Yazar: C8H

  • Cep telefonları kansere davetiye mi çıkarıyor?

    Zaman zaman çoğu doktora cep telefonları beyin tümörüne sebep olurmu diyerek soruluyor. Bazıları önemli değil diyerek geçiştirirken bazıları da ben cep telefonumu kulaklıkla kullanıyorum diyerek cevaplamaktadırlar. Maalesef bu gruba beyin cerrahları da dahildir. Cep telefonunun ilk çıktığı yıllardan bu yana mikrodalga etkisiyle tümör oluşumuna neden olup olmadığını takip etmekteyiz. Zararlı ispatlanmış bir etkisi son dönemlere kadar bildirilmemişti. Burada daha yeni kullanıma giren bir teknoloji olması bilimsel çalışmaların kısa dönemin bilgilerini vermesi yeterli olmayabilirdi. Ama son ayda İsveçli, bilim adamlarının yayınladıkları veriler elle tutulur bazı sonuçları beraberinde getirdi. Cep telefonları iletişim sistemi mikrodalga ile yapılmaktadır. Her ne kadar hücrelerde yaptığı etki radyasyona benzeyen etkiler olmasa da yine dokuların içine giren bir enerjidir. Mikrodalgaların dokuda derinde ısınmaya neden olduğu bilinmektedir. İletişim sisteminin kullanımının üzerinden 15 yıl geçmesi ve insanların uzun süreli cep telefonu kullanmaları sonrasında daha sağlıklı bilgiler elde edildi. Bugün cep telefonlarından yayılan dalgaların beyin hücrelerinin çekirdeklerinde bulunan genlerin DNA zincirlerinde kırılmalara nede olduğu bununda tümör oluşumuna ana sebep olduğu bildirilmektedir. Aynı problemler telsiz telefonlarda da yaşanmaktadır. Uzun mesafede etkili olması amacıyla daha güçlü dalga boyları farklı telefonlar üretilmekte olup kullanırken dikkat gerektirmektedir. Son yapılan bilimsel çalışmalarda 10 yıl sonunda cep telefonu kullanılan beyin yarımküresi tarafında düşük derecede anlamlı da olsa beyin tümörü görülme sıklığında artış tespit edilmiştir. Özellikle işitme siniri ile beraber seyreden denge sinirinin kılıfından gelişen nörinomlarda artış daha fazladır. Beynin arka bölümüne beyin sapına komşuluk yapan bu tümöral oluşumlar iyi huylu olmalarına rağmen sinire yaptığı baskı ile işitme azalması, yüzün o tarafında felçlere kadar giden tabloları ortaya çıkartmaktadır. Bugün için cep telefonu kullanma yüzdesi 15 yaşında geçlerde %60, 19 yaşında ise %95 lere kadar çıkmaktadır. Gençlerde bir telefon yerine bazen iki telefonda bulunabilmektedir. İleriki yıllarda gençlerimizde ciddi bulguları ortaya çıkmadan bilgilendirmekte yarar bulunmaktadır. Kızlarımız daha uzun süreli konuşmaktadırlar ama tümör gelişiminde anlamlı farklılık elde edilmemiştir.

    Sonuç olarak cep telefonları günlük yaşantımızın önemli bir parçasıdır. Tamamen vazgeçmek mümkün değildir. Uzun süreli konuşmamak ve kulaklıkla kullanmak daha akıllıca görünmektedir. Cep telefonu üreten firmaların durumu göz önüne alarak gerekirse dalga boylarını ve enerji değerlerini değiştirerek daha az zararlı telefonları üretmeyi planlamalıdırlar. Telsiz telefonlarda kulaklı olan modellerin üretimini beklemenin ve bu şekilde kullanmanın daha uygun olduğu kanısındayım.

  • Çocuklarda omurga eğriliği (skolyoz)

    Çocuklarda omurga eğriliği (skolyoz)

    Vücudumuzu dik tutan bel kemiği (omurga) bazan eğrilikler gösterir. Çok genç yaşlarda başlayabilen eğrilikleri ancak dikkatli anneler yakalayabilir. Çocuklar elbiseli iken yeni başlayan ve hafif eğrilikleri fark etmek mümkün değildir. Ama anneler çocukları elbisesiz de görebilirler. Daha çok kız çocuklarda gözlenen omurga eğiriliklerini erken fark etmek ana-baba, öğretmen gibi büyüklere düşmektedir. Omurga silindir yapıda birçok kemiğin, disk denilen kıkırdak yapılarla birleşmesinden oluşur. 7 tane boyun,12 tane sırt, 5 tane bel omur kemiği koksiks adı verilen piramide benzer parça ile birleşip iskeletin esas parçası olan bel kemiğini (omurgayı) oluşturur. Omurga vücudu dik tutan bir destek, omuriliği koruyan bir yapıdır.

    Omurganın boyun ve bel bölgesi oldukça hareketlidir. Omur kemiklerinin mükemmel bir şekilde birbirine eklem ve bağlarla birleşmesinden oluşan omurga yandan belirli normal eğrilikler gösterir, yandan bakılınca boyun ve bel bölgesinde içeri doğru girintili sırtta ise dışa doğru çıkıntılıdır. Ama omurgaya önden bakılınca dümdüzdür. Önden bakıldığında omurganın bir bölümünün sağa veya sola doğru kavis yapması ve rotasyon (dönme) göstermesi bir bozukluktur. Bu bozukluğa Skolyoz denir. Ancak annelerin bu konuya daha duyarlı olması ile bu rahatsızlık daha erken yakalanabilir.

    Vakaların çoğunda neden bilinemez. Nedeni bulunmayan eğriliklere idyopatik skolyoz denir. Genetik geçiş özellikleri vardır. Kız çocuklarda daha fazla görülür. Ağır vakalarda eğrilmeler ergenlikte çok hızla ilerler. Araştırmalar çocukların %5′inde skolyoz görüldüğünü bildirmektedir. Eğrilikler çeşitli tiplerde olabilir. Sırtta sağa veya sola belde sağa veya sola veya hem sırt hem belde karşılıklı eğrilikler olabilir. Omurga eğrilikleri çocukluktan sonra da oluşabilir. Erişkinlerde sırt kaslarının dengesizliği, aşırı şişmanlık, osteoporoz (kemik erimesi) gibi durumlarda sonradan skolyoz gelişebilir. Çoğu zaman eşit çalışmayan kaslar sırt kaslarında dengesizliğe neden olur ve omurgada eğrilik gelişir. Bu durum omurgada kalıcı bozukluk yapmadan fark edilebilirse düzeltilebilir.

    Belirti ve Bulgular

    Hafif bir eğrilik hiç bir fiziksel aktiviteyi engellemez. Çoğu zaman dikkat edilmeden fark bile edilemez. Bazan tesadüfen röntgen filminde omurgada eğrilik görülür. Ağır eğrilikler ise elbiseli iken bile fark edilebilir. Kötü gidişli skolyozda omurganın giderek eğrilmesi ileri yaşlarda göğüs boşluğunu daraltır. Bu daralma ileride kalp ve akciğer sorunlarına yol açar.

    Teşhis

    Basit bir çekül doğrultusu ile omurganın doğruluğuna bakılabilir. Ensenin tam ortasına konulan çekül ipinin omurgadan düz olarak geçip yere tam iki ayak ortasına inmesi gerekir. Ayrıca her iki omuzun aynı seviyede olması, öne doğru eğilince sırtta asimetri veye bir tarafta farklılık olmaması gerekir. En ufak bir şüpheniz varsa doğru teşhis için uzman doktor muayenesi ve radyolojik tetkikleri yaptırın. Gerekli omurga filmlerinde omurgalardaki dönmeler tesbit edilir ve skolyozun açısal ölçümleri yapılır. Skolyozlu hasta belirli aralıklarla mutlaka kontrol edilmelidir çünkü eğrilikler hızla ilerleyebilir.

    Tedavi

    Hafif vakalar sadece gözlem altında tutulur, erişkin veya çocuk zaman içinde takip edilir. Bu arada kaslardaki dengesizliğin, sertleşme ve kısalmaların önlenmesi için düzenli egzersizler yapılmalıdır. Kötü gidişli vakalarda eğrilik ve omurgada dönmenin artması ile göğüs boşluğunu zamanla çok daralır. Akciğere giren çıkan hava azalır. Yaş ilerledikçe ve çocuk büyüdükçe akciğerde sık sık problemler çıkabileceği için bu tip vakalarda korse uygulaması ve ameliyat yapılmasını gerektirebilir.

  • Bel fıtığı belirtileri, teşhis ve tedavisi

    Bel fıtığı belirtileri, teşhis ve tedavisi

    Sırtımızda hemen hemen boyun bölgesinden başlayıp kalçamızdan daha aşağıya kadar uzanan ve omurilik kanalını oluşturan 31 adet omur vardır. Bu omurlardan beş tanesi fıtıklaştığı zaman sorunlar yaşanan bel bölgesinde bulunur. Bu omur kemiklerinin arasında hareketi kolaylaştıran, omurganın dayanıklı olmasını sağlayan ve darbelere karşı koruyucu görev yapan disk şeklinde özel bir bağ dokusu bulunur.
    Bu disk iç ve dış tabaka olmak üzere iki kısımdan oluşur. Dıştaki tabakanın yapısı bozulunca içte bulunan yumuşak tabaka dışarıya doğru taşar. Bu taşan (fıtıklaşan) kısım omurilik kanalındaki sinirlere baskı yapar ve bu sinirleri sıkıştırır. Bazen de bu fıtıklaşan bölgeden kimyasal maddeler salgılanır ve ağrı hissedilir. Bu şekilde ortaya çıkan hastalığa bel fıtığı denir.

    Bel fıtığı kimlerde görülür?

    Toplumun yüzde 80’inden fazlası en az hayatında bir kere bel ağrısı çekmektedir. Bu sebeple doktora başvuranların sayısı oldukça fazladır. Sıklıkla orta yaşlarda görülür fakat her yaşta ortaya çıkabilir. Oturarak çalışan ve de bunu yanlış bir sandalye üzerinde yapan kişilerde bel fıtığı görülme ihtimali yüksektir. Ağır yük kaldırmak zorunda olanlar, spor yaparken dikkatsiz davrananlar, egzersize ısınmadan başlayanlar, duruş ve oturma bozukluğu olanlar risk altındadır.

    Hemen hemen her hastalıkta risk faktörü sayılan sigara ve alkol kullanımı da bel fıtığını tetikleyebilir. Stresli ve huzursuz bir yaşamı olanların da bel fıtığına yakalanması muhtemeldir. Bu risklere ne kadar çok maruz kalıyorsanız bel fıtığı olma ihtimaliniz de o kadar fazladır.

    Bu faktörlerin yanında kalıtsal (aileden gelen) faktörleri de unutmamak gerekir. Ailesinde bel fıtığı olanlar risk altındadır.

    Nedenleri

    Bel fıtığının oluşmasında yapılan bilinçsiz ve düzensiz hareketler ile ağır yük kaldırmak önemli rol oynamaktadır. Çok hafif bir yük kaldırıldığında bile bel fıtığı ortaya çıkabilir. Örneğin; eğilerek bir şey kaldırdığımızda bu yük sırtımızın her bölgesine eşit olarak dağılmaz. Düzensiz dağılan yük de bel fıtığı oluşumuna neden olur.

    Bir diğer neden ise bu disklerin beslenmesinin bozulmasıdır. Yaşımız ilerledikçe bu diskleri besleyen damarlar ve diskteki su miktarı azalır. İçindeki su miktarı azalan ve yeterince besin alamayan disk küçülür. Bu yüzden iki omur arasındaki mesafede azalmış olur. Bu olumsuzluklarla beraber beslenmesi azalan dolayısıyla da oksijen miktarı azalan diskte bir de fiziksel hareketlerden kaynaklanan bozulma görülür. Diskteki hücre sayısı da azalır.

    Bu etkilerden dolayı kişinin yaptığı yanlış bir hareket sonrasında içteki kısım dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur.

    Belirtileri nelerdir?

    Bel fıtığının en büyük belirtisi belde ve bacakta oluşan ağrıdır. Hasta doktora gittiğinde belimin ağrısı bacağıma vuruyor der. Ama sadece bel veya sadece bacak ağrısı da olmuş olabilir. Bacakta uyuşma, güç kaybı görülebilir. Ayrıca daha önce yaptığı hareketleri yapmada zorlanma, hareket kabiliyetinin kısıtlanması ve yürürken topallamak görülebilir.

    Bel fıtığının daha ilerlemiş ve şiddetli şekillerinde cinsel bozukluklar, idrarını ve büyük abdestini yaparken zorlanmak ya da idrarını tutamamak görülebilir. Bacaklarda felç oluşabilir ya da bacağın hissetmesi azalabilir.

    Teşhis

    Her bel ağrısı bel fıtığı değildir. Kanser, romatizma, bel kayması, spor yaparken belini incitmek gibi bir çok sorun bel fıtığı gibi belirtiler verir. Bu yüzden teşhis koyarken dikkatli olmak gerekir. Bel fıtığı teşhisinde MR önemli bir yer tutmaktadır. Bu yöntemle sorunun nerde ve hangi dokuda olduğu kolaylıkla tespit edilebilir. Ayrıca bilgisayarlı tomografi kemiğin durumunu daha iyi ortaya koyduğu için tercih edilebilir. Bu görüntülerin, yapılan tetkikler ve klinik testler sonucu desteklenmesi gerekir.

    Korunma

    Sağlığımızın kıymetini ancak onu kaybettikten sonra anlıyoruz. Fakat önemli olan hastalığa yakalanmadan önce gerekli olan tedbirleri alarak bel fıtığına yakalanma riskini en aza indirmektir. Bunun için hiç bir zaman ağır yük kaldırmamaya özen göstermek gerekir. Vücudun yapısına ters gelen hareketlerden kaçınmalıyız. Beli kullanarak eğilmek yerine çömelip yani dizlerimizi kırıp eğilmek gerekir. Bir yerden bir şey alırken olabildiğince alacağımız cisme yaklaşmak gerekir. Uzanarak bunu denemek yanlıştır.

    Hareketsiz bir yaşam tarzından kaçınmamız lazım. Bel kaslarını güçlendirici egzersizler (sağlıklı iken yapılan) çok faydalıdır. Fakat bunları yapmak bel fıtığı olmayacağımız anlamına gelmez. Genetik faktörler, kişiye ait durumlar da bu hastalığın oluşmasında rol oynar.

  • Omurilik tümörleri hakkında

    Omurilik tümörleri hakkında

    Omurilik tümörleri, omuri­liği kaplayan koruyucu kılıfların arasında ya da kılıfın yüzeyinde gelişebilen anormal hücre kütle­leridir. İyi huylu (yayılması muhtemel olmayan) tümör­lere, habis (kanserli ve yayılması muhtemel) tümörlere oranla daha sık rastlanır.

    Her ne kadar bazıları vücudun başka yerinde kanser olarak başlayıp omuriliğe sıçramış olsa da ki bunlar ikincil tümör olarak adlandırılır; omurilik tümörlerinin çoğu birincil (yani omuriliğin içinde başlamış nitelikte) ‘dir. İyi huylu tümörler, bazı ailelerde daha sık vuku bulur. Bununla beraber, pek çok durumda, tümöre neyin sebep olduğu bilinmemektedir.

    Belirtileri

    En önemli semptom, tümör büyüdükçe omurilikte oluşan bası sonucu artan veya kötüleşen sırt ağrısıdır. Omuriliğin hangi kısmının etki altında olduğuna bağlı olarak, omurilik tümörünün semptomları değişiklik arz eder.

    Semptomlar genellikle, uyuşukluk, karıncalanma ya da vücutta soğukluk hissi; kol ya da bacakların herhangi birinde artan adale zayıflığı; bağırsak ya da idrar torbası kontrolü kaybı; şeklindedir.

    Tedavi Seçenekleri

    Bu semptomlardan herhangi birinden muzdaripseniz, dokto­runuz, benzer semptomlara sebep olan diğer tıbbi durumlara yönelik bir kontrol yapacaktır. Daha sonra sizi bir nöroloji uzmanına (beyin ve sinir sistemi kusurları hususunda uzmanlaşmış doktor) göndere­bilir. Bu doktor, bilgisayarlı tomog­rafi ya da manyetik rezonanslı görüntüleme dahil olmak üzere, çeşitli teşhis testleri uygulayabilir.

    Tümörlerin, omurilikten çıkanlması için yapılan ameli­yatlar genellikle başarılıdır. Ancak bazı tümörlerin, omurilik zedelen­meden çıkarılması mümkün olmayabilir. Bu durumda, tümörün daha fazla büyümesini geciktirmek üzere, radyasyon terapisi alabilirsiniz. İlgili bölge­deki omurun (omurgayı oluşturan kemik bölümler) bazı kısımla­rının cerrahi yolla çıkarılması da, omurga sinirlerinin üstündeki basının azaltılmasını sağlayarak, ağrı ve diğer semptomlarda ferah­lama yaratabilir.

    Omurilikteki şişmeyi azaltmak için corticosteroid ilaçlar da verilebilir. Ameliyat veyahut radyasyon terapisisonrasında, kas kuvvet ve kontrolünü tekrar kazanmak için fizik tedaviye ihtiyaç duyabilirsiniz.

  • Boyun fıtığı nedir ve tedavisi

    Boyun fıtığı nedir ve tedavisi

    Boyun Fıtığı, boyun omurları arasındaki kıkırdağın omurilik kanalına doğru yer değiştirmesi sonucu kola gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapması ile oluşan hastalığa denir.

    Boyun, baş ile vücut arasındaki bağlantıyı sağlayan, başı destekleyen ve hareketini sağlayan vücut bölümüdür. Boyun 7 adet omur denilen kemikden oluşmaktadır. Omurların arasında disk denilen jöle kıvamında yastıkçıklar bulunmaktadır. Diskler vücuda binen yükün dengeli şekilde alt vücut bölümlerine iletilmesini sağlamaktadırlar. Boyundaki omurga içinden omurilik ve kollara giden sinirler geçmektedir. Boyun ağrısı ve boyun bölgesindeki omurga bozuklukları bel ağrısına göre daha az sıklıkta görülmektedir. Boyun bölgesindeki herhangi bir problemde boyun ağrısının yanı sıra baş, omuz, kol ve göğsün ön kısmına doğru yayılan ağrı da görülebilir. Boyun ağrısı genellikle boyunda tutuklukla birliktedir. Ağrı şiddeti iklim değişikliği, hareket, gün içinde değişkenlik gösterebilir. Ağrı genellikle künt ve basınç tarzında veya yanıcı olarak hissedilir. Ağrılı bölge dokunmayla hassastır. Bazen boyun hareketleri sırasında ses de olabilmektedir. Ağrıya kolda uyuşma ve yanma hissi de eşlik edebilir. Boyun omurları omurga sisteminin en küçük ve en narin omurlarıdır. Kolaylıkla travmalardan etkilenebilirler. Ayrıca çok hareketli eklemlere sahiptirler. Öne ,arkaya, sağa, sola ve yana doğru hareket yapabilirler

  • Migren tedavisi botox

    Migren tedavisi botox

    Migren ve gerilim tipi baş ağrılarının tedavisinde BOTOX’un kullanımı, tamamen tesadüfi olarak; 1990 lı yıllarda bir KBB Uzmanı Dr. Binder’in kırışıklık tedavisi yaptığı hastalarında baş ağrılarının da geçtiğini tespit etmesiyle ortaya çıkmıştır. Yapılan araştırmalar ve uygulamalar ile BOTOX’un migren ve gerilim tipi baş ağrılarının şiddetini azaltmak ve atakların sıklığını ciddi miktarda azalttığını ortaya koymuştur. Günümüzde çok sık görülen, İnsana büyük sıkıntı ve eziyet veren, sosyal yaşantısından koparan ve ciddi bir iş gücü kaybına da sebep olan migren, nörologlar Algologlar tarafından teşhis edilmekte ve ilaç tedavisi başlanmaktadır. İlaç tedavisinden yarar görmeyen ya da sürekli ilaç kullanmak istemeyen hastalar, tedavi seçenekleri arasında artık BOTOX’u düşünebilirler. Sonuçta BOTOX da bir ilaç tedavisi olmakla birlikte 3-6 aylık etki etme süresi ve uygulanan hastalara daha genç bir görünüm elde etmesi sebebi ile ilaç tedavisine büyük bir üstünlük sağlamaktadır. Ayrıca, BOTOX ile çok başarılı sonuç alınmış hastalarda Botox’un sinir uçlarına etkisi değerlendirilebildiğinden bu hastalara, kesin tedavi imkanı sağlayan Migren cerrahisi de önerilebilmektedir.

    BOTOX’un migrene etkisi şu şekildedir: Migren’e neden olan sinir sıkışmaları, kaşların üstünde, burunun içinde ve ense bölgesinde, derinin altındaki sinirlerde meydana gelmektedir. Bu sinirler, alın germe ve kırışıklık tedavilerinde BOTOX ile gevşetildiğinden aynı anda migren de tedavi edilmiş olmaktadır. Yine bunun tam tersi olarak, migren tedavisi BOTOX ile yapılan hastalarda alın ve şakak bölgelerinde estetik anlamda genç bir görüntüye sahip olmaktadırlar ki bu da Botox’un diğer ilaç tedavilerine üstünlüğüdür.

  • Migren nedir, belirtileri nelerdir ?

    Migren nedir, belirtileri nelerdir ?

    Migren, iki bin yıldır bilinen bir hastalıktır. Migren’i ilk tanımlayan Aretaeustur. Latince de yarım baş ağrısı anlamına gelen Migrenin öteki baş ağrılarından ayrımı ise Tisso adlı bir bilim adamı tarafından yapılmıştır. Migren, ataklar halinde ortaya çıkan ve bunların arasında hiç bir belirtisi olmayan kronik bir başağrısı şeklidir. Baş ağrısı ve eşlik eden bulgular, migrenli kişinin hayatını normal bir şekilde sürdürmesini önler ve bariz bir hayattan kopmaya yol açar. Migren atakları ortalama 3 saat, 3 gün devam edebilir.

    Migren, kişinin günlük aktivitelerini engelleyecek ölçüde şiddetli ve baş hareketleri ile artış gösteren ağrılardır. Migrende, çoğunlukla zonklayıcı ve genellikle tek taraflı,çok şiddetli baş ağrısı görülür. Ağrı ile birlikte bulantı ve bazen kusma olabilir. Hastalar ışık ,ses ve gürültü gibi etraflarında ki uyaranlardan aşırı derece rahatsız olur. Bu semptomların bir arada değerlendirilmesi tanı açısından çok önemlidir, yalnız her atakta ve her baş ağrısı çeken de aynı bulgular olmayabilir. Migren çoğunlukla başın bir tarafını tutan, zonklayıcı tarzda, orta veya ileri şiddette ve baş hareketleriyle artan özelliktedir.

    Migren ağrısı genellikle sabah saatlerinde başlar, giderek artacak şekilde ve erişkinlerde 3saat-3 gün, çocuklarda 2saat-2 gün arasında devam eder. Ağrıya genellikle iştah kaybı, bulantı, fotofobi (ışıktan rahatsız olma), fonofobi (sesten rahatsız olma), ozmofobi (kokudan rahatsız olma) gibi bir çok durum da eşlik eder. Tüm bu durumların aynı anda görülebilmesi şart değildir. Baş ağrısı, başlangıçtan itibaren tek taraflı ya da çift tarafı olabileceği gibi, tek taraflı başlayıp her iki tarafa da yayılabilir. Zonklayıcı ağrı da hastaların çoğunda mevcuttur.. spor aktiviteleri gibi basit baş hareketleri de ağrıyı başlatabilir. Ağrı bittiğinde hastalarda aşırı bir yorgunluk, bitmişlik hali, huzursuzluk, sersemlik, veya tam tersi hareketlilik ve zindelik gibi bazı belirtiler görülebilir.

    Migren genel anlamda iki çeşittir: Auralı ve Aurasız migren.

    Auralı migren de, genellikle bulgular 5-25 dakikalar arasında ortaya çıkar ve bir saat kadar sürer. Görme alanı kayıpları, vücudun bir tarafının uyuşma ve karıncalanması, konuşurken kelime bulmada güçlük, baş dönmesi görülebilir. Göz bulguları (yanıp sönen ışık hüzmeleri) ya da görmede karanlık alanlar şeklinde olabilir. Bazen hasta önünde buzlu cam varmış gibi görüyorum şeklinde tanımlayabilir. Ağrıda iyileşme ilk tutulan yerden başlar.

    Aurasız migren, en sık migren tipi olup esas belirtileri baş ağrısı ve bulantıdır.

    Aura: migren oluşumundan hemen önce veya atak sırasında tespit edilen bulgulardır. Auralı migren de, genellikle bulgular 5-25 dakikalar arasında ortaya çıkar ve bir saat kadar sürer. Görme alanı kayıpları, vücudun bir tarafının uyuşma ve karıncalanması, konuşurken kelime bulmada güçlük, baş dönmesi görülebilir. Göz bulguları (yanıp sönen ışık hüzmeleri) ya da görmede karanlık alanlar şeklinde olabilir. Bazen hasta önünde buzlu cam varmış gibi görüyorum şeklinde tanımlayabilir. Ağrıda iyileşme ilk tutulan yerden başlar.

  • Araknoid kist hakkında

    Araknoid kist hakkında

    Beyin ve omuriliğin etrafını çeviren ince zara araknoid zar denmektedir. Mikroskopta bu zar örümcek ağına benzediğinden Eski Yunanca’da örümceğe benzer anlamına gelen araknoid zar adı verilmiştir.

    Araknoid zarın bulunduğu her yerde araknoid kistler gelişebilir. Kafa içi yer kaplayan oluşumların %1’ini araknoid kistler oluşturur. Otopsilerde ise bu oran 1/1000dir.

    Genellikle 20 yaş öncesinde belirti verirler ve erkeklerde kızlara göre 2-3 kez daha fazla görülür. Avrupa’da yapılan ortak bir araştırmada ise belitlilerin ortaya çıkma yaşı ortalama olarak 6 bulunmuştur.

    Araknoid kistler ne zaman ve nasıl oluşur?

    Araknoid kistlerin büyük çoğunluğu doğumsaldır. Diğer bir deyişle doğumdan önce anne karnında araknoid zarın ikiye ayrılması sonucu bu bölgede içinde sıvı birikmesi ile oluşur. Anne karnında hamileliğin 15. haftasında araknoid zar altında beyin omurilik sıvısı (BOS) dolaşmaya başlar. Bu süreçten itibaren araknoid kist gelişme olasılığı vardır.

    Daha az oranda ise kafa travması (kaza, düşme sonucu) sonrası ve beyin iltihabi hastalıklarından sonra da geliştiği bilinmektedir. Araknoid kistler beyinde araknoid zarın bulunduğu her yerde gelişebilir.

    Günümüzde tanıları bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRG) konmaktadır.

    Araknoid Kistlerin Belirtileri Nelerdir?

    Bu kistlerde baş ağrısı, sara (epilepsi) en sık görülen yakınmalardır. Bazen de hiçbir yakınmaya neden olmamakla birlikte başka nedenlerle çekilen BT veya MRG’lerde saptanırlar.

    Araknoid Kist Tedavisi

    Tip I kistleri takip etmek gerekir. Çok nadiren cerrahi girişim gerekir. Bunları çeşitli zamanlarda Tomografi veya MR ile kontrol etmek gerekir.

    Sara (Epilepsi) ye neden olan daha büyük Tip II ve III araknoid kistlerde ameliyat yapılmalıdır. Travmalardan (düşme, darp veya trafik kazası sonucu) kist içine veya beyin ile beyinin kalın (dura mater) zarı arasında kanamalar oluşabilir.

  • Kötü huylu beyin tümörleri

    Kötü huylu beyin tümörleri

    Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler olduğu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir (Cerrahi girişim veya radyocerrahi). İster iyi huylu,ister kötü huylu olsun,tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulaması yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayılabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü değildir. Hatta bazı vakalarda bir kaç tane odak halinde yayılma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    Glial Tümörler

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi (Sara nöbeti) bâzı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

    Metastatik Tümörler

    Metestatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.

  • İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    İyi huylu beyin tümörleri hakkında

    Genel olarak beyin tümörlerini malin (kötü huylu) ve benin (iyi huylu) olarak sınıflandırabiliriz.

    I-Malign Tümörler
    II-Benin Tümörler

    Bunlar genellikle kafatası içinde ama beyin dokusu dışında gelişen tümörlerdir. Meningiomalar, hipofiz adenomları, kraniofaringiomalar, dermoid ve epidermoid tümörler, hemanjioblastom, kolloid kist, subependimal dev hücreli astrositom, nörinomlar bu grubun en sık karşılaşılan lezyonlarıdır. Menengiomalar bu grubun önemli bir kısmını olusturur. Diğer organlardaki iyi huylu tümörlerin aksine, iyi huylu beyin tümörleri bazen hayatı tehdit edecek durumlara neden olabilirler. Bazıları (örneğin menengiomalar) nadir de olsa kötü huylu tümöre dönüşebilirler. Genellikle çevrelerindeki beyin dokusuna yayılım göstermedikleri için ameliyatla tam çıkarılabilme şansları yüksektir. Ancak az oranda da olsa yeniden ortaya çıkabilirler. Meningiomaların tümüyle çıkarılma durumunda bile 10 yılda %20’sinin tekrarlayabildiği, özellikle önemli bölgelere yapışık olanlarda cerrahi sonrası komplikasyonların olabileceği bilinmektedir.

    Belirtiler

    Beyin tümörü olan hastalar baş ağrısı, kusma, bulantı, görme bozukluğu, bilinç bozulması, havale geçirme, kol ve bacaklarda güçsüzlük, sinirlilik, iştahsızlık, işitmede azalma, unutkanlık, konuşma ve anlamada yetersizlik, yazamama, dengesizlik, el ve ayaklarda büyüme gibi yakınmalardan biri ya da bir kaçı ile başvurabilirler. Baş ağrısı (genellikle sabahları daha şiddetlidir) ve nöbet en sık görülen bulgulardır.

    Tanı Yöntemleri

    Klinik değerlendirme, bilgisayarlı beyin tomografisi (BT) ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRG) tetkikleri ile genellikle tanı konur. Tümör sınırlarının ve özelliklerinin daha iyi tanımlanması amacıyla bu tetkikler kontrast madde verilerek te tekrarlanabilir. Kesin tanı, patolojik incelemeler sonrası konur. Tanıda yardımcı bazı tetkikler arasında doğrudan kafa grafileri, EEG, tüm vücut kemik sintigrafisi, hormon incelemeleri sayılabilir.

    Tedavi Yöntemleri

    Genellikle cerrahi olarak tümörün çıkarılması, beyin tümörlerinin neredeyse tamamı için ilk seçenek olarak düşünülmektedir. Az bir kısmında ise komplikasyon oranının yüksek olması nedeniyle kısmi çıkarım ya da radyoterapi ve takip önerilmektedir. Özellikle yüksek evreli glial tümörlerde tanı biyopsi ile kesinleştikten sonra tümör çıkarımı yerine radyo-cerrahi ya da kemoterapi (ilaç tedavisi) uygulanabilir. Beyin sapı yerleşimli benin lezyonların bir kısmı cerrahi olarak çıkarılabilir, bir kısmında ise radyo-cerrahi (Gamma knife, linear accelator=linac) uygulanabilir. Kısaca tümörün malinite derecesi ve yerleşim yeri, hastanın yaşı, genel durumu ve ek sistemik problemlerin varlığı, cerrahi karar vermeyi ve cerrahi olarak tümör çıkarımının sınırlarını belirler.

    Cerrahi Sonrası Olası Komplikasyonlar

    Cerrahi sonrası olabilecek komplikasyonlar tümörün cinsi, yerleşim bölgesi, hastanın yaşı ve genel durumundan bağımsız değildir. Nöbet, şiddetli baş ağrısı, bulantı, kusma, kanama, mevcut nörolojik durumun daha da kötüleşmesi, görme, konuşma ve algılamada bozulma, hidrosefali, ekstremitelerde şişlik, kızarıklık, yara yerinin geç iyileşmesi, enfeksiyon, tromboemboli, bazı psikiyatrik sorunlar, olası ameliyat komplikasyonlarından bazılarıdır. Bu komplikasyonların çoğunluğu ameliyat sonrası tıbbi bakım ile düzelebileceği gibi bazıları (örneğin nörolojik durumun kötüleşmesi) kalıcı olabilir. Bu komplikasyonların bir veya daha fazlası aynı hastada gelişebilir. Ancak unutulmaması gereken en önemli nokta; beyinde bir tümör varlığında bu tümörün yarattığı sistemik problemler sıklıkla hayatı tehdit etmektedir.

    Takip ve Öneriler

    Tümör benin (iyi huylu) ise ve tamamı çıkarılmışsa genellikle ilk ve altı aylık kontrollardan sonra yılda bir kez kontrol yapılır. Malin (kötü huylu) tümörlerde ise beyin cerrahı, tıbbi onkolog (kanser ilaçları ile tedavi konusunda uzman), radyasyon onkoloğu (kanserin ışın tedavisi konusunda uzman), fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümlerinin de takipleri göz önünde tutularak kontrol zamanlarının belirlenmesi uygun olur. Kontrolda gerekli tetkiklerin taburcu olunduğu sırada yazılması, hastanın randevularını denkleştirmesini kolaylaştırır. Hastanın takip döneminde herhangi bir sorunu (baş ağrısı, nöbet, bilinç bozukluğu, kol bacakta güçsüzlük v.b.) olması durumunda tedavi olduğu kliniğe, acil servis ya da tedavi oldukları hekime başvurması gerekir.