Yazar: C8H

  • Bel fıtığında akupunktur

    Bel Fıtığı, iki omur arasındaki elastik dokudan oluşmuş disk şeklindeki yapının dışarı kayması ile oluşan hastalık tablosudur.

    Omurga kanalından geçen sinirler üzerine bası yaptığından dolayı, ağrı, hareket kısıtlılığı, yürüme ve oturmada güçlük, uyuşma gibi şikayetlere neden olur.Özellikle akut dönemde, o bölgenin çevresindeki kaslarda spazm olduğu için, kas ağrısı da şikayetlere eklenir.

    Ağrı lokal olarak bel bölgesinde olabilir veya bacağa inen sinirlere bası nedeniyle, topuğa kadar inen, ağrı ve uyuşma şeklinde olabilir.

    En çok görüldüğü seviye Lumbal 4-5. Omurlar arasıdır.

    Bel fıtığı nedenleri arasında, yapısal zayıflık, ağır kaldırma, ani zorlama, şişmanlık, uygun olmayan pozisyonda eğilip kalkma, bilinçsiz spor yapma, uzun süreli araç kullanma, yanlış oturuş ve duruş alışkanlığı, dışarıdan travma sayılabilir.

    Korunma konusunda yapılabilecekler;

    •Bel ve sırt kaslarını güçlendirecek düzenli egzersiz yapmak
    •Ağır kaldırmamak
    •Yük taşırken uygun ağırlıkta ve iki tarafa eşit olarak dağıtarak taşımak
    •Eğilmek gerektiğinde dizleri bükerek eğilmek
    •Yukarı doğru uzanmamak
    •Uzun süre ayakta veya oturur pozisyonda kalmamak

    Tedavi

    İlk planda sıcak tatbiki, çok sert ve yumuşak olmayan zeminde yatak istirahati ve ilaç tedavisi uygulanabilir.
    Hastada ilerleyen güç kaybı, bacak kaslarında zayıflama ve incelme, tedavi ile geçmeyen şiddetli ağrılar varsa ameliyat önerilmelidir.
    İdrarını yapamama veya tutamama, düşük ayak gibi belirtiler varsa acilen ameliyata alınmaları gerekir.

    Akupunktur tedavisi

    İlaç kullanmak istemeyen, yan etkisi nedeniyle kullanamayan veya ilaç tedavisinden yarar görememiş hastalarda akupunktur tedavisi uygulanabilir.
    Akupunkturun bu hastalıktaki etkileri;

    •Kas gevşetici etkisi
    •Ağrı kesici etkisi
    •Ödem(şişlik) giderici etkisi
    •Bölgedeki kanlanma ve beslenmeyi artırıcı etkisi
    •Cilt üzerindeki sinir uçlarından verdiği uyarıcı etki ile hücre ve doku fonksiyonlarını canlandırıcı etkisidir.
    Belli aralıklarla toplam 10-15 seans uygulama gerekir.

  • Allerjik hastalıklarda akupunktur tedavisi

    Allerji, dışarıdan maruz kalınan veya vücudun kendi maddesine karşı bağışıklık sisteminin verdiği normal dışı bir tepkidir.
    Bu tepki, genetik faktörlere, vücudun o maddeye karşı duyarlılığına, alerjen maddeye uzun süreli maruz kalınmasına, stres, sıkıntılı ruh halinin bağışıklık sistemine etkisine bağlı olarak oluşabilir.

    Allerjen dediğimiz ev tozu, polen, çeşitli yiyecekler, ilaçlar, virüsler, sigara dumanı, soğuk rüzgarlı hava gibi etkenlere karşı bağışıklık sistemi maddelerinin aşırı salgılanması sonucu, kızarıklık, kaşıntı, şişlik(ödem), bazı salgılarda artış gibi belirtiler oluşur.Bunlar da, allerjik rahatsızlık dediğimiz tabloyu oluşturur.Şikayetler sürekli veya dönem dönem tekrarlamalar şeklinde gelişebilir.

    Allerjen dediğimiz faktörler çoğu kişiye karşı zararsızdır.Ancak atopik bünyeli dediğimiz duyarlı kişiler üzerinde etki gösterirler.

    En sık rastladığımız allerjik hastalıklar ve belirtileri aşağıdaki gibidir.

    ••Allerjik Rinit
    •Burun tıkanıklığı
    •Baş ağrısı
    •Su gibi burun akıntısı
    •Kaşıntı, hapşırma
    •Koku almada azalma
    ••Allerjik Konjuktivit
    •Gözlerde kızarma
    •Kaşıntı
    •Göz yaşarması
    ••Sinüzit
    •Burun tıkanıklığı
    •Baş ağrısı
    •Burun arka kısmından akıntı
    •Öne eğilince yüzde ağırlık hissi
    ••Egzema ve ürtiker gibi ciltteki alerjiler
    •Ciltte kızarıklık
    •Kaşıntı
    •Ciltte şişlik
    •Ciltte kabuklanma, yar, vezikül
    ••Allerjik Astım
    •Hırıltılı solunum
    •Öksürük
    •Nefes darlığı
    ••Allerjik Bağırsak Hastalıkları
    •İshal
    •Karın ağrısı
    •İştahsızlık, halsizlik
    •Kilo kaybı
    •Gelişme geriliği

    Allerjik hastalıklarda hastanın öyküsü ve muayenesi sonucu teşhis konabilir.

    Allerji testleri yapılarak allerjen saptanabilir.

    Kanda eosinofil, IgE bakılması teşhisi destekler.

    Akupunktur tedavisi

    Akupunktur bağışıklık sistemi üzerine ve oluşan belirtilere lokal etkisi tedavi edici etkinlik gösterir.

    Vücut ve kulak akupunkturu birlikte uygulanır.Toplam seans sayısı, allerjik hastalığın çeşidi ve şiddetine göre değişir.

  • Akupunktur  ile sigara bırakmak mümkün müdür?

    Akupunktur ile sigara bırakmak mümkün müdür?

    Bağımlılık, çok itici, bir o kadar da olumsuz düşünceler çağrıştıran bir kavram.Ama bir o kadar da yaygın ve hafife alınan bir kelime.Özellikle bireysel psikolojiler, sosyal etkenler bu bağımlılık olgusunun belirleyicileridir.

    Sevindirici olan gelişmeler ise, artık bu bağımlılığa karşı dünya üzerinde çok sayıda ulusun mücadele etmeye karar vermiş olmasıdır.Bu yönde kitlesel eğitimler sınırlandırıcı ve yasaklayıcı kanunların yaygınlaşması da ivme kazanmıştır.

    Bir hekim olarak bu mücadeleden olumlu etkilenmemek mümkün değil.Bu anlamda bireysel başarıları da yüreklendirmek ve göz ardı etmemek gerekir. Akupunktur yöntemi ile bu mücadeleye ciddi katkılar sunabilmekteyiz.

    Temelde sigara içimi ile birlikte binlerce kanser yapıcı maddeyi solunum yolu ile alırız, kan yolu ile tüm hedef organlara yavaş ama emin bir şekilde tahrip etmek üzere dağıtırız.Bu maddelerin çoğu başta nikotin olmak üzere bağımlılık yapıcı kimyasallardır.

    Akupunkturun etkinliği bu bağımlılık yapıcı maddeler yerine endorfin, serotonin diye adlandırılan içsel salgıları ortaya çıkarıp, sigara bağımlılığı ile mücadeleye başlar.

    Sigara bıraktırma tedavisinde akupunkturun etkinliği toplumumuzun yabancısı olduğu bir konu değildir.Akupunktur yöntemi ile birçok kişi sigara bağımlılığından kurtulmuştur.

    Sigara bıraktırma tedavisinde iki önemli olgu vardır.Birincisi; bağımlı kişinin, öncelikle bu bağımlılıktan kurtulma isteği ve irade beyanıdır.Dünya üzerinde hiçbir yöntem yoktur ki kişinin isteğine rağmen sigara içimini bıraktırabilsin.Öncelikle, hangi tedavi şekli olursa olsun en önemli konu, kişinin bunu çok istiyor olmasıdır.Başkasının zorlamasıyla veya yeterli istek duymadan tedaviye alınması doğru bir başlangıç değildir.

    Kişinin, ‘’Evet ben bu bağımlılıktan kurtulmak istiyorum fakat tek başıma başaramıyorum, bir desteğe ihtiyacım var.’’ Demesi ve akupunktur tedavisi desteği ile sonuca ulaşılması ikinci olgudur.

    Akupunktur tedavisinde iki temel etkinlik sağlanır.Birincisi bireyin sigara içme isteğini olabildiğince yok etmeye, azaltmaya çalışması.İkincisi ise, artık tedavinin başlaması ile birlikte sigara içilmeyeceği için, kişinin kanında ve dokularında giderek nikotinin azalması ile birlikte kesilme belirtileri, diğer deyişle yoksunluk sendromu açığa çıkar.Bu belirtiler kişiden kişiye farklı çeşitlilik ve farklı yoğunluklarda açığa çıkarlar.Örneğin; baş ağrısı, baş dönmesi, konsantrasyon azalması, görme bozuklukları,el ve ayak titremeleri, uykusuzluk, alınganlıklar, öfke patlamaları, karıncalanma, uyuşma gibi.Bu belirtiler çoğu kişiyi olağanüstü bunaltır ve ne yazık ki, kişi bunlardan kurtulmak için tekrar sigara içmeye başlar.İşte bu yoksunluk belirtileri akupunktur tarafından baskılanır.Hafif seyirli bir geçiş temin edilir.

    İşte bu iki ciddi etkinlik ile kişinin iradesi bir araya gelince sigara bağımlılığına veda etmek kolaylaşır.

    Kişi artık bu tedavi ve sigarasız geçen sürecin sonunda sigara içmemeye tahammül edebilme yetisine kavuşmuştur.Bu tutumunu sürdürüp bağımlılıktan ve esaretten kendini kurtarabilir.

    Uzun zaman aralıklarından sonra bile sigara içme isteği tekrar, herhangi bir sebeple canlanabilir.Böylesi ataklarda bir veya iki seanslık akupunktur destek uygulaması ile isteğin bastırılması önerilir.

    Son söz olarak, akupunkturun, bağımlılık tedavisinde, kişiye, herhangi bir zararı veya yan etkisinin olmaması tartışmasız bir üstünlüktür.

  • Akupunktur ile menapoz tedavisi

    Menapoz, ortalama 45-55 yaşlarındaki kadınların adet dönemlerinin sona ermesi ile başlayan bir süreçtir.Kişi birden bire adetten kesilebilir veya adet düzeninde, sık sık veya seyrek adet görmeler şeklinde bozulmalar oluşabilir ve sonrasında tamamen kesilerek menapoza girebilir.

    Kadınlık hormonlarının daha az salgılanması ve daha sonra tamamen kesilmesi söz konusudur.Bu hormonların çekilmesi sonucu, ateş basması, terleme, sıkıntı hissi, uykusuzluk, unutkanlık gibi şikayetler oluşur.Menapoz dönemi ortalama 4-5 yıl sürer. Kadınların bir kısmı ise hiç rahatsızlık yaşamadan menapoz dönemini geçirebilir.

    Menapoz döneminden vücudun diğer bazı sistemleri olumsuz etkilenir.Kalp damar sistemindeki harabiyet hızlanır.Kalp damar hastalıkları oluşma hızı artar, erkeklerdeki hıza yaklaşır.Kadınlık hormonlarının etkilediği diğer hormonlardaki değişiklikler sonucu kan yağlarında artış, metabolizma hızında azalma, kilo almada artış, kilo vermede zorluk oluşur.

    Vücutta yağ birikmesi farklı bölgelerde oluşmaya başlar.Özellikle karın çevresinde ve basenden yukarı bölgede yağlanma vardır.Ciltte incelme ve lekelenme oluşur.Vaginal kuruluk oluşur.

    Menapoza erken girilmesine sebep olabilen faktörler vardır.Bunlar çok yoğun stres, radyoterapi, kemoterapi, yumurtalık hastalıkları, yumurtalıkların alınmak zorunda kalınması olabilir.

    Menapoz, kadınların hayatındaki doğal bir dönemdir.Bu dönemde doğurganlıklarını kaybederler ama kadınlıklarını kaybettiklerini veya bir çöküntü içine girdiklerini düşünmemelidirler.Bu dönemi en verimli en güzel haliyle yaşamaya çalışmalılardır.Bu dönemde beslenme çok önemlidir.Tüm temel besinleri içeren sağlıklı bir beslenme düzeni olmalıdır.Günlük yaşamın hareketli olması yanında, yürüyüş, yüzme gibi herhangi bir sporun yapılması, kemik yapı ve eklemlerin sağlığı, kalp damar sisteminin sağlığı kilonun korunması açısından da çok yararlı olacaktır.

    Akupunktur tedavisi

    Akupunktur tedavisi menapoz dönemindeki ateş basması, terleme, sıkıntı gibi çekilme belirtilerin hafiflemesini sağlar.Böylece kadınlar menapoz dönemini daha rahat ve huzurlu geçirebilirler.Ayrıca hormon tedavilerinin riskleri ve yan etkilerinden korunmuş olurlar.

  • Akupunktur ile gece altını ıslatma tedavisi

    Çocukluk çağında sık rastlanan bir problemdir.İleri yaşlarda nadir olarak görülebilir. Sorun gece ve gündüz birlikte görülebilir.Fakat büyük çoğunluğu gece altını ıslatma şeklindedir.

    Çocuğun gelişim sürecinde 2-4 yaşları arasında tuvalet eğitimini tamamlaması beklenir.Bu süreç içinde, ailelerin aceleci ve baskıcı davranmamaları, çocuğun kendine özgü gelişim sürecine uyum sağlamaları gerekir.

    Tuvalet eğitiminin başlangıcında itibaren, beş yaşına geldiği halde altına kaçırma devam ediyorsa birincil enüresisten, tuvalet eğitimini kazandıktan en az 1 yıl sonra tekrar altına kaçırma başlarsa ikincil enüresisten söz edilir.Ayrıca teşhis için 6 ay boyunca, ayda en az 2 kez altına kaçırıyor olması gerekir.
    Bu vakaların çok az bir yüzdesinde organik sebep saptanabilir.Büyük çoğunluğunda organik sebep yoktur.

    Hastalığın sebepleri arasında aşağıdakiler sayılabilir;
    •Ailesel genetik yatkınlık
    •Derin uyuma özelliği
    •İçe kapanık, hassas kişilik yapısı
    •Otoriter, baskıcı aile yapısı
    •Psikolojik sorunlar(Anne Baba boşanması, yeni bir kardeşin doğumu gibi)
    •Mesane(İdrar kesesi) kapasitesinin düşük olması

    Altını ıslatma sorunu yaşayan çocuğun, sabahları yataktan ıslak kalkması çocukta ciddi bir sıkıntı ve çaresizlik duygusu yaratır.Bunun üzerine, ailenin, suçlama, cezalandırma, utandırma gibi yanlış davranışları da eklenirse, çocuktaki rahatsızlığın şiddeti artar.Bu durum hastalığın gidişini olumsuz etkiler ve olay bir kısır döngü içine girer.Bu yüzden, tedavi sırasında aileye hatalı ve doğru davranışlar konusunda bilgi verilmelidir.Ayrıca tedavinin başlangıcında çocukla iyi bir iletişim kurup güveni kazanılmalı, bu problemin birçok çocukta görülebildiği, tedavisinin olduğu ve iyileşebileceği anlatılmalıdır.

    Tedavi uygulanırken, çocuğa ve aileye aşağıdakileri yapmaları önerilir.
    •Akşam yemeğinde su içme isteğini arttıracak tuzlu gıda, kızartma gibi yiyecekler olmamalı
    •Akşam yemeğinden sonra su ve sulu gıdalar kısıtlanmalı
    •Yatmadan önce tuvalete girmeli, yattıktan 1 saat sonra kaldırılıp tekrar tuvaletini yapmalı
    •İdrarını yaparken biraz tutup biraz yapması, sfinkter kaslarının güçlenmesi açısından önerilmeli
    •Bir çizelge tutup, ıslak ve kuru kalktığı günleri işaretlemesi istenerek hastalığın gidişi gözlenmelidir.

    Eğer çocuk 7-8 kez gibi sık idrara gidiyor ve 20-30cc den az idrar yapıyorsa, idrar kesesi kapasitesi düşük olabilir.Kapasiteyi arttırmak için, birkaç bardak su içirilip, idrarını tutabildiği kadar tutması sonra da yapması öğretilir.

    Akupunktur tedavisi

    Akupunktur, sedatize edici, rahatlatıcı, etkisi yanında, boşaltım sistemindeki kasların daha güçlü çalışmasını uyararak sorunun çözülmesini sağlar.
    Ortalama 15 seans uygulama gerekir.İğneden korkan çocuklara lazer akupunktur uygulanabilir.
    Tedavi başladıktan sonra altına kaçırma birden kesilebilir veya önce seyrekleşip sonra kesilebilir.Bu süreç içinde ailenin sabırlı ve anlayışlı davranması gerekir.

  • Hekimlik insanlarla ilişki kurma sanatıdır

    “Doğa doktordur ve Doğa kendi yönünü tayin eder.” Hipokrat Hipokrat’ın tıbbın babası olarak kabul edilmesinin sebebi bugünde geçerliliğini koruyan gözlem ve mantığa dayalı bir yöntem geliştirmesine dayandırılmaktadır.

    M.Ö. 5.yy. da yaşayan Hipokrat vücudun kendi kendini iyileştirebileceğine inanırdı. Yaşadığı yıllarda Tıp Bilimi adına çok önemli temeller attı, ancak Hipokrat’ın ölümünden sonra Kos Okulu gerilemeye başladı çünkü öğrencileri onun seviyesinde değillerdi ya da ona o kadar saygı duyuluyordu ki onun prensipleri hakkında yeni tezler geliştirilmedi ve onun tezleri üzerine yeni eklemeler yapmaya cesaret edilemedi.

    Rönesans çağında yaşayan agresif ve farklı kişiliğiyle tanınan Paracelsus ise daima Hipokrat’ın “doktorun yeri hastanın yanıdır.”prensibine sadık kalmıştır.”Hiçbir hayat sadece dış hekimin çabalarıyla varolamaz dış hekim ancak iç hekime yardımcı olabilir.” derdi.

    18.yy.da yaşayan Dr.Hermann Boerhaave ise “Doktor hastanın yanında her türlü akademik önyargıyı bir kenara bırakarak sakince karar vermelidir.”derdi. O kadar ünlüydü ki Çin’den gönderilen ve üzerinde sadece “Dr.Hermann Boerhaave- Avrupa” yazılı bir mektubun kendisine ulaştığı söylenir.

    Ününü verdiği eğitime borçluydu. Her gün öğrencileriyle vizite çıkar, hastalarla konuşur, muayene eder ve onları dinlerdi. İzlenimlerini öğrencilerine anlatırdı. Onun yetiştirdiği öğrenciler de sonra çok başarılı olmuşlardı.

    Günümüzde modern tıbba bağlı yetişen hekimler, hasta yatağından uzaklaştılar; hastalarını daha az dinler oldular. Klinisyenler anamnezi sadece kendi uzmanlık alanı çerçevesinde almaya başladılar. Fizik muayene teşhis koymada giderek azalan bir yer tutmaya başladı. Tetkikler listesi ise gittikçe uzadı.

    Sonuç olarak bütün dünyada özellikle sosyo-kültürel seviyesi yüksek insanlar tamamlayıcı tıp yöntemlerine daha çok ilgi göstermeye başladı . Çağımızda artık insanların sağlıklarını kendi kendilerine bozdukları tezi kuvvetlendi ve böylece varolan sağlığımızı daha vakit varken korumanın önemi ortaya çıktı. Tıp alanındaki teknolojik gelişmeler doktorların başını döndürse de hastalar, artık doktorların kendilerini dinlemesini, yüzüne bakmasını, dokunmasını, ilgi ve şefkat göstermesini istiyorlar.

    Tamamlayıcı Tıp Doktorları bunu yaptıkları için hastalar daha mutlu oluyorlar. Çünkü bu alanda çalışan hekimler hastalığı değil hastayı ön planda tutuyorlar ve kişiyi beden – zihin – ruh birlikteliği çerçevesinde muayene ediyorlar. Tamamlayıcı Tıp uygulayan hekimlere gerçekten önemli görevler düşmektedir. Öncelikle insan vücudu üzerinde yapılan bu tedaviyi doktor olmayan uygulayıcılardan arındırmalıyız.

    Diğer önemli bir konu ise şudur: Yeterince eğitim almamış, yüzeysel bilgilerle Atlas Akupunkturu yapan hekimler ve Nöralterapi mantığını kavramadan lokal injeksiyonlar ile Nöralterapi yaptığını düşünen hekimler bu işe zarar vermektedirler. Bu yöntemler ile sağlığını kazanamamış her hasta bizim hanemize eksi puan olarak yazılmaktadır. Bize gerçekten bu işi seven, iyi eğitim almış ve Tamamlayıcı Tıp penceresinden bakan daha fazla sayıda hekim ve bu yöntemlerle sağlığına kavuşarak bunu çevresinde duyuran daha çok insan gerekiyor. Ancak bu takdirde hak ettiğimiz şekilde tıp dünyasında yer edinebiliriz.

  • Akupunktur tedavisi neden ilaçsız bir tedavidir ?

    Akupunktur tedavisi neden ilaçsız bir tedavidir ?

    Bir yumurta ve spermin birleşmesi ile ana rahminde oluşan cenin,tüm organ ve doku sistemlerinin tamamlanması sonucu doğum eylemi ile dünyaya doğar.Erişkin bir vücudda,yaklaşık olarak 60-70 trilyon hücre bulunmaktadır.Bu 60-70 trilyonluk dev hücre topluluğu,mükemmel bir iç ortamda ölüme anına kadar yaşar,tüm metabolik ve biyokimyasal süreçleri bu ortamda gerçekleştirir.Bu mükemmel iç ortamın bünyesinde,çok mükemmel işleyen dev bir ilaç sanayii de yer almaktadır.Çok hassas dengelerle çalışan bu iç ortamda,her hangi bir iç yada dış sebepli bir işlev bozukluğu oluştuğunda,bizim klasik olarak bildiğimiz ve tanımladığımız hastalık halleri oluşur.

    Hastalık hali oluştuğu zaman da,vücudumuzun bu ortaya çıkmış olan işlev bozukluğunu giderebilecek ilaç sistemleri hemen devreye girer ve mevcut işlev bozukluğunu (yani hastalığı) tedavi etmeye çalışır.Bazen,biz hiçbir dış müdehale yapmadığımız halde,vücud bu bozukluğu giderir,yani tedavi eder.Örneğin,günlük hayatımızda vücudumuzun herhangi bir yerinde ciltte meydana gelen ve dikiş atılmaya ihtiyaç göstermeyen sıyrık,kesi gibi deri lezyonları kendi kendine iyileşmekte ve mevcut yara kapanmaktadır.İşte bunu yapan güç,vücudumuza mükemmel bir şekilde yerleştirilmiş olan “yara kapatma” mekanizmalarıdır.Zaten bu mükemmel yara iyileştirme mekanizmaları sayesindedir ki; cerrah meslektaşlarımız yaralara ve cerrahi lezyonlara dikiş atarak yaranın daha kısa sürede daha sağlıklı iyileşmesine yardımcı olmaktadırlar.Cerrah burada sadece yardımcıdır,yara dudaklarını iyice birbirlerine yaklaştırarak vucuda yardımcı olmaktadır.

    Akupunktur tedavisinde,tanımlanmış akupunktur noktaları aracılığı ile vücudun ilaç sistemine girilerek,mevcut hastalığın tedavisi için gerekli olan ilaçların salgılatılması sağlanır.Çünkü vücudumuzda,mevcut hastalığı mükemmel bir şekilde tedavi edebilecek ilaçlar zaten mevcuttur.İşte bu noktada,akupunktur uzmanları,akupunktur noktalarını uyarmak suretiyle gerekli orjinal ilaçların salgılatılmasına yardımcı olarak,vücudun kendi kendine tedavi etmesine yardımcı olmaktadırlar.Bu nedenle,akupunktur tedavisi ilaçsız bir tedavidir.Yani,dışardan herhangi bir ilaç uygulamasına gerek kalmadan,sadece vücudun kendine ait orjinal ilaçlarının salgılatılmasına yardımcı olmak suretiyle tedavi sağlanmaktadır.Ayrıca akupunktur,vücudun orjinal ilaçlarının salgılatılmasına yardımcı olduğu için de yan etkisiz bir tedavi şeklidir.

    Akupunktur tedavisinde,tedavinin her aşaması,orjinal ilaç sistemi üzerinden gerçekleştiği için yan etkisiz olduğu kadar,kalıcı tedavi de sağlamaktadır.

  • Nöralterapi nedir, nasıl etkili olur?

    Nöralterapi nedir, nasıl etkili olur?

    Nöralterapi, 1920’li yıllarda ‘’Huneke ‘’isimli tıp doktoru iki kardeşin eskiden uygulanan ama unutulmaya başlanan bir metodu bir hastalarında tekrar kullanmak istemeleri ve iyi sonuç alınca da bunu geliştirmeleri ile tekrar gündeme gelmiştir.

    Vücudun Regülasyonunu sağlamak amacıyla. belirli noktalara veya alanlara lokal anestezik enjeksiyonu ile yapılan bir tedavidir. Bu Regülasyonun oluşturulmasında vücudu çok geniş bir ağ ile saran vejetatif sinir sisteminin mükemmel organizasyonu çok önemli rol oynar ve etki mekanizması da bu sistem üzerinden açıklanmaktadır. Vegetatif ( Otonom ) sinir sistemi vücudumuzda çok geniş bir elektriksel ağ yapısı ( network ) içindedir. Bu sistem birbirinden farklı ancak birbiri ile uyumlu çalışan sempatik ve parasempatik sistem adı verilen iki farklı bölümden oluşur.

    VSS veya nörovejetatif sistem, bedenimizdeki tüm yaşamsal faaliyetleri kontrol eder; Solunum, Dolaşım, Sindirim, Hormonal Regülasyon, Metabolizmanın Regülasyonu yani kısaca “Homeostazis” in ( iç dengenin ) sağlanmasından sorumludur.

    Nöro-Vejetatif sistem her türlü uyarıyı hafızasına kaydeder ve eğer bu problem ile vücut başa çıkamamışsa yıllarca vücutta değişik şikayetlere neden olur. Vücudun her noktasının bu sistem aracılığıyla oluşan refleks yollar nedeniyle bağlantıları vardır. Bütün nörovejetatif sistem fonksiyonları selüler, nöral ve hormonal düzenleyici mekanizmaların aralarındaki ayarlamalar sonucu gerçekleşmektedir.

    Bu mekanizmaların sadece birinde oluşacak herhangi bir aksama, eğer vücut bununla baş edememişse zaman içinde bütün sistemin fonksiyonel düzensizliği ile sonuçlanacaktır. Yani hastalık yalnızca bir organı değil, bütün vücudu etkileyecektir

    Tedavi amacıyla Lokal Anesteziğin vücutta belli noktalara uygulanmasından sonra iyileşmenin saniyeler içinde ortaya çıkması yani lokal anesteziğin kana karışması ve emiliminden çok önce ortaya çıkması, bize sistemdeki elektriksel iletişimin varlığını gösterir. Böyle hızlı bir iletiyi sadece Vegetatif Sinir Sistemi gerçekleştirebilir ve bu kimyasal bir etkiden çok fiziksel bir etkidir. Vegetatif Sinir Sistemi lifleri 500.000 km. uzunluğunda bir ağa sahiptir ve 25 milyar sinir hücresi ile işlev görmektedir. Bu nedene yıllardır çözülemeyen sorunların vejetatif sinir sisteminin regülasyonu ile çözülebilmesi mümkün olmaktadır.

    Bozuk segmental dokuya lokal anestetik ile yapılan enjeksiyonlar iki önemli etki yaratırlar. Patolojik refleks yolları ortadan kaldırır ve aynı zamanda bozuk hücre membranını doğru potansiyele repolarize ederek, vejetatif fonksiyonları normal hale getirmeye yarar.

    Nöralterapi’nin önemli bir bölümünü oluşturan Segment Tedavisi sadece Dermatomu değil o seviyede bulunan Visserotom, Myotom, Osteotom gibi yapıları ilgilendirir.. Stimulus spinal kord yolu ile periferden, respectif segmentle assosiye olmuş organa ulaşır , ya da organdan spinal kord yolu ile diğer organa ulaşır. Bu oluşumların sadece birinde oluşacak herhangi bir bozukluk diğer sistemlerinde fonksiyonel düzensizliği ile sonuçlanacaktır. Ve bu uyarı sadece o segmentle sınırlı kalmayıp daha uzak segmentlere de ulaşabilecektir.

    Çeşitli patolojik uyaranlar hücre ya da hücre duvarına değil sempatik sinir liflerine etki etmektedir.Burada özellikle perivasküler sempatik lifler önemlidir.Hastalık bulgu vermeden önce VSS’de ve lenfatik dolaşımda değişmeler başlar. Hücrelerarası bağ doku ve ekstra- sellüler sıvıdan oluşan Temel Madde de değişimler olmaya başlar ve buradaki serbest sinir uçları ve proteoglikan, konnektin , elastin gibi yapılar da ilk patolojik değişmeler başlar. Bu bulguları Pischinger ve daha sonra da H.Heine geliştirmiş ve “Grund System Teorisi” olarak adlandırmıştır.

    Günümüz insanının reaksiyon ve regülasyon kapasitesi devamlı olarak değişmektedir. Stres, elektro smog, dengesiz beslenme, bedensel aktivite eksikliği çevre ve yaşam kalitesini bozan etkenler ve jeo patojen bozukluklar, ağır metaller, gıda katkıları vb. bozucu odak veya bozucu alanların oluşmasını kolaylaştıran faktörlerdir. Bozucu alan veya odakların ortaya çıkmasında bireyin immun sisteminin önemli rolü vardır. Değişen çevre şartları yaşayan bütün organizmaları aynı oranda etkilemekte ve bunun sonucunda bilinen tedavilere direnç gelişiminde artış ortaya çıkmaktadır. Yapılan çalışmalara göre, günümüzde Bozucu Alanlardan kaynaklanan hastalıkların oranı %30 civarındadır.

    Nöralterapide anamnez çok önemlidir. Hastanın anamnezini alırken şikayetlerin başlangıcı ve hastanın yaşadığı çeşitli olaylar, geçirdiği hastalıklar ve cerrahi müdahaleler arasında zamansal bağlantı kurmak çok önem taşır. Bu nedenle geniş kapsamlı bir anamnez alınmalı ve not edilmelidir. Daha sonra fizik muayeneye geçildiğinde anamnezin özelliklerine göre muayene yönlendirilebilir. Muayene sırasında anamnezin daha derinleştirilmesi gerekebilir. Bu gözlemler sonucunda tedaviye geçilir, ancak birkaç seans sonrası hastanın durumunda hiç iyileşme olmuyorsa tekrar anamnez ve muayeneye geri dönülür ve olası bir bozucu alan aranır. Bu kapsamda bozucu alanların büyük kısmından sorumlu olan diş-çene kompleksi, tonsil ve sinüsleri unutmamak gerekir.

    Sağlıklı bir Nörovegetatif sisteme sahip olmak sağlıklı ve kaliteli bir yaşam ile eşdeğerdir. Hastalıklar oluşmadan önce uygulanan Nöralterapi protokolleri sadece organların değil hücrelerin sağlığını dahi olumlu etkileyecektir. Bu nedenle Nöralterapi aynı zamanda Koruyucu Tıbbın en önemli unsurudur. Uzun ve sağlıklı yaşamın sırrı sağlığın korunmasından geçer.

    Dr. Demet Erdoğan

  • Holistik tıp, modern tıbbın alternatifi midir?

    Holistik tıp, modern tıbbın tanı ve tedavi yöntemlerinin yanı sıra etkin ve bilimsel doğal yöntemlere de yer veren bir tıp yaklaşımıdır. Amaç, sağlık sorunlarının çözümünde öncelikle, en az yan etkili ve doğal yöntemleri kullanmak ve sadece hastalık bulgularını geçici bir süreyle gidermek yerine sorunların kökenine inerek tedavi etmektir. Dolayısıyla, holistik tıp, modern tıbbın alternatifi değil, onu da içeren daha köklü bir sağlık modelidir.

    Doğal tedavilerin hangileri holistik tıp kapsamındadır?

    Bilimsel süzgeçten geçmiş her iyileşme metodu, holistik tedavinin parçası haline gelebilir. Burada önemli olan, ruh-beden bütünlüğünün tedavinin odak noktası olarak kalmasıdır. Koroner arter sorunu olan bir hasta, damar genişletme operasyonlarının yanı sıra, ruhsal rahatlama yoluyla kan basıncını düşürmek, yangısal süreçleri kontrol altına almak için için gevşeme egzersizleri ve meditasyondan yararlanabilir. Akupunktur yardımıyla da, nörotransmitter dengesi sağlanıp, maksimum iyileşme potansiyeline ulaşılabilir.

    Doğal yöntemlerden, benim özellikle başarılı bulduğum ve uyguladıklarım arasında, hipnoterapi, meditasyon, aktif imgelem, Japon psiko-ruhsal gelişim teknikleri, nefes eğitimi, Geleneksel Çin tıbbı ve akupunktur, homeopati ve fitoterapi (bitkisel tıp) bulunmaktadır. Bu yöntemlerin ortak özellikleri, hepsinin, bilimsel araştırmalara konu olmuş ve etkinliklerinin gösterilmiş olmasıdır. Bu arada, doğal metotlarla ilgili bilimsel verilerin sayısının henüz çok sınırlı olduğuna dikkat çekmek isterim.

    Hangi hastalıklar holistik tıp tarafından tedavi edilebilir?

    Kalp-damar hastalıkları, ülser, kolit, artritler, nörolojik yıkım hastalıkları, migren, kadın hastalıklarının pek çoğu, menopoz bulguları, panik, anksiyete bozukluğu, depresyon, kanser gibi hemen tüm hastalıkların tedavisinde holistik tıp etkilidir.

    Ayrıca, genel ruh-beden sağlığı takip ve korunmasında da çok işlevseldir. Kişinin sağlık düzeyi ne olursa olsun, yaşam kalitesi üzerinde olumlu etki yapar.

    Holistik Tıp konusunda yasal düzenlemeler nelerdir?

    A.B.D.’de Holistik Tıp Birliği, 1978 yılında kurulmuştur (American Holistic Medical Association). Amacı, holistik tedavilerin çerçevesini çizmek, belirli bir disiplin içinde öğrenilir ve uygulanır olduğunu güvence altına almak ve sistemi tanıtıp yaygınlaştırmaktır. Günümüzde dünyanın pek çok ülkesinde holistik tıp oda ve birlikleri açılmaktadır.

    Doğal tedavi yöntemlerinin bilimsel değerlendirme kapsamına alınmasında en önemli adım, 1991 yılında Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından atılmış, şimdi çok geniş bir bütçeye sahip olan ve doğal tıp konusunda sayısız bilimsel çalışmayı kontrol ve finanse eden Tamamlayıcı ve alternatif Tıp Ulusal Merkezi açılmıştır.

    Avrupa ve Amerika’nın en iyi üniversitelerinde holistik tıp departmanları açılmakta, en gelişmiş hastanelerinde uygulanmaktadır. Amerikan halkının yarısından fazlası, holistik sağlık hizmetlerinden yararlanmaktadır.

    Ülkemizdeyse, henüz yalnızca akupunktur konusunda yasal düzenlemeler yapılmıştır.

    Holistik doktorun diğer doktorlardan farkı nedir?

    Holistik doktor, standart tıp eğitiminin yanı sıra, bilimsel etkinliği gösterilmiş, ciddi doğal tıp yöntemleri konusunda da eğitim almış olan hekimdir.

    Dünyanın pek çok dilinde, örneğin Japoncada, doktor anlamına gelen ‘’sensei’’ sözcüğünün açılımı, ‘’öğretmen’’ demektir. Tarih boyunca hekim, bireylerin ve toplumların olumlu yönde değişimlerinde, önderlik eden bir öğretmen olmuştur.

    Oysa günümüzde, hasta ve hekim arasındaki dayanışma kopmuş; hekimler, hastalarına, arızası giderilmesi gereken birer makine gibi yaklaşan teknisyenlere dönüşmüştür. Holistik tıp bu yaklaşımın yerine, çok daha insancıl ve etik bir ilişki kurulmasını amaçlar. Hasta ve hekim, ast-üst ilişkisi yerine, eşit ve dayanışmacı bir işbirliği kurar. Holistik tedavide, kullanılan yöntemler kadar terapistin kişiliği de büyük önem taşır.

    İyi bir holistik hekimin yetişmesi, çok daha uzun süreli bir eğitim, yatırım ve emek ister. Günümüz tıp eğitimi henüz bunu sağlamaktan uzaktır. Bu nedenle, dünyada halen, kendi olağanüstü gayret ve emekleriyle yetişmiş çok az sayıda gerçek holistik hekim vardır.

    Holistik tıp, ruh sağlığı konusunda nasıl bir yaklaşım içindedir?

    Doğumla başlayıp ölümle biten yaşam yolculuğu, modern zamanlarda oldukça zorlu bir serüvene dönüşmektedir. Teknolojik gelişmeler, bir yandan yaşamı kolaylaştırırken, diğer yandan bildiğimiz tüm değer ve anlam kalelerini yıkmaktadır. Aidiyet, tek ruh olma duyguları, dünyayı değiştirme ve daha özgür, daha eşit ve daha coşkulu bir yer haline getirme umutlarımız giderek azalmakta ve yalnızlaşmaktayız.

    İnsanlar sıklıkla, sevmedikleri, neye yaradığını bilmedikleri işlerde çalışarak ömür tüketiyorlar. İntiharlar, boşanmalar artıyor. Yaşadığımızı hissetmek için, daha çok tüketmenin dışında, yapabileceğimiz pek bir şey olmadığına inandırılıyoruz. Giderek güçsüz ve çaresiz hissediyoruz kendimizi. Yorgun ruhlar, hasta bedenlere dönüşüyor. Mutsuzlaşıyoruz.

    Dünya Sağlık Örgütü, 2020 yılı itibariyle, dünya genelinde kalp-damar hastalıklarından sonra gelen en önemli ikinci hastalığın depresyon olacağını bildiriyor.

    Bilimsel veriler, mutsuzluğun sadece bir duygu durumu değil, aynı zamanda ciddi bir sağlık sorunu olduğunu ortaya koyuyor. İşte bazı bulgular:

    Mutsuz insanların kanlarında, stres hormonları olan kortisol, adrenalin ve noradrenalin düzeyleri yükseliyor. Bu durum Tip 2 diyabet (şeker hastalığı), kalp hastalığı ve yüksek tansiyona yol açıyor. Yara iyileşmeleri gecikiyor. Vücudun savunma sistemi zayıf düşünce insanlar, enfeksiyonlara, alerjik akciğer ve cilt hastalıklarına, eklem romatizmasına ve kansere daha açık hale geliyorlar.

    Mutsuzluk ayrıca, sigara, alkol, uyuşturucu, yeme bozuklukları gibi kötü yaşam alışkanlıklarına da yol açarak sağlığımızı bozuyor.

    Mutsuzluğumuza çare olarak bize, ilaçlar öneriliyor. Bu ilaçların çoğu reçetesiz satılıyor, misafirliklerde ikram ediliyor. Oysa kullanıcıda zihinsel durgunluk yaratan, onları, sadece mutsuzluğu değil, mutluluğu da hissedemeyen robotlara dönüştüren, pek çok organın fonksiyonunu bozan antidepresanların kullanımında çok titiz olmak gerekiyor.

    İnsanların sorunlarının olması gayet normal olduğu gibi, her duygusal sıkıntı da hastalık olmadığını unutmamak gerekli. Hızla değişen hastalıklı bir dünyada yaşamaya ve anlam bulmaya çalışan insanların kendilerini kötü hissetmelerinden daha normal ne olabilir?

    Ünlü psikiyatrist Prof. Dr. Thomas Szasz’ın dediği gibi: ‘’…akıl hastalığı fikri bugün esas olarak, kişisel ve toplumsal ilişkilerdeki sorunları gözden saklamak için kullanılmaktadır.’’

    Duygu-mantık çatışmaları, ekonomik zorluklar, sevilen birinin kaybı, ilişki sorunları, amaç ve değer krizleri, meslek kaygıları, yaş dönümü bunalımları (ergenlik, ileri yaş) gibi durumlarla karşılaştığımızda doğru çözüm, ilaç kullanmak yerine, bize, yaşadığımız durum hakkında doğru bilgiler kazandıracak ve sıkıntımızı şefkatle paylaşabilecek bir kaynağa ulaşmaktır.

    Eğer şanslıysak, bu kaynak yakınımızda bir akraba ya da dost olabilir. Ama çoğu kez, yakınlarımızın bizimle ilgili konularda taraflı olmaları veya bizi sistemli olarak dinleyecek zamandan yoksun olmaları nedeniyle bu tür bir seçenek mümkün değildir.

    Dünyanın baş döndüren hızı ve ruhumuzun karmaşasıyla tek başına mücadele edememek, akıl hastası olduğumuz anlamına gelmez. Eğitimli, deneyimli, bilge, hoşgörülü, kendi yaşamında anlam ve bütünlük oluşturabilmiş bir rehberle birlikte, yaşamı daha anlamlı kılmak, ruh-beden sağlığını düzeltmek için çaba sarf etmek, ancak gerçekten aklı başında insanların yapacağı bir davranıştır. Holistik hekim, bu rehberliği sunar.

    Holistik Ruh Sağlığı, bir psikiyatrik tedavi modeli değildir. İnsanın, beynindeki organik bir bozukluğa bağlı olarak zihinsel ve bedensel hastalıklara yakalanma olasılığının yaklaşık %3 olduğunu ve bu nedenle ilaçlarla tedavi edilmesinin çogu olguda bilimsel bir dayanağı bulunmadığını göz önünde tutar.

    Bireyin, duygu, düşünce ve inanç haritasını, yaşadığı çevreyi, ekonomik koşullarının onu ittiği çıkmazları öncelikle ele alır. Ruhsal ve kişisel gelişim, insanın felsefi ve bilimsel eğitim yoluyla, kendisini tanıma ve gerçekleştirmesi ve böylece, sağlıklı ve doyumlu bir yaşam sürdürmesi hedeflenir.

    Holistik tıp sadece, hastanın kendisine ve etrafına zarar verme olasılığının söz konusu olduğu veya zaman alıcı bir ruhsal gelişim programının beklenemeyeceği acil durumlarda psikiyatrik muayene ve ilaç kullanımını destekler. Bu tür durumlarda, mesleğinde donanımlı bir psikiyatri uzmanıyla iş birliği yapılır.

    Ruh sağlığının beden sağlığından ayrılması ve hekim olmayan kişiler tarafından tedavi edilmesi yanlıştır. Bazı vitamin-mineral eksiklikleri, kronik nörolojik bozukluklar veya kanser gibi doku yıkımına yol açan hastalıklar da ruhsal sağlığı bozabilir. Tıp eğitimi almamış kişiler tarafından bu hastalıkların tanınamaması, ölümcül sonuçlar yaratabilir.

    Holistik hekim, ruhsal yakınmalarla başvuran her hastanın fiziksel sağlığını da çok özenli bir muayeneyle değerlendirir. Tedavisini düzenler. Gerekli durumlarda hasta, başka uzmanlık alanlarına yönlendirilir.

    Holistik Ruh Sağlığı programı, hekimin hastaya uyguladığı ve çok kısa sürede onu sorunlarından kurtaracak bir sihirli formüller yumağı değildir. Hasta ve hekim, bu programda birlikte çalışır. Hasta, kendi iç dünyasını tanımak ve düzenlemek için, hekimin rehberliğinde çaba gösterir.

    Galileo’nun dediği gibi:

    ‘’Gerçekte kimse, kimseye hiçbir şey öğretemez. Siz ona yalnızca içindekileri bulmasında yardımcı olabilirsiniz.’’

    Hiçbir olumlu ve gerçek değişimin, gerekli zaman ayrılmadan ve emek sarf edilmeden oluşamayacağını dikkate alarak, tedavide çok kısa sürede sonuç beklentisine girilmemelidir.

    Çalışmalar; paylaşım, tartışma, günlük tutma, kitap okuma, rüyaları değerlendirmeyi içerir. hipnoterapi, meditasyon, derin gevşeme, nefes terapisi, akupunktur, homeopati ve bitkisel tıp, tek başına başvurulan metotlar değil, ruhsal gelişim sürecinde gerekli görülen zamanlardauygulanan yardımcı yöntemlerdir.

    Doğal tedavi yöntemlerini kullanan, hekim olan ve olmayan çok sayıda insan var. Bunlara güvenebilir miyiz?

    Modern tıp eğitiminin tarihçesinin, sadece birkaç yüz yıllık bir geçmişi olduğunu göz önüne aldığımızda, binlerce yıldır insan sağlığında kullanılan yöntemlerin hepsinin, tıp fakültesi mezunları tarafından keşfedilip uygulandığını söylemek elbette mümkün değildir. Şifalı otlarla tedaviden akupunktura, meditasyondan modern tıptaki ilaçlara kadar sayısız yöntem, insanların doğayı ve insan bedenini yakından ve dikkatle gözlemlemeleri sonucu geliştirilmiştir.

    Bugün de, halk tababeti adını verdiğimiz, dedelerimiz ve nenelerimizin sahip olduğu, nesilden nesile aktarılan son derece değerli bir gözlem ve bilgi birikimi mevcuttur. Bundan yararlanmak gerekir. Batı’da, halk tababetinin yanı sıra, hayvanların hangi bitkilerden yararlandıklarını gözleyerek yeni ilaçlar keşfeden bilim adamları, dünyanın en saygın üniversitelerinin etnobotanik departmanlarında çalışmaktadır.

    Burada hassas nokta şudur: Günümüz teknolojisi, bize hastalıkların nedenleri ve tedavileri konusunda, çok önemli bilgilere ulaşma imkânı vermektedir. Bu bilgiler sayesinde, sadece gözleme dayalı geleneksel yöntemlerle sınırlı kalmamız bir zorunluluk olmaktan çıkmıştır.

    Öte yandan, sadece teknolojiyle sınırlı kalmak da, gözlemin getirdiği çok önemli ve kişiye özgü hastalık özelliklerinin atlanmasına yol açmaktadır. Bu durumda en doğrusu, tedavi eden kişinin, hem modern tıp hem de geleneksel doğal tanı ve tedavi bilgilerine, güçlü bir biçimde hâkim olmasıdır.

    Modern tıp tanı ve tedavi yöntemlerini bilmeyen birisi, tümöre bağlı bir baş ağrısını veya epilepsiyi otlarla tedavi etmeye kalkışabilir.
    Çoğu kez en çaresiz hastaların başvurduğu doğal şifa alanında, insanlar maddi ve manevi istismara son derece açık durumdadır. Hiçbir bilimsel temeli olmayan, yüzde yüz iyileşme iddiasıyla astronomik fiyatlara satılan ot karışımları veya sözde şifacılık uygulamaları, çaresiz hastaların o dönemde en çok ihtiyaç duydukları iki olgu olan zaman ve parayı, onlardan acımasızca çalmaktadır.

    Tüm bu bilgiler kapsamında söylenebilecek yegâne şey, hastaların mutlaka, bilimsel ve etik bir tıbbi hizmet sunan, yeterli eğitime sahip uzmanlardan yardım almaları gerektiği olacaktır.

    Holistik Tıp tedavisinde başarı şansı nedir?

    Dünya Sağlık Örgütü, sağlığı, sadece hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, insanın, ruh, beden, akıl ve sosyal yönden tam bir iyilik hali olarak tanımlamaktadır. Holistik tıp, tüm bu alanlarda bilinçlenme ve tedavi amacını güder.

    Holistik tıp, mevcut modern ve geleneksel tedavi seçeneklerini bir arada kullanması nedeniyle, tedavide başarı şansını çok ciddi biçimde arttırır ve her koşulda hastaların yaşam kalitesini yükseltir.

    ÖZET

    Holistik Tıp:

    İnsanı ruhsal, bedensel, sosyal ve ekolojik bütünlüğü ile ele alan,

    Tanı ve tedavide, modern ve doğal tıbbın tüm olanaklarından yararlanan,

    Doğanın iyileştirme gücüne destek olan ve yan etkisiz yöntemlere öncelik veren,

    Hekimle hasta arasında dostluk ve güvene dayalı, eşit bir ilişki kuran,

    Hastayı tedavi sürecine aktif olarak dâhil eden ve eğiten,

    Her insan farklı olduğu için, hastalığa değil hastaya odaklanan bir tıp modelidir.

    Holistik Tıp kapsamı içinde sunulan tedavi programları:

    Morita ve Naikan Ruhsal Tedavileri

    Akupunktur

    Bitkisel Tıp

    Homeopati

    Hipnoterapi

    Meditasyon

    NLP- Bireysel Gelişim

    Biyoenerjetik Terapiler (Qi-Gong, Cranio-Sacral)

    Yararlanabilecek hastalık gruplarından bazıları:

    Ruhsal hastalıklar (depresyon, stres, panik atak, anksiyete, uykusuzluk)

    Ağrılar (migren, kanser, romatizma, ameliyat sonrası ağrıları)

    Nörolojik hastalıklar (MS, ALS, Parkinson)

    Vücut savunmasını güçlendirme (kanser, tekrarlayan enfeksiyonlar)

    Kötü alışkanlıklar (sigara, alkol, uyuşturucu)

    Alerjik reaksiyonlar (astım, saman nezlesi, egzama)

    Cilt sorunları (aşırı terleme, kaşıntı, ağız yaraları)

    Mide-barsak hastalıkları (ülser, kolit, konstipasyon)

    Kadın Hastalıkları (adet düzensizlikleri, kısırlık, menopoz)

    Holistik Tıp, ruhsal ve bedensel pek çok hastalığın, hemen her aşamasında, tedavi edici veya hastanın yaşam kalitesini arttırıcı etkiye sahiptir.

  • Holistik tıp

    Doktorluk, çocukluk yılları otuz beş kırk yıl geride kalanlarımızın zihninde, ateşler içinde yanan minik kızı, hasta yatağında muayene ettikten sonra, çantasından çıkardıgı bir ilaç ya da yaptığı enjeksiyonla, ölümün karanlığından yaşamın kıyısına çekip çıkaran, sonra da aileyi teskin eden babacan bir figürle özdeşleşmisti. Doktorun, minik kızın başina dokunan eli bile, tek başına şifa vermeye yeter gibi görünürdü bize. Ne E-mar raporları vardı ortada, ne de ileri laboratuar analizleri. Sadece şefkatli bir doktor, bir dinleme aleti, rahatlatan sözcükler ve bir de o mucizevî iğne ve tabletler. Adeta büyülü bir durumdu bu…

    Ben de o büyünün peşine takılıp gidenlerdenim. Çok küçük yaşlardan beri, ateşler içinde yanan küçük çocuklari, evlatları başucunda ağlaşan hasta anneleri hayata döndüren o doktorlardan olmayı düşledim. Kader, emek ve zaman bana bu imkânı verdi, ne mutlu !

    O yıllardan bu günlere çok şey değişti. Ben de, pratisyen zorunlu hizmet yılları, çocuk cerrahisi asistanlığı, bilimsel araştırıcılık gibi, tıbbın hemen her alanında, üstelik dünyanın hemen her tarafında eğitim görür ve çalışırken, bu değişimin, hiçbir kültür ayırımı gözetmeksizin tüm kurumları ve insanları etkilediğini gözlemledim.

    Önce, pek çok yeni tanı yöntemi ortaya çikti. Çok hızlı, çok detaylı bilgiler veren bu yöntemler giderek biz doktorlarda, özenli hasta öyküsü almanın, dikkatli bir muayenenin, hasta ve yakınlarıyla, güven ve şefkate dayalı ilişkiler kurmanın pek demode, pek ciddi bir zaman kaybı ve gereksizlik olduğu kanısını yaratmaya başladı. Üstelik hastalar da bu değişimden nasiplerini alıyorlardı. Dönemin en moda cihazlarıyla yapılan tetkiklerden istemeyen hekimlerin, hastaları tarafından, yeniliklerden habersiz ve yetersiz olarak algılanmaları işten bile değildi.

    Hastaneler artık tanıtımlarını, sahip oldukları yeni cihazlarla yapıyorlardı. İlaç sanayi giderek gelişiyor, şık ambalajlı ilaçlar eczane raflarında dizilirken, eczacının terazisi, havanı ve boy boy şişeleri, antikacı dükkânlarını süslemeye başlıyordu. Her şey çok teknik, çok göz alıcı ve bir o kadar da yabancıydı. Uzay aracı kumanda odalarına benzeyen görüntüleme merkezlerinde, bırakın şefkatli bir elin rahatlatmasını, üsümemeyi umabiliyordunuz en çok. Hekim ve hasta arasındaki dinleme aleti köprüsü, ne kadar direnebilirdi ki bu bilgisayarlı metal heyulalara!

    Elbette dinleme aletinin yakalayamayacağı kalp üfürümlerini, akciğer kanseri bulgularını, beyin tümörlerini yakalayabilmek, insanlık ve tıp adına muhteşem gelişmelerdi. Elbette, daha önce ölümcül olan enfeksiyonları silip süpüren antibiyotikler, kanserli hastaları hayata döndüren kemoterapi ilaçları ve cerrahi teknikler, havai fişeklerle kutlanası buluşlardı.

    Ama hem hastalar, hem de hekimlerin bir kısmı, tüm bunlara rağmen bir şeylerin eksik olduğunu, hatta bu eksikliğin, eskiden var olup da, zamanla yitip giden bir şey olduğunu sezinliyorlardı. O köprü müydü yoksa kopan, hasta ve hekim arasında? Ve zamanla insanlar, yeni arayışlara girdiler; o köprüyü tekrar kurabilmek için…

    İşte ‘’Holistik Tıp’’, o köprünün adıdır. Hastayla hekim, ruhla beden, teknolojiyle doğa ve teknisyen hekimlikle şifacılık arasındaki o köprünün adı. Kırk yıl öncesinin düşlenen mesleğini, bugünün bilimsel gelişmeleriyle tanıştıran, buluşturan akıl ve gönül yoludur. Tıp bilim ve sanatının bileşkesidir. Şimdi, soru ve cevaplarla, holistik tıbbın ne olduğuna biraz daha yakından bakalım:

    Holistik Tıp nedir?

    ‘’Holistik’’, tümü kapsayan, bütüncül anlamına gelen bir sözcüktür. Tıp sözcüğüyle birlikte kullanıldığında ise, arzulanır düzeyde bir sağlıklılık durumu için, fiziksel, duygusal, sosyal ve manevi boyutların tümünün dikkate alındığı bir modeli tanımlar.

    Düşünce ve duygularımız, nörolojik sistem ve dolaşım sistemi aracılığıyla bedenimizi doğrudan etkiler. Aynı yolla, bedensel sağlık da beyne gönderdiği sinyallerle duygu ve ruh durumumuzu şekillendirir. Milyarlar ve milyarlarca nörotransmitter, peptid, hormon gibi kimyasal molekül, beyni bedene, bedeni beyne bağlar. Yani, beyin ve beden birbirinden bağımsız çalışan organ ve sistemler değildir. Holistik Tıp bu nedenle, kullandığı metotlarla, tüm sistemi birlikte ele alır.

    Hekimlerin yeminini ederek mesleğe başladığı Hipokrat, ‘’İçimizdeki doğal iyileşme gücü, şifa için en önemli kaynaktır’’ der. Holistik hekimin görevi, dışarıdan tedavi edici bir madde vermeden önce, bu iyileşme gücünü harekete geçirmektir.

    Tedavide, bilimsel dayanağa sahip ve yan etkisiz geleneksel doğal tedavi modellerine de yer verir. Hastaya zarar vermemek en temel ilkedir. Hastanın eğitilmesi ve tedavi sürecinde sorumluluk alması, holistik tıbbın ana ilkelerindendir