Yazar: C8H

  • Dermatolojik hastalıklarda hastaların yanlış bildikleri

    DERMATOLOJİK HASTALIKLARDA HASTALARIN YANLIŞ BİLDİKLERİ

    Alerji, egzema, sedef, vitiligo kelimeleri dermatoloji polikliniklerinde hasta-doktor arasında geçen konuşmalarda sıklıkla kullanılır. Sık kullanılan kelimeler olmalarına rağmen, aslında çoğu kez hastalar doktorun dediğini değil kendi bildiğini düşünür. Çünkü toplumda bazı kelimeler üzerinde edinilmiş yaygın inanışlar vardır. Bu inanışlar kısa sürelerde değiştirilememektedir.

    “Alerji” bir hastalık değildir. Bu terim bir maddeye verilen anormal yanıt anlamında kullanılır. Yani pek çok hastalık içinde yer alabilen tepkidir. Günlük konuşmalarımızda hastalarımız “alerji” oldum dediğinde aslında çok farklı hastalıklar olabiliyor.

    “Alerji” denen hastalıklar arasında:

    • Generalize pruritus(yaygın kaşıntı)
    • Ürtiker (Kurdeşen, dabaz)
    • Kontakt dermatit
    • Strofulus (böcek sokması)
    • Atopik egzema
    • Diğerleri…

    olabilmektedir. Bunların her biri ayrı hastalıklar olmasına rağmen alerji denmektedir. Alerjik göz hastalıklarından tutun solunum yolu hastalıklarına kadar yaygın hastalıklar vardır.

    “Egzema” diye bir hastalık yoktur. Bu başlık altında pek çok hastalık vardır:

    • Atopik egzema
    • Kontakt egzemai
    • Seboreik egzema
    • Kuruluk egzeması
    • Diğerleri

    Bütün bunlar ayrı ayrı hastalıklardır. Her biri ayrı ayrı değerlendirilir.

    “Karaciğer ya da akciğerden kaynaklana deri hastalıkları çok çok nadirdir. Ama nedense her cilt hastalığında “ciğer” suçlanır. Geçmeyen, uzun süren deri hastalıklarında bu inanış yaygındır.

    “Sedef hastalığı geçmez''. Aslında sedef hastalığı tedavi edilen bir hastalıktır. Ama yineleyebilir.

    “Geçmeye, uzun süren hastalıklarda İĞNE(!) tedavisi yapılamalıdır''. Bu da yanlış bir inanıştır. İlaçların ampul, flakon formları sadece hızlı etki başlangıcı yönünden etkilidir. Tabletler, kapsüller ya da krem, merhemler de aynı etkiyi gösterir.

    “Kortizon iğnesi egzemayı(!), alerjiyi(!) bitirir. Kortizonlar doktor kontrolünde dikkatli kullanılması gereken ilaçlardır. Çok ciddi hormonal ve metabolik soruna yol açabilirler.

    “Yağlı yiyecekler, kuruyemiş, yumurta vs. akneyi artırır.” Akne besin ilişkisi her hastada aynı derecede değildir. Çoğu zaman besin kısıtlamasına gerek yoktur.

    Vitiligo halk arasında ala hastalığı olarak bilinmekle beraber yanlış olarak “sedef” diye isimlendirilmektedir. Sedef hastalığı ayrı bir hastalıktır.

    Saçkıran (alopesi areata ) mantar ya da bakteri hastalığı değildir. Bulaşıcı değildir.

    Aslında televizyon, internet ve gazetelerden yaygın olarak verilen sağlık bilgileri fayda yerine zarar verebilmektedir. Hastalarımız yanlış bilgiler edinebilmekte, edindikleri bilgileri yanlış yorumlayabilmektedirler.

  • EMZİRME DÖNEMİNDE OLUŞAN MEME İLTİHABI VE KORUNMA YOLLARI

    EMZİRME DÖNEMİNDE OLUŞAN MEME İLTİHABI VE KORUNMA YOLLARI

    Süt verme dönemindeki kadınların memesinde oluşan enfeksiyona Laktasyon Mastiti veya Puerperal mastit denir

    Mastit genelikle doğumdan sonra tek taraflı olarak memenin kızarması, ısınması ve şişmesi şeklinde kendini gösterir. Emzirme meme ağrısına sebep olur ve tam olarak memedeki süt boşalmaz. Buna ilaveten koltuk altı bezlerinde şişme, halsizlik ve yüksek ateş görülebilir. Mastit  çoğunlukla doğumu takiben birkaç haftanın içinde görülmekle beraber emzirmenin herhangi bir  döneminde de görülebilir (ilk 40 gün içinde olursa buna Lohusa mastiti denir).

    Eğer mastit erkenden uygun şekilde tedavi edilmezse, memede abse oluşabilir ve bu durum cerrahi bir müdahale (Abse drenajı) gerektirebilir.

    MASTİTİN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    a)Erken dönemde

    Ağrı, Kızarıklık, Bölgesel sıcaklık artışı, Sertlik

    b)İleri dönemde

    Vücut ateşinin yükselmesi, Aşırı yorgunluk gibi  belirtiler  görülebilir. Bu tür belirtiler görüldüğünde derhal doktora başvurmalıdır.

    LAKTASYON MASTİTİ NEDEN  OLUŞUR ?

    Eğer emzirme sonrasında, süt kanallarından birinin tıkanması nedeniyle meme içinde süt birikmiş olarak kalırsa, biriken süt enfeksiyona yol açabilir.

    Bakteri; bebeğin ağzından, annenin meme cilt yüzeyinden veya meme başındaki bir çatlaktan süt  kanallarından birinin içine girebilir.

    Mastitin en önemli nedenlerinden biri kötü emzirme tekniğidir

    MASTİT OLUŞMASINI  KOLAYLAŞTIRICI  FAKTÖRLER NELERDİR?

    • Doğumdan sonraki emzirme döneminin ilk birkaç haftası
    • Meme başında  çatlak  bulunması
    • Emzirme sırasında tek bir pozisyonun kullanılması (memenin tamamen boşalması mümkün olmayabilir)
    • Aşırı yorgunluk ve stres
    • Kötü beslenme
    • Sıkı iç çamaşırı giymek​

    MASTİTİN TEDAVİSİ NASILDIR?

    Antibiyotik tedavisi; Emzirme dönemine uygun bir antibiyotik mutlaka kullanılır (Hekim tarafından belirlenen)

    Emzirmeden önce memeye masaj yapılması ve ılık ıslak kompresler uygulanması süt kanallarının açılmasına yardım edecektir. Meme enfeksiyonunun gerilemesi için memede süt birikmemesi çok önemlidir. Bunun için eğer mastitli memeden gelen sütün rengi çok bulanıksa, sütün rengi normale gelene kadar pompa aracılığıyla boşaltılması, emzirilmemesi ve sütün birikmesinin  önlenmesi önerilir. Ayrıca diğer memenin de emzirilmesi veya boşaltılması unutulmamalıdır. Memedeki çatlaklar ve yaralar enfeksiyon ihtimalini artırır. Bu tür yaraların uygun ilaçlarla tedavi edilmesi gerekir.

    MASTİT OLURSA EMZİRMEYİ BIRAKMAK GEREKİR Mİ?

    Çok nadir durumlar (iyileşmeyen inatçı meme abseleri) dışında emzirmeyi bırakmak gerekli değildir. Tam tersine süt kanallarındaki sütün birikimini önlemek için emzirmek önerilr.

    MEME ABSESİ NEDİR VE NASIL TEDAVİ EDİLİR;

    Eğer mastit erkenden uygun şekilde tedavi edilmezse, memede abse oluşabilir ve bu durum cerrahi bir müdahale gerektirebilir. Mastit ile absenin ayrımı meme Ultrasonografisi ile mümkündür.

    Abse drenajının genel anestezi altında yapılması daha iyi sonuç verir.Abse odaklarının tümü açılmalı,birleştirilmeli ve iyi bir drenaj elde edilmelidir. İyileşmesi geciken durumlarda abseli bölgeden kanser şüphesini ortadan kaldırmak için biyopsi ve uygun antibiyotik seçimi için kültür yapılmalıdır.

    EMZİREN ANNELER MEME ENFEKSİYONLARINDAN NASIL KORUNUR?

    Emzirme doğru şekilde yapılmalıdır, memenin tam olarak boşaldığından emin olunmalıdır. Meme ucunda çatlak ve yara oluşmasını engelleyici tarzda bakım yapılmalı ve çatlak önleyici kremler kullanılmalıdır. Hijyene çok dikkat edilmelidir. Meme başı bakımına dikkat edilmelidir

  • Mantar

    Mantar enfeksiyonu

    Mantarların doku ve organlar da çoğalması ve hasar oluşturmasına mantar enfeksiyonu adı verilmektedir. Mantarlar en basit canlılar olduklarından çoğalmaları için ısı, nem ve besin yeterli olmaktadır.

    Yüzeyel mantar enfeksiyonları: Mantarların deri ve ağız içi dahil iç organlarımızı örten mukoza dediğimiz dokulara travma ya da zedelenme
    sonucu yerleşmeleri ve çoğalmaları ile oluşabilmektedir.

    Sistemik mantar enfeksiyonları: Mantar hücrelerinin solunması ve akciğer dokusuna yerleşip kan yolu ile diğer organlara taşınması ile
    oluşabilmektedir.

    Mantarların bulaşma yolları nelerdir?

    İnsandan – insana bulaş: Direk temas ya da ortak eşya kullanımı sonucu oluşmaktadır. Özellikle kışla, yurt, hamam, sauna gibi toplu yaşam
    alanlarında ortak havlu, terlik, mantar bulunan bölgeye direk temas gibi nedenler ile oluşmaktadır.

    Hayvandan – insana bulaş: Hayvanlarda bulunan enfeksiyonun temas ile insana bulaşması söz konusu olabilmektedir.

    Topraktan – insana bulaş: Özellikle tarım ile uğraşanlarda ve toprak ile teması olanlarda bu tür bulaş söz konusudur.

    Mantar hücresi ile karşılaşan her insanda enfeksiyon oluşabilir.

    Özellikle riski artıran faktörler:
    Beslenme bozukluğu ve yetersiz beslenmek
    Uzun süreli antibiyotik tedavisi almak
    AIDS, kanser gibi bağışıklık sistemini bozan hastalıkların olması
    Bağışıklığın yeterince oluşmadığı çocukluk çağı ve ileri yaşlarda olmak
    Alkol kullanmak
    Diabet (şeker hastalığı) gibi dolaşım sistemi yetersizliği yapan hastalıkların varlığı

    Mantardan korunma yolları :
    Hijyene dikkat edilmesi, ortak eşya kullanılmaması, ayakkabıların ve çorapları sık değiştirilip nemliliğin önlenmesi ve vücut temizliğinin
    sağlanması en önemli tedbirlerdendir. Kalabalık yaşam alanlarında temasın önlenmesi amacı ile çıplak ayakla yere temas edilmemesi diğer bir tedbir yöntemidir.

  • İstenmeyen Gebelikler ve Kürtaj

    İstenmeyen Gebelikler ve Kürtaj

    Planlanmayan ve korunmasız ilişki sonrasında ve/veya bazende gebelikten korunmanın yanlış uygulanması durumlarında istenmeyen hazırlıksız gebelikler gibi istenmeyen gebeliklere neden olabilmektedir.

    Gebelik oluştuğu zaman gebeliğin kaç haftalık olduğu ve yerleşim yeri çok önemlidir.
    Bazen dış gebelik ve/ veya dış ve iç gebeliğin birlikte seyrettiği heterotropik gebelik denilen durumlar olabilmektedir.

    Gebelikle birlikte risk farktörleri ve gebelik haftası birlikte değerlendirildikten sonra hasta ve varsa eşi kürtaj hakkında bilgilendirilmeli, onayı alınmalıdır.

    Tıbbı tahliye ve/ veya Kürtaj işlemi lokal veya genel anestezi altında kadın hastalıkları uzmanı tarafından yapılmalıdır. 

    Kürtaj işlemi sırasında Vakum Aspiratop Kürtaj seti kullanıldığı için eskiden yaşanılan rahim zedelenmesi ve rahim delinmesi işlemi artık neredeyse yaşanmamaktadır.

    Kürtaj işlemi kişiden kişiye ve gebelik durumuna göre 5 ile 15 dakika arasında sürmekte olup.Operasyon sonrası kontrol ultrasonla rahim içinin kontrolu gerekir.Kürtaj işleminin başarılı birşekilde sonlandırılması ve rahim içinde parça kalmadığından emin olunması gerekmektedir.

    Kürtaj işlemi sırasında ve sonrasında hastanın kanaması olmaması için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir. Kürtaj işlemi tam basitbir işlem olmayıp hastane ortamında veya tam teşekküllü Kadın doğum Merkezlerinde yapılması önerilmektedir.

    Kürtaj işleminden sonra hastanın kendini iyi hissedinceye kadar ortama 30-60 dk kadar yatması ve dinlenmesi gerekmektedir.

    Ülkemizde yasal kürtaj süresi 10 ( yanlızca on haftaya ) kadar kabul edilmektedir. İdeal süre 4 hafta ile 8 hafta arasında olup bu süreyi asla aşılması önerilmemektedir.

    18 yaşını doldurmuş tüm bekar bayanlar kendi isteği ile yasal sınırlar içerisinde müdahale- kürtaj olabilir.

    Kürtaj işlemi sonrasında adet kanamasını geçmeyecek kadar az miktarda kanama olabilmekte ve kürtaj sonrası günlük yaşantınıza kısmen gerei dönebilmektedir.Çok dikkat gerektiren işlerin ve motorlu taşıtların kullanılması aynı gün içinde önerilmez.

    Kürtaj sonrası hastanın durumuna göre verilecek bazı ilaçların kullanılması ve kontrole gelmesi,herşeyden daha da önemlisi Acil bi durum karşısında 7/24 kürtaj yapan doktoruna ulaşabilmesi (GSM vs) önerilmektedir. 

    Kürtaj sonrası tekrar gebe kalınamaz diye bir kural yoktur.Tıbbi kurallara uygun yapılan kürtajlar sonrasında gerekli tedavide alınmışsa tek gebe kalınabilinir.Gebelikler oluşabilir,ilerde planlanan gebelikler oluşabilir.

    Kürtaj olmadan önce gebeliklerden korunma yöntemleri hakkında gerekli ve doğru bilgi edinmek, kürtaj olmayı önlemeye yeter de artar.

  • Alerjiler

    Allerji, normalde zararsız olan maddelere karşı bağışıklık sisteminin aşırı tepki vermesidir. Atopi; normalde zararsız olan maddelere karşı, “İmmunglobulin E” adı verilen bağışıklık sistemi maddelerinin aşırı miktarda yapılması özelliğidir. Bu özellik genetik olarak kazanılmaktadır.

    ALLERJİK HASTALIK BULGULARI NELERDİR ?
    Deride
    Ürtiker :
    Değişik büyüklüklerde olan kaşıntılı kabarıklıklardır. “Kurdeşen olarak adlandırılır.
    Anjioödem:
    Derinin alt tabakalarında sıvı birikmesi yani ödem ile ortaya çıkan şişliklerdir. Genellikle yüz, göz kapakları, dudaklar ve genital bölgede oluşur.
    Döküntüler:
    Kırmızı, ince kabuklu, deriden hafif kabarık plaklar , su toplaması ya da pek çok döküntü şekli olabilir.

    Göz ve üst solunum yollarında
    Gözlerde kızarıklık ve kaşıntı,
    Burun tıkanıklığı ya da burun akıntısı,
    Burunda kaşıntı ve hapşırma.
    Alt solunum yollarında
    Solunum zorluğu,
    Hışırtılı solunum (vizing),
    Öksürük.
    Kalp ve damar sisteminde
    Çarpıntı (nabız sayısında artma),
    Tansiyon düşüklüğü.
    Mide-barsak sisteminde
    Bulantı – kusma,
    Karın ağrısı ya da karın krampları.
    Sinir sisteminde
    Şuur bulanıklığı,
    Bayılma
    Anafilaksi (allerjik şok)

    Nadir de olsa tüm sistemlere ait bu bulguların hepsi birarada görülebilir ve anafilaksi olarak adlandırılır. Allerjik reaksiyonların en ağır şeklidir.

    Allerjik hastalıklar:
    Atopik dermatit
    Ürtiker ve anjioödem
    Lateks alerjisi
    İlaç allerjisi
    Gıda allerjisi
    Allerjik rinit
    Allerjik konjunktivit
    Astım (bronşiyal astma)
    Arı alerjisi

    ALLERJİ TESTLERİ
    Allerji varlığı ortaya koyan testlerdir. Mevcut hastalığın allerjik bir nedeni varsa onu belirleyen testlerdir.

    ALLERJİ TESTLERİ HANGİ HASTALIKLARDA YAPILIR
    Egzamalar (kontakt dermatit ve atopik dermatit)
    Deri allerjileri (ürtiker ve anjioödem)
    İlaç allerjileri (bazılarında)
    Solunum yolu allerjileri (allerjik nezle ve astım)
    Gıda allerjileri

  • İki Doğum Arası Süre Ne Kadar Olmalı ?

    İki Doğum Arası Süre Ne Kadar Olmalı ?

    İlk bebeğe sahip olduktan sonra çiftler aynı duyguyu tekrar yaşamak ve yeniden çocuk sahibi olmak isterler. Kalabalık bir aileye sahip olmak ve çocuklarının bir kardeşe sahip olması çoğu çiftin hayalidir.

    Eski dönemlerde bu durumun sakıncası dahi sorgulanmazken günümüzde gerçekleşen doğumun ardından yeni bir doğumun gerçekleşmesi için ne kadar sürenin gerekli olduğu çiftlerin merak ettiği önemli konulardan birisidir.

    Doğum çok kompleks gibi görünen fakat oldukça basit, fizyolojik bir olaydır. Kadın vücudunda hormonlar, rahim ve bebek mükemmel bir uyum içerisinde çalışarak doğumun gerçekleşmesini sağlar.

    Kadın vücudunda kompleks bir çalışma ile gerçekleşen “iki doğum arasındaki süre ne kadar olmalıdır?”

    Toplumumuzda “birlikte büyüsün” gibi düşüncelerle sahip olunan çocukların arasında çok yaş farkı bulunmamaktadır. Çoğu kardeşlerin arasındaki yaş farkı oldukça düşüktür. Ancak kadının iş hayatında eski dönemlere göre daha aktif yer alması, hayat pahalılığı gibi sebeplerden en önemlisi de bilinçli olmaktan ötürü bu duruma günümüzde nadiren rastlanmaktadır.

    Günümüzde çoğu çift kültürel ve ekonomik nedenler dolayı yani dış faktörlerden ötürü tek çocuğa sahip olmaktadırlar ancak bazı çiftler de çocuğunun bir kardeşi olmasını istedikleri için 2 ya da daha fazla çocuğa sahip olurlar. Eski dönemlere oranla çiftler ve özellikle kadınlar kadın doğum ile ilgili bazı konularda daha bilinçli. Bu nedenle eski dönemlere oranla bilinçsiz kalınan gebelik ya da yapılan doğum oranı bir hayli düşüktür. Asıl konumuz olan “iki doğum arasındaki süre ne kadar olmalıdır?” sorusunun yanıtına dönmek gerekirse;

    Gebelikler arasında olması gereken süre, doğumun gerçekleştiği günden ikinci gebeliğin başladığı güne kadar geçen süreye göre hesaplanmaktadır. Yani her iki gebeliğin başlangıçları arasındaki süreye göre, iki doğum arasındaki süre hesaplanmaktadır. Dünya sağlık örgütü (WHO) gebelik arasındaki sürenin 2 yıldan az olmasının birtakım riskleri beraberinde getirdiğini ortaya koymuştur. Özetle 35 yaş altında kadınlarda iki gebelik arası 2 yıl; yaş ilerlemesi faktöründen kaynaklı da 35 yaş üstü kadınlarda da 1 yıl ara vermek gerekmektedir. Sezaryen doğum yaptıktan sonra tavsiye edilen en uygun ara normal doğum ile aynıdır. 2 yıldan kısa aralık olması haricinde 5 yıldan uzun aralık olması da ikinci gebelikte bazı riskleri arttırdığı yapılan araştırmalar sonucunda belirlenmiştir. Bu araştırmalar iki normal doğum, iki de sezaryen doğum yapan kadınlar üzerinde yapılmış ve araştırmaların neticesinde iki doğum arası uygun olan sürenin altında doğum yapan annelerin çocuklarında riskle karşılaşılma olasılığının arttığı saptanmıştır.

    Kadınlarda iki doğum arası sürenin uygun olmaması halinde karşılaşılabilecek olan söz konusu riskler;

    1. Kadında anemi riski artar.
    2. Erken doğum ve PPROM riski
    3. Doğumsal anomali
    4. Bebeğin düşük kiloya sahip olması
    5. Otizm
    6. Ölü doğum
    7. Bebeğin anne sütünü kısa bir süre emmesidir.

    Peki, kadın düşük yaptığı takdirde yeniden gebeliğin gerçekleşmesi için ne kadar süre beklemelidir?

    Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından düşük yapan kadınların yeniden gebe kalabilmek için en az 6 aylık bir süre beklemeleri uygun görülmüştür.

  • Tırnak hastalıkları

    Sağlıklı tırnaklar hep daha çekicidir. Onlar kişinin, alışkanlıklarını ve sağlığını yansıtırlar.
    Tırnaklar el ve ayak parmak uçlarında bulunan deri hücreleri tarafından üretilir. Tırnakların keratinden oluşan bir yapıları vardır. Bu dayanıklı protein, sadece saçta ve deride bulunur. Tırnağın kendisi farklı tabakalardan oluşur.
    Tırnaklar, saç gibi, matrixten büyür.Yaşlı hücreler büyüdükçe yerlerini yenileri alır. Bunlar sıkıştırılmış, yassılaştırılmış ve sertçe şekillendirilmiştir. Tırnakların günde ortalama büyümeleri 0,1 mm’dir. Bu oran, yaşa, yılın zamanına, aktivitelere bağlı olarak değişebilir.
    El tırnakları, ayak tırnaklarından daha hızlı büyür. Dominant el veya ayağın tırnakları diğerine göre daha hızlı büyür.Tırnaklar kışa nazaran yazın daha hızlı büyür. Kadınların tırnakları erkeklerinkinden daha hızlı büyür. Ancak hamilelik ve ileri yaş dönemlerinde farklılıklar olabilir. Tırnakların uzaması/büyümesi hastalıktan ve hormonal bozukluklardan da etkilenir.
    Tırnaklar yerleşimlerine bağlı olarak, yıpranmaya daha çok müsaittirler.Tırnak hastalıkları, tüm deri hastalıklarının %10 ‘unu oluşturur. Çoğumuz, ömür boyu en az bir defa parmaklarımızı kapıya sıkıştırmışızdır. Ayak tırnaklarımızda batma ya da dolamaya dayanmak
    zorunda kalmışızdır. Genellikle küçük tırnak yaralanmaları zamanında iyileşirler. Ancak ciddi yaralanmalar veya hastalıklarda, profesyonel tedavi gerekir. Bazı belirtiler tırnak hastalıklarına işaret edebilir.Tırnak etrafındaki derinin şişmesi ve sızlaması sonucunda tırnaklarda renk ve şekil değişiklikleri görülebilir. Tırnakta beyaz çizgilenmelerin bulunması, girinti, çıkıntı ve çukurluklar bulunması söz konusu olabilir. Bunları mutlaka bir dermatolog değerlendirmelidir.

    En sık görülen tırnak hastalıkları:
    Beyaz noktalar
    Kanamalar
    Tırnak batması
    Mantar enfeksiyonu
    Bakteriyel enfeksiyon
    Tümör
    Sedef hastalığı
    Siğiller
    Tırnak yeme

    TIRNAK BAKIMININ TEMEL KURALLARI
    1- Tırnaklarınızı temiz ve kuru tutunuz.
    Bu tırnak altında toplanan bakteri ve diğer enfeksiyonel organizmaları uzak tutmaya yardım eder.
    2- Eğer ayak tırnaklarınız, kalın ve kesilmesi zor ise, onları sıcak tuzlu suda iyice ıslatınız. 5 ile 10 dk. arası %10’luk üre içeren krem uygulayın, recetesiz satılabilen bir kremdir. Her zaman uygun şekilde kesiniz.
    3- Tırnaklar düzgünce karşıdan karşıya ve hafif dairemsi (maksimum düzgünlükte) kesilmelidir. Bunun için keskin bir tırnak makası kullanın.
    4- Tırnaklarınıza şekil vermek ve şeytan tırnaklarını yok etmek için steril törpü ve aletlerkullanınız.
    5- El tırnaklarını yemeyiniz.
    6- Tırnak katmanlarında mutlaka tıbbi tedavi isteyiniz!
    7- Herhangi tırnak düzensizliğinde dermatoloğunuza başvurunuz.

  • Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelikte Kasık ve Karın Ağrısı

    Gebelik sürecinin ilk aylarından itibariyle kadınlarda sıklıkla rastlanan şikayetlerden birisi karın ve kasık bölgelerinde hissedilen ağrıdır. Pek çok değişik nedenlerden ötürü bu ağrılar çoğu gebe kadınlarda farklı şiddette seyreder. Gündelik hayatı olumsuz yönde etkilemeyen hafif seviyedeki ağrı hissedilmesi durumunda tedavi uygulanmasına ihtiyaç duyulmaz. Gebelikte hafif seviyeli yaşanan karın ve kasık ağrılarında yalnızca dinlenmek yeterli gelebilir. Ancak tam tersi gebelik sürecinde gündelik hayatı aksatacak düzeyde şiddetli karın ve kasık bölgesi ağrıları söz konusu olduğunda tek başına dinlenme yeterli olmaz ve gebelik sürecindeki kadına tedavi uygulanır ve hatta hastanede yatarak tedaviye de gerek duyulur.

    Gebelik esnasında karın ve kasık ağrıları kas ve bağların gerilmesinden kaynaklı olarak oluşur. Söz konusu ağrılar kramp tarzında veya keskin, bıçak saplanır gibi seyretmektedir. Ayrıca karın ve kasık bölgesinde gebelik süresince rastlanan ağrılar; genellikle öksürürken, sandalyeden, yataktan kalkarken çok daha belirgin hale gelir. Bu gibi ağrılar kısa vadeli olarak veya saatlerce devam eden bir şekilde hissedilebilir.

    Peki, “gebelikte kasık ve karın ağrısı” ne zaman başlar?

    Gebelikte kadının adet kanaması geciktiği dönem itibariyle hafif şiddette karın ve kasık ağrıları hissedilmeye başlanır. Gebeliğin gerçekleştiğinin öğrenilmesi ve gebelikte ilk 3 aylık dönemde de nadiren bu ağrı hissedilir. Ancak gebeliğin ilerleyen aylarında bu ağrıların sıklığı ve de şiddetinde artış yaşanır.

    Kasık ağrıları gebeliğin ilk ayları itibariyle başlar. Anne adaylarının büyük  kısmında rahim büyümesine bağlı olarak 6. ila 8. gebelik haftalarında kasık ağrısı hissedilir. 
    Gebelikte karın ve kasık ağrıları gebeliğin son aylarında rahim kasılmalarından kaynaklı olarak hissedilir.

    Kadınların gebelikte karın ve kasık ağrısı şiddetini dindirmek için ayaklarını yukarı kaldırması, rahat bir pozisyonda dinlenmesi ve Ilık bir banyo yapması fayda sağlayacaktır.

    Hangi durumda hekime başvurmak gerekir:

    • Ağrılarla birlikte ateş, titreme, kanama veya artmış vajinal akıntı olduğu takdirde
    • Tansiyon ,halsizlik söz konusu ise
    • İdrar şikayetleri mevcutsa hekime danışmakta fayda vardır.

    6 saatten uzun süren gebelikte karın ve kasık ağrıları büyük ihtimalle bir komplikasyonun belirtisi olabilir. Bu yüzden mutlaka hekime danışılmalıdır.

    Kadınlarda “gebelikte karın ve kasık ağrısı” nedenleri nelerdir ?

    • Yalancı doğum ağrıları 
    • Kabızlık ,şişkinlik ve gaz 
    • Yumurtalıklarda kist oluşumu
    • İdrar yolu enfeksiyonu
    • Tansiyon yükselmesi (preeklampsi) 

    Gebelikte rahmin hızla büyümesi kasık ve karın ağrılarına sebep olur

    Gebelik ilerledikçe rahim hızla büyümekte ve rahmin etrafındaki bağlar da gerilmektedir. Bu ağrılar çoğunlukla sağ tarafta görülebilir ancak bazı gebelerde her iki tarafta da hissedilebilmektedir.

    Gebelik sürecinde yaşanan gaz, şişkinlik ve kabızlık da karın ve kasıklarda ağrı yapar

    Gebelik döneminde salgılanan hormonların etkisiyle sindirim ve boşaltım sistemi fonksiyonlarında farklılaşmalar gerçekleşir. Böbrek ve bağırsakların çalışma hızları bu yüzden yavaşlayabilir ve tüketilen besinler de gaz, şişkinliğe sebebiyet verebilir. Bu nedenle gebelik sürecinde kadınlarda karın ve kasık bölgesinde ağrı hissedilmesi normaldir.

    Gebeliğin sonuna doğru yaşanan yalancı doğum sancıları da karın ağrısına sebep olur

    Gebeliğin son aylarında Braxton-Hicks olarak adlandırılan yalancı doğum sancıları; sık aralıklarla rahim kasılır, sanki doğum başlıyormuş gibi izlenim vererek hissedilir. Kısa süreli dinlenmenin ardından geçtiği ve düzensiz aralıklarla seyrettiği için gerçek doğum sancıları olmadığı fark edilir. Ancak geçmemesi halinde erken doğum belirtisi olabileceği düşüncesi ile hekime başvurulmalıdır.

    Karın ve kasık ağrıları ateş, bulantı ve kusma ile birlikte ise enfeksiyon olabilir

    Gebelik döneminde vajinal akıntılara normal dönemlerden daha fazla rastlanır. Bu akıntılar kokusuz ve şeffaf renkli olduğu sürece bir tehlikeli değildir. Ancak pis kokulu ve kahverengimsi, kırmızımsı renklerde ise enfeksiyon ya da erken doğum işareti olabilir. Bu yüzden hekime başvurulmalı ve tedavi uygulanmalıdır.

    Karaciğerde ve yakınlarında ağrı hissedilmesi tansiyon yüksekliğine işaret olabilir

    Gebelikte tansiyon değerlerinin yükselmesi anne adayının karnının sağ üst kısmında, karaciğerin olduğu alanın yakın bölgesinde ağrıya sebebiyet vermektedir. Ağrı beraberinde bulantı, kusma, baş ağrısı ve nadiren bulanık görme şikayetleri mevcut olduğunda hekime başvurulması gerekmektedir.

    Gebelikle bağlantısı olmayan karın ve kasık ağrıları başka rahatsızlıkların belirtisidir

    Gebelikle bağlantılı olmayan ve tam olarak hangi sebepten kaynaklandığı bilinmeyen gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrıları durumunda gebeliğe olumsuz bir etkisi olup olmayacağının tespit edilmesi açısından muayene edilmesi gerekir. Muayenede öncelikle ağrının sebebin saptanması, ardından da bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması gerekmektedir. 
    Apandisit, mide ülseri, safra kesesi iltihabı gibi sağlık sorunları gebelikte hissedilen karın ve kasık ağrılarına benzer şekilde seyredebilir. Gebelik süreci fazla ilerlemeden bu rahatsızlığa yönelik tedavi uygulanması, gebelik ve doğumun daha rahat gerçekleşmesini ve gebeliğin daha sağlıklı geçmesini sağlayacaktır. 
    Sonuç olarak “gebelikte karın ve kasık ağrısı” her ne kadar doğal bir durum olsa da şiddetine bağlı olarak dikkatli olunmalıdır. Gebelik sürecini olumsuz etkileyecek şekilde hissedilen ağrı durumunda da her ihtimale karşı hekimden destek alınmalıdır.

  • Ekzema,

    Ekzema, dünyanın her yanında sık görülen, yaşamları boyunca insanların beşte birini en az bir kere etkileyen, bebekler de dahil olmak üzere her yaş grubunda görülen, bulaşıcı olmayan ve yaşamı tehdit etmeyen bir deri hastalığıdır. Genelde ‘ekzema’ ve ‘dermatit’ kelimeleri eşanlamlı olarak kullanılmaktadır. Klinik görünüm hastalığın şiddetine, bulunduğu vücut bölgesine ve olayın kronikliğine göre değişmektedir.

    Başlıca klinik belirtiler:
    Kızarıklık
    Kabarıklıklar
    Su kabarcıkları
    Kepeklenme veya deride kalınlaşma
    Sulantı
    Kabuklanma ve çatlaklardır.

    Ekzemada açık veya koyu renk değişikliği görülebilir. Herhangi bir ekzema hastasında bu görünümlerden bir veya birkaçı görülebilir. Ekzema bir hastadan diğerine farklılık gösterebilir. Ayrıca ekzema vücudun bir bölgesinden diğerine farklılık gösterebilmektedir.

    Eksojen Ekzema genellikle aşağıdaki gibi alt sınıflara ayrılmaktadır:
    1 – Alerjik Ekzema:

    Deri yüzeyine uygulanan bir ürüne alerjik yanıt sonucu oluşan ekzema,
    2 – İrritan Ekzema:
    Deri yüzeyine uygulanan bir ürünün deride tahriş etkisi sonucu oluşan ekzema.

    Endojen ekzemanın sınıflaması :
    1 – Atopik ekzema:

    Çocukluk çağında görülen ekzema çeşididir ve genellikle aile geçmişinde astım, saman nezlesi gibi alerjik durumlarla birlikte görülür.
    2 – Seboreik dermatit:
    Bu ekzema vücutta en fazla yağ üreten deri bölgelerinde ( örn: saçlı deri, yüz, sırt ve göğüs) oluştuğu için bu isim verilmiştir.
    3 – Nummuler dermatit:
    Adını klinik görünüşüne bağlı olarak (para gibi anlamında) almıştır. Genellikle kol ve bacakları tutar.
    4 – Variköz – Staz Dermatiti:
    Bacağın alt kısmında varislerle ilişkili olarak meydana gelen ekzemadır.
    5 – Dishidrotik ekzema:
    Simetrik oluşmaya eğilimli, avuç içi, ayak tabanında ve parmaklarda görülen, su kabarcıkları gösteren ekzemadır.
    6 – Kserotik ekzema:
    Derinin yağının azalması ve kuruması ile ilişkili, genelde de yaşlı kişilerin bacaklarında görülen ekzemadır.

    Bu sınıflama en basit ve kapsamlı görünmesine rağmen karşılaşılabilecek tüm ekzemaları kapsamamaktadır. Örneğin bir yerde bulunan ekzema çeşidinde vücuda yayılma olabilir ve bu da otosensitizasyon olarak adlandırılır. Eğer döküntüler tüm vücudu kaplarsa buna da eritrodermi veya eksfoliyatif dermatit denilmektedir.

  • Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra ağrı hissi olur mu?

    Aşılama işlemi sırasında ve sonrasında anne adayları nadiren oldukça hafif bir kasık ağrısı hissedebilir. Bu hissedilen hafif ağrı normal bir ağrıdır. Fakat genel olarak aşılama tedavisine bakıldığında; aşılama işlemi uygulanan kadınların büyük bir çoğunluğunda böyle bir ağrı oluşumu gözlemlenmemektedir. Aşılama tedavisi genel açıdan değerlendirilirse eğer oldukça konforlu bir tedavi yöntemi olduğunu söyleyebiliriz. Aşılama işleminde meydana gelen hafif ağrı, kadının ilaç kullanmasını gerektirmemektedir. 

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda bazı durumlarda şiddetli ağrı hissedilebilir. Aşılama sonrası hissedilen ağrı çok şiddetli ise farklı bir nedenden dolayı yaşanıyor olabilir. Vakit kaybetmeden doktora danışmakta fayda vardır.

    Aşılama sonrasında ağrı hissedilmesi sıklıkla rastlanan bir problem değildir. Kasık ağrısı gebeliğin belirtilerinden birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan 7 ila 10 gün sonrasında kasık bölgesinde ağrı hissedilebilir. Fakat bu hissedilen kasık ağrısının adet döneminde hissedilen kasık ağrısı ile karıştırılıp karıştırılmadığından emin olmak gerekir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında kanama olması normal mi?

    Aşılama yönteminin uygulandıktan sonra kanamanın olmaması gerekir. Çünkü aşılama işlemi sonrasında kanamanın gerçekleşmesi için herhangi bir sebep yoktur. 

    Ancak aşılama işlemi uygulanan kimi kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak tabir edeceğimiz şekilde kanama oluşabilir. Bu lekelenmelere sıkça rastlanmaz, nadiren yaşanır.

    Aşılama işlemi ardından görülen kanama;  kısa, ortalama olarak 1 gün süreli kanamalardır. Bu kanama durumu kadınları gebelik şansını olumsuz yönde etkileyeceğini düşünerek tedirgin edebilir. Fakat söz konusu kanama gebelik şansını olumsuz yönde etkilememektedir. Şayet 3 günden fazla, lekelenme olarak değil yoğun bir kanama yaşanırsa böyle bir durumda mutlaka hekime başvurulmalıdır. Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan kanama; halk arasında yaygın olan adı ile üstüne görme, üstüne adet görme durumudur.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası progesteron hormonu kullanmak şart mı?

    Doktorun tekniğine bağlı olarak aşılama işlemi uygulanırken progesteron hormonu kullanılabilir. Ancak aşılama işleminin uygulanmasından sonra progesteron hormonu kullanmak gibi bir şart söz konusu değildir. Aşılama uygulaması sonrasında bazı hastalara progesteron tedavisi verilebilir.  Bu progesteron tedavisi gebelik testi neticesi alınıncaya kadar devam eder. 

    Aşılama sonrasında ne zaman cinsel ilişkiye girilebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişki konusunda hekimler arasında görüş birliği olmayabilir. Aşılama işleminin uygulanmasından sonra cinsel ilişkiye girmenin sakıncalı olup-olmadığı ya da cinsel ilişkiye girilebilecek süre hakkında bilgilendirmeyi aşılama uygulamasını yapan hekimin vermesi gerekir. Aşılama uygulamasını yapan hekim çiftlerin, aşılama işlemi sonrasında cinsel ilişki ile ilgili merak ettikleri sorularını yanıtlar.

    Aşılama yöntemi uygulaması sonrası ne zaman gebelik testi yapılabilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılır. Bu 2 haftalık sürede aşılama işlemi uygulanan kadınlara genel olarak progesteron vaginal tablet veya jel kullanması tavsiye edilmektedir. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda bakılan gebelik testi neticesi pozitif çıktığı durumdan 3 hafta sonra fetusu ve kalp atımını görmek için anne adayına ultrason muayenesi yapılmalıdır.

    Aşılama yöntemi sonrasında ne zaman gebelik belirtileri görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair bazı belirtiler görülmeye başlanır. Kadında aşılama sonrasındaki gebelik belirtileri şunlardır;

    • Göğüslerde ağrı ve büyüme
    • Göğüs uçlarında aşırı hassasiyet
    • Damarlarda belirginleşmeler
    • Dudaklarda kuruluk
    • Kabızlık
    • Hafif hissedilen bel ağrıları
    • Kasıklarda ağrılar, sancılardır. 

    Bahsi geçen bu belirtilere rastlanılması halinde gebeliğin oluştuğu ihtimali mümkündür. Ancak belirtilen gibi bu belirtiler gebeliğin oluştuğuna dair bir ihtimaldir. Gebeliğin gerçekleşip gerçekleşmediğine dair en net yanıt gebelik testinden alınacaktır. Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra bu belirtilere rastlandığı takdirde, öncelikle evde gebelik testi ile gebelik durumu kontrol edilebilir. Evde yapılan gebelik testi sonucunda da gebelik ile ilgili durum için hekime başvurulmalıdır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında gebelik testi sonucu pozitif ise ne yapılmalı?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 ila 3 hafta sonra kadında gebelik durumunun oluştuğuna dair göğüslerde ağrı ve büyüme, göğüs uçlarında aşırı hassasiyet, damarlarda belirginleşmeler, dudaklarda kuruluk, kabızlık, hafif hissedilen bel ağrıları, kasıklarda ağrılar, sancılar gibi belirtilere rastlandıktan sonra yapılan gebelik testleri neticesi pozitif çıkması; gebeliğin gerçekleştiğini yani anne rahminde bebeğin var olduğunu gösterir. Söz konusu gebelik testi pozitif çıktığı takdirde zaman kaybetmeden hekime danışılmalıdır ve gebelik ile ilgili kontrollere başlanmalıdır. 

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra gebelik testi sonucu negatif ise ilk adet ne zaman görülür?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testi ile gebelik durumu araştırılmaktadır. Bu gebelik testi sonucu negatif çıktığı takdirde yaklaşık olarak en geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olması gerekir. En geç 15 gün içerisinde kadında adet kanamasının olmaması halinde söz konusu durum için doktora danışılmalıdır. 

    Aşılama işlemi uygulandıktan 15 gün sonra oluşan olası kanamalar; halk arasında üstüne görme, üstüne adet görme durumu olarak adlandırılmaktadır.

    Aşılama yöntemi uygulamasının ardından ne kadar süre sonra gebelik ultrasonda görülebilir?

    Aşılama işleminin uygulanmasından 2 hafta sonra kanda gebelik testinini pozitif çıkması gebeliğin gerçekleştiğini göstermektedir. Gebeliğin ilk haftalarında ultrason cihazı ile yapılan muayenede bebek görülmemektedir. Bebek en az 5 haftalık olduğu takdirde ultrason cihazı ile yapılan muayenede görülebilir. Aşılama işlemi uygulandıktan 20 gün sonra ultrason ile yapılan muayenede gebelik saptanabilir.

    Aşılama yöntemi uygulamasının sonrasında düzensiz bir kan lekesi veya akıntı olur mu?

    Aşılama işlemi uygulanan bazı kadınlarda uygulama esnasında rahim ağzı bölgesinde oldukça az lekelenme olarak nitelendirebileceğimiz şekilde nadiren rastlanan kanamalar oluşabilir. 

    Aşılama işlemi sonrası ise genel olarak bir kanama ya da akıntı görülmemektedir. Aşılama işleminden değil fakat başka durumlardan kaynaklı olarak kanama ya da akıntı görülebilir. Böyle bir durumda da vakit kaybetmeden hekime başvurmak yararlı olacaktır.

    Aşılama sonrasında ne zaman banyo yapılır?

    Aşılama işlemi uygulanan kadınlarda hijyen konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulandıktan sonra kadının ilk gün değil ancak ikinci gün itibariyle banyo yapılabileceği hekim tarafından tavsiye edilmektedir.

    Aşılama yöntemi uygulandıktan sonra nasıl beslenmeli?

    Beslenmenin genel sağlık üzerindeki etkilerinden yola çıkarak aşılama işlemi uygulanan kadınlarda beslenme konusunda en merak edilen sorulardan birisidir. Aşılama işlemi uygulanırken veya aşılama yöntemi uygulaması sonrasında özel bir beslenme diyeti söz konusu değildir. 

    Doğal yolla gebe kalan bir kadın nasıl besleniyorsa; aşılama işleminin uygulanması ile gebe kalan kadında aynı şekilde beslenebilir. İki gebelikte beslenme arasında bir değişkenlik yoktur. Önemli olan sağlıklı ve düzenli beslenmektir.