Yazar: C8H

  • Topuk dikeninde yüz güldüren yeni nesil tedaviler

    Topuk dikeninde yüz güldüren yeni nesil tedaviler

    Topuk Dikeni’ne Neden Olan Faktörler;

    Uzun süre ayakta durmak
    Ani ve hızlı olarak birden koşup-zıplamak(tekrarlayan bir şekilde)
    Topuklu ayakkabı uzun süre kullanmak
    Yanlış ayakkabı kullanımı(çok dar ve ayak parmaklarını sıkan ayakkabılar)
    Fazla kilolu ve obez olmak
    Düz tabanlık ve ayak kavsinin çok yüksek olması
    Çok uzun yürüyüşler yapmak
    Aşil tendonunda gerginlik oluşması
    Yaşlanmaya bağlı olarak ayak tabanındaki fibröz bandın esnekliğini kaybetmesi gibi nedenleri sıralayabiliriz.

    Çok şiddetli olmayan ağrılarda ağrı kesiciler, fizik tedavi,egzersiz ve germe hareketleri faydalı olmaktadır. Ancak bu tedaviler daha şiddetli olan ağrılarda çok etkili olmamaktadırlar. Topuk bölgesine yapılan steroid enjeksiyonu ise, kısa süreli olarak ağrıyı giderse de zamanla ağrı tekrar oluşmakta ve STEROİDE bağlı olarak plantar fasia bağlarında zayıflık oluşacağı için durum bir süre sonra daha da KÖTÜLEŞMEKTEDİR.

    Peki topuk dikeni tedavisinde tam anlamıyla çözüm olacak bir tedavi yöntemi mevcut mudur?

    TOPUK DİKENİNDE TAMAMLAYICI TEDAVİLER;

    PROLOTERAPI;

    Topuk dikeni tedavisinde öncelikli olarak Proloterapi yöntemini uygulamaktayız. Topuk dikeni rahatsızlığının ana nedeni plantar fasyada oluşan gerginlik ve hasar olduğu için plantar fasyanın tamir edilmesi ve eski durumuna getirilmesi kalıcı bir sonuç verecektir. Proloterapi ile plantar fasyanın yapışma yerleri olan topuk bölgesine, ayak parmaklarının bulunduğu bölgeye ve plantar fasyanın gövdesine uygulanan PRP-CGF veya dextroz enjeksiyonlarıyla oluşan kontrollü inflamasyon(enjektör yardımıyla) sonucunda bu bölgede kanlanma artmakta, fibroblast ve makrofaj gibi kollajen sentezleyen hücreler bu bölgeye sevk edilerek buradaki hasarlanmış bağların tamiri mümkün olmaktadır. Plantar fasya eski gücüne ve esnekliğine kavuştuğunda ise ağrı da kendiliğinden kaybolmaktadır. Yani proloterapi ile sadece ağrıyı değil ağrıya neden olan durumu tedavi ettiğimiz için kalıcı bir tedavi de sağlamış oluyoruz.

    DİĞER TEDAVİLERLE DESTEK

    Yine Topuk Dikeni ağrısında çeşitli uçucu yağların ağrı kesici özelliğinden yararlandığımız Aromaterapi yöntemi de yardımcı olmaktadır. Bir başka tedavi yöntemimiz ise Homeopati (benzeri benzerle tedavi etme sanatı olarak adlandırılır) … Tek başına da tedavide etkili olan Homeopati de ayrıntılı olarak hasta sorgulanarak kişiye özel tedavi oluşturulur. Tedavilere yardımcı olarak sorunun ana nedenlerinden biri olan Postür bozukluğunu düzeltmek amacıyla ,Dr Marignan ın keşfi Neurostab çipli tabanlığı da uyguladığımız tedavi yöntemlerindendir.

  • Glutatyon nedir?

    Glutatyon tüm insan hücresinde bulunan kuvvetli bir antioksidandır. 3 farklı aminoasitin(Glutamik asit , Sistein , Glisin) birleşiminden oluşmaktadır.

    Glutatyon karaciğerde üretilir ve bu vücutta birçok farklı fonksiyonda görev alır.

    DNA yapımı , protein ve hücresel oluşumlar

    İmmun fonksiyonları destekler yani bağışıklığı güçlendirir.

    Sperm hücresi yapımını destekler

    Serbest radikallerin vucuttan uzaklaştırılmasını sağlar

    Enzim fonksiyonlarını düzenler

    Vitamin C ve E’yi yeniler

    Beyinden civa atılımını sağlar

    Karaciğer yağlanması ile savaşır

    Programlı hücre ölümünün düzenlenmesinde görevlidir.

    Araştırmacılar artmış glutatyon değerlerinin vücutta birçok hastalıkta azalmaya neden olduğunu kanıtlamışlardır.

    Glutatyonun faydaları nelerdir?

    1-) Antioksidan Aktivite:

    Serbest radikaller yaşlanmaya ve birçok farklı hastalığa neden olabilir. Antioksidanlar serbest radikallerin vücuda verdiği zararı minimuma indirir. Glutatyon en kuvvetli antioksidanlardan biridir ve yüksek doz glutatyonun birçok hastalıkta faydası kanıtlanmıştır.

    2-) Kanser ilerlemesini durdurur:

    Bazı çalışmalarda Glutatyonun kanser ilerlemesini yavaşlattığı görülmüştür. Ancak bazı çalışmalarda ise Glutatyonun kemoterapinin etkisini azalttığına dair sonuçlar elde edilmiştir.

    Bu nedenle kanser- glutatyon ilişkisi hakkında daha fazla çalışma yapmak gerekmektedir.

    3-) Karaciğer Hastalıklarında Hücre Hasarını Azaltır:

    Hepatit , Karaciğer Yağlanması , alkol kullanımı karaciğer hücrelerinin tamamına zarar vermektedir. Yapılan bir klinik çalışmada alkole bağlı olmayan karaciğer hastalığında potansiyel antioksidan ve detox etkisiyle glutatyonun faydalı olduğu gözlemlenmiştir.

    4-) İnsülin Hassasiyetini Arttırır:

    İnsülin direnci çağımızın en revaçta olan ve tip 2 diyabetin öncü basamağı olan bir rahatsızlık. İnsülin üretimi vücutta kısaca hücrelerde kullanılacak olan glukoz(Şeker)’in hücre içine girmesini sağlar. Bu sayede kan şekeri normal seviyelerinde kalır. Ancak insülin direnci geliştiğinde hücre içine giremeyen şeker nedeniyle kan şekeri artar ve Tip 2 diyabet gelişir.

    2018 yılında yapılan küçük bir çalışmada glutatyon tedavisi alan insülin direnci hastalarında birçok komplikasyon gerilemiş özellikle Nöropati (Sinirsel) problemler ve Retinopati (Bir göz hastalığı) belirgin gerileme göstermiştir.

    5-)Parkinson Semptomlarını Azaltır:

    Birçok çalışmada Glutatyonun parkinson’da görülen semptomları azalttığı kanıtlanmıştır. Tedavide ağızdan değil İV(Damar yoluyla) alınan glutatyonun daha etkili olduğu belirtilmiştir.

    6-) Ülseratif Kolitin Neden olduğu Hasarı Azaltır:

    Birçok inflamatuar hastalık gibi ülseratif kolitte oksidatif hasar (Serbest Radikaller) ve stres nedenli olduğu düşünülmektedir.

    2003 yılında yapılan hayvan deneylerinde ülseratif kolit hastası olan deney farelerinde glutatyon bağırsak hasarını minimuma indirmiştir. Ancak insan çalışmaları asıl sonuç için gereklidir.

    7-) Otizm ve Türevi Hastalıkların Tedavisi: Glutatyon vücudun her gün kullandığı çok kuvvetli bir antioksidan.

    2011 yılında yapılan bir çalışma ile glutatyonun farklı hastalıklarda da faydalı olabileceği düşünüldü. Otizmli çocuklara yapılan glutatyon tedavisi sonrasında otizm nedeniyle görülen birçok problemde belirgin düzelme görüldü.

    Çalışmalar daha çok yeni olmasına rağmen birçok hasta çocuk ve aile için umut olabilir.

    Glutatyon Nasıl Uygulanır?

    Glutatyonun ağızdan alınan ve Damar Yoluyla alınan formları bulunmaktadır.

    Kliniğimizde önerimiz damardan form ile tedavi alınmasıdır. Hastaya ve durumuna göre hekim tarafından doz belirlenir.

    İşlem 10-15 dk arasında sürmektedir.

  • Depresyon ve inflamasyon ilişkisi

    Depresyon dünyada hızla yayılan ve Türkiyede son 5 yılda %70 oranında artan bir hastalık. Türkiye ‘de nüfusun 10 da 1 i hayatlarının bir bölümünde antidepresan kullanan kişilerden oluşuyor. Buna ek olarak aslında depresyon hastası olup klinisyenler tarafından görülmemiş ve tanı konulmamış kişiler eklenirse depresyonun ne kadar yaygın bir sağlık sorunu olduğu apaçık karşımıza çıkıyor.

    Depresyonun çok geniş spektrumda nedenleri bulunmakta. Kötü yaşam koşulları, fiziksel cinsel suistimaller,genetik geçiş , hormonal bozukluklar , işsizlik , maddi problemler , aile içi problemler ve bazı ilaçlar yan etki olarak depresyona neden olabilir.

    Bunlara ek olarak depresyon durumunda beyinde bazı kimyasallarda dengesizlik gelişir. Anti depresan ilaçlar temelde bu kimyasalları dengelemek amacıyla Antidepresan ilaçları üretip hastaları tedavi etmeye çalışır.

    Ancak bazı çalışmalar bize beyinde değişen kimyasallar dışında depresyonun başka nedenleri de olabiliyor. Bazı depresyon hastaları üzerinde yapılan çalışmalarda hastaların sadece %25 inde beyinde seratonin ve norepinefrine hormonlarının azaldığından bahsediyor. https://bit.ly/2tWzgp5

    Bazı hastalarda bu hormonlar tam tersine yüksek bulunabiliyor.

    Tamda bu nedenlerle depresyona başka bir pencereden bakmak gerekiyor.

    Depresyon Nedir?

    ⦁ Üzgün, çökkün duygudurum, günün büyük kısmında ve hemen hemen hergün

    ⦁ Her günkü faaliyetlerde ilgi ve hoşnutluk kaybı.

    ⦁ Uyumada güçlükler (insomnia); başlangıçta uykuya dalamama, gece uyanıp bir daha uyuyamama ve sabah çok erken uyanma ya da bazı hastalarda zamanın çoğunu uyuyarak geçirme isteği.

    ⦁ Faaliyet düzeyinde değişiklik, ya letarjik olma ( psikomotor yavaşlama) ya da ajite olma.

    ⦁ İştah azalması ve kilo kaybı, ya da iştah ve kilo artışı

    ⦁ Olumsuz benlik kavramı, kendini yerme ve itham etme, değersizlik ve suçluluk duyguları.

    ⦁ Düşüncede yavaşlama ve kararsızlık gibi dikkati toplamada güçlükten yakınma ya da gerçekten güçlük çekme.

    ⦁ Yinelenen ölüm ve intihar düşünceleri.

    Depresyon – İnflamasyon İlişkisi

    Depresyondan bahsederken vücutta meydana gelen daha önemli bir durumdan bahsetmek gerektiğini düşünüyorum. İnflamasyon…

    İnflamasyon(Yangı) akut veya kronik olabilir. Bizler bu konuda kronik inflamasyondan bahsedeceğiz. Kronik inflamasyon vücudun kendi hücrelerine saldırması sonucu dokuda oluşan problemlerin genel adıdır.

    Kronik inflamasyonun nedenleri arasında

    ⦁ Uyku bozuklukları ve az uyku

    ⦁ Fazla kilo

    ⦁ Vitamin ve mineral eksiklikleri

    ⦁ Stres

    ⦁ İnflamatuar besinler(Gluten, şekerli besinler , bazı tahıllar vb gibi)

    Araştırmacılar depresyon ve inflamasyon ilişkisini bulmakla kalmıyor , eğer depresyon tedavisinde belirttiğimiz nedenleri minimuma indirirsek hastalığın belirgin düzeyde azaldığından bahsediyorlar. Maalesef halihazırda beslenme tarzımız inflamasyon ve dolayısı ile depresyon için çok kolaylaştırıcı durumlar içeriyor.

    Genel olarak inflamasyon nedenlerini baslık olarak açıklarsak:

    Toksik Besinler:

    Beslenmemizde bu ürünleri ne kadar aza indirirsek birçok kronik hastalık ve konumuz olan depresyona yakalanma riskimizinde aynı oranda azalacağını belirtmek isterim.

    Özellikle diyetimizde bulunmaması ve kaçınmamız gereken besinler:

    ⦁ Şeker

    ⦁ Mısır surubu

    ⦁ Tatlandırıcılar

    ⦁ Mısır ,ayçiçegi ve kanola yağı

    ⦁ Palm yağı

    ⦁ Her türlü trans yağ

    ⦁ Renklendirici katkı maddeleri

    ⦁ Koruyucu içeren süt ve süt ürünleri

    ⦁ Yüksek sodyum içerikli besinler

    ⦁ Rafine un ve gluten içeren besinler

    Stres

    Stres hayatımızda birçok probleme yol açtığı gibi depresyona da yol açabilir. Stres vücutta inflamatuvar sitokinleri arttırıp depresyonu tetikler.

    Herkesin stresle başa çıkma yolları vardır, günde 10 dakikanızı stresle başa çıkmak için ayırmanızı önermekteyiz. Meditasyon , Yoga , Yürüyüş , Psikoterapi veya Tamamlayıcı Tıp yöntemleri stresi azaltmak için denenebilir.

    Fazla Kilolu Olmak:

    Fazla kilo inflamasyonu destekler. Obezite vücudunuzu inflamatuvar duruma sokar ve bu nedenle depresyon riskini arttırır. Nasıl ki kilo aldığımızda inflamatuvar sitokinler artıyorsa, kilo verdiğinizde bu sitokinlerin hepsi azalır ve birçok kronik hastalıktan koruma sağlarlar.

    Hareketsiz Yaşam Tarzı:

    İnsan vücudu masa başı oturup çalışmaya , tüm günü hareketsiz geçirmeye programlanmamıştır. İnsan vücudunun ihtiyacı olan hareketi yapmalıdır.Hastalarımıza günde en az 1 saat spor önermekteyiz. Bu bir saat kilo vermenin yanında ,kaslarınızı güçlendirecek , birçok olumlu hormonal değişie neden olacak, organların kanlanmasını arttıracak. Böylece hem fiziksel hemde ruhsal olarak iyilik haline neden olacaktır. Eğer hareketsiz bir yaşama ve masa başı işe sahipseniz spor çok daha önemli olacaktır.

    Hareketsiz yaşam bazı kanserlerin riskini arttırır. Aksiyete ve depresyona sebep olur. Birçok kardiovaskuler hastalık için belirgin risk faktörüdür.

    Kan kolesterol düzeyini arttırır ve koroner kalp ve damar hastalıklarının gelişmesine neden olur.

    Hareket etmek için sadece spor salonunu beklememek gerekerir.İşe giderken yürümek veya aracınızı uzak bir mesafeye bırakıp egzersiz yaparak gitmek. Merdiven asansör seçimlerinde merdivenleri seçmek. Tabi ki zamanınız varsa yüzme , doğa yürüyüşü, bisiklet sürmek en fazla önerdiğimiz aktivitelerdir.

    Vitamin Eksiklikleri:

    Bazı vitaminler özellikle vitamin D eksikliğinin depresyonla alakalı olduğu kanıtlanmıştır.Maalesef günümüzde toplumumuzda çok yüksek oranda Vitamin D eksikliği mevcuttur. Özellikle kış aylarında az güneş gören kişilerde D vitamin eksiklikleri daha sık görülmektedir.

    Ayrıca vitamin D inflamatuvar sitokinleri süşürür ve depresyondan koruyucu etkisi bulunmaktadır. Eğer doğal olarak Vitamin D belli bir orana çekilemiyorsa dışardan takviye olarak vitamin D alınmalıdır. Ayrıca vitamin D sadece inflaasyonu baskılamaz ayrıca immun sistemi güçlendirir ve göbek çevresi yağlanmasını azaltır.

    Uyku Bozuklukları:

    Birçok kişide uyku bozuklukları ortaya çıkmakta ve bu sorun ilerlemektedir. Uyku bozuklukları sonucu hormonal aks bozulakta ve birçok hastalık için zemin hazırlanmaktadır.

    Çevresel Toksinler:

    Besinlerde olduğu gibi birçok çevresel faktör ve toksin inflamasyona neden olabilmektedir. Çevresel toksinleri havadan , kullandığımız temizlik eşyalarından vs. alabilekteyiz.

    Örnek vermek gerekirse:

    ⦁ Pasif sigara içiciliği

    ⦁ Ağır metaller

    ⦁ Küfler

    ⦁ Formaldehit içeren teizlik ürünleri

    ⦁ Kurşun elementi içeren ürünler

    ⦁ Organik olmayan pestisitler

    ⦁ Yüksek civa içeren balıklar

    ⦁ Paraben , sentetik renklendiriciler , SLS ve bunun gibi birçok koruyucu içeren ürünler

    Kökten Nedenleri Çözmeliyiz:

    Eğer depresyonunuz varsa ancak herhangi organik bir neden göremiyorsanız, depresyona neden olacak yaşam tarzı , hayat standartı problemleriniz yoksa kendinizi bu yazıyı okuduktan sonra inflamasyon yönünden değerlendiriniz.

    Ve eğer inflamasyonu durdurmaya karar verirseniz , işe doğal anti-inflamatuvar alımıyla başlamalıyız. Somon balığı , yeşil yapraklı sebzeler , Omega 3 , zerdeçal , orman meyveleri gibi besinler bolca tüketilmeli. Stres azaltılıp günde en az 30 dk spor yapılmalı.

    Bu konuda inflamasyon konusuna ilgili bir tamamlayıcı tıp uzmanı veya fonksiyonel tıp uzmanıyla görüşmek faydalı olabilir.

    Şimdi adım adım neler yapılmalı, inflamasyonu azaltmak için neler uygulamalısınız onları belirtelim

    ⦁ Şekerli ürünleri kesmet

    ⦁ Glutensiz diyet uygulamak

    ⦁ Tüm işlenmiş gıdaları bırakmak

    ⦁ Elinizden geldiğince süt ve süt ürünlerini kesmek

    ⦁ Haftada 2-3 adet deniz balığı özellikle somon tüketmek

    ⦁ Çevresel toksinleri minimuma indirmek

    ⦁ Kimyasal temizlik ürünlerinden uzaklaşın

    ⦁ Stresi azaltın

    ⦁ Uyku saatlerinizi düzenleyin gece 12 den geç yatmayın.

    ⦁ Günlük egersiz yapın

    ⦁ Organik güzellik ürünlerini seçin

    Bu uygulamaları yaptığınızda ilk haftalarda kendinizi enerjisi düşük,yorgun halsiz hissedebilirsiniz. Ancak ilerleyen haftalarda birçok faydası ile beraber daha enerjik, daha dinç hissedeceksiniz. Buna ek olarak algınızın açıldığı daha rahat ve huzurlu düşündüğünüzün farkına varacaksınız.

    Kliniğimizde Depresyon hastalarına psikoterapi , akupunktur ile destek olurken inflamasyonu baskılamak için de elemninasyon diyetleri öneriyoruz. Eleminasyon diyetlerinin sonucunda hastalarda gördüğümüz başlıca değişiklikler:

    ⦁ Kilo verme

    ⦁ İyi görünümlü bir cilt

    ⦁ Enerji artışı

    ⦁ Eklem ağrılarında azalma

    ⦁ Baş ağrılarında azalma

    ⦁ Sindirimin düzenlenmesi

    ⦁ Leaky Gut sendromu tedavi etme

    ⦁ Otoimmun hastalıklarda semptoların azalması

    ⦁ Şişkinliğin azalması

  • Arginine

    Arjinin yarı esansiyel aminoasitlerden olan ve vücudumuz tarafından belli bir bölümü üretilen bir aminoasittir. Neredeyse %65 ‘i üretilirken kalan kısmı besinlerden tedarik ederiz. Özellikle protein içeriği fazla olan besinlerde et ve et ürünlerinde bolca bulunmaktadır.
    Vücudumuzda üretilen miktar yeterli olmadığı için dışardan da belli oranda Arginine almak esastır.

    Arjinin Vücutta Ne Yapar?

    Arginine gercçekten çok yararlı bir aminoasittir. Üstünde birçok çalışma yapılmış ve birçok farklı hastalıkta kullanılması önerilmiştir. Arginine kullanmanın en önemli faydaları kan dolaşımını ve debisini arttırmasıdır. Nitrik oksite dönüşerek bir damarları genişleterek bu işlevi yerine getirir.

    Bu durumun birçok avantajı vardır. Bağışıklık sisteminiz güçlenir, doğurganlık artar , detoks yeteneğiniz artar. Argininin bir diğer faydası ise hormon üretiminde artışa neden olmasıdır. Özellikle büyüme hormonu ve insülin bunların en önemlileridir. Bu hormonlar sayesinde fiziksel performans,dayanıklılık ve güçte artış sağlar.

    Argininin Diğer Faydaları

    İnflamasyonla savaşır
    Arterioskleroz ve damar hastalığı riskini azaltır
    Kan damarlarını tamir eder
    Konjestif ve koroner kalp hastalıklarında faydalıdır
    Yüksek Tansiyonu düşürmede faydalıdır
    Atletik performansı arttırır
    Bağışıklığı güçlendirir
    Kas ağrılarını hafifletir
    Böbrek fonksiyonlarını düzenler
    Mental aktiviteyi düzenler
    Demansla savaşır
    Erektil disfonksiyon ve erkek infertilitesinde faydalıdır
    Soğuk algınlığına karşı faydalıdır.

    Arginine denildiğinde aslında en önemli metaboliti olan Nitrik Oksit ‘i tanımak gerekli. Nitrik oksit hayvanlar ve bitkiler tarafından üretilen reaktif bir gazdır. Vücutta nitrik oksit Arginin ve Nitrik oksit Sentaz enzimi ve bir dizi işlem sonucu oluşur. Arginine damar duvarında bulunan endotel hücreleri tarafından kullanılması için nitrik oksite çevrilir ve bir çok faydasını bu sistem üzerinden yerine getirir.

    Arginine vücutta yeteri kadar olmadığı zaman kişilerde halp hastalığı riski artar.

    Şimdi 5 ana başlık halinde Arginin’in faydalarından bahsedeceğiz:

    1-) Kalp Sağlığına İyi Gelir:

    Çalışmalar bize Arginin’in inflamasyonu baskılamada ve damar dolayısıyla kardiovaskuler hastalıklara iyi geldiğini kanıtlıyor, bu durum oral arginin takviyesinin kardiologlar tarafından en fazla önerilen ürün olmasının da nedeni. Yüksek kalp hastalığı riski olan kişilerde kalp krizi ve inme riskini azaltmak için oral arginin kullanılır.

    Ayrıca arginin hastalarda yüksek kolesterol değerini azaltır, konjestif kalp hastalığı riskini azaltır , dayanıklılık ve kalp nedenli göğüs ağrılarında azalmaya neden olur(1). Göğüs ağrısını Nitrik Oksit değerini arttırarak gerçekleştirir. Son olarak arginin egzersiz performansında artışa neden olur. Bu durum özellikle dolaşım problemi ve kalp hastalığı hikayesi olan kişilerde belirgindir.

    2-) İnflamasyonu azaltarak Yaşlanma karşıtı Etkisi:

    Kalp sağlığı etkilerine ek olarak arginin inflamasyonun neden olduğu hastalıklarla savaşmada çok başarılıdır. Özellikle serbest radikalleri azaltma yeteneği bulunan arginin yaşlanma karşıtı bir etki gösterir. Bu etkisi Superoksit Dismutaz enzimi mekanizmasi ile gerçekleştirir. Genellikle Arginin kronik hastalıkları baskılamada ve serbest radikalleri uzaklaştırmada Omega 3 ve Vitamin C kombinasyonu ile birlikte kullanılırlar(2).

    Arginin ayrıca merkezi sinir sistemi ve immun sistem fonksiyonlarını düzenler. Bu etkiyi nörotransmitter olarak görev yapan ve beyni dış etkilerden koruyan Nitrik Oksit sayesinde yapar.
    Arginin ayrıca bazı metabolik hastalıklarda ve üretra travması sonucu kanda amonyak artışında, kandaki amonyak miktarını azaltarak fayda sağlar. Amonyak vücutta protein yıkımıyla ortaya çıkan , nekroza neden olup hücresel yıkım ve inflamasyona neden olan bir maddedir(3).

    3-) Egzersiz Performansını Arttırır:

    Arginin’in kan dolaşımını arttırdığını ve bu durumun kaslara ve eklemlere oksijen , besin taşıdığından bahsetmiştik. Bu etki arginin’in egzersiz performansını arttırmasını minimum ağrı ile gerçekleştirmesinin nedenidir. Ayrıca el – ayak soğukluğu olan dolaşımı bozuk , artrit veya diyabetli hastalarda iyileşme ve kan akımını arttırması ile iyileşmeyi arttırır. Arginin takviyesinin yürüyüş mesafesini ve kas ağrılarında azalma sağladığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır(4).

    Ayrıca arginin insanda büyüme hormonu ,prolaktin ve Prolin ,Kreatin , Glutamat gibi aminoasitleri arttırır. Bu maddeler glukozun hücreye girişini insülin düzeylerini dengeleyerek sağlar. Ayrıca kas yaralanmalarında hızlı iyileşme sağlar.
    5 ila 9 gram arginin takviyesi alan hastalarda büyüme hormonunun belirgin derecede arttığını gösteren çalışmalar bulunmaktadır(5). Dinlenme halinde bile arginin büyüme hormonunu %100 arttırır. Bu durum egzersiz yapmasa bile kas yapısında artışa neden olabilir. Egzersize ek arginin kullanılması durumunda ise bu değer %300 – %500 arasında artmaktadır.

    Ayrıca arginin kandaki insülin değerini arttırarak kas yapımında artışa bir başka şekilde de yardımcı olur. Bu hormonal değişiklikler kas iskelet sisteminde iyileştirme,devamlılığı sağlar.

    4-) Bağışıklığı güçlendirir , Enfeksiyon Yayılımını Engeller:

    Arginin değeri düşük hastalarda kanser ve bazı hastalıkların arttığı bildirilmiştir. Bağışıklık sisteminin ana hücreleri olan Lenfositler ve T lenfositler vücudu koruma görevini yerine getirmek için arginin’e ihtiyacı vardır(6).

    Arginin’e ek olarak kullanılan omega 3 ve vitamin takviyeleri sayesinde enfeksiyon riski belirgin azaltılır. Özellikle bu durum solunum yolu hastalıklarında belirgindir. Ayrıca kanser hastalarında ve ameliyat sonrası yara iyileşmesinde arginin çok faydalıdır. Arginin tarafından üretilen prolin ciltte kollajen sentezini arttırır ve antioksidan aktiviteyi azaltır.

    Ayrıca yanık iyileşmesinde kullanılır ve diş çürüklerini azaltır. Ancak bu konulardaki çalışmalar daha yeterli değildir.

    5-)Erektil Disfonksiyon ve Kısırlık Tedavisinde Yardımcıdır:

    Birçok çalışmada argininin hücre yenilenmesinde ve kan dolaşımına faydalarından bahsetiştik. Bu faydalar sonucunda spermüretimi ve buna ek olarak sperm hareketlerinde artışa neden olur. Özellikle kalp hastalığı olan erkeklerde erektil disfonksiyon daha sık görülmektedir. Bu hastalarda nitrik oksit miktarı da belirgin düşüktür. Bazı çalışmalarda arginin’in erektil disfonksiyon tedavisinden %92 ‘ye varan başarıyla tedavi ettiğiden bahsedilmektedir.Bazı çalışmalarda stresin argininden sperm oluşması durumunu baskıladığını göstermiştir. Bu nedenle daha az stresli kişilerde arginin daha etkili olur. Buna ek olarak Glutamat ve Arginin birlikte kullanıldığında argininin tek başına kullanımından daha başarılı olduğu gösterilmiştir. Buna ek olarak birçok ilaç arginin gibi Nitrik oksiti arttırarak erektil disfonksiyon tedavisinde kullanılır.Ayrıca kadınlarda da genital kan akımını arttırarak seksüel problemlerde ve kısırlıkta fayda sağlar. Ayrıca arginin yeşil çay ve orman meyveleri gibi antioksidanlarla birlikte kullanıldığında kadınlarda doğurganlığı arttırır.

    Peki yeteri kadar arginin alıyor muyuz?

    Arginin vücut tarafından üretilen bir aminoasit. Ancak inflamasyon, yaş , diyet kalitesi,genetik faktörler nedeniyle ihtiyaç olan düzeyde üretim değişmektedir.
    Örneğin vegan diyetle beslenenlerde arjinin alım miktarı azdır. Ayrıca bozuk bağırsak sağlığı arginin emiliminin yeterince olmamasına neden olabilir.
    Peki arginini besin olarak nerelerden alabiliriz?
    Organik yumurta
    Yoğurt , kefir gibi süt ürünleri
    Otlakta yetişmiş büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar
    Susam tohumu
    Kabak çekirdeği
    Badem
    Deniz balıkları
    Spirulina
    Hindistan cevizi

    Arginin Dozu ve Yan Etkileri:

    Arginin asla doktor kontolu ve izni olmadan kullanılmamalı. Doz durumu hastalık ve kişinin yaşına göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin sağlıklı erişkinlerde daha sağlıklı bir hayat için 1 gr günlük önerilirken ameliyat sonrası yara iyileşmesinde bu oran 9 grama kadar çıkabilir.

    Yan etki olarak ise protein artışına bağlı olarak Gut hastalığına neden olabilir. Ayrıca karın ağrısı , kusma , düşük kan basıncı ve ishale neden olabilir.

    Hepinize sağlıklı mutlu günler.

  • Andulasyon terapi

    Andulasyon, biyofiziksel prensiplere dayanan yeni jenerasyon terapi yöntemlerinden biridir. Andulasyon mekanik vibrasyon ile kızılötesi derin ısının kombinasyonundan oluşmaktadır. Andulasyon teknolojisi, bilim insanları, üniversite klinikleri ve doktorlar arasındaki yakın işbirliği ile birlikte geliştirilmiştir. Andulasyon terapisi yalnızca belirli bir organ veya bir organ sistemi üzerinde etki göstermek yerine, organizmanın önemli fonksiyonlarının üzerinde bütüncül olarak pozitif bir etki sağlamaktadır. Bu açıdan Andulasyon, sağlığımızı yeniden kazanmamızın ve sürdürmemizin temelini oluşturmaktadır.

    Andulasyon, kronik şikayetleri ortadan kaldırmak amacıyla geniş bir frekans alanından insan dokusunda biyolojik rezonans titreşimleri üreten çok özel bir terapi metodudur.

    5 biyofiziksel çalışma prensibi bulunmaktadır;
    – Hücre aktivasyonu
    – Endorfin sinyalleri ile ağrı yönetimi
    – Daha iyi bir kan dolaşımı
    – Gevşeme mekanizmalarının aktivasyonu
    – Lenf akışının uyarılması

    Andulasyon Terapi Sistemi’nin en önemli etki mekanizmalarından biri de , iç organlardaki frekans etkisini kullanarak sağlığınıza katkı sağlamasıdır.
    Gerginlik ve fibromiyaji, bel fıtıkları, ağrılar, metabolik bozukluklar, lenfatik dolaşım problemleri, karın bölgesinde yağlanma, bacaklarda dolaşım bozuklukları ve selülit, bedende yıkıma yol açan negatif stres, migren tipi baş ağrıları, siyatik tipi romatizmalar, uyku bozuklukları gibi sorunlarda büyük bir başarıyla uygulanmaktadır.

  • Akupunkturun kanıtlanmıs 9 etkisi

    Akupunktur hekimliğine başladığım günden itibaren çoğu hastamda gözlelediğim değişimler hem bir hekim olarak beni mutlu etmiş hem de olabildiğince şaşırtmıştır. Akupunktur bilinen 6000 yıldır uygulanan bir tedavi yöntemidir. Acus(iğne) ve Punctura(Batırmak) kelimelerinden ismi türemiş olan akupunkturun bilimsel olarak kanıtlanmış 9 yararından ve yazımın sonunda ise yan etkilerinden bahsedeceğim.

    Akupunkturun ana temeli ve amacı homeostazis yani insan vücudunun fiziksel ve ruhsal dengesini sağlamaktır. Homeostazis sağlanırsa insan vücudu kendini tedavi etme yetisine sahiptir. Şimdi sırayla yararlarını anlatmaya başlayalım.

    1-) Akupunktur Kronik Ağrıların Alevlenmesini Azaltır:

    Kronik ağrılar erişkin nüfusun %20 gibi bir oranında bulunmaktadır. Her yıl bu sayı %10 artış göstermektedir. Akupunktur yan etkisi en minimal olup hastalara ağrı azaltıcı etki gösteren yöntemdir.

    Bunu insan vücudunda sinir sitemi, immun sistem ve hormonları düzenleyerek yapmaktadır. Akupunktur noktalarının uyarılması doğal endorfin ve opioidleri salgılatıp ağrıları hafifletmektedir. Ancak halen akupunkturun bu maddeleri nasıl salgıladığı konusu hipotezdir ve kanıtlanamamıştır.
    Elektroakupunktur kasların üzerine uygulandığında dokunun kan dolaşımını arttırır ve kasa fonksiyonunu doğru yağması için uyarılar gönderir. Elektroakupunktur batıda yaşayan akupunkturistler tarafından daha sık kullanılmaktadır.

  • Kara ölüm-yersinia pestis

    Korkular denildiğinde gerçek bir tehlikenin varlığı veya gerçekleşmesi ihtimaline karşı gelişen kaygı durumu şeklinde açıklanabilir. İnsanlar onlarca şeyden korkar karanlık, yükseklik , kapalı alan gibi örnekler verilebilir. İnsanlık tarihi boyunca korkular hem kişisel hem toplumsal olarak her türlü amaç için kullanılmıştır. Savaşlarda bile ses çıkarmak, geceleri kişi sayısından fazla ateş yakıp sayıca aldatmalar gibi onlarca korku oluşturma yöntemi vardır.

    Peki hiç karanlık nedeniyle ölen biri gördünüz mü?

    Dikkat edilirse insanlar en fazla gördükleri değil göremedikleri zaman korkuya kapılırlar. Bazı korku nedenleri ise görünmez. Ancak çevremizde yarattığı etkiyi , yıkımı, tahribatı gördüğümüzde korkmaya başlarız.
    Sanayi devrimi ve tıbbın gelişmesinden önce (buna sağlıklı kanalizasyon sistemleri ve hijyen koşulları da dahil olmak üzere) insanlar birçok farklı mikroba maruz kalır ve birçoğu ölümle sonuçlanırdı. Özellikle 1900 lü yıllardan itibaren bu gelişmeler yaşanmıştır. Ne kadar sağlıklı olduğu bir kenara bırakılırsa 1900 ‘de dunya nüfusu 1782000000(bir milyar yediyüzsekseniki milyon)’du. 118 yılda bu sayı neredeyse 7 milyara dayanmış durumda. İnsanlık tarihinin milyon yıldaki gelişimi göz önüne alınınca son yüzyıldaki artış tamamen sağlık sistemi ve hastalıklardan korunmaya bağlı olduğu düşünülebilinir. Gıdaya kolay ulaşma, temiz içme suları da bir diğer nedendir.

    Konudan çok fazla kopmadan tarihte insanların adını bilmeden en çok korktuğu , tarihin en zalim ,vahşi,acımasız katiliyle sizleri tanıştırmak isterim :

    Yersinia Pestis.

    Yersinia Gram Negatif bir bakteridir. Dunya tarihinde 3 buyuk pandemiye neden olmuştur.Bu bakteri gün ışığına ve dezenfektanlara duyarlıdır. Ancak karanlık ve özellikle nemli kemirgen yuvalarını çok sever. İnsanda hastalık yapması için bir kemirgenin kanını emen pirenin insanın kanını emmesi gerekmektedir. Yani aslında kemirgenler ara konak olmaktadır. Asıl bulaş pireler aracılığıyladır.

    İnsanlara bulaştıktan sonra lenf nodlarına gider, yerleşir ve iltihabi reaaksiyona neden olur. Yaygın damar içi kan pıhtılaşmasına neden olur ve sonucunda tedavi olunmazsa genellikle ölümcüldür. 3 alt tipi mevcuttur. Hıyarcıklı veba , septisemik ve pnömonik. Pandemilerde görülen türü hıyarcıklı vebadır.

    Hastalığın çıkış nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ancak çeşitli teoriler bulunmaktadır. İlki kafkaslardaki ceneviz kolonisi Caffa’yı ele geçirmek isteyen tatarların kaledeki direnci kırmak için vebalı ölüleri surlardan içeri atmalarıyla basladığıdır. Birçok tarihçi bunu veba salgınının neden olarak kabul etmektedir.
    O dönemin insanlarında ise genel olarak tanrının kötü insanları cezalandırdığı görüşü hakimdir. Alman doğa filozofu Albert do Cologne ‘ye göre ise bu olay Jupiter Mars ve Saturn’un aynı hızada olmasından kaynaklanan bir doğal felaketti.

    Bilinen en büyük veba salgınlarından biri 1347’de Mısır’da başlayan veba (kara ölüm/black death/peste noir) salgını gemiler vasıtasıyla Akdeniz limanlarından Avrupa’ya yayılmış, kitle ölümleri sonucunda köyler ve şehirler haritadan silinmiş ve 10 yılda 60 milyon insan (Avrupa’nın üçte biri) ölmüş, 75 milyon insan hastalıktan etkilenmiştir. Sayı olarak tam kesin bilgi yoktur ancak tarihçiler avrupa kıtasının üçte birinin bu salgından etkilendiğine kanaat getirmiştirler.

    Haritada 1. Veba salgınının İtalyadan başladığı ve Norveç kıyılarına kadar ilerlediği gösterilmektedir. Ancak veba norveçte çok fazla ölüme neden olmamıştır. Vebanın ilk görüldüğü ve belki de en çok zarar verdiği yer olan İtalya`da resmi talimatlarla veba kurbanlarının eşyaları ve yatakları gömülmüş, evleri dumanla dezenfekte edilmiş ve sirkeyle temizlenmiştir. Sağlık heyetleri şehir dışında toplu cenaze törenleri düzenlemişlerdir.

    Doktorlar daha çok hastalık kapma ihtimalleri olduğu için daha çok tedbir almak zorundadırlar ve genelde gömlek ve eldiven giymekte, tarçın ve bitkilerle ıslatılmış burun torbaları takmaktadırlar.

    Kara Ölüm sadece ölüme neden olmakla kalmamış birçok farklı açıdan insan hayatını etkilemiştir. Ölümlerin çoğu fakirlerden olması ile birlikte aristokrat kesimde ölümlerden etkilenmiştir.
    Ayrıca Veba Tarihçisi Robert Gottfied’e göre ‘’Kara ölüm olmasaydı Avrupa tozlu ve ağaçsız etiyopya’ya dönüşecekti ‘’. Demektedir. Birkaç istisna dışında avrupanın büyük ormanları veba salgını sonrası ortaya çıkmıştır.

    Bir kıtanın belkide insanlık tarihini değiştiren olayların nedeninin gözle görünmeyen bir mikrobun neden olması ne ironik. Hitlerin , Napolyon’un fethedemediği Rusya’yı fethedebilen,2. Dünya savaşından çok daha fazla insan öldüren bir mini katilden bahsettik.

  • Soğuğa maruz kalmanın ve soğuk duş almanın kanıtlanmış faydaları

    Dondurucu duşlar ve kriyoterapi tankları dünya çapında sağlıkla ilgilenen insanların arasında hızla yayıldı ve kullanımı sıklaştı. Soğuğun insan vücudunda gösterdiği olumlu değişiklikler nedeniyle özellikle sporcularda sıklıkla kullanılmaya başlandı. Kriyoterapi faydalı bir yöntemdir ancak toplum olarak herkesin ulaşabileceği ve devamlı yaptırabileceği bir yöntem değildir. Bizde kriyoterapi kadar olmasa da faydalı olan üşüme ve soğuk duş almanın kanıtlanmış yararlarından bahsedeceğiz.

    Soğuk terapi aslında yeni bir yöntem değildir. İlk olarak Milattan önce 3500 yılına ait Edwin Smith Papirüslerinde bahsedilmektedir. Ancak 1980 yılına kadar bu konuda uygulamalar yapılmamış , 1980 sonrasında soğuk tedavilerde kullanılmaya başlamıştır. Yurtdışında özellikle nörolojik hastalıklarda kulanılmaktadır.

    Bu yazımda bilimsel olarak kanıtlanmış soğuk ve soğuk uygulamalarının faydalarından bahsedeceğim.
    Soğuğa Maruz Kalmak Yağ Kaybetmeye neden olur
    İnsanlar yağ hücrelerini depolarlar ve yağ hücreleri insanların enerji ve kalori saklama yöntemidir. Yapılan araştırmalar soğuk uygulamaları insalarda kalori harcamasını arttırmıştır(1). Soğuğa maruz kalan kişilerde termogenez oluşur ve bunun sonucunda yağ dokusunda azalma meydana gelir.
    Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada bir grup fare normal derecelerde bir grup fare ise soğuk hava koşullarında yaşatılmıştır. Çalışma sonunda soğuğa maruz kalan fareler daha fazla yemelerine rağmen daha az kilo almışlardır(2).
    Başka bir çalışmada soğuk havaların kişilerde adinopektin hormonunu arttırdığı gösterilmiştir. Adinopektin yağ yakıcı bir hormondur, düşük seviyelerdeki adinopektin obezite ile ilişkilidir(3).
    Soğuğa maruz kalmak inflamasyonla Savaşır:
    İnflamasyonun ne gibi hastalıklara yol açtığı ve birçok fiziksel ve ruhsal hastalıkta ana temeli oluşturduğundan bahsetmiştik. Depresyondan, Bağırsak Hastalıklarına kadar çok fazla hastalıkla direk bağlantılı olan inflamasyon soğuğa maruz kalan kişilerde azalır. Bu durumu yine adinopektin hormonu salgılayarak yapar(4).
    Bir başka çalışmada soğuk ortamda egzersiz yapan kişilerde inflamatuvar durumların daha az olduğu gösterilmiştir.Yine aynı çalışma bunun tam tersini de söylemektedir, burada dikkat edilmesi gereken egzersizin dozudur.Soğuğa maruz kaldığımızda vücudumuzda inflamasyonun başlaması için gerekli olan TNF-a , IL-6 ve IL-8 azalır.
    Soğuğa Maruz Kalmak Yaşam Süresini Uzatır.
    Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde 21 C ‘da sineklerin 27 C’ a göre 2 kat fazla yaşadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca solucanlarda 5 C ‘lik bir ısı azalması %75 daha uzun yaşamalarına neden olmuştur. Balıklarda ise aynı çalışmada 6 C’lik fark %75 uzun yaşadıkları gösterilmiştir.
    1986 yılında yapılan bir çalışmada günde 4 saat soğuk suda bekletilen farelerin diğer farelere göre daha az kilo aldığı ve %10 daha uzun yaşadığı gösteriliştir(5).

    Uzun yaşamda düşünülen hipotez hormezis hipotezidir.Bu hipotez düşük miktarda toksik maddelere vücudun doğal adaptasyon gösterdiği ve bunun sonucunda bu toksik maddelerin zararlarından korundukları kabul edilmiştir.
    Bu konuyla ilgili bir diğer hipotez ise kısa süreli soğukta canlı metabolizmasının yavaşladığı ve yaşlanmanın da bu oranda geciktiği yönündedir.
    Soğuğa Maruz Kalma Sinir Sistemini Güçlendirir
    Soğuk maruziyetinde oluşan yağ yakma işlemi sempatik sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Soğuk havalar beyin için hafif bir çalışma gibidir buna sinir sistemi adaptasyon geçirir ve güclenir.
    Wim Hoff(Buz Adam) adlı Hollandalı kişi uygun nefes alma tekniği ve soğuk uygulamalar ile insanın otonomik sinir sistemini kontrol edebileceğini göstermiştir.

    Soğuğa Maruz Kalan Kişilerde Sakatlıklar Daha Hızlı İyileşir

    Fizyolojik olarak soğuk uygulanması kan akımını azaltma, inflamasyonu azaltma, travma sonrası şişmede kullanılır.
    Bilek burkulmalarında buz eşliğinde fizik tedavi yapılmasının iyileşmeyi hızlandırdığına dair bazı kanıtlar bulunmaktadır.
    Ayrıca soğuk uygulama kas yıkımında ortaya çıkan Kreatin Kinaz ve Laktat Dehidrogenaz enziminin salınımını dengeler.
    Yapılan meta analiz çalışmada spor sonrası soğuk su ile duş alanlarda ağrı şiddetinde azalma meydana gelmiştir.Soğuğa Maruz Kalmak Kan Şekerini Regüle Eder

    Soğuğun adinopektin hormonunu arttırdığından bahsetmiştik. Adinopektin hormonu soğuğa maruziyet durumunda %70 oranında artmaktadır.
    Fare deneylerinde soğuğa maruz kalan bireylerde uzak dokularda glukoz alımı artar.Bu durum farelerde insülin direncini engellemiştir.

    Soğuğa maruz kalma vücudun insüline verdiği yanıtı değiştirir ve glikozun kandan daha hızlı arınmasını sağlar. Soğuk bir duş en hızlı şekilde insülin değerini ve kan şekerinini dengeler.

    Soğuğa Maruz Kalma Uyku Kalitesini Arttırır

    Günlük ısı farklılıkları uykuyu regüle etmede önemlidir.

    Uluslararası Uyku Birliği yatak odası sıcaklığının 17 ila 21 derece arasında olmasını önermektedir.

    Soğuğa Maruz Kalmak Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

    Çalışmalar soğuk maruziyetinin Natural Killer(Doğal Öldürücü) hücre sayısı ve aktivitesini arttırdığını bildirmiştir(6).

    Ayrıca soğuğa maruz kalan kişilerde Beyaz Kan Hücreleri ve IL-6 seviyesi artmaktadır.

    Bir çalışmada 6 hafta günde 1 saat 14 derecede bekletilen katılımcılarda IL-6,CD3,CD4,CD8 aktive T ve B lenfositlerin daha aktif oldukları görülmüştür(7).

    Artan immun sistem cevabı adrenalin hormon seviyelerinin artışına bağlı olarak görülebilir.

    Soğuğa Maruz Kalma Detoksu Arttırır

    Kriyoterapi antioksidan seviyesini azaltır ve serbest radikallerin vücuttan uzaklaşmasını hızlandırır.
    Bir çalışmada düzenli olarak soğuk suda yüzen bireylerde glutatyon artışına bağlı olarak antioksidan seviyesinde azalma görülmüştür.

    Soğuğa Maruz Kalma Ağrıyı Azaltır

    Birçok çalışmada soğuk uygulama yapılan hastalarda migren ağrılarının şiddetinin azaldığı kanıtlanmıştır.

    Ayrıca soğuk uygulamaların ağrı kesici etkisinin çoğu alternatif yönteme göre daha etkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Soğuk Uygulama Kemik Sağlığı Açısından Faydalıdır

    Bazı çalışmalarda yaşa bağlı kemik yoğunluğunda azalma olan kişilerde soğuk uygulama yapıldığında kemik kaybı oranı azalmakta ve kemik sağlığı yönünden pozitif sonuçlar alınmaktadır.

    Buna ek olarak birçok kişi enerjilerinin arttığını ve kendilerini daha iyi hissettiklerinden bahseder bu konuda yapılmış bilimsel bir çalışma yoktur.

    Herkese sağlıklı mutlu günler.

    Soğuğa Maruz Kalmanın Ve Soğuk Duş Almanın Kanıtlanmış Faydaları

    Dondurucu duşlar ve kriyoterapi tankları dünya çapında sağlıkla ilgilenen insanların arasında hızla yayıldı ve kullanımı sıklaştı. Soğuğun insan vücudunda gösterdiği olumlu değişiklikler nedeniyle özellikle sporcularda sıklıkla kullanılmaya başlandı. Kriyoterapi faydalı bir yöntemdir ancak toplum olarak herkesin ulaşabileceği ve devamlı yaptırabileceği bir yöntem değildir. Bizde kriyoterapi kadar olmasa da faydalı olan üşüme ve soğuk duş almanın kanıtlanmış yararlarından bahsedeceğiz.

    Soğuk terapi aslında yeni bir yöntem değildir. İlk olarak Milattan önce 3500 yılına ait Edwin Smith Papirüslerinde bahsedilmektedir. Ancak 1980 yılına kadar bu konuda uygulamalar yapılmamış , 1980 sonrasında soğuk tedavilerde kullanılmaya başlamıştır. Yurtdışında özellikle nörolojik hastalıklarda kulanılmaktadır.

    Bu yazımda bilimsel olarak kanıtlanmış soğuk ve soğuk uygulamalarının faydalarından bahsedeceğim.

    Soğuğa Maruz Kalmak Yağ Kaybetmeye neden olur

    İnsanlar yağ hücrelerini depolarlar ve yağ hücreleri insanların enerji ve kalori saklama yöntemidir. Yapılan araştırmalar soğuk uygulamaları insalarda kalori harcamasını arttırmıştır(1). Soğuğa maruz kalan kişilerde termogenez oluşur ve bunun sonucunda yağ dokusunda azalma meydana gelir.

    Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada bir grup fare normal derecelerde bir grup fare ise soğuk hava koşullarında yaşatılmıştır. Çalışma sonunda soğuğa maruz kalan fareler daha fazla yemelerine rağmen daha az kilo almışlardır(2).

    Başka bir çalışmada soğuk havaların kişilerde adinopektin hormonunu arttırdığı gösterilmiştir. Adinopektin yağ yakıcı bir hormondur, düşük seviyelerdeki adinopektin obezite ile ilişkilidir(3).

    Soğuğa maruz kalmak inflamasyonla Savaşır:

    İnflamasyonun ne gibi hastalıklara yol açtığı ve birçok fiziksel ve ruhsal hastalıkta ana temeli oluşturduğundan bahsetmiştik. Depresyondan, Bağırsak Hastalıklarına kadar çok fazla hastalıkla direk bağlantılı olan inflamasyon soğuğa maruz kalan kişilerde azalır. Bu durumu yine adinopektin hormonu salgılayarak yapar(4).

    Bir başka çalışmada soğuk ortamda egzersiz yapan kişilerde inflamatuvar durumların daha az olduğu gösterilmiştir.Yine aynı çalışma bunun tam tersini de söylemektedir, burada dikkat edilmesi gereken egzersizin dozudur.Soğuğa maruz kaldığımızda vücudumuzda inflamasyonun başlaması için gerekli olan TNF-a , IL-6 ve IL-8 azalır.

    Soğuğa Maruz Kalmak Yaşam Süresini Uzatır.

    Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde 21 C ‘da sineklerin 27 C’ a göre 2 kat fazla yaşadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca solucanlarda 5 C ‘lik bir ısı azalması %75 daha uzun yaşamalarına neden olmuştur. Balıklarda ise aynı çalışmada 6 C’lik fark %75 uzun yaşadıkları gösterilmiştir.

    1986 yılında yapılan bir çalışmada günde 4 saat soğuk suda bekletilen farelerin diğer farelere göre daha az kilo aldığı ve %10 daha uzun yaşadığı gösteriliştir(5).

    Uzun yaşamda düşünülen hipotez hormezis hipotezidir.Bu hipotez düşük miktarda toksik maddelere vücudun doğal adaptasyon gösterdiği ve bunun sonucunda bu toksik maddelerin zararlarından korundukları kabul edilmiştir.

    Bu konuyla ilgili bir diğer hipotez ise kısa süreli soğukta canlı metabolizmasının yavaşladığı ve yaşlanmanın da bu oranda geciktiği yönündedir.

    Soğuğa Maruz Kalma Sinir Sistemini Güçlendirir

    Soğuk maruziyetinde oluşan yağ yakma işlemi sempatik sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Soğuk havalar beyin için hafif bir çalışma gibidir buna sinir sistemi adaptasyon geçirir ve güclenir.

    Wim Hoff(Buz Adam) adlı Hollandalı kişi uygun nefes alma tekniği ve soğuk uygulamalar ile insanın otonomik sinir sistemini kontrol edebileceğini göstermiştir.

    Soğuğa Maruz Kalan Kişilerde Sakatlıklar Daha Hızlı İyileşir

    Fizyolojik olarak soğuk uygulanması kan akımını azaltma, inflamasyonu azaltma, travma sonrası şişmede kullanılır.

    Bilek burkulmalarında buz eşliğinde fizik tedavi yapılmasının iyileşmeyi hızlandırdığına dair bazı kanıtlar bulunmaktadır.

    Ayrıca soğuk uygulama kas yıkımında ortaya çıkan Kreatin Kinaz ve Laktat Dehidrogenaz enziminin salınımını dengeler.

    Yapılan meta analiz çalışmada spor sonrası soğuk su ile duş alanlarda ağrı şiddetinde azalma meydana gelmiştir.

    Soğuğa Maruz Kalmak Kan Şekerini Regüle Eder

    Soğuğun adinopektin hormonunu arttırdığından bahsetmiştik. Adinopektin hormonu soğuğa maruziyet durumunda %70 oranında artmaktadır.

    Fare deneylerinde soğuğa maruz kalan bireylerde uzak dokularda glukoz alımı artar.Bu durum farelerde insülin direncini engellemiştir.

    Soğuğa maruz kalma vücudun insüline verdiği yanıtı değiştirir ve glikozun kandan daha hızlı arınmasını sağlar. Soğuk bir duş en hızlı şekilde insülin değerini ve kan şekerinini dengeler.

    Soğuğa Maruz Kalma Uyku Kalitesini Arttırır

    Günlük ısı farklılıkları uykuyu regüle etmede önemlidir.

    Uluslararası Uyku Birliği yatak odası sıcaklığının 17 ila 21 derece arasında olmasını önermektedir.

    Soğuğa Maruz Kalmak Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

    Çalışmalar soğuk maruziyetinin Natural Killer(Doğal Öldürücü) hücre sayısı ve aktivitesini arttırdığını bildirmiştir(6).

    Ayrıca soğuğa maruz kalan kişilerde Beyaz Kan Hücreleri ve IL-6 seviyesi artmaktadır.

    Bir çalışmada 6 hafta günde 1 saat 14 derecede bekletilen katılımcılarda IL-6,CD3,CD4,CD8 aktive T ve B lenfositlerin daha aktif oldukları görülmüştür(7).

    Artan immun sistem cevabı adrenalin hormon seviyelerinin artışına bağlı olarak görülebilir.

    Soğuğa Maruz Kalma Detoksu Arttırır

    Kriyoterapi antioksidan seviyesini azaltır ve serbest radikallerin vücuttan uzaklaşmasını hızlandırır.

    Bir çalışmada düzenli olarak soğuk suda yüzen bireylerde glutatyon artışına bağlı olarak antioksidan seviyesinde azalma görülmüştür.

    Soğuğa Maruz Kalma Ağrıyı Azaltır

    Birçok çalışmada soğuk uygulama yapılan hastalarda migren ağrılarının şiddetinin azaldığı kanıtlanmıştır.

    Ayrıca soğuk uygulamaların ağrı kesici etkisinin çoğu alternatif yönteme göre daha etkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Soğuk Uygulama Kemik Sağlığı Açısından Faydalıdır

    Bazı çalışmalarda yaşa bağlı kemik yoğunluğunda azalma olan kişilerde soğuk uygulama yapıldığında kemik kaybı oranı azalmakta ve kemik sağlığı yönünden pozitif sonuçlar alınmaktadır.

    Buna ek olarak birçok kişi enerjilerinin arttığını ve kendilerini daha iyi hissettiklerinden bahseder bu konuda yapılmış bilimsel bir çalışma yoktur.

    Herkese sağlıklı mutlu günler.

    Soğuğa Maruz Kalmanın Ve Soğuk Duş Almanın Kanıtlanmış Faydaları

    Dondurucu duşlar ve kriyoterapi tankları dünya çapında sağlıkla ilgilenen insanların arasında hızla yayıldı ve kullanımı sıklaştı. Soğuğun insan vücudunda gösterdiği olumlu değişiklikler nedeniyle özellikle sporcularda sıklıkla kullanılmaya başlandı. Kriyoterapi faydalı bir yöntemdir ancak toplum olarak herkesin ulaşabileceği ve devamlı yaptırabileceği bir yöntem değildir. Bizde kriyoterapi kadar olmasa da faydalı olan üşüme ve soğuk duş almanın kanıtlanmış yararlarından bahsedeceğiz.

    Soğuk terapi aslında yeni bir yöntem değildir. İlk olarak Milattan önce 3500 yılına ait Edwin Smith Papirüslerinde bahsedilmektedir. Ancak 1980 yılına kadar bu konuda uygulamalar yapılmamış , 1980 sonrasında soğuk tedavilerde kullanılmaya başlamıştır. Yurtdışında özellikle nörolojik hastalıklarda kulanılmaktadır.

    Bu yazımda bilimsel olarak kanıtlanmış soğuk ve soğuk uygulamalarının faydalarından bahsedeceğim.

    Soğuğa Maruz Kalmak Yağ Kaybetmeye neden olur

    İnsanlar yağ hücrelerini depolarlar ve yağ hücreleri insanların enerji ve kalori saklama yöntemidir. Yapılan araştırmalar soğuk uygulamaları insalarda kalori harcamasını arttırmıştır.Soğuğa maruz kalan kişilerde termogenez oluşur ve bunun sonucunda yağ dokusunda azalma meydana gelir.

    Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada bir grup fare normal derecelerde bir grup fare ise soğuk hava koşullarında yaşatılmıştır. Çalışma sonunda soğuğa maruz kalan fareler daha fazla yemelerine rağmen daha az kilo almışlardır(2).

    Başka bir çalışmada soğuk havaların kişilerde adinopektin hormonunu arttırdığı gösterilmiştir. Adinopektin yağ yakıcı bir hormondur, düşük seviyelerdeki adinopektin obezite ile ilişkilidir.

    Soğuğa maruz kalmak inflamasyonla Savaşır:

    İnflamasyonun ne gibi hastalıklara yol açtığı ve birçok fiziksel ve ruhsal hastalıkta ana temeli oluşturduğundan bahsetmiştik. Depresyondan, Bağırsak Hastalıklarına kadar çok fazla hastalıkla direk bağlantılı olan inflamasyon soğuğa maruz kalan kişilerde azalır. Bu durumu yine adinopektin hormonu salgılayarak yapar.

    Bir başka çalışmada soğuk ortamda egzersiz yapan kişilerde inflamatuvar durumların daha az olduğu gösterilmiştir.Yine aynı çalışma bunun tam tersini de söylemektedir, burada dikkat edilmesi gereken egzersizin dozudur.Soğuğa maruz kaldığımızda vücudumuzda inflamasyonun başlaması için gerekli olan TNF-a , IL-6 ve IL-8 azalır.

    Soğuğa Maruz Kalmak Yaşam Süresini Uzatır.

    Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde 21 C ‘da sineklerin 27 C’ a göre 2 kat fazla yaşadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca solucanlarda 5 C ‘lik bir ısı azalması %75 daha uzun yaşamalarına neden olmuştur. Balıklarda ise aynı çalışmada 6 C’lik fark %75 uzun yaşadıkları gösterilmiştir.

    1986 yılında yapılan bir çalışmada günde 4 saat soğuk suda bekletilen farelerin diğer farelere göre daha az kilo aldığı ve %10 daha uzun yaşadığı gösteriliştir(5).

    Uzun yaşamda düşünülen hipotez hormezis hipotezidir.Bu hipotez düşük miktarda toksik maddelere vücudun doğal adaptasyon gösterdiği ve bunun sonucunda bu toksik maddelerin zararlarından korundukları kabul edilmiştir.

    Bu konuyla ilgili bir diğer hipotez ise kısa süreli soğukta canlı metabolizmasının yavaşladığı ve yaşlanmanın da bu oranda geciktiği yönündedir.

    Soğuğa Maruz Kalma Sinir Sistemini Güçlendirir

    Soğuk maruziyetinde oluşan yağ yakma işlemi sempatik sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Soğuk havalar beyin için hafif bir çalışma gibidir buna sinir sistemi adaptasyon geçirir ve güclenir.

    Wim Hoff(Buz Adam) adlı Hollandalı kişi uygun nefes alma tekniği ve soğuk uygulamalar ile insanın otonomik sinir sistemini kontrol edebileceğini göstermiştir.

    Soğuğa Maruz Kalan Kişilerde Sakatlıklar Daha Hızlı İyileşir

    Fizyolojik olarak soğuk uygulanması kan akımını azaltma, inflamasyonu azaltma, travma sonrası şişmede kullanılır.

    Bilek burkulmalarında buz eşliğinde fizik tedavi yapılmasının iyileşmeyi hızlandırdığına dair bazı kanıtlar bulunmaktadır.

    Ayrıca soğuk uygulama kas yıkımında ortaya çıkan Kreatin Kinaz ve Laktat Dehidrogenaz enziminin salınımını dengeler.

    Yapılan meta analiz çalışmada spor sonrası soğuk su ile duş alanlarda ağrı şiddetinde azalma meydana gelmiştir.

    Soğuğa Maruz Kalmak Kan Şekerini Regüle Eder

    Soğuğun adinopektin hormonunu arttırdığından bahsetmiştik. Adinopektin hormonu soğuğa maruziyet durumunda %70 oranında artmaktadır.

    Fare deneylerinde soğuğa maruz kalan bireylerde uzak dokularda glukoz alımı artar.Bu durum farelerde insülin direncini engellemiştir.

    Soğuğa maruz kalma vücudun insüline verdiği yanıtı değiştirir ve glikozun kandan daha hızlı arınmasını sağlar. Soğuk bir duş en hızlı şekilde insülin değerini ve kan şekerinini dengeler.

    Soğuğa Maruz Kalma Uyku Kalitesini Arttırır

    Günlük ısı farklılıkları uykuyu regüle etmede önemlidir.

    Uluslararası Uyku Birliği yatak odası sıcaklığının 17 ila 21 derece arasında olmasını önermektedir.

    Soğuğa Maruz Kalmak Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

    Çalışmalar soğuk maruziyetinin Natural Killer(Doğal Öldürücü) hücre sayısı ve aktivitesini arttırdığını bildirmiştir.

    Ayrıca soğuğa maruz kalan kişilerde Beyaz Kan Hücreleri ve IL-6 seviyesi artmaktadır.

    Bir çalışmada 6 hafta günde 1 saat 14 derecede bekletilen katılımcılarda IL-6,CD3,CD4,CD8 aktive T ve B lenfositlerin daha aktif oldukları görülmüştür.

    Artan immun sistem cevabı adrenalin hormon seviyelerinin artışına bağlı olarak görülebilir.

    Soğuğa Maruz Kalma Detoksu Arttırır

    Kriyoterapi antioksidan seviyesini azaltır ve serbest radikallerin vücuttan uzaklaşmasını hızlandırır.

    Bir çalışmada düzenli olarak soğuk suda yüzen bireylerde glutatyon artışına bağlı olarak antioksidan seviyesinde azalma görülmüştür.

    Soğuğa Maruz Kalma Ağrıyı Azaltır

    Birçok çalışmada soğuk uygulama yapılan hastalarda migren ağrılarının şiddetinin azaldığı kanıtlanmıştır.

    Ayrıca soğuk uygulamaların ağrı kesici etkisinin çoğu alternatif yönteme göre daha etkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Soğuk Uygulama Kemik Sağlığı Açısından Faydalıdır

    Bazı çalışmalarda yaşa bağlı kemik yoğunluğunda azalma olan kişilerde soğuk uygulama yapıldığında kemik kaybı oranı azalmakta ve kemik sağlığı yönünden pozitif sonuçlar alınmaktadır.

    Buna ek olarak birçok kişi enerjilerinin arttığını ve kendilerini daha iyi hissettiklerinden bahseder bu konuda yapılmış bilimsel bir çalışma yoktur.

    Herkese sağlıklı mutlu günler.

    Soğuğa Maruz Kalmanın Ve Soğuk Duş Almanın Kanıtlanmış Faydaları

    Dondurucu duşlar ve kriyoterapi tankları dünya çapında sağlıkla ilgilenen insanların arasında hızla yayıldı ve kullanımı sıklaştı. Soğuğun insan vücudunda gösterdiği olumlu değişiklikler nedeniyle özellikle sporcularda sıklıkla kullanılmaya başlandı. Kriyoterapi faydalı bir yöntemdir ancak toplum olarak herkesin ulaşabileceği ve devamlı yaptırabileceği bir yöntem değildir. Bizde kriyoterapi kadar olmasa da faydalı olan üşüme ve soğuk duş almanın kanıtlanmış yararlarından bahsedeceğiz.

    Soğuk terapi aslında yeni bir yöntem değildir. İlk olarak Milattan önce 3500 yılına ait Edwin Smith Papirüslerinde bahsedilmektedir. Ancak 1980 yılına kadar bu konuda uygulamalar yapılmamış , 1980 sonrasında soğuk tedavilerde kullanılmaya başlamıştır. Yurtdışında özellikle nörolojik hastalıklarda kulanılmaktadır.

    Bu yazımda bilimsel olarak kanıtlanmış soğuk ve soğuk uygulamalarının faydalarından bahsedeceğim.

    Soğuğa Maruz Kalmak Yağ Kaybetmeye neden olur

    İnsanlar yağ hücrelerini depolarlar ve yağ hücreleri insanların enerji ve kalori saklama yöntemidir. Yapılan araştırmalar soğuk uygulamaları insalarda kalori harcamasını arttırmıştır

    Soğuğa maruz kalan kişilerde termogenez oluşur ve bunun sonucunda yağ dokusunda azalma meydana gelir.

    Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada bir grup fare normal derecelerde bir grup fare ise soğuk hava koşullarında yaşatılmıştır. Çalışma sonunda soğuğa maruz kalan fareler daha fazla yemelerine rağmen daha az kilo almışlardır.

    Başka bir çalışmada soğuk havaların kişilerde adinopektin hormonunu arttırdığı gösterilmiştir. Adinopektin yağ yakıcı bir hormondur, düşük seviyelerdeki adinopektin obezite ile ilişkilidir.

    Soğuğa maruz kalmak inflamasyonla Savaşır:

    İnflamasyonun ne gibi hastalıklara yol açtığı ve birçok fiziksel ve ruhsal hastalıkta ana temeli oluşturduğundan bahsetmiştik. Depresyondan, Bağırsak Hastalıklarına kadar çok fazla hastalıkla direk bağlantılı olan inflamasyon soğuğa maruz kalan kişilerde azalır. Bu durumu yine adinopektin hormonu salgılayarak yapar.

    Bir başka çalışmada soğuk ortamda egzersiz yapan kişilerde inflamatuvar durumların daha az olduğu gösterilmiştir.Yine aynı çalışma bunun tam tersini de söylemektedir, burada dikkat edilmesi gereken egzersizin dozudur.Soğuğa maruz kaldığımızda vücudumuzda inflamasyonun başlaması için gerekli olan TNF-a , IL-6 ve IL-8 azalır.

    Soğuğa Maruz Kalmak Yaşam Süresini Uzatır.

    Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde 21 C ‘da sineklerin 27 C’ a göre 2 kat fazla yaşadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca solucanlarda 5 C ‘lik bir ısı azalması %75 daha uzun yaşamalarına neden olmuştur. Balıklarda ise aynı çalışmada 6 C’lik fark %75 uzun yaşadıkları gösterilmiştir.

    1986 yılında yapılan bir çalışmada günde 4 saat soğuk suda bekletilen farelerin diğer farelere göre daha az kilo aldığı ve %10 daha uzun yaşadığı gösteriliştir.

    Uzun yaşamda düşünülen hipotez hormezis hipotezidir.Bu hipotez düşük miktarda toksik maddelere vücudun doğal adaptasyon gösterdiği ve bunun sonucunda bu toksik maddelerin zararlarından korundukları kabul edilmiştir.

    Bu konuyla ilgili bir diğer hipotez ise kısa süreli soğukta canlı metabolizmasının yavaşladığı ve yaşlanmanın da bu oranda geciktiği yönündedir.

    Soğuğa Maruz Kalma Sinir Sistemini Güçlendirir

    Soğuk maruziyetinde oluşan yağ yakma işlemi sempatik sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Soğuk havalar beyin için hafif bir çalışma gibidir buna sinir sistemi adaptasyon geçirir ve güclenir.

    Wim Hoff(Buz Adam) adlı Hollandalı kişi uygun nefes alma tekniği ve soğuk uygulamalar ile insanın otonomik sinir sistemini kontrol edebileceğini göstermiştir.

    Soğuğa Maruz Kalan Kişilerde Sakatlıklar Daha Hızlı İyileşir

    Fizyolojik olarak soğuk uygulanması kan akımını azaltma, inflamasyonu azaltma, travma sonrası şişmede kullanılır.

    Bilek burkulmalarında buz eşliğinde fizik tedavi yapılmasının iyileşmeyi hızlandırdığına dair bazı kanıtlar bulunmaktadır.

    Ayrıca soğuk uygulama kas yıkımında ortaya çıkan Kreatin Kinaz ve Laktat Dehidrogenaz enziminin salınımını dengeler.

    Yapılan meta analiz çalışmada spor sonrası soğuk su ile duş alanlarda ağrı şiddetinde azalma meydana gelmiştir.

    Soğuğa Maruz Kalmak Kan Şekerini Regüle Eder

    Soğuğun adinopektin hormonunu arttırdığından bahsetmiştik. Adinopektin hormonu soğuğa maruziyet durumunda %70 oranında artmaktadır.

    Fare deneylerinde soğuğa maruz kalan bireylerde uzak dokularda glukoz alımı artar.Bu durum farelerde insülin direncini engellemiştir.

    Soğuğa maruz kalma vücudun insüline verdiği yanıtı değiştirir ve glikozun kandan daha hızlı arınmasını sağlar. Soğuk bir duş en hızlı şekilde insülin değerini ve kan şekerinini dengeler.

    Soğuğa Maruz Kalma Uyku Kalitesini Arttırır

    Günlük ısı farklılıkları uykuyu regüle etmede önemlidir.

    Uluslararası Uyku Birliği yatak odası sıcaklığının 17 ila 21 derece arasında olmasını önermektedir.

    Soğuğa Maruz Kalmak Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

    Çalışmalar soğuk maruziyetinin Natural Killer(Doğal Öldürücü) hücre sayısı ve aktivitesini arttırdığını bildirmiştir.

    Ayrıca soğuğa maruz kalan kişilerde Beyaz Kan Hücreleri ve IL-6 seviyesi artmaktadır.

    Bir çalışmada 6 hafta günde 1 saat 14 derecede bekletilen katılımcılarda IL-6,CD3,CD4,CD8 aktive T ve B lenfositlerin daha aktif oldukları görülmüştür

    Artan immun sistem cevabı adrenalin hormon seviyelerinin artışına bağlı olarak görülebilir.

    Soğuğa Maruz Kalma Detoksu Arttırır

    Kriyoterapi antioksidan seviyesini azaltır ve serbest radikallerin vücuttan uzaklaşmasını hızlandırır.

    Bir çalışmada düzenli olarak soğuk suda yüzen bireylerde glutatyon artışına bağlı olarak antioksidan seviyesinde azalma görülmüştür.

    Soğuğa Maruz Kalma Ağrıyı Azaltır

    Birçok çalışmada soğuk uygulama yapılan hastalarda migren ağrılarının şiddetinin azaldığı kanıtlanmıştır.

    Ayrıca soğuk uygulamaların ağrı kesici etkisinin çoğu alternatif yönteme göre daha etkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Soğuk Uygulama Kemik Sağlığı Açısından Faydalıdır

    Bazı çalışmalarda yaşa bağlı kemik yoğunluğunda azalma olan kişilerde soğuk uygulama yapıldığında kemik kaybı oranı azalmakta ve kemik sağlığı yönünden pozitif sonuçlar alınmaktadır.

    Buna ek olarak birçok kişi enerjilerinin arttığını ve kendilerini daha iyi hissettiklerinden bahseder bu konuda yapılmış bilimsel bir çalışma yoktur.

    Herkese sağlıklı mutlu günler.

    Soğuğa Maruz Kalmanın Ve Soğuk Duş Almanın Kanıtlanmış Faydaları

    Dondurucu duşlar ve kriyoterapi tankları dünya çapında sağlıkla ilgilenen insanların arasında hızla yayıldı ve kullanımı sıklaştı.

    Soğuğun insan vücudunda gösterdiği olumlu değişiklikler nedeniyle özellikle sporcularda sıklıkla kullanılmaya başlandı.

    Kriyoterapi faydalı bir yöntemdir ancak toplum olarak herkesin ulaşabileceği ve devamlı yaptırabileceği bir yöntem değildir.

    Bizde kriyoterapi kadar olmasa da faydalı olan üşüme ve soğuk duş almanın kanıtlanmış yararlarından bahsedeceğiz.

    Soğuk terapi aslında yeni bir yöntem değildir. İlk olarak Milattan önce 3500 yılına ait Edwin Smith Papirüslerinde bahsedilmektedir.

    Ancak 1980 yılına kadar bu konuda uygulamalar yapılmamış , 1980 sonrasında soğuk tedavilerde kullanılmaya başlamıştır. Yurtdışında özellikle nörolojik hastalıklarda kulanılmaktadır.

    Bu yazımda bilimsel olarak kanıtlanmış soğuk ve soğuk uygulamalarının faydalarından bahsedeceğim.

    Soğuğa Maruz Kalmak Yağ Kaybetmeye neden olur

    İnsanlar yağ hücrelerini depolarlar ve yağ hücreleri insanların enerji ve kalori saklama yöntemidir. Yapılan araştırmalar soğuk uygulamaları insalarda kalori harcamasını arttırmıştır.

    Soğuğa maruz kalan kişilerde termogenez oluşur ve bunun sonucunda yağ dokusunda azalma meydana gelir.

    Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada bir grup fare normal derecelerde bir grup fare ise soğuk hava koşullarında yaşatılmıştır. Çalışma sonunda soğuğa maruz kalan fareler daha fazla yemelerine rağmen daha az kilo almışlardır

    Başka bir çalışmada soğuk havaların kişilerde adinopektin hormonunu arttırdığı gösterilmiştir. Adinopektin yağ yakıcı bir hormondur, düşük seviyelerdeki adinopektin obezite ile ilişkilidir.

    Soğuğa maruz kalmak inflamasyonla Savaşır:

    İnflamasyonun ne gibi hastalıklara yol açtığı ve birçok fiziksel ve ruhsal hastalıkta ana temeli oluşturduğundan bahsetmiştik. Depresyondan, Bağırsak Hastalıklarına kadar çok fazla hastalıkla direk bağlantılı olan inflamasyon soğuğa maruz kalan kişilerde azalır. Bu durumu yine adinopektin hormonu salgılayarak yapar.

    Bir başka çalışmada soğuk ortamda egzersiz yapan kişilerde inflamatuvar durumların daha az olduğu gösterilmiştir.Yine aynı çalışma bunun tam tersini de söylemektedir, burada dikkat edilmesi gereken egzersizin dozudur.Soğuğa maruz kaldığımızda vücudumuzda inflamasyonun başlaması için gerekli olan TNF-a , IL-6 ve IL-8 azalır.

    Soğuğa Maruz Kalmak Yaşam Süresini Uzatır.

    Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde 21 C ‘da sineklerin 27 C’ a göre 2 kat fazla yaşadığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ayrıca solucanlarda 5 C ‘lik bir ısı azalması %75 daha uzun yaşamalarına neden olmuştur. Balıklarda ise aynı çalışmada 6 C’lik fark %75 uzun yaşadıkları gösterilmiştir.

    1986 yılında yapılan bir çalışmada günde 4 saat soğuk suda bekletilen farelerin diğer farelere göre daha az kilo aldığı ve %10 daha uzun yaşadığı gösteriliştir.

    Uzun yaşamda düşünülen hipotez hormezis hipotezidir.Bu hipotez düşük miktarda toksik maddelere vücudun doğal adaptasyon gösterdiği ve bunun sonucunda bu toksik maddelerin zararlarından korundukları kabul edilmiştir.

    Bu konuyla ilgili bir diğer hipotez ise kısa süreli soğukta canlı metabolizmasının yavaşladığı ve yaşlanmanın da bu oranda geciktiği yönündedir.

    Soğuğa Maruz Kalma Sinir Sistemini Güçlendirir.

    Soğuk maruziyetinde oluşan yağ yakma işlemi sempatik sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Soğuk havalar beyin için hafif bir çalışma gibidir buna sinir sistemi adaptasyon geçirir ve güclenir.

    Wim Hoff(Buz Adam) adlı Hollandalı kişi uygun nefes alma tekniği ve soğuk uygulamalar ile insanın otonomik sinir sistemini kontrol edebileceğini göstermiştir.

    Soğuğa Maruz Kalan Kişilerde Sakatlıklar Daha Hızlı İyileşir

    Fizyolojik olarak soğuk uygulanması kan akımını azaltma, inflamasyonu azaltma, travma sonrası şişmede kullanılır.

    Bilek burkulmalarında buz eşliğinde fizik tedavi yapılmasının iyileşmeyi hızlandırdığına dair bazı kanıtlar bulunmaktadır.

    Ayrıca soğuk uygulama kas yıkımında ortaya çıkan Kreatin Kinaz ve Laktat Dehidrogenaz enziminin salınımını dengeler.

    Yapılan meta analiz çalışmada spor sonrası soğuk su ile duş alanlarda ağrı şiddetinde azalma meydana gelmiştir.

    Soğuğa Maruz Kalmak Kan Şekerini Regüle Eder

    Soğuğun adinopektin hormonunu arttırdığından bahsetmiştik. Adinopektin hormonu soğuğa maruziyet durumunda %70 oranında artmaktadır.

    Fare deneylerinde soğuğa maruz kalan bireylerde uzak dokularda glukoz alımı artar.Bu durum farelerde insülin direncini engellemiştir.

    Soğuğa maruz kalma vücudun insüline verdiği yanıtı değiştirir ve glikozun kandan daha hızlı arınmasını sağlar. Soğuk bir duş en hızlı şekilde insülin değerini ve kan şekerinini dengeler.

    Soğuğa Maruz Kalma Uyku Kalitesini Arttırır

    Günlük ısı farklılıkları uykuyu regüle etmede önemlidir.

    Uluslararası Uyku Birliği yatak odası sıcaklığının 17 ila 21 derece arasında olmasını önermektedir.

    Soğuğa Maruz Kalmak Bağışıklık Sistemini Güçlendirir

    Çalışmalar soğuk maruziyetinin Natural Killer(Doğal Öldürücü) hücre sayısı ve aktivitesini arttırdığını bildirmiştir

    Ayrıca soğuğa maruz kalan kişilerde Beyaz Kan Hücreleri ve IL-6 seviyesi artmaktadır.

    Bir çalışmada 6 hafta günde 1 saat 14 derecede bekletilen katılımcılarda IL-6,CD3,CD4,CD8 aktive T ve B lenfositlerin daha aktif oldukları görülmüştür.

    Artan immun sistem cevabı adrenalin hormon seviyelerinin artışına bağlı olarak görülebilir.

    Soğuğa Maruz Kalma Detoksu Arttırır

    Kriyoterapi antioksidan seviyesini azaltır ve serbest radikallerin vücuttan uzaklaşmasını hızlandırır.

    Bir çalışmada düzenli olarak soğuk suda yüzen bireylerde glutatyon artışına bağlı olarak antioksidan seviyesinde azalma görülmüştür.

    Soğuğa Maruz Kalma Ağrıyı Azaltır

    Birçok çalışmada soğuk uygulama yapılan hastalarda migren ağrılarının şiddetinin azaldığı kanıtlanmıştır.

    Ayrıca soğuk uygulamaların ağrı kesici etkisinin çoğu alternatif yönteme göre daha etkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Soğuk Uygulama Kemik Sağlığı Açısından Faydalıdır

    Bazı çalışmalarda yaşa bağlı kemik yoğunluğunda azalma olan kişilerde soğuk uygulama yapıldığında kemik kaybı oranı azalmakta ve kemik sağlığı yönünden pozitif sonuçlar alınmaktadır.

    Buna ek olarak birçok kişi enerjilerinin arttığını ve kendilerini daha iyi hissettiklerinden bahseder bu konuda yapılmış bilimsel bir çalışma yoktur.

    Herkese sağlıklı mutlu günler.

  • Kilo vermek için uyulması gereken altın kurallar

    Akupunktur hekimliği yaptığım kliniğime en fazla başvuran hasta grubu fazla kilolarından kurtulmak isteyen kişilerden oluşuyor. Bu hastaların büyük bölümü onlarca diyeti denemiş , kilo verip tekrar almış ,piyasada satılan sosyal medya üzerinden reklam yapılan zayıflama çayı , hapı tarzı ürünleri kullanan kişilerden oluşmakta.

    Bizler hastalarımızı tedavi etmeye karar verip başlamadan önce hastanın ; ‘’Herhangi kilo vermede soruna neden olan bir hastalığı var mı? Sorgulayıp ,gerekli testleri yaptırıp sonuçlara göre tedavi şemasını oluşturmaktayız.

    Bu tedavi şeması oluşturduktan sonra hastalarıma her zaman bizlerin sadece yardımcı olduğunu , asıl tedavinin kendi iradesi , beslenmesi yaşam tarzı olduğunu belirtiriz.
    İşte tam burada kilo vermek için olmazsa olmaz faktörlerden bahsetmek isterim. Bahsedeceğimiz öneriler genelde küçük ama etkisi büyük sonuçlar veren değişikliklerden oluşmakta. Elimden geldiğince tüm başlıkların bilimsel araştırma linklerini de paylaşacağım.

    Hadi Başlıyoruz…

    1-) Sirkadyen Ritminizi Ayaralayın:

    Son 10-20 yılda yapılan çalışmalar sirkadyen ritm obezite ilişkisini gözler önüne sermiştir. Sirkadyen biyoloji enerji dengelenmesi ve metaboliza üzerinde büyük etkilere sahiptir.

    2014 yılında fareler üzerinde yapılan çalışmada özellikle saatleri belirsiz ve karanlık saatlerde beslenen farelerde obezitenin daha sık görüldüğü kanıtlanmıştır. Bu durum ayrıca metabolizmaları ve sirkadyen ritmlerinin bozulmasına neden olmuştur.

    2010 yılında yapılan bir çalışmada ise nöbetli ve gece-gündüz değişimli çalışan kişilerde daha fazla obezite olduğu kanıtlanmıştır.

    2-)Günlük Öğününüzü 12 Saate Sığdırın

    12 saati kalktığınız an başlatın. Örneğin sabah 8’de kalkıyorsanız yemek saatiniz sabah 8.00 aksam 20.00 arasında olsun. Bu saatten sonra katı birşey yemeyin. Çay(şekersiz), bitki çayları,kahve(minimum sütlü olabilir) ve su serbest. Eğer çok fazla hipoglisemiye giriyor ve açlık hissediyorsanız çok fazla olmamak kaydıyla 1 çay kaşığı organik bal yiyebilirsiniz.
    Akşam saat 20.00 sonrası yemek yeme ve uykusu düzenli olmayan kişilerde kilo alımının daha fazla olduğu çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    3-)Daha Fazla Güneşe Çıkın

    Güneş gördüğümüz sürece vücudumuzda birçok farklı hormonal regülasyon olur. Obezite ile ilgili olarak ise 2 maddeyi arttırır. MSH(Melanin Stimulating Hormon) ve Vitamin D.
    Vitamin D ‘nin düşüklüğünün kişilerde göbek çevresi genişliğinin artmasına ve obeziteye neden olur. Bu durum bilimsel çalışmalarla kanıtlanmıştır.

    MSH ise vücudumuzda melanin hormonunun salınımını arttırır. Birçok deri kanseri türünden koruyucu etkisi bulunmaktadır.

    Ayrıca MSH salınımının artmasının açlığı azalttığı kanıtlanmıştır.

    Ayrıca güneş vücudumuzdaki Nitrik Oksit miktarını arttırır. Nitrik oksit farklı yolaklarla hem yağ hücrelerinin yıkılmasını sağlar hem enerjiyi kullanan mitokondri fonksiyonlarını düzenler.

    Buna ek olarak birçok farklı genetik yapıyı kullanarak insülin salınımını dengeler ve kan glukoz seviyesini dengeler.

    Ayrıca güneş vücudumuzda oksidatif stres ve psikolojik stresi azaltır.

    Peki kanser – güneş ilişkisi nasıldır?

    Güneş ışığı melanoma adlı kansere neden olabilir. Özellikle uzun süreli maruziyette gerçekleşebilir. Buna ek olarak Güneşten kaçınma durumunda ise özellikle non-hodgkin lenfoma, kolon , squamöz hücreli ve bazı böbrek kanseri türlerinde artış olur.

    4-) Işığa Maruz Kalma Saatleri:

    Işığa maruz kalma saatleri çok önemlidir. Örneğin gece uykusu 5 saat ve daha kısa olan kişilerde leptin ve ghrelin hormonları yeteri kadar salgılanamaz ve kilo verme zorlaşır. Buna ek olarak sabah ışığında yapılan egzersizlerde kilo vermenin daha rahat olduğu ve daha çok kalori yakıldığı kanıtlanmıştır.

    5-)Mavi Işıkları Odanızdan Çıkarın:

    Gece ışığa maruz kalma kilo alımına neden olurken özellikle mavi ışığa maruz kalmak daha da fazla kilo almaya neden olur.
    Gece görülen ışık sirkadyen ritimi bozarak kilo alımına neden olabilir.

    6-) 8 saatlik uyku:

    8 saat uyumak leptin ve ghrelin hormon salgısına neden olur ve yağ yakımını arttırır. Kısa uykular çocuklarda %89 erişkinlerde %55 oranında obezite riskini arttırır. Herşeyi doğru yapıyor yine de kilo veremiyorsanız uykunuzu düzenlemeyi unutmayın.

    7-)Ilık suyla duş almak:

    Gün içinde üşümek TRH(Thyrotropin Releasing Hormone) salınımını arttırır. TRH’ın kahverengi yağ dokusunu erittiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Ilık suyla duş almak özellikle sıcak yaz günlerinde en kolay üşüme yöntemidir.

    😎 Stresi Azaltmak:

    Stres başlı başına bir kilo alma nedenidir. Kortizol ve dynırphin hormonlarını arttırır ve kilo alımına neden olur.
    Stres Glutamat’ı arttırır ve glutamat açlığa neden olur.

    Stres nedeniyle insanlar daha fazla yemek yeme ihtiyacı duyarlar bu durum dolaylı olarak kilo alımına neden olur. Birçok metabolik ve kronik hastalığın sebebi ayrıca strestir.

    9-)Beslenme Şeklinizi Değiştirin:

    Beslenmede özellikle protein öğeleri yiyen kişilerde kilo verme daha kolaylaşır.

    Menünüze balık, deniz ürünleri,sebze ve meyveleri özellikle ekleyin.

    Balık menüleri leptin hormonunu dengeleyerek kilo vermeye yardımcı olur. Yüksek leptin oranlarının da kilo verme nedeni olduğu bilinmektedir.

    Genç erkek bireylerde yapılan bir çalışmada besin takviyesi olarak balık yağı alan bireylerde 1 ay içinde fazladan 1 kg verdikleri görülmüştür.

    Sebzeler liften zengin ve birçok çalışmada kilo verme etkileri kanıtlanmış besinlerdir. Özellikle bağırsak bakterilerine lifli yapıları ve salgıladıkları enzimlerle hayvanlar üzerinde yapılan çalışmada kilo verdikleri kanıtlanmıştır.

    Özellikle endüstriyel yağlardan korunmak çok önemlidir. Soğuk sıkım zeytin yağı katı yağlara oranla kilo vermede yararı bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

    10-) Az Yiyin Ancak Tamamen Öğün Atlamayın

    Öğünlerinizi küçültmeniz kilo verme açısından fayda sağlayacaktır ancak tüm gün yemek yemeyip tek öğüne oturulduğunda genellikle düşen kan şekerinin etkisiyle çok fazla yenilmekte ve kilo alımına neden olmaktadır.

    11-) Egzersiz Yapın

    Yüksek zorlukta egzersizler kilo vermede asıl etkenlerden biridir. Adrenalin Yağ hücrelerini yakarken ,egzersiz sonrası salınan Nörepinefrin açlığı baskılar. Egzersizler ayrıca doğal endorfin hormonu salgılanmasına neden olur. Endorfin açlığı baskılamada yardımcı bir diğer hormondur.
    Ayrıca yürüyüş koşu ve yüzme gibi egzersizlerin bel yağlanmasını engellediği kanıtlanmıştır.

    12-)Düzgün Ve Sağlıklı Yiyin

    Hastalarımıza her zaman acıktıklarında yemelerini ancak bu öğünde porsiyonlarını küçültelerini isteriz. Özellikle zorla yedirilmeye çalışan menülere hayır diyebilmeyi öğrenin.

    13-)Sevin ve Esprili olun:

    Aşk oksitosin hormonunu arttırır , bu hormon açlığı baskılar. Ayrıca endorfin ve NGF gibi hormonlar salgılayıp açlığı baskılar

    14-)Meditasyon Yapın:

    Meditasyon açlığı unutmak ve mutluluğu başka yollarla yakalamak için muhteşem bir yöntemdir.

    15-) Su İçin:

    Özellikle alkali sular içmek FGF21(Fibroplast Growth Factor) salgısını arttırıp kahverengi yağ dokusunu yakasıyla bilinir.
    Yapılan çalışmalara göre günde 2 lt. Den fazla su içen kişilerde içmeyenlere göre günlük 96 daha fazla kalori yaktıkları kanıtlanmıştır. Bu da her 2,5-3 ayda 1 kilogram demektir. Yani su içmeyle arası olmayan biriyseniz ve bir yıl önce günde 2 litre su içmeye başlasaydınız şu anki kilonuzdan 4-5 kg daha az bir kiloya sahip olmanız olasıdır.

    16-) Çok Çiğneyin ve Yavaş Yiyin:

    Bir yiyeceği ne kadar fazla çiğnerseniz besinin nükleotid(ana çakirdek) lezzetini alırsınız. Ayrıca yavaş yiyen kişilerde doyma hissi daha az bir menuyle ulaşılır. Buna ek olarak hızlı yiyen bir kişi bir öğünde 645 kalori alırken yavaş yiyen bir kişi az besinle doymasının da avantajıyla ortalama 579 kalori ile doygunluğa ulaşmaktadır.

    17-) Hipoglisemiyi Önleyin

    Düşük kan şekeri ve hipoglisemiyi önleyin.Bu durumu ancak sağlıklı bol lifli ve sebzeli diyetlerle sağlayabiliriz. Özellikle uzun süreli aç kalmamak önemli bir durumdur. Hipoglisemi glutamat salgısına neden olur ve açlık hissini arttırır.

    18-) Karbonhidrat Alımını Kısıtlayın

    İnsülin kilo alımına neden olan ana hormonlardan biridir. Yüksek glisemik indeks insülin rezistansına neden olur. Karbonhidrata vücudunuzun ihtiyacı olduğunu unutmayın. Tamamen kesmeden azaltmak en faydalı yol olacaktır.

    19-) Aralıklı Oruç Yöntemi:

    Aralıklı oruç yöntemi son zamanlarda sporcularda ve hızlı kilo vermek isteyenlerde uygulanan bir yöntemdir. Aralıklı oruç(intermittent Fasting) diyeti ile ilgili yapılan bir çalışmada 32 kişi üzerinde 12 hafta yapılan bir çalışmada aralıklı oruç diyeti yapanların 4,5kg daha fazla kilo verdikleri görülmüştür. Bu yöntem hakkında uzun bir yazı yazacağım ancak kısaca belirtmek gerekirse gün içinde tüm sıvılar şekersiz ve katkısız olmak üzere serbesttir.Ancak yemek saatleri günde maksimum 4-6 saat arasına sıkıştırılmalıdır. Buna ek olarak haftada en fazla 5 gün bu yöntemi yapıp kalan günlerde normal harcanılan kadar kalori alınan beslenmeler önerilmektedir.

    20-) Kutulanmış Besinlerden Uzak Durun:

    Özellikle MSG(monosodyum Glutamat) içeren besinler kilo vermeyi zorlaştırır. Buna ek olarak tatlandırıcı kullanılan besinler açlık hissini derinleştirir.

    21-) Dışarı Çıkın Bol Oksijen Alın:

    Yükselen CO2 değerlerinin obeziteye neden olduğu hakkında yayınlanan bazı makaleler mevcuttur.
    Co2 artışı hipotalamusta bulunan sinir hücrelerini uyarıp açlık , vücut ph‘ı, uyanıklık uykululuk hali gibi durumlara neden olup kilo alımını arttırabilir.

    22-) Saunaya Gidin:
    Saunalar özellikle kilolu bireylerde kilo vermeyi destekler. Birçok kültürde bulunan sauna kullanımı binlerce yıllık tarihe sahiptir.

    23-) Bu Besinleri Özellikle Menunuze Katın:

    Elma Sirkesi
    Kırmızı Biber kapsaisin içeriği ile metabolizmayı hızlandırır.
    Bitter çikolata (1 bar)
    Probiotik ve Prebiotik Besinler

    24-) Besin Takviyeleri ve Suplementler:

    Probiotikler: bağırsak inflamasyonunu azaltıp kilo vermeye yardım ederler.

    Berberine: Çin tıbbında bazı bitkilerden toplanan bir alkoloiddir. Kilo vermeye yardımcı etkisi kanıtlanmıştır. Ancak kullanmadan önce dikkatli olunması gerekmektedir. Bir uzmana danışmadan kullanılmamalıdır.

    Glucomannan : Glukomannan hakkında hem olumlu hemde olumsuz çalışmalar mevcuttur.

    Kalsiyum: Diyet kalsiyumu arttırmak yağ oranında azalmaya neden olduğu kanıtlanmıştır.

    Garsinya : 2011 yılında yapılan 12 çalışmada garsinyanın 4-5 haftalık evrede hastaya ek 0.88kg verdirdiği kanıtlanmıştır.

    25-) Zayıflamaya Neden olan Kimyasallar:

    Nikotini hekim olarak önermemekle beraber bilimsel olarak arka hipotalamusta nikotinik receptorleri aktive edip açlığı baskılar.
    Kafein

    Metformin : Tip 2 diabet hastalarında kullanılan metformin kilo vermeye neden olur.

    Buna ek olarak onlarca besin ve ürün sayılabilir. Kilo vermek hem fiziksel hem psikolojik sağlığımız için önemli bir durumdur. Sizde başarabilirsiniz.

  • Hba1c nedir ?

    HbA1c uzun dönem glikoz seviyesi hakkında bilgi veren Amerikan Diabet Kurumu ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından Tip 2 Diabet tanısında kullanılması önerilen testtir. Açılımı Glikoze Hemoglobindir.

    HbA1C glikozla kırmızı kan hücrelerinin birbirine bağlanması sonucu oluşur. HbA1C testine Glikoze Hemoglobin’de denir.

    Kırmızı kan hücreleri yaşam süresi erkeklerde 117 , kadınlarda ise 106 gün civarı olduğu tahmin edilmektedir. Kırmızı Kan Hücreleri kanda glikoza maruz kalır. Kan şekeri ne kadar fazla ise o kadar fazla HbA1C ortaya çıkar. HbA1C değeri kişilerde 2-3 aulık bir sürenin ortalama kan glikkoz düzeyini bizlere gösteren değerdir(1).

    Normal bireylerde HbA1C değeri ortalama %5 civarındadır. Fakat HbA1C her zaman kan glikoz değeri ile %100 bağlantılı değildir. Bazı dış faktörler sonucunda değişebilir.

    Örnegin Kırmızı Kan Hücreleriniz normalden uzun yaşıyorsa veya MCV dediğimiz kırmızı kan hücrelerinizin büyüklüğü normalden küçükse HbA1C değeriniz yüksek çıkabilir.

    Normal HbA1C değer aralığı nedir?

    Sağlıklı bireylerde HbA1C değeri %4 ile %5.6 arasında beklenir. Labaratuvarların kendi referans değerleri ile bu değerler 0.2 puan değişebilir.
    %5,7 ile %.4 arasında HbA1C değeri ölçülen kişiler diyabet açısından yüksek risk grubundadırlar.
    Değer %6,5 in üstünde ise kişiye diyabet hastası diyebiliriz. Ancak HbA1C değeri tek başına diabet tanısı koymaya yetmeyebilir. Bazı çalışmalarda HbA1C ile yemek sonrası 2 saatlik tokluk şekeri değerinin birbirinden farklı çıktığı gösterilmiştir.

    Diyabet tanısı konmuş hastalarda yılda en az 2 kez HbA1C baktırmaları önerilmektedir.

    Hba1c Testinin Diğer Testlere Üstünlükleri Nelerdir?
    Açlık gerektirmez her zaman yapılabilen bir testtir.
    Fiziksel aktivite ve stres gibi test öncesi oluşabilecek durumlardan etkilenmez
    Kısa süreli oluşmuş hormon düzeylerinden etkilenmez
    Hızlıca yapılabilinir , zamandan tasarruf ettiren bir testtir.
    HbA1C glikoza göre 37 derecede daha stabildir.

    Hba1c Değeri Değişkenlikler

    Zamana Göre:
    HbA1C zamana göre değişiklik gösterir. Yapılan çalışmalarda yaz aylarında yapılan HbA1C testleri kış aylarında yapılanlara göre daha yüksek sonuçlar vermiştir. Bu fark %0.3 civarındadır. Bu fark egzersiz , güneşe maruziyet süresi, karbonhidrat alımının azalması gibi nedenler ile değişebilir.

    Irka Göre:
    HbA1C değeri Afrikalı ve güney asyalı kişilerde avrupalı kişilere göre %0.27 ila 0.4 arasında yüksek değerler göstermiştir.
    Siyahi afrikalı HbA1C değeri %7 altı düzeye daha kolay ulaştığı ve buna ek olarak göz,böbrek,kardiovaskuler problemlere daha az yakalandığı belirtilmiştir.

    Cinsiyete Göre:
    Erkeklerde kadınlara göre fazla HbA1C yüksek kişilerde Metabolik Problemlerin daha fazla olduğu görülmüştür.
    Yaş:
    HbA1C yaşla birlikte diyabetten bağımsız artar.

    70 yaşının üstündeki hastalarda 30 yaş altı hastalara göre HbA1C değeri %0,47 daha yüksektir.

    HbA1C yaşla artışına bağlı yapılan araştırmalara göre her 10 yılda %0.074 – %0.094 arasında artışı gözlenmektedir.

    Aile öyküsü ve diyabeti olan hastalarda bu değer daha fazla artış göstermektedir.

    HbA1C Diyabet Hastalarında Artar:

    HbA1C ‘nin %6,5 in üstünde olması diyabet yönünden çok önemli bir gösterge olduğundan bahsetmiştik.
    Japonyada yapılan bir çalışmada 30-79 yaş arasında arasındaki deneklerde HbA1C değeri ne kadar artarsa diyabet riskinin o kadar arttığı belirlenmiştir.

    HbA1C değerinin %5.7 üzerinde olduğu zaman kişilerin gelecekte diyabet riski olduğu belirlenmiştir.

    2015 yılında Amerika Diyabet Derneği HbA1C değeri %5.7 ila %6.4 arasında olan hastaların diyabet öncesi riskli grupta olduğu ve gelecekte diyabet riskinin çok fazla olduğundan bahsedilmiştir.Ayrıca Amerika’da nüfusun %9.3 ‘ü diyabet hastası olduğu belirlenmiştir.

    Yüksek Hba1c Değeri İle Diyabet Komplikasyonları Artış Gösterir:

    Yapılan çalışmada Tip 1 diyabet hastalarında artmış HbA1C değerinin böbrek ve göz problemlerinde artışa neden olur. %7.6 değerinin altında bu problem görülmemektedir.

    Tabi ki bu durum sadece HbA1C değerine bağımlı değildir. Buna ek olarak başka birçok problem sonuçların değişmesine neden olur.

    Ayrıca HbA1C artan kişilerde el ayak gibi uzuvlarda daha fazla iyileşmeyen yaralar ortaya çıkmakta ve kesilmelerine neden olmaktadır.

    HbA1C değeri 8 den az olan hastalara göre 8 üstü olan kişilerde ağrılar 2 kat artmıştır.

    Böbrek Hastalıklarında HBA1C Değeri Artar:

    Yüksek HbA1C değerine sahip kişilerde kronik böbrek hastalığı riski artmaktadır.

    Tabi ki HbA1C değerine ek başka parametreler de bulunmaktadır.

    Ancak artan HbA1C değeri kan üresinden etkilenebilir. Kronik böbrek hastalarında değerler değişebilir.

    Diyabet Ve Duyma Kusuru:

    Yüksek HbA1C değerinin diyabet hastası olmayan kişilerde de duyma kusurlarında artışa neden olduğu birçok çalışmayla kanıtlanmıştır.

    Yüksek Hba1c Değerinin Kognitif(Düşünsel) Problemlerde Artışa Neden Olur:

    Sağlıklı erişkinlerde yüksek HbA1C değerinin düşünsel bozukluklara neden olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca bu kişilerde ataklar halinde unutkanlıklar farkedilmiştir. Bu durum kadınlarda daha sık görülmektedir.

    Çocukluk çağında HbA1C değeri 8.8 ‘in üstü olan kişilerde ise öğrenme ve bellek problemleri görülmektedir.

    Yüksek Hba1c Değeri Alzheimer Ve Demans Riskini Arttırır:

    HbA1C değerinin yüksekliği Alzheimer ve demans riskinde artışa neden olur.

    Yüksek Hba1c Değeri Diş Ve Diş Eti Hastalıklarının Artışı İle İlişkilidir:

    Oral hijyen ile kan glikoz levelleri ilişkilidir. Diyabet kontrollerinde Diş Eti problemi olan kişilerde HbA1C değerinin yüksek olduğu belirlenmiştir.

    Kan Demir Değeri Ve Anemi Hba1c Değerlerini Etkiler:

    Kan demir değerinin düzeyi özellikle derin anemik kişilerde HbA1C değerinden etkilenir. Birçok anemi formunun düşük HbA1C değeri ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Benzer olarak anemik ve B12 değeri düşük olan kişilerde HbA1C değerinin yüksek olduğu dikkat çekmektedir.

    Buna ek olarak HbA1C normalleştikçe anemi hastalarında da düzelme olduğu görülmüştür.

    Hba1c Değeri Yorgunlukla İlişkilidir:

    Tip1 diabet hastalarının %45 inde kalıcı bir yorgunluk oluşmaktadır. Yapılan araştırmalarda HbA1C değeri ne kadar yüksekse yorgunluğun o derece arttığı belirtilmiştir.

    Tip2 diyabet hastalarında ise %7 den fazla HbA1C değeri olan hastalarda belirgin yorgunluk görünmektedir.

    HbA1C Değeri Yüksekliği Anksiyete ve Depresyonu arttırır:

    Diyabetlilerde sıklıkla depresif mod , uyku problemleri, iştah bozuklukları ,intihar riski artmıştır. Bu artış HbA1C değeri artışıyla aynı oranda gösterilmiştir. Bu durum ayrıca Tip 1 hastalarda Tip 2 ‘lere göre daha fazladır.

    HbA1C değeri %6.5 ‘in üstünde olan kişilerde intihar riski belirgin artmaktadır.
    Afrikada yapılan bir çalışmada 9 üstünde HbA1C değeri olan bireylerde depresyon ve anksiyete riski artmıştır.

    Yüksek HbA1C ve Hiperaktivite İlişkisi:

    HbA1C değeri yüksek olan çocuklarda kan glukoz değeri normal olan çocuklara göre Hiperaktivite daha sık görülmektedir.

    Yüksek HbA1C ile Ateroskleroz İlişkisi:

    Tip 1 adolesan hastalarda yüksek HbA1C değeri saptanan kişilerde damar tıkanıklığı daha sık görülmektedir.

    Damar tıkanıklığı HbA1C değeri ve kan şeker değeriyle ilişkilidir.

    HbA1C yüksekliği diyabet hastalarında diyabet olmayan bireylere göre daha fazla ateroskleroza neden olur.

    HbA1C yüksekliği ve kalp hastalıkları ilişkisi:

    HbA1C yüksekliği olan hem diyabetik hem de diyabet olamayan hastalarda kalp hastalığı nedenli ölümler artmıştır.

    Her %1 ‘lik HbA1C değeri artışı Kalp ve Damar Hastalığı nedenli ölüm oranını % 35’ e kadar arttırmaktadır. Diyabet olmayan hastalarda ise bu risk %26 civarındadır.

    HbA1C değeri artışı LDL (Kötü Huylu Kolesterol) ,kan kolesterolü ve trigliserid değerlerinde aynı oranda artışa neden olur.
    Ayrıca kronik olarak artan glukoz değeri kalp fonksiyonlarında aynı oranda azalmaya neden olur.

    Helikobakter Pylori Enfeksiyonu HbA1C değerini arttırabilir:

    Yaşlı kişilerde kronik HbA1C yüksekliğinin helikobakter pylori enfeksiyonu ile ilişkisi kanıtlanmıştır. Ayrıca H. Pylori tedavisi insulin direnci olan kişilerde HbA1C değerinde düşeye neden olur. Bu iki çalışma ışığında HbA1C değerini H.Pylori enfeksiyonunun etkilediği anlaşılmaktadır.

    Yüksek HbA1C Sindirim Sistemi Anomalileri İle Alakalı Olabilir:

    Yüksek HbA1C değeri olan kişilerde sindirim sistemi anomalileri özellikle Kolorektal Anematöz Polipler görülmüştür. Özellikle 50 yaş üstünde bu etki belirgindir.

    Yüksek HbA1C Karaciğer Yağlanması İlişkisi:

    Diyabet hastası olmayan kişilerde artan HbA1C değeri ile hem obezite hemde Karaciğer yağlanmasının arttığı çalışmalarla kanıtlanmıştır.
    Özellikle %6.5 üstü HbA1C değeri olan hastalarda karaciğer yağlanması belirgin artışlar göstermektedir.

    Yüksek HbA1C İmmun Yanıtı Bozar:

    Yapılan çalışmalarda influenza aşısı olan ve HbA1C değeri %7,6 ‘nın üstünde olan bireylerde virüse daha düşük bağışıklık gösterdiği saptanmıştır.

    Yüksek Hba1c Değeri Uyku Bozukluklarına Neden Olur:

    Uzun ve kısa süreli uykuların ortaya çıktığı uyku bozukluğu problemlerinin ikiside artmış HbA1C değeri ile ilişkili bulunmuştur.

    Buna ek olarak HbA1C değeri artışı uyku kalitesinde de bozulmalara neden olmaktadır.

    Yüksek HbA1C değeri olan Tip 1 diyabet hastalarında uyku apnesi hastalığı daha sık görülmektedir.

    Düzensiz Menstural Siklus Ve Hba1c Değeri İlişkisi:

    Tip 1 diyabeti olan kadınlarda menstürel siklusta bazı değişiklikler görülmektedir. Özellikle her 1 puanlık HbA1C yükselmesinde adet dönemi 3 gün uzamaktadır.

    Yüksek HbA1C değeri ve Kemik kaybı ilişkisi:

    Diyabet hastalarında bulunan bir diğer komplikasyon ise osteoporozdur.

    Osteokalsin kemik hücrelerinde üretilen bir proteindir. Kemik yoğunluğunu ve kemik yapımında görev almaktadır. Tip 1 diabet hastalarında yapılan bir çalışmada yüksek HbA1C değeri olan hastaların düşük osteokalsin değerlerine sahip olduğu bildirilmiştir.

    Ayrıca yüksek HbA1C değeri olan kadınlarda keik erime hızı daha fazladır.

    Yüksek Hba1c Metabolik Sendrom İlişkisi:

    Birçok çalışma diyabet olmayan kişilerde HbA1C yüksekliğinin metabolik sendro ile ilişkisi olduğunu kanıtlamıştır.

    Yüksek HbA1C Obezite İlişkisi:

    Obezite ve insülin direnci ilişkisi bilinmektedir. Yüksek vücut kitle indeksi , bel ve basen genişliği artışının artmış HbA1C değeri ile ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Yüksek HbA1C değeri Kanser İlişkisi:

    Yüksek HbA1C değerine sahip Kanser hastalarında ölüm oranı düşük HbA1C değerine sahip kanser hastalarına göre fazladır.

    Artmış HbA1C değeri Kolorektal , pankreas , solunum yolu ve kadınlarda genital kanserlerde artışla ilişkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Ayrıca HbA1C değeri %7.5 ‘in üstünde olan hastalarda 5 yıl sağkalım oranı normal bireylere göre düşüktür.

    HbA1C ve Gebelik:

    Bu bilgilere ek olarak yüksek HbA1C değeri olan gebelerin daha fazla gestasyonel diyabet için risk oluşturduğu aşikardır.

    Ayrıca %5.9 ‘dan daha fazla HbA1C değerine sahip bireylerde preeklampsi riski de daha sıktır.

    Ayrıca bir çalışmada HbA1C değeri diabetik derecede olanlarda doğumsal bebek anomalisi görülme oranı %27,8 iken prediyabetik olanlarda %9.8 ve normal olanlarda %3 olarak tespit edilmiştir.

    HbA1C diyabet tanısında ve birçok gelişebilecek risk faktörünün önceden kestirilmesi açısından önemli bir testtir.