Yazar: C8H

  • Leke ve dövmede lazer tedavisi

    LEKE ve DÖVME TEDAVİSİNDE YENİ ve ETKİLİ BİR YÖNTEM:

    Ciltte oluşan lekeler, hem kadın hem de erkeklerde sık görülen bir deri rahatsızlığıdır. Daha çok yüzde yanak, alın ve çenede; vücutta sırt, göğüs, omuz ve sırtta yerleşim gösterirler.

    Cilt lekeleri; – Güneş,

    – Hormonal değişiklikler,

    – Bazı sistemik hastalıklar (böbrek üstü, tiroid bezi hastalıkları vb.),

    – Genetik faktörler,

    – Enfeksiyon hastalıkları (mantar vb.),

    – İlaçlar, yanlış kozmetik ürün kullanımı vb. nedenlerle oluşabilir.

    Leke çeşitleri; – Melasma,

    – Lentigo,

    – Efelid (çil),

    – Doğum lekeleri şeklinde sayılabilir.

    Melasma, yüzde görülen ve 20'li yaşlardan sonra ortaya çıkan bir deri lekesidir. Genç kadınlarda daha sık görülür. Güneşlenme, hamilelik, hormon tedavileri ve doğum kontrol hapları kullanımı melasma oluşumunu tetikler.

    Lentigo, çillerle karıştırılabilen bir leke çeşididir. Her yaşta görülebilir. Özellikle açık tenli kişilerde ve güneşe maruz kalan bölgelerde görülür. El sırtı, yüz, omuz, sırt ve göğüs ön yüzde oluşurlar. Çillere göre, boyutları daha büyük ve renkleri daha koyudur. Yaz-kış deride kalıcıdır, ancak yaz aylarında daha da koyulaşır. El sırtında ve yüzde gözlenen lekeler (lentigo-yaşlılık lekeleri) genellikle 40 yaş sonrası ortaya çıkar.

    Efelid (Çil), erken çocukluk döneminde oluşur, yaş ilerledikçe azalabilir. Net sınırlı, kahverengi, küçük lekelerdir. Lentigodan farklı olarak, yoğun güneş temasından sonra koyulaşır, güneşten uzak durulduğunda ise solarlar.

    Doğum lekeleri; Ota Nevus, Cafe Au Lait Macule (Sütlü Kahverengi Leke), Becker's Nevus gibi isimlerle bilinen benlerdir.

    Leke tedavisinde bugüne dek birçok yöntem denenmiştir. Ancak, gerek tedavi başarısı gerekse tekrarlama riskini minimalize etmek açısından, en etkili tedavi yöntemi “Fraksiyonel Ruby Lazer Tedavisi”dir.

    Ruby Lazer, dalga boyu açısından, Melanin'e (derideki pigment-renk verici madde) daha spesifik (özel) etkilidir. Bu nedenle, leke tedavisinde daha az seans uygulanarak başarıyla sonuç alınabilmekte ve hastalar kısa zamanda, daha az maliyetle tedavi olabilmektedir.

    Yine melanine olan duyarlılık nedeniyle, diğer lazerlerden farklı olarak (Örneğin Nd:YAG lazer), uygulama sırasında yüksek dozlara gereksinim duyulmaksızın tedavi gerçekleştirilebilmektedir. Bu durum, hastanın uygulama sırasında daha az ağrı-acı hissetmesine ve uygulama sonrasında yan etki oluşma olasılığının minimalize edilmesine olanak sağlar.

    Özellikle “MELASMA”da, Fraksiyonel Q-Switch Ruby Lazer ile, minimum hasarla yüksek oranda melanin (pigment maddesi) deriden uzaklaştırılabilmekte ve yineleme olasılığı minimalize edilebilmektedir. Ayrıca, uygulama yapılan hastalar tedavi sonrasında günlük sosyal yaşamlarına devam edebilmektedir; diğer fraksiyonel lazer uygulamalarının aksine, tedavi sonrasında özel bir bakım gerekmemektedir.

    Son zamanlarda, dövme silme tedavisi Q-Switch (Q Anahtarlı) lazerler ile yapılmaktadır. Dövme yapılırken kullanılan boyalar, vücut hücrelerinin atamayacağı kadar büyük boyutlarda deri içine yerleşmişlerdir. Q-Switch lazerler deriye zarar vermeden dövme boyasını küçük parçalara ayırır. Böylece dövme boyası derideki hücrelerin yakalayıp atabileceği boyuta gelir ve tedavi gerçekleşir.

    Diğer lazerlerde, dövme tedavisi için yüksek dozlara ihtiyaç duyulduğu ve iyileşme süreci daha uzun olduğu için, seans aralıkları 6-8 haftadır. Q-Switch Ruby Lazerle ise 3-4 hafta gibi kısa aralıklarla seans uygulayarak, daha az sürede tedaviyi gerçekleştirmek mümkündür.

    Q-Switch Ruby Lazer ile siyah, lacivert,yeşil, kırmızı renkli dövmeler tedavi edilebilir. Diğer Q-Switch lazerler (Örneğin Nd:YAG lazer) sadece siyah, lacivert renkli dövmelerde; KTP lazerler ise kırmızı, turuncu renkli dövmelerde etkili olabilmektedirler.

  • HANIMLARIN KORKUSU,ADET GÖREMEME(AMENORE)

    HANIMLARIN KORKUSU,ADET GÖREMEME(AMENORE)

    Hanımlarımızı oldukça tedirgin eden klinik tablolardan birisi de adet

    görememe yani tibbi ismiyle amenore’dir.

    Bir kız çocuğu ,14 Yaşına geldiği halde,memelerde büyüme ve

    gelişme olmaması, veya tüylenme gibi ikincil cinsiyet karekterlerinin

    gelişmemesi veya 16 yaşına gelmesine rağmen,ilk adetin görülmemesi

    veya normal adetlerini gören kadında 3 ay üstüste adet görülmemesi

    durumunda adet görememe veya amenore durumundan söz edilir.16

    yaşına kadar hiç adet görememe durumuna ‘primer amenore’,adet gören

    kadında adetlerin kesilmesine ise ‘sekonder amenore’ denilmektedir.

    Adet görememe şikayeti ile gelen kız çocukları veya

    kadınlar,mutlaka araştırılmalı ve özellikle yumurtalık hormonları,tiroid

    hormonları ve prolaktin(süt hormonu) hormonu bakılmalıdır.Daha sonra

    hastada yeterli östrojen olup olmadığı test edilmelidir;bu amaçla hastaya 5

    gün süreyle progesteron hormonu verlir ve 1 hafta içinde adet görüp

    göremediği izlenir.Hasta 1 hafta sonra adet görürse,büyük bir

    ihtimalle,hastada yumurtlama olmuyor demektir.Tabiiki erişkin hasta

    ise,hamile olmadığından emin olmak gerekir.Eğer hastada yumurtlama

    yoksa(anovülasyon),elbette bunun tedavisi yapılmalıdır.Eğer 5 günlük

    progesteron verilmesine rağmen,kanama olmuyorsa,ya östrojen yetersiz

    ya da kanama kanalları kapalı olabilir.Erişkin hanımlarda en sık

    sebep,kürtajların arkasından oluşabilen rahim içi yapışıklıklarıdır.Bunu

    anlamak için,hastaya östrojen+progesteron preparatları verilerek,adet

    olup olmadığına bakılır,rahim içi yapışıksa adet olmaz.

    Adet olamamanın yumurtalık veya beyin kökenli olduğunu anlamak

    için de,yumurtalık hormonları ile birlikte, beyinden salgılanan gonodotrop

    hormonlara bakılır;yumurtalık hormonları normal olduğu halde,beyinden

    salgılanan hormonlar yüksek seviyelerde ise,beyinde hormon salgılayan

    bir kitle olabilir veya yumurtalıklarda yetersizlik olabilir.Bazen bu durum

    düzelebilir bazen de düzelmez ve erken menopoz oluşabilir.Bazı

    hastalarda ise beyinden salgılanan hormonlar normal

    seviyelerdedir,ancak yumurtalıkları uyaramazlar veya yumurtalıklar bu

    hormonlara karşı duyarsızdırlar.

    Tüm tetkikler normal çıkıyorsa,stres,üzüntü gibi psikolojik nedenler

    veya hızlı kilo verme,aşırı egzersiz ve çevre ve iklim değişiklikleri gibi

    nedenlerle de amenore görülebilir.

    Daha iyi anlaşılması için,amenore denilen adet görememe

    durumlarını şu şekilde maddeler halinde özetleyebiliriz :

    gelişim bozuklukları ; doğumsal olarak rahim,tüpler ve vajenin

    üst kısmının olmaması halidir,yumurtalıklar normal olduğu halde,adet

    yoktur.

    ascherman sendromu ; kürtajlara bağlı olarak,rahim içinin

    yapışık olması durumudur.

    testiküler feminizasyon ; kişi genetik olarak erkektir,ancak

    erkeklik hormonuna karşı duyarsızlık olduğundan,karın içinde testisler

    olmasına rağmen,dış görünüşleri kadın gibidir.

    gonodal agenezis ; kişide yumurtalıklar gelişmemiştir.

    over yetmezliği ; erken menopoz halidir.

    radyasyon veya kemoterapi ; şua alınması veya çeşitli ilaçlara

    bağlı olarak,yumurtalıklar fonksiyonlarını kaybederler.

    hipofiz tümörleri ; en sık, süt hormonu salgılayan

    prolaktinoma’lar görülür ve aşırı süt hormonu seviyeleri de diğer

    hormonların da salınımlarını bozar.Bu durumda öncelikle tümör tedavi

    edilmelidir.

    stress,üzüntü,hızlı kilo verme ve çevre değişiklikleri de amenore

    nedenidir.

    Sonuç olarak,buluğ çağına geldiği halde hiç adet göremeyen kız

    çocuklarında veya normal adet gördüğü halde,adetleri kesilen

    hanımlarda,mutlaka sebep araştırılmalıdır ve buna göre de tedavi

    başlatılmalıdır.

  • Dolgu maddesi uygulamaları!

    DOLGU MADDESİ UYGULAMALARI

    1) Dolgu maddesi uygulaması kimlere yapılmaktadır?

    Dolgu maddesi enjeksiyonu minimal estetik uygulamaları arasında yer almaktadır. Kırışıklıkları giderme amaçlı uygulamalar genellikle 30’lu yaşlardan itibaren yapılmakla birlikte, kontur bozukluklarını düzeltmek ve dolgunluk vermek amaçlı uygulamalar 20′ li yaşların ortasından itibaren yapılabilir.

    2) Genellikle hangi bölgelere dolgu maddesi yapılmaktadır?

    Kalınlaştırılarak dolgun görünmesinin sağlanması için dudaklara, ince çizgiler ve derin kırışıklıkların tedavisi için yüzün pek çok bölgesine, boyun kırışıklıklarının azaltılması ve dekolte çizgilerinin giderilmesi için boyun ve göğüs duvarının üst tarafına, yaşlanmanın en önemli ip uçlarından olan el sırtındaki kırışıklıkların giderilmesi ve ellere daha genç bir görünüm sağlamak için ele dolgu maddesi uygulanabilir.

    3) En çok hangi bölgeye dolgu maddesi enjeksiyonu yapılmaktadır?

    Burun kanatlarının yanından dudak kenarlarına doğru uzanan bölgeye ‘Nazolabial bölge’ adı verilmektedir. Yüzdeki sarkmaya bağlı olarak en çabuk çöken ve kırışıklık görülen bölge burasıdır, dolayısı ile dolgu maddeleri de en çok nazolabial bölgeye yapılmaktadır. Daha sonra sırayla dudak dolgunlaştırmak , göz kenarındaki kaz ayağı kırışıklıklarının giderilmesi, alın ve dudak kenarındaki mimik aktiviteye bağlı kırışıklıkları tedavi etmek amacıyla doku maddesi enjeksiyonları yapılmaktadır.

    4) Dolgu maddeleri sağlıklımıdır?

    Hayvansal madde içermeyen hyalüronik asit türevleri vücutta zaten bulunan maddelerdir ve ağırlığının yaklaşık 100 katı kadar su çekerek dolgunluk sağlamaktadır, ayrışabilen bir ürün olduğu için zamanla vücudu terk etmekte ve herhangi bir yan etki bırakmamakta ve insan sağlığına herhangi bir zararı olmamaktadır. Yine Kalsiyum Hidroksiapatit ana maddesi içeren dolgu maddeleri de; vücutta uygun yerlere ve uygun derinlikte enjekte edildiğinde sağlığa zararlı değildir ve biraz daha uzun süreli dolgunluk etkisi yaratmaktadır.

    5) Dolgu işlemi yapıldıktan sonra ne kadar zamanda günlük yaşama dönülebilir?

    Dolgu maddesi uygulaması yaklaşık 20 dk ile yarım saat gibi kısa süreli bir işlemdir, uygulandığı yerde hafif kızarıklık ve çok az miktarda morarma görülebilir. İşlem tamamlandıktan sonra işinize dönüp günlük yaşantınıza dönebilirsiniz, işinizden geri kalmanızı gerektirecek bir durum oluşmaz.

    6) En çok hangi dolgu maddeleri kullanılmaktadır?

    Dudak kalınlaştırma ve ince kırışıklıklar için hyalüronik asit içeren dolgu maddeleri ve yağ enjeksiyonları, nazolabial bölgedeki oluklanmalar ve elmacık kemiği ve çene konturlarının belirginleştirilmesinde ise kalsiyum hidroksiapatit içerikli maddeler, hyalüronik asit içerikli dolgu maddeleri ve yağ enjeksiyonları en çok yapılan uygulamalardır.

    7) Dolgu işlemi yapılacak dönemde kullanılmaması gereken ilaç var mıdır?

    Dolgu maddesi enjeksiyonu yaptırmayı düşünen kişiler kesinlikle aspirin ve benzeri ilaçları kullanmamalıdır. Eğer kullanıyorsa 1 hafta öncesinden aspirini kesmeli, uygulama yapıldıktan sonra da birkaç gün kullanmamalıdır. Çünkü aspirin kanı sulandırıcı etkisi nedeniyle uygulama yapılan yerlerde morlukların oluşmasına ve artmasına neden olabilir.

    8) Kullanıldığı zaman problem yaratabilecek dolgu maddeleri var mı?

    Hayvansal içerikli ve silikon içerikli dolgu maddelerinin kalıcılığı daha uzun süreli olabilir. Ancak bu maddeler alerjiye, kist ve granülom (sert kitle) oluşumuna neden olabilir, doğal görünümü bozabilirler. Bu nedenle karar verirken dikkatli davranmak gerekmektedir.

    9) Dolgu maddeleri ile kazanılan görünüm ne kadar süre ile kalıcıdır?

    Uygulama yapılan bölgeye göre değişmekle birlikte Hyalüronik asit türevleri yaklaşık 8 ila 12 aya kadar kalıcı olabilmektedir. Kalsiyum hidroksiapatit türevleri ise uygulandığı bölgede etkisini 18 aya kadar koruyabilmekte ancak spesifik bölgelere uygulanabilmektedir.

    10) Dolgu maddesi uygulamasında ücretlendirme nasıl yapılmaktadır?

    Dolgu maddelerinin ücretleri içerdiği maddeye ve markaya göre değişmektedir. Genelde yapılan uygulama; dolgu maddesinin fiyatı kadar uygulama ücreti alınıp toplam maliyetin belirlenmesi şeklindedir.

    11) Dolgu maddesi enjekte edilmesinden sonra neler yapılmalıdır?

    Dolgu maddesi uygulanmasından sonra kısa süreli buz uygulanması morlukların oluşumunu engeller veya azaltır. İlk 2 gün bol miktarda su içilirse özellikle hyalüronik asit içeren dolgular su çekerek etkisini daha iyi göstermektedir. Yine dolgu maddesi uygulanan bölgeye aşırı masaj yapmamak gerekir.

  • VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    VAJİNAL ENFEKSİYONLAR

    Vajinal enfeksiyonlar,bakteriler,parazitler ve en önemli olarak

    ta,mantarlarla meydana gelirler.Bazen de bu etkenlerden birkaçı birden

    enfeksiyon nedeni olabilirler.Vajinal enfeksiyonlar,hem vücuttaki

    konumları,hem de kaşıntı ve akıntı gibi,hanımların toplum içindeki yaşamlarını

    olumsuz yönde etkiliyen,rahatsız edici şikayetlere neden olması

    nedeniyle,hanımlarımız için oldukça önemlidir.

    Bunlardan en önemlisi mantar enfeksiyonları olduğu için biz de

    öncelikle bu konuyu inceliyelim.Vajinal mantar enfeksiyonları 100yılı aşkın

    süreden beri bilinmektedir.Hanımlarımızın yaklaşık olarak %75’i mantar

    enfeksiyonunu, hayatlarının bir döneminde en az bir kere geçirmektedirler ki bu

    da hastalığın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.Gebelik veya

    antibiyotik kullanımına bağlı olarak meydana gelen mantarlar,daha kolay tedavi

    edildikleri halde,kronik vajinal mantar enfeksiyonları oldukça inatçıdırlar.Mantar

    enfeksiyonları;gebelik,uzun süren antibiyotik kullanımı ve şeker hastalıklarında

    daha fazla ortaya çıkarlar.Mantar enfeksiyonlarının en önemli belirtileri,vulva ve

    vajende kaşıntı ile birlikte genellikle beyaz kokusuz çökelek gibi bir akıntının

    olmasıdır.Bu belirtilerle beraber,dış genital organlarda kızarıklık ve kaşıntıya

    bağlı olarak deride çizikler ve çatlaklar oluşabilir.Bu da idrar yaparken ve cinsel

    temas sırasında yanma ve ağrıya neden olur.Hastalığın tedavisinde,vajinaya

    fitil veya krem uygulanması veya tek doz hap kullanımı önerilmektedir.Eş

    tedavisi zaman zaman tartışılmakla birlikte,günümüzde hekimlerin çoğu ,eş

    tedavisinin uygun olduğunu düşünmektedirler.Tedaviye cevap en erken 2 gün

    içinde başlamaktadır.Vajinal mantar enfeksiyonlarını artıran nedenleri de şöyle

    sıralıyabiliriz;

    Gebellik

    Uzun süren antibiyotik kullanımı

    Şeker hastalığı

    Aşırı kilo

    Naylon veya sentetik giysiler

    Renkli tuvalet kağıtları,parfümler,havuz ve denizde kullanılan tampon

    ve pedler

    Rahim içi araçlar(spiral)

    Uzun süren rahim ağzı iltihap ve yaraları

    Mantar enfeksiyonlarında teşhis koymak hiç te zor değildir.Muayene

    sırasında hekimin gördüğü belirtiler ve hastanın şikayetleri biraraya

    getirildiğinde,mantar enfeksiyonu tanısı ,kültür yapmaya gerek

    kalmaksızın,konulmaktadır.

    Trikomomas vajiniti ;Trichomonas Vaginalis denen ve cinsel yolla

    bulaştığı kesinlik kazanmış bir parazit tarafından oluşturulmaktadır.Ortak

    kullanılan tuvaletlerden,havlulardan ve çamaşırlardan ve havuzlardan bulaştığı

    sanılmaktadır.En önemli belirtisi,sarı­yeşil renkli,köpüklü ve kokulu akıntı ve

    kaşıntıdır.Tedavisinde tablet ve fitil türü ilaçlardan faydalanılmaktadır.Cinsel

    yolla bulaştığı düşünüldüğünden,eşlerin tedavi edilmesi de gerekmektedir.Bu

    hastalıktan korunmak için ,özellikle ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkat

    edilmesi,havlu ve çamaşırların başkalarıyla paylaşılmaması ve temizlik

    kurallarına riayet edilmesi önemlidir.

    Atrofik vajinitis ;Enfeksiyona bağlı olmayan ve estrojen hormonunun

    azalması sonucu,vajen dokusunun incelmesi ve vajende yaşayan

    laktobasillerin azalması sonucunda,oluşan akıntı ve kaşıntılardır.

    Sonuç olarak,vajinal enfeksiyonlar,hanımların yaşantısında önemli bir

    yer tutmakta ve korunmak için yine hanımların dikkati ve çabası gerekmektedir.

  • Kimyasal peeling (soyma)

    Kimyasal Peeling (Soyma)

    Yüz, boyun, göğüs, eller ve kollarda oluşan kırışıklıklar, izler, lekeler ve çiller kimyasal peeling sayesinde daha iyi bir görünüme kavuşabilmektedir. Çeşitli kimyasal solüsyonların cilde uygulanmasıyla yapılan kimyasal peeling, ciltte oluşan küçük çukurların ve izlerin giderilmesinde çok etkili bir yöntem.

    Kimyasal Peeling nedir?

    Deriyi canlandırmak, gençleştirmek, görünüşünü iyileştirmek için bazı kimyasal solüsyonların uygulamasıdır. Bu tedavide deriye, yüzeyel tabakaların ayrılmasına ve soyulmasına neden olan kimyasal bir asit uygulanır. Çok sayıda kimyasal peeling ajanı olmakla birlikte en sık kullanılanlar glikolik asit, alfa hidroksi asitler (AHA), triklosetik asit (TCA), salisilik asit, jesner solüsyonu ve kombinasyonlarıdır.

    Kimyasal peeling ile neler tedavi edilebilir?

    Güneş ve yapısal faktörlerin deride oluşturduğu kırışıklar, güneşe ve yaşa bağlı lekeler, çiller, kanser potansiyeli taşıyan kabuklu kızarıklıklar veya yüzdeki koyu renkli lekeler, melazma denilen hormonal veya gebelik lekeleri peeling ile düzeltilebilir, hatta iyileştirilebilir. Aktif aknede iyileşmeye ve akne izlerinde düzelmeye yardımcıdır. Deride oluşturulan soyulmanın ardından yeni deri oluşumu tetiklenir. Yeni gelen cildin dokusu ve rengi daha düzgün ve daha dengelidir.

    Neler tedavi edilemez?

    Derideki gevşeme ve sarkmalar düzeltilemez. Kimyasal peeling işlemi yüz gerdirme, kaş kaldırma işlemlerinin yerini tutmaz. Gözkapağı düşüklüğünü gidermede de etkili değildir. Derin çukurlarda bir dereceye kadar yardımcı olabilmektedir. Küçük çukurlar ve izlerde ise çok etkilidir.

    Nasıl uygulanır?

    Yüz, boyun, göğüs, eller ve kollara doktorun seçimi ve hastanın derisinin durumuna göre bir asit solüsyonu seçilerek hastane şartlarında uygulanabilir. Deri, yağlarından arındırıldıktan sonra tedavi alanına uygulama yapılır. İşlem esnasında 5-10 dakika kadar hafif yanma ve batma görülebilir. İşlem sonrası normal günlük yaşama hemen dönülebilir. İstenilen sonuçları elde etmek için birkaç seans gerekebilir.

    Peeling sonrasında beklenebilen durumlar nelerdir?

    Kimyasal peelingin derinliğine bağlı olarak ciltte, hafif veya güneş yanığı benzeri reaksiyon oluşur. Yüzeysel tipte 1-5 gün süren kızarıklıklar ve hafif soyulmalar olur. Derin tiplerde ödem ve deride gerginliğin yanı sıra kahverengi bir tabaka oluşumunun görülmesi normaldir. Bu tabaka 7-10 günde soyulur.

    Peeling sonrası nelere dikkat edilmeli?

    Ciltte oluşan kabuklar kesinlikle soyulmamalıdır. Sadece hekim tarafından önerilen nemlendirici prepatlar kullanılmalıdır. Ayrıca güneşten korunmaya dikkat edilmelidir.

    Peeling hangi durumlarda uygulanmaz?

    Peeling yapılacak yüzeyde açık uçuk bulunuyorsa, derin güneş yanığı, açık yara ve enfeksiyonlar varsa, daha önceden o bölgede soyma işlemi yapılmışsa bu yöntem kullanılmaz. Ayrıca Roaccutane tedavisi gören ya da yakın zamanda görmüş kişilere kimyasal peeling uygulanmaz.

  • ADET (MENSTRUASYON)DÜZENSİZLİKLERİ

    ADET (MENSTRUASYON)DÜZENSİZLİKLERİ

    Normalde hanımlar 22-35 gün aralıklarla adet görürler (bir adet

    dönemi,bir adetin başlangıcından diğer adet’in başlangıcına kadar hesaplanır) ve

    3-7 gün kadar devam eder.İlk günler genellikle daha fazla olan kanama gittikçe

    azalır ve 7.gün civarında kesilir.Adet kanı’nın miktarı yaklaşık 50-60ml

    kadardır.Bazı hanımlarda iki adet ortasına denk gelen günlerde, lekelenme

    tarzında bir kanama olabilir ve her adet dönemi bu kanama tekrar edebilir .Bu

    kanamanın ovülasyon (yumurtlama) döneminde olduğu bilinmektedir.

    Anlatılan bu düzenden sapan her adet düzensiz adet’tir ve her düzensiz

    adet’in kendine özgü sebepleri ve tedavisi vardır.Bu nedenle de hastaların çok

    iyi öykü vermesi gerekmektedir.Jinekologlara başvuran hastaların çoğu,adet

    düzensizliği veya anormal kanamalar nedeniyle gelmektedir.

    Adet düzensizliği yapan nedenler,yaşa göre çok değişiklikler

    göstermektedir:

    Yeni doğan dönemi ; Anneden geçen hormonların doğumdan sonra

    hızla azalması sonu oluşan vajinal kanamalardır.

    Oyun çağı dönemi ; Bu dönemde genellikle vajene yabancı cisim

    konulması neticesinde kız çocuklarında vajinal kanamalar olabilir.

    Geç çocukluk dönemi ; Erken puberte (ergenleşme) denilen durum

    oluşur ki bu da bir tümör , hormon bozukluğu veya vajende yabancı cisim

    nedeniyle oluşabilir.

    Juvenil kanama(Genç kızlık dönemi) ; Bu kanama da genellikle

    yumurtalıklardan yumurtlamanın olmayışı ve düzensiz hormon

    (progesteron)üretimi neticesinde oluşmaktadır.Bazen kanamalar birkaç günden

    birkaç haftaya kadar sürebilir ve eksik olan hormon yerine konmak suretiyle

    tedavi edilir.Yalnız bu dönemde hormon tedavisi yaparken,dikkat etmek

    gerekir.Çünkü büyüme döneminde olan kız çocuklarında hormonlar,büyümeyi

    engelliyebilir.

    Üretken dönem ; Bu dönemdeki kanamalarda akla ilk gelen,gebelik

    olmalıdır.Gebelikte elbette kanama olmaz ,ancak “ düşük tehlikesi “veya “dış

    gebelik” durumunda vajinal kanamalar olabilir.Yine ,gebeliğin geç

    dönemlerinde “çocuğun eşinin erken ayrılması” veya “eşin aşağıda yerleşmesi”

    sonucunda da kanamalar olabilir. Yine bu döneme ait başka bir kanama

    nedeni,yumurtlama bozukluklarıdır.Genellikle yumurtlama bozuklukları

    sonucunda rahmin iç zarında (endometrium) kalınlaşma (hyperplazi) nedeniyle

    de kanamalar oluşur. Tabiiki en önemli kanama nedeni “kanserlerdir”.Dışarıdan

    alınan bazı ilaçlar ve özellikle düşük dozlu doğum kontrol hapları da kanama

    yapabilir.Aylık ve üç aylık doğum kontrol iğneleri de aynı şekilde,kanama

    yapabilir.

    Genital organ hastalıkları ; Vajinal tümörler ,rahim ağzındaki

    yara(erezyon)lar,polip veya rahim ağzından sarkan myom’lar,rahim ağzı

    kanserleri ve myom denilen rahmin kendi urları da düzensiz kanamalar

    yapabilir.

    Üretken çağ sonu dönemi ; Yumurtlama olmaması

    sonucu,yumurtalıklardan düzensiz hormon salınması neticesinde oluşan

    kanamalardır.Rahim içerisinde hiperplazi denilen kalınlaşmalar genellikle bu

    dönemde oluşur ve kanser riski fazla olan bu lezyonlardan mutlaka biopsi (parça

    almak) alınarak teşhis konulmalıdır.

    Menopoz ve sonrası dönem ;Hormon düzeyleri’nin düşmesi(atrofi)

    sonucu oluşabildiği gibi ,genital kanser sebepli de olabilir.Bu dönemde genital

    kanser riski arttığı için,ciddi inceleme gerektirmektedir.

    Tabiiki adet düzeninin sağlanmasında, beyin’in rolü çok

    büyüktür.Stressler,psikolojik bozukluklar ,iklimsel ve sosyoekonomik

    bozukluklar da düzensiz adet kanamalarına sebep olmaktadırlar.

    Adet düzensizlikleri veya adet dışı kanamalarda mutlaka muayene

    yapılmalı ,ultrason ,hormon tetkikleri ,smear ve endometrial biopsi(rahimden

    parça alınması) yapılıp kanama’nın nedeni ortaya çıkarılmalıdır.

  • Mezoterapi- sağlığın özü; mezoterapinin ucunda

    Mezoterapi

    Sağlığın Özü; Mezoterapinin Ucunda

    İlaçların bütün vücuda dağılması yerine, doğrudan istenen yere ve istenen ilacı çok daha az miktarlarda, ince iğnelerle cilt altına verme yöntemidir.

    Mezoterapide; Sağlık Bakanlığı tarafından izinli ve dokunun ihtiyacına göre hazırlanan özel ilaç kokteylleri kullanılmaktadır. Bu uygulamayla kan dolaşımı düzeltilir, ödem çözülür, dokuyu uyandırıp, hücreler içindeki yağların kolay çözülmelerini ve dolaşıma atılmaları sağlanır. Tedavi hastanın ihtiyacına göre 5 ya da 10 seans olarak planlanır.

    Bu uygulamada alerjik reaksiyon çok nadir görülür. Kişilere ve doktorun tekniğine göre ince iğneler ve mezoterapi tabancası ile yapılan uygulamalar çok az acıtır. 5 – 6 günde iyileşebilecek morluklar nadiren olabilmektedir.

    Saç Mezoterapisi

    Saç sağlığı herkes için çok önemlidir. Herkesin bildiği gibi saç dökülmesinin hem bayanların hem erkeklerin ne kadar can sıkıcı olduğu aşikardır. Saçlarınızın sağlıklı görünmesi güzel bir görünüm için en önemli ayrıntıdır. Sağlıklı saç kökleri için, saç sağlığı için yararlı vitaminlerin ve minerallerin karışımıyla elde edilen, saç mezoterapi formülü en etkili tedavidir. Uygulanan kozmetik ürünler asla saç köklerini beslemez ve güçlü çıkmasına neden olmaz bu yüzden mutlaka sağlık için yararlı Hekimlerin uygulayacak olması mezoterapinin doğru bir tedavi 0lduğunu açıkca ortaya koyar.

    Saçlarınızın sağlıklı olması ve güçlü köklere sahip olması için mutlaka mezoterapi uygulamasından yararlanılmalıdır.

  • KANSER AĞRILARI

    KANSER AĞRILARI

    Kanser, büyük sıkıntı ve acılara neden olan, çoğu zaman çaresizlik duygusu ve psikolojik çöküntünün de eşlik ettiği bir sağlık sorunudur. Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile de yaşam kalitesini bozmaktadır. Genellikle kanser ağrıları hastalığın seyri sırasında ortaya çıkmakta ve çoğu zaman da hastanın tedavisini ve yaşamsal faaliyetlerini engelleyecek boyutlara varan bir problemdir. Kanserde ağrı tedavisinin amacı, hasta açısından yeterli bir analjezi sağlayıp hastanın olabildiğince aktif ve kaliteli yaşam sürmesine katkıda bulunmaktadır. 

    KANSER AĞRILARINDA GİRİŞİMSEL TEDAVİ ve TEKNİKLER:

    *Nöroliz: Kansere bağlı ağrıların tedavisinde nörolitik sinir blokları önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılan girişimlere nöroliz adı verilir. Değişik anatomik seviyelerde yapılan nöroliz uygulamaları farklı yapıda sinirlere yönelik olarak yapılabilmektedir.

    * Stellar ganglion bloğu: Baş ve kollardaki nöropatik ağrılarda kullanılır. Blok sonrası o taraf göz kapağında düşme ve göz bebeğinde küçülme görülür. Blok aynı anda iki taraflı yapılmamalıdır.

    *Çöliak pleksus bloğu:Pankreas, safra kesesi, mide, karaciğer ve bağırsak tümörlerine bağlı üst karın ve bel ağrısından yakınan kanserli hastalarda ağrı kontrolünde kullanılan bir yöntemdir. Blok etkisi ile bağırsak hareketleri de artacağı için dışkılama normale döner. Kullanılan ilaçların dozu azalır. Bu işlem ile %80-90 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.

    *Superior hipogastrik pleksus bloğu:Kadın üreme organları ve prostat kanserlerinde ortaya çıkan ağrı ve özellikle dışkılama hissini ortadan kaldırmak için kullanılmaktadır. Bu blok ile %70-80 oranında başarı sağlamakta ve etkisi ortalama 3-12 ay sürmektedir.

    *İmpar ganglion bloğu: Kansere bağlı makat ağrılarında özellikle, yanıcı ve batıcı özellikte hissedilen ve oturma veya ayağa kalkma ile artan ağrılarda uygulanır.

     *Kalıcı (nörolitik) sinir blokları: Kalıcı ya da nörolitik sinir blokları ağrı tedavisinde önemli bir yere sahiptir. Sinir iletisinde uzun süreli veya kalıcı kesinti oluşturmak amacıyla kimyasal ajanlar ya da fiziksel uygulamalarla yapılır.

    *Radyofrekans Termokoagülasyon (RF) : Radyofrekans termokoagülasyon (RF), radyo dalgaları ile ısı oluşturularak sinir iletiminin kesilmesidir. Ağrı tedavisinde bu yöntem kullanılarak ağrı ileten sinir lifleri devre dışı bırakılır. Etki süresi ağrının yerine, tipine, başlangıç zamanına ve kişisel özelliklere göre değişiklik gösterebilir.

    *Spinal opioid uygulamaları (Omurilik pompaları): Daha önce uygulanan ilaç tedavisine yanıtsız olan hastalar veya kullanılan yüksek doz ilaç nedeniyle oluşan yan etkileri tolere edemeyen hastalar spinal opioid uygulaması için aday olabilir. Morfin benzeri ilaçların bu yolla kullanılması, diğer veriliş yollarına göre daha düşük dozda, daha uzun süreli ağrı kontrolü sağlamaktadırlar. Özellikle omurilik pompaları çok düşük dozlarla ağrının kesilmesini sağlayan programlanabilen sistemler olarak bu tedavide önemli bir yere sahiptirler. Ağrının gün içindeki seyrine göre doz programlamaları yapılabilen bu sistemler, omurilik yakınına yerleştirilen çok ince bir kateter ve cerrahi olarak cilt altına yerleştirilen pompa sistemlerinden oluşmaktadır.

    Yapılan tedavide amaç hastanın yaşamı süresince konforlu ve dayanılabilir bir hayat sürmesidir. Bugün kanser ağrısında ağrının tedavisi kanser tedavisi kadar önemli kabul edilmiştir.

  • Prp yöntemi nedir?

    Platelet Rich Plazma kelimelerinin baş harflerinden alınan PRP; günümüzde cilt gençleştirme yöntemlerinden hücresel tedavide gelinen en iyi noktalardan biridir. Platelet trombosit demek olup; trombositler kanımızda var olan hücrelerdir. Sayıları ortalama

    300.000 kadar ve ömürleri 4 gündür. 2-4 mm çaplı bu hücreler kanın pıhtılaşma veya akışkanlık özelliklerini ve yaraların iyileştirilmesinde yara yerinin temizlenmesi görevlerini yerine getirir. Ayrıca trombositlerden salınan büyüme faktörleri hücrelerin onarım mekanizmasını devreye sokarak yaraların iyileşmesini sağlamaktadır.

    Anti-aging ve PRP ilişkisi;

    Cildin ışıklarla, lazerle veya kimyasal peelinglerle uyarılması aslında sınırlandırılmış hasarla ciltte onarımı ve gençleşmeyi tetiklemek anlamına gelir. Kısacası ciltte çok hafif hasar yaratır gibi yaparak cildi uyarıp; yara iyileşme mekanizmasını devreye sokmak; cildi gençleştirmek için bir tetiktir. Çünkü hücreler uyarı sonrası harekete geçer; yara iyileşmesini taklit edercesine üretim başlar, kollajen ve elastik lif üretilir, dolaşım artar, dokunun uyarılan bölgesi temizlenir, arınır; dolayısıyla rengi açılır, damarları iyileşir, cildin sağlığı eskisinden daha iyi olacak şekilde geri kazanılır.

    Cilt uyarılmazsa yaşlanır; burada vurgulamak istediğim şey mekanik veya kimyasal, iğneli veya iğnesiz, cilde uygun olan doğru yöntemleri kullanarak cildi uyarmakla yılları geriye çevirmiş, anti-aging yapmış olabilmekteyiz.

    PRP tek başına ne kadar etkilidir? Sonuçları nelerdir ve etkisi ne kadar sürer?
    Hücresel tedavi yöntemi ile kastedilen, hücrelerin çalışmasını teşvik etmek ve ihtiyacı olan malzemeleri vermektir. Bu yöntem hücrelerin çalışmasını tetikleyen büyüme faktörlerine ortam sağladığı için, anti-aging tedavide değişmeyecek bir yere sahiptir. PRP tedavisinin tek başına yeterliliği, kişinin yaşına, yaşanmışlığına, cildin görünen ve analiz edilen sonucuna göre değişecektir. Cilt güneşten yıpranmış ve sarkmış olsa da, sadece cansız ve soluk görünüyorsa da yapılması faydalıdır.

    Tedavinin herhangi bir yan etkisi var mıdır?

    Bu tedavi otolog yani kişinin kendi hücresinin tekrar kendisine verilmesiyle ilişkili olduğu için zararı yoktur, uygulanabilir; ancak beklentiler açısından uygulayan hekimin hastasını, gerekirse doğru tedavilerle desteklemesi uygundur.

  • HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı

    HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı

    HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve Aşısı
    HPV Enfeksiyonu, Rahim Ağzı Kanseri ve AşısıHPV enfeksiyonu viral bir hastalık olup görülme sıklığı artmaktadır. Sıklıkla cinsel aktivitenin en fazla olduğı 16-25 yaşlarında görülmekle birlikte her yaşta, hatta çocuklarda bile rastlanabilir. Cinsel alışkanlıklar, çok ve değişik eşlerle beraberlik en önemli risk faktörüdür.
    HPV Enfeksiyonundaki Artış Nedenleri:
    Cinsel alışkanlıklardaki değişmeler
    Ailesi yapısının bozulması
    Sigara kullanımındaki artış
    Genç yaşlarda doğum kontrol hapı kullanım sıklığının artması
    HPV Genotipleri ve Rahim Ağzı Kanseri İlişkisi:
    Düşük risk grubu: HPV 6,11,40, 42,43,45,54,61,70,72 ve 81
    Muhtemel yüksek risk grubu: HPV 26,53,66
    Yüksek risk grubu: HPV ,18,31,33,35,39,45,51,52,56,58,59,68, 73 ve 82
    HPV Enfeksiyonunun Görülme Şekilleri:
    Klasik genital siğiller: En çok rastlanan şeklidir
    Yassı kondilom: Gözle görülmezler, kolposkopik muayene ile tespit edilir
    Kerotik papüller: Kuru cilt bölgelerinde, özellikle kasıklarda görülür
    Dev kondilomlar: Atipi (Kanser) olasılığı yüksektir
    HPV Enfeksiyonunun Geçiş Yolları:
    Cinsel yolla geçiş: En önemli geçiş şeklidir
    Genital HPV geçirenlerin eşlerinde %60-66 oranında genital HPV lezyonları görülür. Bu şekilde bulaşmada en önemli faktör cinsel eş sayısı ve enfeksiyonun alındığı yaştır.İlk cinsel ilişki yaşının erken olması enfeksiyonun alınmasında ve kanser gelişmesinde en önemli etkendir.Erkekte HPV testi zordur, genellikle bulgu vermez
    Ekstra genital geçiş: HPV 16 ve 35 tipleri tırnak aralarında yaşayabilmekte ve cinsel dışı geçişte rol oynamaktadır.Çevresel yüzeyler, kıyafetler, havlu, tuvalet, biopsi aletleri ve eldivenler bulaşmada rol oynayabilir
    Vertikal geçiş: Doğum sırasında anneden bebeğe geçiş olup bu enfeksiyonu taşıyan kadınların bebeklerinde %4-87 oranında HPV DNA’sına rastlanmıştır.Bebeklerde ‘’Laringeal Papillomatozis’’ hastalığa sebep olduğu gösterilmiştir.
    Gebelik sırasında fetusa geçişi tartışmalıdır.
    HPV Enfeksiyonunda Tanı Yöntemleri:
    Servikal sitoloji (PAP smear): Genital siğil olanlarda mutlaka yapılmalıdır
    HPV DNA testi: Güvenirlilik (?) Pahalı ve zor bir yöntemdir.
    HPV Enfeksiyonunda Tedavi :
    Altta yatan vajinal enfeksiyonların tedavisi
    Diabet araştırılması
    Vulvanın kuru tutulması
    Modern tedavi seçenekleri
    HPV Enfeksiyonundan Korunma Yolları:
    Cinsel ilişki yaşının geciktirilmesi
    Cinsel eş sayısının az olması
    Kondom kullanılması
    Sigara içilmemesi,
    Erken teşhis için PAP smear taramalarının yapılması
    Aşı uygulaması
    HPV Aşıları:
    Rahim ağzı kanserinin %70’i HPV 16 ve 18 enfeksiyonuna bağlıdır
    PAP smear taraması ile erken teşhis ve tedavi ile ölüm oranları azalmıştır
    Kuadrivalen HPV aşısı ve Bivalen HPV aşısı bulunmaktadır
    Kuadrivalen Aşı:
    HPV 6, 11, 16 ve 18 tipleri ile ilişkili hastalıklardan koruma sağlar
    9-26 yaşlarındaki kadınlara 0, 2 ve 6 ay doz aralıklarında uygulanır
    Koruyuculuğu en az 5 yıl olup, rapel doz gereksinimi ileride gösterilecektir
    Bivalen Aşı:
    HPV 16 ve 18’e karşı koruma sağlayıp, HPV 31 ve 45’e çapraz koruma sağlamaktadır
    Bu aşı ile 0, 1 ve 6 ay doz şeması uygulanmaktadır
    Gebelik ve Emzirmede HPV Aşısı:
    HPV aşısı gebelik kategorisi B olarak sınıflandırılmıştır
    Gebelikte önerilmese de teratojenik bir etki bildirilmemiştir
    Emziren kadınlarda HPV aşısı yapılabilir
    Bu gibi inaktif aşılar emziren annelerin ve bebeklerinin güvenliğini etkilemez
    ÖNERİLER:
    Maksimum koruma için aşı, hiç HPV ile karşılaşmadan önce yapılmalıdır
    9-26 yaş arası kadınların aşılanması önerilmekte olup ilk aşılama için hedef yaşın 11-12 yaş olması önerilmektedir
    Aşılama durumuna bakılmaksızın PAP smear taramalarına devam edilmelidir
    HPV aşılarının rahim ağzı kanserlerinin sadece %70’ne ve genital siğillerin %90’nına karşı koruyucu olduğu vurgulanmalıdır
    Aşı koruyucu bir araçtır ve kanser taramasının yerini alamaz
    Smear taramasında hastalık kadınlarda aşı olabilirler, fakat aşının bu kadınlarda daha az etkin olacağı bilgilendirilmelidir
    Önceden HPV ile enfekte kadınlar diğer HPV tiplerine karşı korunarak aşıdan yarar göreceklerdir
    Bu gruptada yıllık PAP smear taraması önemlidir
    HPV aşısı genital siğil ve kanserlerde tedaviyi amaçlamaz, bu hastalara uygun tedaviler uygulanmalıdır.
    Toplumlarda aile yapısının korunması ve güçlü tutulması, özellikle genç kızlarımıza ve tüm bireylere gerekli eğitimin doğru ve etkili bir biçimde yapılması en önemli koruma yöntemi olacaktır.