Yazar: C8H

  • Tremor,

    Tremor (titreme) her insanda az ya da çok bulunabilen bir bulgudur. Bununla birlikte, titreme günlük hayatı etkilemeye başladığında veya bir hastalığın bulgusu olduğunda tremorun incelenmesi ve tedavisi gerekebilir. Günlük hayatı aksatacak ölçüde tremora en sık yol açan hastalıklar “Parkinson Hastalığı” ve “Benign Esansiyel Tremor”dur.

    Parkinson hastalığında tremor istirahat halinde ortaya çıkar ve hareketle durabilir; tremora ek olarak Parkinson hastalığının yavaş yürüme ve adelelerde sertlik gibi diğer bulguları da çoğu zaman vardır. Benign esansiyel tremor ise daha iyi bir klinik seyir gösterir. Bu tip tremor istirahatte yoktur; hareket edip el kullanılmaya başlayınca ortaya çıkar. Genellikle ailenin diğer bireylerinde de vardır ve çoğu zaman günlük hayatı aksatacak ölçüde ilerlemez. Multiple sclerosis gibi nörodejeneratif hastalıklarda tremor, trigeminal nevralji spastisite gibi bulgular ameliyattan yarar görebilirler. Bununla birlikte bu ameliyatlar multiple sclerosis’in diğer bulgularına yararlı olmaz ve hastalığın kendi ilerleyici seyrini değiştirmezler.

    Tremor ilaçlarla kontrol edilemediği taktirde cerrahi tedaviden belirgin ölçüde yarar gören bir rahatsızlıktır. Ameliyat için kriter ilaçlara rağmen su içmek, yemek yemek, işini yapmak ve yazı yazmak gibi fonksiyonların aksamasıdır. Bu durumda talamotomi ve derin beyin nörostimulasyonu gibi cerrahi tedavi yöntemleri hastaların günlük yaşantısında belirgin düzelmeye yol açarlar.

    Prof. Dr. Ali Savaş

  • Distoni,

    Distoni, vücudun tümünde veya bir bölümünde istem dışı kasılmalarla süren bir hastalıktır. Hastalığa yol açan neden hareketi kontrol eden derin beynin merkezlerindeki işlevsel bozukluktur.

    Distonilerin çeşitli nedenleri vardır; bunların başlıcaları: doğum sırasında oluşan beyin hasarı (cerabral palsy, beyin felci), ilaca bağlı diskineziler, yapısal ve genetik nedenlerdir (akraba evlilikleri vb).

    Distonilerin tedavisinde çeşitli cerrahi yöntemler kullanılmaktadır. Bu yöntemler Parkinson hastalığının cerrahi tedavisine büyük ölçüde benzerlik gostermektedir. Bunların başlıcaları, derin beyin nörostimulasyonu (beyin pili), talamotomi, kampotomi ve pallidotomi’dir.

    Distoninin cerrahi tedaviye yanıtı değişkenlik göstermektedir. Ameliyat sonuçları hastadan hastaya değişmektedir. Ameliyat sonrasında bir kısım hasta belirgin yarar görürken bir kısmında ise daha az düzelme gözlenir. Çoğu zaman ameliyat yapmadan önce düzelme durumu hakkında tahmin yürütmek zordur. Hastaların çoğu, ameliyattan 3 ila 24 ay gibi uzun dönemde yavaş bir düzelme gösterirler. Genel olarak bakıldığında ilaca bağlı diskinezilerin, bedenin bir tarafını tutan distonilerin ve genetik nedenli distonilerin ameliyattan daha çok yararlandığı; doğum sırasında oluşan beyin hasarına (cerabral palsy, beyin felci) bağlı distonilerin daha az yararlandığı söylenebilir.

    Prof. Dr. Ali Savaş

  • Trigeminal nevralji,

    Trigeminal nevralji, yüze vuran, kısa süreli “şimşek çakar” tarzda ağrılardır. Genellikle ağrı, yemek yeme, su içme, dokunma, konuşma veya yüz yıkama gibi tetikleyici bir faktörle gelir. Bu ağrının nedeni sıklıkla, kafa içinde (beyincik ve beyin sapı arasında) yüz duyu sinirinin (trigeminus) üzerine olan atardamar basısıdır. Bu ağrı öncelikle ilaçla geçirilebilir. Ancak ilaç tedavisi kalıcı ağrı kontrolü sağlamaz, sadece ilaç alındığı süre içinde ağrıyı geçirir. Ayrıca ilaç tedavisinde zaman içinde yan etkilerinin ortaya çıkması veya ilacın etkisini yitirmesi gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Yine de trigeminal nevralji tedavisine ilaç tedavisiyle başlamak doğru bir seçenektir.

    Trigeminal nevraljide ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı durumlarda cerrahi tedavi yöntemleri ağrının geçirilmesinde etkili olabilir. Bu yöntemlerin başlıcaları, trigeminal radyofrekans rizotomi (RF), mikrovaskuler dekompresyon, trigeminal gliserol rizoliz, trigeminal balon mikro-kompresyon ve “gamma-knife” uygulamalarıdır. Bu tedavi yöntemleri ile ilişkili olarak sonuçları en iyi bilinen ve etkinliği geniş olgu serilerinde kanıtlanmış yöntemler: trigeminal radyofrekans rizotomi (RF) ve mikrovaskuler dekompresyon’dur. Diğer yöntemler de tedavide etkili olabilir; ancak daha küçük guruplarda uygulanmıştır ve daha çok diğer tedavi yöntemlerinin etkili olmadığı hastalarda yapılmaktadırlar. Trigeminal nevralji’nin cerrahi tedavisi etkin olmakla birlikte, ciddi yan etkilerin ortaya çıkabileceği sinir sistemi girişimleridir; girişimler sırasında beyin zarları, beyin dokusu veya kafa sinirlerine yakın çalışılır ve bu nedenle mutlaka beyin cerrahları (nöroşirürji uzmanları) tarafından yapılmalıdır.

    Prof. Dr. Ali Savaş

  • Parkinson hastalığı ve hareket bozuklukları

    İstemsiz hareket bozuklukları, ekstra piramidal sistemin genetik, doğumsal veya sonradan ortaya çıkan bozuklukları sonucunda gelişen hastalıklardır. Bu bozukluklar, stabil ve iyi bir seyir izleyebildiği gibi, Parkinson hastalığında olduğu gibi progressif ve dejeneratif de olabilir. Hastaların çoğunlukla ilk tanı ve tedavilerini aldıkları yer nöroloji klinikleridir. Cerrahi tedavi genellikle, hastalığın orta veya ileri döneminde medikal tedavinin yetersiz kaldığı durumlarda gündeme gelmektedir; ve bu dönemde hastalar özellikle bu alanda çalışan nöroşirürji (beyin cerrahisi) bölümlerine sevk edilirler. Cerrahi tedavi yöntemleri, özellikle Parkinson Hastalığı ve tremor’da (titreme) daha belirgin olmak üzere, hemen her türden istemsiz hareket bozukluğunda az ya da çok etkili olabilmektedir. Bununla birlikte, her hastanın ayrı ayrı değerlendirilerek cerrahiye hazırlanması sonuçlar açısından büyük önem taşımaktadır.

    Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozuklukları 1950’li yıllara kadar tedavisi mümkün olmayan hastalıklardı. Bu hastalıkların tedavisindeki ilk etkin ve düşük riskli cerrahi yaklaşımlar stereotaktik nöroşirürjinin geliştiği yıllarda başlamıştır. Bu dönemden sonra, Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozuklukları medikal olduğu kadar, birer cerrahi hastalık olarak da ele alınmıştır. 1940-1970 arasındaki dönemde tüm Dünya’da yaklaşık olarak 40 000 hastada stereotaktik talamotomi, kampotomi ve pallidotomi gibi cerrahi yöntemler etkinlikle uygulanmıştır. Bu dönemde henüz bu tür hastalıkların ilaçla tedavisinin olmadığını; ve sadece cerrahi tedavi uygulandığını vurgulamakta yarar bulunmaktadır.

    Dünya’daki gelişmelere uygun olarak, Türkiye’de de Parkinson hastalığının cerrahi tedavisi 1960’ların başında İstanbul, Ankara ve İzmir’de bazı kliniklerde başlar. Dolayısıyla Türkiye’de Parkinson hastalığının etkin cerrahi tedavisi yeni bir yöntem değildir; 45 yılı aşkın bir süredir bazı kliniklerde başarıyla uygulanmaktadır. 1968 yılında levo-dopa’nın bulunması Parkinson hastalığının cerrahi tedavisinde geçici olarak sayıca azalmaya yol açmıştır. Bununla birlikte, zaman içinde, ilaç ve medikal tedavi yöntemleriyle yeterince tedavi olanağı bulamayan önemli bir hasta grubunun ortaya çıkması, cerrahi tedavi yöntemlerini yeniden sık kullanılır hale getirmiş; bu yöntemlerin teknik olarak daha da geliştirilmesine yol açmıştır.

    Parkinson hastalığının tedavisinde, subtalamik nukleus, talamus ve pallidum gibi derin beyin yapılarına yönelik olarak uygulanan başlıca iki grup stereotaktik cerrahi yöntem vardır: bunlar, (1) talamotomi, pallidotomi’de olduğu gibi hareket bozukluğuna yol açan merkezlerde radyofrekans ile lezyon (harabiyet) yapılması ve (2) nörostimulasyon temelli uygulamalardır. Bu yöntemlerin herbiri uygun hasta gruplarında kullanılabilmektedir. Parkinson hastalığı ve hareket bozukluğu cerrahisindeki son 10 yıldaki en büyük gelişme, halk arasında “beyin pili” olarak bilinen nörostimulatör uygulamalarıyla yaşanmıştır. Nörostimulasyon yöntemleri, kalıcı lezyon oluşturulmaması, etkinin ayarlanabilir olması ve bilateral (iki taraflı) uygulanabilmesi gibi nedenlerle giderek daha fazla hastada kullanılmaktadır. Bununla birlikte, talamotomi, kampotomi ve pallidotomi gibi lezyon temelli uygulamaların seçilmiş hasta gruplarında halen yeri vardır. Parkinson hastalığında kullanılan cerrahi ve medikal tedavi yöntemleri hastalığın ilerlemesini tam olarak durdurmaz ve hastalığın bilinen küratif, kesin bir tedavi yöntemi bulunmamaktadır. Bu tedaviler hastalarda semptomatik (bulgulara yönelik) kontrol sağlarlar; bununla birlikte bu kontrol hastalarda uzun süreli rahatlama sağlayabilir.

    Parkinson hastalığı ve hareket bozukluklarının tedavisindeki başarı oranı doğru endikasyon koyulmasına bağlıdır ve iyi sonuçlar ancak nöroloji ve nöroşirürji (beyin cerrahisi) bölümlerinin yaptığı bir ekip çalışmasıyla alınabilir. Nöroloji uzmanları hastalığın tanı ve medikal tedavisinde olduğu kadar, cerrahi tedavisinde de kritik ve çok önemli bir rol oynamaktadırlar. Cerrahi tedavi hastalığın orta veya ileri döneminde gündeme gelmektedir. Bu nedenle hastayı takip eden nöroloji uzmanının hastayı cerrahi tedaviye sevketmesi gereken dönemi iyi değerlendirmesi gerekmektedir. Bu değerlendirmenin iyi yapılabilmesi amacıyla, gerek Türk Nöroloji Derneği, gerekse Parkinson Hastalığı Derneği üyelerinin eğitimi için son 10 yılda büyük çaba harcamışlardır.

    Cerrahi kararının alınmasında, hastaların pre-operatif ve post-operatif değerlendirilmelerinde, özellikle hareket bozuklukları ve Parkinson hastalığı üzerinde çalışan nöroloji uzmanlarının büyük katkısı olmaktadır. Kendi uygulamalarımızda, cerrahi adayı tüm hastalar nöroloji ve nöroşirürji uzmanlarının katıldığı, aylık toplanan bir hareket bozukluğu konseyinde değerlendirilmektedir. Hastaların, pre-operatif ve post-operatif değerlendirmesi (skorlanması, video kaydı ..vb) tek bir nöroloji uzmanınca yapılmaktadır. Bunun cerrahi başarı ve takip açısından büyük değer taşıdığı ve uygulamanın yapıldığı diğer merkezlerde de model oluşturabileceğini düşünüyoruz.

    Parkinson hastalığının ve diğer hareket bozukluklarının cerrahi tedavisi, Türkiye’de, başlıca Ankara, İstanbul ve İzmir’de olmak üzere, gerek bazı Üniversite hastanelerinde, gerekse bazı özel hastanelerde rutin ve sık olarak yapılmaktadır. Bu tip bir cerrahi uygulamanın özel bir cerrahi deneyim ve teknik altyapı gerektirmesi nedeniyle bu merkezlerin sayısı çok değildir. Nörostimulasyon uygulamasındaki en büyük sorun nörostimulatörlerin yüksek maliyetli tıbbi malzemeler olmasıdır. Bu malzemelerin masrafları uygun resmi kurul raporlarının düzenlenmesi sonucunda, SGK, Emekli Sandığı, SSK ve Bağkur gibi kamusal sağlık ödeme kurumlarınca tamamen veya kısmen ödenebilmektedir. Bu da tedavi masraflarını belirgin ölçüde azaltabilmektedir. Bununla birlikte, nörostimulatör masraflarının resmi kurumlar veya sigorta kurumlarınca karşılanması, Türkiye’de olduğu gibi tüm Dünya’da sorunlu bir durumdur; ülkelerin mali politika, dönem ve zenginlikleriyle ilişkili olarak değişiklik göstermektedir.

    Sonuç olarak, cerrahi tedavi yöntemleri, Parkinson hastalığı ve diğer hareket bozukluklarında, deneyimli merkezlerde yapıldığında oldukça etkili ve düşük riskli uygulamalardır. Tedavideki başarı oranı, özellikle bu konuda, üst-uzmanlık alanı olarak çalışan nöroloji ve nöroşirürji bölümlerinin ortak çalışmasına bağlıdır; resmi kurumların, özellikle nörostimulatörlerin ödenmesi konusunda kolay uygulanabilir ciddi bir protokolünün halen olmaması, Parkinson hastalarının cerrahi tedavisi konusundaki en büyük zorluktur.

    Prof. Dr. Ali Savaş
    Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi
    Nöroşirürji Anabilim Dalı

  • Dar omurga kanalı ameliyatlarında yeni teknik

    Bel fıtığı ve dar omurga kanalı hastalığı, diğer adıyla dar spinal kanal, toplumda sanıldığından daha sık rastlanan rahatsızlıklardandır. Omurga kanalının darlığı en sık bel bölgesinde görülmektedir. Bir kişide bel fıtığı ile birlikte veya tek başına dar kanal varsa, bu insanın hayat kalitesi bazen çok düşmekte; iş, aile ve sosyal yaşantısı adeta altüst olabilmektedir.

    İçinden omurilik ve sinirlerin geçtiği omurga kanalı üst üste dizilmiş kemiklerden oluşan, ince, uzun, kıvrımlı bir borudur. Belirli bir çapı olan bu kanalın genişliği azalırsa, daralmış olan kanal, içinden geçmekte olan sinirleri kolayca sıkıştırmaktadır. Neticede bel ve bacaklarda ağrı, uyuşma, huzursuzluk, karıncalanma, yürüme bozukluğu, yürürken bir süre sonra mecburi oturma, yürüme mesafesinin giderek kısalması, sık idrar yapma, idrar ve büyük abdest kontrolünün bozulması, bacaklarda güçsüzlük, cinsel fonksiyonların olumsuz etkilenmesi gibi belirtiler ortaya çıkabilmektedir. Boyun bölgesindeki dar kanal ise kolları da etkisi altına almaktadır.

    Dar kanal teşhisinin doğru olarak konması tecrübe gerektirir. Hastanın tetkikleri değerlendirilirken sadece omurilik kanalının çapları değil aynı zamanda efektif kanal alanı da göz önünde bulundurulmalıdır. Kanal ile ilişkili, kanalı daraltan kalınlaşmış ve sertleşmiş bağ dokuları daima dikkate alınmalıdır. Bazen de lateral reses dediğimiz yandaki anatomik yapılar daralarak sinir elemanlarını sıkıştırabilir. Teşhis ve tedavide bu husus gözden kaçırılmamalıdır.

    Bir kişide omurga kanal darlığı varsa, buna ilave olacak küçücük bir bel fıtığı veya kireçlenme bile dar kanal içindeki sinirleri kolayca sıkıştıracağından hastaya büyük ıstırap verebilmekte, klinik çok gürültülü seyredebilmektedir. Bazen de hastalık sessiz bir şekilde ilerlemekte, kanal darlığı kritik seviyenin altına ulaştığında semptomlar ortaya çıkmakta ve hastalar bize ileri yaş gruplarında gelmektedirler. Bu nedenle 80 yaş üzerinde pek çok hasta ile karşılaşmakta ve gerektiğinde ameliyat etmekteyiz.

    Yürüme mesafesi ve ayakta kalma süresi belirgin şekilde kısalmış hastalarda fizik tedavi ve diğer cerrahi dışı tedavi metotları genellikle yetersiz kalmaktadır. Ancak deneyimli ellerde usulüne uygun yapılan yeterli bir cerrahi müdahale hastaları rahatlatabilmektedir. Bu nedenle uzman doktor cerrahiye gerek görüyorsa geciktirilmemesinde yarar vardır. Ayrıca operasyon ne kadar erken yapılırsa elde edilen sonuçlar da o kadar yüz güldürücü olmaktadır. Zamanında müdahale edilmezse hastalık giderek ilerlemekte, çünkü seneler geçtikçe omurilik kanalı doğal olarak daha fazla daralmaktadır.

    Dar kanal diye tabir edilen spinal stenoz rahatsızlığı ve ameliyatları halk tarafından yeteri kadar bilinmemekte, adeta bir kabus olarak görülmektedir. Ancak deneyimli ellerde, yeni teknikle (Mikroteknikle İnternal Dekompresyon) usulüne uygun yapılan ameliyatlarda çok daha yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir.

    Bel fıtığı ameliyatlarında deneyimli ekibimiz tarafından ileri ve klasik cerrahiye göre daha emniyetli, daha konforlu yöntemler olan mikroteknik ve mikroendoskopik teknik uygulanmaktadır. Buna benzer tarzda, dar kanal ameliyatlarında da mikroteknikle internal dekompresyon yapmaktayız. Yani mikroteknikle omurilik kanalının içerisine girerek kanalı içeriden genişletmekteyiz.

    Son yıllarda, dar omurga kanalı bulunan hastalarda spinal cerrahi ekibimizle rutin uygulama haline getirdiğimiz mikroteknikle internal dekompresyon ameliyatı dünyada ancak belirli merkezlerde deneyimli cerrahlar tarafından gerçekleştirilebilmektedir. Bu ameliyatta, dar olan spinal kanalın iç kısmına girilerek kanal içeriden genişletilmekte, böylece anatomik yapı mümkün mertebe korunmaktadır. Stabilizasyonu sağlayan anatomik yapı korunduğu için stabil kalmış olan bu hastalara ayrıca vida ve benzeri tarzda enstrümanları da takmak gerekmemektedir. Sonuçta hastalara yabancı cisim konmamış olması büyük bir avantaj teşkil etmektedir.

    Operasyonlarda emniyet her şeyden önce gelir. Öncelikle hastaya zarar vermemek gerekir. Bu hastalar da tıpkı bel fıtığı operasyonlarımızda olduğu gibi deneyimli ellerde usulüne uygun yapılan ameliyatlar sonrasında felç kalma riskiyle karşılaşmadan aynı gün içinde yürüyebilmekte ve ertesi gün taburcu olmaktadırlar. Bu, insanlığa sunulmuş büyük bir nimettir.

    Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan
    Nöroşirürji Uzmanı

  • Bel ve boyun fıtıgında amelıyatsız tedavi yöntemleri

    Yapılan tetkik ve muayenelerinde bel fıtığı yada boyun fıtığı saptanan ancak ameliyat yönünden sınırda olan yada ameliyat gerektirmeyen bu teşhislere bağlı ciddi ağrıları olan hastalarda medikal tedavinin yanında Mora terapi ile üç yada altı seans Mora ağrı tedavi seanslarının uygulanması ile yapılır. Bu tedavi ile hastaların şikayetlerinden çok kısa sürede ve yüksek başarı oranıyla kurtulmaları mümkündür.

    Ayrıca tüm kas iskelet sistemi ağrılarında Mora Terapi seansları ve beraberinde kullanacağınız homeopatik damlalar kas iskelet sistemi ağrıları, sırt bel ve boyun ağrıları, yaşlılığa bağlı ağrılar, geçirilmiş ameliyatlara bağlı ağrılar, fibromyalijler, travmalara bağlı ağrılar için de oldukça etkilidir.

  • Kilo vermenin kolay yolu mora-terapi

    Açlık hissetmeden, pasta-çörek özlemeden, diyet yaptığınızı farketmeden istediğiniz kiloya inebilirsiniz!

    Bir numaralı sanık: Karbonhidratlar

    Karbonhidratlar (ekmek, makarna, hamur işleri, pilav vb.) aslında bizim normal yeme alışkanlarımız içinde gerekli bir yer tutar. Ancak yediğimiz karbonhidratların yapısı bundan 20 yıl öncesine göre önemli oranda değişmiş durumda. Artık çoğu şey gibi karbonhidratları da fazlasıyla “rafine ve saf” olarak kullanıyoruz ve bu yüzden de şişmanlık artık bir salgın…

    Saflaştırılmış karbonhidratlar doğal yapısı bozularak tüm lif içeriği alınmış olduğu için, kana çok hızlı karışıp insülin dengesini altüst ederler.

    Bu gurubun bir ucunda beyaz un, nişasta vb., diğer ucunda şeker vardır. Bu gıdalar hormon dengemizi bozar ve buna bağlı olarak vücudumuzu yağlandırırlar.

    Ya diğer gıdalar?

    Bazı kişilerde “düşkünlük” etlere ya da yoğurt-peynir gibi süt ürünlerine karşı da olabilir. Bazen bazı çerezlere, tuza, kahve ya da çaya karşı da benzer bir durumla karşılaşılabilir.
    MORA-Terapi ile hangi gıda grubu olursa olsun, bağımlılık benzeri durum giderilip istek azaltılır.

    Duygusal sıkıntı yaşanır mı?

    MORA-Terapi seanslarının sonrasında stresinizin azaldığını ve duygusal olarak daha iyi hissettiğinizi göreceksiniz. MORA-Terapi’nin psikolojik problemler için de kullanıldığını hatırlatmak istiyoruz.

    Kaç Seans gelmek gerekir?

    MORA-Terapi Kilo Programı haftada iki kez olacak şekilde uygulanır.
    Bu kürün sonrasında ise eğer gerek varsa, kilo aldıran başka gıda grupları üzerinden de “silme” seansları önerilebilir.

    “Rafine karbonhidratlar bağımlılık yapar, açlık hissini arttırır, vücudu yağlandırır.”

    Mora-Terapi ne işe yarıyor?

    MORA-Terapi ile hamur işi, ekmek, makarna, tatlı, çikolata ya da benzeri yiyeceklere olan düşkünlük “siliniyor”. Açlık hissi azalıyor. Enerji dengelendiği için psikolojik durum rahatlıyor.

    Mora-Terapi desteği ile karbonhidratlara, çikolata ve tatlılara düşkünlüğünüzü “silmek” ve metabolizmanızı dengeleyerek sağlıklı kilo vermek mümkün.

  • Bacak uyuşma nedenleri

    Bel Fıtığı: (%66)

    Bel omurları arasında bulunan ve disk adı verilen yapının fıtıklaşarak kalça ve bacağa giden sinir köklerine bası yapmasıdır. Tedavisinde istirahata ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikayetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanmalıdır. Fizik tedaviye rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, dayanılmaz ağrılar varsa veya çekilen tomografi veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Ameliyatla omurilikten çıkan sinirlere olan mekanik bası giderilmelidir. Eğer cerrahi müdahale yapılmaz ve sinire bası devam ederse hastada idrarını tutamama, seksüel gücün kaybı, ayaklarda felç gibi sorunlar gelişebilir. Maalesef halk arasında ameliyat olursam sakat kalırım, uzun süre yataktan kalkamam, korse takmak zorunda kalırım veya fıtığım tekrarlar, tekrar ameliyat olurum gibi inanışlar mevcuttur. Ancak Mikrocerrahi sayesinde bu tip korkulara gerek kalmamıştır.

    Omurilik Kanal Daralması: (%10)

    Tıpta lomber spinal stenoz denilen kanal darlığı omuriliği çevreleyen kemik ve bağ dokusu kireçlenmesiyle omuriliğe bası oluşması olayıdır. Bu bası sonucu her iki bacakta ağrı yanma karıncalanma ve yürüme güçlüğü gibi belirtiler gözükür. Kişi kısa bir mesafe yürümeye çalışsa bile sık sık durup dinlenme ihtiyacı hisseder. Otururken vücudunu öne doğru eğer, anacak böyle rahatlar. Hastalık ilerlerse bacaklarındaki uyuşukluk ve yanmalar gece hastayı uyandırır, uyandığında bacaklarını bir kütük gibi hisseder, bacaklarını nereye koyacağını bilemez. Hastalığın ilerlediğini gösteren diğer bir belirti de bacaklara sık sık kramp girmesidir. En ileri safhada ise cinsel güç kaybolur, hasta idrar kaçırmaya başlar. Sadece uyuşmanın veya yanmaların olduğu dönemde hastaya fizik tedavi, yüzme ve eksersizler önerilir. er bu darlık ileri derecedeyse yani hasta yürürken sık sık dinlenmek ihtiyacını duyuyor veya geceleri uyuşukluk nedeniyle uyanıyorsa mutlaka ameliyat gerekir.

    Beyin Kanamaları, Damar Tıkanmaları: (%2)

    Halk arasında felç de denilen bu rahatsızlığın belirtileri:
    Vücudun bir tarafında halsizlik Bu his eldeki bir eşyayı tutamayıp düşürmekten, kolu bacağı kaldıramamaktan tam paralize olmaya kadar türlü türlü biçimlerde olabilir. Diğer belirtiler gibi bu da bazen geçici olur ve birkaç dakika, bir kaç saat, hatta bir kaç gün kadar sürer ve sonra kaybolur. Bu nedenle kişiler olayın üzerinde fazla durmaz ve ihmal ederler. Vücuttaki bu halsizliğin belki yatakta biçimsiz bir pozisyonda uyumuş olmaktan kaynaklandığını sanırlar, Vücudun bir kısmında uyuşma veya hissizlik Ayağın uyuşması gibi, Eşyayı çift görme, Ayak üstünde dururken sendelemek Bazen bununla birlikte bulantı hissi de olabilir, Gözün tamamen veya kısmen görme yeteneğini yitirmesi, Konuşmakta veya konuşulanları anlamakta güçlük çekmek, Şiddetli ve nedeni bilinmeyen başağrısı. Bu ağrı gerginlikten veya migrenden kaynaklanan baş ağrısına benzemez. Ağrı aniden ve gök gürlemesi gibi gelir,oldukça şiddetli ve diğer bütün baş ağrılarından daha kötüdür. Gerek kendinizde gerekse ailenizin bireylerinde bu tür belirtileri gördüğünüz zaman göz ardı etmeyiniz. Belirtiler felcin her an gelebileceğinin habercisi olabilir. En iyisi hemen ya doktora veya bir hastanenin acil servisine gitmektir. Yerinde müdahale ile felç önlenebilir veya etkileri hafifletilebilir.

    Beyin Veya Omurilik Tümörleri: (%1)

    Yukarıda sayılan tüm belirtiler tümörlerde de görülür.

    Beyin Veya Omuriliği Tutan Enfeksiyonlar: (%1)

    Felç belirtilerine yüksek ateş, lökosit sayısında ve sedimantasyon hızında artış da eklenir.

    Şeker Hastalığı: (%5)

    Şeker hastalığı, kan şekerinin çok yüksek olmasıyla kendini gösteren kronik bir hastalıktır. Dünyadaki en yaygın hastalıklardan biridir. Vücut glikozu enerjiye dönüştüremediği zaman ortaya çıkar. Glikozun enerjiye dönüştürülmesi pankreastan salgılanan insülin hormonu yardımıyla olur. Eğer pankreastan insülin salınımı azalır veya kaybolursa, glikoz kanda kontrolsüz bir şekilde yükselir ve şeker hastalığına yol açar.

    Huzursuz Bacak Sendromu: (%2)

    Huzursuz bacak sendromu olan kişiler genellikle yatağa girip hareketsiz kaldıklarında bacaklarında fark ettikleri ancak tam olarak da tarif edemedikleri rahatsız edici hislerden yakınırlar. Bu hisler kişiler tarafından “baldırlarım ağrıyor”, “bacaklarıma derinden bir şeyler batıyor”, “yanıyor”, “uyuşuyor”, “bacaklarımla böcekler yürüyor”, “küçük bıçaklar saplanıyor” gibi çok farklı şekillerde tarif edilir. Bu hislerin ortak özelliği istirahat halinde ortaya çıkıp, hareket ile kaybolmalarıdır. Bu nedenle bu hisler sadece yatarken değil gün içinde özellikle uzun süre hareketsiz kalındığında da (televizyon, sinema seyrederken, seyahat sırasında) ortaya çıkar ve kişi bacaklarını hareket ettirme ihtiyacı duyar.Huzursuz bacak sendromu kalıtsal geçişi olan bir durumdur. %95 oranında sebebi belirsiz olarak ortaya çıkar, %5 oranında da demir eksikliği, şeker hastalığı, üremi, vitamin B12 eksikliği, kalsiyum veya magnesium eksikliği, bel fıtığı, bacak varisleri nedeni ile de ortaya çıkabilmektedir.

    Kanser Metastazları: (%1)

    Akciğer kanseri, uzak organlara yayıldığında şu belirtilere sebep olabilir: Kemik ağrısı, Nörolojik belirtiler (bir bacak veya kolun uyuşması, baş dönmesi, göz kararması), Sarılık (deri ve gözlerin sararması). Bacak Kırılmaları: (%1) Eğer kırılan kemiklerin arasında sinirler sıkışırsa uyuşma hissedilir.

    Vitamin Eksiklikleri: (%3)

    Özellikle akşam saatlerinde hissedilen bacaklardaki uyuşmaların demir ve folik asit yetersizliğinden kaynaklandığı biliniyor.

    Hematolojik Hastalıklar: (%1)

    Özellikle myelodisplastik sendromda görülür. Myelodisplastik sendromda kemik iliğinde yapılan kan hücrelerinin olgunlaşamaması yanında kemik iliğindeki kan hücrelerinde normal hücrelerden farklı olan gelişim bulunur. MDS’li hastalarda kan yapımında azalmanın sonucu olarak kan hücrelerinde azalma (anemi) ve kan hücrelerinin kalite bozukluğu vardır.

    Donma: (%1)

    Donma olayında en önemli belirti el ve ayak parmak uçlarının uyuşması ve karıncalanmasıdır. Derhal ayakkabı bağlarını gevşetip sert darbelerle ayaklarınızı yere vurun ve ellerinizi birbirine vurarak uyuşmanın geçmesini sağlayın. Böyle bir durumda aşırı ısı kaynağına uyuşan bölgenizi yaklaştırmayın. Uyuşmadan sonraki en tehlikeli belirti, artık iyice hissizleşen çimdikleme veya sert uçlu darbelere tepki vermeyen organlardır. Böyle bir durumda donan kısım battaniye ile sarılmalı, eller mümkünse koltuk atlarına sokulmalıdır. Büyük donmalarda 37 dereceye ısıtılmış su ile donan bölge ovulmalıdır. Ancak bu şekilde çözünen doku tekrar donma tehlikesi ile karşılaşırsa donan bölgede büyük hücre kayıpları olur ve organ kangren olabilir. O nedenle bu işlem açık arazide yapılmamalıdır.

    Multipl Skleroz: (%1)

    Nörolojinin en önemli hastalıklarından biri olan ve son yıllarda görülme sıklığı artan MS hastalığı, doktorların tabiriyle sinsi bir hastalık. Daha çok 15-40 yaşlarındaki yetişkinlerde görülen, baş dönmeleri, uyuşmalar ve bacaklarda halsizlik gibi birtakım belirtiler gösteren MS hastalığının ne yazık ki kesin bir tedavisi de yok.

    Diğer: (%1)

  • Ellerde uyuşma varsa ne yapmalıyız ?

    El parmaklarına giden median sinir bir bağ dokusu kılıfı içinden geçer bu klıfa tünele benzediği için karpal tünel denir. Bu tünel çok kullanılmaya ve kireçlenmeye bağlı olarak kalınlaşır ve içinden geçen siniri sıkıştırır. Bu sıkıştırma sonucunda el parmaklarında ağrı ve uyuşma oluşur. Özellikle ağrıların gece artması tipiktir.

    Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa mutlaka ameliyat gerekir.

    Ellerde uyuşma varsa? Şu nedenlere gözatmak gerekir.

    1-Boyun Düzleşmesi: (%70)

    Boyun düzleşince beyine giden dört damardan ikisi (vertebral arterler) gerilir ve beyine yeterince kan gidemez, kişide başağrısı, başdönmesi, bulantı, unutkanlık, tedavi edilmezse daha ileri safhalarda dengesizlik, konsantrasyon bozukluğu, ileri derecede alınganlık, isteksizlik oluşur.Boyun gerginliği çok ilerlememiş, henüz başlangıç safhasında ise kas gevşetici ilaçlar, sıcak uygulama, gürültüsüz ve az ışıklı yerlerde istirahat ile önlenebilir. Fakat boyun gerginliği ilerlemiş, ağrılar kollara da yayılıyorsa tedaviye fizik tedavinin veya tamamlayıcı tıp tedavisinin de eklenmesi gerekir. Eğer mevcut hastalığa eklenen ileri derecede bir boyun fıtığı da varsa cerrahi müdahale de gerekebilir.Boyun gerginliği tedavi edilmezse başağrıları sıklaşır ve ağrı kesici ilaçlara cevap vermez hale gelir, kişide mutsuzluk hali depresyona dönüşür. Sürekli boyun gerginliği boyun fıtıklarına zemin sağlar, kollarda uyuşukluk, güçsüzlük oluşur. Dengesizlik ve yürüme güçlükleri, ince beceri gereken hareketlerin yapılamaması gibi sorunlar ortaya çıkar.

    2-Karpal Tünel Sendromu: (%10)

    Koldan gelen bir sinir ve kas bağları el ayasının tabanında, bilek bölgesinde dar bir kanal ya da tünelden geçerek ele ulaşır. Bu dar kanala Karpal Tünel adı verilir, karpal tünelin içinden geçen sinir ise Median Sinir olarak adlandırılır. Karpal tünel sadece median sinir ve kas bağlarının sığabileceği kadar bir genişliğe sahiptir. Kanal içinde yer kaplayan herhangi bir oluşum ya da şişlik içindeki dokuların sıkışmasına neden olur. Median sinirdeki bu sıkışma sinirin uyardığı bölgelerde uyuşma ve keçeleşme şikayetleri ile kendini belli eder. Median sinirin karpal tünelde sıkışması ile ortaya çıkan bu tablo Karpal Tünel Sendromu olarak adlandırılır. Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir. Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir. Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takip eden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır. Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner.

    3-Ulnar Oluk Sendromu: (%5)

    El önkol kemikleri olan radius-ulna ile bilek eklemini ve birbirleriyle eklem yapan 2 sıra halinde 8 kemikten oluşan küçük karpal kemikler, 5 tarak kemiği, 14 parmak kemiğinden oluşur. Median, radial sinir ve ulnar sinir eldeki ana sinirlerdir. El hareketlerinin büyük kısmı önkolda bulunan ve tendonları ele uzanan adaleler aracılığı ile olur. Eğer 4. ve 5. parmaklarımızda uyuşukluk hissediyorsak ve dirseğimizden başlayan bir ağrı varsa ulnar sinir basısından şüphelenmek gerekir. Teşhis EMG ile konur. Eğer ileri safhadaysa cerrahi müdahale gerekir.

    4-Boyun Tutulması, Kas Spazmı: (%5)

    Genellikle boyunu destekleyen kasların aşırı gerilmesi ile oluşur. Ağır bir şey kaldırmak, aşırı spor, iş aktivitesi, yanlış masa başı çalışması kas spazmına neden olabilir. Ayrıca yanlış pozisyonda uyuya kalma, yüksek yastık ve kötü seyahat şartları da boyun tutulması yapabilmektedir. Çoğu zaman basit tedaviler ile spazm ve tutulma çözülmektedir. “Miyofasial ağrı, Fibromiyalji , Fibrosit ve Miyozit” diye de adlandırılan uzun süreli kas ağrısında, kas içersinde ağrıyı tetikleyen noktalar ve elle de hissedilebilen düğmecikler mevcuttur.

    5-Boyun Fıtığı: (%5)

    Her iki boyun omuru arasında yastık görevi yapan jölemsi kıkırdak disk dokusunun omurilik ve kola giden sinirlere doğru taşmasıdır. Basının büyüklüğü ve etkinliğine göre boyun ve kol ağrısı, kol kaslarında kuvvet kaybı, ellerde his kusuru, uyuşma ve beceriksizlik görülebilir. Eğer omur iliğe doğru bası olur ise yürüme zorluğu, bacaklarda kuvvetsizlik ve idrar şikayetleri de görülebilmektedir. Konservatif tedaviye rağmen şikayetler geçmiyor, ciddi omurilik ve sinir basısı var ise; o zaman tedavi cerrahidir.

    6-Hipotiroidi: (%1)

    Tiroit hormonlarının kanda çok az bulunması durumuna hipotiroidi veya hipotiroidism denir. Kadınlarda erkeklere nazaran çok daha sık görülür.Hipotiroidide şikayet ve belirtiler: Yorgunluk hissi, Uyuşukluk, Uyku hali, Konsantrasyon bozukluğu, Sersemlik hissi, Depresyon , Ciltte kuruluk, Saç dökülmesi, Kuru ve kırık saç, Kabızlık, Kilo alma, Kilo vermede zorluk, göz kapaklarında şişme, Balmumu renginde yüz, Terlemede azalma, Boğuk ses, Üşüme, İştah azalması, Eklem ağrısı, Ellerde uyuşma hissi, Hareketlerde azalma, Konuşmada yavaşlama, Nabız sayısında düşme, Bacaklarda şişme, Reflekslerde azalma, Tırnaklarda kolay kırılma, Kas krampları, Guatr, Tansiyon yüksekliği, Kolesterol seviyesinde yükselme, Aybaşı halinin bozulması, Düşük yapma, Çocuk yapamama, Sekste azalma, Çocuklarda boy kısalığı. Hipotiroidide en sık görülen bulgular yorgunluk, halsizlik aşırı uykuya meyil, saç dökülmesi ve üşüme hissidir. Bazen hasta hafıza kaybının farkına varmayabilir, arkadaşları tarafından bu yüzden uyarılabilir. Orta derecede kilo alma olur ve zayıflamakta güçlük çekilebilir. Aşırı şişmanlığa hiçbir zaman neden olmaz.

    7-Diyabet: (%1)

    Sürekli yüksek değerlerde seyreden şeker hastalığı da ellerde uyuşmaya sebep olabilir.

    8-Diğer: (%3)

    Romatizmal hastalıklar, kas hastalıkları, multipl skleroz, beyin tümörleri, beyin damar tıkanmaları, kol damarlarındaki tıkanıklıklar v.s.

    Ellerde uyuşma varsa ilk yapılması gereken öncelikle bir beyin cerrahına başvurmaktır.

  • Sırt ağrılarından kurtulmak mümkün mü, kurtulmak için neler yapmalıyız, nerelere başvurmalıyız?

    Sırt ağrıları milyonlarca insanın ortak sorunu… Yapılan çok sayıda bilimsel araştırma sonucu; her beş insandan biri sırt ağrısı çektiğini göstermektedir. Özellikle gelişmiş ülkelerde sırt sorunları önemli bir probleme dönüştü. Bunun için sırt sağlığına özen göstermeliyiz. Aksi takdirde bu ağrılar yaşamımızı olumsuz yönde etkiler ve işgücü kaybına uğratır. Bir çok hastalıkta da olduğu gibi sırt ağrılarından değil geç kalınmaktan korkulmalıdır. Amacımız ağrısız, hareket kısıtlılığı olmayan mutlu bir toplum yaratmaktır.

    Sırtın yapısı

    Sırtın fonksiyonel yapısı; on iki omur, arkada faset eklemleri, omurlar arasında önde disk denen yastıkçılar ve arkada deliklerden çıkan spinal sinirlerden oluşur. Sırt omurga hareketleri; göğüs kafesinden dolayı, boyun ve bel omurga hareketlerine göre daha azdır.

    Sırt ağrıları neden oluşur ve nasıl tedavi edilir?

    Sırt ağrılarının nedeni sırtımızda omurganın her iki yanında bulunan kasların gerilmesidir. Bu gerilmenin en önemli nedeni strestir. Strese girdiğimizde ilk önce boyun kaslarımız gerilir. Bu gerilme sonucunda C harfine benzeyen boyun omurgamız düzleşir, omuz ve sırta giden sinirlerin çıkışları daralır, sinirler baskı altında kalır. Bu baskı ile birlikte sırttaki kaslar gerilir. Bu yüzden ağrı duyarız. Kasların uzun süre gergin halde kalması kas topaklarına neden olur. Yani tıpta fibrozit dediğimiz oluşumlara neden olur. Bu fibrozitler en ufak bir yorgunlukta, ağır kaldırma sonucunda, klima veya vantilatör altında uzun süre kalmada ağrılar yaratır, dayanılmaz ağrılar çekeriz. Kas gerginliğini azaltmak için farkında olmadan sırtımızı kamburlaştırır, artık son dönemlerini yaşayan ihtiyarlara döneriz. Bu ağrıları uzun zaman çekenler, avuç avuç ilaç alırlar, doktor doktor dolaşırlar, ömür boyu bu ağrılardan kurtulamayacaklarını düşünerek karamsarlığa kapılırlar.

    Ağrılardan kurtulmak mümkün mü, kurtulmak için neler yapmalıyız, nerelere başvurmalıyız?

    1. İlk olarak ağrımızın nedeni belirlenmelidir. Ağrının boynumuzdan mı, sırt kaslarından mı kaynaklandığı yoksa başka bir hastalığımız mı olduğu tespit edilmelidir. Unutulmamalıdır ki akciğer hastalıkları, safra kesesi ve mide rahatsızlıkları da sırtta ağrı yapar. Teşhis öncelikle fiziki muayene, şikayetlerin dinlenmesi ile (ne yazık ki hastayı aktif olarak dinlemek çoğu zaman ihmal ediliyor ve yanlış sonuçlara yönleniliyor), sonra da MR, BT ve direkt grafi incelemeleri ile konur. EMG de bize yardımcı olur.

    2. Sonra sıra sırt kaslarının gevşetilmesine gelir. Kas gevşeticiler ve lokal etkili merhemler (bu merhemleri iyice yedirerek sürdükten sonra mutlaka en az on dakika ütüyle ısıtılmış havlu, sıcak su torbası veya saç kurutma makinesiyle sıcak uygulanmalıdır) kullanılır, ama sadece ilaç tedavisi yeterli değildir. Mutlaka fizik tedavi veya alternatifi (masaj, manipulasyon, nöral terapi, akupunktur, soft lazer) uygulanmalıdır. Fibrozitler teker teker tespit edilip yok edilmelidir.

    3. Fizik tedavi ile birlikte stres etkeni de ortadan kaldırılmalıdır. Mümkünse hastanın yaşamında stresi körükleyen unsurlarda radikal değişiklikler yapmak, tatile çıkmak, hobilere daha uzun zaman ayırmak oldukça faydalı olur. Eğer bu değişiklikler yeterli olmazsa bir psikiyatrisin veya psikologun yardımını almak yararlı olur.

    4. Tedavi bitiminde doktorunuzun önereceği sırt kaslarını güçlendirecek egzersizleri yapmak gereklidir. Eğer gerekli ortam bulunursa sırtüstü yüzmek en iyi egzersizdir. Güneş, deniz, sıcak kum, kaplıcalar çok faydalıdır. Soğuktan mümkün olduğunca korunmak gereklidir.

    5. Tüm bu tedaviler sırasında ve sonrasında bazı hareketlerden kaçınmak gereklidir. Yerden bir şey alırken öne veya yana eğilmek yerine çömelmek, yukarı doğru uzanmak yerine bir şeyin üstüne çıkıp işimizi görmek sırt ağrısı riskini azaltır. Ayrıca sürekli pozisyon değiştirmek, yani uzun süre oturmamız gereken bir iş yapıyorsak en geç yarım saatte bir dolaşmak, aynı yerde ayakta durmaktan kaçınmak, televizyon seyrederken veya gazete okurken sırtımızı ve başımızı dayayacak koltukları tercih etmek dikkat etmemiz gereken unsurlardandır.

    6. Unutulmamalıdır ki keyifliyken yapacağımız ters hareketlerden bir sıkıntı doğmaz, ama stresliyken yapacağımız her ters hareket sağlığımızı ciddi olarak etkiler.