Yazar: C8H

  • Omurilik felcinin tedavisi

    Omurilik felcinin tedavisi

    1-Omurilik stimulasyonu (uyarıcı pil takılması)

    omurilikten elektrik stimülasyonu ile ayaklarını hareket ettirmeye dayanan bir yöntemdir. Bu sayede felçli hastalar yıllar sonra ilk kez ayak parmaklarını, bilekleri dizlerini hareket ettirebiliyorlar ama kendi kendilerine yürüyemiyorlar. Normalde insan omuriliği yüksek hızlı tren rayı gibi çalışarak, beyinden gelen mesajları vücudun diğer bölümüne taşıma görevini yapar. İşte bu iletim hattında bir hasar olursa mesajlar vücudun diğer bölümlerine aktarılamaz. Omurilik felci geçiren insanların belden altında tüm his ve hareket kabiliyeti kopabiliyor. Omurilik pili bu bağlantıyı kurarak hastanın bacaklarını oynatmasına ve hissetmesine fayda sağlamaktadır.

    2-Omurilik (kök hücre) nakli

    Omurilik nakli, Omurilik nakli aslında omur nakli olarak bilinmekte fakat bu bilgi yanlış anlaşılmaktadır. Omurilik nakli aslında kök hücre naklinden ibarettir. Felç geçirmiş hastaların tedavi şekilleri arasında kök hücre tedavisi de yer almaktadır. Hasta olan kişi ile kök hücre örnekleri alınacak kişi arasında kök hücre naklinden ibarettir. Sinirleri yıpranmış veya hasar görmüş felç hastalarının çoğunda işe omurilik nakli işe yaramaktadır. Fakat herkes de aynı etki gözlemlenemiyor, bazı hastalarda kök hücre nakli başarısız olabilmektedir. Kök hücre nakli için her iki taraf içinde doku uyumu ve testlerin tutarlı olması gerekmektedir. Genellikle akraba olan kişilerde bu tutarlılıklar gayet yüksek olmaktadır. Donör olacak kişinin sağlam ve hiçbir hastalığının olmaması da çok önemlidir. Hastanın omurilik nakli olmadan önce tüm tetkiklerinin yapılmış olaması gerek, herhangi bir hastalığının olup olmadığı belirlenmelidir. Hastaya donör olacak kişininde aynı şekilde tüm sağlık kontrolleri yapılır. Uygunluk tespit edilip onay verilir ise, ameliyat süreci başlamış olur. Donör olan kişinin kemik iliği hücreleri alınır. Genellikle leğen kemiğinden alınır. Felç veya kısmi felç olan hastaya kök hücreler omurilik bölgesine nakil edilir. Kök hücre nakli günümüz şartlarıyla gayet basit bir hal almıştır. Sadece omurilik nakli için değil, birçok kök hücre nakil şekilleri vardır. Hastanın durumuna ve hastalığa göre farklı olarak nakil şekilleri yapılmaktadır.

  • Omurilik felci nedir nasıl oluşur

    Omurilik felci nedir nasıl oluşur

    Omurga ve omurilik anatomisi sayfasında ana hatlarıyla belirtilen omurilik işlevleri, çeşitli sebeplerle kaybedilebilir. Omuriliğin işlevini kaybetmesi için hastalık ya da travmaya bağlı bir baskıya uğraması gerekir. Uğradığı bu baskı sonucu hasar gören bölgeler iletişim görevini yapamaz hale gelir. Daha başka bir deyişle, organlarla beyin arasındaki irtibat, hasar gören bölgeler ve aşağısında kaybedilir.

    Omurilik Felcinin Sebepleri

    A. Travmalar

    Trafik Kazaları

    Yüksekten Düşmeler

    Sportif Yaralanmalar (Sığ suya balıklama Atlama vb.)

    Ateşli Silah Yaralanmaları

    İş Kazaları

    Doğal Afetler

    B. Hastalıklar

    Omuriliğin içinde, çevresinde ve omurgada gelişen bir hastalığın, omuriliği sıkıştırması, baskıya uyğratması ya da zedelemesi sonucu omurilik felci ortaya çıkabilir. Bu bastalık grupları şu başlıklar altında toplanabilir:

    Urlar (Tümörler): Omurga-omurilik bölgesinde oluşan urların omuriliğe baskı yapması sonucu omurilik felcine sebep olabilir.

    Enfeksiyonları: Omurga veremi (pott), menenjit vb enfeksiyon hastalıklarının omuriliği deforme etmesi sonucu omurilik felcinin oluşmasına sebep olur.

    Yumuşak Doku Hastalıkları: İleri Derecede omurga fıtıkları, Omurgayı çevreleyen dokulardaki (Ligamanlar) deformasyonlar vb, yumuşak dokularda gelişen hastalıklar da omurilik felci meydana getirebilir.

    Omurilik felcinin etkileri

    Tetraplegia: Omuriliğin boyundan zedelenmesi sonucu kolların hareketi,gövdenin hissi,bacakların hareketi tamamen yok olur. Kişi nefes alma ve öksürmede güçlük çeker. Yüzünü, boynunu, omuzlarını, ellerini ve kollarını hissedebilir fakat gövdesini ve bacaklarını hissedemez.

    Parapleji: Parapleji, genel olarak boyundan aşağıdaki kısımlarında meydana gelen zedelenmelere bağlı olarak gerçekleşen felçl türüdür. paraplejide temel olarak bacakların oynatılamamakla birlikte, jhasarın seviyesine göre iki kategoride ele alınmaktadır.

    OMURİLİK ZENDELENDİKTEN SONRA İYİLEŞİRMİ?

    Omurilik zedelendikten sonra tekrar tedavi edilmez ve tekrar büyümez.Eğer omurilik “omurga şoku”u atlatabilirse birtakım iyileşmeler olabilir. Omurga şoku her omurilik zedelenmesinden hemen sonra ortaya çıkar, omurilik çalışmasını durdurur ve kişi hareket edemez. Omurga şoku bir kaç saatten 6 haftaya kadar sürebilen bir zaman dilimi sürebilir ve bu şok esnasında omuriliğin ne derece zedelendiğini saptamak zordur. Eğer omuriliğin şişme, kanama, çürümesi biterse birtakım iyileşmeler olabilir fakat iyileşme genelde omurilik zedelenmesinin ilk 6 aylık süresi içerisinde gerçekleşir. Omurilik tamamen zedelenmediyse, kişi zedelenme tarihinden 2 yıl sonrasına kadar iyileşme belirtileri gösterebilir fakat aradan ne kadar çok zaman geçerse, iyileşme şansı o kadar azalır. Eğer omurilik bir hastalık ve ya tümör sebebiyle zedelenmişse, tamamen iyileşme ihtimali mevcuttur.

  • Karpal tünel sendromu (el-bilek kanalında sinir sıkışması hastalığı)

    Karpal tünel sendromu (el-bilek kanalında sinir sıkışması hastalığı)

    Karpal kanal sendromu; median sinirin el bileğindeki geçtiği kanal içinde sıkışması sonucu oluşan hastalıktır. “Karpal kanal” denilen yapı, bilek seviyesinde yer alır ve üst kısmında kalın bir band şeklinde yapı ile örtülüdür. Bu kanalın içerisinde parmaklarımızın hareketini sağlayan tendonlar ile median sinir yer alır. Median sinir, esas olarak parmakların (baş, işaret, orta ve yüzük) hissetmesini ve parmakları bazı hareketleri yapmasını sağlar. Kanalı daraltan nedenler, median sinirin kanal içinde baskı altında kalması ile sinirin görevindeki bozulmalar el-bilek hastalığını oluşturur.

    Gece artan uyuşma, karıncalanma ve ağrıya dikkat edilmelidr

    Karpal tünel sendromunun ilk bulguları; parmaklarda uyuşma, karıncalanma ve his bozukluğudur. Elde, parmaklarda ve kola yayılan ağrılar olur. Bu sorunlar geceleri daha fazla görülmektedir hatta kişileri uykusundan uyandıracak derecede rahatsız edici olabilir. Ellerini sallayarak, sıkıştırıp ovalayarak rahatladıklarını ifade ederler. Yine elini zorladığı (sıkma, temizlik) işlerde ağrı ve uyuşukluğun arttığını söylerler. Ağrı ve uyuşukluk bazen kola bazen de omuza, boyuna kadar yayılır. İlerleyen durumlarda başparmak kaslarında erime, güçsüzlük ile tutma ve kavrama hareketlerinde zorlanmalar oluşur.

    Hastaya EMG (sinir ölçümü) testi yapılır teşhis kolayca konulur başlangıç aşamasında olanlar için el ameliyat dışı tedaviler yapılır.

    Eğer EMG sonucunda orta veya ileri /ağır karpal tünel teşhisi konulursa ameliyat edilmelidir.

    Ameliyat lokal anestezi ile avuç içinden yapılır ve 10 dk süre içinde yapılır.

    Ameliyat sonrası hasta elini kullanabilir.

  • Lazer (nükleoplasti) ile bel fıtığı ameliyatı

    Lazer (nükleoplasti) ile bel fıtığı ameliyatı

    Lazer ile ameliyatsız bel fıtığı tedavisi hastaya hiçbir zarar vermeden, cildi kesmeden, sinirlere, kemiklere, damarlara dokunmadan yapılır. Omurga kemikleri arasında bulunan yıpranmış disk ekleminin içine özel iğneler yardımı ile ulaştırılan lazer enerjisi eklemin bir kısmını buharlaştırmaktır.

    Bel fıtığı ameliyatında olduğu gibi eklemin önemli bir kısmı çıkartılmaz. Lazer ile eklem içinde yaratılan çok küçük bir hacim azalması bile, önemli bir basınç azalmasına neden olarak bel ağrısı ve siyatik ağrısının kaybolmasını sağlar.

    Lazer tedavisi için yıpranmış ve fıtıklaşmış haldeki disk eklemi içine lazer enerjisini çevredeki önemli sinir dokuları ve diğer dokuları zedelemeden ulaştırmak amacıyla bir yandan işlemi çok ince mikro fiber optik bir kateter ile yapmak, diğer yandan da işlem sırasında sürekli olarak, aletlerimizin yerini tam olarak bilmek için radyolojik kontroller yapmak zorundayız.

    Lazer enerjisini disk eklemi içine ulaştırmak amacı ile kullandığımız özel fiber çubuklar, yarım milimetreden daha ince, 400 mikrometre çapındadırlar. Doğal olarak bu işlemi uygularken, çıplak gözle yapılan ameliyatlarda olduğu gibi 4-5 cm. ya da mikrocerrahi yönteminde olduğu gibi 1,5-2 cm. ölçüsündeki cilt kesilerine ihtiyaç duymuyoruz.

    Milimetrenin yarı çapındaki lazer kateterini çok ince bir iğne yardımı ile ve cildi hiç kesmeden yerine ulaştırıyoruz.Lazer ile bel fıtıklarının tedavileri hastanede yatış gerektirmez, işlemden yarım saat ile bir saat sonra hasta evine döner.

    İşlemden birkaç saat sonra normal işine dönmesinde sakınca görmediğimiz hastalarımızın, birkaç hafta süreyle ağır kaldırmak, öne eğilmek gibi hareketlerde bulunmamalarını ve spor yapmamalarını önermekteyiz. İşlemin hemen ertesinde genellikle ağrılarda hafifleme saptansa da, tam ve kalıcı sonuçları ortaya çıkartacak fıtık büzüşmesi birkaç haftayı bulabilir.

  • Lazer ile kireçlenme (faset artrozu/ spondiloz) tedavisi

    Lazer ile kireçlenme (faset artrozu/ spondiloz) tedavisi

    Faset sendromu özellikle 50’li yaşlardan sonra bel ağrısının en sık görülen nedenidir. Buna rağmen faset sendromu bir yandan halk arasında, diğer yandan da doktorlar tarafından yeterince tanınmayan, ihmal edilen ve üzerinde durulmayan bir hastalıktır.

    Doğru teşhis koyulamamış, anlaşılmamış, yeterince tedavi edilmemiş birçok bel ağrısı hastası, uzun süreli ( kronik ) bel ağrıları nedeni ile doktor doktor dolaşırlar, değişik ağrı kesici ilaçlar alırlar, sonu gelmeyen ve yeterince fayda görmedikleri fizik tedavi uygulamalarından fayda umarlar. Ağrılarına çare bulamayan bir kısım hasta ise bel ağrısını tedavi ettiklerini iddia eden birçok tıp dışı uygulamacının kapısını dahi çalar, internette ya da televizyonda gördükleri hiçbir işe yaramayan istismar amaçlı ürünlerden fayda beklerler.Halbuki omurganın arka yüzünde bulunan faset eklemlerin yıpranması sonucu ortaya çıkan faset sendromuna bağlı kronik bel ağrısının tedavisi vardır, son derece basit işlemlerle hastaların yaşam kaliteleri önemli ölçüde artar.

    Faset eklemler omurganın arka yüzünde yer alan ve omurları birbirine bağlayan eklemlerdir. Faset eklemler, boyun bölgesinden başlayarak, bel bölgesinin en alt kısmına dek her bir omur kemiğinin arka yüzeylerinde bulunurlar ve omurganın hareketinde önemli rol oynarlar.

    Yaşlanma nedeni ile eklemlerde gelişen kireçlenmeler, beli düzenli olarak zorlayan ağır işlerin ya da sporların uzun süre devamı, darbeler gibi nedenlere bağlı olarak faset eklemlerde oluşan yıpranmalar şiddetli boyun, sırt ve bel ağrılarına sebep olabilir.

    Faset sendromu belirtileri nelerdir?

    Faset eklem yıpranmasına bağlı ağrılar, bel fıtığı ağrısından farklı olarak daha çok bel bölgesinde görülür, belin yan kısımlarına, kalçaya ve bacağın üst kısmına yayılabilir fakat siyatik ağrısında olduğu gibi bacağın arka kısmından ayağa ve parmaklara kadar inmez.

    Bel fıtığı ağrısı öne eğilmekle artış gösterirken, faset sendromuna bağlı bel ağrısı daha çok geriye yaslanmak ve yana dönmekle şiddetlenir.Çok ileri seviyelerde faset eklem yıpranmaları, hipertrofi olarak adlandırdığımız, eklemin hacim olarak artması, büyümesi durumunu ortaya çıkartabilirler. Bu durumlarda omurilikten çıkan sinirler de baskı altında kalabilirler ve ağrı siyatik ağrısı oluşturarak bel fıtığı ya da boyun fıtığı ağrısını taklit edebilir.

    Faset eklem sendromu tedavisi nasıl yapılır?

    Faset eklem sendromu tedavisinden önce teşhisin doğru koyulması gereklidir. Bu nedenle hastanın şikayetlerini anlatırken hangi durumlarda, hangi hareketlerin ağrıyı ortaya çıkarttığına dikkat etmek gerekir. Bel bölgesine yapılacak MR, Tomografi gibi radyolojik incelemelerde faset eklemlerin yapısı özellikle incelenmelidir. Faset sendromundan şühelendiğimiz bir hastada öncelikle teşhis koymak amacı ile faset eklem blokajı adını verdiğimiz işlemi uygulamaktayız. Bu uygulama, faset ekleminin sadece ağrı duyusundan sorumlu olan sinirin lokal anestezi ilaçları ile geçici bir süre uyuşturulması işlemidir. Bu işlem ertesinde faset eklemlerden kaynaklanan ağrı hissedilmeyecektir.

    Hastanın şikayetleri ortadan kalkar ise, kronik bel ağrısının sorumlusu bulunmuştur, faset sendromu teşhisi koyulabilir. İkinci aşamada ise, faset eklemlerin sinirlerini kalıcı olarak hastanın ağrıyı hissetmeyeceği biçimde yakmak gerekir. Bu işleme faset eklem denervasyonu adını vermekteyiz. Bu sinirlerin eklemdeki ağrı hissini iletmek dışında başka bir görevleri yoktur, sinirlerin yakılmaları başka bir fonksiyon kaybına neden olmaz, sadece bel ağrısı ortadan kalkar. Bu tedavi yöntemleri “Fluoroskopi” adını verdiğimiz radyolojik görüntüleme yöntemi kılavuzluğunda gerçekleştirilir. İşlemler için genel anesteziye gerek yoktur, damardan yapılan sakinleştirici ilaçlar ve lokal anestezi uygulaması işlemin ağrısız bir şekilde yapılması için yeterlidir. Fluoroskopi cihazıyla faset eklemleri ve eklemlerin sinirlerinin geçtiği yerler görüntülenir. İlgili noktaya özel iğnelerle girilerek ilaç enjeksiyonu ya da radyofrekans ile termokoagülasyon uygulaması yapılır.

    Radyofrekans ile termokoagülasyon, radyo dalgalarının kontrollü bir şekilde oluşturduğu ısı etkisi ile siniri yakma işlemidir. İşlemin uygulanacağı eklem sayısına göre işlem süresi 10 ile 20 dakika arasında değişebilir.

  • Spondilolistezis (bel kayması)

    Spondilolistezis (bel kayması)

    SPONDİLOLİSTEZİS (BEL KAYMASI ) TEDAVİSİ

    İki komşu vertebradan üstteki vertebranın alttaki vertebraya göre öne doğru kayması veya yer değiştirmesidir.

    Bulgular:

    – Bel ve bacak ağrısı

    – Yürümekle artan ve belirli bir mesafede durmasına ve çökmesine yol açan bacaklarda ağrı ve kramp gelişmesi

    Konservatif tedavi ;

    Konservatif tedavide; Bazı hareketlerin kısıtlanması, analjezik-antienflamatuar ilaçlar, lokal enjeksiyonlar, elektroterapi, masaj, sıcak uygulama, egzersiz ve korse uygulanabilir.

    Cerrahi tedavi;

    İlerleyen Nörolojik kayıpları (sinir zaafiyeti) olan hastalar – İlaç tedavisi ve fizik tedaviye rağmen şikayetleri geçmeyen hastalar – Duruş ve yürüyüş bozukluğu olan hastalar ameliyat edilir.

    Tedavinin Amaçları:

    Bel ve bacak ağrılarını gidermek, kaymanın ilerlemesini önlemek, instabil (oynak) segmenti stabil (sabit) hale getirmek, duruş ve dengeyi düzeltmektir.

    Tedaviler

    Tedavi de sıkışan sinirler serbestleştirilerek kaymanın olduğu omurgalar vida (platin) ile tespit edilir.

  • Kafamı çarptım, başım ağrıyor…

    Kafamı çarptım, başım ağrıyor…

    Kafaya alınan darbe ve hasarlardan sonra baş ağrısı sorununa sık rastlanır. Alınan darbelerden sonra görülen baş ağrısı sorunu ciddi sorunların habercisi olabileceğinden kesinlikle ihmal edilmemeli ve mutlaka alanında uzman bir doktora başvurulmalıdır.

    Kafa bölgesine alınan darbe ve hasarlar baş ağrısı sorununa neden olabilmektedir. Vücutta kafa bölgesi sürekli olarak dış ortamla hareket ve temas halinde olduğundan, kazaya – darbeye oldukça müsaittir. Özellikle kafanın sert bir eşyaya çarpması ya da geçirilen kazadan ötürü kafanın darbe alması sonrasında baş ağrısı şikayetine sık rastlanır. Baş ağrısıyla birlikte kafa bölgesinde şişlikler de baş gösterebilmektedir. Hissedilen ağrının seviyesi, alınan darbenin şiddetiyle ilintili olduğundan değişiklik gösterebilmektedir.

    Kafa bölgesine alınan şiddetli darbe ve hasarlar beyin kanaması gibi hayati önem taşıyan sorunlara yol açabilmektedir. Kimi zaman kafaya alınan darbenin üzerinden vakit geçtikten sonra dahi konuşma bozukluğu veya vücudun tamamında uyuşma hissi gibi sorunlar belirebilmektedir. Bu problemler genellikle alınan darbeyle ilintili olmaktadır. Eğer kafaya çok şiddetli darbe alındıysa, her ihtimale karşı bir an evvel doktora gidilmeli ve gerekli tetkikler yapılmalıdır. Darbe ve hasardan sonra hemen doktora gitmek ve gerekli incelemelerin yapılması, beyin kanaması riskini büyük ölçüde azaltıcı bir etkendir.

    Beyin Kanaması Olabilir mi?

    Kafa bölgesine alınan darbe ve hasarlar beyin ile beyin zarı arasında yer alan damarların yırtılmasına, hasar almasına neden olabilmektedir. Hasar alan damarların yırtılması durumunda ise beyin kanaması sorunu meydana gelir. Beyin kanaması rahatsızlığının en bilindik nedenlerinden biri kafaya alınan darbe ve hasarlardır. Her seferinde şiddetli darbeler beyin kanamasına yol açmaz. Kimi zaman kafa bölgesine alınan küçük hasarlar dahi beyin kanaması sorununa sebebiyet verebilmektedir.

    Yaşlılık döneminde vücuttaki doku ve deriler incelme gösterir. Beyin dokusu da bu dönemde inceldiğinden ve zayıfladığından bu süreçte beyin kanaması riski artar. Yaşlılarda ufak darbeler bile beyin kanamasını tetiklemeye yetebilmektedir. Bu yüzden kafaya alınan darbe sonrasında derhal doktora gidilmesi önerilir.

    Çarpma sonucu baş ağrısı problemi beyin kanaması gibi ciddi sağlık sorunlarının işaretçisi olabilir. Eğer alınan darbeden sonra baş ağrısı problemi geçmiyorsa, kesinlikle ihmal edilmemeli ve mutlaka doktora başvurulmalıdır.

  • Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyin tümörlerini inceleyelim!

    Beyindeki normal hücrelerin anormalleşerek büyümesi sonucunda kötü huylu ve iyi huylu olarak kitleleşen yapılar beyin tümörleri olarak nitelendirilirler. Beyin tümörleri yeni doğan çocuklar dahil olmak üzere tüm yaş dönemlerinde görülürler.

    Orta yaş sonrası özellikle kanserli hastaların büyük bir bölümünde kanserin yayılması ile beyinde tümör ortaya çıkabilir. Meydana gelen kitle kafatası içi basıncının artmasına sebep olarak beyin üzerine baskı yapmaya başlar ve birtakım olumsuz belirtiler gösterir.

    Beyin tümörlerinin erkenden teşhis edilebilmesi çoğu kez hastanın hayatını ve yaşam kalitesini etkilemektedir.

    Beyin baskı altında normal yapısını kaybederek işlevlerini yerine getiremez hale gelir ve başlıca aşağıdaki belirtiler söz konusu olur:

    1- Baş ağrısı

    2- Epilepsi benzeri bayılmalar

    3- Vücudun bazı bölgelerinde kısmi felçler

    4- Şiddetli kusmalar

    5- Bazı fiziksel yeteneklerimizin kaybı

    6- Kişilik bozuklukları

    Baş ağrısı, beyninde tümör olan hastaların ancak %60 ında baş ağrısı görülür. Hastalarımız ağrının son bir kaç ayda ortaya çıktığını ve gittikçe şiddetlendiğini ifade eder.

    Bulantı kusma, Baş ağrısı ile birlikte bulunması ve özellikle birkaç gün ya da haftadır mevcut olması önemlidir. Ancak burada baş ağrısı ve kusmanın uzun süredir mevcut olması migren düşündürür.

    Çift görme ve görme bulanıklığı, Baş ağrısı ile birlikte veya baş ağrısı olmaksızın ortaya çıkan çift görme, bulanık görme, görmenin azalması beyin tümörlerinin ilk belirtisidir.

    Kol ve bacakta kuvvetsizlik, beceriksizlik, dengesizlik, Son zamanlarda ortaya çıkan vücudun sağ yada sol yarısında uyuşmalar, ellerde güçsüzlük, uyuşukluk , beceriksizlik görülebilir . Yürürken “sarhoşvari yürüme” ve “dengesizlik” bir beyincik tümörünün belirtisi olabilir.

    Konuşma bozukluğu, Konuşamama, anlama güçlüğü, konuşurken yanlış kelime ifadeleri yada sarhoşvari konuşma keza beyin tümörlerinin ilk bulgusu olabilir.

    Sara nöbetleri (epilepsi), Bilinç kaybı olarak ya da olmaksızın istem dışı kasılmalar, panik atak tarzında kendini kötü hissetmeler bir epilepsi çeşidi olabilir. Özellikle 20 yaş sonrası ortaya çıkan bu tarz nöbetler aksi ispatlanana kadar beyin tümörüne bağlı olduğu düşünülerek araştırılmalıdır.

    Beyin tümörlerini ana hatları ile ikiye ayırmak mümkündür…

    Beyin tümörleri genellikle birincil ya da ikincil olarak sınıflandırılırlar ve bunlar (genellikle) vücudun herhangi bir yerinde başlayıp beyine metastaz yapanlar ve beyinde oluşanlardır. 9 yaş altı ve 55 yaş üstü daha sıklıkla görülen beyin kanserlerine, beyaz ırkta ve erkeklerde daha çok rastlanır.

    1- İyi huylu tümörler: Yavas üreme hızına sahiptirler. Ayrıca beyin dokusundan kolaylıkla ayrılabilirler ve tümü veya tümüne yakın kısmı çıkarılabilir. Bu nedenle ameliyat sonrası sonuçları çok iyidir. Ancak, tümör iyi huylu olsa dahi, beyinde hayati önem taşiyan, hassas bölgelere yerleşmiş ise sonuçlar maalesef yüz güldürücü olmaz.

    2- Kötü huylu tümörler: Çok hızlı ürerler. Çamur kıvamındadırlar. Bu nedenle ameliyatla tamamen alınamazlar. Ameliyat sonrası belli bir zaman süresi içinde tekrar büyüyerek beyine baskı yapmaya devam ederler. Kötü huylu tümörleri de üreme hızlarına göre sınıflara ayırmak mümkündür. Ameliyattan sonra 5-6 yıl yaşama şansı veren tümörler oldugu gibi 5-6 ayda yenilenerek hastanın ölümüne neden olan tümörlerde vardır.

    Beyin tümörlerinin tedavisi cerrahidir. İster iyi huylu, ister kötü huylu olsun, tüm tümörler cerrahi olarak tedavi edilirler. Ancak bazı durumlarda cerrahi uygulamak mümkün olmayabilir. Şayet tümör beynin çok hassas olan bazı hayati bölgelerine yerleşmişse bu bölgelere dokunmak hayati tehlike yarattığından tümör yerinde bırakılabilir. Bu durumda sadece ışın tedavisi ve ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulamasi yapılabilir.

    Vücudun diğer bölümlerinde oluşan tümörler beyine yayilabilir. Buna metastaz denilmektedir. Özellikle akciğer kanserleri beyine yayılabilirler ve kötü huylu tümörlerdendir. Cerrahi müdahale yapılsa bile sonuçlar yüz güldürücü degildir. Hatta bazi vakalarda bir kaç tane odak halinde yayilma varsa cerrahi bile uygulanmayabilir. Hasta kemoterapi ve ışın tedavisine alınır.

    BEYİN TÜMÖRLERİNDE SINIFLAMA

    HİPOFİZ ADENOMLARI

    Hipofiz adenomları hormon salgılayanlar ve hormon salgılamayanlar olarak iki ana gruba ayrılır. Hormon salgılayanlar genelde salgıladıkları hormona bağlı olarak belirti verirler. Hormon salgılamayan adenomlar ise uzun zaman belirti vermezler. Ancak optik sinire (Görme ile ilgili sinir) baskı yaparak görme bozukluklarına neden olurlar. Hormon bozuklukları, adet düzensizlikleri veya olmaması, memeden süt gelmesi, aşırı şişmanlama, hızlı boy uzaması, ellerde, ayaklarda ve çenede büyüme hormon bozukluklarının belirtilerindendir ve doktora başvurulması gerekir. Tümör boyutları çok artarsa kafa içi basıncı arttırır ve baş ağrısı, bulantı ve kusma şeklindeki genel belirtilere neden olur.

    MENENGİAL (BEYİN ZARINA AİT) TÜMÖRLER

    Menengiomlar genelde büyüyerek kafa içi basıncının artmasına ve baş ağrısı, bulantı, kusmaya neden olurlar. Epilepsi (Sara ) nöbeti de görülebilir. Ayrıca bu tümörler yerleştikleri yerlere göre de belirti verirler. Optik sinir (Görme siniri) yakınında yer alanlar görme bozukluğuna neden olur iken hareketle ilgili beyin bölgesine yakın olanlar felçlere neden olabilirler. Bu nedenle beyin fonksiyonlarındaki bozukluklarda gerekli tetkikler yapılmalıdır

    METASTATIK TÜMÖRLER

    Metastatik tümörler vücudun diğer bölgelerindeki tümörlerin beyin dokusuna sıçraması nedeniyle oluşan tümörlerdir. Bu tümörler kafa içi basıncını arttırarak ve/ veya yerleşim yerine göre sinir sistemi hasarı oluşturarak belirti verirler. Genelde bu tip sıçramalar tümörlerin ilk belirtisi olabilir. Bu tümörler radyolojik olarak da görüntülenebilen geniş ödem oluştururlar.

    KÖŞE (PONTOSEREBELLAR) TÜMÖRLERİ

    Bu tümörler beyin dokusunun bir bölgesine yerleşmiş tümörlerdir. İşitme siniri tümörü ( Akustik nörinom) sık olarak görülen tümördür. Ayrıca menengiom ( Beyin Zarı Tümörü ) ve epidermoid tümörlere de rastlanır. Beyin tümörlerinin genel belirtilerine ilaveten bu bölge tümörlerinde işitme ve denge bozuklukları da görülmektedir. Bu tümörler küçük boyutta yakalandığında işitme korunabilir. Tümör çok büyük ise işitme korunamadığı gibi Fasial (Yüz) Siniri de etkilenebilir.

    GLİAL (BEYİN DOKUSUNA AİT) TÜMÖRLER

    Bu tümörler genelde kötü huylu olup beyin dokusu içinde büyürler. Belirtileri genel belirtilerdir. Yine yerleştikleri bölgelere bağlı olarak belirtiler verirler. Epilepsi ( Sara nöbeti) bazı hastalarda ilk belirti olarak ortaya çıkabilir.

  • Bel fıtığı (lomber disk hernisi) hakkında

    Bel fıtığı (lomber disk hernisi) hakkında

    Bel bölgemizde bulunan omurgaların arasındaki kıkırdak yapının yırtılarak, omurilikten çıkan sinirleri sıkıştırmasıdır. Önce şiddetli bel ağrısı, daha sonrada ayağa yayılan ağrıyla ortaya çıkar. Yatak istirahati ve bazı ağrı kesicilerle tedaviye rağmen, ağrısı geçmeyen, sosyal yaşantısı etkilenen ve ayakta felçler ortaya çıkan hastalarda uygulanan cerrahi girişimler bu gün hızla gelişmekte, hasta kısa sürede eski yaşantısına dönmektedir. Tedavisinde gecikilen vakalardaysa, ağrılar ve felçler kalıcı olmaktadır.

    Bel Anatomisi

    – Omurgada boyun, sırt ve bel bölgesinde 3 adet doğal eğrilik (kavis) vardır.

    – Bu eğrilikler sayesinde omurgamız üstüne düşen yük miktarını en aza indirir ve esnek bir biçimde hareket edebilir.

    – Bel bölgesi 5 adet omur ve sakrum(sağrı) kemiğinden oluşur.

    – Omurlar üst üste gelerek; içinden omurilik ve sinirlerin geçtiği omurga kanalını oluşturur.

    – Omurga omuriliği ve sinirleri korur; vücudumuzun hareketini sağlar.

    – Omurlar birbirlerine önde “disk” dediğimiz yastıkçıklar, arkada “faset” eklemleri ile tutunurlar.

    – Diskler aslında omurların birbirine sürtünmesini engelleyen jöle kıvamında amortisörlerdir.

    – Disklerin görevi yürüme, oturma, yük kaldırma sırasında oluşan sarsıntıları emmek, omurların üzerine düşen yükü eşit olarak azaltarak, ağırlığı dengeli biçimde alt seviyelere iletmektir.

    – Omurlar birbirlerine arkadan iki adet faset eklemi ile tutunur.

    – Her disk iki bölümden oluşur: sağlam liflerle örülmüş dış bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölüm.

    – Sağlam dış bölüm yumuşak ve jölemsi iç bölümü korur ve esnek hareketi sağlar.

    – Omurga bu oluşumlar dışında bağlar ve kaslar tarafından desteklenir. Bağlar, diskleri ve omurları yerinde tutan sağlam şeritlerdir.

    – Kaslar ise hareketi denetler, omurgayı destekler ve sağlamlık kazandırır.

    -Omurilik beyinimizin verdiği emirleri vücudumuzun diğer bölümlerine taşınmasından sorumludur.

    – Omurilik üst bel bölgesinde sonlanarak bacak kaslarına, idrar kesesine, cinsel organlara giden sinir dalları verir.

    – Bu sinirler bacağın hareketini, hissini, idrar çıkarma, dışkılama ve cinsel fonksiyonunuzu sağlar.

    Bel Fıtığı Nasıl Oluşur?

    Ağır bir yükü kaldırmak veya ters bir hareket yapmak gibi pek çok dış faktörün yanında kişiye ait faktörler de bel fıtığının oluşmasında önemli rol oynarlar.

    Çünkü öyle insan vardır ki 120 kg. kaldırır, hiçbir şey olmaz; öylesi de vardır ki 5 kg. kaldırır, bel fıtığı olur.Kişiye ait faktörlerin başında omur kemikleri arasında bulunan ve disk adı verilen kıkırdaklardaki dejenerasyon gelir. Kâinatta hiçbir şeyin tesadüfe bırakılmamış olması gibi diskin beslenmesi de belirli bir plan ve program dahilinde gerçekleşmektedir.

    Belirli maddeler diskin belirli yerlerinden geçmektedir. Ancak yaş ilerledikçe diski besleyen damarlar da azalır ve yaklaşık sekiz yaşından sonra hiç görülmezler. Bu yaştan sonra diskin beslenmesi diffüzyonla olur. Disklerin ihtiva ettiği su oranı da çocuk yaştan itibaren yavaş yavaş azalmaya başlar. Bir ceninin diskinde su oranı % 90 iken, çocuklarda bu oran % 80’e, yetişkinlerde ise % 50-60’a düşer.

    Neticede disk de giderek küçülür ve yüksekliği azalır. Buna disklerdeki beslenme bozukluğu ve mikro seviyedeki değişiklikler ile kimyasal değişiklikler ve disk üzerine uygulanan mekanik kuvvetlerin yaptığı dejenerasyon eşlik eder.

    Diske giren oksijen ve besin miktarı giderek azalırken metabolizma artıklarının atılması zorlaşır. Disk zamanla elastikiyetini yitirir, artık kuvvet aktarma ve kuvveti çevre dokularda dengeli bir şekilde yayma görevini yapamaz olur. Diskin içinde bulunan ve tamir görevi üstlenen destek hücrelerinin sayısı da yaş ilerledikçe azalır.

    Tamir olayı zayıflar. Mikro düzeyde bulunan çatlaklar üzerine aşırı yük binince veya kişi yanlış bir hareket yaptığında diskin içindeki yumuşak kısım etrafındaki kapsülü kolayca yırtarak dışarıya doğru çıkar ve bel fıtığı oluşur. Yani zemin hazır hale geldikten sonra bardağı taşıran son bir damla gerekmektedir ki bu, hafif bir cismi kaldırmak veya sadece öksürmek de olabilir. Bazı ailelerin tüm fertlerinde kıkırdak yapıdaki dejenerasyon nispeten daha erken yaşlarda olmakta, dolayısıyla daha sık ve kolay bel fıtığına yakalanmaktadırlar.

    Öyle aileler vardır ki, dede, baba ve çeşitli yakın akrabaları bel fıtığından ameliyat etmişizdir. Yani kıkırdak yapıdaki dejenerasyonun genetik yönünün olduğu da söylenebilir.

    Hangi Hastalar Ameliyat Edilmelidir?

    Bel fıtığına yakalanan hastaların büyük çoğunluğu cerrahi dışı yöntemlerle tedavi edilir. Ancak bazı hastalar vardır ki, mutlaka ameliyat olmaları gerekir.

    Konservatif tedavi dediğimiz cerrahi dışı metodlarla tedavi edilen hasta herşeye rağmen iyileşmiyorsa, yani dayanılmaz inatçı bir ağrıya sahipse ve bu ağrı doğal olarak hayat kalitesinin düşük seyretmesine yol açıyorsa, söz konusu hasta cerrahiye aday demektir. Ne kendisinin ne de çevresinin sürekli ıstırap çekmesine gerek yoktur.

    Bazı hastalar konservatif tedaviyle iyileşirler fakat bir süre sonra rahatsızlıkları yeniden nükseder. Bazen iyi, bazen kötü durumdadırlar. Hastalığı bu şekilde senelerce sürüp giden insanlar vardır. Her rahatsızlık döneminde iş, aile ve sosyal hayatları bundan ciddi şekilde etkilenir ve adeta altüst olur. Bunlar genelde cerrahiden çok korkan hastalardır.

    Bel fıtığı böyle sık nükseden ve özellikle iş hayatlarındaki verim ve kalite ciddi boyutlarda düşen, bu şekilde haftalar boyu normal yaşantıdan kopan kişilerde cerrahi müdahale gündeme gelmektedir. Bu gruptaki hastalara rahatsızlıklarının nedeni teferruatlı olarak anlatılmalı ve ameliyat kararı kendilerine bırakılmalıdır.

    Bel ve bacak ağrısıyla birlikte bacaklarında uyuşma, kuvvetsizlik, bacak adalelerinde zayıflama ve incelme bulunan hastalar da vardır. Sürekli kötüye gitmektedirler. Bunların daha fazla kötüye gitmelerine izin verilmemeli, ameliyatın gerekliliği kendilerine anlatılmalıdır.

    Bel fıtığı bulunan bir hastada idrar ve büyük abdest yapamama veya tutamama, makat ve cinsel organlar civarında uyuşma, bacaklarda felce gidiş gibi belirtiler varsa o kişi acilen ameliyata alınmalıdır.

    Böyle bir hastada saatlerin hatta dakikaların dahi önemi vardır. Gece yarısında bile olsa derhal ameliyata girilerek sinir elemanları üzerindeki bası bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

    Beklendiği takdirde bel fıtığının kendiliğinden iyileşeceği fikri her hasta için geçerli değildir. Bizim uzun yılları kapsayan tecrübelerimiz göstermiştir ki, başarılı bir cerrahi girişim iyileşme sürecini kısaltmakta ve hastalar işlerinin başına genellikle daha kısa sürede dönmektedirler.

    Bel fıtığı değişik tekniklerle ameliyat edilebilir. Ameliyat tekniği fıtığın yeri, büyüklüğü ve sayısına bakarak değişebilir. Doktor MR sonucuna bakarak her hasta için en uygun tekniğe karar verir.

    Başlıca 3 teknik vardır;

    Tam kapalı (endoskopik) yöntem

    Mikrocerrahi (mikroskop altında küçük kesi yeri ile) ameliyat

    Lazer (nükleoplasti) ile çok küçük fıtıkların yakılması

  • Beyin kanamaları ve tedavisi

    Beyin kanamaları ve tedavisi

    Beyin kanaması beyin içindeki atar damarlardan birinin yırtılması nedeniyle beyin içine kanama olması demektir. Kanama olduğu zaman da, esnek olmayan bir yapı olan kafatasının içinde bulunan beyin, içine dolan sıvının oluşturduğu basınç altında kalır, ezilir ve buna bağlı olarak çeşitli bulgular ortaya çıkar.

    Beyin kanamalarının çeşitleri

    Epidural ( kafatası ile beyinin en dış zarı olan dura arasında )

    Subdural ( dura ile beyin arasında )

    Subaraknoid ( beyin zarları arasına )

    İntraserebral ( beyin dokusu içine )

    EPİDURAL HEMATOM: Beyinin üzerinde DURAMATER denen bir zar vardır. Bu zarın üstünde bulunan damarlar travma neticesinde kırılan veya çatlayan kafatası kemiklerinin zedelemesi ile kanama yapabilirler. Oluşan kanama beyin zarı duramater ile kafatası kemikleri arasında birikir ve beyinin sıkışmasına neden olur. Ameliyat edilmezse beyin ölümü husule gelir ve hasta ölür.

    SUBDURAL HEMATOM: Şiddetli travmalarda beynin üzerindeki damarlarda zedelenebilir. Bu damarlardan sızan kan duramater (Beyin zarı) altında birikerek yine beyinin sıkışmasına neden olur.

    SUBARAKNOİD (ANEVRİZMA/BALONCUK) KANAMA. Ayrıca beynin üzerini örten çok ince bir zar olan araknoid zarın altına doğru da kanama olabilir. Bu tür kanamalarında neden damarlarda bulunan anvrizma denilen baloncuklardır.

    İNTRASEREBRAL HEMATOM: Beyin dokusu içine olan kanamalardır. Genelde hipertansiyonu olan hastalarda veya ani tansiyon yükselmesine bağlı gelişir.

    Kan sulandırıcı ilaç alan (coraspin, plavix, kumadin ) hastalarda bütün bu kanam çeşitleri gelişebilmektedir.

    TEDAVİ

    Tedavinin amacı hayatı kurtarmak, bulguları gidermek, kanamanın sebebini ortadan kaldırmak ve istenmeyen durumların gelişmesini önlemektir. Koma tedavisi hastanın uygun pozisyonda yatırılması, hava yolunun açık tutulması, yaşam desteği sağlanması ve kafa içi basıncının azaltılması amacıyla kafa içindeki sıvıyla dolmuş bölgelere ince bir plastik tüpün yerleştirilmesi olarak özetlenebilir.

    Cerrahi tedavi genellikle ihtiyaç duyulur. Bu kraniotomi (AÇIK) yoluyla kafatası açılarak kanamanın tipine göre zarın üstündeki veya altındaki yada beyin içindeki kan boşaltılır.

    Baloncuk (anevrizma) kanamalarında anevrizmaya klip konulur (açık ameliyat) ya da kasık atardamarlarından biri kullanılarak beynin içine bir koil (yay) gönderilmesi yoluyla yapılan endovasküler girişim aracılığıyla olur. Hangi tip bir ameliyat olacağı anjio sonrası belli olur. Beyin içine oluşan büyük miktardaki kanamanın giderilmesi için de cerrahi girişim yapılması gerekebilir.