Yazar: C8H

  • Otizmin farkında mısınız?

    Nedir?

    Otistik Spektrum Bozukluğu, çocukluk çağında ortaya çıkan ve bireyin tüm yaşamını etkileyen, beynin gelişimsel bir bozukluğudur.

    Otistik Spektrum Bozukluğu, bireyin dış dünyadaki uyaranları algılaması ve bunları düzenleyip kullanması ile ilgili nörolojik bozuklukları kapsar. Bu terim, otizmin, ağır seyreden ilerleyici formlarının yanında hafif ve atipik şekilleri de içeren bir grup bozukluğu ifade eder.

    Nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte, beyin yapısı ve fonksiyonlarıyla ilgili giderek artan veriler, bu bozuklukların birçok sorundan etkilendiklerini göstermektedir.

    Erkeklerde kızlara oranla 3-4 kez daha sık görülmektedir. Genetik bir hastalık olduğu bilinmekte, birden fazla genin çok yönlü etkilendiği; yapısal, çevresel etkenlerin, anne ve doğum öncesine bağlı faktörlerin de, gelişiminde rol oynadıkları düşünülmektedir.

    Son yıllarda elde ettiğimiz kanıtlar, daha önce nadir görüldüğü sanılan bu hastalık grubunun çok daha sık, yaklaşık 100 veya 150’de 1 oranında olduğunu ortaya koymuştur. Bu, her gün hastane polikliniklerinde görülen birçok çocuğun aslında bu bozukluğa sahip olduğunu, ancak hiçbirine tanı konmadığını gösteren çok düşündürücü bir durumdur. Gerçekten de olguların ancak %10’una tanı konulduğu düşünülmektedir.

    Halen nedenleri ve kesin tedavisi tam olarak ortaya konamamış olan bu hastalık grubuyla mücadelede en önemli olan, onu tanımaktır.

    Belirtiler

    Otistik Spektrum Bozukluğu’nu tanımlamak için kullanılan birçok davranış özelliğinin tümü bir hastada bulunmaz ve aynı kişide belirtiler zamanla değişkenlik gösterebilir. Küçük çocuklarda ve hafif belirtilerle seyreden tiplerde ise Otistik Spektrum Bozukluğu’nu ayırt etmek daha da zordur.

    Erken belirtileri, çoğunlukla taklit yeteneğinin olmaması ve iletişime yönelik jestlerin gelişmemesi şeklindedir. Otistik belirtiler, hastaların yaklaşık üçte birinde genel olarak bir yaşından sonra, görece sağlıklı bir dönem sonrasında kendini belli eder.

    Göz temasının kurulamaması şeklinde farkına varılan, karşılıklı dikkatin gelişmemesi özellikle bebeklik döneminde saptanabilecek, önemli bir belirtidir.

    Konuşma gecikmesi, ve sesli uyaranlara cevapsızlık genellikle doktora başvuru sebepleridir. Bu çocuklarda, konuşma başladıktan sonra da dil gelişimi yeterli seviyeye ulaşmaz. Tekrarlayıcı davranışlar, ilgi ve aktivitelerinde sınırlılık, takıntılı davranışlar, dış uyaranlara karşı anormal tepkiler veya kayıtsızlık görülür

    Duygusal tepkilerin, gülümsemenin olmaması, ağrıya ve fiziksel yaralanmaya tepkisizlik, kendine zarar verme de sayılabilir.

    %10’u ise bazı konularda üstün özellikler gösterirler. Matematik, müzik gibi alanlarda ve belleğe dayalı uğraşlarda çok gelişmiş becerilere sahip olabilirler. Bir kısmı, çok küçük yaşta okumayı öğrenebilir.

    Tanı Otistik Spektrum Bozukluğu’nda laboratuar tetkikleri ve görüntüleme yöntemleri açısından tanı koydurucu olan belli bir bulgu mevcut değildir ve doğru tanıyı koymanın en önemli yolu klinik belirtilerdir.

    Ancak, manyetik rezonans görüntülemesinde (MRG) gri ve beyaz madde hacimlerindeki anormallikler ve elektroensefalografi (EEG) deki paroksismal bozukluklar önemlidir.

    Görme ve işitme kusurları, epilepsi, zeka geriliği, hipotiroidi, fenilketonüri, ağır dikkat kusuru ve diğer organik beyin sendromları gibi Otistik Spektrum Bozukluğu ile karışabilen veya eşlik eden diğer tıbbi sorunları tespit etmek için metabolik tetkikler (kan ve idrar tahlilleri), odyometri, kromozom analizleri ve nöropsikolojik testler uygulanabilir.

    Güvenilir tanı konulması için, çocuğun belli aralıklarla farklı ortamlarda değerlendirilmesi uygundur. Kesin tanı koydurucu bir ölçüt bulunmamakla birlikte, yaşamın ilk yıllarında taramanın yapılması için çeşitli yöntemler geliştirilmiştir. Ülkemizde, bu amaçla Bayley Bebekler için Gelişim Ölçeği I ve II Formları, Bayley Çocuklar için Nörolojik Tarama Skalası, Ankara Gelişim Envanteri ve Denver Gelişim Tarama Testi kullanılmaktadır.

    Yine de, tanının ancak Otistik Spektrum Bozukluğu’nun akla getirilmesiyle konulabileceği, bu hastalık grubunun özeklikleri hakkında anne-babaların, hekimlerin, öğretmenlerin bilinçli olmalarının çok önemli olduğu unutulmamalıdır.

    Tedavi Seçenekleri: Otistik Spektrum Bozukluğu, erken tanı ve zamanında müdahalenin hayati önem taşıdığı bir hastalık grubudur. En önemli tedavi, çocuğa uygulanacak olan yoğun eğitimdir.

    Konuşma ve dil terapisi, uğraşı terapisi, duyu entegrasyonu, egzersiz, fizik tedavi, ve davranışsal terapiler, hastalığın ağırlığına ve her çocuğun özel durumuna göre belirlenmelidir.

    Beyin gelişiminin daha hızlı olduğu ilk 5 yaş içinde yapılması sağlanan bu tedaviler, çocuğun ilerleyen yaşlarda yaşıtlarına yaklaşmasını sağlayacaktır. Hafif otistikler zamanla konuşabilir, göz teması kurup normal eğitim alabilirler. İletişim kurmayı öğrendikçe başkalarıyla iletişim geliştirmeyi öğrenebilirler.

    Maalesef, Otistik Spektrum Bozukluğu’nun kökenine yönelik bir ilaç tedavisi halen mevcut değildir. Fakat, belirtileri hafifletmek, depresyon veya nöbet gibi sorunları gidermek için çeşitli ajanlar kullanılabilmektedir.

    Sakinleştiriciler, antidepresanlar, antiepileptikler, opioid antagonistleri, metilfenidat, B6 vitamini bunlardan bazılarıdır.

    Beyin yapısı ve fonksiyonları daha iyi anlaşıldıkça Otistik Spektrum Bozukluğu’nu temelden ortadan kaldırmaya yarayacak tedaviler gündeme gelecektir. Ancak önümüzdeki uzun vadede, erken tanı ve eğitim, tedavinin en önemli kısmını oluşturacaktır.

    Prof. Dr. Erol Taşdemiroğlu

  • Boyun fıtıkları

    Boyun fıtıkları bel fıtıklarına göre daha az görülen rahatsızlıklardır.

    Boyun ağrıları toplumumuzda sık olarak görülen bir durumdur. Bunun nedeni boyun kaslarının hassas ve boynu oluşturan omurların hassas bir yapıya sahip olmasıdır. Boyun ağrıları stres, soğuk ve sıcak değişimleri,uygunsuz duruş pozisyonları gibi durumlardan sık olarak etkilenen yapılardır. Boyun ağrılarının çok az bir kısmında etken boyun fıtığı olmaktadır.

    · Boyun fıtıkları 20-50 yaşlarında daha sık olarak görülmektedir. Fakat daha erken dönemlerde boyun travmaları sonucunda daha ileri yaşlarda ise disklerin ve boyun omurlarının bozulmasına bağlı olarak ortaya çikabilirler.

    · Boyun ağrılarının toplumumuzda en çok görülen nedeni stres ve uygunsuz duruş pozisyonları ve boyun hareketsizlikleridir.

    · Genellikle boyun ağrısıyla başvuran hastaların en önemli şikayeti ense bölgesinde kasların kafa kemikleriyle birleştiği bölgede ve omuz kaslarında gerginlik hissetmeleridir. Bu ağrının kaynağı genellikle toplumsal yaşamda hassas olan sorunları içine atan ve dışarı fazla belli etmeyi başaramayan insanlarda veya çok çabuk sinirlenen insanlarda görülmektedir. Bunun yanında soğuk sıcak değişimlerine çok sık uğrayan veya ense ve sırt bölgesinde sık terleyen insanlarda da bu gibi boyun ağrıları oluşmaktadır.

    · Boyun fıtıkları ise boyun ağrılarının çok az bir nedenidir. Boynu oluşturan omurların arasında bulunan yastıkçık dediğimiz disklerin omuriliğin geçtiği kanal içine doğru bombeleşmesi veya yırtılmasıyla kliniklerini belli ederler.

    · En çok boyun fıtıkları C5-6 ve C6-7 omurları arasında görülürler fakat diğer seviyelerde de ortaya çikabilirler. Fıtığın omur iliğe veya kollara giden sinirlere bası yapmasına bağlı olarak kaslarda kuvvet kayıpları veya uyuşukluklar ortaya çikmaktadir.

    · Boyun fıtıklarının kliniğinde en önemli bulgular kollarda veya bir kolda meydana gelen uyuşma ve karıncalanmalar, kollarda veya bir kolda meydana gelen ağrılar, kollarda veya bir kolda meydana gelen kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Bu bulguları tüm kolda hissedebileceğimiz gibi fıtığın etkilediği sinirin etki ettiği kas gruplarında ve his aldığı duyu bölgelerinde örnegin ellerde, ön kolda omuzda hissetmekte mümkündür.İlerlemiş ve çok büyük fıtıklar ise bacaklarda da kuvvet kayıplarına neden olabilirler ve bu durum bir çok hastalıkla karıştırılmasına neden olabilir.

    · Boyun fıtıklarının tanısında en önemli tanı aracı muayenedir. Muayene olmaksızın MR gibi pahalı yöntemlerin kullanılması gereksiz ve gereksiz olduğu kadar da mantıksızdır. Hastanın kliniğinin ortaya konulması bir çok hastalıkla ayırıcı tanısının yapılmasını sağlar.

    · Boyun ağrısı olan bir hastanın en büyük korkusu boyun fıtığı olma düşüncesidir. Bu endişenin giderilmesinde muayene faydalı bir yöntemdir.

    · Yapılan muayenede bulgular boyun fıtığını destekliyorsa; boyun fıtığını büyüklüğünün yerinin ve etkilerinin tespit edilmesi için MR planlaması uygundur. MR boyun fıtıklarının lokalizasyonlarının ,etkilerinin gösterilmesi için gerçekten doğrulayıcı bir tanı aracıdır.

    · Boyun fıtığı tespit edildiğinde fıtığın büyüklüğüne,hastanın kliniğine,yaşina veya hastanın mevcut hastalıklarının durumuna göre tedavi yaklaşimı değişmektedir.

    · Hastanın kliniğinde sadece ağrı olması, kuvvet kayıplarının olmaması ve fıtık büyüklüğünün sınırda olduğu olgularda Fizik tedavi programları,boyunluklar, ilaç tedavisi kullanılmaktadır.

    · Boyun fıtığının sosyal yaşamı etkilediği durumlarda, kuvvet kayıplarının ortaya çiktigi durumlarda cerrahi kaçınılmaz hale gelir. Ve fıtığın alınması gereklidir.

    · Boyun fıtığı cerrahisi sonucunda hastaların faydalanma oranı; ameliyata girmeden önceki kliniğine göre değişmekle beraber hastaların büyük çogunlugunda ileri derecede rahatlama olmaktadır.

    · Fakat boyun fıtıklarında da bel fıtıklarında olduğu gibi her ameliyatta mevcut komplikasyonların var olduğu teorik anlamda felç olma riskinin var olduğu ancak pratik anlamda da bu riskin olduğu fakat çok nadir bir komplikasyon olduğu unutulmamalıdır.

    · Boyun fıtıklarıda bel fıtıklarında olduğu gibi birden fazla bölgede olabilmektedir. Bu durumda yaklaşimın yapılacağı fıtık bölgesi hastanın kliniği sonucunda karar verilecek bir durumdur.

    · Bazen boyun bölgesinde 2 veya daha fazla diskin kanal içine bombeleşmesi ve kanal çapini 1 cm nin altında olması durumlarına yol açabilirki bu duruma tıpta servikal dar kanal adı verilmektedir.Bu durumda bir kolda veya kollarda ortaya çikan yorgunluklar ortaya çikmakta ve kuvvet kayıpları oluşabilmektedir. Eğer kanal çapi 1 cm ve altında ise ve klinik mevcutsa ozaman yapılacak işlem cerahi tedavidir.

    · Boyun fıtıklarından korunmak için düzenli boyun egzersizlerinin yapılması,duruş pozisyonlarına dikkat edilmesi ve boynun travmalardan korunması gerekmektedir.

    · Boyun fıtık cerrahi sonrasında oluşmuş kuvvet kayıpları,uyuşukluk ve karıncalanma ameliyattan hemen sonra kaybolmayabilmektedir. Kuvvet kayıpları için ameliyat sonrasında uygulanacak fizik tedavi programları eski kuvvetin yerine gelmesini sağlayabilecektir. Uyuşukluk ve karıncalanma ise 6-12 ay sonra kaybolacaktır.

    · Unutulmaması gereken boyun ağrılarına eğer kolda veya kollarda ağrı, uyuşukluk,karıncalanma ve kuvvet kayıpları eşlik ediyorsa boyun fıtığından şüphelenilmesi gerekliliğidir. Yine unutulmaması gereken bir şeyde tüm bu semptomlar olsada bu olaylara neden olan etmenin boyun fıtığı olmayabileceğinin bilinmesidir.

  • Bel fıtıkları

    Bel fıtığı toplumumuzda oldukça sık rastlanan ve oldukça ızdırap verici ve sonuçları ağır olabilen bir rahatsızlıktır.
    · Bel fıtığı adı verilen durum sırt omurları arasında bulunan ve amacı vucuda binen yükün absorbe edilmesi ve omurgaya esneklik kazandırmayı sağlayan yastıkçıklar yani disklerin zaman içersinde bozulmasına bağlı olarak omuriliğin geçtiği kanal içine veya dışına doğru bombeleşmesi veya yırtılması sonucu oluşan klinik durumdur.
    · Oluşum nedenleri genellikle çok etkenlidir. Yani travmalar, düzensiz duruş pozisyonları, uygunsuz yapılan hareketler, yaşa bağlı ve bunun gibi bir çok faktör sayılabilmektedir.
    · Genellikle 30-50 yaşları arasında daha fazla görülmekte fakat 20 yaşlarında ve 50 yaşin üzerinde de görülebilmektedir.
    · Fıtık oluştuğunda kliniğini ağrıyla belli eder. Bu ağrı kalçalara, uyluklara , bacaklara yayılan ağrılardır.Ağrı başlamadan önce kalçada,uyluklarda uyuşukluklar karıncalanmalar oluşabilmektedir.Fıtığın ön belirtisi denebilecek ilk bulgu idrar yapma şekli ve alışkanlığında değişiklik olabilmektedir.Ağrı genellikle ızdırap verici bir durumdur.
    · Bel ağrısın olması her zaman bel fıtığı lehine düşünülmemelidir. Çünkü bel ağrılarının ancak %1’inde bel fıtığı tespit edildiği de unutulmamalıdır.
    · Bel fıtığı sonucu ortaya çikan ağrıların en önemli özelligi kalçalara bacaklara yayılmasıdır.Bu ağrılar kişinin sosyal yaşamını etkileyen, psikolojik olarak sinirli hassas yapı kazanmasına neden olabilir.Ve bu olaylar hastanın kilo almasına ve tablonun daha da ağırlaşmasına neden olabilmektedir.
    · Bel fıtığı kanal içine doğru uzandığında omuriliği baskı altına almaktadır.Ve bu baskı kendisini ağrı olarak göstermekte bu baskı zaman içersinde sinirde meydana getirdiği hasara bağlı olarak etkilediği sinirin kaslarında ve uyardığı bölgelerde kuvvet azalması ve fonksiyon kaybı meydana getirmektedir.
    · Bel fıtıkları genelde bel bölgesindeki L4. Ve L5 omurlar arasında veya L5-S1 omurlar arasında meydana gelmektedir.Fakat diğer bölgelerde de fıtıklar oluşabilmekte hatta birden fazla bölgede de fıtıklar oluşabilmektedir.Ve çiktigi bölgede yaptığı hasar boyutunda bulgular vermektedirler.
    · Bel ağrılarının bir çok nedeni olabilir.Bel bölgesinde sadece disk dediğimiz yastıkçıklar bulunmamaktadır.Kaslar, kemikler, bağlar gibi o bölgeyi kuşatan yapılar vardır ve bel ağrılarının önemli bir kısmı mekanik bel ağrısı denilen ağrılar olduğu unutulmamalıdır.
    · Fakat bel ağrısı ortaya çiktiginda toplumumuzda en önemli endişe bel fıtığı olma korkusu ve bunun görüntüsel yöntemler ve MR gibi pahalı yöntemlerle teyit ettirme isteği ve arzusunda olunmasıdır. Bel ağrılarının %1 kısmı gibi oranının bel fıtığı olduğu düşünüldüğünde bel fıtığı olma oranının düşük olduğu görülebilir. Ayrıca bel fıtığının tayininde muayene çok önemlidir ve fıtığı ayırt etmede en önemli tanı aracıdır.
    · Bel ağrısı ortaya çiktiginda bacaklara yayılan ağrıların ,uyuşma ve karıncalanmaların olmadığı durumlarda ve kuvvet kaybının olmadığı durumlarda bel fıtığından şüphelenilmemelidir.
    · Ayrıca bel fıtığı bombeleşen fıtığın omuriliğe yaptığı baskı sonucunda bulgu vermektedir.
    · Bel fıtıklarının tanısında muayene en önemli tanı aracıdır. Muayene sonucunda edinilen bulguların gerekliliğinde fıtığın büyüklüğünü etkilerini tespit etmek amacıyla Komputerize tomografi, MR, İlaçlı bel filmi gibi görüntüsel yöntemler kullanılmaktadır.
    · İlaçlı bel filmi belden yapılan omuriliğin olduğu kanal içine ilaç verilme sonucunda baskı altında olan siniri tespit etmek amacıyla yapılan bir girişimsel yöntemdir. MR ın gelmesi bu yöntemin kullanılabilirliğini azaltsada bazen gerekliliği mevcuttur.Bunun gerekli olup olmadığına hekim karar verir.
    · Yapılan muayenede ve muayene sonuçlarını desteklemek için çekilen veya yapılan yöntemler sonucunda omuriliğe bası yapan bir fıtık tespit edilmişse uygulanacak tedavi kişiye ,elde edilen muayene bulgularına,fıtığın büyüklüğüne,fıtığın kanal içindeki durumuna bağlı olarak değişmektedir.
    · Ağrı yakınması olan fakat sosyal hayatını etkilemeyen, fıtığın lokalizasyonu ve yeri uygun olan ve kuvvet kaybı gelişmemiş hastalarda ilaç tedavisi ve Fizik tedavi uygulanması söz konusu olabilmektedir. Fakat şunun unutulmamsı gerekmektedir. Zaman içersinde fıtığın ilerlemesine bağlı olarak ani olarak kliniğin birden kötüleşmesi ve ayakta ve bacakta kuvvet ve duyu kayıplarının ortaya çikmasi muhtemeldir ve bu durum acilen operasyonu gerektiren ve tıpta caudo-equina sendromu denilen bir tablonun ortaya çikmasina neden olabilir.
    · Sosyal hayatı etkilenmiş, duyu,kuvvet ve refleks kaybı olan hastalarda cerrahi kaçınılmaz bir tedavi yöntemidir.Çünkü hiçbir medikal tedavi ve yöntem bu fıtığın geri alınmasına neden olmaz.
    · Bel ağrısı olan hastaların maalesef ülkemizde başvurduğu yöntemlerden birisi tıbbi bakımdan eğil olmayan kişiler tarafından bel çektirme işlemi yaptırmalarıdır. Bu çabanin altında genelde çare arama duygusu yatmaktadır. Çare arama duygusu yeteri kadar bilgilendirilmemiş bir toplumun ürünüdür.
    · Maalesef bel çektirme olayları karşisında istenmeyen ve daha karmaşik olaylar ortaya çikabilmektedir. Çare aranırken doktorunuzun bilgi dahilinde ve önerileri doğrultusunda hareket edilmesi önemlidir.Cerrahi işlem gerçekten korkutucu bir durumdur.Ama bundan kaçmak için alternatif tedavi metotlarının kullanılması sonuçları ağır olan ve sonuçta cerrahi işlemi zorlaştıran ve cerrahi işlem sonucunda faydalanma oranını azaltabilecek bir durum olduğuda unutulmamalıdır.
    · Fizik tedavi programlarının amacı bel ve karın kaslarının güçlendirimesi ve gergin olan sinirlerin esneklik kaabiliyetinin artırılmasıdır. Fakat yerinde ve zamanında yapılması gerekli olduğu unutulmamalıdır. Çünkü amacı kesinlikle oluşan fıtığın geri çekilmesinin sağlanmadığı bilinmelidir.Az derece fıtığı olan hastaların en önemli sorunu rahatsız edici ağrıların çesitli pozisyonlarla ve hareketlerle ortaya çikmasi ve ilerde gerçekten daha büyük fıtığa sahip olma ihtimallerinin sonuçta cerrahi tedaviye aday guruba girmeleridir.
    · İşte bu gurupta olan hastaların ağrılarının hafifletilmesi ve fıtığın ilerlemesinin durdurulması amacıyla Fizik tedavi programları uygulanabilir.Fizik tedavi programları aynı zamanda ameliyattan önce kuvvet kaybı mevcut olan hastaların ameliyat sonrasında tekrar eski güçlerine gelmesi amacıyla kullanılmaktadır.
    · Bel fıtığı tespit edildiğinde uygulanan çesitli yöntemler mevcuttur. Bunlar Laser ile diskin yok edilmesi, endoskopik yöntelerle diskin çikarilmasi ve açık ameliyattır.Sayılan ilk iki gurup hastanın gerek işlem sonrasında aktif hayata dönmesi gerekse işlem sonrası ortaya çikabilecek yara enfeksiyonu komplikasyonların azaltılması bakımından avantajlı yöntemler olmasına rağmen önemli bir sorun bu işlemlerden sonra tekrarlayan fıtık olaylarının daha sık olarak görülebilmesi ve bu gurup işlem uygulanabilecek hastaların seçilmiş hastalar olmalarıdır.Yani tüm bel fıtığı hastalarına bu yöntemler uygulananamamaktadır, Hastanın yaşi, klinik, kilo, omurganın mevcut durumu,fıtığın yerleşim bölgelerinin bu fıtık için uygun olabilmesi gereklidir.
    · Açık cerrahi işlem ise fıtığın direkt olarak görülebilmesini ve tama yakın boşaltılmasını sağladığı için tekrarlama oranlarının az olması ile üstün bir yöntemdir. Keza bel fıtığı hastalarının en büyük korkusu yine aynı ağrıları çekme korkusudur ve bu durum psikolojilerini bozan bir durumdur.Cerrahi işlem sonrasında günümüzde hastalar 1.gün mobilize edilmektedir.
    · Halk arasında cerrahi işleme yönelik bazı ön yargıların olduğu bir gerçektir. Bunlar kesin çözüm mü? Felç olma riski varmı? Ve ya fıtığım tekrarlarsa.gibi. Gelişen beyin ve sinir cerrahi arkasına aldığı teknolojik gelişmeler sayesinde ameliyatlarında ortaya çikabilecek sorunları en aza indirmeyi başarmıştır. Bel bölgesinde 5 tane fıtık bölgesinin olduğu düşünüldüğünde fıtık ameliyatı yapılmamış diğer disk bölgelerinde fıtığın çikma olasılığı herzaman mevcuttur. Yapılacak olan ameliyatın sadece mevcut fıtık bölgesine yapıldığı ve diğer fıtıkları engellemediği bilinmelidir. Bütün ameliyatlarda sonra komplikasyonlar olma ihtimali olduğu gibi bel fıtığı ameliyatlarından sonra da komplikasyonları çikma olasılığı olabilmektedir.Bunlardan birisi olan felç olma durumu teorik anlamda olabileceği düşünülebilen bir kavram olabilmesine karşin pratik anlamda oldukça nadir oalbilen bir komplikasyondur. Fakat nadir olması olmayacağı anlamına gelmemektedir.Bel fıtığı ameliyatlarından alınan faydanın durumu kişinin kliniği ile uyumlu bir durumdur. Kuvvet kayıpları şiddetli olmayan hastalarda ameliyattan faydalanma oranları oldukça yüksektir.Fakat uzun bir süre kuvvet kaybı olduğu halde ameliyat olmaktan kaçan hastalarda ortaya çikmis tama yakın kuvvet kayıplarının kabul edilmesi gerekli bir şeydir ki düzelmesi zordur. Bu kuvvet kaybı ameliyatın başarısızlığını değil hastanın gerekli zamanda gerekli işlemi yaptırmadığının sonucudur.
    · Toplumuzda yapılan hatalardan biriside yapılan işlemlerin başarı oranlarının değil başarısızlıklarının ortaya atılması fakat bunlardan bahsederken hastanın yapısı kliniğinin dikkate alınmamasıdır.
    · Tıbbın amacının insanların yaşam kalitesini artırmak ve yaşamı kurtarmak için bilimi kullanmak olduğu unutulmamalıdır. Doktorlar bu bilgiyi sunan ve kullanan insanlardır.
    · Cerrahi işlem sonrasında kalçada ve bacaklarda uyuşukluk ve karıncalanma kalabilmektedir.Bu gibi şikayetler genelde ameliyattan 6-12 ay sonra genelde kaybolmaktadır.
    · Cerrahi işlemden birkaç ay sonra bazen ağrılarda tekrarlama olmaktadır. Bu tekrarlama fıtığın tekrarlamasından daha çok ameliyat sahasının iğleşmesi sırasında oluşan yapışıklıklardan kaynaklanmaktadır.Bu yapışıklıklar Fizik tedavi programları vasıtasıyla açılmaya çalisilmaktadir.Amaç o bölgedeki yapışıklılıkların esneklik yeteneğini artırılmasıdır. Ancak yapılan tüm çabalara rağmen şikayetler azalmıyorsa 2. Bir operasyon gerekebilmektedir.Ancak son zamanlarda ameliyat sırasında kullanılan bazı maddelerin bu yapışıklıkların oluşumunu azalttığı tespit edilmiş olup kullanılmaya başlanmıştır.
    · Fıtık ameliyatından sonra daha önce ameliyat yapılmış sahada tekrar çok çok nadir olsada fıtık tekrarlayabilir.Bunun nedeni daha önce yeteri kadar boşaltılamamış bir fıtık olabilir.
    · Unutulmaması gereken bir durum bel fıtığı olgularının ameliyat sonrasında büyük oranda rahatlatıldığıdır.
    · Belfıtığı ameliyatı olmuş hastalar kendilerini korumak zorundadırlar. Ve Çesitli egzersizlerle karın ve bel kaslarını güçlendirmek, kilo almamak zorundadırlar.
    · Bel fıtığı ameliyat düzeyinde olmayan fakat ağrı çeken hastalarda kilo mevcutsa boyuna uygun kiloya inmeleri şikayetlerinde %50 ye yakın rahatlama sağlayabileceğide unutulmamalıdır.

  • Komplikasyonlar malpraktis içersinde yer almalı mıdır?

    Komplikasyon adı verilen kavram tıp içersinde“oluşması muhtemel risk” olarak kullanılmaktadır. Yargılanma bir hukuksal kavramdır. Yargılanma olması için ise suç olmalıdır. Malpraktis ise “hatalı hekimlik uygulamaları” olarak kullanılan hukuksal bir terimdir. Malpraktisin söz konusu olması için ise hekimlik mesleğinin yanlış yapılması söz konusu olmalıdır. Malpraktisin değerlendirilebilesi için hekimlik mesleğinin anlaşılması ve bilinmesi gereklidir. Veya hekimlik mesleği uygulayıcılarına danışılması gereklidir. Yani hekimlik uygulamalarının doğru ve yanlış olduğunun değerlendirilmesi için tıp kitapları ve literatür ana belirleyicidir. Hukuk gerek komplikasyon mu? Yoksa değil mi kavramını çözmek içingerekse konunun malpraktis içine girip girmediğinin değerlendirilmesi için tıp kitaplarına ve literatüre ihtiyaç vardır. Her iki konuda tıp içersinde değerlendirilmesi gerekendurumlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

    Ancak bu konuda temel yanlışlık bir hastalığı tarifleyen tıp kitaplarına inancın çok yüksek olduğu kadar aynı kitapların komplikasyon olarak tariflediği durumlara inancın çok yüksek olmamasıdır. Hal bu ki her ikisini de belirleyen tıp bilmidir.Bur da bir çifte standart söz konusudur. Komplikasyon adı verilen kavram tıp bilmi içersinde varsa inanmak zorundasınızdır.

    Bu konuyla ilgili yazı yazanlara bakıldığında doktorların komplikasyonlar arkasına gizlendiğine inanlar olduğu kadar komplikasyonların toplum vicdanında açıklanamayacağına inananlar da vardır. Hangisine inanırsa inansınlar her iki grubunda insan nedir? ve komplikasyon nedir? neden oluşur ? kavramını bilmedikleri açıktır.

    İnsanı yapan kamyonu, arabayı,televizyonu yapan gibi bir insan değildir. İnsanların yaptığı tüm teknolojik aletleri yine insan yönetir. İnsanı ise kendisi yönetir. İnsanların yaptığı tüm teknolojik aletler birbirinin aynıdır. Ve cansızdır. İnsan ise farklı yapılar içerir. Metobolizmaları farklı farklıdır.

    İnsanı öldürüp tüm organlarını çıkartıp tekrar takıp kaldıramazsınız ancak insanların yaptığı tüm teknolojik aletleri söküp takıp tekrar çalıştırabilirsiniz. Tüm benzinli arabalara dizel yakıt koyduğunuz zaman tüm benzinli arabaların cevabı aynıyken İnsan için cevap farklı farklı olabilir. Kimi insan kırmızı et yiyemez, kimi insan balık yiyemez, kimi insan acı yiyemez gibi.Bu örnekler çok çok artırılabilir.

    Komplikasyon aslında insanın değişkenliğinden, bilinmezliğinden,tespit edilememesinden,gizliliğinden kaynaklanan bir durumdur. Tıp bilmi var oldukça olması zorunluluk olan bir durumdur. Bunlar ne demektir? Nasıl insan bilinemez,tepit edilemez, gizli olabilir.

    Bir bademcik ameliyatını ele alalım. Her yıl binlerce insan bademcik ameliyatı geçirmektedir. Bu hastaların %99 u sağlıklı bir şekilde ve sorunsuz yaşamaktadır.%1 inde ise sorunlar gelişmiş hatta geçirmektedir. Hatta bazıları ise hayatlarını kaybetmişlerdir. Hayatlarını kaybeden insanlar çevrçevesinden bakıldığında “yürüyerek gittiğimiz hastaneden ölüsünü çıkardık”, “basit bir bademcik ameliyatından insan öldü” “doktor adamı öldürdü” “bizim başımıza geldi başkasının başına gelmesin” gibi cümleler kullanılır. Ancak tıp çerçevesinden bakıldığında “komplikasyon” terimi kullanılır. Sonuçta bir ölüm vardır kimi çevreler bunu toplum vicdanına sığmayacağını belirtir. Kimi çevreler ise doktor komplikasyon arkasına gizleniyor diyebilir. Aslında bunun gibi yargılarda bulunanların hepsi hekimin cezalandırılmasını istemektedir. Peki neden?

    Hekimin cezalandırılması, hatta ölmesi kime katkı sağlayacağı meçhul bir durumdur. Aslında bu durum hekim içinde her gün her an yaşayacağı, korkacağı çekineceği bir travmadır aslında.Şimdi örnekteki olayı 2 yönden ele alalım;

    Bademciği oluşturan hekim değildir. Bademciğin alınmasının belirli nedenleri vardır. Sık tekrarlayan sinüzit, sık tekrarlayan kulak iltihapları, akut eklem romatizmasının varlığı, solunum problemlerinin olması gibi gibi. Bunları yapanda hekim değildir. Hekim bedemcik ameliyatı olmasını önerendir. Ameliyatı bana olacaksın diye zorlamaz, ilada olacaksın demez. Karar verici hasta ve yakınıdır. Hekim bu hastayı ameliyat etse de hekimdir. Etmese de hekimdir. Hekimin buradaki amacı kendi bilgileri, görgüleri doğrultusunda hastaya yardımcı olmak istemektir. Yani hekim kendisinin yol açmadığı bir durum için hastaya yardım edendir. Hasta veya yakını karar verir ameliyat olunur. %99 insan Allah Razı olsun diyecek %1 insan ise Allah Belanı versin diyecektir. Hastada problemler geliştiğinde hatta kaybedildiğinde problemler başlar. Artık “ameliyatı yapan kötü hekimdir.Hastasını öldürendir. Hal bu ki %99 insan Allah Razı olsun demektedir. Şimdi neden ölüm olmuştur? Veya neden sorunlar gelişmiştir soruları sorulacaktır? Veya neden ameliyat edilmiştir? Ameliyat olmasaydı olmazmıydı? Soruları gündeme gelecektir.

    Hekim çerçevesinden bakıldığında belki yüzlerce binlerce yapmış olduğu ameliyatta böyle bir problem yaşamasa da yaşayan olmuştur. Ancak var olan durum karşısında kendini yargılayacak ve vicdanıyla hesaplaşacak, şöylemi yapsaydım, nerde hata yaptım diyecektir. Ama ne yaparsa yapsın cevaplarını bulamıyacaktır. Çünkü meteryal canlı, tepkileri farklı farklı, anatomileri farklı farklı, metabolizmaları farklı farklı, algıları,istekleri farklı farklı olan insandır.

    Çünkü bademcik denilen rahatsızlık farklı farklıdır. Özellikleri farklı farklıdır. Damarsal yapıları farklı farklıdır. Damarların boyutları farklı farklıdır. Komşulukları farklı farklıdır. Kişilerin pıhtılaşma özellikleri farklı farklıdır. Var olan enfeksiyonların durumları ve şiddetleri farklı farklıdır. Tüm güvenlik önlemlerini alsanız dahi çok iyi cerrah olsanız dahi bu faktörleri yönetemeyeceğiniz açıktır.

    Şimdi tersini düşünelim. Risk varsa ameliyat yapılmasın. O zaman da tekrarlayan sinüzit atakları sonucu beyin apsesi geliştiğinde, sık akciğer enfeksiyonları geçirip akciğer hastası olduğunda, tekrarlayan orta kulak iltihapları nedeniyle duyma kaybolduğunda, akut eklem romatizması nedeniyle böbrek ve kalp kapak hastası olduğunda ne yapacaksınız.

    Tıp biliminin bir özelliği vardır. Her yaptığınız uygulamada az veya çok risk vardır. Eğer bir hastaya tedavi uyguladığınızda ortaya çıkabilecek risk tedavi uygulamadığınızda ortaya çıkabilecek riskten düşükse tedavi uygulamak kazançtır. Yani tıp bilmi risklerin dengesidir. Risksiz bir tıp bilmi söz konusu değildir.

    Şimdi de hekim bu ameliyatı yapmakla ne kazanacaktır? Sorusuna cevap arayalım.Düz mantıkla cevaplanacak. Sesi duyar gibi oluyorum para. Ne kadar kazanacaktır? Örneğin 100 lira. Eğer bu ameliyattan sorunlu çıkarsa ne kadar kaybedecektir. 25.000 lira. Yani bu hekimin 250 tane bademcik ameliyatı yapması lazım ki bu parayı kazanabilsin. 250 tane ameliyattan da tekrar sorunlu olanın çıkmayacağının da garantisi yoktur. Suçlu çıkarsa ki bu bedel çok daha ağır olacaktır.

    Şimdi gelinen nokta tıp bilmi için bu olmuştur maalesef. 2 grup hekim camiası gelişmiştir artık 1.grup tıp bilminin gereklerini yapmaya çalışan 2.grup ise kendini korumaya alan. Maalesef her geçen gün 1.grup tıp bilminin gereklerini yapmaya çalışan grup hızlı bir şekilde küçülmeye başlamıştır. Ve böyle giderse hiç kalmayacaklardır.

    Tıp bilmi yapılan uygulamalarla ve cezalandırma yöntemleri ile bilir bilmez yorumlarla yıpratılmaya devam etmektedir. Esas sorun tıp biliminin uygulayıcıları ile yasal uygulayıcılar arasında ayıklamayı yapacak mercilerin olmamasıdır. Yani tıp bilimini bilen yasal uygulayıcıların yokluğudur. Bu sorun tıp biliminin siyasal olarak kullanılmasına izin vermektedir. Sorun halbuki ağırdır. Gelecek risk altındadır. Sağlıksız, gereği yapılmayan uygulamalarla yıpranmış bir toplum bizi beklemektedir. Bu nedenle tıp bilimi çatışı içinde yasal uygulamalar çatısı içinde olmalıdır. Yasal uygulamalar bilmin uygulanmasında hata art niyetvarsa devreye giren olmalıdır. Yoksa tıp bilmi içersinde yüzyılların birikimleri ile oluşan bilgi bankaları,literatürlerin,tüm kitapların komplikasyon dediği kavramlar üzerinde olmamalıdır.

    Bu makalenin özeti gelişen komplikasyonları yasal uygulayıcılar malpraktis içine alırlarsa tıp bilminin ülkemiz için yok olma noktasına geleceğinin unutulmamasıdır.

  • Her bel ağrısı ve boyun ağrısı, bel ve boyun fıtığı mıdır ?

    Bel ağrısı insanoğlunun iki ayağı üzerinde durmaya başladığı zamandan beri sorunu olmuştur. Erişkin nüfusun %80’i hayatı boyunca en az bir kez doktora görünmeyi ve ileri tetkik (MR BT, vb.) yaptırmayı gerektirecek kadar şiddetli ve uzun süreli (1-3 hafta) bel ağrısı çeker. Ancak bel ağrısı ile doktora baş vuran hastaların %60-65’inde herhangi bir muayene ve görüntüleme bulgusu tespit edilemez. %15-20 lik bir kesiminde çeşitli nedenlere bağlı (omurgada çökme kırığı, bel kayması-lysthesis,enfeksyon, spondilit, Romatoid Artrit, Ankilozan Spondilit gibi değişik tip romatizmal hastalıklar, omurga veya omurilik yapılarına ait iyi veya kötü huylu tümörler, metabolik ve konjenital hastalılar,vb) radyolojik yöntemlerle elde edilen bulgular tespit edilir. %10’luk bir kesimde ise bel ağrısı Bel fıtığı-lomber disk hernisine bağlı olup bu tip hastaların da yalnız 1-2 sinde cerrahi tedaviye gerek duyulur. Bel ağrısı nedeniyle müracaat eden popülasyonda görüldüğü gibi bel fıtığının bu soruna neden olma olasılığı çok düşüktür. Ayrıca Hiçbir klinik şikayeti olmayan 35-40 yaş arası erişkinlerde yapılan bir Lomber MR taramasında %35 oranında çok büyük lomber disk hernileri tespit edilmiştir. Ancak bu hastaların Hiçbir şikayetleri olmadığı için bu hastalara herhangi bir müdahale (ilaç cerrahi gibi) gerekmez. Anlaşılacağı gibi bel ağrıları ağırlıklı olarak bel fıtığından değil daha önemli ve ciddi nedenlerden olabileceği için bel ağrısı deyip geçmemek ve non invaziv bir görüntüleme olan MR ile bu ağrının ciddi bir nedene bağlı olup olmadığını göstermek mümkündür.

    Aynı şekilde boyun ağrılarının da büyük bir çoğunluğu boyun fıtığına bağlı değildir. Yukarıda bahsedilen bilgiler birebir boyun ağrısı olan hastaların klinik tanı ve tedavilerinde de geçerli olup bu kategoriye uyarlanabilir.

  • İntrakranial anevrizmanız var mı?

    İntrakranial anevrizmalar normal popülasyonda herhangi bir nedenle yaşamını yitiren bireylerin yapılan otopsilerinde %3-5 oranında tespit edilmiştir. Ancak bu kadar sık görülmesine karşı bu anevrizmaların kanama oranı 13-15/100 000 dir. Yani mevcut olan bu anevrizmaların çok az bir kısmı kanamaya (beyin kanaması-subaraknoid kanama) meyillidir.

    Ancak anevrizmaya bağlı oluşan beyin kanamaları maalesef çok benign seyirli değildir. Bu tip hastaların %30-35’i kanamayı takiben kaybedilir, %30-35′ ise tüm tıbbi ve cerrahi müdahalelere rağmen ciddi nörolojik sekel bırakacak şekilde yaşamlarını devam ettirmek zorunda kalırlar. Ancak %30 luk bir hasta popülasyonu tüm yapılan tıbbi ve cerrahi müdahaleler sonrası normal yaşamlarına dönerler.

    Yüz kişiden 3-5 kişinin taşıdığı ne zaman patlıyacağı belli olmayan bir saatli bombayı kafasının içinde kim taşımak ister sorusuna ise cevap herhalde hiçkimsedir.

    İntrakranial anevrizmaların tespiti yani daha bulgu vermeden kanama yapmadan evvel tespiti öncelikli bir koruyucu tedavi yöntemi olmalıdır.

    Anevrizmaların tespiti ise şimdi noninvaziv ve herhangi bir radyasyona maruz kalmadan %95 otanında bir güvenilirlikle İntrakranial MR angiografi görüntüleme ile yapılabilir.

    Ayrıca Aorta koartasyonu, polikistik böbrek hastalığı, Mukopolisakkaridozlar, Fibromuskuler Displazi gibi hastalıklarda anevrizma görülme sıklığı çok yüksek olduğu için bu grup hastalarda 3 yılda bir MR angiografi ile kontrol önerilir ve eğer anevrizma tespit edilirse yıllık veya 6 aylık MR angiografi ile takibi yapılarak büyüdüğü tespit edildiğinde veya daha evvel de (ilk tespit edildiği zaman) müdahale edilebilir.

    Normal popülasyonda MR angiografi ile tespit edilen anevrizmaların çapı 5mm den büyükse müdahale edilebilir veya takibe alınabilir. Eğer anevrizmanın büyüdüğü veya 9-10 mmden büyük olduğu tespit edilirse buna müdahale etmek en akılcı yöntemdir.

    TÜM BU SORULARIN CEVABINI ÇEKİLECEK BİR İNTRAKRANİAL MR ANGİOGRAFİ İLE BULMAK VE GEREĞİNİ YAPMAK MÜMKÜNDÜR!

  • Bel rahatsızlıklarının narkozsuz mikrocerrahi yöntemle konforlu ve güvenli tedavisi

    Bel rahatsızlıkları sık karşılaşılan bir sorundur. Bu rahatsızlıkların yaklaşık % 95'e yakını ameliyat dışı yöntemlerle tedavi edilebilir ancak geri kalan kısmın mutlak cerrahi gerektirir. Sık karşılaşılan bel rahatsızlıkları bel fıtıkları, bel kaymaları ve dar kanal ana başlıkları altında sınıflandırabilir.

    Bel fıtıkları bel ağrısı nedenlerinin başında yer alır. Her insan yaşamının bir döneminde ama önemli ama önemsiz bel ağrısıyla yüz yüze gelebilir. Şunu unutmayalım ki her bel ağrısı bel fıtığı olduğu anlamına gelmez. Bel fıtıklarında genelde bel ağrısı ile beraber bacak ağrısı, uyuşma ve ileri evrelerde ayakta güç kaybı da söz konusudur. Ağrılar inatçıdır ve ilaçlarla kolay geçmez. Bel fıtığı, iki omur arasında yer alan adeta bir süspansiyon görevi yapan kıkırdak yapının zamanla aşınması sonucu bulunduğu aralıktan çıkıp bacağa gelen sinirleri sıkıştırması durumudur. Teşhisi MR tetkiki ile konulur. Ağrılar kişinin iş ve ev yaşamını olumsuz etkiliyorsa ya da ayakta güç kaybı varsa tedavi mutlak cerrahidir.

    Dar kanal; adından da anlaşılacağı gibi omuriliğin geçtiği kemik tünel çapının normalin altına inmesi durumudur. Daha ziyade ileri yaşlarda görülür. Hastada bel ağrısı ile beraber genelde her iki bacakta ağrı ve yol yürümede zorluk söz konusudur. İleri evrelerde tedavi cerrahidir ve vida (platin) gerektirir.

    Bel kaymaları; bir omurun diğer omur üzerinden öne veya arkaya doğru yer değiştirmesidir. Bu durum omurları bir arada tutan eklem ve bağ dokularının zayıf olması ile yani doğumsal, ya da omurgadaki ileri yıpranmalar veya travma sonucu olması ile yani sonradan ortaya çıkabilir. Kayma hareketli ise ki bu fonksiyonel bel grafisinde anlaşılır tedavi cerrahidir ve vidalama yapılır.

    Cerrahi gerektiren bel rahatsızlıklarında hastaların ameliyat olmayıp, vakit kaybetmeleri durumunda zamanla artan ağrı ve bacaklardaki güçsüzlük nedeniyle yürüme olayı giderek zorlaşır ve bu kişiler başkalarına ihtiyaç duyar hale gelirler.

    Nedeni ne olursa olsun bel ameliyatları narkozsuz (epidural anestezi) da yapılabilir. Özellikle genel anestezi alması riskli olan (astım, böbrek yetmezliği, kalp hastalığı, yüksek tansiyon, diyabet gibi rahatsızlıklar) hastalarda mutlaka tercih edilmelidir. Ayrıca bu yöntem ameliyat sonrası hastanın kısa sürede hareketlendirilmesi ve taburcu edilmesi konforunu da beraberinde getirir.

    Amaç hastayı bir an önce hareketlendirip sağlıklı olduğu dönemdeki ev ve iş yaşamına, hobi ve alışkanlıklarına en kısa sürede döndürebilmektir. Burada ameliyat önerilmiş hastaların vakit kaybetmeden korkularını yenip ameliyat olmaları önemlidir, zira ameliyatın kesin çözüm üretebilen bir TEDAVİ seçeneği olduğu unutulmamalıdır.

  • Transsfenodial cerrahi nedir ?

    Bu bilgi, transsfenoidal cerrahiden ne bekleyebileceğiniz konusunda size bir fikir vermek içindir. Her insanın deneyimi farklı olduğu halde, hastanede her hastaya uygun olabilecek bazı genel prosedürler takip edilir.

    Durumunuz veya cerrahinizle ilgili sorularınız varsa, sağlık bakım ekibinizin bir üyesine sorunuz.

    Transsfenoidal cerrahi nedir?

    Transsfenoidal [trans-(bir yerden geçip giden) ve sfenoid-(sfenoid sinüs)] cerrahi, cerrahın burun boşluğundan giderek hipofiz bezine ve üst klivusa ulaşmasını sağlayan bir işlemdir.

    Hipofiz alanında veya kafatası tabanında tümör veya başka bir anormallik, bu yaklaşımla çıkarılıp alınabilir (şekil 1). Bir sinir cerrahı ve bir kulak burun boğaz uzmanı, özel mikrocerrahi araçları kullanarak bu işlemi yaparlar. Hipofiz bezine burundan yaklaşıldığı için, gözle görülür bir kesi yoktur.

    Gerekirse, tümörün kapladığı alanı doldurmak amacıyla yağ elde etmek için karında küçük bir kesi yapılabilir.

    Cerrahiden önce

    Çoğu insan hastaneye cerrahinin olacağı günün sabahı gider. Kaydınızı zamanında yapabilmek için hastaneyi bir gece öncesinde aramanız istenecektir. Halihazırda hastanedeyseniz veya cerrahi sabahı hastaneye gelmişseniz, cerrahiye hazırlanmak için aşağıdaki talimatlara uyunuz:

    Operasyondan önce baştan ayağa duş alın ve saçınızı yıkayın.

    Gece yarısından sonra bir şey yiyip içmeyin.

    Cerrahinin olduğu sabah, size reçete edildiği şekilde ilacınızı almaya devam edin. İlacınızı kolaylıkla yutabilmek için birkaç yudum suyla alın.

    İlaçlarınız veya bu talimatlarla ilgili sorularınız varsa, sağlık ekibinin bir üyesine sorunuz.

    Cerrahi sırasında

    Cerrahideyken bir hemşire size ait olan eşyaları odanıza götürecektir. Cerrahinizin ne zaman başladığı, derlenme odasına ne zaman alındığınız ve odanıza ne zaman döndüğünüz ailenize söylenecektir.

    Cerrahiden sonra

    O günkü cerrahi programa göre, doktorunuz cerrahiden bir süre sonra sizinle ve ailenizle konuşacaktır. Odanıza yerleştikten sonra aileniz sizi ziyarete gelebilir. Transsfenoidal cerrahi sonrası hastanede kalış genel olarak 24 saat kadardır.

    Cerrahiden sonra odanızdayken, damar içi sıvılar alacaksınız. Havanın nemlenmesini isterseniz bir hava nemlendiricisi kullanılabilir.

    Hemşireler kan basıncınızı, nabzınızı, vücut sıcaklığınızı, kas gücünüzü, görüşünüzü, zaman ve yere uyum sağlamanızı sık sık kontrol edecektir. Hemşireler sıvı alımınızı ve idrar atımınızı da ölçeceklerdir. Size bir kayıt bloknotu verecek ve verilen yemeklerdekiler dışında içtiğiniz herhangi bir sıvını kaydını tutmada yardım etmenizi isteyeceklerdir.

    İdrar atımınızı ölçmek için, idrar yaptığınız her sefer idrarınızı saklamanız (idrar kabına veya tuvalette toplama panına) istenecektir. İdrar yaptıktan sonra miktarı kaydedebilmeleri için hemşirelere haber verin.

    Cerrahiden sonra, gece boyunca küçük bir gazlı bez burun deliklerinizi örtebilir. Zaman zaman burnunuzdan küçük bir miktar pembemsi akıntı gelebilir. Herhangi bir akıntıyı kurulamak için bir iki gün yanınızda kâğıt mendil taşımak isteyebilirsiniz. Herhangi bir zaman burnunuzdan veya boğazınızın arkasından aşağı bariz, temiz bir akıntı fark ederseniz, acilen sağlık uzmanınıza söyleyin.

    Cerrahinin olduğu gün yataktan çıkacaksınız. İlk kalktığınızda hemşire size yardım edecektir. Hemşireler gerekirse banyo yapmak vb. başka aktiviteler için de size yardım edecektir.

    Cerrahiden sonra ağrı veya rahatsızlık

    Burun cerrahisinden sonra çoğu insanda sadece hafif bir baş ağrısı veya rahatsızlık olur. Cerrahi sırasında burun tamponu yerleştirilebilir. Bu, baş ağrısına veya soğuk aldığınızda hissettiğinize benzer şekilde yüzünüzde bir basınca neden olabilir. Yağ elde etmek için karnınızda bir kesi yapılırsa, orta dereceli bir rahatsızlık hissedebilirsiniz.

    Ağrı veya herhangi bir rahatsızlığınızı dindirmek için hemşireden ilaç isteyin.

    Cerrahiden sonra aktivite kısıtlamaları

    Cerrahiden sonraki ilk birkaç gün kolaylıkla yorulabilirsiniz. Bu normaldir ve yavaş yavaş düzelecektir. Farklı insanlar için değişebilen aktivite kısıtlamalarınız ile ilgili olarak sağlık uzmanınızla konuşun.

    Cerrahiden sonra iki hafta boyunca hapşırmayın veya burnunuza vurmayın. Hapşırmanız gerekiyorsa ağzınız açık hapşırın, burnunuzu kapatmayın.

    Cerrahi alanın yakınında basıncın artmasına neden olabilecek herhangi bir aktiviteden kaçının.

    Yük kaldırma ile ilgili bilgileri sağlık uzmanınıza sorun.

    Cerrahiden iki hafta sonra bağırsak hareketleriniz sırasında kendinizi zorlamayın.

    Araba kullanma ve işe dönüş yapma konularını sağlık uzmanınızla görüşün.

    Diğer Talimatlar

    Cerrahiden birkaç gün sonra burnunuzdan kan veya mukus akıntısı gelebilir. Bu normaldir. Bu akıntıyı bir mendille kurulayın, sümkürmeyin.

    Cerrahi sonrası ilaçlar

    Bazı baş ağrıları birkaç hafta sürebilir. Gerekirse baş ağrısı için aspirin olmayan bir ağrı kesici alabilirsiniz.

    Cerrahiden sonra burnunuzda doluluk hissederseniz, dekonjestan alabilirsiniz.

    Ağrı ilaçları ve dekonjestanlara ek olarak, antibiyotikler alabilirsiniz.

    Hipofiz bezinin etkilenme oranı aracılığı ile, cerrahi sonrası hipofiz bezindeki hormonların normal üretimi tespit edilebilir. Cerrahiden sonra, hormon seviyelerini kontrol etmek için kan ve idrar testleri yaptıracaksınız. Cerrahiden sonra hormon ilaçları almaya gereksiniminiz olup olmayacağını saptayacak bir endokrinoloji uzmanını da görebilirsiniz.

    Sağlık uzmanınızla görüşün

    Cerrahi hakkında sorularınız varsa, sağlık ekibinizin bir üyesi ile temas kurun.

    Aşağıdakilerden herhangi biri varsa, hemen sağlık uzmanınızı arayın.

    Ateş

    Boyun sertliği

    Konfüzyon – bilinç bulanıklığı-

    Daha inatçı ve ciddi hale gelen baş ağrıları

    Burnunuzdan temiz, su gibi bir akıntı gelmesi

    Aşırı idrara çıkma

    Hafif sersemlik

    Mide bulantısı-kusma

    Diğer alışılmadık belirtiler

    İş saatleri içinde sağlık uzmanınızı arayın. İş saatleri dışında sağlık ekibinizin bir üyesini arayın veya sizi en yakın acile götürecek birini arayın.

  • Tedavisi mümkün bir demansial hastalık: normal basınçlı hidrosefali

    Hidrosefali nedir?

    Hidrosefali beyinde ventrikul denilen kaviteler içerisinde anormal beyin omurilik sıvısı (BOS) birikimi ile karekterize bir durumdur. BOS, beyin ve omurilik etrafında dolaşır. BOS nin görevi beyine fiziksel destek olmak, artık maddelerin atılması ve santral sinir sistemi (SSS) içerisinde,önemli maddelerin dağılımına olanak tanımaktır. Sağlıklı bir yetişkinde günlük BOS üretimi yaklaşık 500cc. dir. BOS akım yolu tıkandığı zaman, veya emilimde bir sıkıntı oluştuğu zaman sıvı birikmeye başlar, ventrikuller genişler, kafa içerisindeki basınç artar ve hidrosefali meydana gelir.

    Normal Basınçlı Hidrosefali Nedir?

    NBH ventrikullerin genislemesine yol açan ancak kafa içi basıncı çok az yada hiç arttırmayan BOS birikimidir. Sıklıkla yaşlılarda görülür. Hareket bozukluğu, hafif demansiyel tablo ve idrar kaçırması ile karekterize bir semptomlar eşlik eder. Bu semptomların biri, ya da hepsi bir arada olabilir. Hastaların çoğunda BOS emilim yollarında blokaja neden olan faktör bilinemez.

    Normal Basınçlı Hidrosefaliye yol açan etmenler?

    Olguların pek çoğunda altta yatan neden saptanamaz, yani idiopatiktir. Kafa travması, geçirilmiş subaraknoid kanama, tümör veya kistler, subdural kanama, cerrahi sırasında görülen kanamalar, menenjit veya diğer beyin enfeksiyonları neticesinde NBH oluşabilir.

    NBH semptomları nelerdir?

    •Yürüme Bozuklukları: Hafif bir denge probleminden ayakta duramama ve yürüyememeye kadar farklı tablolarda bulunabilir. Adımlar sıklıkla geniş tabanlı, kısa basamaklı ve yavaştır. NBH li hastaların ayaklarını kaldırmalarında, merdiven çıkmalarında bir sıkıntı vardır. Sık düserler. Aynı zamanda etraflarında dönmedede zorluk çekerler. Çok yavaş ve pek çok adımda yürürler. Denge sorunu ve yürümede çekilen sıkıntı ilk ve en sık gözlenen şikayettir.
    •Hafif düzeyde demans: Günlük aktivitelere ilginin azalması, unutkanlık, rutin yapılan işlerle mücadele etmede zorluk ve yakın dönem hafıza bozukluğunu içerir. NBH lide gözlenen kognitif semptomlar çok şiddetli olmadığı için sıklıkla ihmal edilir ve yaslanmanın doğal bir süreci olarak degerlendirilir. Konuşma yeteneği sıklıkla bozulmaz. Kendilerinde bulunan sorunlardan sıklıkla farkında olmazlar ve hatta inkar edebilirler. Bazı olgularda kognitif değişiklikler yalnız nöropsikolojik değerlendirme ile saptanabilir.
    •Mesane kontrolünde bozulma: Hafif olgularda sık tuvalete gitme ile kendini gösterirken, ileri olgularda mesane kontrolü tamamen bozulur. Nadiren diski kaçırma olabilir. Bazı hastalarda mesane problemleri hiç ortaya cıkmaz.

    NBH hastaları sıklıkla 60 yaş üzeri hastalar oldukları ve bu yaş grubunda bu tarz semptomların normal olduğu düşünüldüğü içen, insanlar genellikle bu problemler ile birlikte yaşamak zorunda olduklarını düşünürler ve vücutlarında oluşan bu değişiklere kendilerini adapte etmeye calışırlar

    NBH semptomlar aynı zamanda yaslılarda ortaya çıkabilecek diğer bazı sağlık sorunlarını taklit edebilir. Mesela görülen kognitif semptomlar erken dönem Alzheimer hastalığı olarak değerlendirilebilir. Aynı şekilde denge ve yürüme sorunları Parkinson hastalığı olarak düşünülebilir. Bazı hastalarda NBH ye bu hastalıklarında eşlik edebilecegi unutulmamalıdır.

    Hastalar doktora ilk müracat ettiklerinde semptomlar aylar hatta yıllar boyunca devam etmekte olabilir. Hidrosefali semptomları zaman içerisinde artış gösterir. Artış hızı değişkenlik göstermekte ve hastalar fonksiyon kayıpları kritik noktaya geldiklerinde sıklıkla doktora giderler. Semptomların oluş süresi ne kadar uzun ve semptomlar ne kadar şiddetli ise, tedaviye yanıt o kadar geç olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ne kadar erken konursa tedavinin başarısının o kadar fazla olacağı söylenebilir.

    Her 3 semptomunda aynı hastada bulunması tanı için mutlak gerekli değildir.

    Lomber Ponksiyon

    BOS yaklaşık basıncını ölçmeye aynı zamanda sıvıdan tahlil yapmaya yardımcı olur. Lokal anestezi altında belin alt kısmına ince bir iğne ile girilerek 50 cc ye kadar BOS boşaltılır. Bu sayede semptomlarda geçici bir düzelmenin olması istenir. Eğer bu işlem sonrasında semptomlarda geçici sürelide olsa anlamlı bir toparlanma olursa o zaman cerrahi tedavinin başarılı olacağı söylenebilir. Eğer lomber ponksiyona yanıt negatif veya net olarak anlaşılamamış ise daha ileri araştırmalar yapmak gerekir.

    Günümüzde kullanılan Tedavi Alternatifleri

    Günümüzde en sık kullanılan ve genellikle tek mümkün tedavi seçeneği BOS kanallarını emilimin sağlanabileceği vücudun başka kısımları ile birlestirmeye yarayan sant denilen sistemin cerrahi olarak yerleştirilmesidir. Bu amacla en sık kullanılan yer karın içerisinde peritondur ve kullanılan sistemede ventrikuloperitonel sant denir. Cerrahi sonrasında sant sisteminin tüm parçaları cilt altında kalacak ve dışarıdan bir şey görülmeyecektir.

    Aquaduct darlığı olan hastalarda endoskobik ucuncu ventrikulostomi denilen bir cerrahi müdahalede sant uygulamasına alternatif olabilir. Bu yaklaşımda aquaduktaki daralmadan dolayı endoskop yardımı ile alternatif bir BOS akım yolu yapılır. Aquadaktaki daralma MRI ile saptanabilir. Endoskobik yaklasımın sonuçları yetişkinlerde farklılık arzetmektedir. Üçüncü ventrikulostomi uygulanan hastaların bir kısmında semptomların düzelebilmesi içen sonrasında sant takılması gerekebilir.

    Santlama işlemi içen uygun hastalar kimlerdir?

    Bu amaçla pek çok test ve araştırma geliştirilmiş olmak ile birlikte, tek başına sant işleminin başarısını tahmin ettirebilecek bir faktör bulunmamaktadır. Aşagıdaki bulgular sant takılmasını takiben sonucların daha iyi olacagını düsündürmektedir:

    •Yürüme bozukluğunun ilk ortaya çıkan ve baskın semptom oluşu
    •Travma veya kanama gibi NBH nin bilinen bir sebebinin olması
    •Görüntüleme yöntemlerinde ventrikul boyutlarının BOS un bulunduğu Subaraknoid boşluktan orantısız şekilde geniş olması
    •Lomber ponksiyon veya lomber katater yoluyla BOS boşaltılmasının dramatik geçici bir düzelme sağlaması
    •Ölçülen beyin içi veya spinal BOS basıncının üst limitlerde olması
    •Beyini etkileyen küçük kan dammar hastalığı kanıtlarının minimal oluşu

    Hidrosefali semptomlarının santlama sonrası düzelmesinin mümkün olacağını bilmek önemlidir.

    Cerrahi sonrası tamamen iyileşme herkesin beklentisi olsada, bu her zaman mümkün olmayabilir. Cerrahi sonrasında mevcut şikayetlerin anlamlı ölçüde azalması, kişinin başkalarına bağımlı halden kurtulmaları, en önemlisi nörolojik semptomlarin daha da ilerlemesinin önüne geçilmesi hasta ve yakınlari içen tatminkar bir cevaptır.

    Sant Operasyonunun Başari Oranı Nedir?

    Yürüme bozukluğu, hafif demans ve mesane kontrol problemleri operasyon sonrası birkaç gün içerisinde düzelebilir veya haftalar aylar düzelme icin gerekebilir. Bu düzelmenin ne süratte ve ne derece olacağını önceden kestirmenin bir yolu maalesef yoktur. Düzelme olanlarda sıklıkla bu düzelmeler ilk haftalar içerisinde olur. Bu iyileşme hafif düzeyde olabileceği gibi çok dramatik bir şekilde de olabilir. Semptomlarada operasyon sonrası düzelme saptanan hastalarda sonrasında klinikte tekrar gerileme olması sant fonksiyon bozukluğunu veya asağıda belirtilen komplikasyonlardan birinin geliştiğini düşündürür.

    NBH tedavi edilmez ise ne olur?

    NBH li hastalar sıklıkla ilerleyici semptomlar ile basvururlar ve bu semptomların kendi kendine düzeleceği ve klinik bozulmanın kendi kendine duracağına inanmanın bir nedeni yoktur. Kimse mevcut semptomların ne hızda ilerleyeceğini tahmin edemez. Semptomlar ne kadar şiddetli ise ve ne kadar uzun süredir mevcut ise tedaviye yanıt o derece daha az olacaktır. Genel bir kural olarak tanı ve tedavi ne kadar erken yapılırsa düzelme o kadar iyi olacaktır. Eğer semptomlar çok hafif ise hastaya acil bir sant operasyonu yapmadan bir süre yakın takip yapılabilir.

  • Sırt çantası güvenliğinin alfabesi

    Ülkemizde yaklaşık 15 milyon öğrenci omuzlarında sırt çantaları taşıyarak okula gidiyor, 5 milyon kadarı ise sırtlarında taşımaları gereken ağırlığın iki katı kadar yük taşıyor. Amerika’da yapılan güncel bir araştırmaya göre; doktorların %40’ı fazla yük taşımaktan veya sırt çantalarının düzgün kullanılmamasından oluşan sırt ağrısı ve omurilik travmasından şikayetçi çocuk ve gençleri tedavi etmiştir. Çocuğunuzu sırt ve boyun ağrısından korumak için bu adımları takip edin.

    Tekerleklere İzin Verin- Araştırmaya katılanların %30’una tekerlekli sırt çantası taşımaları önerildi. Bu tarz bir sırt çantası eğer çocuğun ailesinin, çocuğun on kilodan fazla yük taşıyacağı konusunda tahminleri varsa, sırt ağrısı problemlerini çözmede yardımcı olur.

    Esaslar-Beyin ve Sinir Cerrahisi uzmanlarının %20’si geleneksel tarzdaki sırt çantalarının kullanılması konusunda oy birliğine vardı. Eğer bu tarz bir sırt çantasında karar kıldıysanız, çantanın iki askısı olduğuna ve pamukla doldurulmuş kayışlarla beraber, bel için fazla yük desteği olan bel kayışları olduğuna emin olun.

    Rahatlık- Doktorların %30’u ailelere gördükleri ilk sırt çantasını almamalarını öneriyor. Çocuğun çanta ile rahat ettiğinden ve kayışlarının sıkıca uyduğundan emin olmak önemlidir.

    Aşırı Yük Taşımayın-Aileler çocukları için hangi tarzdaki sırt çantasını seçerlerse seçsinler, asıl önemli olanın çanta değil, çantanın içine konulacak okul gereçleri olduğunu hatırlamalılar. Aslında araştırmaya katılanların %64’ü çocukların ve gençlerin çantalarını en çok aşırı yük yüklemek amacıyla kullandıklarını söylüyor. Araştırmaya katılan bütün doktorlar, çocuğun taşıdığı nesnelerin değil, çantanın büyüklüğünün çocuğa göre seçilmesi gerektiği fikrinde birleştirler.

    Herşeyi Doldurmayın-İhtiyacınız olan tek şey çanta. Doktorlar çantanın toplam ağırlığının, çocuğun ağırlığının %10-15’i kadar olması gerektiğini söylüyor.

    Bedeninizi sarın-Her zaman iki kayışı da kullanın ve omuzlarınızın üstünde rahatça duracak şekilde ayarlayın.

    Düzenli Olun-Çantanın içini ağır eşyalar sırtınıza yakın olacak şekilde düzenleyin. Küçük bölümleri, eşyaları eşit olarak paylaştırmak ve ağırlığı eşit olarak dağıtmak için kullanın.

    Fazla Yük Ağrıya Neden Olabilir-Taşıyabileceğinizden fazlasını yüklemeyin. Çantanızdaki gerekli olmayan eşyaları boşaltın. Çocuklarınızı ihtiyaç duyacaklarından daha fazla kitap taşımamaları için cesaretlendirin.

    Eğer aileler, çocuklarının taşıdığı ağır okul eşyalarından endişeleniyorlarsa şunları da yapabilirler:

    Öğretmenlerle konuşarak, yükleri azaltacak yollar arayın

    Kitapları ikişer set olarak satın alın. Biri okulda diğeri evde kalması için (ya da kütüphanede haftalık olarak kitapların fotokopilerini çektirin)

    Çocuklarınızı sakatlanmaları önlemek için sırt ve çevresindeki kaslarını kuvvetlendirmeleri için cesaretlendirin

    Daha fazla bilgi ile yetişkin nüfusun %80’ini etkileyen, insanların doktora gitmekteki en büyük ikinci sebebi olan sırt ağrısından kaçınabilirsiniz. Eğer sırt ağrınız varsa ve bundan kurtulmak istiyorsanız hemen bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanına danışın.