Yazar: C8H

  • Baş ağrısı ve çeşitleri

    Baş ağrısı ve çeşitleri

    Hemen hemen herkes bir şekilde baş ağrısı sıkıntısıyla karşı karşıya kalmıştır. Baş ağrısına neden olan yaklaşık 300 etken vardır. Bunların her birinden bahsetmek mümkün değildir ama sık karşılaşılan 3 neden hakkında bilgi verebiliriz. Bunlar;

    Gerilim tipi baş ağrısı

    Migren tipi baş ağrısı

    Sinüzit

    Gerilim Tipi Baş Ağrısı Nedir?

    Bu ağrı en çok karşılaşılan tip ağrıdır. Çok karşılaşılmasına rağmen tam olarak nedeni hala anlaşılamamıştır. Hafiften orta şiddete doğru eğilim gösteren bir ağrı tipidir. Yaşam şartı alışkanlıklarını düzenlemek ve ilaç yardımı bu ağrılardan uzak kalmayı sağlayabilir. Stres, depresyon, kaygı, kötü duruş, biçimsiz veya sürekli aynı pozisyonda çalışmak bu baş ağrılarının tetikleyicisidir.

    Gerilim tipi baş ağrıları hafif veya orta şiddetteki ağrının yanı sıra alın bölgesinde gerginlik, kafa derisinde, boyunda ve omuz kaslarında hassasiyet ve iştah kaybı gibi belirtiler verebilir.

    Migren Nedir?

    Genellikle atak halinde gelen orta ve çok şiddetli baş ağrısıdır. Yaşam kalitesini ciddi anlamda bozan, normal faaliyetleri engelleyen bir hastalıktır. Baş ağrısının yanı sıra bulantı, ışığa ve ses karşı duyarlılık da eşlik edebilir. Yiyecekler, içecekler, katkı maddeleri, ilaçlar, parlak ışıklar, kokular, endişe, aşırı duygu patlamaları,depresyon, yaşam tarzındaki değişiklikler migrenin tetikleyici unsurlarındandır. Migren hastalığıyla nöroloji uzmanları ilgilenir. Devam eden araştırmalarla birçok tedavi yöntemi gelişmektedir.

    Sinüzit Nedir?

    Burun çevresindeki boşlukların iltihaplanmasıyla sinüzit oluşur. Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları sonucunda gelişir. Başta, yüzde ve göz çevresinde ağrıya neden olur. Sinüzit hastalığıyla kulak burun boğaz uzmanları ilgilenir.

  • Boyunda dar kanal nedir?

    Boyunda dar kanal nedir?

    İçinden omuriliğin geçtiği kemik kanalın olması gerekenden daha dar olması durumudur. Bu darlık omuriliği sıkıştırır ve sinir köklerine baskı yapar. Bu baskı kollarda ağrıya, güçsüzlüğe, karıncalanmaya neden olur.

    Boyunda Dar Kanal Belirtileri

    Kollarda ellerde güçsüzlük

    Kollarda karıncalanma, uyuşma

    Yürüme bozukluğu

    Elde işlev kaybı (Gömleğin düğmelerini ilikleyememe, ayakkabının bağlarını bağlayamama)

    İdrar kaçırma

    Boyunda Dar Kanal Nedenleri

    İlerleyen yaş

    Doğumsal nedenler

    Kireçlenme

    Omur eklem yapılarının büyümesi

    Bağ dokularının kalınlaşması

    Boyunda Dar Kanal Tedavisi

    Ameliyatsız boyunda dar kanal tedavisi: Genellikle tedavi cerrahidir ancak daralma sonucu oluşan basıyla birlikte omurilikte hasar oluşup oluşmaması tedavi yöntemini belirlememizde önemlidir. Bu hasar oluşumuna myelopati denir. Myelopati yoksa, ellerde, kollarda, bacaklarda güçsüzlük oluşmamışsa fizik tedavi veya ilaç tedavisi gibi cerrahi dışı yöntemler denenebilir.

    Boyunda dar kanal ameliyatı: Ameliyatta temel amaç basıyı ortadan kaldırmaktır. Yapılacak girişim metodu kanalın daralma nedenine göre de değişir.

  • Belde dar kanal

    Belde dar kanal

    Belde dar kanalın tedavisi mümkündür. Doğru ameliyat yapıldığı takdirde bel fıtığı gibi yüz güldürücü sonuçlar verir. Omurga kanalı ince, uzun bir boru gibidir. Bu kanalın çapında daralma olursa içinden geçen omurilik ve sinirler sıkışır. Bu sıkışma ağrıya, uyuşmaya, uzun süre yürüyememeye, sık sık dinlenme istediğine, bacaklarda güçsüzlüğe neden olur. Dar kanal olan bir hastada küçük bir fıtık bile dayanılmaz ağrılara neden olabilir.

    Belde Dar Kanal Belirtileri

    Kanal daralması yavaş gelişir. Bu yüzden başlangıçta şikayete neden olmayabilir. Hastalık ilerleyince, daralma çapı artınca sıkıntılar su yüzüne çıkar. Genellikle şu belirtileri gösterir:

    Sırt ve bel ağrısı

    Ayaklarda ağrı, güç kaybı, uyuşukluk

    Uzun süreli yürüyüşlerde ortaya çıkan kasılmalar

    Yürürken dinlenme isteği

    Öne eğik yürüme isteği

    Belde Dar Kanal Nedenleri

    İlerleyen yaş

    Doğumsal nedenler

    Kireçlenme

    Omur eklem yapılarının büyümesi

    Bağ dokularının kalınlaşması

    Belde Dar Kanal Tedavisi

    Tedavinin cerrahi ya da cerrahı dışı yöntemlerle yapılmasını hastalığın seviyesi belirler.

    Ameliyatsız Dar Kanal Tedavisi

    İlerlememiş seviyelerde ameliyatsız yöntemler denenebilir. Bunlar istirahat, ilaç tedavisi, enjeksiyon uygulaması, fizik tedavidir. İlaçlar ağrıyı gidermeye yöneliktir. Fizik tedavide ise kasları güçlendirmek, hareket serbestliğini elde etmek amaçlanır.

    Belde Dar Kanal Ameliyatı

    Hastalık ileri derecedeyse, yürüyüş mesafesinde azalma varsa, bacaklarda kasılma veya güç kaybı varsa, idrar kaçırma oluyorsa cerrahi tedaviye başvurulabilir. Mikrocerrahi yöntemiyle küçük kesi açılarak mikroskop yardımıyla görüntüleme yapılır. Ameliyattaki amaç sinirlerdeki basıyı kaldırmaktır.

    Belde Dar Kanal Ameliyatı Sonrası

    Ameliyat sonrasında bel sağlığına dikkat etmek önemlidir. Bel ağrısı yaratacak hareketlerden sakınmak gerekir. Verilen egzersiz programlarını eksiksiz uygulamak ve kilo almamaya itina göstermek altın standartlardandır.

  • Bel kayması nedir? Belirtileri nelerdir?

    Bel kayması nedir? Belirtileri nelerdir?

    Bel bölgesinde 5 tane omur bulunur. Bir omurun başka bir omur üzerinden yer değiştirme durumuna bel kayması denir. Bu kayma sonucunda omurilik sıkışır ve bacakta ağrıya, uyuşmaya, yanmaya neden olur; yürürken sık sık durma ihtiyacı oluşturur. Bel kayması hareketli ya da hareketsiz olabilir. Eğer hareketliyse tedavisi cerrahidir.

    Bel Kayması Belirtileri

    Belde ağrı

    Bacakta ağrı

    Kalçada ağrı

    Bacaklarda karıncalanma

    Yürümede güçlük ve yürüme mesafesinde kısalma

    İleri derecede bacaklarda güçsüzlük

    Bu belirtileri genelde dinlenmeyle azalır fakat ayakta durdukça, uzun süre yürüdükçe artar.

    Bel Kayması Nedenleri

    Yaşlılık

    Düşme, çarpma, darbe gibi travmalar

    Aşırı kilo

    Doğumsal nedenler

    Bel Kayması Tedavisi

    Bel kayması tedavisini cerrahi ve cerrahi dışı yöntemler olarak ikiye ayırabiliriz.

    Ameliyatsız Bel Kayması Tedavisi

    Bel kayması hareketli değilse, sinir kökünde bir bası görülmüyorsa, bacakta kuvvet kaybı yoksa ameliyatsız yöntemler tercih edilebilir. Yalnız şunu bilmek gerekir; bu ameliyatsız yöntemler çatlayan ya da kayan omurların tamirini yapamaz. Sadece bel kayması şikayetlerinin kontrolünü sağlayarak hastanın yaşamını kolaylaştırmayı, bu şikayetleri dindirmeyi ya da en aza indirmeyi hedefler. Kilo almamak, günlük hayatınızda mecburen yaptığınız aktiviteleri zorlanmadan yapmayı öğrenmek şikayetlerin kontrolünü sağlamanız için önemlidir. Dinlenme, ilaç tedavisi, hareket ve yaşam şartı düzenlemeleri, korse gibi uygulamalar cerrahi dışı tedavi yöntemlerini kapsar. Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi uzmanına muayene olup danıştıktan sonra fizik tedaviye ya da algoloji uzmanına da başvurulabilir.

    Bel Kayması Ameliyatı

    Bütün bu cerrahi dışı yöntemler denenmesine rağmen başarıya ulaşılmadıysa, bacaklarda güç kaybı oluşmuşsa, hareketli bel kayması varsa cerrahi tedavi uygulanabilir. Ameliyatta vidalama işlemi yapılır. Onun öncesinde sinir kökünü rahatlatmak amacıyla bası ortadan kaldırılır.

  • Boyun fıtığı nedir? Nedenleri nelerdir?

    Boyun fıtığı nedir? Nedenleri nelerdir?

    Boyunda 7 tane omur bulunur. Disk denilen yastıkçıklar bu omurların arasında ağırlığın eşit dağılmasını sağlar. Bu yastıkçıkların, çevresini saran zarı yırtarak dışarı çıkmasıyla boyun fıtığı ortaya çıkar.

    Boyun Fıtığının Nedenleri

    Aşırı yüklenme

    Yanlış hareket

    Boynun uzun süre kötü pozisyonda tutulması (Örneğin bilgisayar karşısında, tv karşısında)

    Darbe, çarpma, kaza gibi travmalar

    İlerleyen yaşla bağlantılı yıpranma

    Romatizmal hastalıklar

    Boyun Fıtığı Belirtileri

    Daha çok kolda ağrı

    Boyunda ağrı

    Kolda uyuşma ve güçsüzlük (Bardağı elden düşürecek kadar güçsüzlük oluşabilir)

    Boyun bölgesindeki sorun tüm vücudu etkileyebilir. Sadece boyun ve kol değil; omuz, sırt, kürek kemiğinde dahi ağrı oluşabilir. Boyun fıtığı ilerlemişse, doktora gidilmemişse ya da ameliyat önerilmesine rağmen kaçılmışsa felç durumu söz konusu olabilir. Bu durum aniden gelişebilir. Bu yüzden dikkate alınması gereken önemli bir hastalıktır.

    Boyun Fıtığı Tedavisi

    Boyun fıtığının derecesine ve hastanın şikayetlerine göre tedavinin ameliyatlı ya da ameliyatsız olacağına karar verilir.

    Ameliyatsız Boyun Fıtığı Tedavisi

    Bel fıtıkları gibi boyun fıtıklarının da yaklaşık %95’i ameliyatsız tedavi edilebilir. Kalan yaklaşık %5’lik kısımdaki fıtıklar ameliyat gerektirir. Dinlenme, fizik tedavi, egzersiz, ilaç tedavisi ameliyatsız tedavi yöntemlerinden bazılarıdır.

    Boyun Fıtığı Ameliyatı

    Kolda şiddetli ağrı, güç kaybı ve hissizlik varsa ameliyat olmanız gerekebilir. Boyun fıtığı ameliyatı narkozlu yapılır. Biz mikrocerrahi diskektomi yöntemini tercih ediyoruz. İşin içine mikroskobun girmesiyle daha detaylı, daha güvenli ve daha konforlu bir ameliyat süreci yaşamış oluyoruz. Ayrıca çok küçük kesi açıldığı için yaranın iyileşme ve hastanın normal hayatına dönme süresi daha hızlı oluyor. Boyun fıtığı ameliyatı sonrası hastalar yaklaşık 4 saat sonra hareketlendirilir. 1 hafta içindeyse günlük hayatlarına dönebilirler. Ev hanımları ev işlerini yapabilir, çalışanlar işlerine geri dönebilir.

  • Cumartesi gecesi felci

    Kollarda ya da ellerde görülen karıncalanmalar sinir köklerindeki sıkışma sonucu meydana gelir ve bölge hareket ettirildiğinde geçer. Fakat alkollüyken bu uyuşukluk hissedilmez. Fark edilemediği için de cumartesi gecesi felci denilen sorun ortaya çıkar.

    Uyurken Dikkat

    Cumartesi gecesi felci kola gelen ana sinirlerden birinin sıkışmasıyla el, bilek ve parmakların hareket ettirilememesidir. Alkol ya da uyuşturucu kullanıldıktan sonra kolu gövdesinin altında kalacak şekilde uyuyan kişilerde görülür.

    Bu rahatsızlık, sert bir zeminde yatan kişilerde de görülebilir.

    Alkol alındığı gece omuzla dirsek arası bölge dıştan baskı altında kalmayacak şekilde, yumuşak ve rahat bir şekilde yatmak önemlidir. En sağlıklısı, sırtüstü yatmaktır. Çok sarhoş bir şekilde yatmamak için uyumadan önce kahve içmek gibi basit önlemler de düşünülebilir.

    Cumartesi gecesi felci birkaç saat içinde kendiliğinden geçebilir ancak bazı ağır vakalarda ilaç tedavisi gerekebilir. Bazen cerrahi müdahaleye de başvurulabilir.

  • Bel fıtığı ameliyatında mikrocerrahi yöntemi

    Bel fıtığı ameliyatında mikrocerrahi yöntemi

    Bilinenin aksine bel fıtıklarının büyük çoğunluğunda ameliyata gereksinim duyulmuyor. Ameliyatsız bel fıtığı tedavisi yöntemleriyle fıtığın ciddi sorunlara yol açmaması, yaşam konforunun arttırılması sağlanabiliyor. Dinlenme, bel egzersizleri, ilaç tedavisi vefizik tedavi desteği bu ameliyatsız yöntemlerden bazıları…

    Bel Fıtığı Egzersizleri

    Bel fıtığı egzersizleri hem ileri derecede olmayan fıtıklar için hem deameliyat sonrası iyileşme sürecinin desteği için çok önemli. Bel kaslarının güçlenmesi için hem fizyoterapist desteği alabilir hem de doktorunuzun verdiği egzersizleri evinizde kolayca uygulayabilirsiniz. İyi bir cerrahi süreç kadar iyi bir fizik tedavi süreci de iyileşme sürecinizde oldukça önemlidir. Bel egzersizleri için tıklayın.

    Bel Ağrısına Ne İyi gelir

    Bu sorunun cevabını verebilmek için ilk önce bel ağrısının nedenini bulmak gerekir. Şunu unutmamak gerekir her bel ağrısı bel fıtığı değildir. Birçok bel ağrısının nedeni mekanik dediğimiz bel ağrılarıdır. Bel fıtığı bel ağrısı yapabilir evet, ancak bel fıtığının belirtileri arasında en önemli olanı, bacağa vuran ağrılardır. Bu tip bulgularınız varsa ilk yapmanız gereken bir beyin cerrahisi uzmanına gitmenizdir. Tedavinizin nasıl yapılacağına hastalığınızın teşhisinden sonra karar vermek en doğrusudur. Aşırı kilo her zaman bel fıtığı ve bel ağrısı için büyük risktir. Fazla kilolardan kurtulmak gerekir. Bel egzersizleri bel ağrısına iyi gelebilir. Belinizi çok zorlamamak, dinlenmek, ağır kaldırmamak, kaldırırken yanlış yöntemlerle kaldırmamak bel ağrısı yaşamamak için önemlidir. Bel ağrınızın nedeni fıtık, bel kayması ya da belde dar kanal olabilir. Bu sorunlar eğer ileri derecedeyse ağrılarınızın kesin çözümü ameliyat olabilir. Ameliyattan korkmayın! Mikrocerrahi gibi yöntemler hastanın güvenliğini ve konforunu en üst düzeyde tutan yöntemlerdir.

    Bel Fıtığı Ameliyatı ve Mikrocerrahi

    Mikrocerrahi yöntem adından da anlaşılacağı gibi küçücük kesi açılarak mikroskop yardımıyla yapılan ameliyattır. Diğer yöntemlere göre kas dokularına zarar vermeyen bu yöntem çok detaylı bir görüş sağladığı için güvenlik açısından da avantaj sağlar. Aynı zamanda küçük kesi açıldığı için bel fıtığı ameliyatı sonrasıiyileşme süreci de daha hızlı olur.

  • Bel fıtığı nedir ? Nedenleri nelerdir?

    Bel fıtığı nedir ? Nedenleri nelerdir?

    Bel bölgesinde 5 tane omurga bulunur. İki omurga arasında yastıkçık görevini üstlenen yapıya disk denir. Diskin, çevresini saran zarı yırtarak dışarı çıkmasıyla bel fıtığı sorunu ortaya çıkar.

    Bel Fıtığı Nedenleri

    Ağır yük kaldırma

    Düşme, çarpma, kaza

    Yanlış ve ters hareketler

    Aşırı kilo

    Sigara

    Genetik etmenler

    Bel Fıtığı Belirtileri

    Bel ağrısı

    Bacak ağrısı

    Bacakta uyuşma, güç kaybı, hissizlik

    Daha ileri seviyede idrar kaçırma

    Bel fıtığına belirtti olan şikayetler uzun süre yürüme, uzun süre ayakta kalma , öksürme, ıkınma durumunda artabilir.

    Doktorun çeşitli muayene yöntemlerinin yanı sıra MR tetkiki altın standarttır.

    Bel Fıtığı Tedavisi

    Bel fıtığının seviyesine ve hastanın yaşadığı şikayetlere göre ameliyatlı ya da ameliyatsız bel fıtığı tedavisi tercih edilir.

    Ameliyatsız Bel Fıtığı Tedavisi

    Bel fıtıklarının yaklaşık %95’i ameliyatsız tedavi edilebilir. Kalan yaklaşık %5’lik kısımdaki fıtıklar ameliyat gerektirir. Ameliyat gerekmeyen hafif derecedeki bel fıtığı hastalarına şunları öneriyoruz:

    Dinlenme

    Fizik tedavi

    Bel kaslarını güçlendirici hafif egzersizler

    Yüzme

    İlaç tedavisi

    Bel Fıtığı Ameliyatı

    Şiddetli bacak ağrısı varsa

    Bacakta güç kaybı ve hissizlik mevcutsa,

    Kaslarda incelme görülüyorsa,

    Fıtığın seviyesi idrar kaçırmaya neden olacak kadar ilerideyse ameliyat olmanız gerekebilir.

    Bel fıtığı ameliyatı narkozsuz ya da narkozlu olabilir. Biz sadece belirli bir bölgeyi uyuşturarak, yani epidural anestezi altında ameliyat yapmayı tercih ediyoruz. Hastanın ameliyat sırasında bilincinin açık olması, hareket edebilmesi ve ameliyat sonrasında normal hayata daha erken dönebilmesi açısından narkozsuz ameliyatı daha uygun görüyoruz. Bir diğer tercih ettiğimiz yöntem mikrocerrahi diskektomi yöntemi. İşin içine mikroskobun girmesiyle daha detaylı, daha güvenli ve daha konforlu bir ameliyat süreci yaşamış oluyoruz. Ayrıca çok küçük kesi açıldığı için yaranın iyileşme ve hastanın normal hayatına dönme süresi daha hızlı oluyor.

    Bel Fıtığı Ameliyatı Sonrası

    Bel fıtığı ameliyatı bölümünde bahsettiğimiz gibi narkozsuz mikrocerrahi diskektomi yöntemi sayesinde hastanın normal hayatına dönmesi daha hızlı oluyor. Ameliyat sonrasında pansumana ve dikişi aldırmaya gerek duyulmaz. Ameliyattan ortalama 2 saat sonra hasta hareketlendirilir. 1 hafta içinde de normal yaşamına, ev ya da iş hayatına dönebilir.

  • Epilepsi (sara) cerrahisi

    Epilepsi tanım: Beyindeki nöron gruplarından kaynaklanan anormal elektriksel deşarja epilepsi denilmektedir.

    Görülme sıklığı: Özellikle kısmi kompleks nöbetlerin %12.5 – %25’i dirençli epilepsidir.

    Dirençli epilepsi: Yeterli doz, süre, optimal antiepileptik ilaç kan düzeyi ve uygun seçilen antiepileptik ilaçlara rağmen nöbetleri kontrol edilemeyen epilepsilerdir.

    Epilepsi Cerrahisi Tarihçesi

    Sir Viktor Horsley;1886 yılında ilk defa beyin ameliyatıyla epilepsiyi önlemeye çalışmış,

    Forster; birinci Dünya savaşından sonra travmatik epilepside skar rezeksiyonu yapmış,

    Falkoner; İlk defa amigdala hipokampektomiyi yapmış,

    Van vaganen; İlk komissurotomi yapmış,

    Bogen; İlk kallozotomi ameliyatını uygulamıştır.

    Epilepsi Nedenleri

    Bilinmeyen nedenler (muhtemelen genetik), bilinenler ise genetik-kromosomal anormallikler, perinatal hasarlar, beyin enfeksiyonları, tümorler, damar hastalıkları, kafa travması, dejeneratif beyin hastalıkları, metabolik ve hormonal hastalıklar, bazı ilaçlar ve alkol çekilme, diğerleri (porphyria, eklmpsia v.b) gibi durumlarda sara nedenleridir.

    Hangi Hastalara Epilepsi Cerrahisi Uygulanır?

    Öncelikle ameliyata alınacak hasta ilaca dirençli epilepsi olmalıdır. Nöbetler yüksek dozdaki antiepileptik ilaçların yeterli kan düzeyine rağmen kontrol edilemeyen olmalıdır. Bu ilaçların kabul edilemeyen yan etkileri ortaya çıkması ve hastanın yaşam kalitesini bozması hasta seçiminde göz önünde bulundurulur. Bir veya birden fazla antiepileptik ilacın kullanılmasına rağmen, tonik-klonik nöbetler veya tekrarlayan kısmi kompleks nöbetler kişinin mesleğini yürütemiyor, araba kullanamıyor, sosyal yaşamını engelliyor ise, böyle durumlardaki hastalar epilepsi cerrahisi için tetkik edilir. Diğer taraftan, beyinde doğuştan veya sonradan lezyonu olan hastalarda cerrahi tedaviye daha erken karar verilebilir.
    Bu şekilde beyinde lezyonu olan hastaların ilaca direnç göstermeleri yanında, epilepsi cerrahisinde başarı oranı yüksektir. Genel bir kural olmamakla birlikte epilepsi cerrahisine karar vermeden önce, hastalar en az 1–2 yıl antiepileptik ilaçları düzgün olarak kullanmalıdırlar. Nöbetler çok sık oluyor ve normal yaşantısını engelliyorsa, cerrahi tedavi epilepsi başlangıcından itibaren 1 yıl içinde yapılabilir.

    Hangi hastalar epilepsi cerrahisi uygulamasını zorlaştırabilir?

    1- Hastanın ilerleyici bir hastalığı olması epilepsi cerrahisi başarısını düşürmektedir.
    2- Ciddi sistemik tıbbi hastalığı olanlarda epilepsi cerrahisinin yarar ve zararları göz önünde bulundurulmalıdır.
    3- Zekâ düzeyi düşük (IQ<70) hastalara rezektif cerrahi yapılamamakta, çünkü genellikle yaygın veya birden fazla epilepsi nöbet odağı bulunduğundan, cerrahi sonucu genellikle başarısız kılmaktadır.
    4- Temporal lobektomi ameliyatı yapılacak olan hastanın WADA testinde karşı taraf temporal lobda hafıza fonksiyonu bozuksa, cerrahi sonrası hastada ağır demans oluşacağından cerrahi uygulanmamalıdır.
    5- Cerrahi öncesi incelemelerde hasta ile kooperasyon kurulamıyorsa cerrahi karardan vazgeçilmelidir.
    6- Nöbetlere bağlı olmaksızın aktif, kronik psikozu olan hastalara cerrahi kararı alınmamalıdır.

    Epilepsi Cerrahisi Teşhis Yöntemleri

    Her epilepsi merkezi doktorlarının bireysel tecrübeleri dâhilinde, farklı kriterleri, inceleme teknikleri ve cerrahi yaklaşımlar uygulamaktadır. İncelemenin amacı, her hasta için en uygun cerrahi yöntemini belirleme veya kontrendikasyon varsa ortaya çıkarmaktır.

    Epilepsi incelemeleri 4 evreden oluşur;

    Evre I: Noninvaziv testler ve saçlı deri yüzey elektrodlarla video/EEG monitorizasyonu
    Evre II: Bilateral karotis anjiografisi ve intrakarotis sodyum amobarbital testi
    Evre III: invazif intrakranyal elektrodlarla video/EEG monitorizasyonu
    Evre IV: Cerrahi tedavi

    Dirençli epilepsili hastaların araştırılmasında manyetik rezonans görüntüleme (MRG) mezial temporal sklerozun gösterilmesinde uygun bir görüntüleme yöntemidir. Pozitron Emission Tomografi (PET) temporal lob epilepsili hastaların %70, frontal lob epilepsili hastaların yaklaşık % 60’ında hipometabolizma alanları olarak görüntülenmektedir. PET’in teşhis doğruluğu oldukça yüksek olup, %5’in altında ise yanılması vardır. SPECT, özellikle interiktal SPECT, PET’den daha az duyarlı ve özellikli olup, iktal SPECT ise nöbet odağını tanımlanmasında özellikle de temporal lob dışı epilepsili hastalarda, oldukça yararlı bir teşhis yöntemidir.

    Nöropsikolojik değerlendirme, epilepsi cerrahi öncesi incelemede standart bir yöntemdir. Bu testler duyu algılamanın, konuşmanın, belleğin, entellektüel fonksiyonları ve kişilik yapısını değerlendirmeye yardımcı olur. Böylece beynin kognitif fonksiyonların korunduğu veya bozulduğu alanları lokalize etmeye yardımcı olmaktadır. Sıklıkla kognitif fonksiyonların bozulduğu alanlarla nöbet odaği arasında bir ilişki vardır.

    Cerrahi öncesi evre 1 incelemenin en önemli kısmı ise yüzey elektrodlarıyla yapılan uzun süreli video/EEG monitorizasyonu oluşturur. Video/EEG kayıtları, nöbet tipini ve yerleşimini göstermede büyük katkılar sağlamıştır. Nöbetlerinden en az 3 veya daha fazlası gözlenene kadar monitorizasyona kesintisiz devam edilir. Nöbet arası ve nöbet döneminde hastanın görüntüsü ve eş zamanlı EEG’si kaydedilir. Nöbetleri ortaya çıkarmak için hastanın antiepileptik ilaçları sıklıkla azaltılır veya tamamen kesilir. Uyku ve uyanıklık sırasında nöbet arası kayıtlar ve nöbet anı EEG değişiklikleri, farklı EEG kayıtları incelenerek nöbet baslangıç odağı veya alanı araştırılır. Kaydedilen nöbetlerin klinik özellikleri ve eş zamanlı EEG bilgileri arasında ilgi bağı kurulur. Belirli bir epilepsi odağı olan hastalara yüzey EEG’si ile kesin bir lokalizasyon yapılamayabilir. Kas ve hareket artefaktları, derin yapılardaki nöbet başlangıcından deşarjların lateral neokortikal alanları bilateral simetrik yayılımları veya deşarjların yüzeysel elektrotlara yansımaması nedeniyle olabilir. Bu durumlarda cerrahi öncesi Evre I incelemesinin diğer muayene sonuçları, anormalliğin yerleşimi veya tarafı yardımcı olabilir.

    Evre II incelemesi: Evre I incelemelerini tamamlayan ve halen cerrahi aday olduğu düşünülen hastalara bilateral karotis anjiografisiyle sodyum amobarbital testi (WADA) testi yapılır. Bu test ile konuşma dominansının olduğu hemisfer tayin edilir ve hemisferlerin bellek için yeterliliği ölçülür. Evre I ve Evre II, cerrahi öncesi incelemelerini takiben tüm bilgiler, epilepsi cerrahi ekibiyle gözden geçirilir. Daha az zararsız testlerle belirli bir odağı kesin olarak saptanamayan ya da nöbet odakları önemli kortikal fonksiyonu olan alanlarla çeliştiği için güvenle rezeksiyonu yapılamayacak hastalardır. Bu hastalar cerrahi öncesi evre III incelemesine tabi tutulur.

    Evre III incelemesi: Hastaya invazif elektrodlarla kayıt planlaması uygulanır. Hastaya daha önceki incelemeler doğrultusunda, nöbet başlangıcı olabilecek alanlara yalnızca derin elektrotlar, subdural strip, grid veya epidural strip elektrodlar veya bunların kombinasyonu yerleştirilir. Derin elektrotlar temporal lob epilepsili hastaların kesin lokalizasyonu yapılamayan durumlarda en başarılı olanıdır. Lateral neokortikal nöbetli hastalar subdural gridle daha kesin gösterilebilir. Daha az zararlı beyin elektrodlarıyla yapılan kayıtlar yüzey elektrodla yapılan kayıtlardaki gibi en az 3 tipik sara nöbeti gözleninceye kadar devam edilir. Video/EEG kayıtları yüzey elektrodlarla yapılan kayıtlar aynı tekniklerle yapılır. İnvazif beyin elektrodları tipine ve sayısına göre degişen oranlarda bazı komplikasyonları da vardır.

    Evre IV: Evre I, II ve gerektiginde Evre III’ten sonra amaliyat için iyi aday kabul edilen hastalara uygulanır. Ameliyat sonrası başarı oranını ve cerrahi sırasında veya sonrasında olabilecek riskler anlatılarak, ameliyat önerilir. Ayrıca beyin rezeksiyonu öncesi veya sırasında elektrokortikografi kayıtları yapılarak ameliyatın sınırları belirlenebilir. Elektrokortikografi (EcoG) sayesinde beynin yüzeylerden veya içerisindeki derin yapılardan kayıtlar yapılır. Böylece gözlenen nöbet arası deşarjlara göre epileptojenik alanın genişliği tespit edilebilir.

    Epilepsi Cerrahi Teknikleri

    Anterior temporal lobektomi, Selektif amigdala hipokampektomi, Kallozotomi, Hemisferektomi, Multipl subpial transeksiyon, Vagal sinir sitimülatörü sayılır.

    Anterior temporal lobektomi (ATL): En sık yapılan ve en başarılı sonuçlar alınan epilepsi cerrahisi yöntemidir. Baskın hemisferdeki ameliyat konuşma fonksiyonların haritalanması ile daha kısıtlı yapılabilir. Mezial temporal baslangıçlı olduğu bilinen nöbetlerde sadece selektif amigdalohipokampektomiyi tercih eden merkezler de vardır. Nöbet kontrolü ATL’de %70 civarındadır. Ancak % 10–15 hastada auralar devam edebilir. % 20–25 hastanın nöbetlerinde önemli derecede iyileşme gözlenir. % 10–15 hastada önemli degişiklik olmaz. Sonuç olarak % 85 hastada nöbet kontrolünde önemli bir iyileşmeler görülür. Cerrahi sonrası hastaların çoğu cerrahi öncesine göre daha az ilaç kullanırlar. Yaklaşık %10–20 hastanın ilaçları tamamen kesilir.

    Frontal lobektomi: Temporal lobektomiden sonra ikinci sıklıkla yapılan cerrahidir. Frontal lobun çok geniş olması, bir alanından kalkan epileptik nöbetlerin hızlıca birden fazla komşu beyin alanlarına yayılır. Derin beyin yapılarından kaynaklanan epilepsi odağını kaydetmek zor olduğundan frontal lob nöbet odağının yerleşimi oldukça güçtür.

    Kallozotomi: Bu cerrahi yöntem ilaca dirençli birden fazla veya bilateral ve birbirinden bağımsız odakları olan ya da nöbet odağı tanımlanamayan hastalara uygulanır. Bu yöntemin en etkili olduğu nöbetler atonik, tonik ve tonik-klonik nöbetlerdir. Ameliyat birçok hastada korpus kallosumun 2/3 ön kısmının kesisi epilepsi nöbet sıklığını önemli ölçüde azalmak amacıyla yapılır. Bu kesi yapılanlarda bazen hastalarda ise ikinci bir girişimle korpus kallozumun geri kalan arka kısmı kesilir.

    Hemisferektomi: Yalnızca beynin bir yarısından kaynaklanan ve şiddetli nöbetleri olan çocuklarda yapılan cerrahi tekniktir. Ameliyat öncesi bu hastalarda tipik olarak karşı vücut yarısında hemipleji, dokunma ve görme kaybı gibi nörolojik bulgular vardır.

    Multipl subpial transeksiyon ve parsiyel hemisferektomi: Bu teknik ilk kez 1989’da Morrel ve arkadaşları tarafından tanımlanmıştır. Bu teknikle fonksiyonel kolonların bütünlüğünü sağlamak amacıyla, 5 mm aralıklarla beynin vertikal lifler korunarak yatay lifler kesilir. Bu sayede duysal, motor ve lisan gibi önemli fonksiyonu olan beynin kortikal alanlardan başlayan nöbetlerin kontrolü veya sıklıkla önlenmektedir. Ameliyat sonrası önemli nörolojik sekele yol açmadığı bildirilmektedir. Bu teknikle nöbet kontrolünün etkinliği iyi bilinmemekle birlikte, ümit verici çalışmalar bildirilmektedir.

    Sonuç olarak

    1) Bir multidisipliner ekibin birlikte yürüttüğü dirençli epilepsi hastaları günümüzün modern noninvazif veya invazif inceleme teknikleri ile araştırılması sayesinde epileptik odak tanımlanabilmektedir.

    2) Epilepsi odağı tanımlanan hastalara uygun cerrahi teknik uygulamasıyla dirençli epilepsilerde oldukça başarılı cerrahi sonuçlar alınmaktadır.

    3) Epileptik hastaların uzun süreli kullandığı antiepileptik ilaçlar azaltılıp kesilmekte ve bu ilaçların yan etkilerinden hasta korunmaktadır.

  • Baş dönmeleri ve dengesizlik

    Baş dönmesi kişinin kendisinin veya çevresinin dönmesi olup oldukça sık rastlanılan bir şikayettir. Baş dönmesi hastanelerin acil servislerine baş vuran hastaların % 25 şini teşkil ederler. Baş dönmesi ve dengesizlik şikayeti (Arnold Chiari )beyincik sarkmasının öncü şikayetleridir. Beyincik sarkmasının 4 tipi vardır en sık görüleni Tip-1 olanıdır.

    Beyincik sarkması doğuştan beyincik etrafındaki kemik yapılarının darlığı veya beyincik içerisindeki yapışıklıklar, beyincik içerisindeki su kanalların kapanması nedenleriyle beyinciğin boyundaki omurilik kanalına doğru uzamasıdır.

    Hastalık genellikle 25-35 yaşları arasında görülmelerine rağmen çocuklarda daha nadirir. Son yıllarada görüntüleme teşhis yöntemlerindeki sık kullanılmasıyla teşhisi daha kolay ve hızlı konulmaktadır. Hastalığın kalıtsal geçişi iyi bilinmekle birlikte kadınlarda erkeklere rağmen daha sık görülmektedir. Beyincik sarkmalarının % 40-60 ında omurilik kanalı içerisinde sıvı ( sirengomyli) bulunur.

    Bu hastalarda şikayet ve bulguları çok fazla olup hastaların % 30 ‘ hiç bir şikayet vermezken %70 ise ilerleyici ve ciddi nörolojik şikayetlerle hastanelerin değişik polikliniklerine başvururlar. Bu hastalarda öksürük ve hapşırma gibi kafa içi basıncını artıran hareketler sonrası baş dönmesi, baş ağrısı, boyun ağrısı, görme şikayetleri dışında spesisifik işaretleri yoktur. Bu hastalar Nöroloji, Beyin cerrahi, Psikiyatri, KBB, Göz hastalıkları, Göğüs hastalıkları, Kardioloji, Dahiliye, Fizik tedavi ve acil servislere gibi pek çok polikliniklerine başvurmaktadırlar.

    Hastalalarda görülen klinik bulguları;

    1: Oto nörolojik işaretler: baş dönmesi, dengesizlik, kulak çınlaması,işitme kaybı

    2: Kafa içi basın artamasına bağlı baş ağrısıdır bu ağrı enseden başlayıp gözlerin arkasına doğru ve boyuna ve omuzlara yayılan ağrılardır.

    3:Omurilik siniri içerisinde sıvı birikimine bağlı şikayetler bu durum hastaların % 40-60′ ında görülür. Kollarda kas güçsüzlüğü, duyu kaybı ve ellerde beceri ve koordinasyon bozuklukları görülmektedir.

    4:Göz bulguları: gözlerin arkasında basınç ve ağrı, bulanık görme, çift görme, işığa ve güneşe bakamama.

    5: Beyincik şikayetleri. dengesizlik, koordinasyon ve beceri bozuklukları yutma güçlüğü, ses kısıkığı, ellerde titremeler, uyku apnesi

    Beyin sinir Omurilik cerrahsi uzmanı Prof. Dr. Hidayet Akdemire göre geçmeyen baş dönmesi ve baş ağrıları çeken hastaların bir beyin sinir cerrahi uzmanı tarafından muayene edilerek teşhis için gerekli görüntüleme tekniklerinin (beyin MR, beyin BT, odiometrik gibi testler) yapılmasını önermektedir.

    Beyincik sarkaması diğer hastalıklarla karıştırmayın

    Beyin ve beyincik damar tıkanmaları, demiyelizan hastalıklar, polinöropatiler, omurilik tümörleri omurilik damar yumakları (AVM, kavernom). Boyun omurlarındaki sinir sıkışmaları, romatizmal ve kanser hastalıkları ve uyku apnesi. Psikojen hastalıkalar (depresyon, panik atak, stres, anksiyete)

    Başdönmesi (vertigo) ve degesizlik nasıl tedavi edilmektedir

    Tedavideki öncelik altta yatan birincil hastalığın tedavisidir. Örneğin kulak kaynaklı baş dönmeleri ilgili KBB hekimi tarafından tıbı veya cerrahi yöntemlerele tedavi edilmektedir. Beyincik kaynaklı baş dönmeleri (vertigo) ve dengesizlik ise nörololjk branşlarda ( Beyin cerrahi ve Nöroloji hekimlerince, psikojen kaynaklı olanları ise Psikiyatristlerce tedavi etmektedir.

    Beyin cerrahisini ilgilendiren baş dönmesi (vertigo) ve dengesizliği beyincik sarkması tedavisi teşhisde olduğu gibi ntedavide pek çok yenilikler vardır.

    Tedavinin temel sorusu beyincik sarkması hastaya şikayet veriyormu vaya şikayet vermiyormu bunun cevabını bulmaktır. Bu yüzden MR bulgularındaki sarkmadan ziyade hastanın şikayetleri esas alınmalıdır. Malesef bu doğumsal anomalinin tıbbı tedavide ilaçların yeri yoktur.Nörolojik cerrahlar bu hastalığı tedavi etmeden öncelikle hastalığın tipinin doğru tanımlamalıdır. Cerrahi tedavide amaç ense bölgesinde sıkışan beyin yapılarındaki basıyı gidermek, beyin omurilik suyunun akışındaki engeli kaldırarak bu suyun akışını sağlamaktır. Hastaya uygun doğru teknik uygulandığında cerrahi başarı mükemmeldir.

    Çocuklardaki beyincik sarkamalarında tedavi genelikle ilerleyici nörolojk bulguları olanlarda, beyin sapı ve beyinciğe ait bası bulguları tedavi edilmelidir.

    Baş dönmesi ( vertigo) ve dengesizlik şikayetlerinden korkmayıp bu hastalığın sebebini doğru araştırılması ve uygun teşhis yöntemleri kullanılması ve doğru cerrahi tedavi yöntemi ile başarılı sonuçlar alınmaktadır.