Yazar: C8H

  • Bel fıtığı için lazer tedavisi, kapalı ameliyat, kansız ameliyat

    Bel fıtığı hastalarının bazılarının tedavisinde kullanılabilen diğer bir yöntem ise; hastanın anestezi almasına gerek kalmadan, yani hasta uyanıkken beline batırılan ince bir iğne aracılığı ile tedavi edildiği “Nucleoplasty”, “Intradiscal Electrotherapy”, “Laser discectomy” gibi adlarla anılanve halk arasındaki tabirle lazer disk ameliyatı, kapalı ameliyat, kansız ameliyat teknikleridir.

    Bu teknikler çağdaş ameliyathanelerde röntgen kontrolü (floroskopi) altında gerçekleştirilebilmektedir. Söz konusu iğnenin içinden geçirilen yüksek teknoloji ürünü elektrotlar aracılığı ile uygulanan enerji formları omurlar arasında yer alan ve bel fıtığına yol açan dokuda küçülme yaratarak hastayı rahatlatmaktadır.

    Bu tekniklerde hastanın cildi kesilmemekte ve işlemden bir kaç saat sonra yürüyerek evine gidebilmektedir. Hemen hemen hiç bir risk taşımayan bu tekniklerle hastaların en az %70 i açık ameliyata gerek kalmaksızın iyileşebilmektedir.

  • Bel fıtığı için hareket koruyucu cerrahi

    Bel fıtığı hastalarının başarılı bir bel ameliyatı geçirseler bile, bir kaç yıl sonra yeniden ağrılı yaşamlarına dönebildiklerini biliyoruz. Eski yöntemlerle yapılan bel fıtığı ameliyatı sonrası bel omurları arasında anormal bir hareketlilik gelişiyordu. Bu sorunu önlemek amacı ile son yıllarda hastanın omurlarına vidalar ve benzeri metal cihazlar yerleştirilip omurga kemiklerinin birbirine kaynaması sağlanıyor. Ancak bu sefer kemiklerdeki kaynama da normal bel hareketlerine izin vermiyor ve uzun vadede yeni sorunlara yol açıyor. Üstelik bu tip değişikliklerin geri dönüşü olmadığı için söz konusu ameliyatlar ancak son çare olarak uygulanabiliyor.

    Dünyada yaklaşık 10 yıldır uygulanmakta olan yeni bir cerrahi teknik, tıbbi adıyla “hareket koruyucu omurga cerrahisi” artık ülkemizde de uygulanıyor. İşte bu amaca yönelik olarak son yıllarda hareketli disk protezi, harekete izin veren çubuk ve oynar vida başlığı gibi bir takım cerrahi teknikler kullanıma girmiştir. Söz konusu yeni yöntemler insanın doğal yapısına çok daha uygun ve omurlar arasındaki normal hareketlere izin veriyor. Yani tıbbi adıyla “füzyonsuz stabilizasyon” sağlıyor ve uzun vadeli sonuçları daha iyi. Cerrahi olarak uygulanması hiç bir özel donanım gerektirmeyen ve hastanın kısa sürede işine dönmesine izin veren bu yöntemler üstelik geri dönüşü olmayan bir teknik te değildirler, yani bu protezlerin çıkarılıp başka tedavi yöntemlerine geçilmesi de mümkündür. Üstelik hasta tüm çağdaş tekniklerde olduğu gibi hareket koruyucu ameliyat sonrası hemen yine ayağa kalkabiliyor.

  • Bel fıtığı ameliyatı için platin kullanımı

    Mekanik bel ağrısı, insanın oturma-kalkma-eğilme gibi hareketleri ile ortaya çıkan bel ağrısı durumudur. Bunlar doğuştan gelen bazı yapısal bozukluklara bağlı olarak gelişebildikleri gibi, geçirilen kazalar sonucunda veya yaşlanmaya bağlı olarak ta ortaya çıkabilirler. Son yıllarda bu tip ağrıları, bilimsel kriterlere uyulmadan yapılmış bir bel fıtığı ameliyatı geçirmiş bazı hastalarda da görmekteyiz.

    İşte mekanik bel ağrısı olan bu tip hastalarda, ayakta ve belli hareketler yapılırken çekilmiş özel filmler aracılığıyla tespit edilebilen bazı omurga hareket bozukluğu ve spinal instabilite durumuna yönelik olarak; kimi zaman hastanın kendi kemiklerinden alınan parçalar ve de vidalar benzeri metal cihazlar ile “füzyonlu stabilizasyon” yani bel dondurma ameliyatı yapılmaktadır. Böylece omurganın, anormal hareketliliği ile ağrı doğuran bölgesindeki hareketler tümüyle engellenmektedir.

    Ancak bu şekilde omurga kemiklerinin birbirine kaynaması, normal bel hareketlerine izin vermez ve uzun vadede üst ve alttaki omurlarda yeni sorunlara yol açar. Üstelik ameliyat sırasında yaratılan bu tip değişikliklerin geri dönüşü de olmadığı için, söz konusu tekniklerin ancak son çare olarak uygulanması gerekmektedir.

  • Bel fıtığının nedenleri ve tedavisi

    Bel fıtığı gelişiminin erken dönemlerinde konservatif tedavi adı verilen cerrahi dışı tedavi metotları uygulanır. Bu safhada hastaya ağrı kesici, adale gevşetici ve antienflamatuar ilaçlar verilir, sert yatak istirahati tavsiye edilir, fizik tedavi yapılabilir, Lazer ile tedavi cihetine gidilebilir. Yine ciltten (perkütan) kapalı ameliyat gibi birtakım farklı girişimlerde bulunulabilir. Uygun dönemde egzersiz verilebilir ve gerekiyorsa psikoterapi yapılabilir.

    Bel fıtığı tedavisini bir ekip işi olarak görmekte yarar vardır. Nöroşirürji (beyin-omurilik-sinir cerrahisi), nöroloji, anestezi, fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı doktorlar ile diyetisyen, psikolog, hemşire ve fizyoterapistler bu ekibin içinde yer almalıdır. Gerektiğinde diğer bazı branşlardaki uzman doktorların görüşlerine de müracaat edilmelidir.

    Prensip olarak cerrahi müdahale yani bel fıtığı ameliyatı son çaredir. Ancak hastalık ilerlemiş ve yapılan muayenede bazı şartlar teşekkül etmiş ise (ki bu şartlar uluslararası beyin cerrahi camiasında genel kabul görmüş ve klasik kitaplara geçmiş kriterlerdir) o zaman ameliyat kararı verilir. Cerrahi tedaviye karar verilmesinde temel etkenler: Hastanın sosyal ve iş yaşamındaki verim ve kaliteyi ciddi boyutlarda düşüren ve dinlenme-ilaç tedavisine yanıt vermeyen tekrarlayan ağrı, idrar ve gaita sorunları, bacakta ve/veya ayakta kuvvet kaybı ve adalelerinde zayıflama ve incelme olmasıdır.

    İleri yaş dönemi (80 üzeri) ile birlikte ciddi kalp-damar hastalığı, solunum hastalığı, hamilelik, anestezi ilaçlarına alerji, karaciğer hastalığı gibi eşlik eden kimi durumlarda hastaların ameliyata alınma riskini düşürmek açısından hatsının belden aşağısının uyuşturulduğu bir yöntem olan spinal anestezi veya epidural anestezi yani mevzi uyuşturma altında yani hastalar uyutulmadan da opere edilebilmektedirler. Bu anestezi sırasında hasta hiç ağrı hissetmediği gibi cerrahı ile konuşabilmektedir. Bu tip ameliyatlarda; erken ayağa kalkma ve aynı gün taburcu olma şansı olmakta ve dolayısıyla hastane enfeksiyonu riskinden uzak kalmak mümkün olmaktadır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar yapamama veya idrar kaçırma, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacakta felç gidiş gibi belirtiler birden ortaya çıkarsa o kişiye acil bel fıtığı ameliyatı yapılmalıdr. Böyle bir hastada saatlerin dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

  • Bel ağrısı yapan diğer nedenler

    Halkımızın kemik erimesi dediği osteoporoz belirli yaşın üzerindeki hastalarda bel ve sırt ağrısı yakınmasının yaygın bir sebebidir. Daha çok kadınları tutan bu hastalık için düz röntgen filmleri ve kemik yoğunluğu çalışmaları (DXA) yol göstericidir. Kemik erimesi sonucunda gelişen omurga kırığı durumunda da hastanın yaşamını hem aktif ve hem de ağrısız olarak sürdürebilmesini ve dik durabilmesini sağlamak amacı ile son yıllarda hastanın derisini bile kesmeden, omur içi balon uygulaması gibi yöntemler kullanılabilmektedir.

    Omurgayı ciddi şekilde etkileyen ve bel ağrısı yapan bir metabolik hastalık da vücuttaki kalsiyum ve fosfor yetersizliğine bağlı olarak gelişen osteomalazi yani kemik yumuşamasıdır. Bütün bunların yanında kronik radyum zehirlenmesi, kanamalar, sinirlerin iltihabı, AIDS, omur kemiğinin kendi hastalıkları ve çeşitli jinekolojik hastalıklar göz ardı edilmemelidir. Siyatik sinirin yaralanması, bası altında kalması, sıkışması, beslenememesi, tümörleri de dikkate alınmalıdır. Şeker hastalığı, kötü duruş ve oturuş alışkanlığı, şişmanlık, gebelik ve çeşitli psikolojik bozukluklar da bel ve/veya bacak ağrısı yapabilir. Bacak damarlarından kaynaklanan, kalça eklemi ve diğer eklem rahatsızlıklarına bağlı olan ağrıları da daima göz önünde bulundurmak gerekir. Bu arada çevresindekilerin ilgi ve şefkatini çekmeye çalışan, tazminat veya erken emeklilik gibi dolaylı kazançlar hedefleyen insanların olabileceği de akıldan çıkarılmamalıdır.

  • Bel kayması nedir? Sebepleri ve tedavisi nasıldır?

    Bir omur cisminin diğer omur cisminin üzerinde öne veya arkaya doğru kaymasına bel kayması denir. Bu rahatsızlığa bağlı sinir köklerine bası varsa bel ağrısı ve ilaveten uyluk ve bacak ağrısı, güçsüzlük ve uyuşukluk ta oluşabilir. Bu kayma bazen alt bel omurgası ile kuyruk kemiği (sakrum) arasındaki gelişimsel bir çatlağın ilerlemesi ile olur ve bir omur diğeri üzerinde kayarak erişkin tip bel kayması (istmik spondilolistezis) oluşturur. Bu tip bel kayması dışında başka omurlar arası eklemlerin artritine ve omurlar arası disk yapısının bozulmasıyla oluşan dejeneratif tip bel kayması da vardır.

    Hastalarda bel ağrısı yanı sıra tek veya iki taraflı kalça ağrısı, bacak ağrısı, bacakta karıncalanma, yürüme güçlüğü, yürüme mesafesinin kısalması ve hastalığın daha ileri durumunda ise bacakta güçsüzlük oluşur. Bel kayması şüphesinde ilk önce 4 yönlü çekilecek röntgen filmleri ardından kemik sintigrafisi ve/veya bilgisayarlı tomografi (BT) tetkiki ve nihai olarak ta manyetik rezonans görüntüleme (MR) tetkiki yapılabilir. Bu tetkikler sonucunda kaymanın derecesi, bir omurun diğeri üzerinde kayma yüzdesi olarak hesaplanır ve 1.,2.,3.,4. derece olarak sınıflandırılır.

    Sadece bel ağrısı var ve sinir kökü basısı saptanmamışsa, kuvvet kaybı yoksa, röntgen filmlerinde hareketlilik veya instabilite saptanmamışsa cerrahi olmayan tedavi yöntemleri kullanılır. Bu yöntemler dinlenme, ağrı kesici veya antienflamatuar ilaçlar, hareket kısıtlama programı, korse kullanımı, fizik tedavi ve ağrı bilimi (algoloji bilimi) uygulamalarıdır. Cerrahi dışı tedavi yöntemleri ile kontrol altına alınamayan bel ağrısı, bacakta kuvvet kaybı ve/veya ayakta güçsüzlük, idrar tutamama ve/veya gaita kaçırma bulguları olan hastalarda cerrahi tedavi planlanmalıdır. Bu durumda bası altındaki sinir kökünü rahatlatmak için dekompresyon denilen yani sinir köküne olan kemik basının ortadan kaldırılma işlemi yapılmalı, sonrasında da hastaya halkın platin koyma işlemi diye adlandırdığı, bizim füzyon işlemi dediğimiz omurgaların sabitleme işlemi yapılmalıdır.

  • Omurilik kanal daralması, bel kanal darlığı

    Omurilik ve omurilikten çıkan sinirlerin omur kemikleri içinde seyrettiği kanala spinal kanal denir. Omurgada boyun, göğüs, bel ve sakral bölge olmak üzere 4 ayrı omur grubu vardır. Omurilik kanal daralması daha çok bel ve boyun bölgesinde görülür. Bel bölgesinde 5 adet omur vardır. Bu bölge beden ağırlığının en çok yoğunlaştığı omurga bölgesidir. Travma, vücudu kötü kullanma, genetik faktörler gibi birçok etken sonucunda spinal kanalı oluşturan yumuşak doku ve kemik yapıların kalınlaşması ve kabalaşması ile bu kanal daralması meydana gelebilir. Burada yer alan anatomik oluşumlar; omurlar arasında bulunan disk (bel fıtığı bu yapıdan oluşur), omurların birbirleriyle eklem yaptığı faset eklemleri, omurların gövdesinin arkasından geçen kuvvetli bağ dokusu ve omurilik kesesi arkasında yer alan sarı bağdır. Tüm bu yapıların dejeneratif yani yaşa bağlı değişimleri sürecinde hasta bir süre sonra dar kanal sorunu ile karşı karşıya kalabilir. Disk iç tabakasını oluşturan kısmın su oranı çocukluk ve genç yaş grubunda fazladır. Yaşlanma ile beraber su oranı azalır, disk yüksekliği azalmaya başlar, dış tabakada küçük yırtılmalar gelişir. Diskin yük taşıma ve hareket yeteneği azalır. Diskin dış kısmında bulunan sinir liflerinin uyarılması ile bel ağrısı açığa çıkar. Bu hastalarda bel ağrısı, bacak ağrısından daha fazladır.

    Omurilik kanal darlığı bu kanalının çepeçevre daralarak, yukardan aşağı içinden geçen omuriliği çeşitli seviyelerde sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıdır. Hastalık ilerlediğinde hastaların yaşam kalitesi bozulur, günlük aktiviteleri belirgin derecede kısıtlanır. Bu hastalarda özellikle ayakta fazla kalmakla ve yürümekle ortaya çıkan baldırda ağrı, uyuşukluk, kramp ve kasılma olur. Oturduklarında ve öne doğru eğildiklerinde ağrı yakınmaları hafifler veya geçer. Ayakta durmak veya yürümekle çıkan bu klinik tabloya “nörojenik klaudikasyon” denir. Zamanla bu bulguların ortaya çıktığı mesafe azalır ve çok ileri dönemlerde hastalar ev içindeki yürüme dönemlerinde dahi bacak krampı ve bacak kasılması sorunlarıyla karşı karşıya kalırlar. Bel ve omurilik kanal daralması olan hastalar, sırtüstü yatmakta da güçlük çekebilirler. İleri dönemlerde bu hastalarda, öne eğilerek yürüme eğilimi ortaya çıkar.

    Bu tarz şikayetlerle gelen hastalar çok iyi araştırılmalıdır. Çünkü spinal tümör gibi bazı hastalıkların belirti ve bulguları dar spinal kanal tablosunu taklit edebilir. Bir kişide “dar kanal” varsa buna ilave olacak küçücük bir fıtığın bile büyük ıstırap verebileceği, kliniğinin çok gürültülü seyredebileceği unutulmamalıdır. Hastalarda bu klinik tablo ortaya çıktığında çoğunlukla omurilik kanal çapı belli bir derecenin üzerinde daralmış, omurilik ve ondan çıkan sinir kökleri sıkışmış durumdadır. Direkt grafiler, bel omurlarının 3 boyutlu rekonstrüksiyonlu bilgisayarlı tomografisi (BT), manyetik rezonans görüntüleme (MR) vazgeçilmez tanı araçlarıdır. Bu tetkiklerde görülen omurilik kanal çapının belirli bir düzeyin altına düşmüş olması, hastalığın oldukça ilerlediğinin bir işareti olarak kabul edilebilir. EMG de bazen yardımcı tanı aracı olarak kullanılır.

    İlerlememiş olgularda hastalara cerrahi olmayan yöntemler yani yatak istirahati, ilaç tedavisi, fizik tedavi, spinal enjeksiyon uygulanabilir. Ancak nörojenik klaudikasyon dediğimiz hastada zamanla yürüyüş mesafesinin azalması ve beraberinde bacak krampı ve bacak kasılması, hatta kuvvet kaybı olması durumunda; idrar ve büyük abdest problemi olması ve hastanın yaşam kalitesinin düştüğü durumlarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Cerrahide amaç omurilik kesesi ve içindeki sinirlere olan basının kaldırılmasıdır. Deneyimli ellerde mikrocerrahi teknik ile yapılan “internal dekompresyon” ameliyatlarında, omurganın dinamiğini daha fazla bozmamak için sadece bir taraftan yaklaşımla kanal içeriden genişletilerek yüz güldürücü sonuçlar elde edilmektedir. Beraberinde bel fıtığı varsa aynı seansta fıtık da boşaltılmaktadır.

  • Bel fıtığı belirtileri nelerdir? Kimlerde görülür?

    Bel Fıtığı Belirtileri

    Diskin dış tabakasındaki zayıflama veya yırtılma daha çok bel ağrısı yaparken, iç tabakanın dışarıya doğru yer değiştirmesi olarak tanımlanabilecek bel fıtığı sinir kökü üzerine baskı yaptığı için özellikle kalça ağrısı ve bacak ağrısı yapar. Bel fıtığı durumunda bel ağrısı yakınmasından daha ön planda olan; öksürmekle, yürümekle, iş yapmakla ve ayakta kalmakla artarken sert yatakta yatmakla azalabilen kalça ağrısı ve bacak ağrısı yakınmasıdır. Sinirlere olan basının düzeyine göre uyluk ve bacak ağrısı, güçsüzlük ve uyuşukluk hissi oluşabilir.

    Bel ve bacak ağrısı en belirgin şikâyettir. Fakat bazen bel veya bacak ağrısı yakınmalarından sadece biri de bulunabilir. Hareket kısıtlılığı, topallayarak yürüme, vücudun bir tarafa doğru çarpılması gözlemlenebilir. Ağrıyla birlikte bacaklarda uyuşma, karıncalanma, hastalık ilerledikçe kuvvet kaybı ve incelme görülebilir.

    Bazen orta hattan omurilik kanalına doğru uzanarak sinirleri sıkıştıran büyük bel fıtığı durumunda; ağrının yanında idrar kaçırma ve büyük abdesti kaçırma veya yapamama gibi rahatsızlıklar ile bacakta felç durumuna doğru gidiş, süvari yaması tarzında (oturak civarında) duyu kaybı ve cinsel işlev bozukluğu ortaya çıkabilir. Bu klinik tabloya kauda ekuina sendromu adı verilir. Hastalığın bu derecede ilerlemesine müsaade edilmemeli, zamanında müdahale ile uygun bir tedavi gerçekleştirilmelidir.

    Bel Fıtığı Kimlerde Görülür?

    Bel rahatsızlığına her yaş grubunda rastlamak mümkündür, fakat bel fıtığı orta yaşlarda daha sık görülür. Hareketsiz bir iş ve hayat tarzı, uygun olmayan sandalyelerin üzerinde her gün saatlerce çalışmak, şişmanlık, ağır şeyler kaldırmak, mücadele sporları, bilinçsiz spor yapmak, yanlış oturuş ve duruş alışkanlığı, huzursuz bir ortamda ve stres içinde yaşamak, sigara ve alkol kullanmak, uzun süre otomobil sürmek, bedensel faaliyetlere ısınmadan başlamak birer risk faktörüdür.

  • Bel fıtığı nedir? Nasıl oluşur?

    Tıpta lomber disk hernisi denilen ancak günlük kullanımda hastaların bel fıtığı olarak adlandırdıkları hastalık, omurgalar arasındaki disk denilen yapılardan gelişmektedir. Bel fıtığı, bel ağrısı ve/veya bacak ağrısına yol açan hastalıklar içinde en sık rastlanan ve önemli bir grubu oluşturur. Belimizde 5 adet omur kemiği, bunların arasında da disk adı verilen özel bir bağ dokusu organı bulunur ve disk omurganın dayanıklılığına, hareketliliğine ve zorlamalara karşı dirençli olmasına, omurgaya uygulanan şok şeklindeki darbelerin emilmesine ve kuvvetin çevre dokulara dengeli bir şekilde dağılmasına hizmet eder. Bel fıtığı, işte beldeki omur kemikleri arasında adeta bir amortisör gibi görev yapan bu disklerin fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan rahatsızlıktır. Bel fıtığı genellikle son iki disk yapısından kaynaklanır.

    Disklerin iç kısmında nükleus pulpozus denen jöle kıvamında yumuşak bir bölüm, bunun dışında anulus fibrozus adı verilen daha sert bir tabaka, omur kemiklerine bakan yüzlerde ise son-plak olarak adlandırılan kıkırdak yapılar vardır. Dıştaki tabakanın anatomik bütünlüğünün bozularak içerideki yumuşak kısmın dışarıya doğru taşmasına fıtıklaşma denir. Fıtıklaşan yani dışarıya doğru taşan disk, omurilik kanalı (spinal kanal) içinden veya kendisinin arka-yan tarafından geçmekte olan sinirleri sıkıştırır ve hastalık böylelikle ortaya çıkar. Ayrıca fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olurlar.

    Bel fıtığı gelişirken anulus fibrozus dış liflerinin bir kısmı henüz yırtılmamış ve disk materyalinin tamamı diskin içerisinde ise buna kapsamı içerisinde (contained) disk denir. Bu grup kendi içinde taşma (bulging) ve kabarıklık (protrüzyon) olarak sınıflandırılır, Ancak anulus fibrozus liflerinin tamamı bütünlüğünü yitirmiş ve disk içindeki materyal anulusun dışına taşmış ise buna da kapsamı dışarıya çıkmış (uncontained) disk adı verilir. Bu grup ta kendi içinde dışarı taşmış (ekstrüde) ve kopup dışarı çıkmış (sekestre) olmak üzere sınıflandırılır.

    Nadiren rastladığımız dura için bel fıtığı ise disk materyalinin dura denen kalın zarı delerek omurilik kanalının içine girmesiyle oluşur. Fıtıklaşan diskin ligaman, membran ve sinir köküyle olan ilişkisinin şekline göre fıtıklaşma; subligamentöz, ekstraligamentöz, submembranöz, transmembranöz veya intraradiküler olarak da adlandırılabilir. Ayrıca kopup dışarı çıkmış disk materyali kafa veya kuyruk sokumu yönünde yer değiştirebilir. Bu durumda kranial / kaudal uzanımlı veya göç etmiş bel fıtığı söz konusudur.

    Bel Fıtığı Nasıl Oluşur?

    Bel omurganın en fazla yük taşıyan bölgesi olduğundan, gündelik yaşamdaki yük kaldırma, eğilme, dönme benzeri hareketlerden dolayı bel bölgesi insan farkında olmadan pek çok kez travmaya maruz kalmaktadır. Bu nedenle bel fıtığı birçok sebebe bağlıdır. Bel fıtığı en yaygın olarak kas-iskelet sistemi kaynaklıdır ve bunlara mekanik nedenler denir. Diğer bozukluklar sıklıkla omurganın normal yapısında bulunan disk veya faset eklemlerle ilgilidir.

    Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığı oluşmasında önemli rol oynarlar. Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdak benzeri yapılardaki bozulma gelir. Yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar azalır ve diskin beslenmesi difüzyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocuk yaştan itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Çocuklarda % 80 olan bu oran, yetişkinlerde % 50-60’a düşer. Neticede diskin yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve kimyasal değişiklikler de eklenir ve sonuçta disk zamanla elastikiyetini yitirir. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Bu fıtıklaşmanın komşuluk eden sinire basması sonucu ilgili sinir boyunca bacakta ağrı, duyu kaybı, kuvvet kaybı gibi bulgular da ortaya çıkar. Bunun yanında fıtıklaşmış diskten ortama salınan bazı kimyasal maddeler de sinir köklerini etkileyerek ağrıya neden olmaktadır.

    Damar hastalıkları, şeker hastalığı ve sigara kullanımı; diske gelen kan akımının miktar ve kalitesini, dolayısıyla onun beslenmesini olumsuz yönde etkileyerek bozulmayı hızlandırırlar. Bel fıtığı riski altında olanlar ise halter gibi yüksek ağılıklarla yapılan sporlarla uğraşanlar, yüksek riskli temas sporları ile uğraşanlar, zayıf bel ve karın kasları olanlar, aşırı kilolu olan kimseler, ağır kaldırma ve yanlış eğilme hareketlerini yapanlar, hamileliğin son aylarında olanlar, uzun süre araç kullanmak zorunda olan kimseler ve duruş bozukluğu olan kimselerdir. Sonuçta bel fıtığı oluşumunda rol oynayan dış faktörlerin başında günlük aktiviteler esnasında ortaya konan bilinçsiz hareketler gelmektedir. Eğilerek veya uzanarak bir yük kaldırdığımızda belde bulunan diskler üzerine binen yük simetrik değil, asimetrik olmaktadır.

    Bel Fıtığı Nasıl Önlenebilir?

    Otururken bele binen yükün, ayakta dik pozisyonda dururkenkinden daha fazla olduğu bilinmelidir. Bu pozisyondan daha kötüsü, sandalyede otururken öne doğru eğilerek yerden bir cismi almaktır. En kötüsü ise ayakta dururken öne doğru eğilerek dizler düz konumda iken yerdeki bir ağırlığı kaldırmaktır.

    Bel sağlığı korunması için kişi hiçbir zaman çok ağır bir yükü kaldırmamalı, kaldıracaksa mutlak surette dizlerini kırarak yani çömelerek cismi yerden almalı, belden eğilerek kaldırmamalıdır. Hiçbir cismi uzanarak almamalı, daima yaklaşarak, arada mesafe bırakmaksızın almalıdır. Oturur pozisyonda iken kişi arkasına bir destek koyarsa veya oturduğu sandalyenin arka kısmını geriye doğru tedrici olarak yatırmaya başlarsa, bele binen yük giderek azalacak ve bel bu durumda çok daha rahatlamış olacaktır. Sağlıklı iken bel ve karın kaslarını güçlendirici egzersizler yapmalıdır. Hareketli bir hayat tarzını benimsemek yararlıdır.

  • Hamilelerde bel fıtığı

    Hamile bir bayanda ilerleyen aylarda karın içinde büyüyen bebek bele ilave bir yük ekler ve belin yapısını olumsuz etkiler. Fakat bu büyüme yavaş olduğundan bel ve sırt adaleleri ile destek dokular uyum gösterip ağırlık artışını dengelerler. Gebeliğin ilk aylarında yapılacak risksiz ve hafif egzersizler ilerideki aylarda anne adayına büyük avantajlar sağlar.

    Ancak hamilelikle birlikte bel fıtığı da mevcutsa röntgen filmi çekimleri ve bilgisayarlı tomografi tetkiki bebeğe zararlı olabilecek x-ışınları nedeniyle yaptırılamayacağı için manyetik rezonans(MR) ile görüntüleme yapılabilir. Özellikle ilk üç ayda hastaya ilaç da verilememektedir. Bu dönemde şiddetli bel ve bacak ağrısı bulunan hamile hasta öncelikle mutlak sert yatak istirahatine alınmalıdır. İlk üç aydan sonra evde hastanın beline yapılan hafif masajlar ve sıcaklık uygulamaları kısmen de olsa rahatlık sağlayabilmekte ve fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınarak da kritik dokuz ayın atlatılması temin edilmektedir. Hamile bir bayanda bel fıtığı varsa ve kesinlikle ameliyat gerekiyorsa, o zaman bu girişim spinal veya epidural anestezi ile gerçekleştirilmelidir.

    Doğum esnasında, nöroşirürji uzmanı doktor ile hastayı takip eden kadın hastalıkları ve doğum uzmanı son durumu bir kez daha beraberce değerlendirerek normal doğum ile sezaryen arasında bir karara varırlar. Doğum ne şekilde olursa olsun (sezaryen veya normal doğum) doğumdan sonra karın kasları gevşemiş halde olacağından; lohusalık döneminde hasta, karın adalelerini güçlendirici egzersiz programlarına alınmalıdır. Doğumdan sonra hasta tekrar ele alınarak normal şartlarda teşhis ve tedavi yöntemleri uygulanır ve kesin sonuç o zaman elde edilir.