Herniyasyon derecesi basit bir fıtıklaşmadan nükleus pulposusun sekestrasyonuna kadar çeşitli spektrumda olabilir. Boyun fıtıkları boyun omurları arasındaki disklerdeki değişikliklerden kaynaklanır. Disk denilen yapının ortasında bulunan çekirdek, kendisini çevreleyen annülüsdeki yırtıktan çoğunlukla arkaya doğru fıtıklaşır. Bu fıtıklaşma çoğunlukla arka-yanlara doğru veya arka ortaya doğru olur. Arka-yana doğru olan fıtıklaşmalar kollara ve ellere giden sinir köklerine, ortada olan fıtıklaşmalar ise omuriliğe bası yapar. Omurilik basısına myelopati denir. C5-6 ve C6-7 disk seviyeleri en sık sinir kökü basısı semptomlarına yol açarken C4-5 ve C7-T1 lezyonları daha az sıklıkta görülür. C3-4 lezyonları ise çok seyrektir. Boyun fıtıkları yumuşak fıtık ve sert fıtık olarakda iki gruba ayrılabilir. Servikal disk hastalığı erişkin yaş grubunun problemidir. Sert fıtıklaşmalar ileri yaş grubu hastalarda görülür. Boyun fıtıklarında hastalar etkilenen bölgede keskin bir ağrı ve yanma hissi tanımlarlar. Etkilenen sinir köküne bağlı motor ve duyu kayıpları ile refleks kayıpları görülebilir. Hastalarda tipik olarak yaygın boyun ve kol ağrısı vardır. Ağrı sıklıkla bir kola yayılır ve genellikle kök tutulumuna işaret eder. Hastalar genellikle kollarını yukarıda ve baş arkasında tutma eğilimindedirler. Bu şekilde ağrı hafifler. Yine başın semptomatik taraftan uzaklaştırılması ağrıyı azaltır. Erişkinlerde sık rastlanan bir durumda omuriliğe bası yapmasıdır. Omuriliğe olan basının yeri ve şiddetine göre çeşitli belirti ve bulgular çıkabilir. Bacaklarda güç kaybı çok önemli bir belirtidir. Tanı için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) omurilik, sinir kökleri, disk mesafesi ve beyin omurilik sıvısı gibi yumuşak dokuların incelenmesinde oldukça önemli bilgiler verir. Boyun fıtıklarının tedavisinde konservatif tedavi (ilaç, boyun korsesi) ön plandadır. Özellikle radikülopatide konservatif tedavinin sonuçları yüz güldürücüdür. Fizik tedavide ayrıca düşünülebilir. Ağrının geçmediği olgularda, ileri veya ilerleyen nörolojik kötüleşme durumunda ameliyat düşünülmelidir. Omurilik basısı çok ciddi bir durumdur. Hastalar eğer ameliyat önerilmemişse çok yakından izlenmelidir. Cerrahi tedavinin temel hedefi basıya uğramış nöral yapının dekompresyonudur. Ancak servikal omurganın yapısıda tedavi planı yaparken göz önüne alınmalıdır. Özellikle lordozun bozulduğu durumlarda, kifotik deformitelerde, instabilitelerde dekompresyona ek olarak füzyon planlamasıda yapılabilir. Son dönemlerde gelişen disk protezleri ile servikal hareketin korunması amaçlanmaktadır.
Yazar: C8H
-
Bel fıtığı nedir ? Tedavisi hakkında
Belde omurgalar arasında yerleşmiş olan disk denilen yapının merkezindeki çekirdek etrafındaki kapsülün yırtılması ile çoğunlukla arkaya doğru yer değiştirir. Kayma eğer yanlarda sinir köküne basarsa bacak ağrısı ve bu sinire bağlı nörolojik kötüleşmeler görülür. Orta hatta sinirlere basarsa idrar, dışkı yapmada zorluk gibi daha ciddi sorunlar ile karşılaşılır. Bel fıtıklarının %90 dan fazlası L4- L5 veya L5- S1 seviyelerinde olur. L4-5 seviyesindeki fıtıklar L5 sinir köküne, L5-S1 seviyesindeki fıtıklar ise S1 sinir köküne basarlar. L5 sinir basısının ileri durumlarında hasta topukları üzerinde yürüyemez. En ağır durumda düşük ayak oluşur. S1 sinir kökü basıları ise ayak parmakları üzerinde yürümeyi engeller. Çoğu hasta konservatif tedavi denilen ilaç ve yatak istirahatinden yarar görür. Daha sonra fizik tedavi de uygulanabilir. Bazı hastalara enjeksiyonla ağrı tedavisi yapmak gerekebilir. Özellikle sinir kökü ağrısı olan hastalarda foraminal enjeksiyon ve faset ağrısı olan hastalarda faset enjeksiyonları yararlıdır. Her türlü tedaviye karşın ağrısı geçirilemeyen hastalarda, ileri veya ilerleyen nörolojik defisiti olan hastalarda ve idrar kaçırma-yapamama gibi sorunu olan hastalarda ameliyat gerekir. Mikrolomberdiskektomi ve endoskopik diskektomi bugün en fazla kullanılan cerrahi yöntemlerdir.
-

Beyincik sarkması belirtileri ve ameliyatı

Beynin arka bölgesinde beyincik dediğimiz yapının omurilik kanalına doğru sarkmasına beyincik sarkması denir. Bir diğer adı chari malformasyonu olan bu hastalık doğumsaldır. Yani sonradan oluşmaz ancak belirtileri yaş ilerledikçe ortaya çıkar.
Chari hastalığında belirtiler yavaş yavaş kendisini gösterdiği için teşhis edilmesi de çoğunlukla tesadüfen olur. Genellikle iyi incelenen boyun fıtığı MR’ında teşhis edilebilir. Belirtilerin ortaya çıkmasında sarkmanın boyutu da önemlidir. Bazı hastalarda hiçbir belirti göstermediği için doktora gitme gereksinimi duyulmaz. Sarkmanın boyutu tedavi sürecini de belirler.
Beyincik Sarkması Belirtileri
Beyincik sarkmasının belirtileri, sarkmanın etkilendiği bölgeye göre değişir. Bazen omuriliği, bazen beyin sapını, bazen de beyinciğin kendisini etkileyebilir. Eğer beyinciğin kendisini etkiliyorsa denge problemleriortaya çıkar. Baş dönmesi, bulantı ve kusma da diğer şikayetler arasındadır. Eğer omurilik etkileniyorsa kollarda ağrı, uyuşma, güçsüzlük görülebilir. Beyin sapı etkilendiğinde semptomlar daha ciddi olabilir. Yutma güçlüğünden uykuda solunum durmasına kadar gidebilecek durumlarla karşılaşılabilir. Tüm belirtileri maddeler halinde şu şekilde sıralayabiliriz:
Kollarda yanma tarzında ağrılar,
Ensede ağrı,
Kollarda uyuşma ve güçlük,
Sıcak-soğuk ayırt edememe,
Denge kaybı,
Baş dönmesi,
Bulantı ve kusma,
Yutkunma güçlüğü,
Uykuda solunum durması.
Beyincik Sarkması Ameliyatı
Beyincik sarkmasının tedavisi sadece ameliyat ile yapılabilir. Herhangi bir ameliyatsız tedavi yöntemi yoktur. Ancak sarkmasının boyutu küçükse ameliyata gerek duyulmaz, sadece takip önerilir. Genellikle 10 mm’nin üzerindeki sarkmalarda cerrahiye başvurulur.Tabi ki hastanın şikayetleri, klinik muayene bulguları ve kistik genişleme varlığı da göz önünde bulundurulur. Hekim ameliyata karar vermişse bu karar uyulmalıdır. Çünkü hastalığın ilerlemesi kişinin yatağa mahkum olmasına ve hatta hayatını kaybetmesine neden olabilir. Bu yüzden beyincik sarkması hastalığı ciddiye alınması gereken bir hastalıktır.
Beyincik sarkması ameliyatında mikrocerrahi yöntem tercih edilir. Bu sayede büyük kesiye gerek kalmaz, işin içine mikroskobun girmesiyle güvenli ve konforlu bir ameliyat gerçekleştirilmiş olunur. Baş ile ensenin birleştiği yerden küçük bir insizyonla girilir, orada bulunan kemik TUR cihazıyla genişletilir ve bölgenin rahatlaması sağlanır. Son teknoloji sayesinde risk oranı oldukça düşük, fayda oranı son derece yüksek bir operasyondur.
-

İyi huylu ve kötü huylu beyin tümörü ve ameliyatı

Küçük bir bebekten ileri yaştaki insanlara kadar herkeste görülebilen beyin tümörüen çok karşılaştığımız tümörlerden biridir. Birçok farklı türü ve sınıflandırması olduğu için çok fazla derinlere inmeden en önemli yerlerini aktarmaya çalışacağız. Bunun için de iyi huylu ve kötü huylu beyin tümörleri olarak ayırarak başlayalım.
İyi Huylu Beyin Tümörü (Menenjiom)
Öncelikle menenjiom, iyi huylu beyin tümörünün diğer adı değil, bir çeşididir. Ancak en çok görülen iyi huylu beyin tümörü çeşidi olduğu için eş anlamlıymış gibi anılır ve anlaşılır. Bunların da birçok türü ve yerleşim yeri mevcuttur. Genel olarak ele almak gerekirse baş ağrısı, sara nöbeti, konuşma bozukluğu, kol ve bacak güçsüzlüğü gibi semptomlarla seyreder. Bu yüzden “her baş ağrısıbeyin tümörünüz olduğu anlamına gelmez ama, başınız sürekli ağrıyorsa mutlaka doktora başvurun” diyoruz. Menenjiomlar beyni saran zarlardan gelişir. Bu yüzden büyümesi yavaştır. Küçük boyuttaki tümörler ameliyat edilmeden takip edilebilir. Büyük tümörler cerrahi yöntemle çıkartılır.
İyi Huylu Beyin Tümörü Ameliyatı
Eğer tümörün boyutu cerrahiyi gerektiriyorsa tümörün tamamının çıkarılması hedeflenir. Bazen bu tümörler bazı önemli yerlere yapıştığı için tamamen temizlenemeyebilir. Böyle durumlarda sık takip edilmesi gerekir. Beyin tümörü ameliyatı kafa cildinin ve ardından kafa tası kemiğinin açılmasıyla yapılır. Kafanın içi görüldükten sonra beyin zarının da açılmasıyla tümör bulunduğu yerden çıkarılır.
Kötü Huylu Beyin Tümörü
Kötü huylu beyin tümörü demek kanser hücrelerinin var olması demektir. Hızlı yayılım gösterirler. Bunları da beynin kendi kötü huylu tümörlerive beyne başka yerden atlayan tümörler (metastaz) olarak ikiye ayırabiliriz. Beynin kendi kötü huylu tümörleri kendisini genellikle glioblastoma multiforme dediğimiz türüyle gösterir. Maalesef tedavi şansı oldukça düşük bir tümördür. Beyne başka yerden atlayan tümörler ise genellikle akciğer, meme, prostat, mide, bağırsak ve böbreklerde bulunan kanserlerin beyne sıçramasıyla oluşur. Buna ”metastaz” denir. Hatta akciğer kanseri beyne atladıktan sonra belirti verir. Şikayetleri iyi huylu tümörlerdeki gibidir. Ancak daha şiddetlidir ve çok hızlı ilerler. İlk amaç hastanın yaşam kalitesini arttırmaktır.
-

Hipofiz bezi nedir?

Hipofiz, beynin alt tarafında bulunan, çeşitli hormonlar salgılayan ve vücudun diğer salgı bezlerini adeta orkestra şefi gibi yöneten fasulye büyüklüğünde bir bezdir. Hipofiz bezinden 8 farklı hormon salgılanır. Bu hormonlar vücuttaki diğer salgı bezlerinin de çalışmasını sağlar. Prolaktin (süt salgılayan hormon), büyüme, TSH (tiroid hormonu üretimini sağlar) ve ACHT (böbrek üstü bezini uyaran hormon) gibi önemli hormonların salgılanmasında görevi olan hipofiz bezi iyi huylu kistlere maruz kalabilir. Hormonların doğru çalışmasını engelleyen bu kitlelere hipofiz tümörü denir. Hipofizdeki tümörler kanser özellikli değildir.
Hipofiz Tümörü Belirtileri
– Baş ağrısı
– Görme sorunları
– Adet düzensizlikleri
– İktidarsızlık
– Kısırlık
– Büyüme
– Cushing hastalığı
– Yorgunluk
– Değişken ruh hali
Hipofiz tümörünün neden olduğu şikayetler kitlenin basısı ya da salgıladığı hormon nedeniyle olabilir. Hangi hormonda bozulma varsa hastanın şikayetleri de o doğrultuda değişir. Örneğin prolaktin salgılayan hipofiz bezi tümörlerinde adet kanamaları durabilir ve memeden süt gelebilir. Erkeklerde ise cinsel isteksizlik, baş ağrısı ve görme kaybı gibi sorunlara yol açabilir. Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri çocukların devleşmesine, yetişkinlerin ise el, ayak ve çenelerinin büyümesine neden olabilir. Adrenokortikotropik hormon salgılayan hipofiz tümörleri Cushing hastalığını ortaya çıkarabilir. Bu da kilo artışı, aşırı tüylenme, adet düzensizliği, yüksek tansiyon gibi belirtilere neden olabilir.
Hipofiz Tümörü Tedavisi
Hipofiz tümörlerinin tedavisinde ilaç, ameliyat ve ışın olmak üzere üç yaklaşım vardır. İlaç tedavisiyle aşırı hormon salgılanması kontrol altına alınabilir. Fakat ilaç bırakıldığında genellikle hormon salgılanması eski seviyeye döner. Bu yüzden hastanın ilacı hayatı boyunca kullanması gerekebilir. Ameliyatta ise amaç tümörün basısını kaldırmak ve kitleyi küçülterek ilave yapılacak ilaç tedavisinden daha iyi sonuç alınmasını sağlamaktır. Özellikle ACHT salgılayan hipofiz tümörleri mutlaka ameliyatla tedavi edilir. Büyüme hormonu salgılayan hipofiz tümörleri önce ameliyat edilir, eğer tam tedavi sağlanamazsa ilaç ya da ışın tedavisiyle desteklenir. Hiç hormon salgılamayan hipofiz tümörleri genellikle kitle etkisine bağlı görme kayıplarına yol açtıkları için öncelikle ameliyatla tedavi edilirler. İlaç tedavisiyle ve ameliyatla kontrol altına alınamayan ya da ameliyatla ulaşılması riskli görülen yerlerde bulunan tümörler ışın tedavisiyle tedavi edilir.
Hipofiz Tümörü Ameliyatı
Genellikle transsfenoidal yöntemle yapılır. Kafa tasında hiçbir kesi yapmadan, burundan girilerek gerçekleştirilen bu ameliyatın birçok avantajı vardır. Komplikasyon riski çok daha azdır, iyileşme süresi daha kısadır. Endoskopik ya da mikrocerrahi yöntemle yapılabilir. Küçük aletlerle burun deliğinden girilir ve sfenoid kemiğinin içinden tümöre ulaşılır. Beyne hiçbir şekilde müdahale edilmez. Bazı durumlarda transsfenoidal yöntem yetersiz kalabilir ve kafa tasının açılması gerekebilir.
-
Beyin tümörleri teşhis ve tedavisi
Beyin tümörü kelimesinin gündeme gelmesi hem hasta hem de doktor açısından sıkıntılı bir durumun başlangıcını göstermektedir. İnsanlığın varlığından bu yana görülen tümörler teknolojinin gelişmesi ile daha sık tanı konmasına sebep olmuştur. Teknoloji bu kadar erken teşhis ettiği tümörleri aynı performansta tedavi edememektedir. Hekimin buradaki en önemli işlevi yoğun duygusal ve maddi kaygıları hastası ile beraber eldeki olanakları maksimumda kullanarak fayda sağlamalıdır. Beyin tümörlerinin iyi ve kötü huylu tipleri bulunmaktadır. İyi huylu olan tipleri yıllar içinde büyürler. Kötü huylu olanlar aylar hatta haftalar içinde kişinin yaşam kapasitesini geriletirler. Beyin kapalı bir kutu olan kafatasının içine oturması nedeniyle her yer kaplayan oluşumda olduğu gibi öncelikle kafa içi basınç
artışının genel işaretleri tespit edilir. Bu işaretler baş ağrısı, bulantı, kusma ve beyin faaliyetlerinde değişikliklerdir. Baş ağrısının tipi burada önem taşımaktadır. Toplumumuzun yarısında baş ağrısı yaşamlarının belli bir döneminde görülmektedir.Genelde görülen baş ağrıları uyuyunca hafifleyen baş ağrılarıdır. Kafa içi basıncına bağlı baş ağrıları devamlıdır ve sabahları kalkınca artan baş ağrılarıdır. Beyninde her tümör olanda baş ağrısı görülecek diye bir kuralda yoktur. Kişide metabolik bir denen yokken ısrar eden bulantı ve kusmaları da ciddiye almak gerekmektedir. Çocuklarda özellikle bulantısız fışkırır tarzda kusmalar erken tanı yönünden önem taşır. Beynin elektriksel faaliyetini etkileyen beyin tümörlerinin yarısında epileptik nöbet görülmektedir. Yirmi yaşından sonra ortaya çıkan nöbetleri iyi değerlendirmek gerekmektedir. Tanıda manyetik rezonans görüntülemenin (MR) yeri tartışmasızdır. Tümörün yeri, cinsi gibi bilgileri bize
ulaştırmaktadır. Tedavide ana kural tümörden alınan parçanın mikroskopik incelemesi ve mümkün olan maksimum seviyede boşaltılmasıdır. İyi huylu olanlarda özellikle menenjiomlarda tümörün tamamen çıkarılması sonrasında yıllar içinde nüksü olup olmayacağının kontrolü yapılmaktadır. Cerrahi müdahale mikroşirürjikal yöntemle ve modern anestetikler ve anestezi ile çok düşük %1 gibi mortalite ile gerçekleştirmek mümkündür.Hücrelerinde hareketlenme görülenlerde tamamlayıcı tedavi yöntemlerinden radyoterapi ve kemoterapi önemlidir. Radyoterapinin tipine radyasyon onkologlarınca karar verilmektedir. Onkoloji bölümlerince kemoterapi yapılmaktadır.
Beyin tümörlerinin tanı ve tedavisinde hasta, ailesi ve hastanedeki ekip bir bütün olarak olaya eğildiklerinde tedavide başarı şansı yükselmektedir. Devamlılık gerektiren bir tedavi şeklidir. Nükseden tümörlerde yine aynı kararlılıkla tedavi edilmektedir. Vücudun başka yerinden özellikle akciğer, meme gibi organlardan sıçrayan metastatik tümörler ve beynin vahşi tümörü olan glioblastomada başarı şansı hala kısıtlıdır. Son aylarda beyin tümörlerine karşı kök hücre ile aşılamalarda medyada parlak sonuçlar alındığı bilgisi sunulsa da malign tümörlerde kişiye bir iki aylık ömür ilave ettiği belirtilmektedir.
-

Kraniosinostozis-bebeklerde kafatası kemiklerinde erken kapanma ve şekil bozukluğu
Yeni doğan bebeklerde yedi adet kafa kemiği bulunmaktadır. Normalde bu kemik yapılarının birleşim yerleri 2 yaşından önce kapanmazlar. Kafa kemiklerinin birleşim yerlerine sütür adı verilir. Bu sütur yapıları fibröz dokuya sahiptirler. Bu fibröz yapıları sayesinde kemikleri kuvvetli bir şekilde birarada tutabilmektedirler.
Kraniosinostozis; kafa kemiklerinin zamanından önce kapanması sonucu oluşan gelişimsel bir hastalıktır. Bebekte kraniosinostozis varsa beyin olağan şekliyle büyüyemez ve kafada şekil bozukluğu oluşur. Kraniosinostozda bir veya daha fazla kafa kemik birleşim yeri (sütür) etkilenebilir. Bazı olgularda kraniosinostozlar beynin anormal gelişimi olan beyin anomalisi ile birliktelik gösterir.

Kraniosinostozis belirtileri nelerdir:
• Etkilenen sütürlere bağlı olarak kafa şeklinde deformasyon
• Bıngıldağın yapısında bozulma
• Bıngıldağın erken kapanması
• Baş çevresinde bebeğin büyümesiyle orantısız olacak şekilde yavaş bir artışın olması veya hiç görülmemesi
• Etkilenmiş sütürler boyunca keskin kenarlı kemik yapıların gelişimi
• Artmış kafa içi basıncı
Kraniosinostoz doğumdan hemen sonra bulgu vermeyebilir ancak doğumdan sonraki bir kaç ay içinde gözle görülür belirtiler başlar.

Kraniosinostoz iki sınıfa ayrılır:
Primer kraniosinostozis: Primer kraniosinostoziste genellikle bir, nadirende daha fazla kranial sütür etkilenerek beynin normal büyüme ve gelişme göstermesine engel olur.
Sekonder kraniosinostozis: Primer kraniosinostozisten daha sık görülür. Yenidoğanın beyin büyüme ve gelişimi, altta yatan herediter bir hastalık nedeniyle durmuştur. Sıklıkla kafa şekil bozukluğuyla beraber, yüzde de şekil bozukluğu ve gelişme geriliğiyle birlikte görülür.
Kraniosinostozisin tipleri ve özellikleri nedir:
• Sagittal sinostozis (skafosefali); Sagittal sütürün erken kapanması sonucu kafa uzunlamasına doğru büyür. En sık görülen tipidir ve erkeklerde kadınlara oranla daha fazla görülür.
• Koronal sinostozis (anterior plagiosefali); Her iki kulaktan başlayıp sagittal sütüre uzanan sütürlerden (koronal sütur) birinin erken kapanması sonucu gelişen bir sinostozis tipidir. Etkilenen tarafta çocuğun alın bölgesinde düzleşme meydana gelir. Yine aynı tarafta burunda deviasyon meydana gelir ve göz boşluğu diğer göze göre daha dışa doğru yerleşim gösterir. Skafosefali tipinden sonra en sık görülen kraniosinostozis tipidir ve kadınlarda daha sık görülür. Tedavi edilmediği takdirde etkilenen taraftaki gözde görme kaybına neden olur (ambliyopi).
• Bikoronal sinostozis (brakisefali); Her iki koronal sütürün erken kapanması durumunda çocuğun alnı bir tepe gibi yüksek yerleşim gösterirken, alnın geri kalan kısmında kafa yapısı düz bir görünüm alır.
• Metopik sinostozis (trigonosefali); Metopik sütür çocuğun burun bölgesinden başlar ve sagittal sütüre uzanım gösterir. Bu tür bir erken kapanma alın bölgesinde üçgenimsi bir şekil bozukluğuna neden olur.
• Lambdoid sinostozis; Kafanın arka kısmında yerleşim gösteren bu sütürlerin erken kapanması durumunda etkilenen tarafta ki bölgede düzleşme meydana gelmektedir.
Ancak kafadaki her türlü şekil bozuklukları kraniosinostozis olarak değerlendirilmemelidir. Örneğin bebeğinizin başının arka kısmı düz bir şekildeyse bunun nedeni sürekli kafasının arkasını yastığa koyarak uyumasından kaynaklanabilmektedir. Bir dönem ulusal çocuk sağlığı ve insan gelişimi derneği tarafından düzenlenen kampanyada, ailelerin bebeklerini ani ölümlere (ani bebek ölüm sendromu) neden olması gerekçesiyle yüz üstü değil, sırt üstü uyutmaları teşvik edildi. Böylesi bir organizasyon sonucunda bir çok bebeğin kafalarında şekil bozuklukları gelişti. Bu tür bir şekil bozukluğu kraniosinostozis değildir, pozisyona bağlı gelişen bir değişikliktir.

Kraniosinostozis hangi sorunları oluşturur (Komplikasyonlar)?
Kraniosinostozisle doğan çocuklarda altta yatan sendromla birlikte artmış kafa içi basıncı durumuda gelişebilir. Çünkü kafa yapısı beynin normal şekilde ve normal hacimde büyümesine izin vermemektedir. Tedavi edilmediği durumda da artmış kafa içi basıncı görme kaybı, nöbet, beyin hasarı, nadiren de ölüme neden olmaktadır. Ek olarak fasial deformitesi olan çocuklarda nefes alıp vermeyi zorlaştıracak şekilde üst solunum yolu obstrüksiyonları ve kalıcı şekil bozuklukları görülmektedir.
Kraniosinostozis teşhisi nasıl konulur:
Tanıda ilk olarak ayrıntılı bir fizik muayene, direk grafi ve CT gibi görüntüleme tetkikleri, genetik çalışmalar yapılır. Fizik muayenede sütur birleşim yerlerindeki defektler veya yüz deformiteleri saptanır. Görüntüleme çalışmalarıyla kemikleşerek kapanma gösteren sütür birleşim yerleri tespit edilir. Görüntüleme tetkiklerinde sütürlerin kapandığı tanısına sütür hatlarının görülememesi veya sütür hattı boyunca varolan bombeleşmelerin görülmesiyle varılır. Eğer doktor bebeğinizdeki kafa şekil bozukluğunun altında bir herediter sendrom yattığından şüphelenirse; genetik testler, böyle bir durumun var olup olmadığını göstermesi açısından tanı koydurucu tetkiklerdendir.

Kraniosinostozis tedavi nasıldır:
Sadece tek bir sütürün kapandığı ve altta yatan başka bir hastalık ve sendrom olmadığı hafif kraniosinostozis vakalarında tedavi uygulanmamaktadır. Var olan kafa deformiteleri büyüdükçe daha az farkedilir hale gelmektedir ve bazı durumlarda saç var olan deformitenin görülmesine engel olmaktadır. Bunun dışındaki vakalarda yenidoğan dönemi boyunca öncelikli tedavi şekli cerrahidir. Cerrahinin tipi ve ne zaman yapılacağı sinostozis tipine ve altta yatan hastalığa göre değişebilmektedir. Cerrahide ki amaç beyin üzerindeki basıncı kaldırmak ve beynin bundan sonraki gelişimini rahatça sağlayabileceği bir alan oluşturmaktır. Cerrahi ekipte kraniofasial cerrah ve beyin cerrahı hazır bulunmalıdır.

Genel anlamda cerrahide yenidoğanın kafa derisi açılır ve etkilenmiş bölgedeki kafa kemikleri kaldırılarak yeniden normal gelişime uygun bir şekil verilir. Parçalara ayrılmış kafa kemiklerinin birleştirilmesinde, zaman içerisinde eriyebilen cerrahi materyaller kullanılır. Cerrahi genel anestezi altında gerçekleştirilir ve yaklaşık yedi saat kadar sürmektedir. Cerrahi sonrası yenidoğan hastanede en az üç gün yatırılır. Ameliyat sonrası yüz bölgesinde geçici olarak şişme sıklıkla görülür. Komplikasyon oranı nadirdir. Bazı çocuklarda sinostozis tekrar edebileceğinden çok nadir olarak ikinci bir cerrahi gerekebilmektedir. Yüzünde de deformiteleri olan çocukların yüzlerine de normal bir şekil kazandırmak amacıyla ek ameliyatlar yapılabilmektedir.

-

Beyin anevrizmaları ve subaraknoid kanamalar
Beyini besleyen damarlar, beyinin tabanında birleşerek Willis poligonu denilen bir damar şebekesi oluştururlar. Beyin anevrizmaları bu şebekeyi oluşturan damarların herhangi birinin anormal genişlemesi sonucu ortaya çıkar. Genişleyen bu damarların duvarı zayıf ve ince olduğu için günün birinde kendiliğinden veya efor sonrası yırtılıp beyin kanamasına yol açabilirler.
Beyin, beyincik ve omurilik etrafını saran zarların arasında seyreden beyin damarlarının değişik nedenlerle kanamasıyla subaraknoid kanama (SAK) tablosu oluşur.

Genel Bilgiler
*Ne yazık ki hastaların önemli bir kısmı (%10) ağır klinik tablo nedeniyle hastaneye yetiştirilemeden veya yanlış tıbbi değerlendirme sonucu erken dönemde kaybedilmektedir.
*İlk 30 gün içindeki ölüm oranı ise yaklaşık %50’dir.
*Ortalama görülme yaşı 55-60 civarındadır ve kadınlarda erkeklere oranla (3/2) kısmen daha fazladır.
*Yine ilkbahar ve sonbahar aylarında kanama sıklığı daha yüksektir.
*Uykuda ortaya çıkabilme ihtimali (%30) önemli bir tehlikedir.
*Sağkalım yaklaşık %50’dir ve bunların sadece %33’ü eski hayatlarına geri dönebilmektedir.
*Kurtulabilen hastaların %30’u yatağa bağımlı hayat sürmek zorunda kalırlar.

Anevrizma Neden Oluşur?
• Damar duvarının ince ve zayıf oluşu(Doğumsal)
• Damar duvarındaki arteriosklerotik değişiklikler
• Travma
• İnfeksiyon
• Hipertansiyon
• Sigara, alkol, bağımlılık yapan madde kullanımı
• Doğum kontrol ilaçları
• Aile fertlerinin birinde hastalığın görülmesi sayılabilir.
Hastalığın Belirti ve Bulguları Nelerdir?

Anevrizmalar yırtılıp kanadıkları zaman hastaneye getirilen hastalar genellikle kusmanın ve bazen geçici bilinç kaybının eşlik ettiği, ani ve şiddetli baş ağrısından yakınırlar. Hastalar hayatlarında yaşadıkları en şiddetli baş ağrısı olarak tanımlarlar. Hastaların çoğunda birkaç ay öncesinde daha hafif şiddette, 1 gün içinde iyileşen uyarıcı başağrısı hikayesi vardır. Yırtılmamış ve kanamamış anevrizması olan hastalar ise; baş ağrısı, koku alma bozukluğu, çift görme, göz bebeğinde büyüme, görme keskinliğinde azalma gibi şikayetlerle başvururlar ve yapılan tetkiklerinde tesadüfen kanamamış baloncuk tespit edilir.

Anevrizma Nasıl Tespit Edilir?
• Herhangi bir nedenle yaptırılan Beyin Tomografisi ve MR’da tesadüfen tespit edilebilir
• Kafa sinirlerine bası belirtileri varsa (Örneğin; koku alma bozukluğu, çift görme, görme bozukluğu…)
• Anevrizma kanamış ise ileri tetkiklerle tespit edilebilir.
Teşhis ve Tedavi Yöntemleri:
Hastalar beyin cerrahi, nöroloji ve girişimsel nöroradyoloji uzmanlarının oluşturduğu ekip tarafından değerlendirilir. Subaraknoid kanamalarda ilaçsız olarak çekilen ilk beyin tomografisi kanama olup olmadığı konusunda yeterli bilgiyi verir. İkinci aşamada kateter anjiografi mutlaka yapılmalıdır. Tetkikler tamamlandıktan sonra yine aynı ekip hasta için uygun tedavi seçeneğini belirler. Anevrizmalardaki başlıca tedavi seçenekleri; CERRAHİ TEDAVİ ve endovasküler tedavi denilen kasık atardamarından girilen bir kateter yardımıyla yırtılmış baloncuğun kapatılarak devre dışı bırakılması esasına dayanır(Coil embolizyon yöntemi).

Cerrahi tedavinin amacı; anevrizmanın kapatılarak yeniden kanama riskini ortadan kaldırmak, beyindeki mevcut hasarın etkilerini azaltmak ve geç dönemde ortaya çıkabilecek beyin kanaması sekellerini önlemektir.
-
Beyin anevrizma ameliyatları
Beyin vasküler elemanlarının anevrizmalarının meydana getirdiği beyin kanamaları acil ortamlarda karşımıza çıkan tablolardır. Anevrizmalar çok nadir görülmesine rağmen insanların en verimli çağlarında efor sonrası ortaya çıkan bir durumdur. Aslında anevrizma doğuştan gelen bir anomalidir. Kafa içi beyin dışı damarların yırtılması ile beyin çevresindeki boşluğa olan kanamalardır. Arteryel bir yırtılma olduğu için kafa içinde çok yüksek basıncın birden oluşmasına neden olur. Kafa içi basıncın neredeyse kişinin tansiyonu derecelerine yükselmesi kişinin hayatında gördüğü en şiddetli başağrısı nedenidir. Kişinin bilincinin kaybı da görülebilmektedir. Ense ağrısı bulantı kusma da vardır. En sıklıkla her iki ön beyne giden damarların birleşkesinde görülmektedir. Baloncuk 7 mm çapa ulaştığında kritik kanama eşiğine girmiştir.
Sebebi nedir?
Beyin tabanındaki damarlarda doğuştan olan baloncukların patlaması sonucu olmaktadır.
Kimlerde olur?
Çocuklukta gelişmiştir. Tüm insanların %2 sinde anevrizma vardır. Kanayan anevrizmalar bunların %10 udur.
Anevrizmaların bulgu verdikten sonra tanının konması önemlidir. Her baş ağrısı anevrizma nedenli olmadığı gibi anevrizma sonucu ortaya çıkan baş ağrıları da ağrı kesicilerle geçiştirilmemelidir. Özellikle anevrizma kanaması geçiren kişilerin yürümesine, hareket etmesine
izin verilmemelidir. Acildir çünkü 7-8 gün içinde tekrar kanayacaktır. İlk yirmi dört saat içinde kanama olursa hayatı çok yüksek derecede tehdit etmektedir. Kişilerin acile başvurduklarında çekilen bilgisayarlı tomografi ve anjiografi ile kesin tanı konur. Üç mm üzerindeki anevrizmalar acilen tespit edilmiş olur. Tedavisi için iki yol bulunmaktadır. Yoğun bakımda mutlak istirahate alınan hasta beyin cerrahisi bölümünce değerlendirilerek hastalığın tedavisine karar verilmektedir. Mümkün olan en kısa zamanda cerrahi müdahale ile baloncuğun boynu kapatılmalıdır. Mikrocerrahi ile %4 mortaliteye kadar inilmiştir. İlk kanama sonrası hastanın durumu ne kadar iyi ise cerrahi sonucunda elde edilecek cevap o kadar iyidir. Cerrahi sonrası ilk dört gün kritik günler olarak seyreder. Daha sonrasında fiziksel ve psişik rehabilitasyonla tatmin edici sonuçlar alınmaktadır. Cerrahi gören hastalarda kanama riski bertaraf edilmiş olmaktadır. Yeterli ekipman ve tecrübeli, etkili bir takımla problemin çözülmesi kolaylaşmaktadır. İnsanların kafasını kurcalayan en önemli sorunlardan birisi de bende anevrizma varmıdır? Çok düşük yüzdeli bir oluşum olması nedeniyle her bir kişiyi bilgisayarlı tomografi ile anjiografiden geçirmek imkansızdır. Ama risk guruplarının taramadan geçmesi önerilebilir. Ailesinde anevrizma görülenlerde normale göre biraz daha fazla anevrizma tespit edilebilmektedir. Sonuç olarak insanlar en verimli çağında ani olarak kişilerin yaşamlarında ciddi etkiye neden olan anevrizma kanamasının tedavisi sonrasında kişide damar hastalığı yoksa normal yaşam sürelerini tamamlarlar. -
Beyin kanaması geçirenlerde durumu neler kötüleştirir?
Ani gelişen beyin kanamaları önemli sorunlarımızdan biridir. Genellikle kanamalar gece saatlerinde olmakta ve insanları acil serviste zor durumlarda bırakmaktadır. Özellikle beyin kanamasının farkına varmak çok önemlidir. Tanısal değerlendirmede genelde şuuru kapalı gelmeleri nedeniyle çevresindekilerden alınan bilgiler, ilk gören hekimin görüşleri önemlidir. Hipertansiyon öyküsü, kanama öncesi şiddetli başağrısı nedeniyle ellerini başının arasına alması önemlidir. Hastanın öyküsünde kalp kapak hastalığı olması iltihabi serebral anevrizmaları düşündürür. Beyin tümörü içine kanama, kokain kullanımı, vaskülitis, iskemik lezyonların varlığı önemlidir. Genel fizik muayenede bilinç seviyesi, kol ve bacaklarda kuvvetin seviyesi değerlendirilmelidir. Hipoksi, hiperkarbi, hipotansiyon kliniği kötüleştirir. İlk
yapılacak nöroradyolojik çalışma bilgisayarlı beyin tomografisidir. Hematomun yeri, subaraknoid kanama varlığı, tümör veya vasküler lezyona ait kalsifikasyon, beyin ödemini gösterir. Manyetik rezonans görüntüleme ise vasküler malformasyon, tümör, dev intrakranial anevrizmaları tespit eder. Serebral anjiografi ayrıntısıyla verir. Genelde hasta geç ise beyinde damarsal problem, yaşlı ise tümör, hipertansif kanama akla gelir. Kan sulandırıcı ilaçları kullanan kişilerin kaza geçirmesi sonucu oluşan beyin kanamaları önemlidir. Yukarıda sayılan kanama nedenlerinden bilinçsizce kan sulandırıcı ilaçların kullanımı ortaya çıkan beyin kanaması tablosundan elde edilecek sonucu kötü yönde etkilemektedir. Basit bir aspirin kullanımı yapılacak olan cerrahi müdahalde kanamanın durdurulamamasına kadar gitmekte ve istenmeyen sonuçların gelişmesine neden olunmaktadır. Hipertansif kanamada tedavi: Komada ise entübasyon yapılıp suni solunuma geçilmesi önemlidir. İlaçlarla gereken destek tedavisini takiben kesin teşhis içi tomografiye alınmaktadır. Tomografiden gelen bilgilere
göre beyinde yer değiştirecek derecede basınç oluşumunda cerrahi işlem hayat kurtarıcı olabilmektedir.