığı, göğüste sıkışma hissi ve öksürük yakınmaları olmaktadır. Yakınmalar özellikle gece ve/veya sabaha karşı görülür.

    AKUPUNKTUR İLE TEDAVİSİ
    Astım yakınmaları ile gelen hastanın eğer tıbbi olarak tanısı konmamış ise; önce fizik muayenesi yapılarak,o hasta için en uygun olan tanı yöntemlerine başvurulur.Kan ve idrar tahlilleri, akciğer röntgen filimleri yada gerekirse akciğer tomografisi,nefes ölçüm testleri(spirometrik test) yaptırılarak,astım tanısı güçlendirilir.Eğer hasta tek başına bir astım hastası ise,beraberinde başka ikincil akciğer hastalığı (amfizem,kronikbronşit,bronşiektazi,kor pulmonale vb.gibi) yok ise akupunktur tedavisine uygun bir vaka demektir.

    Kulak ve vücud akupunkturu ile tam bir tedavi sağlanır.Bu nedenle,öncelikle kulak akupunktur noktalarının elektriksel potansiyelleri ölçülerek,yapılacak tedaviye vücudun ne derece cevap vereceği saptanır.Özel olarak geliştirilmiş olan nokta tarama (dedektör) cihazları ile elektronik ortamda noktaların elektriksel yükleri ölçülür.Yani akupunktur noktalarının hangi elektrik yükü ile yüklü oldukları tesbit edilir.Çünkü kulakta,her organ ve doku sistemlerinin sürekli haberleşme içinde olduğu elektriksel noktalar vardır.Cihazlarımızla bu noktaları belirledikten sonra,noktanın (-) yada (+) yüklü oluşlarına göre;altın veya gümüş iğneler kullanılır.

    Hastalığın müzminleşme süresine ve şiddetine göre,ortalama 9’ar seanstan toplam 27 seans planlanır.Yani her oturum tedavisi 9 seans olmak üzere toplam 3 oturumluk tedavi yapılır.9 seanslık her oturum sonrası,1 ay tedaviye ara verilerek vücud dinlenmeye alınır.Bu tedavi ile,vücudumuzda yaradılıştan varolan tedavi edici maddeler (hormon,nörotransmitter)salgılanır.Vücudun kendini tedavi etme süreci güçlenmiş ve hızlanmış olur.

    Astımla beraber ikincil bir akciğer hastalığı olmadığı sürece,akupunkturun başarısı %98 şifadır.Yani tedaviye alınan,her 100 hastanın 98’i,kalıcı bir şekilde iyileşiyor demektir.Geriye kalan %2’lik vaka,tam iyileşemese bile krizlerin şiddetinde ve süresinde belirgin azalma meydana gelmekte yada kullanılan ilaçlara eskisinden daha az ihtiyaç duyulmaktadır.Bu bile %2’lik vakalar açısından çok önemli bir gelişmedir.

    Özetle,ilaçsız ve yan etkisiz olan akupunktur,astım hastalığını %98 gibi yüksek bir oranda tedavi etmektedir.2000 yılında,Avusturya’nın başkenti Viyana’da katılmış olduğum 9.Uluslararası Dünya Akupunktur Kongresi’nde, İngiliz Kraliyet Akademisi Akupunktur Enstitüsünden bir grup araştırmacı, çocuklardaki astımın da öncelikle akupunkturla tedavisinin yapılması gerektiği konusunda,çok kapsamlı bilimsel tebliğ sunmuşlardır. İğnelerden korkusu olmayan (ki bu iğneleri en fazla 0.1 mm. derinliğe kadar batırmaktayız.) her yaş ve cinsiyetteki astımlı çocuklara da akupunktur uygulanabilmektedir.Hatta çocukluk çağında uygulandığında, erişkinlerin tedavisine oranla çok daha kısa sürede sonuç alınabilmektedir.Aynı klinik yaklaşım,Viyana Tıp Fakültesi’nde kurulmuş olan “Ludwig Boltzman Akupunktur Enstitüsü”nde de yapılmaktadır. Akupunktur tedavisi ile,ömür boyu ilaç almak zorunda kalan insanlarımız bu ilaçlardan kurtulmuş olacaklardır.Tabii tüm bu anlattıklarımız, sadece astımı olan,ikincil akciğer hastalığı olmayan hastalar için geçerlidir.İkincil solunum sistemi hastalığı olanlarda,akupunktur sadece rahatlama sağlar,köklü tedavi etmez.Zaten bu ayırımı yapacak olan akupunktur uzmanı doktor,mutlaka aydınlatıcı tetkiklerden sonra kararını verecektir.

    Tedavide,sadece astım noktalarını değil,aynı zamanda psikosomatik noktaları da tedaviye alırız.Çünkü,kişi astımından dolayı,ruhsal bir çökkünlük durumuna girebilmektedir.Depresyon,astımlı hastalarda çok daha kolay gelişebilmektedir.Bunun dışında,anksiyete,adını verdiğimiz ruhsal bunaltılar da görülebilmektedir.Dolayısıyla, bunlarla ilgili akupunktur noktaları da tedavi kapsamına alınarak,dört dörtlük bütünsel bir tedavi uygulanmış olur.Ayrıca,kişi atmosferik olarak hava değişikliklerinden de etkileniyorsa,bu durumla ilgili “hava değişimi” noktaları da tedavi kapsamına alınarak,bütüncül tedavi tamamlanmış olur.

  • Kısırlık ve akupunkturla tedavisi!

    Kısırlık ve akupunkturla tedavisi!

    Kısırlık(İnfertilite) Nedir?
    Çiftlerin bir yıl boyunca düzenli cinsel birleşme yapmalarına ve herhangi bir doğum kontrol yöntemi uygulamamalarına rağmen,gebe kalınamaması durumuna kısırlık adı verilir.Ülkemizde kısırlık konusunda ciddi istatiksel bir çalışma olmamakla birlikte %10-15 oranında kısırlık sorunu olduğu tahmin edilmektedir.

    Hamile Kalabilme Koşulları

    • Penisin sertleşme sorununun olmaması
    • Yeterli sperm yapılabilmesi ve rahim içine dökülebilmesi
    • Kadında yumurtlamanın (ovulasyon) sağlıklı olması ve yumurtanın sağlıklı bir şekilde tüplere ulaşması
    • Spermlerin tüplere sağlıklı ulaşıp,yumurtayı döllemesi
    • Yumurtanın döllendikten sonra,rahim içine tutunabilmesi ve burada gelişlimini sağlıklı sürdürebilmesi

    Tüm bu koşullar gerçekleştiğinde sağlıklı bir hamilelik sözkonusu olur.Toplumumuzda sanıldığı gibi,kısırlığın sebebi sadece kadınlar değildir.Çiftlerin yaklaşık %10-20’inde kadına ait yumurtlama sorunu varken, % 15’inde rahime yada tüplere ait sorun vardır.Çiftlerin yaklaşık % 40’ında da hem kadın hem erkekte sorun vardır.Bunların dışında % 15 çiftte herhangi bir sebeb bulunamaz.

    KISIRLIĞIN TEŞHİSİ
    Kısırlığın teşhisi için bazı tetkiklerin yapılması gerekir.Erkeklerde “Spermogram” adı verilen sperm tahlilinin,kadınlarda ise “Histero-salpingografi” adı verilen rahim-tüp filmlerinin çekilmesi gerekir.
    Hem erkek hem de kadında hormonal tetkiklerin yapılması da gerekli olup,bazı özel durumlarda laparoskopi de yapılır.

    AKUPUNKTUR İLE TEDAVİSİ
    Kısırlığın tedavisinde,akupunkturun etkili olduğu konusunda,her geçen gün bilimsel yayınlar artmaktadır.ABD,Baltimor Maryland Üniversitesi ile New York Cornell Üniversitesi’nde yapılan klinik araştırmalarda; akupunkturun,geleneksel medikal tedavilere ek olarak uygulandığında,hamile kalma şansını % 50 daha arttırdığı tesbit edilmiş durumdadır.Bu oldukça yüksek bir orandır.
    Akupunktur ile kısırlığın tedavisinde,15-20 seans arası uygulama yapılması gerekmektedir.Akupunktur tedavisi ile:
    1. Depresyon yada ruhsal stres ortadan kalkar
    2. Yumurtalıkların kanlanması artar
    3. Penisin sertleşme sorunu düzelir
    4. Rahimin kanlanması düzelir ve döllenen yumurtanın rahime yerleşip gelişmesi daha sağlıklı olur
    5. Hormonal denge yeniden kurulur
    6. Cinsel isteksizlik ortadan kalkar
    7. Yumurtlama sorunu olan yumurtalıkların yumurtlaması kolaylaşır
    8. Spermlerin kalitesi artar
    9. Spermlerin sayısında artış meydana gelir
    Yan etkilerinin olmaması ve tüm vücudda düzenleyici etkilerinin olması nedeniyle,tedaviye mutlaka akupunkturun da eklenmesi hamile kalma şansını çok arttıracaktır.Ancak,akupunktur tedavisinin etkili olabilmesi için,döllenmeyi engelleyen herhangi bir mekanik olayın yada oluşumun olmaması gerekir.Örneğin,tüplerde oluşan bir tıkanıklık yada fibrotik oluşum cerrahi tedavinin eklenmesini gerekli kılar.Böyle bir durumda,akupunktur tedavisi etkili olamaz.Yine,kadınlarda adet dönemini (menstrüasyonu) yöneten ve Önhipofiz’den salgılanan hormonlar olan,FSH (Follikül Stimülan Hormon) ve LH (Lüteinizan Hormon) hormonları herhangi bir sebepten,hiç salgılanamıyorsa,akupunktur etkili olamaz.Çünkü,hormon üretimi durmuştur ve bu üretimi yeniden sağlamak artık mümkün değildir.Böyle bir durumda “Hormon Replasmanı” adı verilen yerine koyma tedavisi yapılır.Eğer böyle sebepler sözkonusu değilse;hormonlar az salgılanıyor bile olsa,akupunktur tedavisi ile,bunların salgısını arttırmak ve tüm vücudda,hamile kalmayı kolaylaştırıcı dengeleri yeniden kurmak mümkündür ve kolaydır.
    Akupunkturun yan etkisinin olmayışı,kolay uygulanabilir oluşu ve uzun dönemde çok ucuz bir tedavi oluşu nedeni ile,mevcut kısırlık tedavilerine ek olarak uygulamak,her zaman için hastanın lehine olacaktır.
    Akupunktur tedavisinde 15-20 seans planlanır.Haftada 2-3 seans olacak şekilde,kulak ve vücud akupunktur teknikleri ile tedavi uygulanır.Ayrıca, vakanın klinik durumuna göre de, “Lazer Akupunktur” eklenebilir.

  • Obezite(şişmanlık) tedavisinde akupunkturun  yerii

    Obezite(şişmanlık) tedavisinde akupunkturun yerii

    Obezite (şişmanlık) Akupunktur’un en yaygın kullanıldığı problemlerin başında gelmektedir. Zayıflamak için kimi zaman mucize bir yöntem olarak sunulan akupunktura kimi zaman da bu listelere uyarsam ben zaten kilo veririm akupunktura ne gerek var? şeklinde yaklaşılmaktadır.

    Her iki yaklaşımda önemli hatalar içermektedir. Bir yandan Akupunktur bir mucize değildir. Öte yandan ise obezite ile boğuşmak zorunda olan hastaya davranış değişikliğinin yerleşmesi gereken başlangıç aşamasında akupunkturun katkıları göz ardı edilemeyecek kadar önemlidir.

    Akupunktur, her şeyden önce sindirim sisteminizin daha düzenli çalışmasını sağlayacak örneğin kabızlık probleminiz varsa bunu giderecek, midenizde ekşime yanma veya hazımsızlık varsa bunları ortadan kaldıracaktır.

    Akupunktur, yaşamınızda halen var olan ve böyle ciddi bir davranış değişikliği sırasında oluşacak olan stresi giderecek, kendinizi her zaman olduğundan daha sakin ve rahat hissetmenizi sağlayacaktır. Bu da size bazı davranışlarınızı yeniden gözden geçirip değiştirebilmeniz için imkan verecektir.

    Akupunktur, bu süreçte doğal olarak aldığınız gıda miktarı düşeceğinden beklenen açlık duygusu, mide kazıntısı ve halsizlik şikayetlerini giderecektir. Akupunktur, sıkça rastlanılan hekim kontrolü dışında yapılan sıkı diyetlerle kilo alıp vermeler sonucunda veya bir başka nedenle yavaşlayan metabolizmanın hızlanmasını sağlayacaktır.

    Akupunktur bu problemleri giderirken hastanın yapacağı; haftada bir sefer Akupunktur tedavisine düzenli gitmek ve hekiminin önerilerine uyarak sağlıklı bir şekilde kilo verirken beslenme ile ilgili yanlış davranışlarını kalıcı bir şekilde değiştirerek yaşam boyu sürecek doğru alışkanlıkları edinmekten başka bir şey olmayacaktır.

    Sonuç olarak; obezite 21. yüzyılın bilinçle mücadele edilmesi gereken temel sağlık sorunlarından biridir. Obezite tek başına ürettiği problemlerin ötesinde bir çok sağlık problemine neden olmaktadır. Toplum içinde obezite ile mücadele edebilecek dinamiklerin biri de akupunkturistlerdir. Obeziteye doğru yaklaşmak koşulu ile.

    Prof.Dr.Kaya Özkuş