Yazar: C8H

  • Hidrosefali (beyinde su birikmesi) tanı ve tedavisi

    Hidrosefali (beyinde su birikmesi) tanı ve tedavisi

    HİDROSEFALİ (BEYİNDE SU BİRİKMESİ)

    HİDROSEFALİ NORMAL

    Hidrosefali, hidro=su ve sefali=baş kelimelerinin birleşiminden oluşan bir tanımlamadır. Genellikle beyinde aşırı su birikmesi olarak bilinmektedir. Burada belirtilen su “beyin-omurilik sıvısı”dır. Beynin bazı odacıklarında bulunan bu sıvının miktarının artması kafa içindeki basıncın yükselmesine ve beynin zarar görmesine neden olur.

    Beyin omurilik sıvısı gün boyunca sürekli olarak yapılır ve geri emilir. Bu sıvı beyni ve omuriliği sarar ve devamlı bir dolaşımı vardır. Üç temel görevi vardır: Beyin ve omuriliğe gelen darbelerin zararlı etkisini azaltmak, beynin beslenmesine ve atıkların taşınmasına yardımcı olmak, beyin ve omurilik arasında dolaşarak beyindeki basınç değişikliklerini düzenlemek.

    Hidrosefali her yaşta görülebilir, ancak sıklıkla çocuklarda ve yaşlılarda (60 yaşın üzerinde) olur. Yaklaşık 500 çocuktan birinde hidrosefali görülmektedir. Bu hastaların çoğunda tanı doğumda, doğum öncesinde veya erken bebeklikte konulmaktadır. Nadir olmakla birlikte genetik (kalıtsal) bozukluklara veya gelişimsel bozukluklara bağlı olabilir. Sık rastlanan nedenleri; beyin içi kanamaları, kafa travmaları, beyin tümörleri, erken doğuma bağlı kanamalar ve menenjittir.

    Bulgular: Hidrosefali bulguları kişiden kişiye değişir. Sık rastlanan bulgular yaş gruplarına göre aşağıda belirtilmiştir.

    Yenidoğanda (0-2 ay); Başın normalden fazla büyümesi, kafa derisinin incelmesi, kafadaki damarların belirginleşmesi, kusma, huzursuzluk, gözlerin aşağıya kayması, nöbetler veya iletişim kurulamaması.

    Çocuklarda (2 ay ve üstü); Başın anormal büyümesi, baş ağrısı, bulantı, kusma, ateş, çift görme, huzursuzluk, yürüme veya konuşmada gerileme, iletişim bozukluğu, duyu-motor fonksiyonlarda kayıp, nöbetler. Daha büyük çocuklarda uyanık kalmada veya uyanmada zorluk görülebilir.

    Orta yaşlı erişkinlerde; Baş ağrısı, uyanmada veya uyanık kalmada zorluk, denge bozukluğu, idrar kaçırma, kişilik bozukluğu, demans (bunama), görmede bozukluk

    Yaşlılarda; İletişim kurmada bozukluk, yürümede dengesizlik, hatırlamada zorluk, baş ağrısı, idrar kaçırma.

    Hidrosefalisi olan hastada doktorunuz bir tedavi başlamadan önce sizinle konuşarak sorular soracak, muayene edecek, ve bazı tetkikler (Beyin Tomografisi, Manyetik Rezonans Görüntüleme, Beyin Ultrasonografisi) isteyecektir. Hidrosefalinin tanısı, neden oluştuğu ve nasıl bir tedavi süreci gerektirdiği bu tetkiklerden sonra belli olacaktır. Çocuklarda sadece başın büyük olması, hidrosefali hastalığının olduğunu göstermez. Ancak beynin görüntüleme teknikleri kullanılarak tanı kesinleştirilir.

    Tanı anne karnında bebek doğmadan önce konulursa; yürürlükteki yasalara göre gebeliğin sonlandırılması için hastanelerdeki etik kurul heyetinin vereceği rapora ihtiyaç vardır.

    Hidrosefali Nedenleri:

    Hidrosefaliye yol açan nedenler yaş grubuna göre çeşitlilik göstermektedir.

    1-Yenidoğan (0-2ay): Doğumsal: En büyük grubu bu hastalar oluşturmaktadır. Sadece hidrosefali olabileceği gibi omurgada gelişen diğer doğumsal anomaliler (meningomiyelosel) ile birlikte olabilir. Beyin içi kanamaları: Genellikle kendiliğinden oluşan kanamalar sonrasında beyin odacıkları genişlemektedir.

    2-Çocuklar ve yetişkinler: Beyin enfeksiyonları, beyin kanamaları, beyin tümörleri ve kafa travmaları.

    3-Yaşlılar: Normal basınçlı hidrosefali; beyin omurilik sıvısının emiliminin azalması sonrasında beyin odacıklarının genişlemesidir.

    Hidrosefali Tedavisi

    Hidrosefali hastalığının ilaçlarla tedavisi mümkün değildir. Sadece beyin ve sinir cerrahisi uzmanları tarafından yapılacak cerrahi girişimlerle hidrosefali düzeltilebilir. Seçilecek cerrahi girişim şekilleri hidrosefalinin altta yatan sebebine göre farlılık gösterecektir.

    Eğer beyin-omurilik sıvısının dolaşımının bozulmasına neden olan bir tıkanıklık varsa neden olan tıkanıklığa (tümör, kist v.b.) yönelik cerrahi tedavi yapılabilir. Tıkanıklık açılamıyorsa beyin-omurilik sıvısının beyin içi dolaşım yolları cerrahi girişimlerle değiştirilebilir.

    Hastaların çoğunluğunda beyin-omurilik sıvısının dolaşımını eski haline getirmek mümkün olmadığı için sıvının beyinden başka bir vücut boşluğuna aktarımı sağlanmalıdır. Bu aktarım için “şant” adı verilen ince uzun elastik, silikon bir boru kullanılır. Tek yönlü ve kontrollu hızda çalışması için kafa derisinin altında sistemin “pompa” denilen parçası bulunur. Fazla olan beyin-omurilik sıvısı bu ince boru sayesinde vücudun başka bir bölgesine taşınır. Böylece beyin içindeki basıncın artması önlenir. Ancak beyinde aralıksız olarak su üretildiği için bu sistem sürekli olarak çalışmak zorundadır. Şant cilt altında olduğu için ancak bebeklerde dışardan bakıldığında fark edilebilir. Çocuklarda ve yetişkinlerde ise elle muayene edildiğinde cilt altındaki boru hissedilebilir.

    Şant, genel anestezi altında ameliyatla yerleştirilir. Kafatasına küçük bir delik açılarak şantın ucu beyin içindeki, beyin omurilik sıvısının bulunduğu odacığa yerleştirilir. Daha sonra baş, boyun ve karın cildinin altından geçen bir tünel açılarak şantın diğer ucu, bu sıvının rahatlıkla emilebileceği kalp veya karın boşluğu içine yönlendirilir. Ameliyat sonrası enfeksiyonu önlemek için kısa süreli antibiyotik kullanılabilir.

    Cerrahi sonrası hasta bir süre hastanede gözlenir. Genellikle hastanın şikayetleri bir süre sonra düzelir. Ancak beyin dokusunda kalıcı hasar meydana gelmişse hastanın bazı fonksiyonları düzelmeyebilir. Görme ve zeka gibi fonksiyonların düzelmemesinin en önemli sebebi tedavinin gecikmesidir. Hastanın hastanede kalış süresi hastanın iyileşme durumuna göre değişir. Bu hastaların, şantın çalışıp çalışmadığının takibi açısından uzun süreli izlenmesi gerekir. Hidrosefali nedeniyle tedavi edilen hastaların önemli bir kısmı normal hayatlarını sürdürebilirler. Şantın çalışmaması ve enfeksiyon durumlarında değiştirilmesi gerekebilir.

    Third ventrikülostomi adı verilen amaliyatta ise kafatasına açılan bir delikle endoskop adı verilen bir kameralı uç yardımı ile beyin boşlukları içindeki yapışıklıklar açılarak biriken suyun dolaşımı hızlandırılır

  • Skolyoz (omurga eğriliği)

    Skolyoz (omurga eğriliği)

    Skolyoz, omurganın göğüs veya bel bölgelerinde görülebilen, yana doğru eğriliğidir. Normal ve sağlıklı omurgada omurlar arkadan bakıldığında yukardan aşağıya yani boyun, sırt ve bel bölgelerinde düz bir hat şeklinde uzanır. Skolyozda ise omurlar sağa veya sola doğru yer değiştirir ve aynı zamanda kendi eksenleri etrafında döner.Omurgaya arkadan bakıldığında eğrilik düz durulduğunda bile fark edilebildiği gibi bazen bu denli net değildir ve ancak öne eğilme durumunda, kontroller ve röntgen filmlerinde anlaşılabilir.

    NASIL ANLAŞILIR

    Skolyoz daha çok ergenlik yaşlarında karşımıza çıkar ve erken dönemlerde müdahale edilmediği takdirde hem kozmetik hem de kalp ve solunum sistemi üzerinde telafisi zor hasarlara yol açabilir.Hastanın ve kendisinin vücut şeklini gözlemleyerek bazı belirtileri fark etmesi hastalığın teşhisinde önem arz eder. Bu belirtiler;

    Omuz seviyeleri arasında eşitsizlik

    Bel çukurlarındaki asimetri

    Bel kemiğinde bir tarafın öne çıkıntı yapması

    Sırtta bir tarafta kemik kabarıklık (kürek kemiğinde tümsek görünümü)

    Vücut dengesinde sağa yada sola kayma

    TEŞHİS YÖNTEMLERİ

    Skolyoz tanısı ayakta çekilen tüm omurgayı içine alan röntgen filmi ve klinik muayenede yukarıda sayılan belirtilerin bir veya birkaçının bulunması ile konulur. Skolyoz tanısı konulduğunda sebebe yönelik MR incelemesi gereklidir. Ayakta çekilen tüm omurganın ön arka ve yan radyografilerinde, eğriliğin başladığı ve sonlandığı omurlar arasındaki açı ölçülür ve bu açının ilerlemesine göre takip edilir. Bu açıya Cobb açısı denir.

    TEDAVİ

    40 derecenin üzerindeki eğriliklerde ve büyüme potansiyelinin devam ettiği hastalarda cerrahi tedavi tek seçenektir. Cerrahi tedavi sırt ve bele yerleştirilen implantlar (vida-çubuk) yardımıyla başarılı bir şekilde yapılabilmektedir. Cerrahi sırasında omurilik fonksiyonlarının monitorize edilmesi (nöromonitorizasyon) hasta ve hekim açısından işlemin güvenilirliğini artıran bir yöntemdir ve merkezimizde rutin olarak kullanılmaktadır.

    Ameliyat süreci hastaların konforu açısından son derece profesyonel olarak organize edilmektedir. Uygulanacak cerrahi metodu skolyozun tipine göre doktorunuz tarafından belirlenir ve size detaylı olarak yapılacak işlemler anlatılır. Hastalarımızın %90’ında tek bir cerrahi ile sonuç alınmaktadır. Ameliyatın ertesi günü hastalar ayağa kaldırılarak yürütülür. Hastanede kalma süresi yaklaşık 5 gündür. Ameliyat sonrası üçüncü haftadan sonra genellikle günlük aktivitelere dönüş mümkün olur.

  • Tam kapalı (endoskopik) bel fıtığı ameliyatı

    Tam kapalı (endoskopik) bel fıtığı ameliyatı

    Lomber endoskopik diskektomi minimal invaziv bir cerrahi yöntemdir. Minimal invaziv girişim artık tüm cerrahi alanlarda yaygın olarak kullanılmaktadır, nitekim özellikle bazı omurga hastalıklarında ilk tercih edilen cerrahi girişim şeklidir.

    Cerrahi sonrası ağrının az olması, az kan kaybı, hastanede yatış süresinin az olması, normal yaşama erken dönülmesi özellikle cerrahiye bağlı anatomik hasarın açık cerrahiye göre daha az olması, minimal invaziv yöntemleri kaçınılmaz yapmıştır. Bu hastalar tam kapalı bel fıtığı ameliyatı için uygun hastalardır. Ameliyat ciltte 0.5 cm’lik bir kesiden yapılır. İşlem lokal ya da genel anestezi ile yapılabilmektedir. Ameliyatta teknolojik alt yapının çok iyi olması gerekir, çünkü işlem kapalı yapıldığından radyolojik ve endoskopik görüntüleme sistemlerinin yüksek kalitede olması şarttır.

    Cilt kesisinden sonra radyolojik görüntüleme altında bir iğne ile diske ulaşılır, sonrasında disk, radyo-opak bir madde ve daha sonra problemli diski endoskopik çıkarımda belirleyecek bir başka boya ile boyanır. Bu teknik sayesinde diskin sadece fıtıklaşmış parçası tanınır ve çıkarılır. İşlemin uygulanacağı tüp ve kamera, omurgada var olan anatomik boşluklarda ilerletilir ve fıtıklı bölgeye hiçbir dokuya hasar vermeden ulaşılır. Hastalar ameliyathaneyi ağrısız bir şekilde terkeder, ertesi yürür ve taburcu olur. Ağır iş dışında işe dönüş süresi 3 haftadır. Tüm bel fıtığı hastalarının yüzde 60-70’inde uygulanabilen bu teknikte açık cerrahide endişelenilen kilolu hastada da rahatlıkla uygulanabilir.

    Tam kapalı bel fıtığı ameliyatında anatomik boşluklar kullanılarak hasarlı dokuya ulaşıldığından, çevre sağlıklı dokulara hasar verilmez.

    En az hasarla fıtığın çıkartılabilmesi, iş güç kaybının en aza indirilmesi, ameliyat sonrası hastanın ağrısının hızla azalması ve hızla günlük hayatına başlayabilmesi bu tekniğin önemli avantajlarıdır. Sonuç olarak tam kapalı bel fıtığı ameliyatı teknik olarak sağlıklı dokuların kesilmediği ve dolayısıyla buna bağlı olarak operasyon sonrasındaki beklentilerin çok daha iyi olduğu bir seçenektir.

  • Spina bifida yani anne karnında gelişim sırasında ortaya çıkan aksaklıkların neden olduğu sorunlar !

    “Konjenital” terimi ,bebeğin anne karnında gelişmesi sırasında, gelişim aşamalarında ortaya çıkan aksaklıkların neden olduğu sorunları ifade etmek için kullanılan bir terimdir. Bu tip kusurlu gelişimler için “doğumsal gelişme kusuru” ya da “anomali” terimi de kullanılmaktadır.

    Gelişim aşamalarındaki kusurların oluşturduğu sorunlar bir çok ve çeşitlidir. “Spina bifida” bu kusurlar içinde omuriliğin gelişmesi sırasında görülen kusurların sebep olduğu arızalar için kullanılan bir terimdir. Diğer gelişim kusurları için farklı terimler kullanılmaktadır. Omuriliğin gelişme aşamalarına kısaca bakacak olursak, konuyu daha iyi anlamak mümkün olacaktır. Bebeği oluşturan embriyo önceleri iki tabakalı ve boyu yaklaşık 1.5 mm iken , bu embriyonun üst tabakasının tam ortasında beliren bir çizgi boyunca yükselen tabakanın karşılıklı olarak orta hatta birleşmesi ve adeta bir boru oluşturması ile merkezi, sinir dokusunun gelişmesi başlar. Oluşan bu borunun bir ucundan beyin meydana gelir.Diğer ucu ise omuriliğin son ucunu oluşturur. Orta hatta birleşerek bir boru oluşturan bu süreç tam olarak oluşamaz ve tabakalar orta hatta birleşemezlerse, işte ona “orta hat kapanma kusurları” denilmektedir. Halk arasında bu konu kısaca spina bifida olarak bilinmektedir ama işin esası orta hat kapanmasında kusurudur.

    Sebebi tam olarak bilinmemekle birlikte, genetik bir yatkınlığın olmasının bu tip kusurların ortaya çıkmasını kolaylaştırıcı olduğu bilinmektedir. Ancak

    genetik konusuna yanıt ararken bu gelişim kusurunun kalıtsal olmadığını hemen belirtmek gerekir. Kalıtsallık ile ilgili bir önemli durum, bir ailede bir tane myelomenigoselli bebek var ise ikinci bebeğin böyle olma tehlikesi, genel görülme düzeyi olan 1/1000 den 30/1000 e yükselmektedir. Ayrıca, bizim de laboratuarda tavuk embriyosu üzerinde yaptığımız çalışmalarda, sigara, alkol, folik asitten yetersiz beslenme ve bazı ilaçların böyle sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Akraba evliği ile spina bifida arasında bilinen doğrudan bir bağ yoktur. Ama, iki spinabifidalı kişinin evlenmesi halinde böyle bir bebeğe sahip olma olasılığı artacağından gebeliği, çok iyi izlemek gerekecektir. Artık yaygın olarak bilin bir husus da “folik asit” takviyesinin bu tip kusurların oluşmasını önlemede yardımcı olduğundur. Folik asit takviyesi gebelik “öncesi” başlandığı ve devam edildiği taktirde bu tip sorunların üstesinden gelinmede % 72 yardımcı olmaktadır. Gebelik sırasında iyi bir ultrasonografi takibi çok önemli olmaktadır.

    Birçok düzeyde (ağır-hafif olarak sınıflanabilir) orta hat kapanma kusuru vardır. En ağırı, myelomeningosel olarak adlandırılan ve omurilik gelişmesinde, neredeyse omuriliğin hiç gelişme göstermediği durumdur. Ne kadar kuyruk sokumuna yakın ise hasar ve nörolojik kusur o kadar azdır ve bu durum bebeğin şansı olarak yorumlanabilir. Daha yukarı ( kafaya yakın) düzeylerdeki kusurlarda nörolojik tablo çok ağırdır, bebeğin ayakların hiç oynamaması gibi bir durum da söz konusudur. Dışarıdan belirti vermeyen gizli spina bifida durumlarında da omurilik gerginliğin giderilmesi için cerrahi girişim gereklidir.

    Beyin ve omurilik aynı kese içinde olduğundan, açık spina bifidası olan bebeklerin buradan mikrop kaparak menenjit olmaları tehlikesi nedeniyle, kapalı olanların ise gergin omurilik olması nedeni ile vakit geçirmeden ameliyat edilmeleri ve kusurun vakitlice düzeltilmesi gereği vardır. Hafifi bir nörolojik tabloda gelen hastaya, ilave sorunlar yüklemeden cerrahi girişim yapabilmekteyiz ve daha sonra yapılacak olan yoğun rehabilitasyon çalışması ile hastalar normal yaşantılarını sürdürebilmektedirler.

  • Bel fıtığını tanıyalım

    Öncelikle, fıtık sözcüğünün anlamı üzerinde biraz durmak gerekir. Fıtık, esas olarak, kendisine ait olmayan bir bölgeye giren, tecavüz eden, işgal eden organı tanımlamak için kullanılmaktadır. Örneğin göğüs boşluğu ile karın boşluğunu ayıran diyafragma adalesinideki bir yırtık nedeni ile mide akciğerlerin olduğu göğüs boşluğuna girse bunun adı “mide fıtığı” dır. Yani bir dokunun kendisine ait olmayan bir bölgeye girmesi söz konusudur.

    Bel fıtığı İnsan vücüdunda yaklaşık 33 adet omur vardır. Bunlar boyun, sırt , bel, kalça ve kuyruk sokumu bölgeleri olarak adlandırılmaktadır. Bu bölgelerden kalça (sakrum) bölgesi birbirine bitişik 5 adet omuradan oluşurken, kuyruk sokumu da çok küçük beş ad et (gelişmemiş kuyruk olarak nitelendirilir) omurdan oluşur.

    Diğer omurlar arasında, (ilk birinci omur ile ikinci omur arası hariç) tampon vazifesini gören, disk şeklinde kıkırdak yastıklar vardır. Bu yastıklar yumuşak ve sulu kıvamlı olup, “anulus fibrozus” adı verilen bir kılıf içine yerleşmiş kıkırdak dokudan oluşurlar.

    Bu kıkırdak dokunun kendisine ait bir kan damarı olmadığından zedelendiğinde kendisini tamir etmesi çok güçtür.

    belfitigi 2 Zorlama hareketleri (özellikle öne doğru eğilmişken ağır kaldırma) bu kıkırdak içindeki yapının bozulmasına ve kıkırdağın kurumaya ve sertleşmeye başlamasına neden olur. İçeriden dışarıya doğru basınç yapan ve çevresindeki kılıfı zorlayan iç çekirdek bel ağrısına neden olur. Bazen, kılıfın aşırı zorlanması kılıftan bazı kimyasal maddelerin yayılmasına ve çevredeki sinir dokusunu rahatsız etmesine neden olur ki, bazen bu durum içerideki çekirdek tabir edilen kıkırda kılıfını yırtarak dışarıya çıkmış ve sinir dokusu üzerine bası yapıyormuş gibi yani (öyle olmadığı halde) fıtık oluşmuş gibi bulgular verir. Bu bulgular ne yapılırsa yapılsın bir süre sonra geçer ve hasta bel fıtığının iyileştiğini zanneder. Bel çekme, alabalık sarma ya da akıl almaz bir takım uygulamaların bel fıtığına iyi geldiğinin sanılması işte bu yüzdendir.

    Bel fıtığı 3 Belirli bir zaman sonra kılıf yırtılıp içerideki çekirdek kendisine ait olmayan bölgeye geçtiğinde, yani gerçek fıtık oluştuğunda bel ağrısı geçer ama bacak ağrısı bu kez hastayı çok rahatsız eder. İşte bu durum cerrahi girişim uygulanması gerekli gerçek bel fıtığıdır ve bel ağrısı çeken hastaların kabaca %10 u bu nedenle ameliyata gereksinim duyarlar . Bel fıtığı tedavisinde kemiklerin birbirlerine vidalanması gibi bir tedavi yöntemi söz konusu değildir. Kemiklerin birbirlerine bağlanması konusu tamamen ayrı bir konudur ve bir başka yazının konusu olacaktır.

  • Sinir sıkışması hastası olabilirsiniz!

    Sinir sıkışması hastası olabilirsiniz!

    Normal koşullarda duyu ve hareket özelliğinin bir arada uyum içinde çalışması sayesinde kolların, bacakların, el ve ayakların tüm hareketleri kusursuz biçimde gerçekleşir ve herhangi bir yakınmaya yol açmaz; ancak bazı hallerde el ve ayak kaslarına giden sinirler ince kanallardan geçerken basıya uğrar ve sinir sıkışması meydana gelebilir.

    Sinir sıkışmaları içinde en sık görüleni “Karpal Tünel Sendromu” olarak bilinir ve el bileğiyle birlikte el parmaklarını etkiler.

    Elin ilk dört parmağına giden median sinirin el bileği hizasında sıkışmasıyla ortaya çıkan bu rahatsızlık, meslek gereği ellerini çok kullananlarda (bilgisayar kullananlar, masa başı çalışanlar) ve ev hanımlarında sık görülür.

    Ayrıca Şeker ve Tiroid hastalarında da sinir sıkışması sıklıkla görülebilir.

    Dirsekte sinir sıkışması (Kubital tünnel sendromu) ise daha çok masa başında çalışan kişileri hedef alıyor, masaya dayanan bölgenin bası altında kalmasıyla sinir sıkışmaları yaşanıyor.

    Sinir Sıkışması Belirtileri Nelerdir ?

    En önemli belirtisi gece uykudan uyandıran el uyuşmalarıdır. Bazen ağrı da olabilir ama uyuşmalar genelikle ön plandadır; hastalar ellerini silkeleyince rahatladıklarını belirtir. Gün içinde bu yakınmalar tekrarlar ve zamanla el parmaklarının kuvveti azalır, elde tutulan eşyalar düşmeye başlar.

    Özellikle sivri burunlu, yüksek topuklu ayakkabı giyenlerde ve ağır işlerde çalışanlarda ayak bileğinde ve ayak parmaklarında benzer bir durum gelişir ve “Tarsal Tünel Sendromu” olarak adlandırılır. Benzer yakınmalar ayak bileği ve ayak parmaklarında ortaya çıkar.

    Her iki sinir sıkışması rahatsızlığında öncelikle kesin tanının konması gerekir. İlk muayenenin ardından EMG adı verilen hassas bir sistemle sinir iletilerinin ölçülmesi gerekir. Bu inceleme sonucunda çok ilerlemiş olmayan ve henüz kuvvet kaybı gelişmemiş olgularda tıbbi tedavilerle birlikte fizik tedavi yöntemlerine başvurulur. Elin istirahatini sağlayan uygun bir atel verilir ve bazı durumlarda enjeksiyon tedavisi uygulanabilir. Sinirin sıkıştığı bölgede rahatlaması ve iyileşmesinin hızlanması için fizik tedaviden yararlanılır.

    İlerlemiş ve ağır olgularda ise cerrahi yöntemlere başvurulur. El veya ayak bileğine yapılan ameliyatla sinirin geçişi rahatlatılır. Ameliyat lokal uyuşturma ile yapılabileceği gibi genel anestezi altında da yapılabilir. Ameliyat Mikrocerrahi yöntemlerle yapıldığından sinirlere herhangi bir hasar meydana gelmez.

    Ameliyattan sonra evde rehabilitasyon programı uygulanarak eklem sertliklerinin giderilmesine ve kasların güçlendirilmesine çalışılır. Daha sonra aynı rahatsızlığın tekrarlamaması için mesleki faktörlerin düzeltilmesine çalışılır, el ve ayağın kullanımıyla ilgili hataların düzeltilmesine yönelik eğitim ve egzersizler yaptırılır.

  • Brakial pleksus yaralanmalarında tedavi yaklaşımlarım

    Brakial pleksus yaralanmalarında tedavi yaklaşımlarım

    Askeri hekimlikte çok sık karşılaştığım bir yaralanma şekli olan Brakial pleksus yaralanmaları mesleki deneyimlerimlerime göre sinir yaralanmalarının en ağır şeklidir fakat tedavisi imkansız değildir. İyileşme süreci biraz uzun ve sabır gerektirir fakat uygun cerrahi yaklaşımlarla ve zamanlama ile yüz güldürücü sonuçlar alınabilir.

    Travmatik Brakial Pleksus yaralanmaları 3 şekilde meydana gelir. Bu yaralanmalar sonucu alt, orta ve üst sinir köklerinde ya da tümünde sinir yaralanması olabilir. Bu hastalarda eşlik eden damar yaralanmaları ve kemik kırıkları da olabileceği düşünülmeli ve gerekli tetkikler yapılmalıdır. Ağır düzeyde ve kalıcı fonksiyon kayıpları olabileceğinden uygun zamanda cerrahi müdahale yapılmalıdır. Hastaların büyük bir kısmında kolun nörolojik fonksiyonlarındada belirgin düzelme sağlanır.

    Brakial Pleksus sinirlerinde yaralanmalar şu şekillerde gelişebilir;

    Kesici, delici ve ateşli silahlarla yaralanma; Bıçak ya da cam gibi kesici aletlerle brakial pleksus sinirlerinin kesilmesi sonucu olabilir. Bunun dışında tabanca, tüfek mermileri yada şarapnel ile yaralanma sonucunda da pleksus sinirlerinde hasarlanma olabilir.

    Kesici aletlerle yaralanmalarda zaman kaybetmeden sinir tamirine yönelik cerrahi tedavi uygulanmalıdır. Erken cerrahi sonuçları her zaman daha iyidir. Ateşli silahlarla yada şarapnel ile yaralanma da ise yaklaşık 3 haftalık bir süre yara iyileşmesi ve antibiyotik tedavisi için beklenmeli ve bu sürede herhangi bir düzelme yoksa MR ile yaralanma yeri tespit edilerek sinir tamiri yapılmalıdır.

    Künt travma ile yaralanma; Omuzun aşağıya doğru aşırı bastırılması, başın ise omuzdan ayrılacak şekilde kuvvete maruz kalması ki bunlar başta motorsiklet kazaları olmak üzere trafik kazaları sonucu meydana gelir, sonucu ortaya çıkan sinir hasarlarıdır.

    Bu tür yaralanmada MR ile inceleme yapılarak sinir köklerinde omurilikten çıkış yerinden kopma var mı yok mu bakılmalıdır. Bunlar en ağır hastalardır. Bu tür hastalara en geç 3 ay içerisinde sinir transferi yapılabilir.

    Meme ve akciğer kanseri hastalarında Radyoterapi tedavisini mütakip rasyasyona bağlı brakial pleksus hasrları gelişir. Sinir ileti testleri (EMG) ve MR Nörografi incelemelerini mütakip ağır fonksiyon kaybı ve şiddetli ağrısı olan hastalarda cerrahi tedavi uygulanmalıdır.

    Cerrahi tedavi sonrası belirgin nörolojik iyileşme ve ağrı kontrolü sağlanabilir. Ameliyat öncesi ve sonrası fizik tedavi iyileşme sürecinin vazgeçilmez bir parçasıdır.

  • Şu vida dedikleri..

    Şu vida dedikleri..

    Omurga cerrahisinde vida uygulaması, hastalarımız için de ciddi bir meşguliyet konusu haline geldi. Zira bizim enstrümantasyon diye tabir ettiğimiz bu işlemlerin yapıldığı ameliyatlar, azımsanmayacak ölçüde artmış durumda. Öncelikle, neden söz ettiğimizi kısaca tarif edelim: omurga kemikleri arasındaki kaymaların, dengeyi bozan ve ciddi şikâyetlere yol açan oynamaların omur kemiklerine vidalar konularak giderilmesi.

    Biliyoruz ki, hastalarımız bel MR’larıyla hekimlere başvurduklarında çok farklı önerilerle karşılaşabiliyorlar. Ve başka doktorlardan farklı fikirler duymak, yorucu ve güven kaybettirici olabiliyor. Durum böyle olunca hastalarımız da nerede ve nasıl çare arayacaklarını bilemiyor, tedaviden tümüyle vazgeçebiliyorlar. Haklılar..

    Demek ki bu noktada, hastalarımızı daha fazla bilgilendirmemiz; vaziyeti kendi tarafımızdan tüm açıklığıyla ortaya koymamız gerek. Omurga cerrahisinde enstrümantasyonun, vida uygulamalarının hangi durumlarda, ne zaman ve nasıl uygulanması gerektiği beyin cerrahları için de tartışma konusu olabilmektedir. Bazı meslektaşlarımız bu uygulamalara çok mesafeli yaklaşırlar ve pek çok sorunda daha küçük işlemlerle çözüm sağlamayı tercih ederler. Bu bağlamda endoskopi, epiduroskopi, lazer uygulaması, nükleoplasti gibi kapalı yöntemler de gelişmekte ve popüler hale gelmektedirler. Bu “minimal invaziv yöntemler” daha sonra başka bir makalemizin konusu olacak. Bazı meslektaşlarımız ise omurga mekaniğindeki denge unsurunu ön planda tutarak vida ile ilgili işlemleri daha sık icra edebilmektedir. Zira ender bazı olgularda omurganın stabilizasyonu(sabitliği), belirgin bir kayma olmaksızın da bozulabilmekte ve vida uygulaması gerektirmektedir.

    Elbette bu farklılıklar, yalnızca hekimlerin bilgi ve deneyimlerinin değişik olmasından değil, her hastanın kendine özgü niteliklerinden de kaynaklanıyor. Omurganın karmaşık yapısı ve denge unsurlarının çeşitliliği, hastanın yaşı, kilosu, yıpranma oranı, kas gücü, eşlik eden hastalıkları vb. pek çok etkenle birleştiğinde ortaya birbiriyle çelişen fikirler çıkabiliyor. Bu noktada hastaların değerlendirilmesinde şikâyetlerin özellikleri ve muayene bulgularını içeren klinik tablonun ayrıntılı incelemesi büyük önem taşımakta.

    Hastalarımıza azami faydayı sağlamak için elimizde eskiye kıyasla çok daha fazla yöntem var. Onları en etkili şekilde kullanmak için ise hastalarımızla iyi iletişim kurmamız, onların sorunlarını tam olarak anlamamız kilit rol oynuyor.

  • Ayaklarınız sürekli hareketli ve altları yanıyorsa, huzursuz bacak sendromu olabilirsiniz!

    Huzursuz bacak sendromu; daha çok bacaklarda hissedilen, bazen kollarda da olabilen, çoğunlukla hareket ettirmeyle rahatlayan, rahatsız edici, garip bir his ya da ağrıdır. Huzursuz bacak sendromu olan hasta uykuya dalmakta güçlük çektiği gibi uzun yolculuklar, toplantılar gibi sürekli oturma gerektiren durumlarda da sıkıntı çeker.

    İstirahat halinde hissedilen bu garip his ve ağrıları hastalar tam anlatamazlar. Ağrı, yanma, acıma, iğnelenme benzeri rahatsızlık ifadeleri ile anlatmaya çalışırlar. En belirleyici özelliği hissedilen rahatsızlığın bacakların hareketi ile azalmasıdır. Genellikle uykuya dalmada güçlük ve uykuda yaşanır. Hasta yataktan kalkar, dolaşır ya da yatakta sürekli döner durur. Çoğunlukla hareket sonrasında bir müddet rahatlayan hasta, en fazla birkaç dakika sonra tekrar aynı hissi yaşar.

    Huzursuz bacak sendromu uykuya dalarken ve gece uyku sırasında bacakları hareket ettirme ihtiyacına yol açtığı için uyumayı güçleştirir. Uyku laboratuvarında yapılan kayıtlarda sürekli bio-elektriksel uyanmaya sebep olarak nitelikli uykuyu engellediği görülmektedir.

  • Boynum ağrıyor !

    Boynum ağrıyor !

    Orta yaşın üstünde olup da hayatının bir döneminde boynu ağrımayan kişi yok gibidir. Bazı hastalar ağrının sadece baş hareketiyle olduğunu söylerken bazıları tüm gün süren devamlı bir ağrıdan bahsederler.

    Boynumuzun içinden başta omurilik ve şah damarı olmak üzere son derece önemli damar ve sinirler geçer. Bunun dışında başımız gibi oldukça ağır bir yükü (ortalama 2.5-3.5 kg) taşıma görevini yapar. Farkına bile varmayız ama boyun eklemlerimiz en çok çalışan eklemlerimizin başında gelir, bu yüzden de oldukça erken yıpranırlar.

    Boyun ağrılarının sebepleri

    – Boyun ağrılarının en sık görülen sebebi yorgunluktur. Yoğun iş temposu olan, gerektiği kadar dinlenemeyen, özellikle masa başında, bilgisayar karşısında çalışan endişeli insanlarda ense kaslarının spazmına bağlı ağrılar ortaya çıkar. Aslında hepimiz gün içinde fark etmeden kaslarımızı dinlendiririz. Bacak bacak üstüne atarak ayaklarımızı, dirseğimizi koltuğun kenarına dayayarak kollarımızı, sırtımızı arkaya yaslayarak gövde kaslarımızı dinlendiririz. Buna karşılık masa başında çalışan veya direksiyon kulanan bir kişinin boyun kaslarını dinlendirmesi çok zor, neredeyse imkansızdır.

    – Migren veya gerilim tipi başağrısı olan kişilerde baş ağrısı ile birlikte ense ve sırta yayılan ağrılar görülebilir. Atağının geçmesi ile birlikte ense ağrısı da geçer.

    – Tansiyon yüksekliği ense ağrısı yapabilir.

    – Ense veya boyundaki ağrıların düşme veya trafik kazası sonrası ortaya çıkması önemlidir. Arabada ani fren yapılması, önden veya arkadan çarpmalar boyun kaslarının şiddetli kasılması ile ağrıya neden olabilir. Ağrının günler içinde giderek azalarak geçmemesi halinde doktora görünmek gerekir.

    – Boyun kemiklerinin zamanla yaşlanması ve kireçlenmesi boyun ve ense ağrılarına neden olabilir. Bu hastalar başlarını sağa veya sola çevirdiklerinde ağrılı bir kısıtlanma hissederler. Boyunlarından takur tukur sesler gelir.

    – Boyun fıtığında omurlar arasındaki diskler sinirlere baskı yaparak ense ağrısına neden olabilir. Bu ağrılar sırta ve omuzlara doğru yayılır ve oldukça şiddetli olabilir. Kolda ve parmaklarda uyuşma ve karıncalanma şikayetlerinin olması önemlidir. Ağrınız çok şiddetli ise, uyuşma şikayeti birkaç hafta içinde kendiliğinden geçmezse bir uzmana (tercihan beyin cerrahisi) görünmeniz gerekir. Doktorunuz gerektiğinde MR tetkiki yaparak varsa fıtığın yerini ve derecesini belirleyecektir.

    – Bazı ilaçlar (örneğin antidepresan ilaçlar ve kolesterol ilaçları) ense ağrısı yapabilir.

    Boynum ağrıyor, ne yapayım?

    – İş yükünüzü azaltmaya ve dinlenmeye çalışın.

    – Stresten uzak kalın, iyi uyuduğunuzdan emin olun.

    – İstrihat çok önemlidir ancak uzun süre aynı pozisyonda yatmak boyun ağrılarını artırabilir.

    – Bir kaç gün Minoset, Parol gibi ağrı kesibi basit ilaçlar kullanabilirsiniz.

    Yukardaki tedbirlerle ense ağrılarınızda hafifleme olursa mesele yok. Bir hafta geçmesine rağmen başınızın öne arkaya yana hareketlerinde aşırı bir kısıtlama varsa, elde ve parmaklarda uyuşma, sırta, kolda şiddetli ağrılar varsa bir doktora müracaat edin.

    Boyun ağrısından korunmanın yolları

    1. Bilgisayar ekranınızın göz hizasında olmasına dikkat edin.

    2. Çalışırken başınızın öne eğik değil, omurganızın üstünde dik olduğundan emin olun.

    3. Çalışırken sık sık mola verin, oturduğunuz yerden kalkın, birkaç adım dolaşıp tekrar oturun.

    4. Telefonun ahizesini boynunuza sıkıştırıp konuşmayın.

    5. Geceleri yüzükoyun yatmayın.

    6. Yastığınıza dikkat edin, ne sert ve yüksek ne de çok ince olsun, ense çukurunuz dolduracak kalınlıkta olsun. Boyun ağrınız var ise ”Ortopedik boyun yastığı” kullanın…

    Sağlıklı ve ağrısız günler…