Yazar: C8H

  • Kilo fazlalığı sağlığımızı nasıl etkiler?

    Obezite nin görsel açıdan hastayı kendini kötü hissetmesinden çok daha önemlisi sağlığa ciddi zararlar verebilmesi ve bu sayede hayat kalitesinin gittikce düşmesidir.

    Obeziteyle oluşma riski artan hastalıklar

    Diabet ( type ll) in obez kişilerde görülme şansı normal kişilere göre 2 kat artar.

    Safra kesesi hastalıkları

    Osteoarthrit ( kıkırdak ve kemiklere dejenerasyon).

    Uyku apnesi

    Astım

    Kanser ( bayanlarda rahim, kolon,böbrek,safre kesesi, ve menopoz sonrası meme kanseri) erkeklerde ise (kolon, rektum, ve prostat kanseri)

    Gebelik Komplikasyonları,

    Period düzensizlikleri,

    Hirsutizm ( vücut ve yüz bölgesinde aşırı kıllanma)

    İdara kaçırma ( stres incontinence)

    Cerrahi riskinin artması,

    Psikolojik problemler( pnsycosocial)

    Kardiovaskular hastalıklar ve erken ölüm.

    Kime kilolu diyoruz?

    Vücut Kilo Endeksi
    (Body Mass İndex): ni hesaplayarak ve normal sınırlarla karşılaştırarak,kilolu(overweight) veya obez(obese) olup olmadığımızı anlayabiliriz.
    Bu rakamlara bir göz atalım ;
    Zayıf <18
    Normal =18-24(arası)
    Kilolu =24-30(arası)
    І .derece Obez 30-40
    II .derece Obez >40

    Bel çevresi ölçümü

    Normalın ustunde olan kişilerde kalp ve damar hastalıkları riski artmaktadır ;

    Kadınlarda

    Normal <80 cm

    Riskli = 80-88 cm arası

    Yüksek Riskli >88

    Erkeklerde

    Normal < 94 cm
    Riskli = 90 -102 cm arası
    Yüksek Riskli > 102 cm

    Çocuklarda Obezite

    Her geçen sene şişman çocukların sayısı artmaktadır.Hayat tarzının değişmesi yani yedikleri diyet ve fiziki aktivitenin azalması en önemli iki etkendir. Bir obez çocuk 44 kez kardiovaskular risk faktörleri daha fazla taşımaktadır.( yani obezite çocuklukta bile masum değildir). Aslında bu obezite epidemsinin nedeni değişik faktörlerden kaynaklanır. Onlardan bazılar; yiyecek sanayisinin çok kalorili yiyecekler üretmesi( fast foood lar), çalışan annelerin oranında artma ,ev yemeklerinin yapılmasında azalma ve çocuklara daha az göz kulak olabilmek , teknolojinin ilermesi ve apartman hayatı , bilgisayar, cep telefonu bipod vs)önemli ölçüde fiziki aktivitenin azalmasına neden olmuştur.

    Neden çocuklarda obezite önemlidir

    · Çocuğun kendine güveni azalır, kendi vücudunun imajı onu hafif de olsa depresyona sokabilir. Bu da davranış biçimini etkiler ve değişik sorunlar ortaya çıkabilir. Okul performansları gitgide düşebilir. · Kilolu çocukların (8/15 yaş) % 75 i şişman erişkinler olurlar. · Kilolu çocuklarda Diabet, kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları riski yaş ilerledikce yükselir. · Uyku apnesi kilolu çocuklarda daha fazla görülür.

    Hangi Çocuğa Obez diyoruz

    (V.K.E) Vücut Kitle Endeksi , vücudun yağ oranını göstergesidir. Kilo (kg) rakamını boyun karesine(mxm) bölünmesiyle değişik yaş aralıklarında ,normal standartlara göre değerlendirilir.

    1-2 yaş grubunda VKE = 19

    2-6 yaş grubunda VKE = 18

    6-10 yaş grubunda VKE = 18-21

    10-18 yaş grubunda VKE 21-26’ arası normal 26 üstü obezite olarak kabul edilir.

    Laser Needle çocuk obezitesinde de kullanılabilir mi?

    Erişkin obezite tedavisinde olduğu gibi,Lazer Akupunkturun tüm faydalarından yararlanmak (açlık hissinin kontrol altına alınması,midenin toparlanması ve özellikle tatlı ve çikolata düşkünlüğünün kontrolü ) kilolu çocukların tedavisinde de mümkün ,sadece çocuklarda büyüme hızını etkilememek adına , çocuğun yaşına ve hedef boy ve kilıosuna uygun ,günlük alınacak Kalorisi belirlenip,diyet listesi hazırlanması gerekir .Çocuklar, gelişme döneminde oldukları için kalori dengesini çok iyi belirlemek lazım,çünkü çok düşük kalorili diyetler uygulanırsa kilo vermek hızlanır ama büyüme hızı (boy uzaması)da negatif yönde etkilenebilir. Esas olarak bu diyette, ağırlık proteinli gidalara verilir ve aşırı karbohidrat tüketiminden kaçınılır.

    Akupunktur ile zayıflama hedeflenirse ,çocuğun yaşı 11- 12 yaş ve üzeri olması başarı ranını yükseltir .Daha küçük çocuklar genelde fazla kiloları olsa bile yeterince durumu ciddiye alamazlar ve önerilen tavsiyelere uymaları söz konusu olamaz .11 yaş ve üzeri çocukların bir çoğunda artık dış gorünüş ve model almalar onem taşımaya başlar ve çocuk psikolojik olarak ,tedavi sürecinde kendisine düşen görevleri yapmakta daha az zorlanır .

    12-18 yaş arası çocuklarda pozitif hasta –doktor ilişkisi bu yaştaki gençlerin motivasiyonunda ,diyete uymasında ve uzun vadeli devam etmesinde çok önemli rol oynayabilir.

  • Gıda duyarlılık testi

    Gıda duyarlılık testi

    Beslenme, açlık duygusunu bastırmak, karın doyurmak ya da canın çektiği şeyleri yemek içmek değildir. Yaşam kalitemizi arttırmak ve daha sağlıklı olmak için doğru beslenmeliyiz. Böylece; büyüme, gelişme, sağlıklı ve üretken olarak uzun süre yaşamak için gerekli olan öğeleri alıp vücudunda kullanılabiliriz.

    Beslenme amacımız yaş, cinsiyeti, fiziksel aktivite ve içinde bulunduğumuz fizyolojik duruma göre gereksinimimiz olan enerji ve besin öğelerini yeterli ve dengeli miktarlarda alması olmalıdır. Bugüne değin yapılan bilimsel araştırmalar insanın 50’ye yakın türde besin öğesine gereksinimi olduğunu ortaya koymuştur. Bu öğelerin herhangi biri alınmadığında, gereğinden az ya da çok alındığında, büyüme ve gelişmenin engellendiği ve sağlığın bozulduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Vücudun yenilenmesi ve çalışması için gerekli olan besin öğelerinin her birinin yeterli miktarda alınması ve vücutta uygun şekilde kullanılması durumu “yeterli ve dengeli beslenme” deyimi ile açıklanır.

    Peki, sürekli olarak dengeli beslenmeden ve çeşitlilikten bahsediyorken acaba sağlıklı diye bildiğimiz birtakım besinler bizim hasta olmamıza sebep olabilir mi? Sıkça tükettiğimiz besinler birer şeytan mı, melek mi? Diyet bireye özgü olarak hazırlanmalıdır. O halde daha özgün bir diyet programı hazırlarken, kişiye sağlıklı diye bulgur mu önermeli, yoksa kişideki duyarlılık (intolerans) durumuna göre pirinç mi tavsiye etmeli? Ya da inek sütü, yumurta, domates, mercimek, fındık, portakal gibi besleyici özelliği bulunan besinleri verirken kişideki duyarlılık faktörünü göz ardı mı etmeli?

    Stres, bağırsak florasının dengesizliği, enfeksiyon ajanları veya bazı medikal ilaçlara bağlı mukoza hasarı vb. dışında sağlıksız beslenme durumu, diyette çeşitliliğin olmaması (çok fazla miktarda beyaz un ,şeker) gibi nedenlere bağlı olarak gelişen Besin duyarlılığı yaşam kalitesini düşüren bir durumdur.

    Vücudumuz bir besinin içindeki bir maddeye genellikle bir proteine karşı savunma sistemini harekete geçirerek antikorlar oluşturabilir. Bu antikorlar “istilacı” besine karşı savaşa giriştiklerinde alerji belirtileri ortaya çıkar.

    Gıda duyarlılık testi nedir?

    kronik inflamatuar reaksiyonlara yol açma kabiliyeti olan gıda maddelerinin ortaya çıkarılmasında kullanılan bir tanı testidir. beslenmenizde önemli yer tutan ana gruplar içindeki yüzlerce gıda bileşeni ve mikroorganizmalar test edilebilir.

    Bu test sonucunda ortaya çıkan sonuçlar kilo vermeye nasıl etki eder?

    Bu yöntem bir zayıflama şekli değildir, vücudun sindirim sisteminin besinlere karşı olan tepkisini ölçen bir yöntemdir.

    Bu testten sonra nasıl bir diyet programı uygulanmalıdır?

    Bu test ile sindirim sisteminin duyarlılık gösterdiği besinler gruplara ayrılarak ya tamamen ya da kısmen beslenmeden çıkartılarak bu esnada gereken tedaviler yapılarak vücut bu maddelere duyarsız hale getirilir.

    Her kilo vermek isteyen kişinin bu testi uygulaması gerekir mi?

    Testlerin sonucunda diyet uygularken mutlaka beslenme alışkanlığının, sağlıklı beslenme kurallarına ne kadar uyduğu göz ardı edilmemelidir, bu bir zayıflama yöntemi değildir, duyarlılık gelişen her besinin tepkisi her zaman kilo alımı şeklinde olmayabilir, gaz, ishal, baş ağrısı, hormon bozukluğu, romatizma, kolit, fibromiyalji, astım, alerjik şikayetler, sinüzit gibi şikayetleri de geliştirebilir.

    Çocuklar için de bu test uygulanır mı?

    Çocuklarda özellikle sık rastlanana besin alerjileri için ise besin eliminasyon diyetleri uygulanır, alerji yaptığı düşünülen besinler diyetten çıkartılır ve daha sonra bunların tedavisi aynı büyüklerdeki gibi yapılır.

  • Kadınlar

    Kadınlar

    Güzelliğine ve gençliğine düşkün kadınlara bir hekim ve erkek olarak önerim:

    Kadınlar hayatımızın vazgeçilmezleri, evde olduğu gibi artık iş hayatında da etkili ve başarılılar. Erkeklerden daha bakımlı, gençliğine ve güzelliğine daha düşkünler. Bence kadınlar hangi konumda olursa olsunlar Feminen özelliklerini kaybetmemeliler.

    İş hayatının zorlukları ve aşırı hırslı olmak testesteron hormonunu artırarak kadınsı güzellikleri maskeleyebiliyor. Erkek gibi davranmanın ne size, ne de biz erkeklere faydası var, ne gereği var ki biz erkeklerin şövalyelik ruhumuzu zedelemenin. Bu ne sizi mutlu eder ne de bizleri. Sizler kadınsı özellik ve davranışlarınızla da otorite kurabilir hem başarılı hem de feminen güzelliklerinizi kaybetmeyebilirsiniz.

    Fazla kilolar, sigara, içki, gece hayatı, stres ve uykusuzluk cildimizi en olumsuz etkileyen faktörler. Kendine güven duygusu da kadını çekici kılan faktörlerden birisi. Bunlara dikkat eden bir kadın, yüzüne ve vücuduna yaptıracağı doğal görünümlü medikal estetik uygulamalarla yıllara meydan okuyabilir, çekici ve güzel kalabilir.

  • Cildimiz ve anti-aging tedaviler

    Cildimiz ve anti-aging tedaviler

    Mezolift, PRP, Botox ve dolgular… Her biri farklı yüz estetik uygulamaları fakat hepsi de aynı amaca hizmet ediyor. Hangi uygulama daha etkili ve doğal sonuçlar veriyor.

    Bu yöntemlerin farkı nedir, hangisi bana daha uygundur? Öncelikle şunu söylemek isterim ki, görüntüdeki doğallık hastalarım kadar benim için de çok önemli. Ben bir erkek olarak, aynı zamanda bir hekim ve ressam olarak kadına baktığımda, abartıdan uzak sadece iyi, temiz, bakımlı ve doğal görünmesini isterim. Mezolift, PRP asla mimikleri bozmadan, cildin kalitesini, canlılığını, parlaklığını ve gerginliğini arttıran anti-aging tedavilerdir. Bir hekim istese de bu tedavilerle hastasının ifadesini bozamaz. Fakat Botox ve Dolgularla durum farklıdır. Maalesef çevremizde botox ve dolgu ile aynılaştırılmış, mimikleri yok edilmiş, iki kaş arası çok açılmış sert görünümlü ama güzel göründüklerini sanan garip görünümlü kadınlar var. Kadınlara önerim doktorunuzdan doğal görünümlü, ifadenizi ve görüntünüzü bozmayan botox ve dolgu uygulamaları isteyiniz, bu kesinlikle mümkün. Sizi görenler, iyi uyumuş, iyi tatil yapmış, iyi dinlenmiş gibi göründüğünüzü söylesinler bu yeter. Aksi takdirde güzelleşmiyorsunuz, tam aksi güzelleşeyim derken çirkinleşiyorsunuz.

    Gelelim Mezolift mi, PRP mi . Mezolift tedavisinde kullandığımız ilaçlar, terkibinde vitamin, mineral, aminoasit ve Hyalüronik asit içeriyorlar. Yani bunlar, cildimizin yapısında zaten var olup da, yıllar içinde eksilen maddeler. Bunları cilde vermek 20’sinden 80’ine her yaştaki ciltte olumlu etki yapıyor. Sadece seans sayıları cilde göre 1 ile 5 seans arası değişiyor. PRP tedavisini daha çok 35 yaş üstü ve ciltteki kollajeni azalmış hastalarımda öneriyorum ve hatta PRP ile birlikte Mezolift’i kombine yapabiliyorum. Çünkü ciltte kollajen üretimini PRP ile arttırmakla birlikte, eksilen vitamin, mineral, aminoasit ve hyolüronik asidi yerine koymak ta çok iyi etki yapıyor.

  • Akupunkturla hastalıkların tedavisi

    AKUPUNKTURUN TÜP BEBEK TEDAVİSİNDEKİ ROLÜ

    Tüp bebek tedavisi gören anne adaylarının hamileliğini etkileyen en önemli faktörülerden biridir STRES.
    Stresle mücadele etmek beyindeki limbik sistemin görevidir. Ancak aşırı stres limbik sistemin çalışmasını engeller. Akupunktur limbik sistemi düzenleyerek annenin strese karşı dayanıklılığını artırır. Otonom sinir sistemi üzerine etki ederek hormonal dengenin düzenlenmesine ve yumurta kalitesinin artmasına yardımcı olur. Yapılan pek çok çalışmada akupunktur tedavisi altında tüp bebek uygulaması yapılan anne adaylarının gebe kalma olasılığı ve bu gebeliği devam ettirme oranı yüksek bulunmuştur.

    AKUPUNKTURLA STRES TEDAVİSİ

    Stres; Vücudun olaylarla başedememesi sonucu ortaya çıkan tüm vücudu, organları etkileyen bir olumsuzluk halidir. Kişi çevreden gelen tüm uyarılara beyni ile cevap oluşturur. Strese cevap bulamazsa bir süre sonra olay kronikleşir. Bu durumda organ fonksiyon bozuklukları ortaya çıkar. Astım, ürtiker, adet düzensizliği, baş-boyun-sırt ağrıları, fibromyolji, allerjik nezle, reflü, uyku bozuklukları, panik atak, şişmanlık, kabızlık bunlardan bazılarıdır.
    Tüm bunların sonucunda kişinin kendini mutsuz hissetmesi kaçınılmazdır. Akupunktur, hem mutluluk hormonu dedğimiz endorfin düzeyini artırarak hem de limbik sistem denilen stresle mücadele eden beyin bölgesini uyararak stresin azaltılmasını organ fonksiyonlarının düzeltilmesini sağlar.

    GASTRİT TEDAVİSİNDE AKUPUNKTUR

    Gastrit, midenin iç yüzeyindeki zarın iltihaplanmasıdır. Bakteri enfeksiyonu, tatlı, acı, baharatlı yiyecekler, hamurlu gıdalar, alkol, sigara, stres nedenleri arasında sayılabilir.

    Helikobakteri pylorinin neden olduğu kronik gastritte antibiyotik ve antiasit tedaviler uygulanır.

    Akupunktur ile vücudun doğal iyileştirme mekanizması harekete geçirilir stres ortadan kalkar. Mide asiditesi düşer.

    BAŞ AĞRISI VE MİGRENDE AKUPUNKTUR

    Migren, her yaşta başlayabilen, kısa ve uzun aralıklarla tekrarlayabilen, periyodik, zonklayıcı yarım başağrısıdır. Beraberinde bulantı, kusma, sese ve ışığa hassasiyet olabilir. Migrende kanda serotonin düzeyi önce artar, sonra düşer bu değişim baştaki özellikle de temporal arterlerde genişlemeye neden olur. Bu ağrı reseptörlerini hassas hale getirir. Kafa içindeki bu değişiklikler ve beyin zarındaki irritasyon bulantı, kusma ve ışık hassasiyetine yol açar. Akupunktur migrende düşen serotonin seviyesini düzeltir. Bu akupunkturun homeostatik dengeleyici etkisidir. Migrende kullanılan ilaçların pek çok yan etkisi vardır. Ancak başka seçenek olmadığından bu olumsuz etkilere rağmen hastaya ilaç tedavisi verilir. Bu tedavide kesin çözüm değildir.

    Başağrısına yol açan tüm sebepler elendikten sonra hastaya migren tanısı konulmuşsa akupunktur uygulanabilir. Tedavi araları ve seans sayısı hastaya göre değişmekle beraber haftada 2-3 gün 10-12 seans uygulanır. Migrende akupunkturun başarı oranı %80 civarındadır.Atakların arasını uzatır, atakların şiddetini azaltır yada migreni tamamen tedavi eder.

    BEL VE BOYUN FITIĞINDA AKUPUNKTUR

    Akupunktur uygulaması ile vücutta kortizon salınımı artırılır.

    Kortizon fıtık bölgesindeki ödemi azaltır. Baskı azalınca ağrı azalır.

    Akupunktur iğnelerinin kas gevşetici etkisi ile fıtık çevresindeki kaslarda oluşan spazm çözülür.

    Hastaya önerilen egzersizler kasların güçlendirilmesine yardımcı olur.

    Kasların güçlenmesi hastanın postürünün düzelmesini dolayısıyla ağrının ortadan kakmasını sağlar.

    EKLEM HASTALIKLARINDA AKUPUNKTUR

    Osteoartritte eklem düzgünlüğü bozulur, kemik kalınlaşır ve osteofit denilen kemik çıkıntıları oluşur.

    Tedavi eklem kıkırdağının destek yapısı olan kollagen matriksin onarımı ve bağ dokusu hücrelerinin yenilenmesine yöneliktir.

    Hormonal nedenler artrit gelişimine neden olabilir. Kilo, ileri yaş, tiroid bozuklukları vs…de nedenler arasında sayılabilir.

    Akupunktur bozulmuş hormonal ve biyokimyasal dengeyi yeniden düzenleyerek etki gösterir.

    Tıbbi masaj ve egzersizle desteklenirse sonuçlar daha iyidir.

  • Akupunktur ve akupunkturla tedavi edilebilen hastalıklar

    Akupunktur

    Akupunktur vücudun belli noktalarına iğne batırılarak, elektrostimulasyon ya da lazer uygulanarak yapılan bir tedavi yöntemidir. 5000 yıl kadar önce Çinliler tarafından bulunmuştur. Çinliler oklu silahla yaralananların ateşli silahla yaralananlara göre daha çabuk iyileştiklerini görmüşler. Akupunktur noktaları, bağ dokusunun birleşme noktalarında bulunmaktadır. Akupunktur noktası uyarıldığında ürperti, sıcaklık gibi duyumlar mekanoreseptör uyarımından kaynaklanmaktadır. Batı tıbbında sebep- sonuç ilişkisi vardır, analitiktir. Çin tıbbında ise hastalık değil, hasta ön planda değerlendirilir. Zihinsel , duygusal ve fiziksel bulgular birlikte gözlemlenerek teşhis konulur. Vücutta ying ve yang denilen birbirine zıt ancak uyum içinde iki enerji vardır. Ying ve yang arasındaki dengenin bozulması hastalıklara neden olur. Akupunkturda ying ve yang arasındaki dengeyi düzenlemek esastır. Akupunktur, elektriksel ve kimyasal olarak bozulmuş dengeyi yeniden oluşturur ve bedenin kendi ilacını üretmesini sağlar.

    Akupunktur ve Akupunkturla Tedavi Edilebilen Hastalıklar

    Ruhsal Hastalıklar

    İnsomnia (uykusuzluk)

    Depresyon

    Anxiete (sebepsiz korku, kaygı)

    Konsantrasyon azlığı

    Panik atak

    Nörozlar (korku, panik)

    Homonal Hastalıklar

    İnfertilite (kısırlık)

    Adet sancısı

    Diabet (şeker hastalığı)

    Tiroid bezi hastalıkları

    Kalp – Damar Sistemi

    Hipotansiyon

    Arterioskleroz (damar sertliği)

    Hipertansiyon (yüksek tansiyon)

    Ürogenital Sistem

    Oligomenore (adet azlığı)

    Dismenore (sancılı adet)

    Doğuma bağlı idrar kaçırma

    Empotans (iktidarsızlık)

    Frijidite ( cinsel soğukluk)

    Nörojenik mesane

    Sistit ( idrar yolu iltihabı)

    Menapoz hastalıkları

    Göz Hastalıkları

    Santral retinit

    Göz kayması

    Göz tembelliği

    Şaşılık

    Alerjik konjunktivit ( göz nezlesi)

    Solunum Yolu Hastalıkları

    Grip

    Kronik bronşit

    Farenjit

    Akut Tonsilit

    Akut sinüzit

    Ses kısıklığı

    Gribe karşı vücut direncini arttırmak için

    Kuru öksürük

    Allerjik rinit

    Allerjik bronşit

    Bronşial astma (astım)

    Akut rinit

    Romatizmal Hastalıklar

    Sırt ve bel ağrıları

    Siyatik

    Romatoid artrit

    Servikal artroz ( boyun kireçlenmesi)

    Gonartroz ( diz kireçlenmesi)

    Boyun fıtığı

    Akut eklem romatizması

    Lumbar disk hernıasyonu (bel fıtığı)

    Gastrointestinal Sistem

    Peptik ulkus (ülser)

    Karaciğer yağlanması

    Mikrobik sarılık (viral hepatit)

    Gastrik hiperasiddite

    Gastropitoz (mide düşüklüğü)

    Akut ve kronik kolit

    Akut ve kronik gastrit

    Konstipasyon (kabızlık)

    Deri Hastalıklar

    Zona

    Alopesi (saç dökülmesi)

    Akne ( ergenlik sivilceleri)

    Psörlasis (sedef hastalığı)

    Ağız Hastalıkları

    Akut ve kronik farenjit

    Gingivit ( diş eti iltihabı)

    Aftlar (ağızdaki yaralar)

    Nörolojik Hastalıklar

    Behçet hastalığı

    Periferik nöropati

    Trigeminal nevralji

    Fasial paralizi (yüzfelci)

    Başağrısı ve migren

    Parkinson

    Multıpl skleroz erken dönem

    Kulak Hastalıkları

    Baş dönmesi

    Tinnutis (kulak çınlaması)

    Meniere Sendromu

  • Lazer epilasyon ile ilgili merak ettikleriniz!

    Tüylerin yok edilmesinde en etkili yöntem lazer epilasyondur.İlerleyen teknoloji pek çok lazer cihazını da beraberinde getirmiştir. ALEXANDRİTE, DİOD vs. Diod lazer, jel kullanarak ve cilde temas ettirilerek uygulanır..Açık renkli tüylerde daha etkilidir. Alexandrite lazer cihazı diğer cihazlara göre daha hijyenik daha konforlu ve etkilidir.Cihaz cilde temas etmez.Atışlar uzaktan yapılır.Soğutucusu ağrı duymayı engeller.Kıl kökünün 4-5 mm derinliğine inen lazer ışıği kıl kökünü tahrip ederek milisaniyeler içinde cilde zarar vermeden geri döner.Lazer ışınının dalga boyu kıl köküne spesifik olduğundan çevre dokular tarafından tutulmaz ,dolayısıyla çevre dokulara zarar vermez.

    Kıl köklerinin büyüme hızları aynı olmadığından, seans aralıkları ortalama olarak 45 günle 60 gün arasında değişir.Lazerde amaç büyüme döneminde kılları yakalamaktır.Hormonal bir bozukluk yoksa toplam seans sayısı 6-8 dir.Yüz bölgesinde seans sayısı artabilir.

    LAZERİN ETKİ MEKANİZMASI

    Lazer epilasyonda amaç kıl kökünde hasar oluştururken çevre dokuyu korumaktır. Kıl köküne ulaşan lazer enerjisi kökteki renk hücreleri tarafından emilir. Böylece çevredeki doku zarar görmez. Kişinin cilt rengi, kıl rengi ve kalınlığına göre enerji ayarlandığında yanık vs. gibi yan etkiler görülmez. Kılların bir kısmı hemen dökülürken, kalanlarda 2-3 hafta içinde dökülür. Her atışta pek çok kıl kökü tahrip olur.

    LAZER EPİLASYON UYGULAMA ALANLARI

    Yüz,dudak üstü, kollar, bacaklar, sırt, ense, omuz, bikini bölgesi, popo, kol altı ve meme ucudur.

    LAZER EPİLASYONDAN ÖNCE NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR?

    Lazere başlamadan 2-4 hafta önce güneşlenilmemelidir. Bronz ten lazer epilasyonun etkinliğini düşürür. Kıllar işlem günü alınırsa ya da tüyler uzunken lazer yapılırsa kişi acı hisseder ve etkinlik azalır. Ağda, cımbız kullanımıen az 2 hafta önce kesilir. Ayrıca uygulama alanına fondöten, krem, parfüm vs. sürülmez. Çıplak tenle gelinmelidir. Ciltte tahriş oluşturabilir.

    LAZER EPİLASYON SONRASINDA DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER

    İşlem sonrası uygulama alanında kızarıklık olması normaldir. Mutlaka bir nemlendirici ve güneş koruyucu sürülmelidir. Uygulamadan sonra bir kaç hafta güneşlenmemek leke olasılığını önlemek için güneş koruyucu kullanmak doğru olur. Seanslar arasında çıkan tüyleri yok etmek için sadece jilet kullanılmalıdır.

    LAZER EPİLASYON KAÇ SEANS YAPILMALIDIR?

    Uygulamalar 4-6 hafta arayla yapılır. 4 haftadan önce yapılmaz. Seans aralarını uzatmak tedavinin etkinliğini azaltır. Beklenen sonucu elde etmek için kişinin seanslarına düzenli gelmesi gerekir. Seans sayısı kişiye göre değişir. Kıl rengi, ten rengi, kilo, hormonal bozukluklar, yaş seans sayısını etkileyen faktörlerdir. Açık renk tüyler ve koyu tenli kişilerde seans sayısı artabilir. Her uygulamada kılların yaklaşık %20′ si dökülür. Lazer epilasyonda başarı oranı %80 civarındadır.

  • Kimyasal peeling nedir faydaları nelerdir?

    Kimyasal peeling; cildi canlandırmak, gençleştirmek, sivilce izlerini ve istenmeyen lekeleri gidermek için bazı solüsyonların cilde uygulanmasıdır.

    Peeling; cildin yıpranmış, tazeliğini ve parlaklığını kaybetmiş üst tabakasının soyulmasını sağlayarak derinin alt tabakalarında yeniden yapılanma sürecini başlatır.

    Kollajen sentezini uyararak daha genç, sağlıklı ve homojen bir derinin ortaya çıkmasını sağlar.

    Kimyasal peeling için en çok glikolik, laktik ve meyve asitlerini içeren “Alfa Hidroksi Asitleri (AHA)” tercih edilmektedir. AHA; meyvelerden ve diğer besinlerden elde edilen doğal asitlerdir ve yüzeysel peeling maddesi olarak kullanılır.

    TCA (trikloroasetik asit) ile orta derinlikte, Fenol (karbolik asit) ile daha derin peeling işlemleri yapılır.

    Cilt temizlendikten sonra peeling solüsyonu sürülür. Bir kaç dakika ciltte bekletilir. Ardından nötralizan sürülür. Mutlaka güneş koruyucu kullanılmalıdır. Cildin yapısına göre ortalama 4-6 seans uygulanır.

    Uygulama için sonbahar ve kış dönemi tercih edilmelidir.

    Kimyasal Peelingin Faydaları

    Ciltteki güneş hasarı ya da yaşlanmaya bağlı oluşan ince kırışıklıkların hafiflemesi

    Ciltteki yüzeysel lekelerin kaybolması

    Sivilcelerin tedavisi

    Sivilce izlerinin azalması

    Cildin canlanarak daha taze, gergin ve genç bir görüntü sağlaması

    Uygulama Nasıl Yapılır?

    Çeşitli konsantrasyonlarda asitli karışımlar kullanılarak yapılır.İşlem bitiminde asit nötralize edilir. Uygulama süresi 5-10 dakika kadardır.Uygulama sırasında ve sonrasında geçici olarak hafif yanma hissedilebilir. Glikolik asit içeren kimyasal peelingler günlük yaşamı etkilemezler.

    Kimyasal Peeling Seans Sayısı

    Hastanın durumuna ve kullanılan solüsyonunun cinsine göre değişmekle birlikte ortalama 4-6 seans arasındadır. Kimyasal peeling seans aralığı kullanılan maddeye göre değişir. Ancak golik asit ile yapılan peelinglerde seans aralığı ortalama 2-4 haftadır.

    Kimyasal Peeling Kimlere Yapılmaz

    Allerjiler ve bağışıklık sistemi hastalıklarında

    Dermatit, egzama, psöriasis gibi cilt hastalıklarında yapılmaz.

  • Mezoterapi nedir? Mezoterapinin avantajları

    Mezoterapi vitaminlerin, minerallerin, büyüme faktörlerinin, aminoasitlerin cildin orta tabakasına enjeksiyonla verilmesi işlemidir.

    Mezoterapi, yıpranmış deri hücrelerinin yenilenmesini, cilt parlaklığının artmasnıı ve cildin daha sıkı bir yapıya kavuşmasını sağlayan bir yöntemdir.

    Mezoterapinin Avantajları

    Mezoterapide ilaç, tedavi edilmek istenen bölgeye verildiğinden beklenen etki maksimum iken yan etkiler yok denecek kadar azdır.

    Çünkü damar yada ağız yoluyla verilen ilaçlar hedef bölgeye ulaşıncaya kadar etkinlikleri azalır.

    Ayrıca sistemik yan etki oluşturma olasılığı da vardır.Aynı etkiyi oluşturmak için de daha yüksek dozda ilaç kullanmak gerekir.

    Mezoterapi 1952 yılında Dr. Michel Pistor’un geliştirdiği bir yöntemdir.

    Mezoterapinin Kullanım Yerleri

    Selülit tedavisi

    Çatlak tedavisi

    Akne skarlarının tedavisi

    Saç dökülmesi

    Yüz gençleştirme

    Bölgesel zayıflama

    Mezoterapi Uygulama Yöntemleri

    İnce uçlu mezoterapi iğneleriyle veya dermapen denilen iğne uçlu elektrikli kalemler ile cilt altına hazır ürünün verilmesi işlemidir

    Ciltte hem iğnelenmeye hemde verilen ürüne bağlı bir yapılanma başlatır.

    Ürün içerisinde A,C,E vitaminleri omega3, bitkisel alkoloidler ve kan hücrelerinde bulunan fibroblast yapımını tetikleyen büyüme faktörleri bulunur.

    Leke için, şaç dökülmesini önlemek yeni saç çıkmasını uyarmak için, citte parlaklık elde etmek için bölgesel yağı eritmek ve antiaging etkili pek çok çeşit mezoterapi ürünü vardır.

    Cildin yapısına göre ürün seçimi yapılır ve haftada bir gün ,ortalama 4-6 seans uygulanır.Sonrasında birkaç ay arayla tekrarlanması cilde yapılacak bir yatırım olarak düşünülmektedir.

    Dışarıdan cilde sürülen kremlerin çok az bir kısmı cilt tarafından emildiğinden, pahalı cilt kremleri kullanmaktansa cildi mezoterapiyle desteklemek daha faydalıdır.

    Mezoterapi sonrası cilt, yatıştırıcı maske ile desteklenir.Maske içeriğinin de mezoterapi iğnelerinin açtığı minik delikciklerden içeri girmesi sağlanır.

    UV ışınları, sigara, alkol, dengesiz beslenmenin ve ileri yaşın etkileri bu yöntemle azaltılmaya çalışılır.

    Yan etkisi olmayan, 20 dakika kadar süren ağrısı bir işlemdir.

    Saç Mezoterapinde Dikkat Edilmesi Gerekenler

    Mezoterapi işleminden saçlar 1-2 gün süreyle yıkanmamalıdır.

    Önerilen şampuan ve toniklerle saç mezoterapisinin etkinliği artırılmaya çalışılır.

    Seanslar başladıktan sonra etkinin görülmeye başlama süresi 4-5 haftadır.

    Seanslar ilk ay haftada 1, ikinci ay 19 günde bir, sonra ayda bir seans olacak şekilde 20 seans kadar sürer.

    Mezoterapinin Yapılmayacağı Durumlar

    Kalp hastalığı

    Böbrek hastalığı

    Kan hastalığı

    Antikoagülan alan hastalar

    gebelik ve emzirme dönemi

    Diabetik hastalar

  • Cilt tipleri ve cilt bakımı

    Cilt bakımı, cildin çevresel toksinlerden temizlenmesi, beslenmesi amacıyla yapılır.

    Güneş ışığı, kızılötesi radyasyonlar, hava kirliliği, iklim değişikliği, sigara, alkol, beslenme bozuklukları cildi olumsuz etkileyen faktörlerdir. Bu faktörler cildin hücresel bileşimini (DNA) mutasyona uğratabilir.

    Cilt bakımı yaptırmak korucuyu oksidanların doğal deposunu harekete geçirerek cildin kendisini onarmasına, yeniden yapılanmasına, gözeneklerin açılarak hava almasına yardımcı olur.

    Cikt bakımları cildin yapısı degerlendirilerek ek bakımlarla desteklenirse sonuçlar daha iyi olur.Yağlı, gözenekli bir cilt su bazlı nemlendiricilere ihtiyaç duyarken, kuru ciltler daha yağlı nemlendiricilere ihtiyaç duyar.

    Cilt Tipleri

    Normal Cilt: Görünümü şeffaf, gözenekleri kapalı, lekesiz ve problemsiz bir cilttir.Kullanılacak ürünler; süt tipi temizleyici, alkol oranı normal bir tonik ve su içerikli hafif bir nemlendiricidir.

    Karma Cilt: Alın, burun ve çene yağlıdır. Yani yüzde T şeklinde bir yağlanma söz konusudur.Yağlı olan kısımlarda siyah nokta, yağ butonları, açık gözenekler bulunabilir. Yanaklardaki gözenekler genellikle kapalıdır. Kullanılacak ürünler; süt tipi temizleyici, düşük alkol içeren tonik, cildin durumuna göre nemlendiricidir.

    Kuru Cilt: İnce bir üst deriye sahip, gözenekleri ufak ve kapalı cilt. Ancak yağ salgılanması normalin altında olduğu için görünümü mattır ve pul pul kalkmalar görülür. Bu tip ciltler gergindir ancak çabuk kırışmaya eğilimlidir.Böyle cilde sahip olanlar ciltlerini mezoterapiyle desteklerlerse bu süreci yavaşlatabilirler. Kullanılacak ürünler; Süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, yağ içerikli nemlendirici, besleyici gece kremi ve yağ depo edici maskelerdir.

    Yağlı Cilt: Görünümü parlak ve yağlı, gözenekleri açık bir cilt tipidir.Gözeneklerin içi genellikle dolu, siyah noktalı ve sivilceli olabilir. Yağlı cildin akne problemini önlemek için günlük temizlik çok önemlidir.Kullanılacak ürünler; jel tipi temizleyici, alkollü tonik, su içerikli nemlendirici ile temizleyici ve sıkıştırıcı maskelerdir.

    Yağlı ve Sivilceli Cilt: Sivilce, kapalı olan gözeneklerden fazla yağ salgısının dışarı çıkamayıp, birikmesiyle oluşur.Bu da siyah nokta oluşumunu artırır. Kullanılacak ürünler; antiseptik sabun, su bazlı nemlendiricilerdir.

    Yağlı ve Hassas Cilt: Genişlemiş gözenekler, kırmızı lekeler görülebilir.Kaşıntı ve yanma da eşlik edebilir.. Kullanılacak ürünler; Süt tipi temizleyici, alkolsüz tonik, su içerikli hafif nemlendiricilerdir.

    Olgun Cilt: İleri yaşlarda görülen cilt tipidir.Ölü hücreler birikerek cilde kalın bir görünüm verir. Yağ hücrelerinin daha yavaş çalışmaları ise derin çizgilere ve sarkmaya neden olur.Nemlendirici kullanılmazsa deri kurur ve kırışır. Kullanılacak ürünler; E vitamini içeren kremler, alkolsüz tonik, su içerikli nemlendiricilerdir.

    Sadece cilt bakımı yaptırıp yaşam tarzını düzenlememek durumunda ciltten çok fazla birşey beklememek gerekir.Öncelikle yeterli su alımına dikkat edilmeli, dengeli beslenilmeli, yeteri kadar uyunmalı,sigara, alkol ve gereksiz ilaç kullanımının önüne geçilmelidir.