Yazar: C8H

  • Botox (botulinum toksin) uygulaması

    Konumuz estetik tıp olduğuna göre sağlıklı ve daha güzel olmak veya mevcut durumunu korumak isteyen danışanlarımıza önerim iyi yönlendirilmeleri doğru uygulamalar yaptırmalarının önemli olduğunu bilmeleridir. Çünkü özellikle yüz uygulamaları bence neştersiz uygulamalar bile olsa çok önemlidir. Bir insanın bakışı, gülüşü, bazen bol çizgili kırışık hali bile daha çekici olabilir. Örneğin Clint Eastwood kırışıklıkları ile ne kadar karizmatiktir düşünürsek eğer…Nicole Kidman Avustralya’lı sarışın, çok güzel, ama; dudakları inceyken ne kadar da masumdu ya da botoksu biraz daha doğal olsa, dediğimiz güzellerden; bu medyatik örneklere kadar gitmeye de gerek yok bazen komşumuz bile işlem sonrası bize aykırı gelebilir; işte o zaman yapılan uygulama biraz daha düşünülebilir demektir.

    Bu konuda gündemden düşmeyen bilimsel makalelerde de en fazla uygulanan yöntem olan botox enjeksiyonu, doğru alanlara gerektiği dozlarda uygulandığında yüz güldürücü sonuçlar elde edilen, yıllardır güvenli olduğu ile ilişkili olarak kendini kanıtlamış bir yöntemdir.

    Kırışıklıklar nasıl oluşur?

    Mimik hareketleriyle yüzdeki çeşitli kaslar sürekli kasılır, kasılmanın olduğu bölgelerde kırışıklıklar görülür. Zamana bağlı olarak cildin azalan hücre üretimi, azalan savunma durumu, kollajen ve elastik liflerde azalma ve de sürekli yapılan mimikler yüzümüzün kırışıklığının temel nedenidir.

    Botulinum toksin tip A nasıl etki gösterir ?

    Botulinum toksin tip A, kas hareketlerini belirleyen sinir iletisini geçici bir süre durdurarak kasları gevşeten saflaştırılmış protein yapıda bir ilaçtır. Mimik kaslarına uygun olan dozlarda yapılan bu enjeksiyon uygulamasında, kasın kasılmasına neden olan asetilkolin isimli maddenin kasları uyarması engellenebilmekte, dolayısıyla uyarının iletilmesi engellenerek kasın “kasılma” olarak vermesi gereken cevap geçici olarak durdurulabilmektedir. Kas kasılamadığı için üzerindeki ilşkili olduğu cildi de daha pürüzsüz ve gergin gösterebilmektedir. Bu sayede yüz ifadesi daha dingin ve daha rahat bir görünüme kavuşabilmektedir.

    Botulinum toksin tip A güvenli midir?

    Klinik uygulamaları olan bir kas gevşetici ilaç olan botulinum toksin, clostridium botulinum isimli bakteriden elde edilen bir ilaç olup, çocuklarda büyük kas gruplarında tedavi ve destek amaçlı kullanılmaktadır. Bu nedenle mimik kaslarına çok daha düşük dozlarda uygulama yapılıyor olması, kırışıklık tedavisinde kullanılan bu yöntemi güvenilir kılmaktadır.

    Uygulama nasıl yapılır?

    Bu uygulama yaklaşık 10-15 dakika süren, ilgili bölgelere, gerekli dozlarda botulinum toksinin enjekte edilmesinden ibarettir.

    Botulinum toksin tip A uygulaması ağrılı mıdır?

    Enjeksiyon sırasında insülin iğnesinin ucu kullanılmaktadır. Bu nedenle acısı da oldukça az olmaktadır. Ayrıca işlem öncesinde cilde soğuk buz uygulaması yapılabilir veya anestetik krem kullanılabilir. Uygulama sonrası günlük aktiviteye devam edilebilir.

    Botulinum toksin tip A uygulayıcı özellikleri

    Yüz ifadesini kontrol eden kaslara ilişkin anatomik bilgisi olan bir hekim tarafından uygulanmalıdır. Her bireyin yüz kırışıklıklarının dinamiğine göre uygulama yapmak çok önemlidir, kopyalanmış gibi birbirine benzeyen yüzlerin oluşmasını engelleyen en önemli unsurdur.

    Botulinum toksin tip A kaç yıldır uygulanmaktadır?

    Botulinum toksin tip A farklı endikasyonlarda yaklaşık 32 yıldır kullanılmaktadır. Çeşitli hastalıkların tedavisinde 80’den fazla ülkede kullanılan bir ilaçtır.

    Botulinum toksin tip A uygulamasının günümüzde onaylı alanları

    Kaş arası kırışıklık tedavisi

    Aşırı terleme (Hiperhidroz)

    Göz tikleri (Blefarospazm)

    Serebral palsi

    Servikal distoni

    Fokal distoniler

    Yüz felci (Hemifasyal spazm)

    Spastisite

    Şaşılık (Strabismus)

    Botulinum toksin tip A kozmetik amaçlı kullanım alanları

    Temel uygulamalar

    Alın çizgileri

    Kaş arası çizgileri

    Göz kenarı kırışıklığı

    Kaş kaldırma

    İleri uygulamalar

    Burun etrafında oluşan kırışıklıklar

    Üst dudak kırışıklıkları

    Marionette (üzüntü) çizgileri

    Boyun çizgileri ve platisma bantları

    Yüzde asimetri

    BOTULİNUM TOKSİN TİP A uygulama sonrası etkileri ne zaman belli olmaya başlar?

    1. Uygulamadan 3-7 gün sonra etkisi görülmeye başlar.
    2. 10-14 gün içerisinde etkisi daha net olarak görülür.
    3. 7-14 gün içinde doktorunuzla kontrol amaçlı tekrar görüşebilirsiniz.
    4. Enjeksiyon yapıldıktan 30 gün sonra en etkin görünümü ortaya çıkmaktadır.

    5. Bu etki 4-6 aya kadar sürmektedir.
    6. Etki süresi kişiden kişiye farklılık gösterebilir.

    Botulinum toksin tip A doğal görünüşü olumsuz etkiler mi?

    Her uygulamada olduğu gibi bu uygulmada da işlem sonrası mimiklerin durumu ve kişiye katabileceği olumlu etkiler uygulayıcı hekim tarafından bir miktar öngörülebilir. Dolayısıyla kişiye özel ve onun görünüşünü değiştirmeyen doğal bir görünüm elde edilebilir. Bu durum, bu konuda bilgili tecrübeli ellerde yapılmasını daha da önemli kılar. Aksi durumlarda Botulinum toksin tip A uygulaması tavsiye edilmemelidir. Örneğin kişinin kaz ayaklarının azaltılması için uygulandığında, kişinin gülüşünü ne kadar etkiler, gözlerinin altı (göz torbası olanlar için) işlem sonrası nasıl etkilenir? Bu soruları her uygulayıcının sorması gerektiğini düşünüyorum. İyi bir uygulama sonrası duygularınızı mimiklerinizi kullanarak ancak kırışıklık oluşmadan ifade edebilmek mümkün olabilmektedir.

    Peki bu işlemler her yaşta ve her daima yapılabiliyor mu?

    Bizim yöntemlerimiz ikiye ayrılıyor. Birincisi erken yapılması gereken önleyici işlemler, diğeri olabildiğince geciktirilmesi gereken büyük cerrahiler… Botoksa otuzlu yaşlarda başlarsanız ve dört beş ayda bir yaptırırsanız yüzünüzün üst kısmının yaşlanmasını durdurursunuz.

  • Gebelik Takibi

    Gebelik Takibi

    Gebelik TakibiHanımlar gebeliklerini öğrendikleri ilk günden itibaren sağlıklı bir gebelik ve doğum için gerekli bilgilendirme ve periodik takiplerine dair mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekmektedir.
    Adet gecikmesinin oluşması ile evde yapılan gebelik testi ve kanda bakılan BHCG testi ile anne adayları gebelik oluşumunu öğrenebilirler. Ancak bu testler gebeliğin sağlıklı ilerlediğini net olarak göstermez dış gebelik, mol hidatiform, sağlıklı gelişim göstermeyen gebeliklerde de bu testlet pozitif çıkar. Toplumumuzun bazı kesimlerinde erken dönem ultrasonun zararlı olabileceği ve bebeğin 3-4 aylık olmasına kadar ultrasonun geciktirilip aynı anda cinsiyetin de öğrenilmesi gibi bir inanış söz konusudur. İlk muayenenin geciktirilmesi dış gebelik, ölü gebelik ve mol gebelik tanısının konulmasını ve tedaviyi zorlaştırmaktadır. Bu nedenle ilk 2 ay içerisinde yapılan ultrason çok önemlidir. 
    Normal bir gebelikte ideal takip şeması aşağıda gösterilmiş olup riskli gebeliklerde ve hastaya göre hekimin gerekli gördüğü durumlarda ek tahlil ve uygulamalar gerekebilir.
    6-8 hafta
    Genel sistemik muayene, kan basıncı ve kilo ölçümü
    Gebelikte Risk Tayini:
    Önceki gebelikteki olumsuzluklar: düşük, dış gebelik, kan uyuşmazlığı, troid bezi ile ilgili bozukluklar, diabet, erken doğum tehditi, sezaryan ile doğum, akraba evliliği, kan uyuşmazlığı…
    Gebelik kesesi ve fetus kalp atımının ultrasonografi ile saptanması
    Gerekli kan ve idrar tetkiklerinin istenmesi
    Gebelikte beslenme önerilerinde bulunulması
    11-14 hafta
    İkili tarama testi ve ultrasonografi ile fetusun ense kalınlığının ( nuchal translusensi) ölçülmesi
    16-18 hafta
    Üçlü tarama testi ve ultrasonografi ile fetal organ taraması
    20-21 hafta
    Fetal anomaliler yönünden ikinci basamak obstetrik ultrasonografi ile iler değerlendirmeler, gerekli durumlarda fetal ekokardiografi incelemesi
    24-28 hafta
    Gebeliğe bağlı diabet ( gebelik şekeri) taraması için 50 gr glukoz tarama testi ve 100 gram OGTT yapılması
    32-34 hafta
    Fetusun iyilik halinin, amnion sıvı miktarının ( fetusun içinde bulunduğu sıvı) , plasenta yerleşim ve yapısının, fetusun gelişimi ve kilo alımının ultrasonografi ile değerlendirilmesi
    Gebenin beslenme ve egzersiz önerileri ile doğuma hazırlanması
    36-40 hafta
    Annenin pelvik yapısının değerlendirilip normal doğum için engel olup olmadığı, rahim ağzı açıklığının değerlendirilir
    Haftalık NST takibi
    Gerekli durumlarda haftalık ultrason ve doppler ultrasonografi ile fetusa giden kan akımının değerlendirilmesi
    40 hafta ve üstü

    Fetusun değerlendirilmesi sonucu anne karnında daha fazla kalmasında sakınca yok ise: amnion mai azalması ( fetusun içinde bulunduğu sıvıda azalma), gelişme geriliği, doppler kan akımındaki bozulma olmaması ve bebeğin kilosunun normal doğuma uygun olması durumunda 41-42. Gebelik haftalarına kadar beklenebilir. Ancak bu süreyi de dolduran hastalarda gebeliğin ve rahim ağzının muayenesine göre suni sancı veya sezaryan önerilir

  • Melanoma dikkat!! Benlerinizi kontrol ediyor musunuz?

    Malign Melanom Nedir?

    Melanom, cildimizin rengini veren melanin adlı pigmenti üreten melanosit hücrelerinden kaynaklanan deri kanserlerinden biridir ve deri kanserleri içerisinde en ölümcül olanıdır.

    Melanositler saçlı deriden, ayak tırnağına kadar derinin her bölgesinde, bunun dışında gözümüzde, ağız içi ve genital bölge gibi mukozalarda bulunmaktadır ve tüm bu bölgelerde melanom da gelişebilmektedir.

    Melanoma tüm dünyada ciddi bir sağlık sorunu olarak görülmektedir. Son yıllarda beyaz ırkta melanoma görülme sıklığı artmıştır. Dünya sağlık örgütü her yıl 132.000 yeni melanoma olgusu tahmin etmektedir. Her ülkede sıklığı değişmekle birlikte en çok Avustraya’da görülmektedir.

    Melanoma görülme sıklığı yaşa bağlı olarak artmakla birlikte, 20-45 yaş aralığında oldukça sık görülür. Tüm dünyada genel kaide olarak; melanom ne kadar erken teşhis edilirse, yaşam süresi o kadar uzamaktadır.

    Melanomun Güneş Işığı ile İlişkisi Nedir?

    Melanomun güneş ışığı ile ilişkisi çok önemlidir. Yaşlılarda sürekli güneşe maruz kalınan bölgelerde daha sık görülürken, gençlerde aralıklı ve yoğun olarak güneşe maruz kalınan bölgelerde daha sık ortaya çıkmaktadır. Özellikle çocukluk döneminde tekrarlayan kısa süreli yoğun güneş ışınlarına maruz kalmak; yaz tatili, hafta sonu tatili, dışarıda yapılan eğlenceler ve güneş yanığı önemli bir risk faktörüdür. Ozon tabakasındaki azalma güneş ışınlarına bağlı melanomların artmasına yol açmaktadır. Bu nedenle güneşi bol ülkemizde önemi daha da artmaktadır.

    Güneşten hem kendimizi hem de çocuklarımızı sürekli korumak bu yüzden çok önemlidir.

    Solaryum üniteleri de riks faktörüdür. Yılda 10 kez veya daha fazla kullananlarda risk 30 yaş üstünde 2 kat, 30 yaş altında 7.7 kat artmaktadır.

    Kimler risk altındadır?

    Açık tenli kişiler

    Çilli, renkli gözlü bireyler

    Vücudunda çok sayıda beni olanlar

    Ailesinde melanom öyküsü olanlar

    Çocukluk çağlarında güneş yanığı öyküsü olanlar

    melanom gelişimi açısından risk altındadırlar.

    Kendi Kendine Muayene Nasıl Olmalı?

    A-B-C-D-E Kuralı Nedir?

    MELANOM, deri kanserleri arasında en ölümcül olanıdır. Tedavinin anahtarı ise erken tanıdır.

    Bireyin vücudundaki benlerini kendi kendine muayene etmesi mümkündür. Ingilizce baş harflerinin kısaltılması ile belirtilen A,B,C,D,E kuralı ile benler kontrol edilmelidir.

    A (Asimetri): Bir beni ortadan ikiye ayırdığımızda her iki taraf birbirinin ayna görüntüsü şeklinde ise simetriktir. Ancak farklılıkların olması melanom açısından risk olarak değerlendirilmelidir.

    B (Border: Kenar): Benin kenarlarındaki düzensizliklere bakılır ve düzensiz olması risklidir.

    C (Color: Renk): Bir bende koyulaşma olması, renginde açılma olması yada renk alacalanması olması melanom açısından önemlidir.

    D (Diameter: Çap): 5 mm (Yarım santimetre)’den büyük benler daha risklidir.

    E (Evolution: gelişim): Bir benin doğal seyrinin dışında gelişen her türlü değişikliktir. Tavanı düz bir bende kabarıklık ortaya çıkması, genişleme olması, bende kaşıntı başlaması, kanama gelişmesi melanom gelişim sinyali açısından önemlidir.

    Yukarıda belirtilen risk grubunda olan bireyler, mevcut beninde değişiklik farkeden kişiler dermatoloğa başvurmalı ve muayene olmalıdırlar.

    Benlerin Dermatoloji Muayenesi Nasıl Yapılır?

    Benlerin muayenesi ve takibi öncelikle gözle muayene edilerek, ardından el dermoskopu yada dijital bilgisayarlı dermoskopi cihazları ile incelenerek yapılır. Bu cihazlar yüksek ışık altında ve yüksek büyütme ile benlerin yapısını, kötü olabilecek bir takım sinyalleri değerlendirme olanağı sağlamaktadır. Bu sayede incelenen lezyonun melanom açısından daha doğru değerlendirmesi mümkün olabilmektedir.

    Kötü huylu bir takım belirtiler gözlenir ise hemen müdahale olanağı sağlanmakta, riskli olmayanların ise bilgisayar ortamında kayıt altına alınarak ileriki dönemlerde gelişiminin takibi yapılabilmektedir.

    Melanom Şüphesinde Nasıl Bir Yol İzlenir?

    Melanom şüphesinde veya teşhisi konduğunda ilk yapılacak iş o bölgeden biyopsi alınarak teşhisin netleştirilmesi ve melanom ise tipinin, derinliğinin belirlenmesidir. Mümkün ise lezyonun tamamı çıkarılarak incelenmelidir, büyük lezyonlarda ise uygun yerden biyopsi alınarak incelenebilmekte ve biyopsi sonucuna göre çıkarılması planlanabilmektedir.

    Melanom tanısı ile lezyon çıkarıldıktan sonraki tedavi ve takip süreci, melanomun tipi ve derinliğine ve bir takım melanomdaki özelliklere göre değişiklik göstermektedir.

    Unutulmamalıdır ki, melanomda erken tanı hayat kurtarır!

    Melanomun geç farkedilmesi ve gerekli operasyonun zamanında yapılmaması, bu tümörün hızla ilerleyip iç organlara yayılmasına neden olabilir.

    Eğer çok sayıda bene sahipseniz, açık tenli- kızıl saçlı- renkli gözlü yani güneş ışınları ve melanom açısından risk grubunda iseniz, ailenizde melanom öyküsü varsa, mevcut beninizde yukarıda bahsedilen değişiklikleri gözlemlediyseniz benlerinizin kontrolü ve muayene için hiç beklemeden bir dermatoloğa başvurunuz.

  • Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç Kullanımı

    Gebelikte İlaç KullanımıGebelik döneminde kadınların en çok korktuğu konulardan bir tanesi ilaç kullanmak zorunda kalınması durumunda kullanılacak ilaçların bebeğe zararlı etkileridir.Kadın-Doğum hekimlerinin en sık karşılaştığı sorulardan bir tanesi de gebe olduğunu henüz anlamadığı dönemde kullanılan veya gebelik süresi içerisinde zorunlu olarak alınması gereken ilaçların bebek üzerindeki etkileri ile ilgilidir. Gebelik döneminde ilaçların zararlı etkileri konusunda bir çalışma yapmak olası olmadığı için, bu konudaki bilgilerimiz daha çok vaka bildirimleri ve daha önceki kayıtların incelenmesine dayanmaktadır. Bu nedenle birçok ilacın bebek üzerindeki olumsuz etkileri konusunda kesin bir şey söylemek oldukça zordur. İlaç firmaları da bu konuda sorumluluk almak istemediği için prospektüste “gebelikte kullanımı sakıncalıdır” veya “hekiminize danışmadan almayınız” şeklinde ibareler koyarak sorumluluğu hekime yüklemektedir. Hekimler de yine aynı kaygıdan dolayı bazen gereksiz gebelik sonlandırması kararı verebilmektedir. En önemli kural gebelikte tıbbi durum ya da yakınmalar ilaç kullanımını gerektirmedikçe ilaç kullanmamak ve kullanılacak ilaçları mutlaka doktor önerisiyle kullanmaktır. Gebelik döneminde ilaç kullanımına karar verirken göz önünde bulundurulması gereken en önemli konu kar/zarar oranı ve ilacın güvenilirliğidir. İlacın potansiyel olarak bebeğe zararlı olduğu düşünülse bile, beklenen yarar daha yüksek ise ilaç kullanımına izin verilebilir. Gebeliğin ilk 10 gününde embryo dış uyaranlara duyarsız olduğu için bu dönemde alınan ilaçlar ya düşüğe neden olmakta, yada anomali yapmamaktadır. Yani “ya hep ya hiç” yasası geçerlidir. Gebelikte ilaç kullanımına karar verirken Amerikan Gıda ve İlaç Kullanımı (FDA) kriterleri göz önünde bulundurulmaktadır. Bu kriterlere göre ilaçlar aşağıdaki kategorilere ayrılmaktadır. Gebelik döneminde en sık kullanılan ilaçlar bulantı gidericiler, antiasitler (mide asidini düşüren ilaçlar), antihistaminikler (allerji belirtilerine karşı kullanılan ilaçlar), analjezikler (ağrı kesici ilaçlar), antibiotikler, sakinleştirici ilaçlar, uyku ilaçları gibi ilaçlardır.
    Gebelik döneminde kullanılan ilaçların 0’e yakını plasentadan bebeğe geçmesine karşın, ilaçların çok az bir kısmının bebekte istenmeyen durumların oluşmasına neden olduğu belirlenmiştir. İlaç bebeğin dolaşımına geçtiği andan itibaren bebeğin bulunduğu gebelik haftasına, maruz kaldığı ilaç dozuna ve ilacın teratojen (anomali yapıcı) etkilerine göre bebekle ilaç arasında etkileşim başlar. 
    Gebelikte Sıklıkla Kullanılan İlaçlardan Örnekler
    Gebelik dönemi hiç bir şekilde ilaç kullanılmaması gereken bir dönem değildir. Anne adaylarının çeşitli yakınmaları olduğunda bu yakınmaları gidermek amacıyla (bulantı, mide yanması, başağrısı gibi) ya da bir hastalığa yakalandıklarında hastalığı tedavi etmek amacıyla (idrar yolu enfeksiyonları, şeker hastalığı gibi) ilaç tedavisi verilir.
    Analjezikler (Ağrı kesici, iltihap gidericiler)
    Salisilatlar (aspirin) ve parasetamol (asetaminofen) gebelerin en sık kullandıkları ilaçlardandır. Bunlardan parasetamol (asetaminofen diğer adıdır) gebelikte kullanılabilecek en güvenli ağrı kesici ve ateş düşürücü ilaçtır. Ancak çok yüksek dozlarda (intihar amacıyla alınması gibi) anne adayında karaciğer hasarına ve bebeğin ölmesine neden olabilmektedir.
    Düşük dozlarda (80) miligram aspirin ise bazı riskli gebeliklerde (gelişme geriliği, lupus hastalığı, önceden ağır preeklampsi geçirmiş anne adayları gibi) halen kullanılmaktadır.
    Diğer Ağrı Kesiciler
    Nonsteroid anti enflamatuar adı verilen grupta yeralan ağrı kesiciler (parasetamol hariç çoğu ağrı kesici bu grupta yeralır.) arasında gebelikte en sık ibuprofen ve naproksen kullanılmaktadır. Bu ilaçların bebekte anomali oluşturmadıkları kabul edilir. Ancak bebeğin ductus arteriosusun ( doğumdan sonra kapanması gereken bir kalp kapakcığı) erken kapanmasına ve bebekte pulmoner hipertansiyon gelişimine neden olabildiklerinden 34. gebelik haftasından sonra kullanılmamaları önerilir.
    Enfeksiyonlar
    Enfeksiyonlar tıbben tedavisi zorunlu olan hastalıklardır ve gebelikte kullanıma uygun çok sayıda ilaç arasından enfeksiyona en etkili olanı seçilir.
    Antibiotikler
    Penisilinler yıllardan beri kullanılan ve antibiotikler arasında gebelikte kullanım açısından en güvenli olanlardır. Bunlara yeni jenerasyon penisilin türevleri de dahildir.
    Eritromisin de özelllikle penisilin allerjisi olanlarda kullanılan diğer bir antibiotiktir.
    Sefalosporin grubu antibiotikler konusunda yapılan kısıtlı sayıda çalışmada fetus üzerine olumsuz bir etki bildirilmemiştir. Bu grubun yıllardan beri anne adaylarında kullanıldığı gözöüne alınırsa penisilinler kadar güvenli olduğu söylenebilir.
    Antiasitler
    Bu ilaçlar ( rennie, gaviscon) alimünyum hidroxide, kalsiyum veya magnezyum içermektedir. Genel olarak gebelikte güvenle kullanılan bir ilaç grubudur, ancak yüksek dozlarda kullanıldığında kalsiyum ve magnesium düzeyindeki yükselmeler anne için zararlı olabilir.
    Bulantı-Kusma İçin Kullanılan İlaçlar
    Gebelerin %80’ninde bulantı-kusma yakınmaları görülür ve bunların önemli bir bölümünde ilaç kullanımına gereksinim duyulur. Bulantı-kusma tedavisinde kullanılan H1-reseptör blokörleri, fenotiyazinler, metokoloropamid ve ondensatron gibi ilaçların çoğu B veya C grubundadır ve bu nedenle gebelik sırasında kullanımı bebek için önemli bir risk oluşturmamaktadır. Dramamine, Postadoxin ve Emedur gibi ilaçlar rahatlıkla kullanılabilmektedir. Metpamid ve Zofran gibi ilaçlar konusunda daha az veri olmakla birlikte B grubunda incelenmekte ve kullanınımında önemli bir sakınca bulunmamaktadır.
    Metformin
    Metformin son dönemlerde polikistik over sendromu olan hastalarda sıklıkla kullanılan bir ilaç olup, gebelik sırasında bebek üzerinde olumsuz bir etkisi bildirilmemiş ve bazı çalışmalarda düşük olasılığını azalttığına dair bulgulara rastlanmıştır. Ayrıca diyetle düzenlenemeyen gebelik diabetinde de insüline alternatif olarak kullanımı konusunda da çalışmalar devam etmektedir. Gebelik döneminde kullanımı konusunda henüz bir görüş birliği bulunmamakla birlikte, gebe olduğunu bilmeden kullananlarda gebeliğin devam etmesinde bir sakınca yoktur.
    Epilepsi Tedavisinde Kullanılan İlaçlar
    Anne adaylarının yaklaşık 200’de birinde sara hastalığı vardır ve gebelikte de sara ilaçlarının devam ettirilmesi gerekir. Bu ise ciddi bir problem oluşturur, zira sara ilaçlarının çoğu bebekte anomali meydana gelme riskini artırır.
    İlaç kullanan saralı anne adaylarının bebeklerinde anomali ortaya çıkma riski 3-4 kat yüksektir. Ancak son çalışmalarda epilepsi hastalığının kendisinin de genetik yolla bebekte anomali oluşma eğilimini artırdığı yönünde fikirler öne sürülmektedir.
    Epilepsi Tedavisinde Anomali Riskinin Azaltılması İçin:
    Gebe kalmadan önce ilaç dozu azaltılmalı veya stoplanmalıdır
    Kombine ilaç kullanımı yerine sadece tek bir ilaç kullanılmalıdır
    Gebe kalmadan 1-2 ay önce günde 4-5 mg folik asit kullanılmalıdır
    Anomali riski en yüksek ilaç Valproat olduğu için mümkün olduğu kadar kullanılmamalı, eğer kullanımı zorunlu ise mümükün olan en düşük dozda kullanılmalıdır
    Diğer ilaç kesilip Lamotrigine kullanımına geçilebilir ve nöbetler kontrol edilebiliyorsa gebelikte devam edilir.
    Gebeliğin son 4 haftasında anneye K vitamini verilebilir
    Antidepressanlar
    Gebelik döneminde ağrı kesici ve antibiyotiklerden sonra belki de en sık kullanılan ilaç grubu antidepressanlardır. Antidepressanlar sadece psikiyatristler tarafından değil, diğer hekimler tarafından da reçete edilebildiği için oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Stresle başedebilmek, günlük kaygılardan uzaklaşma veya günlük basit reaktif ruhsal çökkünlüklerden kurtulmak için bile birçok kadın antidepressant kullanmaktadır. Bu konuda en çok kullanılan Prozac iile ilgili olarak bebekte önemli bir yan etkiye yol açmadığı yönünde birçok yayın bildirilmiştir.
    Sigara, Kokain, Esrar v.b Maddeler
    Sigara: Düşük, bebekte gelişme geriliği, erken doğum, plasentanın yerinden ayrılması, ani bebek ölümü ve doğum sonrasında solunum yolu hastalıklarına yol açabilir. Gebeliğin hangi döneminde bırakılırsa bırakılsın zararlı etkileri önemli ölçüde azalmaktadır. Özellikle 16. haftaya kadar bırakıldığında zararlı etkileri görülmemektedir.
    Kokain: Düşük, gelişme geriliğ, plasentanın yerinden erken ayrılması ve ani bebek ölümüne neden olabilir.Doğum sonrasında da bebekte öğrenme ve bazı becerilerde bozulmaya neden olabilir.
    Metamfetamine: Uyarıcı amaçlarla kullanılan bu grup ilaçların birçok anomaliye neden olduğu bildirilmekle birlikte, en önemli yan etkisi gelişme geriliğidir.
    Gebelikte Aşı Kullanımı
    Daha detaylı bilgi ve sorularınız için iletişim hattını ve e-mail adresimizi kullanabilirsiniz
    Aşı Adı Aşılanma Endikasyonları
    Tetanoz Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Difteri Son 10 yıl içinde aşılanmayanlarda yapılır
    Kabakulak YAPILMAZ
    Kızamık YAPILMAZ
    Kızamıkcık YAPILMAZ
    Grip Hamileliğinin son dönemleri grip salgınına denk gelen kadınlarda önerilir
    Kuduz Gebelik düşünülmeden yapılır
    Hepatit A Ev halkında ya da yakın temas halinde olduğu kişilerde varsa yapılabilir
    Su Çiçeği Önerilmez

  • Trombositten zengin plazma

    TROMBOSİTTEN ZENGİN PLAZMA(TZP)

    Trombositten Zengin Plazma (Platelet rich plasma:PRP)1970'lerin başında çok bileşimli kan ürünlerinin bir yan ürünü olarak geliştirilmiştir. O yıllardan beri özellikle ortopedik,1 periodontik,2 maksillofasiyal,3 plastik,4 torakal,5 damar cerrahisi6-7 ve oftalmolojide8 kullanıldığı bilinmekle birlikte, son zamanlarda dermatoloji pratiğinde de yeni endikasyonlarda kullanımı dikkat çekmektedir .

    Otolog trombositten zengin plazma; santrifüj kullanılarak kişinin kendi kanından elde edilen, büyüme faktörlerinden zengin trombosit konsantrasyonu yüksek olan plazmayı ifade eder. TZP'deki trombosit yoğunluğu ve aktivitesi tam kandakinden 4 kat daha fazladır9.Trombositler; hemostazdaki rolü yanında, doku hasarında α-granüllerinden büyüme faktörleri salgılayarak doku onarımında da önemli role sahiptir10. Alfa granülleri; trombosit kaynaklı büyüme faktörü (platelet-derived growth factor: PDGF), dönüştürücü büyüme faktörü α ve β (transforming growth factor : TGF- α ve TGF- β), epidermal büyüme faktör (epidermal growth factor: EGF) ve damarsal endotelyal büyüme faktörü (vascular endothelial growth factor: VEGF) gibi çeşitli büyüme faktörleri ayrıca sitokinler ve kemokinler içermektedir 11-14.Büyüme faktörleri, sitokin, kemokin ve integrin olarak bilinen diğer sekretuar moleküller genç trombositlerde fazladır, trombositlerin 7-10 günlük yaşam süreleri boyunca az miktarda salgılanmaya devam eder. PDGF; endotel hücrelerinin büyümesini uyararak hasarlı bölgedeki fibroblastların sayısını arttırır, nötrofil ve monositlerin farklılaşmasını sağlar. Böylece kapiller damar oluşumu, kolajen üretiminin arttırılması ve granülasyon oluşumu desteklenir. TGF- β derinin yeniden yapılandırılmasında hayati önem taşımaktadır: Örneğin yara iyileşme sürecinde bizzat kolajen sentezini uyarmasının yanında, PDGF ile birlikte inflamatuvar yanıta da katılır ve ekstrasellüler matriks sentezini uyarır12. EGF kemotaksiste rol alır, keratinosit ve fibroblastların çoğalmasını uyarır. Çoğalan fibroblastlar kolajen üretimini arttırır. VEGF endotel hücrelerin çoğalmasını uyarır, böylece yeni damar oluşumunu arttırır, mevcut kapiller damar geçirgenliğini arttırır ve hücre büyümesi ve anjiogenez için gerekli mikroçevreye katkıda bulunur. İnsülin benzeri büyüme faktörü (Insulin like growth factor: IGF), IGF-1 ve IGF-2 dahil, vasküler endotel hücreleri için kemotaktik role sahiptir. Böylece vasküler endotel hücrelerinin hasarlı alana migrasyonunu uyarır, anjiogenezi destekler ve PDGF ile birlikte endotel ve epidermis yenilenme oranını arttırır 12-16.

    TZP'nin dermatolojik kullanım alanları

    Trombositten zengin plazmanın tedavide kullanılması fikri çok miktarda büyüme faktörü içermesinden kaynaklanmıştır. Büyüme faktörleri klinik olarak kronik yaraların tedavisinde, yumuşak doku hasarında, kemik bozukluklarında, kırışıklık giderilmesinde ve akut travmalarda kullanılmaktadır.Dermatokozmetolojik uygulamalarda çeşitli endikasyonlarda yer bulmaktadır13-20. Tablo 1.'de sunulan bu kullanım alanlarında sonuçlar klinik gözlemlere dayanmakta olup, kontrollü çalışmalara gereksinim vardır.

    Eppley ve ark.13 tarafından yapılan bir araştırmada kronik, iyileşmeyen kutanöz ülserlerin tedavisinde granülasyon dokusunun epitelizasyonunu hızlandırmak için otolog trombosit faktörlerinin kullanılabileceği ileri sürülmüştür. Bu çalışmanın, kronik deri ülserlerinin iyileşmesini hızlandıran, otolog kandan elde edilen aktive edici faktörlerin kullanıldığı ilk klinik uygulama olduğu bildirilmiştir. Başka bir çalışmada, TZP derideki ülserlerde kullanılmış, dokuda granülasyon dokusu oluşumu ve epitelizasyonun hızlanmasında etkili olduğu gösterilmiştir12.

    Trombositten zengin plazma, derinin destek dokuların zaman içinde azalmasıyla ortaya çıkan yüz ve boyun kırışıklıklarında, deri sarkması ve pigmentasyon sorunlarında oldukça etkili bulunmaktadır. Deri yaşlanması; kronolojik yaşlanma sonucu derinin koruyucu fonksiyonlarında düşüş olması yanında sigara, güneşe maruziyet(fotoyaşlanma) ve çeşitli kimyasallara maruziyet gibi çevresel faktörlerin etkileşiminin doğal bir sonucudur. Fotoyaşlanmanın en önemli sebebi olan UVB'nin, dermal fibroblastlardan kolajenaz üretimini arttırdığı ve kolajenaz gen ekspresyonunu uyardığı gösterilmiştir21,22. Sürekli UVB'ye maruz kalan deride, kolajen dejenerasyonu, dermal ekstrasellüler matriks bütünlüğünün bozulması ve elastik dokudaki değişiklikler deri direncinde azalmaya neden olarak kırışıklıklara yol açar. Topikal büyüme faktörlerinin uygulanması; yeni kolajen sentezinin arttırılmasını sağlayarak foto yaşlanmış yüz derisinin gençleştirilmesi ve klinik görünümün iyileştirilmesini sağlar17. Na JI ve ark.14 kırışıklık azaltılması ve skar tedavisinde kullanılan fraksiyonel karbondioksit lazer uygulamalarından sonra hastalara TZP uygulanmasıyla, yara iyileşmesinde hızlanma, eritem gibi geçici istenmeyen etkilerde azalma ve deri sıkılığında artma olduğunu bildirmişlerdir. TZP aşırı damar oluşumuna neden olmaksızın yeterli düzeyde vaskülarizasyon sağlar. Böylece fraksiyonel yüzey yenileyici CO2 lazerden sonra gelişebilen eritem süresi kısalır14.

    TZP uygulaması üst yüz bölgesinde alın, göz kenarı kırışıklıklarında, zigomatik bölge sarkmalarında başarı ile uygulanmaktadır. Orta ve alt yüz bölgesinde burun kenarı kırışıklıklarında, çene köşeleri sarkmalarında, çene altı sarkmalarında, boyun ve dekolte kırışıklık ve sarkmalarında TZP uygulaması sonucunda etkin sonuçlar alınmaktadır23.

    Lee ve ark.15akne skarı tedavisinde ablatif karbondioksit fraksiyonel lazer uygulamasına TZP enjeksiyonunun eklenmesi sonucunda, istatistiksel olarak anlamlı olmasa da iyileşmenin daha hızlanmış olduğunu gözlemlemişlerdir. Bu çalışmada fraksiyonel lazer uyguladıktan sonra yüzün bir yanına 20 noktaya, 1.5-2 cm arayla, 0.3ml TZP intradermal olarak uygulanmış, 4 ay sonraki sonuçlar serum fizyolojik uygulanan diğer yüz yarısıyla karşılaştırılmıştır. 1 ay sonra işlem tekrarlanmıştır15.

    Jeong ve ark.24 ise tedaviye dirençli lipodermatosklerozlu bir vakada yapılan intralezyonel TZP uygulaması ile yüz güldürücü sonuç aldıklarını bildirmişlerdir.

    TZP'deki TGF-β; laminin, kolajen IV ve tenascin gibi bazal membran protein sekresyonunu uyarmaktadır. Bazal membranın hızlı onarılması sayesinde inkontinensia pigmenti gibi lezyonlar için uygulanan fraksiyonel CO2 lazerden sonra pigmentasyon gelişmediği bildirilmektedir. Öte yandan TGF- β'nın da melanogenezi azalttığı bilinmektedir25. Böylece hamilelik, yaşlılık, güneş hasarı nedeni ile oluşmuş pigmentasyon bozuklukları ve derideki skarlar ile strialarda da uygulanabilmektedir.

    TZP uygulaması ile saçlı deride, saç dökülmesi, saçlarda kırıklık, cansızlık mat görünüş şikayeti olan kişilerde başarılı sonuçlar alınmaktadır. Saç dökülmesini durdurması yanında, saç köklerini uyararak saç büyümesini aktive eder. İnce olan saçların büyümeleri aktive edildiğinde daha kalın, sağlıklı görünüme kavuşurlar. TZP uygulaması zaman içerisinde tamamen dökülmüş olan saçların yeniden çıkmasını sağlamaz, mevcut saçların daha sağlıklı olması, dökülmenin durması, saçların daha sağlıklı hale gelmesi sağlanır. Takikawa M ve ark.26 da TZP uygulamaları ile saç büyümesinde olumlu sonuçlar bildirmişlerdir.

    TZP hazırlanması ve uygulama

    Çeşitli TZP hazırlama yöntemi olsa da bunların çok azı FDA tarafından onaylanmıştır(Örn:Smart PReP ve trombosit konsantrasyon toplama sistemi:PCCS). Farklı sistemlerle elde edilen plazmadaki trombosit konsantrasyonları 2-8 kat artmış olur, dolayısıyla içerdikleri büyüme faktörleri farklıdır27,28. Uygulayıcılar FDA'nın onayladığı ve daha fazla büyüme faktörü elde edilebilen sistemleri tercih etmelidir. TZP hazırlamak için hastadan asit sitrat dekstroz(ACD) içeren antikoagülanlı tüplere venöz kan(antikoagülan/kan oranı: 1/10 olacak) alınır, 10 saniye birbiriyle karışması sağlanacak şekilde çalkalanır. Düşük devirde (3000rpm, 3 dakika) santrifüje edildiğinde tüpte üç kısım ayırt edilir. Alt kısımda eritrositler, orta kısımda buffy coat adı verilen trombosit-lökosit karışımı, en üstte ise plazma bulunur. Buffy coat dikkatlice çekilerek konsantre TZP kullanılabilir veya buffycoat ve üstteki trombositten fakir plazma yeniden 4000 rpm de 3 dakika santrifüje edilince konsantre TZP elde edilmiş olur15. Elde edilen plazma alınan kanın sadece %10'udur.Buna trombin, kalsiyum glukonat veya kalsiyum klorid gibi trombosit agonistleri eklenerek aktive edilir. Böylece trombositler degranüle olur ve büyüme faktörleri ortama verilir. Bu faktörlerin salınması kanın pıhtılaşmasından 10 dakika sonra başlar ve %95'i ilk bir saat içinde salgılanmış olur. Trombositlerin in vivo ömrü yaklaşık 9–10 gündür, oda sıcaklığında belli şartlarla 5 gün saklanabilir ama büyüme faktörü salınmı zaten çok azdır. Santrifüj sırasında, trombositlerin membran stabilizasyonunun korunması ve işlem öncesinde trombosit degranülasyonunun olmaması için düşük G gücü kullanılması çok önemlidir15, 29,30.

    Trombositten zengin plazma topikal veya enjeksiyonla uygulanabilir. Enjeksiyonlar enellikle intradermal veya subdermal olarak yapılmaktadır. Dolgu enjeksiyonu veya mezoterapide uygulanan enjeksiyon teknikleri kullanılabilir. Uygulama tekniği hakkında belli protokoller olmamakla birlikte saçlı deri için; nokta tekniği, deri yenilemede nappaj ve nokta tekniği birlikte, dolgu için de tünel tekniği kullanılabilir. Akne skarlarının tedavisinde önce subcisionyapılıp o alana TZP verilebilir. TZP uygulamalarından sonra belirgin klinik iyileşme 1-2 haftada gözlenir. Maksimum etki için 2-3 hafta ara ile 3-4 uygulama yapılması gerekmektedir18,31.

    TZP kontrendikasyonları

    Trombositopenik, hipofibrinojenemisi, karaciğer hastalığı, malignitesi olan hastalar; akut ve kronik enfeksiyonlarda, hamile ve emzirenlerde, otoimmün hastalığı olanlarda, kan ve kan ürünlerine karşı hassasiyeti olduğu bilinen kişilerde TZP kullanımından kaçınılmalıdır32.

    TZP yan etkileri

    TZP uygulamasında yan etki görülme riski hastanın kendi trombositleri kullanıldığı için oldukça düşüktür. Uygulama enjeksiyon yolu ile yapıldığı için; enjektörün deriye giriş tekniğine bağlı olarak bazı lokal yan etkiler görülebilir. Enjeksiyon yerinde oluşabilen ekimozlar, küçük çaplı olup birkaç gün içersinde tedaviye gerek olmadan iyileşir. Uygulama sırasında oluşan kızarıklık da tedavi gerekmeksizin 30-40 dk'da kendiliğinden kaybolur. Uygulama sonrasında deride hissedilen gerilme hissi 1-2 saat içersinde kaybolur. TZP uygulamasında hastanın kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerjik reaksiyon görülmesi söz konusu değildir.

    Sonuç olarak TZP pratik bir yöntem olup ciddi yan etkilerinin olmaması, yaygın skar dokusu oluşturmaması, malign transformasyonlara sebep olmaması, kolay bulunabilir ve ucuz elde edilebilir olması alternatif tedavi yöntemi olarak ilgi çekmektedir. Bununla birlikte geniş serili klinik ve fibroblastlar üzerindeki etkilerini doğrulayan deneysel çalışmalarla bu bulguların desteklenmesine ihtiyaç vardır.

    KAYNAKLAR:

    1. Savarino L, Cenni E, Tarabusi C, Dallari D, Stagni C, Cenacchi A, Fornasari PM, Giunti A, Baldini N. Evaluation of bone healing enhancement by lyophilized bone grafts supplemented with platelet gel: a standardized methodology in patients with tibial osteotomy for genu varus. J Biomed Mater Res B Appl Biomater 2006;76:364-72.

    2. Hanna R, Trejo PM, Weltman RL. Treatment of intrabony defects with bovine-derived xenograft alone and in combination with platelet-rich plasma: a randomized clinical trial. J Periodontol 2004;75:1668-77.

    3. Marx RE, Carlson ER, Eichstaedt RM, Schimmele SR, Strauss JE, Georgeff KR. Platelet-rich plasma: growth factor enhancement for bone grafts. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod 1998;85:638-46.

    4. Powell DM, Chang E, Farrior EH. Recovery from deep-plane rhytidectomy following unilateral wound treatment with autologous platelet gel: a pilot study. Arch Facial Plast Surg 2001;3:245-50.

    5. Englert SJ, Estep TH, Ellis-Stoll CC. Autologous platelet gel applications during cardiovascular surgery: effect on wound healing. J Extra Corpor Technol 2005;37:148-52.

    6. Knighton DR, Doucette M, Fiegel VD, Ciresi K, Butler E, Austin L. The use of platelet derived wound healing formula in human clinical trials. Prog Clin Biol Res 1988;266:319-29.

    7. Crovetti G, Martinelli G, Issi M, Barone M, Guizzardi M, Campanati B, Moroni M, Englert SJ, Estep TH, Ellis-Stoll CC. Autologous platelet gel applications during cardiovascular surgery: effect on wound healing. J Extra Corpor Technol 2005;37:148-52.

    8. Korobelnik JF, Hannouche D, Belayachi N, Branger M, Guez JE, Hoang-Xuan T. Autologous platelet concentrate as an adjunct in macular hole healing: a pilot study. Ophthalmology 1996;103:590-4.

    9. Marx RE, Carlson ER, Eichstaedt RM, et al. Platelet-rich plasma: growth factor enhancement for bone grafts. Oral Surg Oral Med Oral Pathol Oral Radiol Endod 1998;85:638-646.

    10. Eppley BL, Pietrzak WS, Blanton M. Platelet- rich plasma:a review of biology and applications in plastic surgery. Plast Reconstr Surg 2006;118:147-159.

    11. Weibrich G, Hansen T, Kleis W, et al. Effect of platelet concentration in platelet-rich plasma on peri-implant bone regeneration. Bone 2004;34:665-671

    12. Tamariz-Dominque E, Castro-Munozledo F, Kuri-Harcuch W. Growth factors and extracellular matrix proteins during wound healing promoted with frozen cultured sheets of human epidermal keratinocytes. Cell Tissue Res 2002;307:79-89.

    13. Eppley BL, Woodell JE, Higgins J. Platelet quantification and growth factor analysis from platelet-rich plasma: implications for wound healing. Plast Reconstr Surg 2004;114:1502-1508.

    14. Na JI, Choi JW, Choi HR, Jeong JB, Park KC, Youn SW, Huh,CH. Rapid healing and reduced erythema after ablative fractional carbon dioxide laser resurfacing combined with the application of autologous platelet-rich plasma. Dermatol Surg 2011;37:463–468.

    15. Lee JW, Kım BJ, Kım MN, Mun S K. The Efficacy of autologous platelet rich plasma combined with ablative carbon dioxide fractional resurfacing for acne scars: A simultaneous split-face trial. Dermatol Surg 2011;37:931–938.

    16. Crovetti G, Martinelli G, Issi M, Barone M, Guizzardi M, Campanati B, Carabelli A. Platelet gel for healing cutaneous chronic wounds. Tranfusion and Apheresis Sci 2004;30:145-151.

    17. Kakudo N, Minakata T, Mitsui T, Kushida S, Notodihardjo FZ, Kusumoto K. Proliferation-promoting effect of platelet rich plasma on human adipose-derived stem cells and human dermal fibroblasts. Plast Reconstr Surg 2008;122:1352-1360.

    18. Sclafani AP.Platelet -rich fibrin matrix for improvement of deep nasolabial folds.J Cosmet Dermatol 2010;9:66-71.

    19.Lemperle G, Holmes RE, Cohen SR et al.A classification of facial wrinkles.Plast Reconstr Surg 2001;108:1735-1750.

    20. Redaelli A, Romano D, Marciano A. Face and neck revitalization with platelet –rich plasma (PRP):clinical outcome in a series of 23 consecutively treated patients. J Drugs Dermatol 2010; 9:466-472.

    21. Bernstein EF, Chen YQ, Kopp JB, Fisher L, Brown DB, Hahn PJ, et al. Long-term sun exposure alters the collagen of the papillary dermis. Comparison of sun-protected and photoaged skin by northern analysis, immunohistochemical staining, and confocal laser scanning microscopy. J Am Acad Dermatol 1996;34:209-218.

    22. Fitzpatrick RE, Rostan EF. Reversal of photodamage with topical growth factors: a pilot study. J Cosmet Laser Ther 2003;5:25-34.

    23. Kım DH, Je YJ , Kim CD, Lee YH, et al. Can platelet- rich plasma be used for skin rejuvenation?EEvaluation of effects of platelet- rich plasma on human dermal fibroblast. Ann Dermatol 2011;23:424-431.

    24. Jeong KH, Shin MK, Kim N. Refractory lipodermatosclerosis treated with intralesional platelet-rich plasma. J Am Acad Dermatol. 2011.06.040

    25. E.Burd A, Zhu N, Poon VK. A study of Q-switched Nd:YAG laser irradiation and paracrine function in human skin cells. Photodermatol Photoimmunol Photomed 2005; 21:131-7.

    26. Takıkawa M, Nakamura S, Nakamura S, Ishırara YM, Kıshımoto ZS, SasakıYK, Yanagıbayashı S, Azuma R, Yamamoto N, Kıyosawa T. Enhanced effect of platelet-rich plasma containing a new carrier on hair growth. Dermatol Surg 2011;37:1721–1729.

    27. Zimmermann R, Jakubietz R, Strasser E, et al. Different preparation methods to obtain platelet component as a source of growth factors for local application .Transfusion 2001;41:1217-1224.

    28. Marx RE. Platelet rich plasma :Evidence to support its use. J Oral Maxillofac Surg2004;62:489-496.

    29. Robiony M, Polini F, Costa F, Politi M. Osteogenesis distraction and platelet- rich

    plasma for bone restoration of the severely atrophic mandible:Preliminary results. J Oral Maxillofac Surg. 2002; 60: 630-635.

    30. Gonshor A. Technique for producing platelet-rich plasma and platelet concentrate :background and process. Int J Periodontics Restorative Dent 2002;22:547-57.

    31. Anthony P, Sclafani M.D. Applications of platelet-rich fibrin matrix in facial plastic surgery. Facial Plast Surg 2009;25:270–276.

    32. Azzena B, Mazzoleni F, Abatangelo G et al.Autologous platelet-rich plasma as an adipocyte in vivo delivery system:case report . Aesthetic Plast Surg 2008;32:155-8.

    Tablo 1. TZP'nin Dermatolojik Kullanım Alanları

    Kronik deri ülseri

    Kırışıklık giderilmesi, deri gençleştirme

    Akne skarları

    Alopesi

    Melasma

    Ablatif lazer, kimyasal peeling, roller uygulamalarında yara

    iyileşmesini arttırmak ve hızlandırmak için

    ___________________________________________________

  • Ergenlik Çağı Jinekolojik Problemleri

    Ergenlik Çağı Jinekolojik Problemleri

    Genç kızlarda ilk adet kanamalarının başladığı yaş (menars),ortalama 11-13 yaslarıdır. Mens kanamalarının özellikle ilk 1-2 yılı oldukça düzensiz olup daha sonra hormonal dengelerin yaşla birlikte düzene girmesiyle, adet düzensizlikleri ortadan kalkar. Bununla beraber,bazı genç kızlarda adet düzensizlikleri daha uzun süreler devam edebilir. Eger bir genç kiz 16 yaşını doldurdugu halde mens olmamışsa, diğer cinsel gelişim unsurları halen tamamlanmamışsa ( meme gelişimi,koltuk altı ve pubik kıllanma gibi), düzensiz adetleri devam ediyorsa veya adet kanamalari yoğun ve sık aralıklarla oluyorsa bir jinekoloğa başvurmalıdır.Primer amenore, polikistik yumurtalık hastalığı, kanama-pıhtılaşma mekanizması bozuklukları, sık ve yoğun mens kanamalarına bağlı anemiler tetkik ve tedavi gerektiren durumlardır.
    Polikistik yumurtalık hastalığı, ergenlik döneminde baslayıp ilerleyen dönemlerde tüylenme-kıllanma artışı, aşırı kilo alımı(obesite), kısırlık(infertilite) ve çeşitli metabolik hastalıklarla beraber devam edebilir; bu duruma ‘’polikistik over sendromu’’adı verilir.Erken teşhişle birlikte,hastalık semptomlarının kontrol altına alınması,yumurtlamalarının uygun tedavilerle düzene sokulması,kısırlığın önlenip hanımın çocuk sahibi olabilmesinin sağlanması mümkündür.
    Ergenlik dönemi ve sonrasında uzun süren (7-10 günden uzun) ve yoğun adet kanamaları (günde 80ml yani ortalama 3 pedin üzerinde )veya sık aralıklarla olan (15 günden kisa temizlik dönemleriyle birlikte)kanamalar genç kız ve kadınlarda demir eksikliği anemisi gelişmesine neden olabilir. Kronik anemiler,özellikle gelişim çağındaki genç kızlarda gelişimde yavaşlama,dikkat ve konsantrasyonda azalma, iştahsızlık, başağrısı, çarpıntı gibi sikayetleri beraberinde getirebilir. Daha siddetli anemilerde,’’PIKA’’adıverilen,toprak,kil,kahve yeme isteği gibi anormal iştah değişiklikleri görülebilir.Bu tür durumlarda hem demir içeren ilaçlarla destek tedaviler,hemde adet kanamalarını düzene sokup kanama yoğunluğu ve sıklığını azaltıcı hormonal tedaviler bir arada verilmelidir. Genç kızlarımızın ergenlik çağlarında bilinçli anneler ve eğitmenler ve de hekimlerce bilgilendirilmeleri, ilk mensini gördüğü günden itibaren belli periyotlarla bir uzman tarafindan değerlendirilmeleri onların sağlıklı bir üreme ve doğurganlık dönemine girmelerini sağlayacağı için önemlidir.

  • Deri bakımı

    Sağlıklı deri bakımı en az deri hastalıklarının tedavisi kadar önemlidir; böylece önlenebilir deri değişikliklerinden korunmak mümkün olacaktır. Son zamanlarda toplumun bu konudaki duyarlılığı nedeniyle, kozmetik uygulamaların sağladığı güzelleşme çabalarından başka, derinin sağlıklı ve genç görünümünü sürdürmesi için eldeki bütün imkanların kullanıldığı görülmektedir.
    Deri bakımı yaş, cinsiyet, vücut bölgesi gibi faktörler yanında; kişisel deri yapısı, yaşam tarzı ve eksojen faktörlerle ilişkili olarak, karmaşık ve özen isteyen bir işlemdir. Bu makalede derinin farklı özellikleri esas alınarak sağlıklı deri bakımı prensipleri sunulmaktadır.

    Derinin sağlıklı görünmesi ve erken yaşlanma belirtilerinin önlenmesi amacıyla uygulanan deri bakımının temel prensipleri;derinin temizliği, nemlendirilmesi ve güneşten korunmasıdır.Ayrıca, istenmeyen kılların yok edilmesi, kepek giderilmesi, terleme azaltılması, tıraş ürünleri, maskeler gibi ürünler de bulunmaktadır. Deri bakımı; cinsiyet ve yaş özellikleri yanında, yapısal özellikler(kuru deri, yağlı deri, karma deri, hassas deri gibi) ve vücudun farklı bölgelerine göre değişkenlik gösterir.

    Deride yaşla oluşan değişiklikler

    Başta ultraviyole (UV) olmak üzere çeşitli dış etkenler, yaşlanmada rol alan endojen sebepler kadar etkilidirler. UV özellikle dermisi etkiler. Yaş ilerledikçe proteinlerin kalite ve miktarında değişiklik, proteoglikan, hiyaluronik asit azalması gibi kimyasal faktörler de deri yaşlanmasında rolü oynar. Her iki cinste 50 yaş civarında dermal kalınlık azalır. Diğer değişiklikler şöyle özetlenebilir:

    • Deri yumuşaklığı azalır
    • Genç erişkinlerde deri gerilimi artarken, yaşla birlikte hızlı bir azalma olur
    • Puberteden sonra deri elastisitesinde azalma olur
    • Ergenlik döneminde hormonal değişiklikler ve sebum sekresyonunda artış olurken, erişkinde ve özellikle postmenopozal kadınlarda sebum sekresyonu azalır, deri kurur.
    • Yaşla birlikte korneosit deskuamasyon oranı azalır.

    DERİ TİPLERİ
    Normal deri;herhangi bir görünür lezyonu veya rahatsızlık hissi olmayan deri olarak tanımlanabilir. Keratinizasyon, deskuamasyon, su kaybı, sebum sekresyonu ve terleme gibi biyolojik süreçler uyum halinde işler.

    Yağlı deri; pubertede, sebase bezlerin yoğun olduğu vücudun üst kısımlarında ortaya çıkar. İki şekildedir:

    • Basit yağlı deri adolesan ve genç erişkinlerde sık görülür. Deride kalınlaşma, sebase sekresyonda artış, özellikle alın ve burunda olmak üzere yüz derisinde parlak görünüm karakteristik özellikleridir. Şiddetli olgularda follikül ağızları belirginleşir(kerosis). Mikst deri bu tipin bir alt varyantıdır. Bir yanda yağlı deri bulunurken, hemen yanında epidermal atrofi gösteren ve kepeklenen kuru deri özellikleri izlenir.
    • Klinik olarak yağlı deride akne vulgaris ve seboreik dermatit tabloları ortaya çıkar.

    Kuru Deride gerginlik hissi, kepekli, pürüzlü, çatlak görünümün yanında, kabalaşma, kızarıklık ve bazen kanama olur. Transepidermal su kaybında artış, stratum korneumun bariyer fonksiyonunda azalmayla sonuçlanır.

    Edinsel kuru deri: A vitamini türevi gibi tedavi ajanları; ultraviyole ışınları; soğuk, sıcak, rüzgar, kuruluk gibi hava şartları;deterjan, çözücü gibi kimyasallara maruziyet şeklindeki dış faktörlerin etkisiyle geçici ve bölgesel kuruluk oluşabilir.
    Yapısal kuru deri: Fizyolojik kuru deri birkaç şekilde olabilir.

    1. Frajil deri;kuru ve normal deri arasında yer alır, kadınlarda veya ince derili kişilerde görülür. Eritem ve rozase sıklıkla eşlik eder, eksternal ajanlara karşı duyarlılık vardır.
    2. Senil deri: Yaşlılığın önemli bir özelliği kuru deridir.
    3. Minor kuru deri (Kserosis vulgaris): Genetik orijinli olabilir, sıklıkla soluk tenli kadınlarda görülür. Özellikle yüz, ellerin üzeri ve kollarda ortaya çıkar.

    Bütün bu farklılıklar göz önünde bulundurularak deri bakımında prensip olarak üç temel uygulama kabul edilmektedir.

    DERİ TEMİZLİĞİ
    DERİNİN NEMLENDİRİLMESİ
    GÜNEŞTEN KORUMA

    TEMİZLEYİCİLER
    Deriyi sağlıklı ve iyi görünümlü tutmak için kir, sebum, ter, ölü hücreler, uygulanmış makyaj ve gün içinde deriyi kaplayan diğer dış partiküllerin uzaklaştırılması deri temizliğinin amaçlarını oluşturur. Modern toplumda deri temizliği sosyal bir ihtiyaçtır. “Cleansing- temizlik” sözcüğü “cleaning-yıkamak” sözcüğüne tercih edilmektedir. Çünkü deri temizliği daha hassas ve kozmetik bir işlemdir.

    Farklı endikasyonlarda önerilecek çeşitli temizleme yolları bulunmaktadır. Burada sosyal amaçlı deri temizliği anlatılacaktır. Temizleyiciler hazırlanırken, yağ ve diğer bütün sebase kaynaklı lipitik sekresyonları ortadan kaldırmanın ideal olduğu düşünülür ancak; serebrosit ve seramitler gibi deride aşırı su kaybını önlemede anahtar role sahip yapısal lipitler korunmalıdır. Lipitler üzerinde dengeli bir etki sağlamak için en önemli faktör, doğru surfaktanı seçmektir. Kötü formüle edilmiş temizleyiciler sadece deriyi kurutmakla kalmaz, sonradan uygulanacak nemlendiricilerin duyarlandırma riskini de arttırırlar (örneğin vit A içeren nemlendiricilere reaksiyon). Güçlü anyonik surfaktanlar kremlerin penetrasyonunu ve hassasiyet riskini arttıracaktır.
    Temizleyicilerde bulunan; deterjan, nemlendirici, köpükleyici, emülsifiye edici ve solubulizer fonksiyonları olan surfaktanlar (yüzey aktif maddeler) 4 çeşittir. Surfaktanların geniş bir pH aralığı vardır, bu nedenle derinin pH dengesini etkilerler. Deri pH'sı ortalama 5.3'dür (4-6.5 arası) . Temizleyicilere sitrik asit, laktik asit, limon suyu eklenerek asit pH sağlanabilir. Ayrıca; su , nemlendiriciler(gliserin, lanolin, bitkisel yağlar), koruyucu maddeler, koku ve renk maddeleri (bazı ürünlerde), stabilize ediciler, köpük arttırıcılar, katılaştırıcılar, antibakteriyel ajanlar, pH düzenleyici maddeler de temizleyicilerin bileşiminde yer almaktadır. Antibakteriyel olarak eklenen maddeler apokrin terleme kaynaklı kötü vücut kokuları ve diğer tıbbi endikasyonlarda önerilirler. Şeffaf sabunlarda gliserin içeriği fazladır. Ekzotik doğal meyve ve bitki içerikli temizleyicilerin tıbbi değeri tam olarak bilinmemektedir.
    Çoğu sabun ve deterjanlar alkali yapıdadırlar ve deri pH'sını arttırarak derinin fizyolojik koruyucu “asit mantosunu” bozarlar. Sodyum tuzları ve yağ asiti bileşiği olan klasik sabun veya tuvalet sabunu olarak bilinen temizleyiciler bu türdendir. Laboratuar ölçümlerinde alkali bir sabunla yıkanan deri pH'sının 2 üniteden fazla arttığı ve bu etkinin 4 saat devam ettiği gösterilmiştir. Bazı çalışmalarda ise alkali sabunla yıkadıktan sonra 30 dak ile 2 saat arasında deri pH'sının normale dönebildiği gösterilmiştir. Ancak bazı insanlarda bu kısa sürelik değişim bile deride irritasyona yol açabilir. Deri pH'sındaki artış başta stratum korneum olmak üzere deri yüzeyinde belirgin sertleşmeye sebep olmaktadır. Ayrıca sık sık sabunla yıkamak, derinin normal florasını bozacağından, bakteri ve mantarların yerleşmesine sebep olabilir. “Sindet(sentetik deterjan)” adı verilen sentetik sabunlar(sabunsuz sabun)'ın pH'sı 5.5 (çoğu non-iyonik) olduğundan, deri pH'sını değiştirmezler.Kolayca arındırılabilirler bu nedenle tercih edilmektedirler.Sindetlerden başka günlük deri temizliğinde önerilecek diğer ürünler şöyle özetlenebilir:
    KREMLER: Balmumu –boraks türü temizleyici kremler, mayileşen temizleyici kremler, emülsiyon şeklindeki temizleyici kremler bulunmaktadır. Yıkamak gerekmeksizin silinerek deriden uzaklaştırılabilirler. Deriden sadece silinerek temizlenmeleri irritasyona sebep olabileceği için suyla yıkamak tercih edilmelidir. Nemlendirici gibi algılanmamalıdırlar.
    LOSYONLAR: Yağ alkolü içerirler, silinebilir veya durulanabilirler. Krem ve losyonlar makyaj çıkarmada ve kuru derili kişilerde katı partikülleri uzaklaştırmak için çok uygundurlar. Yağ çözücü emülsiyonlar olduklarından, bir yandan makyajı temizlerken diğer taraftan deri nemlendirici bir filmle örtülür . Normal ve yağlı deri için de geliştirilmiş şekilleri vardır. Krem ve losyonlar yıkamak şartıyla sebumu da temizlemektedirler.

    SIVI TEMİZLEYİCİLER:1950'li yıllarda işçilerdeki egzemalar için geliştirilmiştir. 1970-80' lerden beri el, yüz temizliğinde popüler olmuştur. Daha az irritan olduğu iddia edilen noniyonik surfaktan içerirler, nemlendirici etkili ve kolay durulanabilir olması diğer avantajlarıdır. Bütün vücut temizliği için de en iyi seçimdir, ancak pahalı olması kullanımlarını sınırlar.

    ABRAZİV TEMİZLEYİCİLER: İçine ilave edilen partiküllerle ölü stratum korneum hücrelerini fazla ovmaya gerek kalmadan kolayca uzaklaştırarak deride uniform ve düzgün bir yüzey sağlar .Temizleme anlamında diğer ürünlere bir üstünlüğü yoktur. Haftada bir kereden fazla kullanılmamalıdır.

    TEMİZLEYİCİ YÜZ MASKELERİ: Deri bakımı için şart değildir. Deriye ince bir tabaka halinde uygulandıktan sonra 15-30 dakika beklenir, çıkartılır. Diğer temizleyicilere üstünlüğü yoktur.

    Deri tipine göre kullanılacak olan temizleyiciler değişiklik gösterir. Bunları şöyle özetleyebiliriz:

    KURU DERİDE TEMİZLİK
    Kuru deri için temizleyici kremler önerilmektedir. Bu ürünler deri yüzeyine parmakla yayılır, bir peçete yardımıyla deri yüzeyinden silinirler. Ancak yukarıda da belirtildiği gibi suyla temizlenmesi tercih edilmektedir. Temizleyici kremler derideki makyaj ve kiri çözen bileşikler içerirler. İyi bilinen bir temizleyici olan “Cold krem” bu gruptandır. Daha modern ürünlerde hafif yapılı bir bileşikle sonlanan “sorbiton YA esterleri” gibi non-iyonik emülsifiyerler bulunur. Bunların avantajı seramid ve serebrosidleri etkilememeleridir. Bu nedenle kuru ve çok kuru deri için oldukça uygundurlar.

    KARMA DERİDE TEMİZLİK
    Karma derili kişilerde yağlı deri kuru deriye bitişik konumdadır (alın, burun yağlı, yanaklar kuru ). Bu olgularda, hafif bir suda yağ emülsiyonu temizleyici seçmek oldukça önemlidir. Böylece T bölgesindeki yağın fazlası alınırken, kuru alanlara da bir miktar lipit ilave edilmiş olur.
    Bazı vakalarda kuru deriyle birlikte sebum sekresyonu artmıştır (kuru sebore). Laboratuar şartlarında seboreik kişilerde deride transepidermal su kaybının arttığı gösterilebilir. Aslında bu gözlem sebumun deride su tutucu olduğu ve dolayısıyla deri nemini arttırdığı gerçeğiyle ters düşmektedir. Kuru deri aşırı sebumla kaplı olduğu için kuru görünmez; bu sadece sebumun kuru derideki hücreleri bir arada tutmasına bağlıdır , böylece kuru derinin karakteristik gri renkli kepekli görünümü azalmış olur.

    YAĞLI DERİDE TEMİZLİK
    Bunun için en iyi metot yağlanmayı daha da arttıran yağ, mum veya diğer süper yağlı herhangi bir ajan içermeyen basit bir surfaktan solusyon kullanmaktır.
    Yağlı deri temizleyicilerinin sebum ve kiri temizlemesi yanında derinin yeniden yağlanmamasını da sağlaması beklenir. Böylece temizlikten yaklaşık 3 saat sonra ortaya çıkan parlaklık ve yağlılık derecesini azaltır. Parlamayı azaltmak için iyi bir yol da yağ absorbe eden materyallerin ilavesidir, bunlar temizleyici silinip alınınca deri yüzeyinde kalır. Durulanarak temizleyen temizleyiciler için bu teknik sınırlıdır. Çünkü deri suyla durulanınca absorbe olan materyal tamamen yıkanmış olacaktır. Son zamanlarda, poliquaternium bileşikleri (ceraphyl 60) gibi deri yüzeyinin gerginliğini etkileyen maddeler (deri lipofobik olur) eklenerek daha modern temizleyiciler geliştirilmiştir. Sonuçta sebum deri yüzeyine yayılmaz oluklarda kalır, böylece parlak görünüm oldukça azalır. Bu sonuçlara göre sebum miktarı azaltılmadan sadece sebumun deri yüzeyindeki dağılımını etkileyerek de yağlı görünüm azaltılabilir.
    Gençlerde sık görülen sebore genellikle akne ile birliktedir.Bir yandan aşırı sebumu temizleyip, follikül ağızlarının açık kalması sağlanırken, diğer yandan seramid ve serebrosidleri de kaldırmadan derinin bariyer bütünlüğü korunmalıdır.
    Akne gelişiminde en önemli adım sebumda “P. acnes” kolonisindeki artıştır. Bu nedenle yağlı deride kullanılan temizleyicilere “hexamidin diisothionate” gibi antibakteriyel bileşikler ilave edilerek akne gelişimi engellenir. Bu sırada follikül ağzındaki sebumun temizlenmesiyle infundibulumda bakteri kolonizasyonu da azalmış olur. Yine de akılda bulundurulması gereken bir nokta ; en sofistike temizleyici bile (oily/acne prone skin) deri yüzeyindeki lezyonların hepsini tam olarak tedavi etmeyecektir, fakat yeni komedon oluşumunu engeller. Tedaviye yönelik olarak “Salisilik asit” gibi keratolitikler veya “benzoyl peroksit” gibi antibakteriyel ajanlar içeren losyon veya kremler geliştirilmiştir. Bunlar derideki lezyonları hızla azaltabilirler ancak; durulandıkları için, aktif maddenin deriye geçişine yetecek kadar bir süre deri yüzeyinde kalmazlar. Bu özellik tedavi etkinliğini sınırlar. Sonuçta iyi bir temizliğin sadece deriyi daha sonraki tedaviye hazırlayacağını söyleyebiliriz.

    NEMLENDİRİCİLER

    Nemlendiriciler tek başına ileri yaş veya ultraviyolenin etkisiyle oluşan deri yaşlanması sürecini önlemezler. Yine de deride görülebilir bazı olumlu etkileri vardır. Bunların arasında, deri kuruluğunun sebep olduğu hasarı önlemek; havadaki kir, toz ve diğer küçük partiküllere karşı deriyi korumak;geçici estetik düzelme sağlamak en önemlileridir.

    Tıbbi bir sorun olmadığında bile kuru deri çoğu kişiyi rahatsız eder. Derinin nemlendirilerek tedavisi için en kolay yol deri yüzeyine su ilavesidir. Bunun için birkaç teorik mekanizma söz konusudur :

    • Oklüzyon (kapalı tedavi)uygulamak
    • Hücrelerearası mesafede alanda lipit sentezine yardımcı olmak veya takviye etmek (Kolesterol, serbest yağ asitleri, seramidler, serebrositler bu amaçla kullanılırlar)
    • Humektanlar kullanmak
    • Deri bakımı ve deri sağlığının devamı için kullanılan nemlendiriciler ve diğer bütün ürünler kozmesötik olarak adlandırılmaktadırlar. Stratum korneum ve epidermis yapısı kozmesötiklere eklenecek uygun aktif maddelerle geliştirilebilir.
    • Oklüzivler (kapatıcılar, örtücüler); stratum korneumu kaplayıp, kapatarak TESK'i azaltırlar.Sebum ve deri yenilenmesi sırasında deri yüzeyindeki ölü hücrelerden ortaya çıkan lipit doğal okluzyon etkisi gösteren faktörlerdir . Tıbbi amaçla kullanılan en etkili oklüziv ajan ise sıvı ve katı vazelindir. Ancak, deride yağlı bir his duyusuna sebep olduğu için kozmetik olarak pek kabul görmez. Diğer oklüziv ajanlar içinde parafin, squalen, lanolin, soya yağı, üzüm tohumu yağı, susam yağı, balmumu sayılabilir. Doğal bir ürün olan ve koyun yününden elde edilen lanolin, stratum korneum lipitlerinden olan kolesterol içermesi ve daha fazla oklüzyon sağlaması nedeniyle önemlidir ancak kontakt duyarlandırıcı olduğu için nemlendiricilerin içinde yer alması istenmemektedir. Oklüzivler yıkandıktan sonra nemli deriye hemen uygulandıklarında daha etkilidirler.

    Oklüzivler deride tek başına uygulandığında çok yağlı bir his verdikleri için nemlendiriciler içinde emülsifiyer olarak yer alırlar. Yağ içinde su emülsiyonları çoğunlukla vazelin içerir ve yağlı bir his bırakırlar bu nedenle pek tercih edilmezler. Yine de el kremi olarak, çok kuru deride veya kış şartlarında kullanılmaktadırlar. Su içinde yağ emülsiyonları en sık kullanılan nemlendirici formlarıdır. Daha estetiktirler, losyon veya krem formunda olabilirler. Aşırı kuru veya aşırı yağlı deri dışındaki deriler için uygundur. Oklüziv ajanlar deri yüzeyinden su kaybını azalttıkları gibi pürüzsüz bir deri görünümü de sağlarlar. Ancak, sadece deri yüzeyinde bulundukları sürece etkilidirler.Ayrıca oklüzivlerle deri yüzeyinden su kaybını %40'dan fazla azaltmak mümkün değildir, bu nedenle su tutucularla birlikte kullanılmalıdırlar .

    Humektanlar stratum korneuma penetre olabilen ve burada yüksek oranda su bağlayan, suda çözünen maddelerdir.Atmosferdeki nem oranı %80'in üzerinde olduğunda çevredeki ve epidermisteki nemi çekme özelliğine sahiptirler Çevre nemi çok az olduğunda ise epidermis ve dermisteki suyu çekerek derinin daha da kurumasına yol açabilirler, bu nedenle oklüzivlerle kombine edilerek kullanılırlar. Su tutucular stratum korneuma suyu çektiklerinden hafif şişme sağlayarak derinin pürüzsüz görünmesini ve kırışıklıkların geçici olarak azalmasını sağlarlar. Nemlendiricilerde bulunan humektanları üç grupta sınıflandırmak mümkündür:

    1. Gliserin, propilen glikol ve sorbitol gibi küçük moleküllü bileşikler,
    2. Glikozaminoglikanlar (hiyaluronik asit ,mukopolisakkarit gibi) , elastin, kolajen gibi deriye penetre olamayan makromoleküller,
    3. Üre, laktik asit, glikolik asit, malik asit, piruvik asit fosfolipit gibi doğal nemlendirici faktörler. Çeşitli kozmetik ürünlerde bulunan lipozomlar fosfolipit yapısındadırlar

    İyi bir nemlendirici üründe oklüziv ve humektanlar bir arada yer almalıdır. Böylece kesin bir okluzyon yapmadan str korneumu nemlendirip su salınmasını sağlarlar. Su salınması anlamında % 85 su taşıma kapasitesine sahiptirler, böylece hızla bulundukları ortama vererek etkili deri esnekliği sağlarlar.İlk birkaç dakikada yumuşama en fazladır bu bizzat suya bağlıdır, su çekildikçe eski haline döner.Nemlendiricilerin gerçek etkileri uzun süredeki etkileriyle ölçülür bu da nemlendiricinin deri yüzeyinde humektanlarla sağlanan su tutma kapasitesiyle ilişkilidir.
    Nemlendirici içinde hastanın yaşı, cinsiyeti ,deri tipi, yaşam tarzı ve uygulanacak vücut bölgesine göre diğer bazı maddelerin bulunması da istenebilir.

    Alfa hidroksi asitler (AHA): Stratum korneumun alt kısımlarında korneosit adezyonunu azaltarak keratolitik etki göstermesi yanında, epidermal hücre proliferasyonunu da uyarırlar. Str korneumu incelterek daha esnek olmasını sağlar. AHA, GAG ve kollajen sentezini artırabilir. Derideki ince çizgilerde ve pigmentasyonda azalma yanında gergin ve parlak bir görünüm sağlar. AHA' lar güneşli mevsimlerde nemlendiriciler içinde düşük konsantrasyonda (%4) yer almalı ve gündüz güneşten koruyucular önerilmelidir. Vücut nemlendiricilerinde de AHA bulundurulmalıdır.
    Antioksidanlar ;UVR etkisiyle oluşan serbest oksijen radikalleri (SOR) teorik olarak deri yaşlanmasından sorumludurlar . “Antioksidan ağı” olarak bilinen beş antioksidan Vit C, Vit E, glutation, lipoik asit, koenzim Q10' dur. Vit C, Vit E gibi antioksidanlar SOR'nin yaptığı hücre hasarını engelleyebilirler. Dolayısıyla yoğun güneşlenme günlerinde, günlük bakım ürünlerinde güneşten koruyucular yanı sıra antioksidanlar gibi onarıcıların da yer alması gerekir. Vit C'nin antioksidan etkisinden başka, kolajen sentezi üzerine olan etkisinden dolayı kırışıklık oluşumunu önleyici olarak da önerilmektedir.
    Tretinoin metaloproteinazlar üzerinde inhibitör etki gösterir: Kırışıklığı azaltıcı, deri yapısını düzeltici, lentigo ve aktinik keratozu azaltıcı etkileri vardır.
    Güneşten koruyucular da nemlendiriciler ve diğer kozmetik ürünlere eklenmelidir.
    Bugün deri yaşlanmasının ana sebebinin güneş hasarı olduğu kabul edilmektedir Dolayısıyla nemlendiricilerin UVB ve UVA koruyucu içermesi gereklidir. Günlük kullanımda SPF 8 yeterlidir.
    Ekzotik maddeler: Allantoin, jelatin, vitaminler, proteinler, royal bee jeli gibi maddeler nemlendiricilerdeki diğer maddelere üstün bulunmamışlardır. Son zamanlarda östrojen tipi etkisi olan soya ve deriveleri ile yeşil çay da pahalı nemlendiriciler bileşiminde yer almaktadır. Sadece hayvan deneyi olduğu için bu konuda ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır. Bazı nemlendiriciler balinalardan elde edilen “spermaceti” adı verilen bir madde içerir, ancak Amerika'da yasaklanmış olan bu maddenin balina katliamına karşı olanlarca da kabul edilmeyeceği açıktır.

    Yüzeyde su bağlama ve salma kuru deri problemini çözmez, ancak internal su bağlama kapasitesi artmasıyla belirgin düzelme olur. Modern nemlendiriciler GAG sentezini uyararak epidermis ve dermiste su tutulmasını artırabilirler. Bu, formüldeki retinil palmitat gibi vit A deriveleriyle sağlanır. Uzun zincirli aminoşeker olan GAG'lar, ağırlıklarının pek çok katı kadar su bağlayarak deride internal su retansiyonunu artırırlar. Dış ortamın nem oranı da derinin su içeriğini etkileyecektir. Diğer taraftan günde 6-8 bardak su içmek derinin su miktarı için gereklidir, daha fazlasının ise bir katkısı olmaz, idrarla atılır.

    Nemlendirici Kullanım Prensipleri

    • Kuru derili kişiler yüzlerini sabunla sık yıkamaktan kaçınmalıdırlar
    • Nemlendiriciler deri temizlendikten sonra, daha nemli iken, nazikçe sürülerek uygulanmalıdır.
    • Uygulama sıklığı deri tipine göre düzenlenmelidir, kuru derililerde ihtiyaca ve uygulanan nemlendirici tipine göre günde birkaç kere uygulanır.
    • Soğuk havalarda su içeriği fazla olan ürünler sürülüp, hemen soğuk havaya çıkılırsa ıslak deride soğukta kuruma artacaktır. Soğuk, kuru ve rüzgarlı havalarda nemlendiriciler dışarı çıkmadan 20-30 dakika önce uygulanmalı, yağlı kremler tercih edilmelidir.
    • Yüze uygulanan her ürün boyuna da uygulanmalıdır.
    • Yüz için nemlendirici etkisi olan ürünler vücut için de etkilidir, ancak daha geniş alanlar olduğu için krem ve pomat yerine uygulanması daha kolay olan losyonlar şeklinde üretilmektedirler.
    • Vücut nemlendirilmesinin banyodan sonra derinin su içeriğinin en fazla olduğu anda yapılması önerilmelidir.
    • Çok kuru derili kişilerde banyo sonrasında uygulanan vücut yağları etkili nemlenme sağlayacaktır.
    • Çalışmalar deri yüzeyine uygulanan kremlerin 8 saat sonra sadece %50'sinin bulunduğunu göstermiştir.
    • Gündüz kremleri güneşten koruyucu içermelidir.
    • Yüze uygulanan kremlerin göz çevresine uygulanmasından irritasyon riski nedeniyle kaçınılmalıdır.
    • Klasik bakım ürünleri lipit içeriği ve emülsiyon tiplerine göre 2 çeşit krem (gündüz, gece)içerirler. Optimum bakım elde etmek için her bir ürünün içeriği ve kullanma sıklığı, kişinin yaşı, deri tipi, mevsim ve iklim özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır.

    Deri tiplerine göre nemlendirici seçimi:

    Kuru derili kişilerde sadece humektan içeren nemlendiriciler yeterli olmayacaktır. Okluziv etkisi fazla olan yağlı kremler uygulanmalıdır. Normal deride humektan da içeren su içinde yağ emülsiyonları uygun olacaktır.Yağlı deride soğuk havalarda oluşabilecek kuruluk dışında nemlendiriciye gerek yoktur.Eğer kombine deri söz konusu ise, “T” bölgesine çok gerekmedikçe nemlendirici uygulanmaz, yüzün kalan kısımlarına humektan içeren yağlı olmayan nemlendiriciler uygulanır.Yaşla birlikte derideki kuruma nedeniyle eskiden nemlendirici ihtiyacı olmayan kişilerde belli bir yaştan sonra gerekebilir.
    Mevsimsel değişiklikler de göz önünde bulundurulmalıdır.
    Hassas derili kişilerde nemlendirici içindeki koku maddeleri veya koruyucular duyarlandırıcı olabilir, bu kişilerde hipoallerjenik ürünler tercih edilmelidir.

    ULTRAVİYOLEYE KARŞI KORUMA

    Güneşten koruyucuların, güneşten koruma faktörü (SPF) değerinin yetersiz olması, güneşe çıktıktan sonra uygulanması, sadece bir kere sürülmesi veya miktarın yetersiz olması gibi yanlış kullanım örnekleriyle sıkça karşılaşılmaktadır. Kontrollü çalışmalarda 2mg/cm2 uygulanması gereken güneşten koruyucuların ancak 0.5mg/ cm2 uygulandığı anlaşılmıştır. Bu nedenle, kullanılan güneşten koruyucunun üzerinde yazılı olan SPF değerinin en çok yarısı kadar koruyucu olabileceği kabul edilebilir. Bugün deri yaşlanmasının ana sebebinin güneş hasarı olduğu kabul edilmektedir dolayısıyla, nemlendiricilerin UVB ve UVA koruyucu içermesi beklenir.

    Güneşten koruyucu kullanım prensipleri:

    • Kullanılacak üründeki UV koruma düzeyi amaca uygun olmalıdır. Günlük kullanım için en az SPF 15 değerinde güneşten koruyucu; deri tipi 1 ve 2 olanların ise 30 faktör kullanması gerekir.SPF 2-10 arası olan koruyucular minimal koruma sağlarlar.
    • Sadece deri tipi değil, bireysel özellikler de (evde, arabada, işte olma gibi) göz önünde bulundurulmalıdır.
    • Burun üzerine daha sık uygulanmalıdır.
    • Water-resistant (suya dirençli) koruyucuların etkisi suda 40 dakika süren aktivasyon sonunda bile devam etmektedir. Toplam 40 dakika yüzdükten sonra etkisi %25 den daha fazla azalmamış olmalıdır.
    • Waterproof (su geçirmez) koruyucuların etkisi, suda 80 dakika süren aktivasyon sonunda bile devam etmelidir.
    • Güneşten koruyucular gün ışığına çıkmadan en az 30 dakika önce sürülmelidirler.
    • Gün içinde güneşte kalma durumuna göre uygulama sıklığı 2 saate kadar kısalabilir. Yüksek koruma faktörlü ürünleri günde bir veya iki kez uygulamanın yetersiz olacağı akılda bulundurulmalıdır.
    • Camın UVA' ya karşı koruyucu olmadığı bilinmelidir.
    • Güneş koruyucuların Vit D sentezini engellemediği bilinmelidir.
    • Yüzün her tarafına, ellerin üzerine, dudaklara ve eşit oranda, yeterli miktarda uygulanmalıdır.
    • “sunblock” terimi güneşin tam engellendiği anlamı verdiği için FDA bu deyimin kullanılmasına izin vermeyecektir.

    FARKLI LOKALİZASYONLARDA DERİ BAKIMI

    YÜZ BAKIMI

    • Arındırma(tonik)
    • Nemlendirme
    • Güneş koruyucu
    • Kırışıklık önleyici
    • Antiseboreik, antiakne
    • Yaşlanma belirtilerini giderici bakım
    • Pigmentasyon giderici

    GÖZ ÇEVRESİ BAKIMI

    • Makyaj temizleyici
    • Kırışıklı önleyici
    • Morluk önleyici- giderici
    • Yorgunluk giderici
    • Torbaların tedavisi

    EL BAKIMI

    • Temizleyiciler
    • Sindetler, likit temizleyiciler
    • Yumuşatıcılar
    • Lanolin
    • Koruyucu tabaka oluşturan maddeler
    • Parafin, balmumu,selüloz, çinko oksit
    • Tedavi edici;
    • Allantoin, üre
    • Nemlendirici
    • Gliserin, propilen glikol, sorbitol, emülsifiyen, koruyucu ,parfüm,renk)

    AYAK BAKIMI

    • Temizlik
    • Tea tree oil içeren nemlendiriciler,
    • Antiperspiran
    • Antiseptik
    • Masaj
    • Pudra

    VÜCUT BAKIMI

    • Temizleme (sabun, scrub, kese, antibakteriyel, duş jeli)
    • Nemlendirici (üre, gliserin, vaselin, güneş sonrası nemlendiriciler )
    • Verjetürler
    • Sellülit tedavisi (incelticiler)
    • Göğüs bakımı, karın, kalça, uyluk bölgesi

  • Ağrısız Doğum

    Ağrısız Doğum

    Ağrısız DoğumHer anne adayı ağrı duymadan doğum yapmak ister. Ağrısız Doğum, rahim kasılmalarını, annenin ıkınmasını ve aktif atılımını etkilemeden, ağrının giderilmesidir.
    Doğum ağrısının azaltılması için birçok yöntem vardır. Bunlar; uygun açıklık oluştuktan sonra anneye damardan ağrı kesici ilaçlar vermek, rahim ağzını uyuşturmak ve epidural analjezi yöntemleridir.
    Bunlar içinde etkinliği en fazla olan ve en çok tercih edilen yöntem epidural analjezidir.
    Epidural analjezi, epidural alana lokal anestezik ve/ veya narkotik ilaçların verilmesiyle yapılan bir rejional ağrı giderme yöntemidir.
    Epidural blokaj, vajinal doğumda analjezi (ağrısızlık) amaçlı, sezeryan doğumda anestezi amaçlı kullanılabilir. Yani, ağrısız doğum yaptırmak amacıyla epidural kateter takılan hastada, her hangi bir sebepten dolayı sezeryana geçilmek gerekirse, kateterden yapılan ilaç takviyesiyle hasta narkoz almaksızın uyanık bir şekilde ameliyat olabilir.
    Epidural analjezi amacıyla verilen ilaçlar sadece ağrı duyusunu ortadan kaldıracak seviyededir. Bundan dolayı hasta ağrı duymaz ama dokunmaları duyabilir, yürüyebilir, karnındaki kasılmaları hissedebilir ve rahatlıkla doğum sırasında ıkınabilir.
    Epidural bölge, omurilik ve çevresindeki omurilik sıvısını saran kalın zarın (dura) öncesindeki bölgedir. Yöntem bir anestezi uzmanı tarafından uygulanır.
    Hasta oturtulur. İşlem yapılacak bel bölgesi önce antiseptik solüsyonlarla temizlenir, sonra bölgeye steril örtüler örtülür. Daha sonra kateterin uygulanacağı aralık tam olarak tesbit edilir ve çok ince bir iğne ile uyuşturulur.
    Bölge uyuştuktan sonra epidural iğne ile epidural aralığa ulaşılır ve iğne içinden ince bir kateter (yumuşak bir plastik tüp) geçirilerek, epidural aralığa yerleştirilir. Daha sonra iğne çıkarılır ve kateter orada bırakılır. Kateterin dışarıda kalan ucu flasterlerle hastanın sırtı boyunca ve uç kısmı omuzda olacak şekilde sabitlenir ve daha sonrasında ilaçlar burdan yapılır.
    Hasta işlem sonrası rahatlıkla sırtüstü dönüp yatabilir, sırtında iğne ya da sert bir şey olmadığı için istediği gibi hareket edebilir.
    İlaç verildikten 15-20 dakika sonra tam olarak etkisi ortaya çıkar. Uyuşukluğun derecesi ilaca ve dozuna bağlıdır. Doğum ağrısını gidermek için verilen ilaçlarda genellikle uyuşma olmaz. Hasta karındaki kasılmaları hisseder, ancak ağrı duymaz. Rahatlıkla yürüyebilir, tuvalete gidebilir, doğum masasına kendisi geçebilir.
    Verilen ilacın etkisi ortalama 1-3 saat kadar yeterli olur. İlacın etkisi azalıp hasta ağrı duymaya başladığında kateterden ek dozlar verilebir.
    Doğum eylemi başladıktan sonra her hangi bir zamanda epidural kateter takılabilir. Burada önemli olan ilacın verilme zamanıdır.
    İlacın verilme zamanı hastanın primipar (ilk kez doğum yapacak olan anne) ya da multipar (daha önce doğum yapmış olan anne) oluşuna göre değişir. Bebeğin başı doğum kanalına yerleşinceye kadar ağrı kesici ilaçlar yapılamaz. Baş doğum kanalına yerleşmeden önce ilaç verilirse doğumun uzaması ve bebeğin başının kanala yerleşmemesi riski vardır.
    Uygun zamanda ve uygun dozda verilen ilaçlar, doğum kanalına yerleşmiş bebeğin hızla ilerlemesini ve doğum süresinin kısalmasını sağlar.
    Primiparda genellikle rahim ağzı açıklığı 5-7 cm. multiparda 2-3 cm. olduğu zaman ilaç verilebilir.
    Epidural Kateter Kimlere Takılamaz?

    Hastanın kabul etmemesi
    Kanama bozukluğu varsa
    Uygulama bölgesinde enfeksiyon, yanık olması
    Kalp ve dolaşım sorunu olması
    Nörolojik sorunların olması
    Epidural Analjezi-Anestezi Bebeği Etkiler mi?

    Epidural kateterden uygulanan ilaçların kanla direk teması olmadığı için bebeğe olan etkileri minimaldir. Bu uygulama ile bebeği etkilemeden annede mükemmel ağrı kontrolü sağlanır.
    Epidural Kateter Uygulamasındaki Riskler Nelerdir?
    Tansiyon düşmesi Baş ağrısı Bel ağrısı Yetersiz ya da tek taraflı ağrı kontrolü. Sinir hasarı Enfeksiyon Allerji İdrar yapmada zorluk
    Burada sayılan riskler, deneyimli uzmanlar tarafından uygulandığında son derece azdır. En sık görülen yan etki tansiyon düşmesidir. Bunu önlemek için işlem öncesi damardan yeterli miktarda sıvı verilmektedir.

  • Botoksla doğal görünebilirsiniz

    BOTOKSUNUZU KİMSE FARK ETMEYEBİLİR Mİ?

    Değerli okuyucularımız, bu makalenin konusu giderek her kesimden kabul gören, neredeyse iyi görünmenin en önemli parçası haline gelen Botoks. Botoks hakkında son birkaç yıla kadar kötü bir önyargı vardı. Yaptıranlarda bile “Aman! Botoks yaptırdığım belli olur mu?” korkusu söz konusuydu. Ancak artık Botoks yaptırmak ,aynı zamanda yaptırmamış gibi görünmek de mümkün. Sizin de anladığınız gibi başlığımızın cevabı pekala “Evet” olabilir.

    Peki neden önceden Botoks yaptırmış olanlar bu kadar iticiydi veya Botoks güzelleştirmekten çok garip bir görünüme neden oluyordu? Cevabı çok kolay: Çünkü doğal görünmüyordu. Kişisel kanaatim, “Botoks yapılmış gibi görünmek” deyiminin artık yavaş yavaş silinmeye başladığı. İlk yapılmaya başladığı yıllarda önerilen dozların belki fazla olması, enjeksiyon noktalarının belki bugünkü kadar iyi bilinmemesi nedeniyle şaşırmış gözüken, tuhaf yüzler görüyorduk. Bugün botoks yaparken amacımız hastalarımızı daha genç göstermek yerine daha dinlenmiş, aydınlık, mutlu ve daha az kırışık bir yüz ortaya çıkarmaktır. Toplumda Botoks yaptıran insanların hiç mimik yapamadıklarına dair yanlış bir düşünce var. Botoksu her meslekten insanlar yaptırabilmektedir. Buna tiyatro sanatçıları, spikerler ve politikacılar da dahildir.Dikkat ederseniz bu meslek gruplarında mimik kullanımı son derece önemlidir. Uygun yapıldığı takdirde mimikler kaybedilmeden de kırışıklıklardan kurtulmak mümkündür.

    Birkaç yıl önce katıldığım bir kongrede estetik amaçla kullanılan başka bir ürünün sloganı çok hoşuma gitmişti: “Herkes fark edecek, kimse anlamayacak”. Bence bugün, daha güzel görünmek için yapılan her işlemde amaç bu olmalı. İşlem sonrası bizi gören, çoğu zaman hemcinsimiz olan arkadaşlarımız veya dostlarımız bizdeki bu değişikliği “Sende bir güzellik var ama ne?” şeklinde ifade edebilmeli. “Ne oldu sana böyle yoksa Botoks mu yaptırdın?” sorusu doğru olmayan bir uygulamaya işaret edebilir.

    Erkeklerin Botoks yapıldığını pek anlamadıklarını düşünüyorum. Bunun nedenini bilmiyorum. Bu durumu, saçımızı başka bir renge boyattığımızda fark etmemeleri ile aynı şekilde mi değerlendirmeliyiz? Yani ne yapsak zaten anlamayan klasik bir erkek durumu diye mi yorumlamalıyız? Başka bir açıklama da Botoks yaptıran erkeklerin sayısının kadınlardan hala çok daha az olması olabilir? Ben hastalarıma uygulama yaparken “Bu belki hoşunuza gitmeyecek ama eşinizin fark etmeyeceğini şimdiden söylemeliyim” diye uyarıyorum. Bu, estetik uygulamaları onaylamayan eşler açısından arzu edilen bir durum. Fakat eşi göz doktoru olan bir meslektaşım, eşinin Botoks yaptırdığını anlamamasına çok şaşırmıştı. “Ama benim eşim bir göz doktoru, sonuçta göz çevresine etki eden bir işlem, buna rağmen hiçbir şey fark etmedi.” demişti.Ben de “Ama sonuçta o da bir erkek” diye cevaplamıştım.

    Botoks yaptırırken amacımız sadece daha genç görünmek veya mevcut kırışıklıklardan tamamen kurtulmak olmamalı. Özellikle göz çevresinde kişisel görüşüm, gülümsediğimizde az da olsa bir miktar kırışıklık kalabilir. Yaşımızı göstermekten de korkmamalıyız. Öncelikle yaşımızla barışık olalım. Olduğumuzdan çok daha genç görünmeyi istemek doğal olmayan, vücudumuzun hatta yüzümüzün diğer bölgeleri ile uyumsuz bir yüze sahip olmamıza neden olabilir.Sonuç olarak daha genç değil, daha güzel yaşlanalım.

  • VAJİNİSMUS VE GEBELİK

    VAJİNİSMUS VE GEBELİK

    Vajinismus ve Kısırlık Tedavileri

    Cocuk sahibi olmak isteyen Vajinismus hastalarının bir kısmı tüp bebek veya aşılama tedavileri ile gebelik elde etme  yoluna gitmektedir.vajinismus cinsel bir sorun olup tedavisi kısa ve etkin bir şekilde yapılmaktadır.  kısırlık tedavileri çok daha uzun sürmektedir  ve tedavi  sırasında kullanılan ilaçların yan etkileri de düşünülürse çocuk tedavisi için infertilite tedavisi almak hiç akılcı bir yaklaşım değildir. Tüp bebek maliyet ve başarı oranıda göz önünde bulundurularak hasta doktor tarafından vajinismus tedavisine yönlendirilmelidir.

    Vajinismus ve Gebelik

    Vajinismus sorunu yaşayan, hiç bir ilişkiye girmeden nadiren  gebelik  ile karşılaşan çiftler vardır. gebelik yönünden riskli durumları olmayan yani düşük tehtidi, kanama ,erken doğum riski gibi durumlar yoksa  vajinismus hastalarının gebelik dönemlerinde bile, vajinismus tedavisi mümkündür. Bu hastanın  normal doğum yapmasına, kendine güveninin gelmesie yol açar.

    Vajinismus Hastası Nasıl Hamile Kalabilir?

     Sürtünme ile dışa boşalan meni içindeki spermlerin yüzerek tüplere ulaşması

     Penisin uç kısmı vajina girişindeyken boşalma ile spermlerin az bir miktarının vajina içerisine atılması

     Yarım ilişki (penisin uç kısmının vajinaya girmesi) sonucunda gerçekleşen boşalma sonucunda hamile kalınması

     Tek bir veya bir kaç cinsel ilişki sonrasında hamile kalınması, ancak daha sonraki ilişkilerde korkuya bağlı kasılmaların ilişkiye hiçbir şekilde izin vermemesi