Yazar: C8H

  • Beyin kanamalarından nasıl korunuruz

    Beyin kanamaları tüm dünyada en çok ölüme sebep olan ve en çok sakat bırakan hastalıklar arasında ilk üç sırada yer alır. Travma sonrası olanlar ve doğumsal kusurları bir kenara bırakırsak en sık sebep hipertansiyon ve kalp hastalıklarıdır. Bu açıdan bakarsak, bunların büyük bir kısmı önlenebilir olmlarıdır. Öyleyse risk faktörlerin yok edilmesi ve periyodik kontroller bu hastalıklardan ve neden olduğu beyin kanamalarından korunmada etkili olacaktır. Hipertansiyon ve arterioskleroz aniden çıkan hastalıklar olmayıp, kimi zaman doğumla başlar ve 40 lı yaşlardan itibaren bulguları otaya çıkar. Temel patoloji arter damarlarında kollesterol içerikli yağ birikmesi, buralara kimi zaman kalsiyum eklenmesi ve damar esnekliğinin kaybolmasıdır. Bunun sonucu kalbin her atımında damar duvarları daha fazla gerilir, kalp daha yüsek basınçla kanı uç organlara ulaştırmaya çalışır, daha çok yorulur. Bu süreç devam ederse, kan basıncı daha da artarak organlarda beslenme bozukluğuna bağlı zararlar ve belkide damar duvarında yırtılmalar sonrası bulunduğu yere göre ciddi hasarlar oluşur. Eğer bu beyinde ortaya çıkarsa bulunduğu yer ve kanama miktarına bağlı olarak ciddi hasarlara neden olur. Beyinin diğer organlarda ayıran özelliği kapalı bir kutunun içinde yer alması ve her hücresinin hayati fonksiyonlara sahip olmasıdır. Bu nedenle oluşacak kanama ve hasar hayatı tehdit edebilir veya ağır hasarlar bırakabilir. Öyleyse biz hipertansyon neden olan föktörleri belirlememiz gerekir.

    Bu föktörleri kabaca;

    Genetik Faktörler

    Çevresel Faktörler olarak ikiye ayırabiliriz.

    Genetik faktörler içinde ailesel yatkınlık ve doğumla birlikte kişide varolan damarsal anomaliler, ki bunlar beyin damarlarındaki baloncuk ve damar yumakları sayılabilir. Ailesel yatkınlıktan anlatmak istediğimiz, kişinin ailesinde kalp ve damar hastalıkları olanlarla ve kollestrerol yüksekliği olanlardır. Bu rahatsızlık kişinin genetik yapısında var olduğundan değiştirilmesi mümkün değildir. Öyleyse bu kişilerde çevresel risk faktörlerinin en aza indirmemiz gerekir. Diğer yandan beyinde tespit edilen baloncuk (anevrizma) ve damar yumakları (AVM ler) gibi doğumsal kusurlar yüksek kanama riskleri nedeni ile hızla tedavi edilmeleri, gereğinde cerrahi olarak çıkarılmaları gereklidir.

    Çevresel faktörler içinde, beslenme alışkanlıklarımız, stress, sigara ve alkol kullanımı, kilo, sporla olan alakamız, mesleğimiz gibi pek çok etken sayılabilir.Bu risk faktörlerini ne kadar azaltabilirsek bize, o kadar konforlu ve uzun bir hayatı temin edilebilir. Kısaca özetlersek bitkisel ağırlıklı, sigaradan uzak, ideal kiloda ve haftada 3 gün aktif spor içiren az stresli bir hayat tarzı kalp ve damar hastaluılları ve beyin kanamalarından çok ciddi olarak koruyucu rol oynar.

    Ülkemizde beyin kamalarının nedenleri arasında yer alan travmalar ve özellikle trafik kazaları ve is kazaları ilk sırada yer alır. Bunlar içinde de trafik kazalarında olan hayat kayıpları ve sakatlıklardan korunmada sürat ve emniyet kemeri kullanımı tahmin edilenin ve bilinenin çok üstünde etkisi vardır. Bu nedenle bu konuda çok hassas ve dikatli olunmalıdır.

  • Bel ve sırt ağrıları

    Bel ve sırt ağrıları, soğuk algınlıklarından sonra hayatımız boyunca karşılaştığımız en sık problemlerden biridir. Bel ağrısı bir hastalık olmayıp bir belirtidir ve bel ile ilgili bazen de ilgisiz pek çok rahatsızlığın habercisidir. Halk arasında bilinen isimleri ile lumbago, siyatik ( Bel kaymasıfarklı bir hastalık grubunu temsil eder ve çoğu zaman yanlış kullanılmaktadır) daha sık orta yaş grubunda izlenir ve devam süresine göre 3 aya kadar olanlar akut bel ağrısı olarak kabul edilir. Ağrının şiddeti günlük yaşantıyı etkilemeyen sadece belli hareketlerle orta çıkan ağrılardan, kişiyi hareketsiz bırakacak düzeye kadar olabilir. Ağrının oluşumunda kilo, fiziki aktivite, meslek, sigara alışkanlığı, oturma pozisyonu, gece yatış şekli ve yatağın yapısı, hatta kişinin psikolojik durumu etkilidir. Bunun yanında bel ile ilgisi olmadığı halde böbrek hastalıkları, kadınlarda yumurtalık iltahabı, pelvik iltahabi hastalıklar ve bazı karın içi organları ile ilgili hastalıklar bel ağrısı yapabilir veya bel ağrıları ile karışırlar.

    Omurga sistemimiz, baştan karın içi organlarına kadar vücudumuzun tüm ağırlığının 2/3 taşıyan aynı zamanda buradaki kas-bağ dokusu ile ayakta dik durmamızı temin ederek yürümemize yardımcı olan çok önemli bir yapıdır. Üst üste dizilmiş tespih taneleri gibi 24 ü hareketli toplam 30 adet omurga kemiği, hepsinin ortasında tüm organların çalışmasını düzenleyen ve hareketimizi temin eden omur iliğin geçtiği uzun bir tünel ve her omurun arasında süspansiyon görevi gören disklerden oluşmuştur. Ayrıca her bir omurga kemiği ile eş zamanlı sağa ve sola birer adet ağaç dalı benzeri sinir kökleri çıkar. Bu yapılar omurga, etrafını saran sağlam kas ve bağ dokuları ile çevrelenmiştir.

    Tüm bu yapılar birbiri ile ilişkili ve eş güdüm halinde işlevlerini yerine getirirler. Bunu yaparken dik hale getirilmiş boğaz köprüsü ve ağırlığı taşıyan halatların gösterdiği karşı direnç benzeri, olağan üstü bir yüke karşı kişiyi ayakta ve dik tutmaya çalışırlar. Bu açıdan aslında bel ve sırt kasları ile bağ dokuları devamlı stres ve yük altındadır. Bu kadar büyük ağırlığa karşı koyan bu yapının incinmesi veya bir takım rahatsızlıklarının ortaya çıkması oldukça kolaydır. Sistemin mekanik olarak zorlanması, ek yük binmesi, uygunsuz pozisyonda uzun süre kalınması sonucu bel ve sırt ağrıları ortaya çıkar. Başka bir deyişle tüm bel ve sırt ağrılarının % 80 i kemik, kas ve bağ dokularında organik bir bozukluk olmaksızın ortaya çıkan Mekanik Bel ve Sırt Ağrılardır. En sık oluş biçimi ağır bir eşya kaldırmak, sürüklemek, itmek şeklinde olabileceği gibi ani yere eğilmekle de çıkabilir. Bu tür ağrılar 48- 72 saat içinde istirahat ağrı kesiciler ve sıcak uygulaması ile azalır, 1-2 hafta içinde tamamen geçer. Uzaması halinde başka hastalıklar düşünülmelidir.

    Vücutta 24 adet hareketli omur arasında bulunan ve süspansiyon görevi gören jelatinöz kıvamdaki disk dediğimiz yapılar, fiziki travma, ters hareket veya beslenmesi ile ilgili problemler nedeni ile normal yapıları bozularak şekil ve yer değiştirebilir, çok yakınındaki sinirleri veya omuriliği sıkıştırabilir. Bunun sonucunda değişik düzeylerde belde,ayaklarda ve ayak parmaklarında ağrılar, uyuşukluklar, kuvvet kaybı hatta idrar ve büyük abdest çıkışında denetimsizlikler ortaya çıkar. Ağrı, hareketle artan, belden başlayıp kalça içinde bıçak saplar tarzda ayak parmakları veya topuğa kadar uzanan, beraberinde veya tek başına uyuşukluk, kuvvet kayıpları ortaya çıkarabilir. Kimi zaman da kişiler özellikle yol yürümekle şikayetlerinin artığıve dinlenmekle azaldığını söylerler. Bu şikayetlerin varlığı berberinde muayene bulgularının pozitifliği bizi bel fıtığı tanısına yaklaştırır.

    Bel ve sırt ağrısı yakınması olan hastaların tanısında hastalığın hikayesi, nörolojik muayene beraberinde radyolojik incelemeler ile % 98 doğrulukta tanı koydurur. Radyolojik incelemeler son derece yol gösterici olmala birlikte tek başına anlamlı değildir. Başlangıç aşamasında direkt röntgen, kan tetkikleri daha sonra bilgisayarlı tomografisi, EMG (Elektromiyografi) ve cerrahi gerekiyorsa yada hala tanı konamamışsa manyetik rezonans görüntüleme (MRG) incelemeleri gerekebilir. Bunlarda hiç biri tek başına yeterli değildir.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ

    Bel ile ilgili rahatsızlıklar kireçlenme, bel fıtığı, bel kaymaları ve romatizmal hastalıklar ilerleyici rahatsızlıklardır. Tedavinin amacı hastalığın ilerlemesine engel olmak, nörolojik hasarı engellemek veya olmuşsa geri döndürerek normal fiziksel aktiviteyi tekrar temin etmek. Bu amaçla:uygulana tedavi yöntemleri şöyle özetlenebilir

    A) Akut Dönemde

    1) Tutucu tedavi

    I. İlaç Tedavisi, ağrı kesici ve kas gevşetici

    II. Mutlak yatak isitirahati ( Ayağa kalkmadan 7-10 gün )

    III. Bölgesel Sıcak uygulaması

    IV. Traksiyon ve korse? ( Traksiyon yani çekme yararıkonusunda tartışmalar mevcuttur. Son gelişmeler çerçevesinde artık uygulanmamaktadır. Korse kullanımı ise özel durumlar dışında tavsiye edilmez. )

    B) Kronik Dönemde

    1) Fizik Tedavi

    I. Uzman kişilerin denetiminde uygulanan tedavilerdir. Hastalığın tedavisinden çok ağrının ve sinir çevresinde ödemin azalması, kasların gevşemesine yardımcı olurlar.

    II. Kaplıca Tedavisi: Dahiliye ve kardioloji doktorlarının izni ile fizik tedavi uzmanın önerileri doğrultusunda en az 3 hafta olacak şeklide ve uygun tür kaplıca seçimi ile faydalıdır. Ancak mevcut patolojiyi yok etmez, ağrıya yöneliktir.

    2) Egzersiz Tedavisi ve Bel okulu: Cerrahi öncesi veya sonrasıhekimin önerisiyle Fizik tedavi Uzmanının tavsiye ve değerlendirmeleri ile bel-sırt kaslarının güçlendirmeye yönelik kişiye özel egzersiz programı uzun vadede gerçek anlamda koruyucu bir tedavi yaklaşımıdır. Bu tedavi sabırla ve düzenli şekilde uygulandığında bel fıtığı ve kireçlenme oluşumunu engellemekte ve var olanların kötüleşmesini yavaşlatmaktadır.

    2) Cerrahi tedavi: Bel fıtığı konusunda çok farkı yöntemler olmasına karşılık (Laser terapi, Kemonükleozis, makrodiskektomi vb.) bu gün tüm dünyanın tercih ettiği yöntem mikrodiskektomidir. Bir günlük hastanede yatışsüresi, cerrahi sonrası 2-3 haftalık bir dinlenme sürecinden sonra normal yaşantısına dönen hastalar bundan sonra hayatlarında daha önceden yaptıkları hatalarını tekrarlamamak kaydı ile tam şifa elde ederler.

    Mikrodiskektomi 3 mesafeye kadar olan müdahalelerde başarıile kullanılan bir yöntemdir. Bel ilgili hastalıklarda diğer tedavi yöntemlerinin başarısız kaldığı, istenen sonucun elde edilemediği yada nörolojik hasarın tespit edildiği durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahi tedavide genel prensip hastaya ve dokularına en az zarar veren ve en az riske sokan, komplikasyon riski en az yöntemin tercih edilmesidir. Bu arada kişinin daha önceden sahip olduğu sistemik hastalıklar, yaş ve hasta-hekim uyumu çok önemlidir. Gereğinde hasta dahiliye, kardioloji ve anestezi gibi ilgili branş doktorlarınca da değerlendirilerek en uygun tedavi yaklaşımı seçilir. Cerrahi yöntem olarak son 20 yıldır tüm dünyada ve ülkemizde Mikrodiskektomi gittikçe daha fazla tercih edilmektedir. Bu işlemde ameliyatlaryüksek büyütmeli mikroskoplar ile yapılarak gözle görülemeyen patolojiler tespit edilebilmekte ve dokular son derece ayrıntılı görülebilmektedir. Hastanemizde bundan bir aşama daha ileri gidilerek eğer kısıtlayıcı bir faktör yoksa Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi gerçekleştrilmektedir. Bu yöntemde, klasik mikrodiskektominden farklıolarak ameliyatlar, 2 cm lik cerrahi kesiyle mikroskop eşliğinde sadece yumşak dokuların arasından ve kemik alınmadan gerçekleştirilmektedir. Bu sayede son derece konforlu ve güvenli bir ameliyat gerçekleştirilmekte, ameliyat sonrası dönemde de hızlı bir geri dönüş temin edilmektedir. Hastalar 6 saat içinde ayağa kaldırılmakta ve hastanede yatış süresi 1 gün ile sınırlanmaktadır. Hastaneden çıktıktan sonra 10 günlük yatak ve 10 günlük ev istirahati sonrası günlük iş ve sosyal yaşantılarına geri dönüş mümkün olmaktadır.

    Beldeki kireçlenmelerde de, eğer diğer tedaviler yetersiz kalıyorsa, oluşan sinir sıkışıklıklarını azaltmaya yönelik gevşetici Epidural-spinal Anestezi ile Mikrocerrahi uygulanabilir. Bu işlem ile sinirlerin etrafında onların hareketini ve çalışması engelleyen fazla kemik dokuları tıraşlanarak alınır ve sinir rahatlatılır. Operasyonlar bu yöntemle tahmin edilenin üstünde yüz güldürücü sonuçlar verir.

    Hafif düzeyedeki Bel kaymaları da Epidural-spinal Anestezi ile İnterlaminar Mikrodiskektomi ve disk mesafesine Chace uygulamasıile başarıyla tedavi edilebilmektedir. Daha ileri bel kaymalarında, gereken sinir rahatlatma ve omurga stabilizasyon işlemleri uygulanarak kısa süre sağlığına kavuşması temin edilebilmektedir.

    Tüm işlemler %90-95 başarıoranı gerçekleştrilmekte, ameliyat sonrası dönemde önerilere uyulduğu takdirde son derece iyi sonuçlar alınmaktadır. Başarı uzun dönemde kişinin genetik yapısı, kilosu, mesleği, sigara alışanlığı ve egzersiz programına uyumu ile orantılı olarak artmaktadır. Üçüncü haftadan sonra başlayan, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon kontrolünda bir programın uygulanması ilerisi için faydalı olacaktır.

    Tüm tedavilerde, hasta ile hekim arasında uyum çok iyi olmalı karşılıklı olarak beklentiler, istekler ve olası riskler tüm çıplaklığı ile ortaya konmalıdır. Uygun boy-kilo oranı, bel kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik iyi bir egzersiz planlaması, ters ve ağır hareketlerden kaçınma, sigaradan uzak bir hayat, uzun vadede kaliteli ve ağrısız bir ömrün garantisi olabilir

  • Bel ve boyun fıtıklarında mikrocerrahi ve mikroskop

    Bel ve boyun fıtıklarında mikrocerrahi ve mikroskop

    MİKROSKOPLA BEL ve BOYUN FITIĞI AMELİYATLARI

    Son yıllarda artan teknolojik gelişmelerle yapılan ameliyatlarda büyük başarılar elde edilmiştir. Bu teknolojik gelişmelerden en önemlisi ameliyathane mikroskobudur.

    Mikroskop cihazı birçok branşta kullanıldığı gibi özellikle beyin cerrahı ameliyatlarının en önemli yardımcılarındandır. Bu cihazla özellikle beyin ameliyatları, bel fıtığı, boyun fıtığı ameliyatları yapılmaktadır.

    Mikrodiskektominin avantajları;

    Mikroskobun büyütmesinden ve geniş görüş alanından yararlanıp çok daha küçük bir sahada çalışmak mümkündür.

    Basit diskektomiye göre daha küçük bir cilt kesisi yapılır. Ameliyat yaklaşık 2 cm’lik bir kesiden yapılır.

    Ameliyat sonrası dikiş aldırma gibi sorunlar olmaz.5 gün sonra hasta banyo yapabilir.

    Mikroskop altında sinir dokusu ve fıtık materyali net şekilde görülür ve fıtığa müdahale mikroskop altında yapılır.

    Kanama ve sinir hasarı gibi komplikasyonlar en aza indirilir. Mümkün olmadıkça kan kullanılmaz.

    Enfeksiyon riski en az seviyededir.

    Küçük bir cilt kesisinden ameliyat yapıldığı için ameliyat sonrası hastanın şikayetleri daha az olur, iyileşme süreci daha hızlıdır.

    Ameliyat sonrası hasta aynı gün 6 saat sonra ayağa kalkabilir.

    Hastanede kalış süreci kısadır, ertesi gün taburcu olabilirler.

    Nüks oranı en az seviyededir.

    Ameliyattan 1 hafta sonra günlük yaşantısına dönmesi ve egzersizlere başlaması önerilir.

    Bu noktadaki en önemli sorun hastanın fıtığının tekrarlama korkusunu yenmesi ve kendine güvenini kazanmasıdır.

    Hastanın bacak ağrısı ameliyattan hemen sonra düzelir. Ameliyat sonrası bir ay süreyle uzun süreli oturmaktan, araba kullanmaktan ve ağır yük kaldırmaktan kaçınılmalıdır. Fıtığın tekrarını önlemek için önerilen egzersizleri yaparak bel kaslarını güçlendirmelidir.

    Sonuç olarak mikrodiskektomi yöntemi uzman ellerde yapıldığı zaman günümüzde seçkin tedavi yöntemidir.

  • Boyun fıtığı belirtisi ve tedavisi

    Boyun fıtığı belirtisi ve tedavisi

    Boyun fıtığı mekanizmasını anlayabilmek için öncelikle boyun kemiklerinin yapısına göz atmak lazım. Kafa tabanından itibaren 7 adet omur kemiğinden oluşur. Her omur cisminin ortasında, beynin devamı olan omurilik bulunur. Vücudun çeşitli yerlerinden beyine dönen duyular veya beyinden vücuda dağılan emirler omurilik içinde seyreder. Boyun bölgesinde her omur cismi hizasından çıkan sinirlerde kola ve sırta yayılarak, bu bölgelerin duyu ve hareketini sağlar.

    Omurgalar arası yastıkçık dediğimiz disk dokusunun dış kısmı (anulus fibrosus) ve iç kısmı (nucleus pulposus ) bulunur. Jelatin kıvamındaki iç kısmın, daha kuvvetli bir bağ dokusundan oluşan dış kısmı yırtarak omurilik ve sinirlere bası yapması sonucu boyun fıtığı ortaya çıkar. Burada dikkat edilmesi gereken ve bel fıtığından başlıca fark, sadece sinirlere değil omuriliğin kendisinede baskı olması sonucu vücudun tamamında kısmi veya tam kuvvetsizlik oluşmasıdır. Omurilik ilk bel omuru hizasında sonlandığından ve alt bel omurları içinde sadece ayağa giden sinirler bulunur.

    Başın hareketi ile ağrının artması ve ağrının lokalizasyonunun boyunda veya omurga çevresinde olması bize boyun bölgesi ile ilgili patolojileri düşündürür. Boyun fıtığı, bu bölgenin en sık rastlanan patolojilerinden biridir.

    Boyun fıtığı olan hastanın şikâyetleri şiddetli ağrı, kola yayılan ağrı, baş ağrısı, boyunda tutukluk, his kusuru, dengesizlik, beceri azalması, uyuşma, karıncalanma, kulak çınlaması, baş dönmesi veya kuvvetsizlik olabilir.

    En sık rastlanan belirti AĞRI’ dır. Sıkışan sinirin uyardığı alanda hissedilir. Boyun hareketleri özellikle başın arkaya doğru hareketi ağrıyı arttırabilir. Ağrıkesicilere cevap verebilir veya dirençli olabilir. Ani başlayan boyun fıtıklarında ağrı da şiddetlidir. Bunun dışındakilerde sinsi başlar ve zaman içinde artış gösterir.

    Boyun fıtığı ile karışabilen diğer durumlar arasında Multipl skleroz (MS), Omurga darlığı, tümörler, B12 vitamin azlığı, Spinal enfeksiyonlar, Kalp ile ilgili sebebler sayılabilir.

    Boyun fıtığı için riskli meslek grupları ve arttıran nedenlere bakacak olursak;

    -Trafik kazaları, travmalar, ani frenler, manevralar ve çarpmalar
    -Günlük hayatın gerilimleri,
    -Boyunun yanlış hareketleri ve yanlış pozisyonları,
    -Duygusal gerginlikler, boyun kaslarında zayıflık,
    Yaşlanmaya bağlı kemik yapısındaki dejeneratif değişiklikler, kireçlenmeler
    -Sık görülen bazı iltihaplı romatizmal hastalıklar (Ankilozan Spondilit, Romatoid artrit)
    Fibromiyalji
    Yanlış duruş ve pozisyon bozukluğu, stres, soğuğa maruz kalmak, yorgunluk
    -Uzun süreli bilgisayar – daktilo kullananlar, Ev işleri, Sekreterlik, Öğretmenlik, şoförlük gibi boynu çok etkileyen bir meslek sayılabilir.

    Tüm bunların sonucunda omur, disk, eklem ve bağ dokusunda yıpranmaya sebep olur.

    Hastanın şikâyetlerinin dinlenmesi ve dikkatli bir nörolojik muayene tanıda en önemli unsurdur. Boyun fıtığı tanısı için Direkt Boyun röntgeni, Manyetik Rezonans(MR) ve Bilgisayrlı Tomografi(BT) yanında gerekirse EMG-Sinir testi yapılır. MR halk arasında EMAR olarak bilinir ve Boyun fıtığı için çok hassas ve bugün için seçkin yöntemdir. %85-90 oranında boyun fıtığı için doğru sonuç verir. Çoğu zaman boyun fıtığı tanısı için tek başına yeterlidir. Yumuşak dokuları ve siniri gösterir.

    Bu gün dünyada bel ve boyun fıtığı tedavisinde birden fazla tedavi yöntemi mevcuttur. Buda hastalar ve hatta hekimler arasında bile zaman zaman problemlere yol açmaktadır.

    Boyun fıtıklarının % 90-95’i cerrahi tedavi gerektirmeden iyileşir.

    Tedavi seçeneklerine göz atmak gerekirse;

    Manuplatif (elle) tedavi,

    -Ortopedik yatak istirahati + ilaç tedavisi (ağrı kesici, kas gevşetici, inflamasyon giderici )

    İlaç tedavisinin yanı sıra öncelikle istirahat, daha sonra fizik tedavi, Traksiyon yöntemleri, yetmediği durumda ise son zamanlarda gelişen tekniklerle bölgeye iğne (epidural steroid enjeksiyonu) veya kateter (epidural lizis) adı verilen ince sondalarla girilerek ilaç verilmesi yöntemleri uygulanabilir.

    Çok az bir kısım hastada cerrahi tedavi gerekir. Boyun Fıtıklarında Ameliyat gerektiren durumlar;

    Ameliyat gerektiren durumlar arasında boyun ve kollarda şiddetli ağrı ön planda olmakla beraber, ağrı ortadan kalkması omuriliğin tehdidinin ortadan kalkması anlamına gelmez. Bu yüzden kollarda uyuşma, kuvvetsizlik ve hareket kısıtlılığı yanında tüm vücudun dengesizliği, yan yan yürüme, sendeleme ve asker yürüyüşü diye tabir edilen rap rap yürüme boyun fıtığının oldukça ilerlemiş olduğunu gösterir.

    Tedaviye rağmen şikayeti geçmeyen hastalar ve tedavi sırasında nörolojik durumunda kötüleşme görülenler cerrahi tedaviye adaydır. Cerrahi tedavide siniri rahatlatmak esastır. Günümüzde standart yöntem anterior (önden yaklaşımla) mikrodiskektomidir. Ameliyat genel anestezi altında yapılmaktadır. Hasta ameliyattan sonra 1 gün içinde taburcu edilmektedir. Mikroskop altında fıtıklaşmış disk materyalinin 20 kata kadar büyütülerek omurilik ve sinirlerin rahatlatıldığı bu ameliyat bugün hemen hemen bütün hastanelerde başarıyla uygulanmaktadır.

    Boyun fıtıklı hastalarda ameliyat sonrası gelişebilecek omur kemiklerinin arası daralma veya açılanmanın önüne geçmek için protez veya kafeslerle füzyon yapılır.

    İyi seçilmiş olgularda özellikle dirençli ağrıları olan hastalarda mikrocerrahi teknik ile mikrodiskektomi çok başarılıdır. Başarı oranı %97–98 oranındadır.

    Boyun fıtığından korunmak için; Duruş ve pozisyon düzeltmek, boynu büken, eğen, kaldıran sistemlerden ziyade boynun dik, düzgün kullanma, sistemli şekilde masayı, çalışma koşullarını düzenlemek, Bilgisayar kullanımında, masanın, bilgisayar ekranının, klavyenin ve çalışma, duruş şeklinin mutlaka düzeltilmesi gerekmektedir. Ağrı kesiciyle boyun ağrısını tedavi etmek, hiçbir mekanik ağrıyı tedavi etmek mümkün değildir.Güçlendirme egzersizleri ve Aerobik ile boyun ağrısının tedavisinde ve korunmada çok önemlidir. Boyun eğriliğinin düzeltilmesinde yardımcı olur.

  • Bel fıtığı hayatınızı karartmasın

    Geliştirilen son tekniklerle yürüyemeyecek derecede bel fıtığı olan hastaların genel tüm vücut narkozu verilmeden mikro cerrahi teknik ile Mikrodiskektomi ameliyatı yapılabilmektedir.

    Hayatınızı çekilmez hale getiren bel ağrılarından artık kurtulabilir ve hatta ameliyat sırasında siz telefonla konuşurken, derginizi okurken hayatınızı değiştirebilirsiniz.

    Hayatında bel ağrısı çekmeyenimiz neredeyse yoktur. Genellikle ağrılarımız dayanılmaz oluncaya kadar doktora gitmez, kulaktan dolma tedavi yöntemleriyle hastalığımızı kendi kendimize tedavi etmeye çalışırız.

    Oysaki günümüzde teknolojinin de yardımıyla geliştirilen bazı teknikler sayesinde, bel ve boyun ağrılarının en ilerlemiş halleri dahi çok basit yöntemlerle tedavi edilebilmektedir.

    Omurgamıza 5 milyon kez yük biner
    Bel ağrısı ve bel fıtığı toplumun büyük bölümünü etkileyen yaygın bir sağlık problemidir.

    İnsan omurgasının en çok yük binen ve hareket sistemi ile ilgili rahatsızlıkların en sık ortaya çıktığı alan bel (lomber) bölgesidir. Unutmayın ki, ortalama bir ömür yaşayan her insan hayatı boyunca omurgasına yaklaşık 5 milyon kez yüklenme yapar. Kişinin hareketlerini kısıtlayıp, bundan kurtulması asla mümkün değildir. Eğilme, kalkma ve çömelme gibi hareketlerin hepsi yüklenme anlamına gelir. Yatma dışındaki tüm hareketlerde omurgaya yükleniriz. Bu yüzden de 70–80 yaşındaki insanlarda bel fıtığına rastlanması kaçınılmazdır. Kısaca, bel ağrıları insan yaşamının kaçınılmaz bir parçasıdır.

    Bel fıtığı nedir?
    Bu kaçınılmaz vücut yükünün getirdiği en yaygın rahatsızlıklardan biri bel fıtığıdır. Konuyla ilgili yurt dışında ve yurt içinde geniş araştırmalar sonucunda bel fıtığından kurtulmanın yolu bel fıtığı oluş mekanizmasını anlamaktır. İki omur arasında omurgaya binen yükü emen ve eşit dağılımını sağlayan disk olarak tanımlanan yapının, omuriliğe ve/veya sinir köklerine doğru bombeleşmesi sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlık olarak tanımlıyor. Tedavi yöntemiyse, hastalığın kişideki seyrine ve ilerleme durumuna göre değişiyor.

    Bel fıtığının belirtileri;
    Bel ağrısı, bacaklara vuran ağrı, bacaklarda, ayakta uyuşma, güçsüzlük, nadiren de olsa yanma ve iğnelenme, idrar yapamama ya da idrar kaçırmadır. İdrar kaçırma özellikle bel ağrısı ile birlikte olduğu zaman dikkat edilmesi gereken bir bulgudur. Bel fıtığının tedavi seçenekleri çeşitlidir.

    4 temel tedavi yöntemi
    Tedavi prensipleri 4 ana başlıkta özetlenebilir. Bunlar;
    1 -Yatak İstirahatı

    2- İlaç Kullanımı
    3- Fizik Tedavi Ve egzersiz
    4- İleri Tekniklerle Cerrahi Tedavi

    Yatak istirahatı, ilaç kullanımı ve fizik tedavi çok ilerlememiş fıtıklarda elzemdir ve genelde olumlu yanıt verir. Durumu daha ilerlemiş olan rahatsızlıklarda ise ileri tekniklerle cerrahi tedavi uygulanır.

    Bel ağrılarınızdan yarım saatte kurtulmak mümkün.
    Bel fıtığının tedavisinde mikrocerrahi teknik ile mikrodiskektomi, bel kaymasınınsa vidalama yöntemiyle uyutulmadan epidural anestezi ile güvenli bir şekilde tedavi edilebiliyor.
    Türkiye’de az sayıda cerrah tarafından yapılabilen vidalama tekniğinde, hasta genel anestezi ile bayıltılmıyor. Öncelikle hastalar doktor konusunda seçici olmalılar. Çünkü Mikrocerrahi teknik için ciddi donanım ve deneyimli cerrahlar gerekiyor. Bu tekniğin son15–20 yıl öncesine kadar bilinmemesinden dolayı birçok kariyer sahibi doktor bu cerrahi müdahaleyi yapmıyor ve hastalarına tarihe karışmış olan klasik diskektomiyi uyguluyorlar.

    Ameliyat fobisine son!
    Hastaların birçoğunun sırf ameliyatlardan korktuğu için yıllarca bu acıyı çektiklerini biliyoruz. Oysaki Epidural Anesteziyle Mikrodiskektomi yöntemi tüm bu endişeleri gidermektedir. Çünkü Epidural anesteziyle birlikte hasta cerrahi müdahale esnasında konuşabilmekte, doktoruna soru sorabilmekte, monitörden ameliyatını izlemekte ve hatta yakınları ile telefonla dahi konuşabilmektedir.

    Epidural anestezi, sadece bir iğne ile bel bölgesine uygulanarak, hastaların baygın bir halde ameliyata girip bir daha ayılamama fobisini de ortadan kaldırmaktadır.
    Hasta bu operasyon sonrası, yara miktarının minimize olması, kemik dokuda fazla hasar yapılmaması, sahaya tam hâkimiyet gibi etkenlerden dolayı ertesi gün normal yaşantısına dönmekte, birkaç hafta sonra spor yapar hale gelmektedir.

    Mikrodiskektomi’nin avantajları
    Mikrodiskektomi yönteminin temel amacının klasik bel fıtığı ameliyatı ile aynı olduğunu, ancak daha gelişmiş tekniklerle yapıldığını belirtmek gerekir.

    Avantajlarını ise:

    – Ameliyat tamamen mikroskop altında yapılır ve tüm ameliyat video kaydı altına alınır,
    – Mikroskobun büyütmesinden ve geniş görüş alanından yararlanıp çok daha küçük bir sahada çalışmak mümkündür,
    – Cerrahi müdahale 12–14 milimetre içerisinde ve hastanın hissetmeyeceği şekilde yapılmaktadır,

    — Küçük bir bölgeden müdahale gerçekleştiği için, hem iyileşme daha hızlıdır, hem de ameliyat sonrası cerrahi müdahaleye bağlı sıkıntılar bu yöntemle çok daha azdır ya da hiç olmamaktadır,

    Cerrahi başarı %97 civarındadır.

  • Bel kaymaları

    Bel kaymaları, bel fıtıklarından sonra en fazla bel ağrısına neden olan hastalıklardır. Bu hastalık belimizde yük taşıyan omur kemiklerinin yüke tahammül edemeyerek ağırlığın etkisi ile birbirinin üzerinden kayması sonucu, şiddetli bel ağrıları, yürümekle ve ayakta durmakla bacaklarda ağrı şikayeti ile karşımıza çıkar. Bazen bu duruma bel fıtığı da iştirak edebilir.
    Bel kayması olan hastalarda gene öncelikle yatak istirahati ile ilaç tedavisi, geçmez ise fizik tedavi uyguluyoruz. Ancak buna rağmen şikayetleri geçmeyen işini gücünü yapamaz hale gelen ve yürümekte güçlüğü olan hastaları ameliyatla tedavi ediyoruz.

    Bel kayması ameliyatları kayan omurlara iki taraflı halk arasında platin diye ifade edilen vidaların yerleştirilmesi ve tespit edilmesi ile omurilik kanalındaki baskının kaldırılması işlemlerini içeren bir ameliyattır. Konulan bu vidalar platin değil titanyumdur. Tecrübeli ellerde ameliyatın ciddi bir komplikasyonu olmaz ve hastalar yaklaşık 2-3 gün hastanede yattıktan sonra ağrısı tamamen geçmiş yürür vaziyette taburcu olur.

  • Beyin anevrizmaları, beyin damar yumağı , beyin kavernomları ve beyin kanamaları

    Beyin anevrizmaları ve beyin damar yumağına bağlı kanamalar beyin cerrahisinin en ciddi en ağır hastalarıdır. Beyin anevrizması beyin içerisindeki atar damarların üzerinde oluşan baloncuk demektir. Bunlar genellikle genetik yatkınlığı olan kişilerde kendiliğinden oluşan bir tür damar bozukluğudur. Bu baloncuklar kanadığında ani şuur kaybı ve bayılma, epilepsi (yani sara) nöbeti, kusma gibi durumlara neden olurlar. Toplumda görülme sıklığı yaklaşık %8 dir. Bu yüksek orana rağmen hastaların bir çoğu kanama geçirmeden ömürlerini tamamlamaktadırlar. Ancak kanama durumunda hayatı ciddi manada tehdit eden bir duruma neden olurlar, maalesef beyin anevrizması kanaması geçiren hastaların yaklaşık yarısı daha hastaneye yetiştirilemeden kaybedilmektedirler. Dolayısıyla beyinde anevrizma tespit edilen hastalar, kanama geçirsin ya da geçirmesin tedavi olma zorunluluğu vardır.
    Beyin anevrizmalarının ve beyin damar yumağının iki temel tedavi şekli mevcuttur. Bunlardan birincisi kasıktan damar içerisinden girerek kafayı hiç açmadan baloncuğun tıkanması, bir diğeri ise beyinin açık ameliyatı ile baloncuğun dibine klip (yani mandal) konulmasıdır. İlk yöntem oldukça masum gözükmekle birlikte her anevrizmaya uygulanamaz, bazen uygulama esnasında baloncuk patlayabilir ve hasta kaybedilir, yada tıkamak için kullanılan malzeme normal dolaşıma karışıp daha vahim sonuçlara neden olabilir. Bunun yanında oldukça yüksek maliyeti söz konusudur. Anevrizmaların asıl bizim önerdiğimiz tedavisi açık ameliyatla yapılan tedavi şeklidir.

  • Bel fıtığı ve mikrocerrahi

    Bel fıtığı gövdemizin ağırlığını taşıyan bel omur kemikleri arasındaki disk dediğimiz yumuşak kıkırdak yapının hastalığıdır. Bu kıkırdak yapının etrafını çevreleyen bir kılıf mevcuttur. Bel fıtığı dediğimiz hastalık, bu kılıfın yırtılıp içindeki kıkırdak yapının dışarı çıkarak komşu sinirlere baskı yapması sonucu olur ve genellikle bel ağrısının yanında şiddetli tek bacağa vuran ağrı şikayeti ile karşımıza çıkar. Temelde bel fıtığı ameliyatlarının amacı dışarı fırlamış bu kıkırdak yapıyı çıkartarak sinirlerdeki baskının kaldırılmasını amaçlar. Ancak bu durum hastalığın son aşamasıdır. Bu duruma gelinceye kadar diskin etrafındaki kılıfın esnemesi, çatlaklar oluşması gibi başlangıç aşamaları vardır. Bu durumdaki hastalarda da çok şiddetli ağrılar olmasına rağmen, fizik tedavi, ilaç tedavisi, egzersizler gibi ameliyat dışı tedavileri öneririz.
    Kapalı ameliyat olarak bilinen mikroskop altında mikrocerrahi tekniğinin açık ameliyatlara göre belli başlı avantajları şunlardır: Öncelikle belde 1,5cm gibi küçük bir yerden girildiği için, ameliyat yeri ağrıları en düşük düzeye inmektedir. Ameliyat esnasında kanama yok denecek kadar az olmaktadır. Kapalı ameliyatta mikroskop altında daha iyi görüş sağlandığı için açık ameliyata göre fıtığın tam temizlenememesi ya da nüks etmesi gibi sorunlar yaşanmamaktadır. Fıtık nekadar büyük olursa olsun kapalı ameliyatta daha kolay ve güvenli bir şekilde çıkartılır. Kapalı ameliyatta ameliyat izi neredeyse hiç kalmaz. İyileşme çok kısa sürede sağlanır. Mikrocerrahi ile bel fıtığı ameliyatından 6 saat sonra hasta bütün bacak ağrısı geçmiş vaziyette kalkar yürür ve 12 saat sonra da yürüyerek taburcu olur vaziyete gelir.

  • Beyin tümörleri

    Beyin tümörleri

    Beyin tümörleri geçtiğimiz yüzyılın ortalarından itibaren MR ve Tomografi gibi görüntüleme tekniklerinin tıbbi uygulamaya girmesiyle birlikte kolaylıkla teşhis edilebilen beyin cerrahisinin en ciddi gruptaki hastalıklarındandır.
    Beyin tümörleri genellikle bilinenin tam aksine baş ağrısı ile ortaya çıkmazlar. Bu hastalar çoğunlukla sara (yani epilepsi) nöbeti geçirme, kişilik ya da huy değişiklikleri, vücudun bir yarısında kuvvetsizlik, görme, işitme ya da konuşma ile ilgili aniden oluşan bozukluklar, kusma dengesizlik gibi şikayetlerle karşımıza çıkarlar.
    Beyin tümörlerinin gerçek ve radikal tedavisi açık cerrahi ile (ameliyatla) yapılır. Günümüzde teknolojinin de bize sunduğu imkanları ve ameliyat mikroskobu ile mikrocerrahi yöntemleri kullanarak beyin tümörlerinin çoğunun kesin ve radikal tedavisini sağlayabiliyoruz. Hastalarımız ameliyattan yaklaşık 3-4 gün sonra herhangi bir sorun olmaksızın yürür vaziyette taburcu olmaktadır. Gamma knife (bir diğer ismiyle gama bıçağı) ya da halk arasında bıçaksız ameliyat diye bilinen yöntemler, diğer ışın tedavileri gibi sadece ameliyata yardımcı yöntemlerdir. Tekrar ediyorum beyin tümörlerinin neredeyse tamamının kesin tedavisi açık cerrahi ile yapılır.

  • Boyun fıtığı ameliyatları

    Boyun fıtığı ameliyatları

    Boyun fıtığı boyun omur kemikleri arasında boynumuzun hareketliliğini sağlayan ve kafamızın ağırlığını taşıyan disk dediğimiz yumuşak kıkırdağın hastalığıdır. Aynı bel fıtığında olduğu gibi, bu kıkırdak yapının etrafını çevreleyen bir kılıf mevcuttur. Boyun fıtığı dediğimiz hastalık, bu kılıfın yırtılıp içindeki kıkırdak yapının dışarı çıkarak komşu sinirlere ve omuriliğe baskı yapması sonucu olur. Bunun sonucunda önceleri şiddetli kol ağrısı, sonra uyuşukluk ve kollarda güçsüzlük hatta felç durumuna kadar gidebilen şikayetler oluşur. Temelde boyun fıtığı ameliyatlarının amacı dışarı fırlamış bu kıkırdak yapıyı çıkartarak sinirlerdeki baskının kaldırılmasını ve kollardaki ağrının kesilmesini amaçlar.
    Boyun fıtığı ameliyatları çoğunlukla boynun ön tarafından yaklaşık 1.5cm lik bir yerden girilerek mikroskop altında mikrocerrahi teknik ile yapılır. Nadiren kireçlenmeyle birlikte omurilik kanalı darlığı olan ve birkaç yerde birden fıtığı olan hastalarda enseden açarak ameliyat yapmaktayız. Boyun fıtığı ameliyatlarında en çok tartışılan konu disk boşaltıldıktan sonra yerine kafes denilen malzeme konularak mı yoksa hiç bir şey koymadan mı ameliyat yapılması doğrudur? Biz ameliyatlarımızda yıllardır araya kafes konularak yapılan tekniği kullanıyoruz. Çünkü aksi takdirde boyunda ameliyat sonrası çökme ya da nüks etme gibi sorunlar olabilmektedir.

    Hastalarımız boyun fıtığı ameliyatından 6 saat sonra kol ağrısı tamamen geçmiş vaziyette ayağa kalkıp yürümekte ve 12 saat sonra da taburcu olabilecek vaziyete gelmektedirler.