Yazar: C8H

  • Tırnak batması tedavisinde fenolle matriks koterizasyonu

    Tırnak batması nedir?

    Tırnak yatağı ile tırnak arasında doğuştan varolan uyumsuzluk nedeniyle özellikle ayak baş parmak tırnakları olmak üzere batık oluşabilir. Uygunsuz ayakkabı seçimi ve yanlış tırnak kesimleri ise bu problemi daha da belirgin hale getirebilir. Batık aynı tırnakta bazen tek bazen de çift taraflı olabilir.

    Genel Önlemler

    Tırnak batmasına eğilimi olanların tırnaklarını mümkün olduğunca uzun tutmaları ve düz kesmeleri gereklidir. Ayakkabı seçerken ayağı sıkmayan, küt uçlu ayakkabıların seçilmesi daha uygun olacaktır.

    Tedavide yaygın olarak yapılan yanlışlar

    Malesef ülkemizde tırnak batmasının tedavisinde halkımız yaygın olarak kuaförlere başvurmaktadır. Ancak doktor olmayan kişilerce bilinçsizce yapılan bu uygulamalar hem tırnak probleminin tam olarak iyileşmemesine hem de iltihaplanmalara yol açmaktadır. Unutmayalım ki ehil ellerde yapılmayan bu tür işlemler kalıcı tırnak bozuklukları ile de sonuçlanabilir.

    Tırnak batmasında en yaygın yanlış tedavi yaklaşımı tırnağın tamamen çekilmesidir. Bazı durumlarda tırnağın tamamen çekilmesi kaçınılmaz olabilirse de bu tedavi çekilen ayak tırnağı yaklaşık olarak sekiz ayda yeniden büyüyeceği için ancak bu süre içerisinde bir rahatlama yaratacaktır. Oysa tırnak yeniden büyüdüğünde batmaya neden olan problem hala devam ettiği için kaçınılmaz olarak tırnak batması tekrarlayacaktır.

    Fenolle matriks koterizasyonu nedir?

    Genel önlemlere uyulmasına rağmen tekrarlayan tırnak batması problemi olanlarda ağızdan antibiyotik tedavisi eşliğinde tırnak bozuklukları ve tırnak batması tedavisinde tırnağın ya tamamen çıkarılması ya da kısmen çıkarılarak tırnak matriksinin (tırnağı doğuran tabaka) fenol ile tahrip edilmesi işlemleridir. Fenolizasyon tedavisinde genellikle sadece tırnağın batan kısmı keserek çıkarılır ve tırnağı doğuran tabaka(matriks) tırnağın yeniden büyüyüp batmaması için tahrip edilir.

    Fenolle matriks koterizasyonu işlemi nasıl gerçekleştirilir?

    Bu işlem için poliklinik şartlarında hastaya yarım saatlik bir süre ayırılması yeterlidir. Bölgenin tıbbi temizliği sağlandıktan sonra önce bölgesel anestezi yapılır. Sonra tırnağın et içindeki kısımlarını çıkardıktan sonra batık kısımdaki tırnağı doğuran tabaka pamuk uçlu bir çubuktan faydalanılarak%88.8 feno ile tahrip edilir. İşlem sonrasında ağızdan antibiyotik kullanılır ve yaklaşık bir hafta süre ile iki günde bir pansuman tedavisi yapılır.

    Sonuç olarak bu yöntemle tırnak batıklarının tekrar etmesi çok nadirdir. Ancak nadiren işlem yapılan bölgede ağrı, kanama, enfeksiyon ve uygulanan anestezik maddeye bağlı allerjik reaksiyonlar görülebilir.

  • İkili, Üçlü, Dörtlü Tarama Testleri Nedir?

    İkili, Üçlü, Dörtlü Tarama Testleri Nedir?

    Bu testler, 1992 yılından itibaren gebe takiplerinde rutin testler arasına girmiş olan TARAMA testleridir. Bunlar neyi tarar? Her birini ayrı ayrı yapmaya gerek var mıdır?

    Bu testler, gebelerde taşıdıkları bebeğin tüm canlı doğumlarda nispeten daha sık görülen Trisomy 18 ve Trisomy 21 olarak bilinen kromozomal hastalıkları taşıma olasılıklarını hesaplayan bir testtir. Kısaca bir tanı testi değil risk belirleme testidir. Anne kanından bakılarak yapılır. Bu testler yoruma açık olmayan rakamsal bir sonuç verir. Örneğin Üçlü test için konuşursak 1/250 nin (yani 250 de bir görülme olasılığı) üzerindeki değerler yüksek riskli (veya tarama pozitif), altındaki değerler düşük riskli (veya tarama negatif) kabul edilir. Çok analitik bir durum yani. Doktorun yorum katması mümkün değil.

    Eğer hastada yapılan bu testlerden hastaya yapılan biri sonuç olarak riskli bölgede çıkarsa TANI TESTLERİ’ne başvurulur. Bunun için yapılması gereken ise gebeliğin yaşına bağlı olarak AMNİOSENTEZ (bebeğin içinde bulunduğu sıvı ortamdan numune almak) KORYON VİLLUS ÖRNEKLEMESİ( bebeğin eşinden numune almak) veya KORDOSENTEZ (bebeğin göbek kordonundan kan örneği almak) dir. Bunlar tanı koydurucu testlerdir. Ayrıca son zamanlarda popüler olan PRENATAL TEST diye anılan %99,9 oranında güvenilirlikte bir diğer tanı testi vardır. Amniosentez,koryon villus örneklemesi, kordosentez ve prenatal testle ilgili ayrıntılı bilgilere diğer yazılarımdan ulaşabilirsiniz.

    Yukarıda yazdıklarımdan anlaşıldığı üzere bir hastada yapılan tarama testinin sonucu riskli bölgede yer almasa da bu konudaki risk olasılığını “0” olarak anlamamak gerekir. Bir örnekle açıklayalım;

    Bir hastada tarama testi sonucunun 1/ 225 olarak çıktığını varsayarsak bunun anlamı aynı gebelik yaşında ve alınan kan örneklerinde bakılan değerler aynı olan 225 hastanın 1 inin çocuğu bu kromozomal hastalığı taşıyor. Bu oran 1/250 den büyük olduğu için Bu hastaya tanı testi yapalım.

    Diğer bir hastada alınan sonucun 1/650 çıktığını varsayarsak bu hasta için aynı risk 650 de 1 demektir. Tıbben bu hasta daha düşük risk grubunda olduğu için bu hastaya tanı testi yapmaya gerek yok demektir. Buna rağmen risk “0” değildir. Benzer şekilde sonucu 1/2375 olarak çıkan bir hasta da da risk oranı “0” değildir. 2375 de 1’dir.
    Kısaca düşük risk “0” olarak anlaşılmamalıdır. Kritik tıbbi oran değişim göstermekle birlikte ortalama 250 de 1 olarak tespit edilmiştir.

    Özet ile doktorunuz size bu testleri yaptı sonuç risksiz bölgede çıktı ama siz maalesef yine de bu kromozom anomalilerini taşıyan bir bebek doğurdunuz. Bu olasılık herzaman vardır. Bu testlerden biri yapıldıysa diğerlerini yapmaya gerek yoktur günümüzde en çok tercih edileni ikili testtir.
    Benzer risk olasılıklarını günlük hayatımızda her an göze almıyormuyuz? Mesela trafikte giderken kazaya karışma olasılığı gibi. Bu oran daha yüksek olsa bile insanlar bu sebep ile trafiğe çıkmaktan geri kalıyor mu? Benzer binlerce örnek sıralamak mümkün.

  • Güneş yüzünü göstermeye başladı!

    Yaz aylarında güneşin zararlı etkilerinden cildimizi nasıl koruyabiliriz?

    “Güneş girmeyen eve doktor girer” çok iyi bilinen bir atasözüdür. Kısa süreler ve uygun saatlerde alınan güneş dostumuzdur. Ancak güneş, kişinin genetik yatkınlığına bağlı olarak farklı derecelerde oluşan doğal yaşlanmaya ek olarak deri yaşlanmasını artıran en önemli dış faktördür. Öte yandan uzun yıllar ve süreler ile güneşe maruz kalmak sadece deri yaşlanmasına yol açmaz aynı zamanda deri kanseri oluşma riskini de artırır.

    Ülkemizde güneş kış aylarında da kuvvetli olduğundan hem yaz hem de kış aylarında özellikle öğlen saatlerinde (11.00-16.00 arası) güneşten kaçınılması ve güneşten koruyucu ürünlerin kullanılması deri yaşlanmasını geciktirir.

    Açık tene sahip kişiler güneşten daha fazla etkilendikleri için, uzun süreli güneşe maruziyet bu bireylerde daha derin kırışıklıklara yol açar. Bu nedenle açık tenlilerin koyu tenlilere göre daha yüksek faktörlü güneşten koruyucular kullanması gereklidir. Ancak unutulmamalıdır ki güneş koyu tenlilerde de hem kırışıklara ve yaşlanmanın bir diğer belirtisi olan yoğun lekelere yol açabilir. Bu lekeler gebelik, hormonal tedavi alınması ve doğum kontrol haplarının kullanılması ile daha da belirgin hale gelebilir.

    Çocukluk dönemindeki ağır güneş yanıklarının deri kanserlerine yol açtığı gösterilmiştir. Bu nedenle bebek ve çocukların güneşten korunması çok önemlidir. Güneşten korunmak için güneşten koruyucuların kullanımının yanı sıra geniş kenarlı şapkaların giyilmesi, uzun kollu, açık renkli kıyafetlerin seçilmesi, güneş gözlüğü kullanılması gereklidir.

    Sıcak ve güneşli günlerde ya da deniz kenarında iken güneşten koruyucuların, güneşe çıkmadan yarım saat önce sürülmesi ve gün içinde özellikle su ile temastan sonra yeniden uygulanması gereklidir.

    Doç.Dr. Emel Erdal Çalıkoğlu

  • FETAL KALPTE HİPEREKOJEN ODAK

    FETAL KALPTE HİPEREKOJEN ODAK

    Fetal kalpte, kalbin papiller kasının ekojenitesindeki artma sonucu oluşan durumdur. Ultrasonografide kalbin içinde parlak beyaz odak şeklinde görüntü ile tanı konur. Kalbin sol ventrikülünde (karıncık) çok daha sık görülür. Genellikle çapı 3 mm’den daha küçüktür.

    Tanı: Tanı ultrasonografi ile kolaylıkla konuabilir. Kalbin içinde parlak beyaz renkli odak görünümü mevcuttur. Hiperekojen odak, kemik parlaklığındadır. Sol ventrikülde görülme sıklığı sağ ventriküle göre 4 kat daha fazladır. İki taraflı hiperekojen odak görülme sıklığı ise yaklaşık %5 kadardır.

    Klinik Önemi: Hiperekojen odak kalp içindeki normal papiller yapıda mineralizasyonun artması sonucu oluşur. İkici trimesterdeki fetuslarda görülme sıklığı yaklaşık %3-4’tür. Bütün gebeliklerde bu sıklıkla görülürken Trizomi-21 (Down sendromu) olgularında %18, Trizomi-13 olgularında ise %39 sıklıkla görülür. Özellikle ilave başka anomaliler varsa Trizomi-21 ve Trizomi-13 görülme sıklığı artar. Bu nedenle kalpte hiperekojen odak tanısı konduğunda ek anomali olup olmadığı dikkatlice aranmalıdır. Eğer kromozomal anomali düşündüren başka bir ultrasonografi bulgusu tesbit edilir ise gebe yüksek riskli kabul edilir ve amniosentez veya kordosentez ile kromozom analizi gerekir. Ek anomali tesbit edilmez ise gebe kromozom anomalisi açısından düşük riskli kabul edilir. Düşük riskli gebelerde Trizomi-21 riskinin yaklaşık 1.8 kat arttığı söylenebilir

    Prognoz: Fetusta hiperekojen odak dışında ek anamali görülmezse prognoz iyidir. Kromozom anomalisi olmadığı taktirde, saptanan hiperekojen odak oluşumunun fetusta sorun oluşturmadığı söylenebilir. Bu bebeklerin, hayatlarının kalan dönemlerinde bu oluşumdan dolayı genel sağlıklarında herhengi bir sorunla karşılaşması beklenmez.

  • Perioral dermatitis

    Yüzde özellikle ağız çevresine yerleşen, kronik seyirli, kırmızı bir zeminde sivilceye benzer döküntüler yapan bir cilt hastalığıdır.

    Bulaşıcı bir hastalık değil.

    Sistemik hastalıklar ile birlikteliği yok

    Toplumda görülme sıklığı 0.5-1% dir.

    Ülkenin endüstrial gelişimi ve geografik yerleşimi sıklığında etkilidir.

    Çocuklarda gözlenmekle birlikte 20-45 yaş gurubunda daha sıktır.

    Kadınlarda daha sıktır. Özellikle erişkin hsataların %90 nı kadındır.

    Erkeklerde özellile kozmetiklerin kullanımının artması ile görülme sıklığı artmaktadır.

    Neden bilinmemektedir. Bir çok faktörin etkilediği bilinmektedir. Ancak en sık neden kortizon içeren krem gurubu ilaçların uzun ve kontrolsüz kullanımın bu hastalığa neden olabileceğidir.

    Başlıca belirtiler gerginlik ile yanma hissidir. Kaşıntı sıklıkla yoktur yada çok hafiftir.

    Klinik “Rosacea” genel bilinen adı Gül Hastalığına benzemektedir.

    Sıklıkla ağız çevresine yereşmektedir. Tipik görüntüsü üst dudağın etkilenmemesi alt dudağın 3-5 mm sınırına kadar belirtilerin olmamasıdır.

    Deri belirtileri; kırmızı ve hassas bir deride sivilceye benzeyen kırmızı küçük kabarmaların varlığıdır. Hatta bunların sulaltılı yada iltihaplı görünümdede olabilmektedir

    Çok nadiren yanaklarda ve alt göz kapağına yerleşebilmektedir.

    Bunun dışında çok azda olsa el üstünde ve kadınlarda dış genital yerleşimide gözlenmektedir.

    Çok nadir görülen klinik ve görsel olarak ağır seyreden bir formu vardır. Bu “Granulomatous perioral dermatitis” olarak tanımlanmaktadır.

    Peroral Dermatitisi yapan ve arttıran nedenler;

    • Stres

    • İlaçlar; Kortizonlu içerikli ilaçların(Özellikle florunoid kortikosteroidler ) orta ve güçlü olanlarının ağız çevresinde kontrolsüz ve uzun süre kullanımı. Saman nezlesi ve astım için kullanılan kortizonlu ilaç içerikli sprey ve inhaler gurubu ilaçalarda arttırabimektedir.

    • Yüzde kan dolaşımını artıran acılı yiyecek ve alkol alımı

    • Kozmetikler;

      • Florlu diş macunları,

      • parafin ve vazelin içerikli nemlendirici kozmetikler

      • isopropyl myristate içeren kozmetikler

      • Bunları içeren nemlendiricili fondoten kullanımı

      • Benzer içeriki güneş koruyucular.

  • MENOPOZ…

    MENOPOZ…

    MENOPOZ HASTALIK DEĞİL.. KADINLIĞIN DOĞAL HALİDİR.. MENOPOZ KABUS DEĞİLDİR.. HER KADININ MENOPOZU FARKLIDIR… HER KADIN MENOPOZU FARKLI YAŞAR…

    Kadın için hayatın doğal bir dönemi olan menopoz, artık korkulu bir rüya olmaktan çıktı. Her kadın menopoz dönemini farklı yaşayabilir. Ancak tüm kadınlar için ortak doğru, bu dönemin sağlıklı bir yaşama başlangıç için önemli bir fırsat yaratmasıdır.

    Menopoz artık bir hastalık olarak değil, kadın hayatının doğal, kaçınılmaz bir dönemi olarak kabul ediliyor. Bu dönemde önemli olan, kadınların vücutlarında olan değişikleri bilmeleri ve daha sağlıklı bir yaşama kendilerini hazırlamaları. Menopozu korkulu bir rüya gibi görmekten vazgeçip, ‘kadınlığın sonu’ algısını beyninizden silerek, çok daha sağlıklı, çok daha mutlu ve huzurlu bir döneme başlangıç yapmak için bu dönemi bir fırsata çevirebilirsiniz. 

    BİLGİLENİN VE KABULLENİN
    *Adet gören bir kadının, başka nedenlere bağlı olmaksızın en az 12 ay süreyle adet görmemesi ‘menopoz’ alarak adlandırılır. Menopozda yumurtalık fonksiyonlarının azalması, östrojen ve diğer hormonların kan seviyelerinin düşmesi ve doğurganlığın kalıcı bir şekilde kaybı söz konusu olur.
    *Menopoza geçiş yıllarında kadının doğal adetleri 7 günden daha fazla uzamaya başlar. Kadın vücudunda bazı değişiklikler olur. Her kadın menopozu farklı şekilde yaşar. Bazılarında çok az veya hiç yakınma yokken, diğerleri çok yoğun psikolojik ve fiziksel yakınmalara sahip olabilir. Burada kadının menopoz hakkındaki bilgileri, menopozu kabullenişi, kültürel ve genetik etkiler önemli rol oynar. 

    GEÇİŞ YILLARINDA HAMİLELİK
    *Perimenopoz adı verilen dönem, menopoza geçiş yıllarıdır. Son adet kanamasından yaklaşık 6 yıl kadar önceki bir dönemi kapsar. Kadın vücudunda menopozla ilgili değişikliklerin başladığı yıllardır. Düzensiz adet kanamaları, ateş basması, vajinal kuruluk ve duygusal değişiklikler perimenopoz döneminin yaygın şikayetleridir. Kadın perimenopoz döneminde düşük şansla da olsa hamile kalabilir. Bu nedenle hamilelik istenmiyorsa bu dönemde doğum kontrolü uygulamalarını terk etmemek gerekir.

    DOĞAL YAŞ TÜRKİYE’DE 47-50
    Herhangi bir hastalık veya tıbbi uygulamaya bağlı olmaksızın, adetlerin kendiliğinden kesilmesine doğal menopoz denir. Doğal menopoz yaş aralığı 42-58’dir. Batı toplumlarında ortalama menopoz yaşı 51’dir. Bizim ülkemizde bu konuda çok kesin veriler olmamakla birlikte 47-50 yaş aralığında olduğunu söyleyebiliriz. Kadınların yüzde 10 kadarı 40 yaş, yüzde 0.1 kadarı da 30 yaş altında menopoza girer. Doğal menopoz yaşını genetik ve sigara içilmesi belirler. Sigara içen kadınlar ortalama olarak 1.5-2 yıl daha erken menopoza girdiği bilinmektedir… Sigara içiyorsanız, bırakarak sağlıklı yaşama ilk adımı atın…

    BEKLENMEYEN MENOPOZ
    *Menopoz bazen, çeşitli tedaviler veya ameliyatlar sonucunda da oluşabilir. Kanser kemoterapileri (ilaç tedavisi) veya alt karın bölgesine ışın tedavileri yumurtalıklarda önemli oranda hasara yol açar. Bu tedaviler sonrası menopoz görülebilir. Ayrıca tıbbi zorunluluklar nedeniyle iki yumurtalığın ameliyatla çıkartılması da menopozla sonuçlanır. Burada yakınmalar doğal menopozdan çok daha ağırdır. Çünkü kan hormon seviyeleri aniden düşmüştür. Bu kadınlarda menopozal yakınmaların tedavi ihtiyacı doğal menopoz yaşayan kadınlara göre çok daha fazladır. İlerleyen dönemde ortaya çıkacak vajinal kuruluk ve kemik erimesi gibi sağlık sorunları açısından da yakından takip edilmesi gerektiğini bilin…

    40 YAŞ ÖNCESİ ERKEN
    İster doğal veya yapay olarak oluşmuş olsun, bir kadının 40 yaşında önce menopoza girmesine erken menopoz denir. Erken menopozu genetik faktörler veya tıbbi tedaviler etkileyebilir. Burada yumurtalık fonksiyonlarının çok erken kesilmesi söz konusu olduğundan, kadın östrojen hormonunun vücuttaki koruyucu etkilerinden (kalp hastalıkları ve kemik erimesi) uzun yıllar mahrum kalacaktır. Ayrıca aniden ve beklenmedik bir zamanda gelişen adetten kesilme, doğurganlığın kaybı özellikle çocuk sahibi olmak isteyen kadınlarda çok ciddi psikolojik travma oluşabilir. Doğurganlıkla kadınlığı ve cinselliği eş tutan anlayışa sahip bir kadın için bu dönem bir yıkım olabilir. Öncelikle bu anlayıştan vazgeçin…

    STRES SÜRECİ HIZLANDIRIR
    *Bazen erken yumurtalık yetmezliği (prematür ovariyan yetmezlik) denilen tablo aşırı stres, aşırı egzersiz, aşırı zayıflama veya çeşitli ilaçlara bağlı olarak gelişebilir. Söz konusu etkilerin kalkması ile adetler tekrar başlayabilir. Geçici menopoz dediğimiz bu tabloda yumurtalıklar tekrar normal fonksiyonlarına döner ve kadın doğal menopoz yaşına kadar adetlerini görmeye devam edebilir.

    RİSKLER KORKUTMASIN
    *Her kadın menopozu farklı yaşar, fakat hepsi için ortak doğru; menopoz döneminin kadın sağlığını gözden geçirmek ve sonraki yaşamını düzenlemek için eşsiz bir fırsat yarattığıdır. Siz de bu fırsatı değerlendirin…
    *Menopozun kadın yaşamına getirdiği değişikleri anlatırken öncelikle risklerden bahsedelim. Eğer kadının menopozla ilgili bilgileri yetersizse ve adetten kesilmenin kadınlığında ve cinsel hayatında önemli eksiklikler doğuracağını düşünüyorsa, menopozal yakınmaları çok daha yoğun olarak yaşayacaktır. Bu algılama kadının cinsel hayatını olumsuz etkileyecek, depresif bir duygusal durum oluşturacaktır. 
    *Östrojen hormonunun azalmasına bağlı olarak da özellikle vajinada kuruluk oluşacak, kemik erimesi süreci de hızlanacaktır. Kadın, östrojeninin kalp hastalıklarına karşı koruyucu etkilerinden mahrum kalacaktır. Bu dönemde yaşanabilecek değişiklikleri bilin ancak bunlardan korkmayın…

    BU DÖNEMİ FIRSATA ÇEVİRİN
    *Saydığımız tüm olumsuzluklara karşın, menopoz dönemini kadın hayatı için bir fırsata çevirmek mümkün. Genellikle o zamana kadar ailesiyle, çocuklarıyla ilgilenen kadınlar, kendi vücudunu tanıması, sağlığına özen göstermesi, yıllık tarama kontrollerini yaptırması ile birçok hastalıktan korunabilir ve kalan yaşamını daha mutlu ve keyifli geçirebilir.
    *Bu nedenle öncelikle, menopoz döneminin kadınlar tarafından ‘kadınlığın sona ermesi’ algısının değiştirilmesi gerekmektedir. Yeterli tıbbi bakımı alan kadınlar, menopoz sonrası uzun yıllar tatminkar bir cinsel hayat sürebilir. Bunun için öncelikle vajinada gelişecek olan atrofinin engellenmesi gerekmektedir. 
    *Yıllık smear ve mamografi kontrollerini yaptıran kadınlar, rahim ağzı ve meme kanserinin çok erken yakalanması ile kolaylıkla tedavi edilebilir. Yıllık kontrollerdeki kan tahlilleri ile şeker, guatr gibi hastalıklara erkenden teşhis konulabilir. 
    *Sürekli bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla irtibatı olan kadın, normal dışı kanamaları hekimine bildirir. Bu sayede olası bir rahim kanseri çok erken teşhis edebilir ve tedavisi de başarıyla gerçekleşir.

    MENOPOZ SONRASI DÖNEM
    *Kadının gördüğü son adetten itibaren yaşadığı döneme postmenopoz yani menopoz sonrası dönem denir. Tıbbi olarak bu dönem iki alt döneme ayrılabilir. Son adet tarihinden itibaren ilk 5 yıla erken menopoz sonrası dönem, 5 yıldan ölünceye kadar geçen süreye de geç menopoz sonrası dönem denir.

    BİR KADININ MENOPOZA GİRDİĞİ NASIL BELİRLENİR?

    MENOPOZA GİRDİĞİNİZ NASIL ANLAŞILIYOR?
    *Kırklı yaşlarındaki kadınlardaki ilk belirtiler adetlerdeki düzensizlikler ve ateş basmalarıdır. Kadının 12 ay adet görmemesi menopoz teşhisini koydurur. Burada kandaki bazı hormonlar da bize yardım eder. 
    *Kan FSH seviyeleri sürekli olarak 30 mIU/mL değerlerinin üzerinde seyrediyorsa bu kadının menopoza girdiğini söyleyebiliriz. 
    *Perimenopoz döneminde FSH seviyeleri dalgalı bir seyir izler. Bu dönemde bir kez FSH yükselmesi, yanlışlıkla menopoz olarak değerlendirilmemelidir.

    ENGELLEMEK MÜMKÜN DEĞİL SİGARAYI BIRAKARAK GECİKTİRİN
    *Menopoz yumurtalıklardaki hormon üreten ve adet döngüsünü sağlayan hücre yapılarının tükenmesi sonucu oluşur. Dolayısıyla bu hücre yapılarının tükenmesini engellemek mümkün değildir. 
    *Fakat menopoz yaşını etkileyebileceğimiz bilinen en önemli faktör sigara içimidir. Sigara içenlerde menopoz ortalama 1.5-2 yıl öne gelir. Sigara içmeyen kadınlardaki menopoz yaşı 1.5-2 yıl kadar uzayacaktır. 
    *Bunun dışında menopoza geçiş yıllarındaki adet düzensizlikleri ve ateş basmaları nedeniyle verilen hormon tedavileri sonucu kadın düzenli adet görmeye devam etmektedir. Fakat bu menopozun engellendiği anlamına gelmez. Çünkü verilen hormon ilaçları kesilip, kandaki FSH değeri bakıldığında menopoz eğerlerinin üzerinde olduğu görülecektir. 
    *Menopoza geçiş dönemindeki hormon tedavileri sayesinde kadınlar, yaşamın bu önemli dönemini daha rahat geçiririr, kalp hastalıkları, kemik erimesi, cinsel ilişkide ağrıya yol açan vaginal kuruluktan korunmuş olur.
    *Menopoza geçiş döneminde verilen ilaçlarla adet görülmesi kadının doğal menopoz yaşını uzatmaz. Ancak bu dönemde kadında ortaya çıkan ateş basmaları, vajinal kuruluğu tedavi edecek, kemik erimesi, kalp hastalıkları, kolon kanseri risklerini de azaltacaktır.

    EN YAYGIN ŞİKAYET ATEŞ BASMALARI
    *Menopozal dönemdeki yakınmaları ateş basmaları, uyku bozuklukları, başağrısı, hafıza ve konsantrasyonda değişiklikler, depresyon ve sıkıntı bozuklukları şeklinde sınıflandırabiliriz. Bu yakınmalar için hemen psikiyatriste başvurulmasına gerek yoktur.
    *Ateş basmaları, menopozda ateş basması en yaygın şikayettir. Beyindeki ısı düzenleme merkezlerinin hormonal değişikliklerle etkileşmesi nedeniyle oluştuğu düşünülmektedir. Fakat ateş basmalarının sadece menopoza bağlı olmayacağı bilinmelidir. 
    *Tiroid, enfeksiyon, kanser gibi hastalıklar ve tamoksifen (meme kanserinde kullanır) ve raloksifen (kemik erimesinde kullanılır) gibi ilaçlar da ateş basması yakınmalarına yol açabilir. 
    *Ateş basmalarının şiddeti kadından kadına değişir. Bazılarında belli belirsiz yakınma şeklinde seyrederken, bazılarında da kadının sosyal hayatını ileri derecede sıkıntıya sokabilir. Genellikle 3-5 yıl kadar sürer. Ateş basmalarının şiddeti zamanla azalır. Yakınmaların şiddetli olduğu kişilerde tedavi seçenekleri vardır.

    YAŞAM TARZINIZI DEĞİŞTİN, SPOR YAPIN
    *Menopoz döneminde yaşanacak sıkıntılarla baş edebilmek için, yaşam tarzınızda değişiklikler yapın.
    *Öncelikle sıcak ortamlardan kaçınma, saç kurutma makinesi kullanmama, sıcak içecekler, alkol, kafein ve sigaradan uzak durma gibi önlemler uygulayın.
    *Düzenli spor stresi azaltır ve rahat uyumayı sağlar. Çalışma ortamı ve yatak odalarının serin olmasını sağlayın.
    *Bazı bitkisel kökenli zayıf estrojenik ilaçlar (soyadan elde edilen fitoöstrojenler) ateş basmalarını yüzde 30 oranına azaltabilir. 
    * Şiddetli yakınmaları olan kadınlara hormon tedavileri, antidepresan ilaçlar ve bazı tansiyon ilaçları verilebilir. 

    EN AZ 6 SAAT UYUYUN VE GÜNE AYNI SAATTE BAŞLAYIN
    *Bazı kadınlarda özellikle gece gelen ateş basmaları sırasında uyku bozuklukları görülebilir. Bu yaşlardaki bir erişkin ortalama 6-9 saat kadar uyuması gereklidir.
    *Uyku bozukluklarında ilk olarak basit önlemler alınmalıdır. Bunlar ağır akşam yemeklerinden kaçınmak, ışık ve gürültüyü azaltmak, yatak odasının ısısını düşürmek şeklindeki yaklaşımlardır. Alkol, kahve ve sigara tüketiminin azaltılması uyku kalitesini artıracaktır. 
    *Yatak odası sadece uyku ve cinsel aktiviteler için kullanılmalıdır. Diğer aktiviteler evin başka alanlarında gerçekleştirilmelidir. Hafta sonları dahil sabah uyanma saatleri, gece yatış saatine bakılmaksızın düzenli olmalıdır. 
    *Bütün bu önlemlere rağmen uyku bozuklukları düzelmiyorsa, tiroid hastalıkları, alerji, kansızlık, huzursuz bacak sendromu, depresyon ve uyku apnesi gibi nedenler araştırılmalı. Uykusuzluğunuzun nedeni depresyon ise, psikiyatriste başvurun.

    HORMONAL DEĞİŞİM BAŞ AĞRISI YAPABİLİR
    *Menopoz döneminde baş ağrısı, hafıza ve konsantrasyonda değişiklikler, depresyon ve sıkıntı bozuklukları gibi santral sinir sistemi bozuklukları sık görülebilir.
    *Baş ağrısı çeşitli nedenlerle oluşabilir. Enfeksiyon, diş problemleri, stres, alerji, duygusal değişiklikler, çevre değişiklikleri bunlardan bazılarıdır. 
    *Hormonal değişiklikler de baş ağrısına neden olabilir. Adet dönemlerinde ve doğum kontrol hapı kullanırken baş ağrısı yakınması olan kadınlarda menopoz döneminde de bunun görülme olasılığı fazladır. 
    *Hormonlarla ilişkili olan baş ağrıları adetlerin tamamen kesilmesi ile geçer. Yeni başlamış ve şiddetli baş ağrısı varsa, giderek şiddetleniyorsa, her zamankinden daha fazla şiddette ise, uykudan uyandırıyorsa, ateşle birlikte seyrediyorsa tıbbi yardım alın. Hormon tedavisi sırasında migren ortaya çıkıyorsa, hormon kesilmelidir.
    *Hafıza ve diğer mental kapasiteler yaşla birlikte azalır. Menopozal yakınmalarla birlikte bu süreç hızlanabilir. Hormon tedavilerinin bu süreçte olumlu etkileri olduğu genellikle kabul edilir. Özellikle cerrahi menopoz dediğimiz ameliyatla menopoza sokulan kadınlarda, östrojenin beyin kapasitesi üzerine etkisi daha belirgindir.
    *Duygusal değişimler, depresyon ve sıkıntı hissine menopozal dönemde sık rastlanır. Kadında önceden adet öncesi gerginlik sendromu varsa, menopozal geçiş dönemi uzun sürüyorsa veya ateş basması gibi semptomlar çok şiddetli ise depresif yakınmaların görülme riski artar. Hormon tedavileri ile düzelmeyen depresif yakınmalar için psikiyatriste başvurun.

    İLAÇLAR GECİKTİRMEZ AMA RİSKLERİ AZALTIR
    Son yıllarda menopoza kullanılabilecek ilaç çeşitliliği artmıştır. Bunları gruplara ayırarak inceleyebiliriz:
    *Ağız yoluyla verilen östrojen hapları: Çeşitli dozlarda ağız yoluyla kullanılabilecek saf östrojen içeren haplar vardır ( Premarin tab, Estrofem tab. vb.) Burada mümkün olan en düşük estrojen dozu ile tedavi planlanmalıdır. Eğer kadının rahmi alınmış ise (cerrahi menopoz) saf östrojen hapları tek başına kullanılmalıdır. Yok eğer rahim alınmamışsa, o zaman östrojeninin rahim üzerindeki yan etkilerini azaltmak için her ay 12 gün progesteron içeren haplar ilave edilmelidir.
    *Deri yoluyla verilen östrojen preparatları: Ağız yoluyla ortaya çıkabilecek genel yan etkileri azaltır. Haftada bir-iki kez uyluk ya da bel bölgesine yapıştırılan flasterler (Estroderm, Climara vb.) kullanım kolaylığı sağlamaktadır. Ayrıca deri yoluyla emilen kremler şeklinde de (EstroGel ) uygulanabilir. Bu kremlerin her gün uygulanması gerekmektedir. Kadının rahmi alınmamışsa, tedaviye her ay 12 gün progesteron hormonu ilave edilmelidir.
    *Vajinal yoldan uygulanan östrojen ilaçları: Vaginal krem (Ovestin, Premarin vag. Krem) hergün vajinaya uygulanır. Daha çok vajinal atrofi (kuruluk) için kullanılmaktadır. Tedavide belirli bir etkinlik kazanılınca haftada 1 kez uygulanması yeterli olacaktır. Vaginal halkaların (Estring, Femring vag. halka) etkinliği 90 gün kadardır. Hergün belirli miktarda östrojen hormonunu vaginaya salgılar. Kullanım kolaylığı vardır. Vajinal tabletler (Vagifem vag. tab) de her gün bir kez uygulanır. Aylık iğne şeklindeki östrojen preparatları ülkemizde yoktur.
    *Östrojen ve progesteron içeren kombine hormon ilaçları: Özellikle doğal menopoza giren, rahmi alınmamış kadınlarda tercih edilen ilaçlardır. Ağız yoluyla alınan Trisequens, Activelle, Anjeliq bu ilaçlara örnektir. Trisequens menopozal geçiş döneminde kullanılırken, diğerleri postmenopoz döneminde tercih edilir. Activelle ve Anjeliq düşük hormon değerleri olan ilaçlardır. Yapıştırma flaster şeklindeki kombine ilaçlara Estracombi ve Climara Pro bantları örnek olarak verilebilir. Estracombi fasterleri haftada 2 kez, Climara Pro ise 1 kez yapıştırılır.
    *Sadece Progesteron hormonu içeren ilaçlar: Östrojen verilmesinin sakıncalı olduğu durumlarda yalnızca progesteron içeren ilaçlar verilebilir. Ağız yoluyla kullanılan Provera tab, Progestan tab. bunlara örnektir. Hormonlu spiraller (Mirena ) de hergün az miktarda progesteron hormonu salgılarlar. Vajinal krem şeklinde (Crinone jel) olan ilaçar da vardır. Progesteronun bu yolla emilimi ağız yoluyla emiliminden çok daha fazladır.

    MENOPOZ TEDAVİSİ CİLDİ GÜZELLEŞTİRİR
    30’lu yaşlarda başlayan cilt yaşlanması, menopoz döneminde daha da hızlanabilir. Ancak menopoz döneminde kadına verilen östrojen hormon tedavileri, bu yaşlanmayı engellediği gibi tersine de çevirebilir. Östrojenin olumlu etkisiyle, cildin görünüşü ve gerginliği düzelir.
    Menopoz döneminde kadınlarda cilt yaşlanmasının hızlandığı gözleniyor. Yaşa bağlı olarak artan kuruma ve kırışmanın bu dönemle artıyor. Çünkü östrojen eksikliği, bağ dokusu ve ciltte meydana gelen olumsuz değişikliklerin hızlanmasına yol açıyor. Ancak menopoz tedavisinde kullanılan östrojen, bu süreci tersine çevirebiliyor. Doç.Dr. Alparslan Baksu, menopoz döneminde kadınlarla görülen hızlı yaşlanma, kemik erimesi, kalp krizi gibi riskleri ve tedavi sürecinde yaşanacak olumlu gelişmeleri paylaştı:

    CİLTTE YAŞLANMA 30’LARDA BAŞLIYOR
    *Menopozda yumurtalıkların östrojen hormon üretiminin azalması ile, vücutta yaşa bağlı olarak gelişen değişikler hızlanır. Bunların en belirgin olanları cilt ve bağ dokusundaki değişiklikler, iskelet sistemindeki değişiklikler, kalp ve damar sistemindeki değişikliklerdir.
    *Yaşın ilerlemesi ile birlikte cilt ve bağ dokusunda değişiklikler oluşur. Cildin yaşlanması 30’lu yaşlarda başlamaktadır. 30-70 yaşları arasında yavaş seyreden yaşlanma, 70 yaşlardan itibaren hızlanmaktadır. Bu süreçte bağ dokusunun esasını oluşturan kollajenin miktar ve yapısı değişir. Kollajenin azalması ve kabalaşması cildi inceltir, hiyalüronik asit miktarının azalması ise kurumasına ve kırışmasına neden olur. 

    ÖSTROJEN CİLDE YARIYOR
    *Östrojenler derideki kollajen sentezini arttırır. Ayrıca hiyalüronik asit sentezini hızlandırarak, derideki nemliliği ve canlılığı sağlar. Bu bilgilerden de anlaşılacağı gibi, menopozdaki östrojen eksikliği, bağ dokusu ve ciltte meydana gelen olumsuz değişikliklerin hızlanmasına yol açıyor.
    *Menopoz döneminde kadına verilen östrojen hormon tedavileri, bu olumsuz değişiklikleri önemli oranda engeller, hatta tersine çevirebilir. Östrojenin cilt üzerindeki etkilerini olumlu etkilerini söyleyecek olursak; dokuya sağlamlık ve esneklik veren kollajen miktar ve kalitesini arttırır, cildin kalınlığını ve damarlanmasını arttırır, cildin görünüş ve gerginliğinden sorumlu yapıları düzeltir.

    2 TÜRLÜ KEMİK ERİMESİ VAR
    *Menopoz döneminde iskelet sistemindeki değişiklikler de önemli. Kemik dokusunda yapım ve yıkım hayat boyu devam ediyor. İleri yaşlarda yıkım, yapımdan daha fazla olduğu için kemik erimesi görülüyor. 
    *Osteoporoz (kemik erimesi) iskelet sistemindeki kemik dokuda azalma ve buna bağlı olarak kemiklerde kırılma riskinin artması ile seyreden bir hastalıktır. Kadınlarda iki tip kemik erimesi (osteoporoz) vardır. 
    * Osteoporoz, menopoz sonrasında hızla artmaktadır. Tip I veya menopozal osteoporoz adetin kesilmesinden sonraki ilk 15-20 yıl içerisinde görülür. Östrojen eksikliği ile kemik yapımını sağlayan hücrelerin aktivitesi azalır, buna karşın yıkımı hızlandıran hücrelerin aktiviteleri artar. Oluşum itibarıyla kemik yapım-yıkım dengesinin yıkım lehine bozulduğu, artmış kemik yıkımı ile karakterizedir.
    *Menopozal dönemdeki kemik erimesinin hızlanması ile kadın vücudunun yapısı değişir, kemikler zayıflar ve boy kısalır. Tip II osteoporoz ise yaklaşık 35 yaşlarında başlar ve hayat boyu sürer.

    SAĞLIK TARAMALARINI ATLAMAYIN
    *Östrojen hormonu kemiklerde yapımı sağlayan hücreleri uyarır, yıkım yapan hücreleri baskılar. Menopozda östrojen hormonunun azalması ile kemiklerde yıkım süreci hızlanır ve kemik erimesi artar. Menopoz dönemi kadının sağlık taramalarını yaptırması gereken önemli bir dönemdir.

    KALP RİSKİ İKİ CİNSİYETTE DE AYNI
    *Kalp-damar hastalıkları kadınlarda daha az görülmesine karşın her iki cinste de en sık ölüm nedenleri arasında yer alıyor. 50 yaşların altında, kalp-damar hastalıkları erkeklerde kadınlara göre daha sık görülürken, menopoz sonrası yıllarda (50 yaş sonrasında) her iki cinsiyette de aynı oranda görülüyor. Bunun nedeni ise kadındaki östrojenin bazı koruyucu etkilere sahip olması.
    *Östrojen, özellikle, kan yağları kadınlarda önemli etkiler oluşturuyor. Kadınlarda LDL-kolesterol (kötü kolesterol) menopoz öncesinde erkeklerden daha az oranlarda bulunmasına rağmen, menopoz sonrasında iki cins arasında fark kalmıyor.

    TEDAVİ KOLESTROLÜ OLUMLU ETKİLİYOR
    *İyi huylu kolesterolde (HDL kolesterol) ise durum tersine yaşanıyor. Menopoz öncesi kadınlarda, erkeklere göre daha fazla bulunmasına karşın, menopozdan sonra hafif derecede azalıyor. 
    *Menopoz sonrası verilen östrojen tedavileri ile total kolesterol ve zararlı kolesterol (LDL) azalıyor, buna karşın faydalı kolesterol (HDL) anlamlı olarak artıyor. Ayrıca östrojen hormonunun, damar içyapısının fonksiyonları üzerine de olumlu etkisi görülüyor. Menopozla birlikte östrojen hormonunun olumlu etkilerinden mahrum kalan kadınlarda kalp krizi riski artıyor.
    *Menopoz sonrası yıllarda meme, rahim, yumurtalık ve kolon kanseri artışı tamamen kadının yaşı ile ilgili. Östrojen hormonunun meme, rahim ve yumurtalık kanserleri üzerine herhangi bir koruyucu etkisi söz konusu değil. Fakat menopoz sonrası verilen östrojen tedavisinin kadınlarda kolon kanseri oluşumunu bir miktar azalttığı biliniyor.

    KARACİĞER RAHATSIZLIĞI OLMAYAN KOLESTROL İLACI KULLANABİLİR

    KOLESTROL İLACI KULLANMADAN KARACİĞERİNİZİ KONTROL ETTİRİN
    *Adet görülen yıllarda kadındaki östrojen hormonu, kan kolesterol düzeyleri üzerine olumlu katkı yapar. Kötü huylu kolesterolü (LDL) düşürür, iyi huylu kolesterolü (HDL) yükseltir. *Menopozla birlikte östrojenin bu olumlu etkisi ortadan kalkınca kadınlarda kötü huylu kolesterol (LDL) yükselir, iyi huylu kolesterol (HDL) azalır. Bunun sonucu olarak da 50’li yaşlara kadar erkeklere göre kalp damar hastalıkları oranı düşükken, menopoz sonrası bu oran eşitlenir. Tabii ki risk altındaki kadınlarda kolesterol düşürücü ilaçlar kullanılabilir. 
    *Bu ilaçların en önemli yan etkisi karaciğer üzerinde görülüyor. Menopoz döneminde kullanılan hormonlar da karaciğerde metabolize ediliyor. Dolayısıyla hem kolesterol ilaçları hem de hormon ilaçları kullanan kadınlarda karaciğer üzerindeki riskler artabilir. 
    *Bu nedenle bu hastalarda önceleri aylık olmak üzere sık sık karaciğer enzimlerini kontrol etmek gerekiyor. Bilinen bir karaciğer hastalığı olan hastalarda ise bu ilaçlar kesinlikle kullanılmamalı.
    *Hormon tedavisi kullanmayan ve bilinen bir karaciğer hastalığı olmayan menopozdaki kadınlarda ise kolesterol ilaçları rahatlıkla kullanılabilir. Bunun dışında menopoz döneminde kullanılması sakıncalı ilaç grubu yoktur.

    KADIN HASTALIKLARI UZMANLARI OSTEOPOROZ İLACI YAZABİLİR
    *Kemikte yapım ve yıkım olayları ömür boyu devam eden bir süreçtir. Ancak yıkım hızı, menopozla birlikte hızlanabilir. Bundaki en önemli faktör de östrojen hormonu eksikliğidir. Bu yıllarda kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvuran kadınlarda sağlık taraması amacıyla smear, mamografi, bazı kan tahlillerinin yanında kemik erimesi taraması da (osteodansimetri) isteniyor. Bu taramalarda kemik erimesi tespit edilirse, tiroid, paratiriod, kronik böbrek yetmezliği, uzun süreli kortikosteroidli ilaç kullanımı gibi nedenler araştırıldıktan sonra tedavi başlanabilir. 
    *Menopozal osteoporozda en etkili tedavi yöntemlerinden birisi östrojen verilmesidir. Günümüzde östrojen hormon tedavisinin bilinen en önemli faydaları menopozal ateş basmaları, vajinal kuruluk ve kemik erimesi üzerinedir. Çünkü östrojen hormonu kemikte yapımı arttırırken, yıkım hızını ise yavaşlatıyor. Dolayısıyla biz öncelikle östrojen kullanımının sakıncalı olmadığı hastalarda, bu tedaviyi tercih ediyoruz. Takipte bu tedavinin yeterli olmadığı kadınlarda diğer osteoporoz ilaçlarını da kullanıyoruz. Bu ilaçlar kadın hastalıkları ve doğum uzmanları tarafından da yazılabilir. Bunda herhangi bir sakınca yoktur. *Osteoporoz ilaçları uzun süreli kullanılır. Tabii ki uzun süreli kullanımda bazı yan etkiler ortaya çıkabilir. Bilinen en belirgin yan etkileri mide-barsak sistemi üzerinedir. Ülser, gastrit gibi mide-barsak sistemi hastalığı olan kadınlarda bu ilaçların kullanılması sakıncalıdır.

    GEÇ MENOPOZ NEDİR?
    Kadınlarda ortalama doğal menopoz yaşı 48-52 aralığındadır. Geç menopoz yaşı olarak tanımlanmış kesin bir yaş dilimi yoktur. Fakat 54-55 yaşlarından sonra menopoza girilmesi geç menopoz olarak kabul edilebilir.

    MENOPOZDA İSTEK AZALSA DA SEKSE VEDA ETMEK GEREKMEZ
    Menopoz döneminde kadınların vücutlarında yaşadığı değişimler cinsel isteği azaltabiliyor. Ancak bu seks hayatının bitmesi anlamına gelmiyor. Menopozla ilgili doğru bilgilere sahip olan, yeterli tıbbi tedaviyi gören kadınlar, cinsel hayatındaki sorunlarla rahatlıkla baş edebiliyor ve cinsel hayatını devam ettirebiliyor.

    Menopoz döneminde kadınların cinsel hayatını etkileyen bazı olumsuz faktörler ortaya çıkıyor. Bu dönemde kadının vücudunda önemli değişiklere bağlı olarak, cinsel hayatında da bazı değişiklikler meydana geliyor. Doç. Dr. Alparslan Baksu bu değişikliklerin nedenlerini sıralarken, bu sorunlarla nasıl baş edileceğini ve cinsel hayatın nasıl devam edeceğini anlattı:

    HORMONLAR DEĞİŞİYOR
    *Menopozla birlikte kadında yumurtalıklardan salgılanan östrojen, progesteron ve testosteron hormonları azalıyor. Östrojen hormonu libidoyu (cinsel istek) indirekt, testosteron hormonu ise direkt olarak etkiliyor. Dolayısıyla bu hormonların azalması kadında cinsel isteği azaltıyor.
    *Cinsel hayatı etkileyen bir diğer faktör de vulva ve vajinadaki değişikliklerdir. Menopozla birlikte bu bölgedeki doku elastikiyeti azalır, atrofi dediğimiz kuruluk başlar. Şayet tedavi edilmezse cinsel ilişkide zorluklar yaşanır, acıma ve ilişki sırasında kanamalar oluşabilir. 
    *Bu sebeplerle cinsel ilişkiden kaçınan kadınlarda bir süre sonra vajinanın boyutları değişir, kısalır ve daralır. Böylece cinsel ilişki iyice zorlaşır. Halbuki bu dönemde kadın yeterince tedavi edilir ve cinsel ilişki motivasyonunu kaybetmezse, uzun yıllar önemli bir sorun yaşamadan cinsel beraberliğini sürdürebilir.
    *Cinsel hayatı etkileyen başka vücut değişiklikleri de yaşanıyor. Kas ve bağ dokusunda, pelvis yapılarında zayıflama, memelerde boyut ve gerginliğin azalması, deride bağ dokusu değişikliklerine bağlı kuruma incelme, saçlarda seyrelme, bazı bölgelerde erkek tipi kıllanma bu değişikliklerin bazıları olarak sıralanabilir. Bu değişiklikler kadının kendisini cinsel olarak daha az arzulanır hissetmesine neden olur.

    TOPLUMDAKİ OLUMSUZ ALGI
    *Menopoz döneminde, vücuttaki ağırlık ve yağ dağılımındaki değişikliklerin etkisi de cinsel hayatı etkileyebiliyor. Menopoz sonrasında genellikle gözlenen kilo alma ve bel bölgesinde yağ depolanması kadının kendi cinselliğiyle ilgili algısını olumsuz etkileyebilir. 
    *Bir önemli faktör de, toplumdaki ileri yaşta cinselliğe karşı olumsuz algı olarak karşımıza çıkıyor. Bizim toplumumuzda genellikle ileri yaşta cinselliğe karşı olumsuz bir algılama vardır. Şayet kadın bu algılamadan etkileniyorsa, doğal olarak cinsel hayatında yaşadığı zorlukların da katkısıyla cinsel isteğinde azalma görülecektir. 
    *Kadınlarda bütün yaş grupları göz önüne alındığında yüzde 30-40 oranında görülen cinsel istek azlığı, menopoz sonrasında daha da artıyor. Fakat kadın menopozla ilgili doğru bilgilere sahipse, yeterli tıbbi tedavi görüyorsa, cinsel hayatındaki sorunlarla rahatlıkla baş edebilir ve tatminkar bir cinsel hayatı devam edebilir.

    DUYGUSAL BAĞI KUVVETLİ OLAN ÇİFTLER DAHA AZ SORUN YAŞIYOR

    DUYGUSAL BAĞI OLAN YATAKTA SORUN YAŞAMAZ
    *Yaş ilerledikçe hem kadının hem de erkeğin cinsel hayatında bazı sorunlar yaşanacaktır.
    Bunları; “Cinsel istekte azalma, uyarılmada azalma, orgazmda azalma, cinsel ilişkideki zorluklar ve erkekteki sertleşme problemleri” olarak sıralayabiliriz.
    *Kadındaki sorunlar erkeğe göre daha belirgin oluyor. Çünkü kadın menopozda çok daha hızlı bir değişim yaşıyor. Bu dönemde tıbbi yardım alan kadınlar sorunlarla daha kolay baş edebilir. Özellikle kadının hormon tedavisi alması, bedeninde gelişecek değişiklikleri azaltacaktır. 
    *Vajinal kuruluğa bağlı ağrılı cinsel ilişki, uygun bir tedavi ile kolaylıkla önlenebilir. Çiftin arasındaki ilişki de bu sorunları aşmaya yardımcı olur. Birbirlerine karşı duygusal bağlarını koruyan çiftler, karşılaştıkları zorlukları aşmak için gerekli uyumu gösterebilir.
    *Eşinden anlayış gören kadın da, kendi cinselliğiyle ilgili olumsuz algılara kapılmaz ve cinsel hayatını bir kısır döngü şeklinde kısıtlamaz. Örneğin kadındaki uyarılma azlığı için ön sevişme dönemi uzatılabilir. Erkekteki sertleşme problemleri çeşitli orgazm yöntemleri ile giderilebilir. 
    *Bunun aksine, aralarında duygusal bağ olmayan çiftlerin, yaşadıkları bu sorunlar karşısında bocalama şansları yüksektir. Cinsel ilişkide acı ve yanma hisseden bir kadın, giderek ilişkiden kaçınmaya, ilişki süresini kısa tutmaya çalışabilir, bu da bir süre sonra erkekte cinsel problemlere neden olabilir. Birbirlerinin yaşadığı sorunlara empati yapamayan çiftlerde, cinsel sorunların çözümü zorlaşır.

    ERKEKLER ANDROPOZA DAHA HAFİF DAHA UZUN SÜREDE GEÇİYOR

    ANDROPOZ SÜRECİ MENOPOZDAN FARKLI
    *Menopoz, 5-6 yıllık bir geçiş döneminden sonra adetlerin kalıcı olarak kesilmesidir. Adetten kesilme de yumurtalıkların hormon üretiminin önemli oranda azalması ve doğurganlığın kaybedilmesi anlamına geliyor. Dolayısıyla kadında menopoz dönemiyle birlikte çok belirgin hormonal, fiziksel ve ruhsal değişiklikler görülüyor. 
    *Hormonal değişiklikler hemen her kadında aynı olmakla birlikte, fiziksel ve ruhsal değişiklikler farklılıklar gösteriyor. Birdenbire doğurganlığı kaybeden kadının, kendi cinselliğiyle ilgili algıları değişebiliyor. Buna bir de toplumdaki ileri yaşta cinselliğe olumsuz bakışı da ilave edersek ortaya olumsuz bir tablo çıkıyor.
    *Erkekler, andropoz olarak adlandırılan dönemi ise kadındakinden farklı yaşıyor. Erkeklerde, aniden hormon üretiminin ve üreme yeteneğinin kaybolması diye bir şey yoktur. Ortalama olarak 50 yaşlarına kadar erkeklerde hormon seviyeleri sabit bir şekilde seyreder. Bu yaşlardan itibaren yıllar içerinde, 75-80 yaşlarına kadar yavaş bir düşüş gösterir. 
    *Yani kadınlara göre aynı yaş grubu erkekler, daha hafif değişiklikleri uzun sürede yaşarlar. Bu nedenle erkeklerde, kadınların ani hormon azalmasına bağlı yaşadığı sorunlar gözlenmiyor. 
    *İlerleyen yaşla birlikte erkekte de cinsel istekte azalma, kıllanmada azalma, güçsüzlük, adale ve bağ dokusunda zayıflık, terleme, sinirlilik, sertleşme problemleri, konsantrasyon güçlüğü gibi sorunlar gözlenebilir. Bu durumlarda erkeklik hormon seviyeleri belirli düzeyin altında ise, o zaman ilave testosteron hormonu verilerek tedavi bu yakınmalar giderilebilir.

    ARTAN RİSKLER YÜZÜNDEN DEVLET 40 YAŞ ÜSTÜ TÜP BEBEK TEDAVİSİNİ KARŞILAMIYOR
    *Kısırlık ülkemizde hem sağlık sorunu, hem de sosyal bir sorun. Özellikle kırsal kesimde, çiftler evlendikleri andan itibaren yakın çevrelerinin çocuk baskısını hissetmeye başlıyor. Ortalama olarak çiftlerin yüzde 15 kadarı kısırlık problemiyle karşılaşır. Kısırlık sorunu yaşayan çiftlerde en büyük bedeli de, maalesef kadınlar ödüyor. Genellikle ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar, sırf bu nedenle evliliklerini kaybedebiliyor. 
    *Sosyal güvenlik kurumu, bu nedenle ülkemiz için önemli bir sağlık ve sosyal sorun olan kısırlığın tedavisindeki son aşama olan tüp bebek yönteminin tedavi masraflarını karşılıyor. Fakat burada çok kesin sınırlarla belirlenmiş kısıtlamalar konulmuş durumda. 
    *Bir tüp bebek uygulamasında başarı 20-30 yaşlarındaki kadınlarda yüzde 35-40 kadarken, 40 yaşlarında bu oran yüzde 10’lara kadar düşüyor. Ayrıca 40 yaş gebelikleri, hem anne hem de bebek için risk taşıyor. Annede hipertansiyon, gestasyonel diyabet gibi hastalıklar artarken, bebekte de kromozom anomalisi ihtimali artıyor. 
    *Hem başarı şansındaki azalma, hem de anne ve bebek açısından riskleri nedeniyle, elindeki kaynakları doğru kullanmak zorunda olan sosyal güvenlik sistemi 40 üzerindeki kadınlarda tüp bebek tedavilerini karşılamıyor.

  • Yenidoğanlarda görülen cilt sorunları

    1) Yeni doğan bebeklerde karşılaşılan en önemli cilt sorunlarından biri pişik herhalde… Tedavisi için ebeveynlerin neler yapmaları gerekir?

    Bebeklerde en sık karşılaşılan cilt problemlerinden biri pişiklerdir. Ortaya çıkaran neden gayta ve idrarla temas eden derinin hem bunlarla hem de gaytada bulunan mikroorganizmalarla direk temas ederek tahriş olmasıdır. bununla beraber bebek bezinin deri ile sürtünmesi de önemlidir. Bu temas ne kadar uzun sürerse ortaya çıkacak tahriş daha da kötüye gidebilmektedir. ayrıca çocuk bezi bölgesindeki kapalı alan tarif edilmek gerekirse sıcak ve nemli bir ortamdır. Bu durumların hepsi bir arada pişik oluşumunu tetikleyebiliyor.

    Bunu önlemek için öncelikle Bebeğin bezi sık olarak değiştirilmelidir. iyi emici özelliği olan bezler tercih edilmelidir.

    bebeğin altı ıslak, pamuklu ve yumuşak bir bezle silinmelidir. bez bölgesi ayrıca su içinde yağ içeren losyon ve kremlerle, alkol içermeyen yumuşak mendillerle silinebilir. sabun kullanılması önerilmemektedir. kız çocuklarının genital bölgesi ıslak bezle önden arkaya ve kıvrımlar da dahil olmak üzere silinmelidir. erkek çocuklarda testis bölgesi özellikle dikkatli temizlenmelidir. Temizleme işleminde mümkün olduğu kadar hassas davranılmalı, bu bölge iyice kurulandıktan sonra veya biraz açık bekletildikten sonra kapatılmalıdır.

    her bez değişiminden sonra çinko oksit gibi koruyucu özellikteki kremler düzenli sürülmelidir. talk pudrası kullanılması önerilmez.

    2) Bebeklerin cilt sağlığı için kıyafetlerinin nasıl yıkanması gerekir?

    Bebek cildinin çok hassas olmasının nedeni; henüz dış etkenlere maruz kalmamış olması, cildindeki yağ tabakasının az olması dolayısıyla cildin dış etkenlere karşı koruyucu tabakasının tam olarak oluşmamış olmasıdır.

    Bebek cilt yapısı erişkin cildinden farklı olduğu için kendi çamaşırlarınız için kullandığınız deterjanlar bebeğinizin cildine zarar verebilir. Bu nedenle bebek giysileri erişkin giysilerinden ayrı yıkanmalıdır.

    • Giysilerin marka etiketlerini çıkarırsanız bebeğinizin cildinin tahriş olmasını önlersiniz.

    • Bebeğinizin yeni kıyafetlerinin önce yıkanması ve ardından da ütülenmesi gereklidir.

    • Bebeğinizin cildi için giysilerini yıkarken cildinin tahriş olmaması için çamaşır suyu ya da buna benzer deterjanlarla giysileri yıkamamalısınız. Bebek cildinde uygunsuz deterjan kullanımına bağlı olarak kaşıntı, kızarıklık gibi yan etkiler oluşabileceği gibi ilerleyen dönemlerde alerjik kontakt dermatitler gelişebilir.

    • Bebek giysileri için özel üretilen deterjanlar veya sabun tozlarını tercih etmelisiniz. Giysileri yıkamadan önce yıkama talimatnamesinin okunması ve ona göre yıkanması gereklidir. Sıvı formdaki deterjanlar daha kolay durulandığı için bunları tercih edebilirsiniz.

    • Bebek giysileri çok iyi durulanmalıdır. Yıkanan giysileri mutlaka açık havada kurutulmalı ve ütülemelisiniz. Ütü sağladığı yüksek ısı nedeniyle hijyenik etkiyi artırır.

    • Yıkama sonrası bebeğinizin giysilerini güneş gören bir yerde kurutun. Güneş ışınları bazı bakterilerin yok olmasına yardım eder. Çamaşırları kuruduktan sonra serin ve kuru bir yere ya da çocuğunuzun dolabına kaldırın.

    3) Güzel koksun diye bolca deterjan ya da yumuşatıcı kullanmak doğru mudur?

    Parfüm içeren, bol deterjan ve yumuşatıcılar kullanmayı önermiyoruz. Kıyafetlere nüfus eden parfüm ve deterjan-yumuşatıcı kalıntıları ileride gelişebilecek allerjik reaksiyonları ve ekzema gibi deri hastalıklarını tetikleyebilir.

    4) Çocuklarda görülen konak için neler yapılabilir?

    Konak konusunda anne babaların gereksiz endişelere kapılmamasını öneririm. Çünkü konakların nedeni kötü bakım değildir. Esas neden derinin yağ bezlerinin aşırı çalışması sonucu, fazla yağ salgılaması, bu yağların yama tarzında birikmesi ve daha sonra kuruyarak dökülmesi.

    Konağı olan bebeklerde o bölgelerin hassas bebek şampuanları ile yıkanması ve banyonun ardından bebek yağı uygulanması faydalıdır.

    Konak tedavi edilmese bile normal şartlar altında aylar içerisinde kendiliğinden geçer.

    Konak tedavisi için şöyle bir öneride bulunabilirim:

    Pullar kuru ise bebeği yıkamadan bir saat önce pullu alana zeytinyağı veya bebek yağı sürerek yumuşamasını sağlayabilirsiniz.

    Bebeğin başını her gün bebek şampuanıyla yıkayabilirsiniz.

    Kafa derisine kabukların dökülmesini sağlayacak şekilde masaj yapabilirsiniz.

    Bebeğinizin saçını yumuşak uçlu bir fırça ile nazikçe fırçalayabilirsiniz.

    Bu önerileri uygularsanız bir süre sonra genellikle konakların kaybolduğunu göreceksiniz.

    5) Yeni doğan bebeklerin bazılarında benler oluyor… Bunların bir doktora gösterilmesi gerekli midir?

    Bel bölgesinde mongol lekesi olarak adlandırılan mavi-kurşuni renkte yuvarlak oval lekeler olabilir. Bunun bir önemi yoktur ve genellikle kendiliğinden ilerleyen yıllarda kaybolur.

    Yenidoğanların %1^nde benler olabilir.bunlar zamanla kalınlaşır ve renkleri koyulaşabilir. bunların bazıları 20 cm’den büyük olabileceği gibi 1 cm’den küçük de olabilir. Bu tür benleri olan bebeklerin en azından yılda bir kez olmak üzere düzenli olarak benlerini kontrol ettirmeleri önerilir.

    6) Özellikle yazın, bebeklerin cildini kurumalardan ve güneş ışığından nasıl korumalıyız?

    Bebeklerin ciltleri ve koruyucu özellikleri erişkinlere göre daha zayıftır. Bu yüzden özellikle yaz aylarında da her gün düzenli olarak ciltlerini nemlendirmek ve özellikle güneşten çok iyi korumak gerekir. Güneşten: açık renkli kıyafetler ve şapka ile korurken, açıkta kalan bölgelerine özellikle kimyasal madde içermeyen fiziksel güneş koruyucuları 2-3 saatte bir sürmek çok önemlidir. Fiziksel koruyucu olarak titanyum dioksit ve çinko oksit içeren güneş koruyucular tercih edilmelidir. Bunlara rağmen güneşten koruma tam olamamaktadır ve bu yüzden 10 ile 15 saatleri arasında dışarıda bulundurmamaya özen gösterilmelidir.

    7) Bazen de aileler çocuklarındaki cilt rahatsızlıklarına karşı etraftan duydukları bazı bitki karışımlarını kullanıyor, bunların cilde direkt uygulanması ne kadar doğrudur?

    Hiç bir cilt hastalığının tedavisinde özellikle bebek gibi hassas bir cilde sahip ise etraftan duyulan bitkisel ürünler kullanarak tedavi etmeye çalışılmamalıdır. her bebeğin ve her hastalığın tedavisi kişiye özel olmalıdır ve birine iyi gelen bir karışım diğerine tam ters etki yapıp daha ciddi sorunlar yaşanmasına neden olabilir. yada bebeğin hayatı boyunca yaşayacağı allerjik deri hastalıkları yada lekelenmeler ortaya çıkabilir.

    8) Son olarak bebeklerde cilt problemleriyle ilgili ebeveynlere neler söylemek istersiniz?

    Yenidoğan derisi erişkinlerin derisinden birçok yönü ile farklılıklar gösterir. yenidoğanların yaklaşık %80’nde cilt problemlerine rastlanır ve bunların çözümleri doğru tedavi ile genellikle hızlı bir şekilde çözüme kavuşabiliyor. Bebeklerde gelişebilecek mikrobik enfeksiyonun en önemli kaynağı bebeği bakan kişinin elleridir. Bu yüzden bebeğinize dokunmadan önce her seferinde elleri yıkamak çok önemlidir. dışarıdan eve girer girmez evdeki büyükler mutlaka ellerini yıkasınlar. hassas bebeklerinizin ciltlerinde karşılaştığınız bir problemde mutlaka bir uzmana danışın.

  • EMZİRME….

    EMZİRME….

    Doğumdan hemen sonra başlayan emzirme hem bebeğin besin ihtiyacını karşılayacak, hem de anne ile bebeğin bedensel temasını sağlayarak ilk duygusal iletişimin kurulmasını temin edecektir.

    1- Sütün yetersiz olmasının nedenleri nelerdir?
    Memede süt oluşumu, bebeğin emmesi sonucu annede salgılanan bazı hormonlar aracılığıyla başlar. Yetersiz süt gelmesinin en önemli nedenlerinden birisi, yetersiz meme uyarısı yani bebeğin yetersiz emmesidir. Bu ya yanlış bir teknikle emzirmeye ya da yeterince sık emzirmemeye bağlı olabilir. Yenidoğan bir bebek bir günde 8-10 kez emmelidir. Süt azlığı ayrıca memedeki yapısal veya hormonal bozukluklara (prolaktin eksikliğine) bağlı olarak da gelişebilir. Ayrıca gebelik öncesi kadının şişman olması süt miktarı ve emzirme süresine olumsuz etki yapmaktadır.

    2- Annenin emzirmesini engelleyen en önemli hastalıklar hangileridir?
    Annedeki tüberküloz (verem) ve HIV (AİDS) emzirme önermediğimiz en önemli anne hastalıklarıdır.

    3- Emzirirken kullanılabilecek doğum kontrol yöntemleri nelerdir?
    Emziren kadına rahim içi araç (spiral) uygulanabilir. Ayrıca sadece progesteron hormonu içeren hap (femulen) ve 3 aylık iğne (depo-provera) de kullanılabilir. Bu yöntemlerin kullanımına doğumdan 3-4 hafta sonra başlanırsa, süt oluşumuna olumsuz etkileri görülmez.

    4- Emzirirken hamile kalınır mı?
    Emzirme kadında yumurtalıkların çalışmasını baskıladığı için doğum kontroluna katkı sağlar. Emzirmenin ilk altı ayında, kadın hiç adet görmemiş ve bebek sadece anne sütüyle besleniyorsa koruyuculuk oranı % 90-95’e kadar çıkabilir. Fakat 6. ayda koruyuculuk % 60 lara kadar düşer. Yani emziren kadınlar da hamile kalabilir. Bu dönemdeki hamilelikler (kadın adet görmediği için ) geç fark edilebilir.

    5- Sağılarak elde edilen anne sütü ne kadar saklanabilir?
    Anne sütü buzdolabında 48 saat saklanabilir. Günlük kullanılan dondurucularda 3 ay, derin dondurucularda ise 6 ay kadar saklanabilir. Dondurulma sütün bağışıklık sistemine yaptığı katkıları azaltır, fakat besin değerini azaltmaz. Dondurulmuş süt mikrodalga fırında ısıtılmaz. 

    6- Emzirmenin bebek için en önemli faydaları nelerdir?
    Anne sütü bebek için en değerli besindir. İçerisinde bebeğin ihtiyacı olan protein, karbonhidrat, yağ, mineral ve vitaminler dengeli bir oranda bulunur. Ayrıca anne sütünün sindirimi çok kolaydır.
    Bebeği enfeksiyonlardan koruyucu etkisi vardır. Sütün içerisindeki antikorlar sayesinde bebek birçok hastalıktan korunur. 

    7- Emzirmenin anne açısından faydaları nelerdir? 
    -Anneye faydalarına bakacak olursak; rahim kasılmalarını arttırarak, doğum sonrası kanamaları azaltır. Büyümüş olan rahmin normal boyutlara inmesini kolaylaştırır.
    – Annede menopoz öncesi gelişebilecek meme kanseri oranını azaltır. 
    -Yumurtalıkların çalışmasını baskılayarak adet görülmesini engeller ve doğum kontroluna katkı sağlar.
    -Ayrıca rahim ve yumurtalık kanser riskini azaltıcı etkisi vardır.
    -Emziren kadınlarda kalp-damar hastalığı riski azalır.
    -Toplam 1 yıldan fazla emziren kadınlarda şeker hastalığı (diyabet), tansiyon yüksekliği ve kan yağlarının yüksekliği (hiperlipidemi) daha az görülür.

    8- Uzun süre emzirme sonucu adet görmeme kadınlarda ne gibi değişikliklere neden olur? Kemiklerde problem olur mu?
    Uzun süre adet görmeme yumurtalıkların çalışmasının baskılandığı anlamına gelmektedir. Bunun en önemli sonucu vaginadaki atrofik değişikliklerdir. Östrojen hormonu eksikliğine bağlı olarak kadın vaginasında kuruluk oluşur. Bu da cinsel ilişkide ağrı, acıma ve yanmaya neden olacaktır.
    Yapılan çalışmalarda uzun emziren kadınlarda, menopoz sonrası kemik erimesi oranında artma olmadığı bulunmuştur.

    9-Emzirme-menopoz ilişkisi?
    Yapılan çalışmalarda emzirme süresi ile menopoz yaşı arasında ilişki bulunmuştur. Emzirme süresinin uzaması, kadında menopoz yaşının artmasına ve doğurganlık süresinin uzamasına olumlu katkı yapmaktadır. 

    10- Emzirme anne ile bebek arasında nasıl duygusal bir bağ yaratıyor?
    Anne karnında besinlerini kan yoluyla alan ve korunaklı bir ortamda bulunan bebek, doğumla birlikte hayat mücadelesine başlar. Doğar doğmaz dış ortama uyum sağlamak ve karnını doyurmak zorundadır. İşte bebeğin kendisini aciz hissettiği bir anda (doğumdan hemen sonra) annesinin yanına verilmesi, onunla ten teması yapması ve emmesi, kendini güvende hissetmesini sağlar. Anne memesiyle karnını doyurması, bebekle anne arasında ilk duygusal bağın oluşumuna büyük katkı sağlayacaktır.

    11- Kaç yaşına kadar emzirmeli?
    En az 6 ay olmak üzere 1 yıl kadar emzirmek genellikle yeterli olacaktır. Zaten günümüzde kadınların çalışma hayatında daha fazla yer almaları nedeniyle uzun süre emzirmeleri mümkün olmamaktadır. Altı aydan itibaren ek gıdalar alan ve 1 yaşından itibaren birçok gıdayı tüketebilen bebeklerin anne sütüne ihtiyaçları oldukça azalmaktadır. Fakat ekonomik olarak çok düşük gelir seviyesine sahip toplumlarda, en temiz ve ucuz besin olan anne sütünün mümkün olabildiğince uzun süre verilmesi önerilmektedir.

    12-Komposto, pekmez gibi şekerli gıdalar sütü arttırır mı? Lohusa kadınların bunları fazla tüketmesi önerilir mi?
    Hayır. Anne sütünün % 90 dan fazlası sudur. Emziren kadınların şekerli gıdaları fazla tüketmesini önermeyiz. Şekerli gıdaları fazla tüketmek anne sütü miktarını arttırmaz. Fakat günde en az 2 litre kadar su içmelerini ve dengeli beslenmelerini öneririz. Yeterli süt gelmesi için en önemli faktörleri annenin bebeğini gerçekten emzirmek istemesi, doğru emzirme tekniği, sık emzirme, yeterli sıvı alma şeklinde sıralayabiliriz.

    13- Büyük göğüslü kadınların sütü daha mı fazladır? 
    Meme büyüklüğü ile süt miktarının birebir direkt ilişkisi yoktur.

    14- 3 hatta 5 yaşına kadar çocuğunu emziren anneler var. Bu kadın sağlığı açısından yararlı mı?
    Günümüzde annelere en az 6 ay olmak üzere, 1 yıl kadar emzirmelerini öneriyoruz. Bazı kadınlar çocuklarını 3-5 yaşlarına kadar emziriyor. Bunun ne anneye ne de bebeğe önemli bir faydası yok. Zaten günümüzde kadının topumdaki statüsünün yükselmesi, sosyal ve ekonomik faaliyetlere katılması ile, uzun süre emzirme pratik olarak da mümkün olmamaktadır. Fakat kadının sosyoekonomik statüsünün düşük olduğu, az gelişmiş bölgelerdeki düşük gelir düzeyine sahip ailelere, temiz ve ucuz bir besin olduğu için anne sütünün ek gıdalarla birlikte uzun süre verilmesi önerilebilir. 

  • Dövme (tatuaj) silme

    DÖVME (TATUAJ) milattan önce 6000 yıllarına kadar uzanan eski bir geçmişe sahip deri altına boya maddesinin çeşitli tekniklerle injeksiyonudur. Kurşun kalem batması ile grafitin, şarapnel, kurşun, havai fişek ya da patlayıcı maddeler ile travmatik dövmeler oluşur. Medikal işlemler sırasında boyalı parçacıkların deriye yerleşmesi sonucu iyatrojenik dövmeler gelişir. Dövme silinmesinde en önemli ayırım amatör veya profesyonel olmasıdır. Profesyonel dövmede boya (mürekkep) derinin alt tabakasının (dermis) derinliklerine işler, mürekkep bileşenleri de farklıdır. Boya parçacıkların boyutları 10-100nanometre arasındadır. Bu nedenlerle profesyonel dövmelerin çıkarılması daha da zordur. Ayrıca dövmenin yerleşim yeri de çok önemlidir. Dövme yeri kalbe ne kadar yakınsa, o kadar kolay silinme eğilimindedir. Dövmede kullanılan boya maddesi ve rengi de silinmeyi etkileyen nedenlerdendir.

    Q ANAHTARLI LAZERLER DÖVME SİLMEDE KULLANILAN ETKİLİ CİHAZLARDIR.

    ETKİ MEKANIZMASI: Nanosaniye atım süresinde çok yüksek enerji boya partiküllerini fotoakustik etki ile parçalar ve ufalar. Bu esnada lokal ısı 300 dereceye ulaşır. Oluşan bu minik boya partikülleri hücreler tarafından alınır (ki buna fagositoz adı verilir), lenfatik drenaj ve eksfoliyasyon (deri üzerinden dışarı) ile vücut tarafından atılır.

    Q ANAHTARLI LAZER UYGULAMASI HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER:

    • İşlem hafif ağrılıdır ancak çoğunlukla anestezi gerekli değildir. Genellikle hissedilen dövme yapılırken hissedilenle aynıdır.
    • Dövme bölgesinin dezenfeksiyonu ve kıl traşı gereklidir.
    • İşlem sonrası hekimin uygun gördüğü bir krem kullanmak uygundur. Böylece tekrar boya partiküllerinin fagositozu engellenir, parçalanmış boya partiküllerinin lenf sistemi ile atılımı sağlanır.
    • En az 3 ay güneşten korunmak gereklidir.
    • Tekrar seansları gereklidir. Her hastaya, dövme tipine göre seans sayısı değişmektedir.
    • Seanslar arası 4-8 haftadır.
    • İşlemden sonra 24-48 saat su değmemesi önerilir.
    • İşlem sonrası oluşan kabukların kendiliğinden dökülmesine izin verilmelidir.

  • AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

    AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

    Birçok ailenin sorunu olan ,yeterince veya istedikleri kadar ve sağlıklı çocuk

    sahibi olabilme yolları konusunda temel bilgi olarak önce şunları bilmemiz

    gerekir ;İdeal bir doğum kontrol yöntemi ; gebeliği kesin önlemeli,sağlığa zarar

    vermemeli,kolay uygulanabilir olmalı ve ucuz olmalıdır.

    Aile planlaması,istenildiği zaman istenildiği kadar çocuk sahibi

    olunabilmesidir.Her ailenin istediği kadar çocuk sahibi olması hakkı vardır,ancak

    bu istek anne ve çocuk sağlığına zarar vermemelidir.

    Amaç ,anne ve çocuk sağlığının korunması ve istenildiği kadar çocuk sahibi

    olmaktır.Çünki 2 yıldan önce olan gebeliklerde,anne sağlığı ciddi hasar

    görmekte,gebelik riskleri de artmaktadır.Hatta sık aralıklarla olan

    gebeliklerde,anne karnında bebek gelişimi etkilenmekte,sakatlık oranı artmakta ve

    anne ve bebek ölüm riski artmaktadır.Bütün bunları düşündüğümüzde aile

    planlamasının önemi anlaşılmaktadır.

    Aile planlamasının amaçlarını şu başlıklar altında toplayabiliriz ;

    Anne sağlığını korumak ve anne ölümlerini önlemek,

    Sağlıklı bebeklerin doğmasını sağlamak,

    İstenmiyen gebelikleri önlemek,

    Riskli gebeliklerin oluşmasını önlemek,

    Çocuk sahibi olmak isteyen ailelere tıbbi yardım sağlamak,

    Bireyleri ve aileleri bu konularda eğitmek.

    Ülkemizde bu hizmetler, Sağlık Bakanlığına bağlı ,ana-çocuk sağlığı merkezleri

    ,aile planlaması merkezleri ,özel ve devlet hastanelerinin ilgili birimlerince ve

    muayenehanelerce yapılmaktadır.Devlet’e ait birimlerde doğum kontrol hapları ve

    kondom ücretsiz verilmekte ,spiral ise ücretsiz veya çok düşük bir ücret karşılığı

    takılmaktadır.

    AİLE PLANLAMASI YÖNTEMLERİ

    PREZERVATİF-KONDOM- KILIF:

    Kondom,ilişki öncesi erkeğin sertleşmiş penisine takılan esnek bir kılıftır.Bu kılıf

    spermlerin vajene dökülerek ,rahmin içerisine girmesini ve dolayısıyla yumurta

    hücresini döllemesini önlemiş olur.Ayrıca AİDS ,sifiliz ve bel soğukluğu gibi

    hastalıklardan korunmak için de kullanılır.Cinsel ilişki öncesi doğru bir şekilde ve

    her seferinde yeni bir tane kullanılması halinde koruyuculuğu %95 ler

    düzeyindedir.Uç kısmında meninin birikmesi için bir boşluk bırakılmalı ve her

    ilişkiden sonra delik olup olmadığı kontrol edilmelidir.Eğer delik olduğundan

    şüphe edilirse ,hemen bir doktora başvurulmalıdır.

    DİAFRAM :

    Rahim ağzına geçirilen kenarları daha sert kauçuk bir maddedir.Rahim ağzını

    kapatarak,spermlerin rahim içerisine geçişini engellerler ve sperm öldürücü

    maddelerle birlikte kullanıldığında koruyuculuğu artmaktadır.Diafram tarafından

    fiziksel olarak tam olarak engellenemeyen spermler spermisit jellerle işe yaramaz

    hale getirilir.İlişkiden önce kadın tarafından rahim ağzına yerleştirilir ve ilişkiden

    sonra en az 6 saat yerinde kalması sağlanır.Sağlığa bir zararları yoktur.Ancak

    günümüzde fazla kullanılmamaktadır.

    SPERMİSİTLER :

    Köpük ,tablet veya jel şeklinde bulunan spermisitler vajen içerisinde bulunan

    spermlerin yok edilmesini sağlarlar.Koruyuculukları düşüktür.

    SPİRALLER :

    Yumurtanın rahim içerisine gelişini ,spermin yumurtanın yanına gidişini ,eğer

    yumurta döllenirse bile ,rahim içinin özelliklerini bozarak,rahim içine yerleşmesini

    engelleyen araçlardır.Çıkarıldıklarında doğurganlık geri döner ve sağlığa zararları

    yoktur.Yıllık kontrolleri yapılmak kaydıyla koruyuculukları %98 civarındadır.

    DOĞUM KONTROL HAPLARI-İĞNELER :

    Kombine oral kontraseptif ilaçlar ; içerisinde barındırdıkları östrojen hormonu

    sayesinde,yumurtlamayı ,döllenmiş yumurtanın olgunlaşmasını ve rahime

    yerleşmesini engeller ,progesteron hormonu ise spermlerin rahim ağzından geçişini

    engeller.Yeni evlenecek çiftler,hemen çocuk düşünmüyorlarsa,evlenmeden 1 ay

    önce hapı kullanmaya başlamalıdırlar.

    İğneler ; ayda veya 3 ayda bir kullanılır.İçerisinde bulunan progestin hormonu

    sayesinde,spermlerin rahim ağzından geçişini,yumurtlamayı ve döllenmiş

    yumurtanın rahime yerleşmesini engeller.

    Ertesi gün hapı ; bir doğum kontrol yöntemi değildir.Son 72 saat içerisinde

    korunmasız cinsel ilişkiye girilmişse,bu haplardan kullanılabilir.Bu haplar ,rahim

    iç zarının özelliğini bozarak döllenmiş yumurtanın rahim içerisine yerleşimini

    engeller.12 saat içinde doz tekrarlanır ,eğer adet gecikmesi olursa gebelik

    araştırılır.

    KADINDA TÜPLERİN(YUMURTA KANALLARININ)BAĞLANMASI :

    Tüp ligasyonu olarak ta adlandırılan işlem yumurtanın geçtiği kanalların

    bağlanması veya kapatılmasıdır.Yumurta ve spermin buluşması

    önlenerek,döllenme kesinlikle sağlanamamış olur.Geri dönüşü yoktur,adet

    düzenini etkilemez ve küçük bir operasyon gerektirmektedir.

    ERKEKTE SPERM KANALLARININ BAĞLANMASI :

    Vazektomi olarak ta adlandırılan müdahele spermin geçtiği kanalların kesilmesi ya

    da bağlanmasıdır.Geri dönüşü yoktur.Erkeklik gücünde bir azalma veya değişme

    yaratmaz.