Yazar: C8H

  • Boyun fıtığı ve önemli anatomik yapılar

    Boyun fıtığı günlük beyin cerrahisi yaşantımız içinde çok sık karşılaştığımız bir sorun. Beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olarak biz de, hastayı muayene ederek ve sonrasında görüntüleme yöntemlerini kullanarak (magnetik rezonans (MR), bilgisayarlı tomografi (BT), direk grafi) tanı koymaya çalışırız. Cerrahi tedavi kararını hastayı belirli kriterlere göre değerlendirdikten sonra karar veririz. Eğer olası ise her zaman cerrahi dışı tedavi yöntemlerini seçmeye özen gösteririz. Burada söz etmek istediğim cerrahi tedavi kararı verdiğimde hastalarımın bana çok sık sordukları, ‘Boyun fıtığı ameliyatı gerçekten çok tehlikeli mi?’ sorusuna yanıt vermek.

    Boyun fıtığında ameliyatın önden veya arkadan mı yaklaşımla yapılması kararında, boyun fıtığının yeri, cerrahın deneyimi gibi faktörler önemli etkendir. Önden yapılan yaklaşım için genellikle boynun sağ tarafı kullanılır. 4 cm’lik yatay kesi yapılması ardından ciltaltı dokusu, onun hemen altındaki yüzeyel kas tabakası geçilir ve boyun kasları arasından şah damarıgörülene kadar ilerlenir. Omurgaya ulaşmak için özel ekartörlerle şah damarı dış tarafa,yemek ve soluk borusu iç tarafa alınarak boyun omurgası ön kısmına ulaşılır. Yine bu aşamada sağ ses telinin hareketini sağlayan sinir ve göz bebeği büyüklüğü ile göz kapağı hareketini ayarlayan sinirkavşağına yakın olarak çalışılır. Tüm bu önemli anatomik yapılar, her aşamada özenle koruma altına alınır. Ameliyat uzun sürecekse her yarım saatte bir ameliyat sahasının görmemizi sağlayan ekartör dediğimiz ayraçları gevşetmek; dokuların uzun süreli bası altında kalmasını önler ve normal kanlanmasını sağlamış olur. Ameliyat yapılacak omurlar arasını saptamak için ameliyat sırasında röntgen çekilir ve ameliyat yeri teyit edilir. Ardından ekartörler yerleştirilir. Ameliyatın bu aşamadan sonrası mikroskop altında yapılan mikrodiskektomi işlemidir. Bu yaklaşımda boşaltılan disk materyali yerine komşu iki omuru sabitlemek amaçlı protezler veya kemik konulur. Sonrasında son 1 kez röntgen ile ameliyat mesafesi kontrol edilir ve kanama kontrolü ardından kesi yeri dikiş alınmasına gerek kalmayacak şekilde kapatılarak operasyon sonlandırılır. Boyun fıtığında arkadan yapılan ameliyat daha sınırlı sayıdadır. Eğer fıtık orta hatta değil ve omurilikten çıkan sinir kökünün omurilik kanalını terketmek üzere girdiği kanalın ağzındaysa o zaman arkadan yaklaşım önerilebilir.

    Sonuç olarak, önden girişimle yapılan boyun fıtığı ameliyatında çok önemli anatomik yapıların arasından ameliyat yapılacak yere ulaşılması gerekiyorsa da, bu yapıların özenle korunması sonucu komplikasyon oranları çok düşüktür. Cerrahi karar verildiğinde beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olan hekiminiz size her türlü olasılığı daha detaylı anlatacaktır. Yıllar içinde edindiğimiz deneyim, hekim-hasta işbirliği ile hastanın hekimine olan inancının cerrahi süreci her zaman çok olumlu etkilediği yolundadır. HEKİMİNİZE GÜVENİN.

    Sağlıkla kalın…

  • Eyvah !! Bel fıtığı ameliyatından sonra nüks oldu !!

    Bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanı olarak en sık karşılaştığım sorulardan biri: Bel fıtığı ameliyatı olsam nüks olasılığı var mı?. Aynı zamanda hastalarımızın bir çoğunun ameliyat kararı almasında gecikmeye neden olan kaygılardan birisi bu soru. Cevabı ise: Evet nüks olabilir. Ama dikkat edin nüks OLUR demiyorum, OLABİLİR diyorum. Bu süreci etkileyen bir çok faktör var. Fıtıklaşmış dokunun geniş bir yırtık alanından dışarı çıkmış olması, obezite, sigara kullanım alışkanlığı, ağır iş yükü, bel sağlığını korumaya özen göstermeyen yaşam tarzı ve bazı genetik doku hastalıkları. Genel olarak bel fıtığının nüks olasılığı için %8-12 arası bir değer kullanılıyor olmasına rağmen, bel fıtığının MR görüntülerine göre yapılan bazı sınıflamalarda nüks olasılığının %25’e kadar çıktığı bir grup da söz konusudur.

    Ancak burada değerlendirmemiz gereken en önemli etken şu: Hastanın ameliyat gereksinimi mutlaka varken, ameliyatın nüks riski nedeniyle ertelenmesi veya yapılmaması ne derece doğru? Bacakta ve ayakta kuvvet kaybı varsa, hatta sfinkter kusuru dediğimiz idrar ve gaita kaçırma söz konusu ise beklemek kalıcı hasar oluşumuna neden olabiliyor. Bir başka sorun da bunların hiçbiri olmasa da; tutucu tedavi dediğimiz ilaç tedavisi ve yatakta dinlenmeye rağmen hastanın iş ve sosyal yaşamını etkileyen ağrının varlığı. Ağrı bazen hastanın yaşamını çok etkileyen ve o kadar dayanılmaz düzeyde oluyor ki, ameliyat ile hastanın yaşam kalitesini artırmak tek çözüm olarak kalabiliyor.

    Nüks etmiş hastalarda bir diğer karar verilmesi gereken konu ise: Her nüks etmiş hastaya füzyon dediğimiz halk arasında ise bel omurlarına vida konması denilen ameliyatın yapılması gerekliliği var mı? sorusu. Bunun da bilimsel cevabı, hastada ameliyat yapılmış bölgedeki omurlarda kayma eğilimi olup olmaması. Bunu saptamak için özel teknikle çekilmiş röntgen tetkikleri, bazen de bel omurlarının tomografisini kullanmamız gerekebiliyor. Bu testlerin sonucunda kayma eğilimi görmez isek hastamıza ilk ameliyatta yaptığımız gibi standart mikrocerrahi teknikle yapılan bel fıtığı ameliyatını öneriyoruz.
    Sonuç olarak hastalarımıza söylemek istediğim, bel fıtığı ameliyatı sonrası herhangi bir dönemde nüks ile karşılaşırsanız: Panik yapmayın !! Çözüm üretmek her zaman olası.

    Sağlıkla kalın…

  • Trigeminal nevralji nedir? Nasıl tedavi edilir?

    Trigeminal nevralji, direkt olarak beyinden çıkan 12 çift sinirden beşincisi olan “trigeminal sinir”in tutulduğu, çok şiddetli ağrılarla seyreden bir hastalıktır. Trigeminal sinir, yüzün yarısının sıcak, soğuk, acı, dokunma gibi duyularını hissetmemizi sağlayan sinirdir. Alt çene, üst çene ve göz bölgesine giden üç dalı vardır. Bunların birincisi, göz çevresinde, ikincisi, üst çene ve yanak bölümünde, üçüncüsü ise alt çeneye dağılan sinirlerdir ve bu sinirlerden beyne ileti gider. Ayrıca üçüncü sinir dalı, çiğneme kaslarının hareketlerini de kontrol eder. Trigeminal nevralji de en fazla üçüncü ve ikinci sinir dalları tutulur ve birden fazla dalın aynı anda tutulduğu ağrılarda olur. Genellikle 30 yaşından sonra ve çoğunlukla kadınlarda görülür.

    Trigeminal nevraljinin en sık sebebi sinirin komşuluğundaki damarsal oluşumlardaki yapısal farklılıklar ve bozukluklardır. Bunun yanı sıra kemik yapıdaki farklılıklar, kafa içindeki iyi veya kötü huylu kitleler de trigeminal nevralji nedeni olabilirler. Hastayı, günlük aktivitelerini, hatta yaşamsal işlevlerini dahi yapamaz duruma getirebileceğinden en kısa sürede tanının konması ve tedavi edilmesi gereken ciddi bir rahatsızlıktır.

    Ağrı, trigeminal sinirin yayıldığı yüz bölgesinde, kısa süreli (birkaç saniye ile bir-iki dakika arası), tekrarlayan, elektrik çarpması tarzındadır. Genellikle yüzün dış kısmında, ağız içinde ağrının başlamasını tetikleyen noktalar bulunur. Bu sebeple hasta bu bölgelere dokunmaz, dokundurtmaz; yüz yıkama, diş fırçalama, hatta yeme gibi işlevlerden kaçınır. Tıraş olmak, makyaj yapmak, konuşmak, gülümsemek ve yemek yeme gibi eylemler zorlaşır. Ağrı krizleri zaman içinde daha şiddetli ve daha sık hale gelir.

    Trigeminal nevralji, tedavisi olmasına rağmen geçmeyen bir hastalıktır ve tedavisi oldukça uzun sürer. Trigeminal nevraji tedavisinde ilaç tedavisinin yetmediği durumlarda cerrahi tedavi uygulanabilir. Hasta 50 yaşın üzerinde ise genellikle açık cerrahi uygulanır.

    Trigeminal nevralji tedavisinde girişimsel tedavi yöntemleri de uygulanır. Perkütan radyofrekans termokoagülasyon tedavisi, trigeminal sinir çevresine gliserol enjeksiyon uygulaması, perkütan balon tedavisi gibi girişimsel tedavi yöntemleri uygulanabilir. Bunların dışında yüz nevraljisi tedavisinde rehabilitasyon tedavileri, akupunktur tedavisi, elektrik stimülasyon (tens) tedavisi (sinirlerin elektrik akımı ile uyarılması), masaj tedavisi gibi alternatif tedavi yöntemleri de uygulanabilir.

  • Skolyoz (omurga eğriliği) nedir, kimlerde görülür?

    Skolyoz, omurganın göğüs veya bel bölgelerinde görülebilen, yana doğru eğriliğidir. Normal ve sağlıklı omurgada omurlar arkadan bakıldığında yukardan aşağıya yani boyun, sırt ve bel bölgelerinde düz bir hat şeklinde uzanır. Skolyozda ise omurlar sağa veya sola doğru yer değiştirir. Bu eğilmeler omurganın sadece bir bölgesinde olabileceği gibi birden çok bölgesinde ve farklı yönlerde de olabilir.

    Skolyoz daha çok ergenlik yaşlarında karşımıza çıkar ve erken dönemlerde müdahale edilmediği takdirde hem görüntü hem de kalp ve solunum sistemi üzerinde telafisi zor hasarlara yol açabilir. Omuz seviyeleri arasında eşitsizlik, bel çukurlarındaki çarpıklık, bel kemiğinde bir tarafın öne çıkıntı yapması, sırtta bir tarafta kemik kabarıklık (kürek kemiğinde tümsek görünümü), vücut dengesinde sağa yada sola kayma skolyozun belirtileridir. Uzun süre oturma veya ayakta durma sonucunda omurgada yorulma olabilir. Bağların zorlanması sonucu devamlı ağrı duyulabilir. Omurga yana doğru eğildikçe, dengeyi koruyabilmek amacıyla, ters yöne doğru ikinci bir eğrilik oluşabilir. Omurgadaki ilk eğrilik ne kadar büyük ise, büyüme tamamlandıktan sonra durumun daha da ilerleme ihtimali o kadar fazladır.

    Skolyoza neyin sebep olduğu tam olarak bilinmiyor. Toplumda yaklaşık %2 ila 4 oranında görülen skolyoz doğuştan gelebileceği gibi, çocukluk ve erişkinlik çağlarında da oluşabiliyor. Skolyoz kız çocuklarında 10 kat fazla görülüyor. Doğuştan olabileceği gibi, çocuk felci, beyin felci ya da kas erimesi gibi hastalıklara bağlı da olabilir. Ailesel yatkınlığın neden olabileceği düşünülüyorÖzellikle 10 yaş civarlarında skolyozun erken teşhisi, tedavi süreci için büyük önem taşıyor.

    Çeşitli sağlık sorunlarına da yol açabilen skolyozun tedavisi için korse tedavisi ve cerrahi seçenekler kullanılıyor. Ameliyat korse tedavisi ile durdurulamayan veya hekime müracaatlarında yüksek eğrilikleri olanlarda uygulanır ve birçok hastada tama yakın düzelme sağlanır.

  • Mikrodiskektomi (mikroskop kullanılarak yapılan bel fıtığı ameliyatı)

    Mikro cerrahi, çıplak gözle bakıldığında zor görülebilen çok küçük olan yapıların özel ameliyat mikroskobunun altında büyütülerek ve çok ince aletler kullanılarak ameliyat edilmesine verilen addır. Bu yöntem sayesinde çıplak gözle çok zor görülebilen iplik ve iğne kullanılarak çapı 1 mm’den daha küçük olan damar ve sinirler daha rahat ameliyat edilebilir.

    Bel fıtığında mikro cerrahi ise, hasta kişilerin iyileşme oranlarını ve hastanede kalma sürelerini en aza indirilmesi sayesinde, bel fıtığı ameliyatlarında en çok başvurulan yöntemdir. Mikro cerrahi yöntemi sayesinde 1,5-2 cm’lik bir kesi yapılmakta ve ameliyat sonrasında cilde dikiş atılmamaktadır. Ameliyatın gelişmiş mikroskoplar tarafından yapılması, ameliyat bölgesinde bulunan sinirlerin 25-40 kat arasında büyütülerek daha rahat görülmesini sağlamakta ve böylelikle sinirlerin zarar görme riskini sıfıra indirmektedir. Kişinin ameliyat sonrası daha rahat etmesi ve neredeyse hiç ağrı çekmemesine sebep olmaktadır.

    Bu yöntem ile ameliyat olan kişiler 8 ila 10 saat arasında ayağa kalkabilir ve tuvalet gibi ihtiyaçlarını yardımsız yapabilir. Kişi ameliyat olduğu gün taburcu edilebilir ve bir hafta içerisinde tekrar günlük yaşamına devam edilebilir. Cerrahiden sonraki ilk 4 hafta içinde uzun süre oturmamak, 5 kilogramdan ağır nesneleri kaldırmamak, aşırı eğilmemek ve gerilmemek gibi bazı kısıtlamalar getirilebilir.

  • Migren neden olur? Kimlerde görülür?

    Çoğunlukla ataklar halinde gelen bir baş ağrısı tipidir. Ataklar 4 saatten 72 saate kadar değişen uzunluklarda olabilir. Yaşam kalitesini en olumsuz etkileyen baş ağrısıdır. Eskiden “sadece bir baş ağrısı tipi” olarak görülen migren, artık başlı başına bir nörolojik hastalık olarak kabul edilmektedir. Bulantı, kusma, ışığa veya sese karşı hassasiyet baş ağrısına eşlik edebilir. Başlangıçta bir baş ağrısının migren mi, yoksa “sıradan” bir baş ağrısı mı olduğunu söylemek zor olabilir. Migren ataklarını diğer baş ağrılarından ayırabilen özellikleri şunlardır:

    Orta şiddette ya da şiddetli ağrı

    Bulantının eşlik etmesi

    Kusmanın eşlik etmesi

    Işığa ve sese duyarlılık

    Zonklayıcı, nabız gibi atan ağrı

    Ağrı asıl olarak tek taraflıdır

    Ağrı hareketle artar

    Psikolojik sıkıntılara da yol açabilir.

    Bazı kişilerde migren ağrısından önce 10-30 dakika sürebilen bir” aura “ (haberci) dönemi olur. Aura parlak ışık çakmaları, titrek, renkli zikzak çizgiler, kör noktalar ya da bir tarafta görme kaybı gibi görsel değişiklikleri içerebilir. Aura ayrıca kollar veya bacaklarda karıncalanma ya da uyuşmayı veya baş dönmesini de içerebilir. Migren kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Migren atağını tetikleyen durumlardan bir kaçı aşağıda sıralanmıştır;

    Stres & Yorgunluk: Çok üzüntü, sıkıntı, yoğun dönemler ya da dönem bitişindeki rahatlama, aşırı egzersiz

    Yiyecek & İçecekler: Eski peynir, katkılı şarküteri ürünleri, narenciye, kuruyemişler, şarap – bira gibi mayalı alkollü içecekler.

    Açlık: Öğün atlama, öğünün gecikmesi, az yeme.

    Uyku: Az yada fazla uyku. Uyku düzeninin ve saatinin değişmesi.

    Hormonal: Adet dönemleri, doğum kontrol hapı, menopoz ilaçları, geciktirici, ertesi gün hapı vd. hormonal ilaçlar.

    Çevresel Faktörler: Lodos, bulutlu kasvetli havalar, parlak ışık, ağır kokular, seyahat.

    Migren tedavisinde öncelikle kişinin uyku düzenine özen göstermesi, beslenme ve spor ile yaşam kalitesine dikkat etmesi, tetikleyicilerden uzak durması önemlidir. İlaç tedavisi, migren atak sıklığını ve şiddetini azaltmaya yönelik olarak “koruyucu/ önleyici “ ve atak sırasındaki ağrı, bulantı, kusma gibi yakınmalarının giderilmesine yönelik “atak tedavisi” olarak iki şekilde düzenlenir.

  • Kifoz (kamburluk) nedir? Neden olur?

    Omurgaya arkadan baktığımız zaman omurların birbiri üzerine diziliminden oluşan ve kafa ile leğen kemiğinin tam ortasından geçen bir izdüşümü olan düz bir kolon olduğunu görürüz. İnsan omurgasına yandan bakınca ise böyle bir düz hat olmadığını ve omurların her birinin birbirleri ile bir açı yaparak oluşturduğu fizyolojik birtakım eğrilikler olduğunu görürüz. Örneğin göğüs, sırt bölgemizde bir kifoz (kambur) varken bunu izleyen bel bölgemizde bir çukurluk vardır.

    Ğöğüs, sırt bölgesindeki kifoz, kişiler arasında çok geniş bir farklılık gösterir. Bazı insanlar kambur dururken bazıları daha dik durmaktadırlar. Bu kamburluğun normal olarak kabul edilen ölçüsel bir sınırı vardır ve bu sınır 20 derece ile 55 derece arasında değişmektedir.

    Kamburluk fark edilmeyecek kadar küçük bir eğrilik olabileceği gibi, kronik ağrı, his ve güç kaybı veya ileri derecede şekil bozukluğu ile de karşımıza çıkabilir. Kamburluk, sadece şekil bozukluğundan- şiddetli ağrı, akciğer ve kalp problemlerine kadar değişik derecelerde şikâyetlere neden olabilir. Ağrı, kamburluğun en fazla olduğu bölgede olur. İlerleyen kamburluklar sonrası omurilik bası altında kalırsa, bacaklarda güçsüzlük ortaya çıkabilir. Sırt bölgesindeki ileri derecede kamburluklar akciğerin yeterince genişlemesine engel olarak nefes darlığı yaratabilir. Aynı şekilde kalp fonksiyonları etkilenebilir.

    Nedenleri arasında doğuştan olabileceği gibi, romatizmal hastalıklar, kireçlenme, duruş ve oturuş bozuklukları sayılabilir.

    Kamburluk tedavisinde ilk seçilen yöntem genellikle cerrahi dışı yöntemlerdir. Tedaviye öncelikle ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, korse gibi yöntemlerle başlanır. Eğer altta yatan bir kemik erimesi yani osteoporoz varsa, öncelikle buna yönelik tedaviler yapılarak kamburluğun ilerleyişi yavaşlatılabilir. Ancak şiddetli ağrı, sinir basısına bağlı bacaklarda ilerleyen güç kaybı, kamburluğun zamanla ilerleme göstermesi veya hastanın görüntüsünü düzeltme isteği söz konusu olduğunda tek tedavi seçeneği ameliyattır.

  • Kanal darlığı (stenoz)

    Bel fıtığından sonra en sık görülen hastalıktır. Omurilik, omur gövdelerinin arkasındaki kanalda bulunan bir yapıdır. Başın hemen alt kısmından başlayarak aşağıya uzanır. Omurgada boyun, göğüs, bel ve sakral bölge olmak üzere 4 ayrı omur grubu vardır. Omurilik kanalı daralması daha çok bel ve boyun bölgesinde görülür.

    Omurilik kanalı daralması, omurların hemen arkasında yer alan omurilik kanalının çepeçevre daralarak, yukardan aşağı içinden geçen omuriliği çeşitli seviyelerde sıkıştırması ve beraberinde de sinir köklerine yaptığı basıya denir.

    Doğuştan veya yaşlanmaya bağlı gelişen kireçlenmeye bağlı olabilir. Omurlar arası disklerin yaşlandıkça su içeriğinin azalması, aşırı kilolu hastalarda faset eklemlerin içe doğru büyümeleri, omurlar arkası bağın kalsifiye olarak (kireçlenerek) omuriliği önden, omurilik arkasında yer alan sarı bağın kalınlaşarak arkadan bası yaratması bel omurilik kanalı daralmasında ana etkenlerdir.

    Boyun omurga kanalının darlığı; ellerde ve bacaklarda uyuşukluk, güçsüzlük, yürüme bozukluğu ile kendini gösterir. Hasta ince el işlerini yapamaz.

    Bel omurga kanalının darlığı; bu hastalarda yürürken bacaklarda uyuşukluk ve ağrı olabilir. Uzun mesafe yürüyemezler. Dinlenmek zorunda kalabilirler. Bu nedenle az hareket ederler. Genellikle orta yaş üstü hastalarda görülür.

    Kanal darlığının tedavisi cerrahi müdahale ( ameliyat) ile olur. İlaç ve fizik tedavi bir süreden sonra yetersiz gelir. Dar kanal hastalarının çoğunda ameliyattan sonra ağrılar azalmakta ve ameliyattan 6 ile 9 ay sonra tüm aktivitelerinde belirgin düzelme ve artış görülmektedir. Günlük aktivitelere ve normal bir yaşama dönülebilmesi için genellikle ameliyat sonrası bir egzersiz programına başlanır.

  • Epiduroskopi

    Omurgamızın arkasında, yukarıdan aşağıya uzanan omurilik ve sinirlerimizin yer aldığı bir kanal bulunmaktadır. Bu kanal içindeki omurilik ve sinirlerin etrafı dura adı verilen güçlü bir zarla çevrilmiştir. Bu güçlü zarın dış kısmına “epidural alan” denir. Epiduroskopi; ucu her yöne kıvrılabilen bir endoskop kullanılarak epidural mesafeye bakmak demektir.

    Fleksible, yani ucu her yöne kıvrılabilen fiberoptik endoskop ile bel bölgesindeki anatomi ayrıntılı olarak görüntülenerek video-kamera sistemi ile değerlendirilir, fıtıklara lazer uygulanarak, onların küçülmeleri sağlanır, yapışıklıkların mekanik olarak temizlenmesi sağlanır, sinir sıkışmaları düzeltilir ve ilaç enjeksiyonları yapılarak dokuların fizyolojik sağlıklarına tam olarak kavuşmaları sağlanır.

    Cerrahi gerektirecek kadar büyük olmayan ancak inatçı bel ve bacak ağrılarına neden olan bel fıtığı ve sinir sıkışmalarında uygulanır. Çoğunlukla fizik tedavi uygulamaları ve ilaç tedavilerinden fayda görmeyen bu hastalar için epiduroskopi en son geliştirilen yöntemlerden birisidir. Epiduroskopi, bel bölgesinde bir veya iki değil, daha fazla mesafede yaygın fıtıklaşmaları olan hastalarda başarı ile uygulanabilmektedir. Ayrıca, epiduroskopi ile daha önce bel bölgesinden ameliyat olmuş ancak şikâyetleri geçmemiş veya yeterince azalmamış hastalar da çok yarar görmektedir. Bu hastalardaki yapışıklıklar epiduroskopi ile açılır ve ameliyatın olumsuz etkileri giderilir. Kısa süreli bir yöntemdir ve yaklaşık 30 dk sürer. Yalnızca fleksible fiberoptik endoskop kullanıldığı için sinir ve damar yaralanma riski yok denecek kadar düşüktür. Girişimden 4 saat sonra hasta yürüyebilir ve günlük yaşamına dönebilir.

  • Boyun fıtığı (servikal disk hernisi) neden olur?

    Boyunda 7 adet omur bulunur. Yapıları itibariyle bel omurlarından tek farkları, daha küçük olmalarıdır. Her omurga arasında yastıkçık dediğimiz kıkırdaklar mevcuttur. Bu kıkırdak yapının yırtılarak, omurga içinde seyreden omurilik veya kola dağılan sinirlere baskı yapması donucu oluşan hastalığa boyun fıtığı denir. Başlangıçta boyun ağrısı ve kol ve el sinirlerinin bası altında kalması sonucu hastanın kolunda ağrı (Brakialji) olur. Zamanla yırtılan kıkırdak sinirlere baskı yaparsa kolda kuvvetsizlik, eğer omuriliğin kendisine de bası yaparsa tüm vücutta hareket kusurları ortaya çıkabilir. Hastalığın çok ileri dönemlerinde yatağa bağımlı hale gelir. Boyundaki değişiklikler beyine giden kan damarlarına da bası yapabilir. Bu durumda algılamada güçlük, odaklanamama, uyku bozukluğu, sabah yorgun kalkmak, kulak çınlaması, baş dönmesi ve görme kusuru gibi şikâyetler olabilir.

    Özellikle son yıllarda bilgisayar kullanımındaki artışla birlikte, boynun aynı pozisyonda uzun süre kalması sonucu boyun kaslarında güçsüzlük ve omurlar arasındaki omurda yıpranma sonucu boyun fıtıklarında artış görülmektedir.

    Tedavi

    İlaç Tedavisi; boyun ağrısının daha fazla olduğu durumlarda etkili olabilir.

    Fizyoterapi; ilaç tedavisinin etkili olmadığı ve boyun ve kol ağrısı orta şiddette ve güçsüzlük gelişmemiş olan hastalarda etkili olabilir.

    Cerrahi Tedavi; Mikrodiskektomi ile boyun fıtıkları ameliyat edilir. Disk mesafesine hastanın kendi kemiği (otogreft), dışarıdan kadavra kemiği (allogreft), kafes veya disk protezi (boyun hareketlerini korumak amaçlı) konulabilir.

    Mikrodiskektomi, Mikroskop altında yırtılan kıkırdağın tam olarak çıkartılabilmesi işlemidir. Ameliyat sonrası ağrı ve hareket kısıtlamasının olmaması, hastanın kısa sürede evine ve işine dönebilmesi, ameliyata bağlı doku hasarının, kan kaybının ve enfeksiyon riskinin en az olması açısından büyük avantajları vardır.