Yazar: C8H

  • Miyelomeningosel ( spina bifida aperta), doğumsal malformasyon

    ~~Omurilik ve omurganın oluşumu sırasında nöral tüp kapanma defektlerine (doğumsal spinal malformasyonlar) genel olarak disrafizm adı verilmektedir. Bu normalde birleşmesi gereken dokuların birleşememesidir.
    Spinal disrafizm genel olarak iki kısma ayrılmaktadır.
    1. Spina bifida okülta (Kapalı)
    2. Spina bifida aperta (Açık /kistik)

    Kapalı spina bifida malformasyonunda, omurganın arka elemanlarında defekt mevcuttur. Ancak meningeal ve nöral yapılarda bir herniasyon yoktur. Omurganın dışında yer alan bu yapılar omurga kanalına doğru uzanım göstermektedir. Spinal bölgenin fizik muayenesinde myelomeningoselde olduğu gibi belirgin bir kese formasyonu bulunmamaktadır.
    Miyelomeningosel nedir?
    Miyelomeningosel (Açık spina bifida) omurga ve omuriliğin doğumsal gelişim yetersizliğidir. Bu malformasyonda omurganın herhangi bir bölgesinde, sıklıklada lomber ve sakral bölgede gelişim yetersizliğine bağlı olarak meningeal ve nöral yapılar dışarıya doğru herniye olmaktadır. Bu herniye olan yapıların üzeri bazan açık bazanda çok ince zarla çevrili olan, içerisinde beyin omurilik sıvısı bulunan bir kese şeklinde kendini göstermektedir. Açık spina bifida malformasyonunun farklı isimlerle ifade edilen formları mevcuttur. Ancak bu formlar içinde açık spina bifida denildiğinde ilk akla gelen MİYELOMENİNGOSEL malformasyonudur.
    Miyelomeningosel kesesi ince bir zar şeklinde olup omurilik kanalı ile bağlantılıdır. İçerisinde nöral yapılar (omurilik ve sinirler) ve beyin omurilik sıvısı bulunmaktadır. Bununla birlikte gerek omurilik ve omurga ile ilgili gerekse diğer organ ve sistemlerle ilgili birçok anomalide bu doğumsal malformasyona eşlik edebilmektedir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun nedeni biliniyor mu?
    Spina bifida gebeliğin ilk 28. Gününde, anne hamileliğinin bile farkında değilken meydana gelmektedir. Meningomyeloselin nedeni net olarak bilinmemekle birlikte etyolojide genetik önemli yer tutmaktadır. Bununla birlikte suçlanan diğer etkenler arasında, anti epileptik ilaç kullanımı özelliklede valproik asit, çeşitli analjezik ilaçlar, folik asit eksikliği ve diğer beslenme bozuklukları, alkol ve sigara kullanımı, içme sularında ağır metalların varlığı, hipertermi sayılabilir. Özellikle folik asit kullanan annelerin bebeklerinde myelomeningosel ortaya çıkma oranında önemli azalma olduğu belirtilmektedir.
    Miyelomeningosel ne sıklıkta görülmektedir?
    Yapılan araştırmalarda Dünyada ve ülkemizde myelomeningosel ve diğer açık spinal malformasyonların görülme sıklığı benzerdir. 1-3 / 1000 oranında görülmektedir. Bu malformasyonun ortaya çıkmasında ailesel geçiş önemlidir. Disrafik kardeşler ve ebeveynleri olan birinin disrafik olma olasılıkları normal populasyona göre daha fazladır.
    Tanıda kullanılan yöntemler nelerdir?
    Myelomeningosel ve diğer spinal malformasyonlara hamilelik dönemindede tanı koyulabilmektedir. Hamile annenin rutin kontrollerinde spinal disrafizmden şüphelendiklerinde amniyon sıvısı analizi yaparak alfa- fetoprotein düzeyi, asetil kolin esteraz düzeylerine bakılarak tanı koyulabilmektedir. Bununla birlikte deneyimli hekimler tarafından gebeliğin 16-18. Haftalarında yapılan USG’de gerek myelomeningosel gerekse diğer spinal malformasyonlar tanınabilmektedir. Günümüzde Magnetik rezonans görüntüleme (MRG) tekniklerinin gelişimine paralel olarak daha bebek anne karnında iken bu malformasyonlar hakkında çok detaylı bilgilere sahip olabiliyoruz. Eğer bu tetkiklerde tespit edilemiyorsa doğumda kesin tanı koyulmaktadır.
    Bu doğumsal malformasyonda semptom ve bulgular nelerdir? Eşlik eden başka bozukluklar varmıdır?
    Miyelomeningosel, doğumu takiben çocuğun sırt ve belinde içi beyin omurilik sıvısı dolu, nöral yapıların yeraldığı farklı boyutlarda olabilen kese şeklinde görülür. Bununla birlikte miyelomeningosel hastası bebeklere, chiari malformasyonu olarak isimlendirdiğimiz, beyincik ve beyin sapının omurilik kanalına doğru sarkması, beyin omurilik sıvısı dolanımındaki bozukluğa bağlı olarak gelişen hidrosefali, skolyoz (omurgada eğrilik), ayak ve ellerde deformiteler eşlik edebilir. Nörolojik muayenelerinde, bebeklerin başında aşırı büyüme, bilinç düzeyinde bozulma, solunum bozuklukları, malformasyonun seviyesine bağlı olarak his kusuru, bacaklarda felçlik, sfinkter kusurları, tespit edilebilir.
    Miyelomeningosel malformasyonunun tedavisi nasıl yapılır?
    Miyelomeningosel hastalarının tedavisi aslında bebek anne karnında iken tanı koyulması ile başlamaktadır. Bu, uzun, sıkıntılı ve bilinçli bir planlamanın şart olduğu bir tedavi sürecidir. Bu tedavi sürecinde başta ebeveynler, beyin ve sinir cerrahları ,ortopedi, psikiyatri, fizik tedavi ve rehabilitasyon, klinikleri yer almaktadır.
    Miyelomeningosel oluşumunda suçlanan etkenlerden belkide en önemlisi folik asit eksikliğidir. Bundan dolayı folik asit eksikliğinin ortadan kaldırılması, spina bifida oluşum riskini önemli oranda azalttığı yayınlarda gösterilmiştir.
    Yine ailede spina bifida veya miyelomeningosel öyküsü ile başvuran anne – baba adaylara çocuklarındada bu malformasyonun gelişme olasılığının yüksek olacağı anlatılmalıdır. Böyle riskli gebeliklerde folik asit tedavisi başlanmalı ve genetik danışmanlık önerilmelidir.
    İntrauterin miyelomeningosel tanısı koyulduğunda bu dönemde ebeveynler doğal olarak çok tedirgin ve endişelidirler. Anne ve babaya hastalık ve bebek doğduktan sonraki süreçte tedavi ile ilgili bilgiler verilmelidir. Bu dönemde ülkemizde ve dünyada gebeliğin sonlandırılmasını bir seçenek olarak sunan klinikler veya hekimler vardır. Ancak ben bu konuda intrauterin malformasyon tespit edilen bebeklerinde yaşamaya hakkı olduğu kanaatindeyim. Bebeğin güvenli olarak doğması için gerekli önlemler alınmalı, yenidoğan ünitesi ve beyin ve sinir cerrahisinin bulunduğu tam teşekküllü hastanede sezeryan ile doğum gerçekleştirilmelidir. Doğumu izleyen saatlerde klinik değerlendirmenin ardından miyelomeningosel kesesinin radyolojik incelemesi yapılmalıdır. Radyolojik görüntülemelerde miyelomeningosel malformasyonuna eşlik eden diğer gelişimsel bozukluklarıda tespit etmek için hem spinal hemde kraniyal görüntüleme yapılmalıdır. Bu değerlendirmeleri doğumdan sonraki ilk 24-48 saat içinde tamamlamalı ameliyata alınmasına engel olacak bir durum yoksa zaman kaybetmeden cerrahi müdahale ile miyelomeningosel hastalığı tedavi edilmelidir.
    Miyelomeningosel hastalığına cerrahi müdahale, mikrocerrahi tekniklerin uygulandığı merkezlerde yapılmalıdır. Cerrahide amaç kozmetik olarak malformasyonun düzeltilmesi, omurilik ve sinirlerin serbestleştirilmesi, steril beyin omurilik sıvısının dış ortamla temasının ortadan kaldırlması amacıyla normal anatomik bütünlüğün oluşturulmasına yönelik fonksiyonel bir düzeltmedir. Miyelomeningosel kesesine yönelik cerrahi müdahalenin ardından hastalarda eşlik eden hidrosefali, chiari gibi diğer malformasyonlarında düzeltilmesine yönelik bir dizi ameliyatlarında yapılması söz konusu olabilir. Bu cerrahi müdahalelerin tecrübeli nörolojik cerrahlar tarafından etkin bir şekilde yapılması önemli olduğu kadar, ameliyat sonrası dönemde fizik tedavi ve rehabilitasyon sürecininde iyi yapılması hastaların yaşama şansını artıran önemli faktörlerdendir.

  • Epilepsinin cerrahi tedavisi

    ~~“Beyin ve sinir cerrahisi için yeni bir uygulama alanı olan epilepsi cerrahisi ilaç ile tedavi edilemeyen epilepsi hastaları için çözüm olmaktadır. Bu tedavi yöntemi epilepsi cerrahisinde tecrübeli beyin ve sinir cerrahı, nörolog, nöroradyolog, psikiyatri ve nörofizyolog tarafından oluşturulan ekip tarafından uygulanabilmektedir. Bununla birlikte multidsipliner bir yaklaşım gerektiren operasyonların maliyetleri bakımından, yetkili kişilerce, ticari kaygılardan dolayı tedavinin uygulanmasında teknik cihazlara ulaşılabilirlik açısından sıkıntılar yaşanmaktadır. Bu durum tedavi edilebilir bir hastalığın tedavisinde aksaklıkların yaşanmasına sebep olmaktadır.”

    Türkiye’de sayıları 750 bini bulan epilepsi hastalarının yaklaşık %30’u ilaç tedavisinden fayda görmüyor. Bugüne kadar etkili şekilde tedavi edilemeyen bu hastalar artık yeni bir tedavi imkanına sahipler. Epilepsi cerrahisi bu guruptaki hastalar için oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Bilimkurgu filmlerindeki operasyonları andıran bir sahnede gerçekleştirilen uygulamalarda, multidisipliner bir ekip, tüm gelişmiş yöntemleri bir arada kullanarak hastalara müdahale ediyor. Cerrahi için oldukça yeni sayılan bu uygulama dünyada da ancak sınırlı sayıdaki merkezde yapılmaktadır.
    Epilepsi halk arasında sara diye bilinen, nöbetlerle kendini gösteren kronik bir hastalıktır. Bu nöbetler; beyindeki hücrelerin anormal elektriksel aktivitesi sonucu olan bir klinik tablodur. Epilepsiyi nöbet tablosuna göre ikiye ayırabiliriz: Genel nöbetler ve fokal ya da odaksal nöbetler. Genel nöbetler kol ve bacakların kasılması, ağzından salya gelmesi, idrarın kaçırılması ile kendini gösterir. Fokal nöbetleri ikiye ayırabiliriz: Kompleks parsiyal nöbetler ve basit parsiyal nöbetler. Basit parsiyal nöbetlerde sadece küçük bir hareket olabilir ve sonra durur. Hasta o anla ilgili her şeyi hatırlar. Kompleks parsiyal nöbetlerde ise sağa sola laf söyleme, ağzını şapırdatma ya da elde istemsiz hareketler gibi daha çok psikiyatrik bir rahatsızlık gibi görünen belirtiler oluşur. Ama burada hasta kendini fark etmez. Özellikle epilepsinin cerrahi tedavisinde bizim için önemli olan fokal nöbetlerdir. Çünkü fokal nöbetler bir odaktan kaynaklandığı için müdahale etmek ve çıkarmak daha faydalıdır. Bazı fokal nöbetlerin bütün beyni etkileyerek sara tarzı nöbetlere dönüşme ihtimali de var. Eğer fokal nöbet ilaca dirençli ise o zaman cerrahi müdahale düşünülmelidir. Burada ilaca direnç durumunu şöyle tarif edebiliriz; Primer kullanılan anti epileptik ilaçların hasta üzerinde 2 yıl süreyle, yüksek dozda ve değişik kombinasyonlarda kullanılmasına rağmen nöbetin devam etmesi ve sonuç elde edilememesi durumudur.
    Epilepsi cerrahisi için hastanın uygun olup olmadığı titizlik gerektiren bir konudur. Farklı şekillerde cerrahi için yönlendirilen hastaların hepsine, non-invaziv testler dediğimiz, beyin magnetik rezonans görüntüleme (MRG), elektroensefalografi (EEG) ve diğer nükleer tıp testleri yapılmalıdır. Bunların hepsi ağrısız tanı yöntemleridir. Özellikle MRG çekilen hastalarda, beyinde bir lezyon varsa ve EEG ‘de lezyonu gösteriyorsa bu hasta sadece epileptik odağın çıkarılması için cerrahiye adaydır. Epilepsi cerrahiside sıkıntılı bir grup da vardır. Burada hastanın nöbetleri sağ frontal kısımdan kaynaklanıyor, çok sık nöbet geçiriyor ancak, orada herhangi bir lezyon yoksa, o zaman daha invaziv cerrahi yöntemler uyguluyoruz.
    Diskonnektif Cerrahi
    Beynin birbirine olan bağlantısını kesmeye yönelik işlemlerden oluşan bir cerrahi yöntemdir. Mesela konuşma merkezinin hemen yanındaki korteksi keserek, kortekse doğru elektriksel iletimin yayılmasını önleyici çizmeler yapıyoruz. Ama bu işlem çıkartma kadar başarılı sonuçlar vermeyebiliyor. Başarı % 30-40 civarında oluyor.
    Beyin MR görüntülemede normal görünen, her hangi bir epilepsi odağı tespit edilemeyen, beynin her tarafından kaynaklana bilen, ilaca dirençli epilepsi hastalarında son yıllarda vagal sinir stimülasyonu denilen pil koyma işlemi yapıyoruz.
    Vagal sinir stimülasyonunda, boyunda yapılan 2 cm’lik kesi ile elektrotlar sol vagus sinirine yerleştiriliyor. Cilt altından elektrot köprücük kemiğinin altına uzatılıyor, pil oraya bir cep açılıp yerleştiriliyor, pil ve elektrot birbirine bağlanıyor. 15 gün sonra pil ve elektrot açılıyor ve çalışmaya başlıyor. Bu tedaviyle hastaların %50 ila 70’idne nöbetlerde azalma sağlanıyor. Bu uygulamanın dünyadaki geçmişi 1997’e kadar gidiyor. Bu yöntemin şöyle bir özelliği var, koyulan pil 5 dakikada bir 30 saniye kadar uyarı yapıyor. Bu esnada oluşabilecek nöbetleri engelleyebildiği gibi, daha önce ya da daha sonrasında olabilecek nöbetleri de biraz azaltabiliyor.
    Burada Nöbetlere manüel müdahale imkanı sağlamak amacıyla, hastanın koluna saate çok benzeyen bir mıknatıs koyuluyor. Bazı hastalar nöbetin geldiğini hissediyor, biz buna aura diyoruz. Nöbetin geldiğini hisseden hasta pili uyararak nöbeti durdurabiliyor ya da nöbetin süresini ve şiddetini azaltabiliyor. Yaklaşık 10 bin nöbet üzerinde yapılan bir çalışmada, bu uygulamanın nöbetleri %86 oranında durdurduğu saptanmıştır.
    Epilepsi cerrahisi alanında Türkiye’de yıllık yapılan cerrahi sayısı son yıllarda artış göstermesine rağmen halen oldukça düşüktür. Oysa epilepsi cerrahisi bekleyen hasta sayısı çok fazladır. Bu açıdan bakıldığında tedavi uygulaması için ülkemizin ihtiyacına uygun yeterli sayıda tecrübeli epilepsi merkezlerinin yaygınlaştırılması gerekmektedir.

  • Bel fıtığı nedir? Bel ağrısı şikayeti olan her hasta bel fıtığı mı olmuştur?

    Omurgalarımız ve çevresindeki anatomik yapılar ( kaslar, omurga arası yastıkçıklar, bağlar v.d.)gövdemizi dik tutan, omurilik ve omurilikten çıkan sinirleri koruyan baş, gövde ve bel hareketlerimizi sağlayan dinamik bir organdır. Omurgalarımız adeta düz bir boru şeklinde değildir. Boyun, sırt ve bel bölgesinde fizyolojik eğimleri olan, yaklaşık 33-34 adet omurganın aralarında yastıkçıklar vasıtası ile üst üste dizilimi ile meydana gelmektedir. Omurgalarımız, yaşam boyunca sürekli ciddi düzeyde strese maruz kalmaktadır. Bu stres, fizyolojik sınırları aştığında omurga ve çevre anatomik yapılarda bozulma meydana gelmektedir ve bunun sonucunda bel fıtığı ve diğer omurga hastalıkları ortaya çıkmaktadır.
    Bel fıtığı, bel omurgaları arasında yer alan yastıkçıkların (intervertebral disk) bozulması ve sonrasında yırtılması ile omurilik ve omurilikten çıkan sinirlere bası yapmasıdır. Bel, kalça ağrısı ve bacağa yayılan ağrı en önemli şikayettir.
    Bel ağrısı iş ve iş gücü kaybına neden olan önemli bir toplum sağlığı problemdir.Baş ağrısından sonra en sık rastlanan ağrı bel ağrısıdır. Bel ağrısının en sık nedeni bel omurgası, disk yapıları ve çevre bağların bozulması sonucu ortaya çıkan , mekanik bel ağrısıdır. Bunun dışında bel bölgesinde gelişen enfeksiyonlar, romatizmal hastalıklar, omurga ve omurilik tümörleride bel ağrısına neden olmaktadır.
    Her bel ağrısı bel fıtığı değildir. Günümüzde görüntüleme yöntemlerinin gelişmesi ile elinde bel filmleri ile bel fıtığı oldum diye hekimleri dolaşan hastalar ortaya çıkmıştır. Akut vasıftaki mekanik bel ağrıları genellikle herhangi bir tedavi uygulanmasada çoğunluğu yaklaşık 1-3 hafta içinde iyileşirler. Eğer bel ağrısı kronikleşirse o zaman kompleks bir sorun halini almaktadır. Kronik bel ağrısının tedavisinde fizik tedavi rehabilitasyon, psikoterapi ve gerekirse cerrahi ile multidisipliner olarak yaklaşmak gerekir
    Bel ağrısı şikayetleri olan hastaların küçük bir oranı bel fıtığı tanısı almaktadır.
    Modern yaşam ile birlikte görülme sıklığı artan bel fıtığının en önemli sebebi sedanter yaşam ve postür bozukluğudur. Kent hayatında masabaşı işlerin artması, aşırı kilo, hareketsiz bir yaşam, karın ve bel kaslarının zayıflığı bel fıtığına eğilimi arttırmaktadır. Ayrıca, sigara kullanımı, depresyon, esneme, hapşırma, dikkatsiz ve dengesiz bir şekilde eşya kaldırmak da risk faktörleri arasında sayılabilir.
    Bel fıtığı hastalarının en önemli şikayeti ağrıdır. Bu ağrının karakteri, kalçadan başalayıp bacağa (siyatalji ve femoralji) doğru yayılmasıdır. Bununla birlikte, bel fıtığının şiddetine göre ayak altında, bacağın dış yüzünde, uyluk ön yüzünde, bacak arasında uyuşma,karıncalaşma, keçeleşme, ayakta ve bacakta kısmi veya tam güç kaybına bağlı yürürken ayağının takılması veya ayak bileğinin içe dönmesi, idrar kaçırma ve cinsel fonksiyon bozukluğu gibi şikayetlerde olabilir.
    Bel fıtığı tanısı günümüzde kolaylıkla konulabilmektedir. Bel bölgesini magnetik rezonans görüntüleme (MRG) ile detaylı olarak değerlendirebilmekteyiz. Bel fıtığı tanısı almış, sadece bel ağrısı ve bacak ağrısı olan, nörolojik muayenesi normal olan hastaların çoğu ilaç tedavisi, istirahat ve fizik tedavi ile şikayetleri azalır veya kaybolur. Bel fıtığı hastalarının küçük bir kısmında cerrahi tedavi gerekmektedir. Konservatif tedaviye rağmen kalça ve bacak ağrısı devam eden, buna ilave olarak nörolojik fonksiyon bozukluğu olan hastalarda cerrahi tedavi düşünülmelidir.
    Toplumda, “hastalar bel fıtığı ameliyatından fayda görmez ve daha kötü olurlar” şeklinde yanlış bir algı vardır.
    Bel fıtığının cerrahi tedavisi, toplumda bilinenin aksine günümüzdeki teknolojik gelişmelere paralel olarak, mikrocerrahi teknikle normal anatomik yapıların ahengini bozmadan, daha güvenli ve kısa bir sürede yapılmaktadır.
    Son söz olarak bel fıtığı olmaktan korunmanın en önemli yolu, karın ve bel kaslarını güçlendirici egzersizler yapmak, uzunca süre oturmamak, bir noktada ayakta durmamak, belimizi zorlayacak şekilde dengesiz ve dikkatsizce eşya kaldırmamak gibi yaşam tarzımda yapacağımız değişikliklerdir.

  • Bel fıtığı tedavisinde mikrodiskektomi

    Ağrıya dayanabilirsiniz belki, ama ya sakatlığa?

    İlerlemiş bel fıtıklarında, ağrının sürekliliği ve nörolojik hasar olması durumunda tedavi yöntemi cerrahi olabilir. Minimal invaziv cerrahinin günümüzdeki son aşamalarından biri Endoskopik Mikrodiskektomidir. Bu yöntemle, klasik cerrahiye göre daha kısa sürede günlük hayata dönülebilmekte ve bel konforu sağlanabilmektedir. Toplumda çok sık rastlanan bel fıtığı, işgücü kaybı ve uzun süreli tedaviler nedeniyle en korkulan hastalıklardan biri kabul edilir. Oysa ki günümüzde, modern teşhis ve tedavi yöntemleri sayesinde iyileşme oranı başarılı bir noktaya gelmiştir.

    Bel fıtığı nedir?
    Bel fıtığı, insan omurgasını oluşturan kemiklerin arasını dolduran ve vücut yükünün dengeli olarak dağılmasını sağlayan, iki farklı kıkırdaktan oluşan diskin dış kısmının yırtılması ile sinir kanalına doğru taşması ve komşuluğunda bulunan sinirleri baskı altında bırakmasıdır.

    Bel fıtığının belirtileri nelerdir?
    En yaygın belirtisi bel ağrısı ve özellikle bacaklara vuran ağrıdır. Bunun yanı sıra daha uzun vadede özellikle bacaklarda, ayakta uyuşma, güçsüzlük, nadiren de olsa yanma ve iğnelenme şeklinde şikayetler görülebilir.

    Her bel fıtığı hastası ameliyat edilmeli midir?
    Bel fıtığı hastalarının büyük çoğunluğu tıbbi tedavi ile tedavi edilebilir. Hastalığın tedavisinde fıtığın derecesine göre çeşitli aşamalar vardır. Ameliyat tüm fıtık hastalarının yüzde 5 ile 10’una gereklidir. Ameliyatın gerekliliği konunun uzman doktoru tarafından belirlenmelidir.

    Ameliyat dışındaki tedavi yöntemleri nelerdir?
    Ameliyat gerektirmeyen hastalarda istirahat, ilaç tedavisi ve fizik tedavisi uygulanabilir, korse önerilebilir. Egzersiz programı ile de hastaya beli ergonomik kullanma öğretilmelidir.

    Cerrahi tedavi ne zaman tercih edilir?
    İlerlemiş bel fıtıklarında, ağrının hiçbir tıbbi tedaviye cevap vermemesi ve/veya nörolojik hasar olması durumunda tedavi yöntemi cerrahi olabilir.

    Bel fıtığı cerrahisinin esası nedir?
    Bel fıtığı cerrahisinin esası; omurga kemikleri arasında fıtıklaşıp omurilik ve sinir dokusu üzerine doğru yer değiştirerek sinir dokusunu baskı altında tutan fıtık parçasının çıkartılması, temizlenmesi ve sinir dokusunun rahatlatılmasıdır. Fıtıklaşan bu bölgeye ulaşmak için mutlaka bir cerrahi müdahale gereklidir.

    Cerrahi tedavi yöntemleri nelerdir?
    Günümüzde uygulanan cerrahi teknikler:
    •Klasik diskektomi: Fıtık parçasının klasik cerrahi yöntemle çıkartılmasıdır. Açık cerrahi olarak bilinir.
    •Mikrodiskektomi: Mikroskop altında, daha küçük bir cerrahi kesit açılarak yapılır.
    •Endoskopik Mikrodiskektomi: Uygun vakalarda video-endoskop yardımıyla skopi altında gerçekleştirilir. Minimal invaziv cerrahinin günümüzdeki son aşamalarından birisidir. Translaminar ve transforaminal olmak üzere iki tiptir. Bel fıtığı cerrahisinde, hastaya uygun ameliyat tekniğine karar verilmelidir. Her teknik, her hasta için aynı sonucu vermeyebilir. Fıtığa eşlik eden dar kanal, segmental instabilite, listezis gibi omurgaya ait diğer problemlerde ameliyat türü değişecektir.

    Hasta, ameliyattan sonra ne zaman iyileşebilir?
    Endoskopik Mikrodiskektomi yöntemi diğer yöntemlere göre daha küçük bir cerrahi müdahale olduğu için, hastanın iyileşmesi de rahat olur. Endoskopik Mikrodiskektomi yöntemiyle ameliyat edilen hasta, ertesi gün hastaneden taburcu olabilir. Masabaşı çalışanları 3-4 haftada, bedensel çalışanlar 4-6 haftada işlerine dönebilirler.

    Erken teşhis neden önemli?
    Erken teşhis, en kısa sürede uygun tedaviye karar verilmesini sağlar. Cerrahi tedavi gerektirmeyen hastalara bel ergonomisi öğretilerek ilerleme engellenebilir. Uygun bir zamanlama ile yapılan cerrahiden de hastanın faydalanma oranı daha yüksek olur. Hastalık belirli bir dönemi geçtikten sonra yapılan tedaviler ağrıyı geçirse de uyuşukluk, kuvvetsizlik ya da hastalığın diğer belirtileri tam olarak düzelmeyebilir. Bu nedenle, erken teşhis ve eğer gerekiyorsa erken cerrahi tedavi bel fıtığında oldukça önemlidir.

  • Nedir bu meninjiom (meningiom)?

    “Beyin tümörü tanısı almak tabi ki üzücü ve yıkıcı bir haber ancak biz beyin cerrahları bu Meninjiom adlı beyin tümörünü çok severiz. Sebebi, genelde beynin yüzeyinde, beyin dokusundan kolayca ayrılabilen ve çıkartılması diğer tümörlere nazaran daha kolay olan iyi huylu bir tümördür. Biz bu beyin zarından kaynaklanan tümörün tamamını çıkarabildiğimizde genelde tam bir şifa olur ve beyin tümörü nüksetmez. Yeter ki bu tümörü çok fazla büyüyüp beynin önemli yapılarını sarmadan erken teşhis edebilelim.”

    Peki belirtileri nelerdir?

    “Kalıcı ve uzun süren başağrılarını çoğumuz önemsemeyiz. Ancak Meninjiom yavaş büyüyen bir kitle olduğu için önce kendini sadece başağrısı ile gösterebilir. Tümörün yerleşim yerine göre epilepsi nöbetleri, vücudun bir kısmında uyuşma, güçsüzlük, felçler, görme kayıpları yaratabilir. Eğer erken teşhis edilemezse tümör büyür ve hayati yapılara olan basısından dolayı, kafa içi basıncını artırdığından dolayı maalesef ölüme bile neden olabilir. Nadiren de iyi huylu olarak bildiğimiz bu tümör daha kötü bir karakterde olup hızlı büyüyebilir.”

    Erken teşhisi nasıl yapılabilir?

    “Yavaş büyüdüğü için kireçlenebilen bu tümörler bazen bir röntgen görüntülemesi ile de ortaya çıkarılabilir ancak çoğu kere düz bir tomografi veya MR görüntülemesinde gözden de kaçabilir. En iyi tanı yöntemi damardan kontrast (boyar) madde verilerek çekilen MR görüntülemesidir.”

    Operasyon ne zaman ve nasıl yapılır?

    “Belli büyüklükleri aşmamış çok küçük meninjiomları ya takip ediyoruz ya da ışın tedavisi ile büyüme ihtimalini yok etmeye çalışıyoruz. Ancak tümör büyümeye devam ediyor, beyin dokusunda ciddi baskı yapıyor ve semptomlar fazla ise operasyonla çıkarmayı tercih ediyoruz. Operasyon giriş yolumuz ve yöntemimiz tümörün yerine göre değişmektedir. Bazı tümörleri çıkartmak için oldukça kolay ve kısa bir operasyon yeterli olurken, bazen mikroşirürji ile zahmetli operasyonlarda gerekebiliyor. Maltepe Tıp Fakültesinde gerekli yoğun bakım şartlarımız, ekibimiz, alet ve donanımımız bizim bu cerrahi mikroskoplarla kritik operasyonları yapmamıza olanak sağlıyor. Eğer tümör diğer yapılara yayılmışsa onlarında çıkarılması gerekebiliyor ama daha önce dediğimiz gibi sonuçlar genelde yüz güldürücü oluyor ve hastanın şifasıyla sonuçlanıyor. Önemli olan bu tömörün zamanında, erken saptanabilmesidir. Beyin tümörü tanısının insanları ne kadar korkuttuğunu, endişelendirdiğini biliyoruz. Meninjiom isimli bu tümörün diğer kötü huylu tümörler kadar korkunç olmadığını ve uygun tedaviyle hastanın normal yaşamına devam edebileceğini bilmesi önemlidir.”

    Doçent Doktor ALPER KARAOĞLAN

  • Bel fıtığı ve tedavi seçenekleri

    BEL FITIĞI

    Sırtımızda hemen hemen boyun bölgesinden başlayıp kalçamızdan daha aşağıya kadar uzanan ve omurilik kanalını oluşturan 31 adet omur vardır. Bu omurlardan beş tanesi fıtıklaştığı zaman sorunlar yaşanan bel bölgesinde bulunur. Bu omur kemiklerinin arasında hareketi kolaylaştıran, omurganın dayanıklı olmasını sağlayan ve darbelere karşı koruyucu görev yapan disk şeklinde özel bir bağ dokusu bulunur.

    Bu disk iç ve dış tabaka olmak üzere iki kısımdan oluşur. Dıştaki tabakanın yapısı bozulunca içte bulunan yumuşak tabaka dışarıya doğru taşar. Bu taşan (fıtıklaşan) kısım omurilik kanalındaki sinirlere baskı yapar ve bu sinirleri sıkıştırır. Bazen de bu fıtıklaşan bölgeden kimyasal maddeler salgılanır ve ağrı hissedilir. Bu şekilde ortaya çıkan hastalığa bel fıtığı denir.

    BEL FITIĞI KİMLERDE GÖRÜLÜR? KİMLER RİSK ALTINDA?

    Toplumun yüzde 80’inden fazlası en az hayatında bir kere bel ağrısı çekmektedir. Bu sebeple doktora başvuranların sayısı oldukça fazladır. Sıklıkla orta yaşlarda görülür fakat her yaşta ortaya çıkabilir. Oturarak çalışan ve de bunu yanlış bir sandalye üzerinde yapan kişilerde bel fıtığı görülme ihtimali yüksektir. Ağır yük kaldırmak zorunda olanlar, spor yaparken dikkatsiz davrananlar, egzersize ısınmadan başlayanlar, duruş ve oturma bozukluğu olanlar risk altındadır.

    Hemen hemen her hastalıkta risk faktörü sayılan sigara ve alkol kullanımı da bel fıtığını tetikleyebilir. Stresli ve huzursuz bir yaşamı olanların da bel fıtığına yakalanması muhtemeldir. Bu risklere ne kadar çok maruz kalıyorsanız bel fıtığı olma ihtimaliniz de o kadar fazladır.

    Bu faktörlerin yanında kalıtsal (aileden gelen) faktörleri de unutmamak gerekir. Ailesinde bel fıtığı olanlar risk altındadır.

    BEL FITIĞININ NEDENLERİ

    Bel fıtığının oluşmasında yapılan bilinçsiz ve düzensiz hareketler ile ağır yük kaldırmak önemli rol oynamaktadır. Çok hafif bir yük kaldırıldığında bile bel fıtığı ortaya çıkabilir. Örneğin; eğilerek bir şey kaldırdığımızda bu yük sırtımızın her bölgesine eşit olarak dağılmaz. Düzensiz dağılan yük de bel fıtığı oluşumuna neden olur.

    Bir diğer neden ise bu disklerin beslenmesinin bozulmasıdır. Yaşımız ilerledikçe bu diskleri besleyen damarlar ve diskteki su miktarı azalır. İçindeki su miktarı azalan ve yeterince besin alamayan disk küçülür. Bu yüzden iki omur arasındaki mesafede azalmış olur. Bu olumsuzluklarla beraber beslenmesi azalan dolayısıyla da oksijen miktarı azalan diskte bir de fiziksel hareketlerden kaynaklanan bozulma görülür. Diskteki hücre sayısı da azalır.

    Bu etkilerden dolayı kişinin yaptığı yanlış bir hareket sonrasında içteki kısım dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur.

    BEL FITIĞI KENDİNİ NASIL BELLİ EDER?

    Bel fıtığının en büyük belirtisi belde ve bacakta oluşan ağrıdır. Hasta doktora gittiğinde belimin ağrısı bacağıma vuruyor der. Ama sadece bel veya sadece bacak ağrısı da olmuş olabilir. Bacakta uyuşma, güç kaybı görülebilir. Ayrıca daha önce yaptığı hareketleri yapmada zorlanma, hareket kabiliyetinin kısıtlanması ve yürürken topallamak görülebilir.

    Bel fıtığının daha ilerlemiş ve şiddetli şekillerinde cinsel bozukluklar, idrarını ve büyük abdestini yaparken zorlanmak ya da idrarını tutamamak görülebilir. Bacaklarda felç oluşabilir ya da bacağın hissetmesi azalabilir.

    TEŞHİS NASIL KONUR?

    Her bel ağrısı bel fıtığı değildir. Kanser, romatizma, bel kayması, spor yaparken belini incitmek gibi birçok sorun bel fıtığı gibi belirtiler verir. Bu yüzden teşhis koyarken dikkatli olmak gerekir. Bel fıtığı teşhisinde MR önemli bir yer tutmaktadır. Bu yöntemle sorunun nerde ve hangi dokuda olduğu kolaylıkla tespit edilebilir. Ayrıca bilgisayarlı tomografi kemiğin durumunu daha iyi ortaya koyduğu için tercih edilebilir. Bu görüntülerin, yapılan tetkikler ve klinik testler sonucu desteklenmesi gerekir. Çünkü görüntüyü yorumlarken yanlış yapmak tedaviyi de etkiler.

    BEL FITIĞI TEDAVİSİ

    a)Başlangıç Safhası: Bel fıtığın tedavisi fıtıklaşmanın, yani disk dediğimiz elastiki maddenin bacağa giden sinirlere yaptığı basının derecesine bağlıdır. Eğer sadece bel ve bacak ağrısı mevcut, herhangi bir uyuşukluk, güç kaybı, hareket kısıtlılığı yoksa bel fıtığı başlangıç safhasında demektir. Bu halde hastaya kas gevşetici ilaçların verilmesi, yatak istirahati ve belini zorlayacak hareketlerden kaçınması önerilir.

    b)Bel Fıtığı İlerlerse: Eğer yukarıdaki önerilere, istirahata ve kas gevşetici ilaçlara rağmen hastanın şikayetleri devam ediyorsa fizik tedavi uygulanabilir. Fizik tedavi mutlaka bir uzmanın denetiminde olmalıdır. Fizik tedavi sırasında ilk bir kaç gün ağrılarda artma olabilir, ama hasta fizik tedavi uzmanının önerdiği sürece tedaviye devam etmelidir Eğer yapılan tüm tedavilere rağmen hastanın ağrıları geçmemiş ise nükleoplasti metodu uygulanabilir. Nükleoplasti ileri dereceye ulaşmamış bel fıtıklarında fıtıklaşmış diske röntgen altında bir iğne ile girilerek radyofrekans dalgalarıyla diskin ısıtılması, diskin içindeki sinirlerin harap edilmesi ve diskin içinde boşluklar açarak fıtığın çökmesi esasına dayanır. Nükleoplasti tek seans olarak, lokal anestezi altında hasta uyumadan ameliyathane şartlarında yapılır ve hastanede yatma gerektirmeden uygulanan bir metottur. Herhangi bir riski yoktur, ama fıtığı tamamen yok etmesinin garantisi yoktur ve başarı yüzdesi çok yüksek değildir. Lazerle diskektomi de nükleoplastiye benzer bir metottur.

    c)Ameliyat Gerektiren Durumlar: Fizik tedaviye rağmen hastanın ağrıları devam ediyorsa veya geriletilmeyen bir güç kaybı, bacakta incelme, idrar tutamama varsa, dayanılmaz ağrılar mevcutsa veya MR filmlerinde diskten bir parça koptuğu tespit edilirse çözüm cerrahi müdahaledir. Ameliyatla omurilikten çıkan sinirlere olan mekanik bası giderilmelidir. Eğer cerrahi müdahale yapılmaz ve sinire bası devam ederse hastada idrarını tutamama, seksüel gücün kaybı, ayaklarda kuvvetsizlik gibi sorunlar gelişebilir. Maalesef halk arasında ameliyat olursam sakat kalırım, uzun süre yataktan kalkamam, korse takmak zorunda kalırım veya fıtığım tekrarlar, tekrar ameliyat olurum gibi inanışlar mevcuttur. Ama mikrocerrahi sayesinde bu tip korkulara gerek kalmamıştır.

    BEL FITIĞINDA AMELİYAT YÖNTEMLERİ

    Bel fıtığı ameliyatlarındaki amaç fıtıklaşan diskin temizlenesi ve sinir üzerindeki basıyı kaldırmaktır.

    Açık diskektomi: Genellikle genel anestezi altında gerçekleştirilir. Hasta yüzüstü yatar pozisyondayken gerçekleştirilir. Uygulama fıtık bölgesinin üstündeki ciltte açılmış yaklaşık 3-5 cm’lik bir kesiden yapılır. Kas dokusu etkilenmiş diskin üstündeki kemiklerden sıyrılır, ekartör denilen cerrahi alet ile kas ve deriyi cerrahi bölgeden uzaklaştırır ve böylece cerrah, omurga ve diski görebilir. Daha iyi bir bakış açısına sahip olabilmek için kemik ve ligamentler ortadan kaldırılabilir, böylece sinir kökünü zedelemeden bombeleşmiş, bozulmuş diske erişim sağlanmış olur. Cerrah diski ve diğer çevreleyen yapıları, disk duvarından çıkıntı yapan disk parçalarını ortadan kaldırılır. Günümüzde çok tercih edilen bir yöntem değildir.

    Mikrodiskektomi: Bu işlem sıklıkla belden aşağısında bölgesel anestezi şekli olan Epidural Anestezi veya genel anestezi ile operasyon mikroskopuyla cerrahi alanı 20 ila 40 büyütme altında yapılır. Daha küçük kesi yapılır(yaklaşık 1-1.5 cm), kas dokusu daha az sıyrılır ve daha iyi görüş sağlanır. Bu da hastanın ameliyat sonrası döneminin daha rahat ve ağrısız geçmesine neden olur. Daha az kas dokusunu ekarte ederek ameliyat yapmak, ameliyat sonrası kas spazmının ve ağrının daha az almasını sağlar.Ameliyatta kullanılan mikroskop ise dokuların daha büyük, 3 boyutlu ve çok ayrıntılı tanınmasını sağlayarak komplikasyon olasılığını azaltır. Damarlar ,sinirler ve disk çok daha net görülür,Damar ve sinir gibi dokulara zarar verme ihtimali çok düşüktür,Mikroskop altında bası etkisi olan diskin temizlenmesi daha güvenlidir.Kesi yeri daha sonra içten dikişle kapatılır ve üzerine küçük bir pansuman yapılır.Mikrodiskektomi Günümüzde en güvenli ve etkili yöntem olarak kabul edilmektedir.

    Tam endoskopik bel fıtığı ameliyatı: Bel bölgesinde orta hattan veya yan taraftan girilerek yapılır. Endoskopik girişimde diğer yöntemlerden daha küçük bir cilt kesisi kullanılır. Endoskobik bel fıtığı ameliyatı 1cm’lik bir kesiden fıtıklaşmış disk alanına sokulan 4 mm’lik bir endoskop yardımıyla ekrandan cerrahi saha görülerek gerçekleştirilir. Ameliyatlar lokal ve epidural anestezi altında gerçekleştirilebilir. Ancak her fıtığın bu yöntemle ameliyat edilmesi mümkün değildir.

    BEL FITIĞINDAN KORUNMAK İÇİN NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?

    Sağlığımızın kıymetini ancak onu kaybettikten sonra anlıyoruz. Fakat önemli olan hastalığa yakalanmadan önce gerekli olan tedbirleri alarak bel fıtığına yakalanma riskini en aza indirmektir. Bunun için hiç bir zaman ağır yük kaldırmamaya özen göstermek gerekir. Vücudun yapısına ters gelen hareketlerden kaçınmalıyız. Beli kullanarak eğilmek yerine çömelip yani dizlerimizi kırıp eğilmek gerekir. Bir yerden bir şey alırken olabildiğince alacağımız cisme yaklaşmak gerekir. Uzanarak bunu denemek yanlıştır.

    Hareketsiz bir yaşam tarzından kaçınmamız lazım. Bel kaslarını güçlendirici egzersizler (sağlıklı iken yapılan) çok faydalıdır. Fakat bunları yapmak bel fıtığı olmayacağımız anlamına gelmez. Genetik faktörler, kişiye ait durumlar da bu hastalığın oluşmasında rol oynar.

    Hastaya yapılacak öneriler şunlardır:

    · Hasta kesinlikle bir iki kiloyu aşan ağırlıkları kaldırmamalıdır.

    · Öne ve yanlara doğru eğilme, belin bükülmesi yasaklanır. Eğer yerden bir şey alınacaksa hastanın çömelerek alması söylenir.

    · Hastaların otururken belinin arkasına bel boşluğunu yok edecek şekilde bir yastık koymaları ve yirmi dakikadan fazla oturmamaları önerilir. Eğer hastanın mesleği gereği uzun süre oturması gerekiyorsa her yirmi dakikada bir yürümesi önerilir.

    · Hastanın yukarıya doğru uzanması yasaklanır. Yukarıdan bir şey alacaksa bir sandalye veya merdivenin üstüne çıkıp alması söylenir.

    · Hastaya belini daima sıcak tutması, açık pencere veya havalandırma önünde durmaması hatırlatılır.

    · Bel ve bacak ağrısı olan hastalar mutlaka stresten kaçınmalıdır. Stres ağrıyı arttırmak yanında bel fıtığının ilerlemesine de yol açabilir.

    · Hastanın evde kaldığı süre içinde yatak istirahatı yapması önerilir. Çok sert zeminlerin sanıldığının aksine zararları daha fazladır. Kaliteli bir yaylı yatakta ve hastanın kendince en rahat edebildiği pozisyonda yatması daha uygundur.

  • Bel fıtığı ve gebelik

    Toplumumuzda genel olarak spor yapma alışkanlığının azlığı veya bilinçiz spor yapılması nedeni ile özellikle bayanlarda bel fıtığı sık görülmektedir.

    Bel fıtığı, beldeki omur kemikleri arasında bulunan ve bir amortisör gibi görev yapan etrafında koruyucu bir bant ve ortasında jel kıvamında bir madde bulunan disklerin, herhangi bir zorlanmayla veya ters bir hareket sonrasında fıtıklaşması sonucu ortaya çıkan bir rahatsızlıktır. Fıtıklaşma, disklerin içindeki jöleye benzer sıvının dışarı çıkması ve omuriliğe veya sinirlere baskı yapmasıyla olmaktadır.

    Hamilelik sırasında anne karnındaki bebek büyüdükçe omurga üzerine bir yük oluşturur ve bu yük vücudun ağırlık merkezini değiştirir. Omurga bu yeni dengeye göre şekil almaya ve pozisyonlanmaya başlar ve bu da zamanla ağrıya neden olabilir.

    Bel fıtığı kendisini nasıl gösterir?

    Özellikle vücut ağırlığının bel bölgesine binmesi sonucunda belden başlayıp ayaklara kadar uzanan ağrı olması durumunda fıtıktan şüphelenilir.

    Teşhis nasıl konur?

    Öncelikle bir beyin cerrahi tarafından dikkatli ve ayrıntılı bir nörolojik muayene yapılmalıdır. Doğru ve yeterli bir muayene tek başına teşhisin büyük ölçüde konmasına yardımcı olur. Ancak muayene doğrultusunda bel fıtığından şüphelenilirse MR çekilmelidir.

    Gebelikte MR çekilebilir mi?

    MR’ın gebelik üzerine bilinen olumsuz bir etkisi yoktur. Gerek görülürse güvenle çektirilebilir. Ancak yine de organların oluşumunun tamamlandığı ilk 3 ay çok mecbur kalınmadıkça çekilmez.

    Gebelikte bel fıtığı tedavisi

    Bel fıtığının tedavisi beyin cerrahisi uzmanları tarafından planlanır. Eğer hamilelik ile beraber bel fıtığı belirtileri çok ağır seyrediyor, günlük hayat kalitesini çok bozuyorsa bebeğe hiçbir zarar vermeyen tedaviler seçilmelidir. Bel fıtığı önlem alınmaz ve ileri derecede sinir baskısına sebep olur ise, idrar kaçırma, büyük tuvalet yapamama ve ciddi kas güçlüklerine neden olabilir.

    Bu tedavilerin başında istirahat, chiropractic, manuel terapi ve diğer doğal tedaviler gelir. Hasta doktor kontrolünde mümkün olduğunca rahatlatılarak fıtığın daha fazla ilerlemesine engel olacak tarzda tedbirler alınmalıdır.

    Genellikle istirahat, ağrı kesici ilaçlar (parasetamol) ve lokal steroid enjekiyonu gibi tedavilerle hastanın rahatlaması sağlanabilir. Ancak çok nadiren acil durumlarda ve zorunlu hallerde bel fıtığı ameliyatı gebelik sırasında da uygulanabilmektedir.

    Hamilelik döneminde istirahat
    Genel olarak ameliyat gerektirmeyen bir bel fıtığı hastasında istirahat tedavinin en önemli parçasıdır. Bel fıtığı bulunan ağrılı bir hamile hasta öncelikle mutlaka yatak istirahatine alınmalıdır. Çünkü hamilelerde kullanılabilecek ilaç sayısı bebeğe olan muhtemel risklerden dolayı oldukça sınırlıdır. Buna ek olarak gebe bir hasta günlük hareketlerine çok dikkat etmeli, belin ve omurganın doğru kullanımına dikkat etmeli ağır, ters ve ani hareketlerden kaçınmalıdır.

    Hamilelik döneminde bel fıtığına yönelik önlemler

    Spor olarak yüzme ve yürüyüş yapılabilir.
    Ağrı varsa, hamileler için üretilen özel korseler kullanılabilir.
    Ağır kaldırmamak gerekir.
    Yüksek yerlere uzanılmamalıdır.
    Çok derin ve yumuşak koltuklarda oturulmamalıdır.
    Sürekli hareketsiz kalınmamalıdır.
    Yatak rahat ve ortopedik olmalıdır.

    Otururken bel bölgesine yastık ile destek verilmelidir.
    Beslenmeye dikkat edilmeli ve aşırı kilo alımından kaçınılmalıdır.
    Devamlı ayakta kalınmamalıdır.
    Alçak topuklu ortopedik ayakkabı ve terlikler giyilmelidir.
    Doktorun önerdiği egzersizler yapılabilir.
    Hamileliğin son haftalarında yataktan kalkarken yardım istenmelidir.
    Stres ve gerginlikten uzak durulmalıdır.

    Bel fıtığı olan bir hamilenin doğum şeklinasıl olmalıdır?
    Bel fıtığı olan bir hamilenin doğum şekli, kadın doğum uzmanı ve beyin-sinir cerrahının birlikte aldığı karar ile yapılmalıdır. Genelde hafif seyreden rahatsızlıklarda normal doğum gerçekleştirilmektedir. İlerlemiş bel fıtıklarında ise sezeryan yapılması daha uygun olacaktır.

    Bel fıtığı ameliyatı sonrasında hamile kalmak
    Ameliyattan sonra gebe kalmak ve doğum şekli (sezaryen/normal doğum) konusunda mutlaka ameliyatınızı yapan beyin cerrahisi (nöroşirürji) uzmanının önerilerini almalısınız. Kontrol altında olmak ve önerilere uymak koşuluyla bel fıtığı ameliyatından belli bir süre sonra (bu hastadan hastaya değişebilir) herhangi bir sorun yoksa gebe kalınmasında bir sakınca yoktur. Doğru ve iyi bir bel fıtığı ameliyatı gebe kalmaya engel değildir.

    Gebelikte bel fıtığınız varsa aşırı kiloya dikkat!
    Gebelikte aşırı kilo almak disklerdeki yükü artırmaktadır. Bu sebeple hamileliğin ilk aylarında hafif egzersizler yapmak ve ani hareketlerden kaçınmak anne adayına büyük avantajlar sağlar. Ancak hamilelikte mevcut bir bel fıtığı varsa zaman zaman bel ağrısına neden olabilir. Ancak özellikle bacağa yayılan ağrı olması durumunda mutlaka beyin ve sinir cerrahisi uzmanına muayene olunmalıdır.

    Op. Dr. Mehmet Sabri Gürbüz

    Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı

  • Karpal tunel sendromu!!

    El içine giden median sinirin bilekte karpal adı verilen ligaman altında sıkışması sonucu bilek ve elde ağrı, elde ve kolda özellikle geceleri olan uyuşma, el becerisinde azalma, gibi bulgular oluşturan hastalıktır. Karpal Tunel Sendromu (KTS) en sık görülen tuzak nöropatisi olup genel popülasyonun %1’inde, yetişkin popülasyonun %2’sinde, el bileğini tekrarlayan hareketlerle sık kullanan kişilerde ise yaklaşık %5 oranında görülmektedir. Kadınlarda erkeklere nazaran %2-5 daha fazla oranda görülmektedir. 55-65 yaş arası bayanlarda sıklıkla dominant elde, olguların %10’unda ise iki taraflı görülmektedir.

    Olguların çoğunda neden belli değildir. Olguların %5-10’unda geçmişinde bilek bölgesinin travması vardır. Mesleki nedenlerden oluşan tekrarlayan mikrotravmalarda diğer nedenlerdendir. Bununla birlikte Romatoid artrit, Kronik böbrek yetmezliği, Dibetes Mellitus, Gut hastalığı, Amiloidoz vb bir çok sistemik hastalıktan ve bilek bölgeside görülen tümörlerden dolayıda oluşabilir.

    Hastalar genel olarak orta yaşlı bayanlar olup, elde ve bilekte yanıcı ağrı, küçük parmak dışındaki tüm parmaklarda uyuşukluk şikayeti vardır. Erken bulgular olan gece ağrıları, ve uyuşmaları hastayı uykusundan uyandırır, hasta elini yukarı kaldırarak veya sallayarak ağrısını azaltmaya çalışır. Ağrı sıklıkla dirseğe, bazen omuza kadar yayılabilir. Zamanla el sıkma ve kavramada güçsüzlük meydana gelir. Geç bulgular günler içinde gelişen baş parmağa giden kaslarda (Tenar bölge) erime ve başparmakta avuç içine doğru harekette güçsüzlüktür.

    Tanı koymada en sık EMG denilen elektrofizyolojik bir test kullanılır. En sık karıştığı hastalık boyun fıtığı yani servikal disk hernisidir. Karpal tunel sendromunun iki türlü tedavisi vardır. Bunlardan birincisi hafif olgularda ve EMG de patolojisi olmayan hastalarda konservatif tedavidir. Bunlar belirli aktivitelerden kaçınma, bileklik kullanma, meslek ve günlük yaşam aktivitelerinin düzenlenmesi, ilaç tedavisidir. İleri olgularda ve EMG patolojilerine rastlanan hastalarda ise cerrahi tedavi uygulanmaktadır. Cerrahi tedavi yöntemleri açık cerrahi teknikler ve kapalı cerrahi teknikler olarak ikiye ayrılır.

    Kaynaklar

    1- Türk Nöroşirürji Derneği Kitapları Temel Nöroşirürji Kitabı