Yazar: C8H

  • Altını ıslatma

    Gece altını ıslatma nedir? Sıklığı ne kadardır?
    Çocukların çoğu 2–4 yaş arasında idrarlarını hem gece hem de gündüz tutmayı becerirler. Çoğu zaman mesane gelişimindeki gecikmenin bir sonucudur, bu nedenle de yaşla sıklığı azalır. Üç yaşındaki çocukların %40'ı altını ıslattığı halde bu oran 5 yaşında %20'ye, 6 yaşında %10'a düşmektedir. Erkek çocuklar kızlara göre daha sık altını ıslatma sorunu yaşamaktadır.
    Gece altını ıslatmanın kaç tipi vardır, nedenleri nelerdir?
    Gece altını ıslatmanın iki tipi vardır. Doğumundan itibaren hiç kuru kalmamışsa primer (birincil) tip, en az 6 ay kuru kaldıktan sonra altını ıslatmaya yeniden başlamışsa sekonder (ikincil) tip altını ıslatmadan söz edilir. Altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğu birincil altını ıslatma grubunda yer alır. Bazen altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı duyma gibi bulgular eşlik edebilir. Gece altını ıslatma, nedenlerine göre fizyolojik ve organik olmak üzere iki gruba ayrılarak incelenmektedir. Gece altını ıslatan çocukların büyük bir grubu (%90-95'i) fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanmaktadır. Bu çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir. Önemlisi altını ıslatmanın büyük oranda genetik yatkınlığa dayanmasıdır. Anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta % 45, ikisinde birden varsa %77 oranında altını ıslatma sorunu yaşanmaktadır. Aile öyküsü olan olgular iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir seyir göstermektedirler.
    Hangi hastalıklara eşlik eder?
    Altını ıslatan çocukların %2-3'ünden şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi sorunlar saptanmaktadır. Olguların %5-10'unda ise altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma ihtiyacı gibi yakınmalar eşlik etmektedir. Bunlar “polisemptomatik altını ıslatma” olarak tanımlanmaktadır. Bu çocuklarda idrar yolu enfeksiyonu, idrarda bakteri olması, kabızlık ve bazen besin alerjisi saptanmaktadır. Ayrıca son yıllarda halk arasında “geniz eti” olarak bilinen adenoid vegatasyonlu çocuklarda yüksek oranda altını ıslatma görüldüğü ve ameliyat sonrası yakınmalarının geçtiği üzerinde durulmaktadır.
    Psikolojik sorunlar
    Genel olarak psikolojik olaylar daha önce söz edilen primer altını ıslatma sorununa yol açmazlar. Bu nedenle de altını ıslatan çocukların büyük çoğunluğunda bir ruhsal sorun aramaya gerek yoktur. Ayrıca kötü çocukların altını ıslattığı gibi ön yargıların geçersiz olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Bir ruhsal sorundan sonra altını ıslatma yaşanıyorsa bu genellikle fizyolojik altını ıslatmanın yeniden ortaya çıkmasıdır. Davranışsal gerilemesi olan çocuklarda gece altını ıslatma yanında okul başarısızlığı, korku gibi ek bulgular vardır ve bunların mutlaka çocuk psikiyatristleri tarafından görülmesi gereklidir.
    Nasıl yaklaşılmalı?
    Hemen ve önemle belirtmeliyiz ki altını ıslatmanın kendisinden çok, bu çocuklara ailelerin ve toplumun yanlış tutumları zarar vermektedir. Bunların içinde en tehlikelisi “Altına yapan kızını sobaya oturttu” gibi haber başlıklarına konu olan cinsel bölgelere yönelik cezalandırma girişimleridir. Bu tür tutumlar, çocuklar üzerinde etkisi ömür boyu sürecek izler bırakmaktadır. Altını ıslatan çocukların fizyolojik bir gelişme gecikmesi yaşadığı (bir tür diş çıkarmanın, konuşmanın gecikmesi gibi) ve ailenin temel görevinin çocuğun benlik saygısı zedelenmeden bu sorunu atlatmasını sağlamak olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle altını ıslatan çocukların en geç 6 yaşında konuyla ilgilenen bir çocuk hekimi tarafından değerlendirilmesi ve gerekli incelemeler yapıldıktan sonra bir tedavi planı yapılması gereklidir.
    Altını ıslatan çocuklarda ne gibi tetkikler yapılmalı?
    Altını ıslatma yakınması ile hekime getirilen çocuklar daha önce söz edilen organik faktörlerin varlığı bakımından incelenmelidir. Bunun için gündüz altına kaçırma, zor idrar yapma, kabızlık, zor ve acil idrar yapma, çok idrar yapma, kafa travması geçirme, idrarla birlikte kaka kaçırma, horlama ve gece ağızdan nefes alma gibi yakınmaların olup olmadığı soruşturulmalıdır. Elde edilen bilgiler ve genel muayene sonuçlarına göre idrar incelemesinden, mesane filmlerine uzanan bir dizi tetkik yapılmalıdır. Altını ıslatan çocukların %97'sinde fiziksel bir neden yoktur. Bu nedenle ayrıntılı bir öykü çoğu zaman fizyolojik altını ıslatmanın olup olmadığı konusunda bilgi verir. Bu noktada altını ıslatan çocukta ” küçük mesane” ya da uykudan uyanamama sorunu mu olduğunun aydınlatılması önemlidir.
    Tedavide kullanılan yöntemler
    Altını ıslatan çocuklara genel olarak 7–8 yaşına geldiğinde tedavi için girişimlerde bulunulması önerilmektedir. Bu girişimlerin başında çocuğun kendisinin ya da ailesinin gece uyanmasına dönük programlar gelmektedir. Ailenin çocuğu gece uyandırıp tuvalete gitmesini sağlayan program uygulanır. Bu program %90 oranında başarı sağlamıştır.
    Tedavide alarm kullanımı ve ilaç tedavisi
    Alarm cihazları çocuk idrar kaçırmaya başlar başlamaz hareket geçen ve böylece çocuğun uyanıp, mesanesini kontrol etmesi konusunda yardımcı olan araçlardır. Bu tedavi ile çocuklarda %70–84 oranında iyileşme sağlanmaktadır. Altını ıslatma tedavisinde uzun yıllardır çeşitli ilaçlar kullanılmıştır .%90'a varan oranda yineleme riski bulunmaktadır.
    Alt ıslatma çocukluk çağında sık görülen bir sorundur ve ailelerin yanlış tutumlarının sürdüğü bir konudur. Öncelikle altını ıslatan çocukların konuyla ilgilenen çocuk hekimleri tarafından değerlendirilmesi ve ailenin katılımı ile uzun dönemli bir tedavi yaklaşımının denenmesi gereklidir.

  • Sünnet (circumcision)-sünnetin sebep olabileceği zararlar

    Sünnetin tarihi MÖ 6000'li yıllara kadar uzanır. Tarih boyunca mısırlılar, yahudiler, babilliler in sünnetli oldukları görülmüştür. Eski mısır piramitlerinde bulanan bazı mumyaların sünnetli oldukları görülmüştür. Bugün sünnet hem dini inanış hem de artık batı ülkelerinde de olduğu gibi tıbbî yararından dolayı yapılmaktadır .
    Sünnetin Faydaları
    ·Sünnet derisi iltihabî hastalıkları, sünnet derisi darlığı, parafimozis taş teşekkülü sünnetten sonra görülmez.
    ·Sünnet derisi altında idrar toplanması ve sonuçta iltihaba dönüşüp böbreklere zarar vermesi durumu sünnetten sonra görülmez.
    ·Sünnetsiz olanlarda penis kanserleri görülebilir. Sünnetten sonra görülmez.
    ·Sünnetsiz erkeklerin eşlerinde rahim ağzı kanserlerine daha sık rastlanır.
    ·Sünnetsizlerde cinsel yolla bulaşan hastalıklar daha sık görülür.
    Sünnet kaç yaşında yapmalı?
    Klasik görüş sünnetin erken yaşlarda yapılmasıdır. Yahudiler erkek çocuğun doğumundan itibaren 20 gün içerisinde dini tören ile yapmaktadırlar. Sünnetin 20 gün içerisinde yapılmasının faydaları şunlardır:
    ·Pipide damarlanma çok olmadığı için sünnet sırasında kanama pek olmaz.
    ·Çocuklarda yara iyileşmesi çabuk olduğu için sünnet yarası çabuk iyileşir.
    ·Sünnet derisi darlıklarında acil sünnet gerektirecek durum önlenmiş olur
    ·Yeni doğanda kişilik gelişmediği için sünnet sonrası psikolojik olumsuz etki önlenmiş olur
    Çocuğun 1–6 yaş arası özellikle 4–5 yaş arası psikososyal gelişme devreleridir. Bu yaşlarda çocukta pipisini kaybetme korkusu vardır. Anneye de bağlılık son derece kuvvetlidir. Bu yaşta yapılacak bir sünnet psikolojik olumsuz etkilere neden olur. Bu nedenle çocukların bu yaşlarda da sünnet edilmemeleri önerilmektedir. Zira bu yaşlarda sünnet olan çocuklar sosyolojik açıdan töre ve törenlerden ayrı kaldığı için ileriki yaşlarda bir eziklik içerisine girebilir. 7 yaşından sonra bu psikoz-sosyal devre bir durgunluğa girer ve ergenlik çağına kadar devam eder. Bu yaşlarda yapılacak sünnet, çocuğun psikoz-sosyal açıdan gelişmesini sağlayacaktır. Toplumun bir üyesi olduğunu fark edecek. Neden sünnet olduğunu anlayacaktır. Bu nedenlerle sünnetin ya ilk 20 günde veya 7 yaşından sonra yapılması en uygundur.
    Sünneti kim yapmalı?
    Sağlıklı bir sünneti uzman doktorun yapması gerekmektedir. Böylece birçok sünnet hatasının önüne geçmiş olunur. Sünnetin bir uzman doktorun yapmasındaki faydalar şunlardır:
    Çocukta kan durmaması gibi bir hastalık varsa (hemofili) bu hastalıktaki yan etkiler verilecek ilaçlar ile önlenir.
    Uzman doktor tarafından yapılmışsa hatalı sünnet olasılığı azalır. Cerrahi aletler çok iyi arınık edildiği için çocuğun hepatit b, hepatit c kapma olasılığı azalır.
    Sünnet derisinin gereği kadar alındığı için penisin ileri yaşlarda büyümesi ve gelişimi normal olur.
    Sünnet ağrı giderici ilaçlar altında yapıldığı için çocuk ağrı duymaz.
    Sünnet yarası dikildiği için yara iyileşmesi daha çabuk olur.
    Köy sünnetçilerinin yapacağı sünnette çocuk ağrı duyacağı için çok huzursuz ve hırçın olur ve zapt edilmesi daha zordur. Bu nedenle çocuğun psikolojisi bozulur.
    Sünnet nasıl yapılmalı?
    Yıllar boyunca sünnet çeşitli şekillerde yapılmıştır. Yahudiler ortası yarık madeni bir levha (Barzel) kullanırken Osmanlı devrinde her doktorun kendi ismi ile anılan kıskaçları kullanmayı tercih etmişlerdir.
    Sünnet hataları
    Sünneti ehli olmayanlar yapınca sünnet hatalarının ortaya çıkması kaçınılmazdır. Acele ile yapılan hijyene dikkat edilmeyen sünnetlerde yan etkiler ve hatalar çoktur. Hatalı sünnetler peniste kalıcı hasarlara ve cinsel fonksiyon bozukluklarına neden olurlar.
    ·Uygun olmayan sterilizasyon şartlarında hepatit ( sarılık ) ve birçok mikrobik hastalık bulaşabilir. Bu hastalıklar ölümle dahi sonuçlanabilecek ciddi hastalıklardır. Ülkemizde hepatit b sıklığı yaklaşık % 10 dur. Çok iyi arınık edilmemiş cerrahi aletlerle yapılacak sünnette çocuğun hepatit b, hepatit c ile hastalık kapma olasılığı % 10 dur. Bu nedenle cerrahi aletlerin çok iyi arınık edildiği, güvenilir bir kişiye sünnet yaptırılması gerekir.
    ·Sünnetlilerde penis başı hassasiyeti olmayanlara göre daha azdır.
    ·Sünnet derisinin gereğinden çok alınması penisin ileri yaşlarda büyümesi ve normal gelişimine olumsuz etki edebilir.
    ·Glans penis ile shaft penis arasında oluşabilen cilt köprüleri: ereksiyon esnasında ağrıya ve şekil bozukluğuna yol açar. Cerrahi olarak tedavi edilmelidir.
    ·Kist: düzgün dikiş atılmamasına bağlı oluşurlar. Enfekte olabilirler ve cerrahi olarak düzeltilmelidirler.
    ·Fistul: idrar kanalı ile cilt arasında oluşan bir kanaldır. Cerrahi olarak düzeltilebilir.
    ·Meatit: % 30 sıklıkla görülür. Bezin az değiştirilmesine bağlı, amonyak irritasyonu sonucu oluşur. Meatus ülseri ve darlığına yol açabilir.
    ·Tam veya tama yakın penis kaybı
    ·His kusurları
    ·Sünnet derisinin az kesilmesi: çok sık görülür. Mahsuru yoktur. Gerekirse 2 cif bir işlem ile fazlalık kesilir.
    ·Penis başının kesilmesi: dikkatsizlik sonrası oluşur. Tamiri çok güçtür. Tam kesiklerde protezden başka çare yoktur.
    ·Penis başı altındaki derinin fazla kesilmesi ile buradaki dış idrar yolunun da beraber kesilmesi. Çocuk idrarını penis başı alt yüzünden yapmaya başlar.
    ·Kanama: sık görülür. Tedavide sünnet yarası açılır kanayan damarlar tutulur.
    ·Penis kangreni: sık olmamakla beraber penisin sıkı bağlanması sonucu oluşur.
    ·İdrar dış deliği penisin alt kısmında olduğu durumlarda (hypospadias = yarım sünnetli doğma) sünnet yapmamalıdır. Çünkü bu çocuklara bir ameliyat gerekmektedir. Bu ameliyat ile idrar dış deliği penisin uç kısmına alınır. İşte ameliyat esnasında sünnet derisi kullanılacağı için bu çocuklar sünnet edilmezler. Bunu bilmeyen sünnetçi yanlışlıkla sünnet ederse çocuğun ameliyat başarı şansını kaybettirir.
    ·Temizliğe ve hijyene dikkat edilmezse iltihaplanma meydana geliri. Cerahat toplar bu da çocukta ateşin yükselmesine sebebe olur. Titreme, bulantı ve kusmalar meydana gelir.
    ·Penis başı aşırı duyarlığı: sünnetten sonra 3 ay kadar sünnet başında aşırı duyarlılık oluşabilirse de bu zaman içerisinde kaybolur.
    ·Sünnet sonrası sıkı bandaja bağlı olarak idrar yapamama durumu olabilir.
    Kimlere sünnet yapılmaz?
    ·Premature ınfantlar
    ·Kanama diatezleri
    ·Penis anomalileri. Sünnet derisi tamirde kullanılmaktadır.
    ·Hypospadias
    ·Epispadias
    ·Megalourethra
    ·Chordee
    ·Webbed penis
    Bugün dünyada tartışmasız en çok yapılan cerrahi operasyondur ve dünya üzerindeki erkeklerin yaklaşık %20'si sünnetlidir. Toplumumuzda ise bu oran % 100'dür. Sünnetin tarihine de bakıldığında 15.000 yıl öncesine kadar sünnet yapıldığına dair veriler vardır. Sünnetin farklı kültürlerce ve birbirinden bağımsız olarak uygulandığı da bilinmektedir. Kristof Kolomb yenidünyayı keşfettiğinde birçok yerlinin sünnetli olduğunu görmüştür. M.Ö. 2300 yıllarına ait mısır mumyalarının sünnetli olduğu ve duvar resimlerinde sünnetin bir gelenek olarak uygulandığını gösteren bulgular da vardır. Tarihte ve günümüzde de en çok yapılan bu cerrahi işlemin gerekliliği, kim tarafından ne zaman ve nasıl yapılması gerektiği konusundaki tartışma belki de tıp literatürünün en ilgi çekici tartışmalarından biridir. Bu tartışmayı yönlendiren çok sayıda faktör bulunmaktadır. Dini inanış ve gelenekler, insan hakları, mali konular ve sünnetle ilgili bilimsel verilerin hepsi bu tartışmanın boyutlarını oluşturur. Herhalde başka hiçbir cerrahi işlemle ilgili tartışma bilimsel konular dışındaki konulardan bu kadar etkilenmiştir. Bu kadar yaygın bir dinsel eylemin altında sağlıklı bir amaç olması gerektiğini düşünen insanlar son yüzyılın başından itibaren etnik nedenleri bir yana bırakarak çeşitli sağlık sorunlarının çözümünde de sünnetin yeri olabileceği inancıyla çok sayıda araştırma ve yayın yapmışlardır. Geçmiş yıllarda çok sayıda hastalığın (kısırlık, epilepsi, astım, enüresis, herni, alkolizm, aşırı mastürbasyon gibi) sünnetle çözümlenebileceği ileri sürülmüştür. Her ne kadar daha sonraki çalışmalar daha rasyonel planlanmış olsa bile önemli bir kısmında objektivite eksikliği dikkat çekicidir. Bununla birlikte önemli çalışmalarla sünnetin getirdiği sağlıkla ilgili bazı ciddi yararlar da tanımlanmıştır. Sünnet için dinsel gerekçelerin önemsiz olduğu (Yahudiler dışında) amerikan toplumunda sünnet 1960'lı yıllarda sağlıklı bir işlem olarak tanıtılıp önerilirken, zaman içinde hem toplumda önemini yitirmiş hem de bilimsel kuruluşlarca daha az önerilir olmuştur. Bununla birlikte, bir çocuğu sünnet etmeyi, onun rızası olmadan bir vücut parçasını almak olduğunu düşünerek, bunun insan haklarına aykırı olduğunu iddia eden toplum kuruluşları da türemiştir. Sünnet için bir diğer gerekçe bu işlemin estetik bir işlem olarak görülmesidir. Sünnet ile alansın ortaya çıkması sonucu penisin daha estetik bir görünüm alıp almadığına yönelik bir tartışma da aslında kültürlere, kişilere ve beğenilere göre değişeceği için anlamlı değildir. Penisli sünnetin estetik olarak daha tercih edilir olması o toplumdaki geleneklere ve değer yargılarına göre değişiklik gösterebilir sünnet ile cinsel hazzın artabileceği fikrine destek olabilecek herhangi bir bilimsel veri yoktur. Üçüncü nokta ise sünnetin getirdiği yararlardır. Bunların bir kısmı, çocuk erişkin yaşa geldiğinde önemli hale gelir. Bunlar birçok çalışmayla gösterilmiş verilere dayanmaktadır. Sünnetlilerde prepisyumun ortadan kalkması ile cinsel yolla geçen hastalıkların bulaşma riski belirgin olarak azalmaktadır sünnetin sağladığı anatomik yapının lokal hijyeni kolaylaştırması bunu mümkün hale getirmektedir. Bununla birlikte cinsel yolla bulaşan virüslerle ilgisi nedeniyle sünnetli erkeklerin eşlerinde de servis kanseri gelişme oranlarının belirgin olarak düşük olduğu gösterilmiştir. Penis kanseri gelişme riski de azalmakta hemen sıfıra inmektedir. Toplumumuzda ve diğer ülkelerin epidemiyolojik çalışmalarında 400.000 erkek bebekte idrar yolu enfeksiyonu %7 iken sünnet olan bebeklerde ise bu oran % 0.7olarak bulunmuştur. Yani yeni doğan dönemde sünnet yapılması idrar yolu enfeksiyon gelişme riskini 10 kat azaltmaktadır. Sünnet çocukluk yaşta gelişebilecek prepisyuma ait fimozis(sünnet derisinin ucunda darlık), parafimozis (penis başının sünnet derisi ile boğulması) ve balanitis (sünnet derisi iltihaplanması) gibi olaylarında oluşumunu tamamen ortadan kaldırmaktadır. Yeni doğan sünnetinin gerekliliği uzun zamandan beri tartışılmaktadır 3–6 yaş arasında çocuğun ve sünnetin yaratacağı sekonder psikolojik sorunların yaratılmaması ve nazal dönemde karşılaşılabilinecek sorunların ortadan kaldırılması nedeniyle daha yararlı olabileceği ileri sürülmektedir. Halen amerikana %60 oranında yeni doğan sünneti yapılmaktadır. Ne kadar basit görünürse görünsün hiçbir cerrahi işlem basit değildir ve zaman çok komplike hale gelebilir. Küçümsenmeden ve temel cerrahi ilkeden ödün vermeden yapılmalıdır. Dolayısıyla en ideal olanı sünnetin deneyimli cerrahlar tarafından yapılmasıdır. Ancak bu uygulamayı pratiğe taşımak mümkün değildir. Bu durumda bu konuda eğitim almış, cerrahi ilkeler konusunda deneyimli, yardımcı sağlık personeli tarafından da sünnet yapılır hale gelmiştir. Bu kişilerin bu konuda eğitim ve deneyimleri olduğu sürece sorun yoktur ancak bu kişilerin kesinlikle eğitimleri onaylanmalı ve denetlenmelidir. Ülkemiz için önemli sorunlardan biri de toplu sünnetlerdir. Toplu sünnet uygulamalarında cerrahi ilkelerden ve asepsiden ödün verilmekte, önemli komplikasyonlara neden olunabilmektedir.
    ANNE BABALARIN BİLMESİ GEREKENLER: CIRP sitesinden alınan, soru-cevap şeklindeki bilgiler (CIRP: http://www.cirp.org)
    SÜNNET HAKKINDA BİR GÖRÜŞ : Amerikan “Anne” dergisinde çıkan, ve konunun geniş şekilde tartışıldığı bir makale (Mothers Against Circumcision: http://www.mothersagainstcirc.org)
    BİR PARÇACIK DENİLEN 104 SANTİMETREKARE: Sünnetle alınan üstderi neleri içerir? (NOHARMM: http://www.noharmm.org)
    SÜNNETLE NE KAYBEDİLİR(CIRP)
    İSTATİSTİKLER, KOMPLİKASYON ORANLARI: Sünnet ve yol açtığı yaralanma-ölümlerle ilgili tahmini rakamlar (NOHARMM)
    KADIN SÜNNETİ NASIL ÖNEMSİZMİŞ GİBİ GÖSTERİLİR: Kadın sünneti için söylenenlerle, erkek sünneti için söylenenler, şaşılacak derecede birbirine benzerdir. (NOHARMM)
    İSLAM VE SÜNNET: “Sünnet”, Kuran ve Hadislerde yer almadığına göre, kaynağı nedir?
    SÜNNETİN DÜNYA ÇAPINDAKİ DAĞILIMI: (NOHARMM)
    AHLAKİ YÖNÜ : sünnet, artan bir oranda tıp uzmanları tarafından yapılmaktadır. Bu sayfada, uygulamanın tıp uzmanları ve anababalar açısından ahlaki yönü tartışılıyor. (CIRP)
    SÜNNET VE SÖZDE TIBBİ YARARLARI : (CIRP)
    SÜNNET VE CİNSEL YOLLA BULAŞAN HASTALIKLAR
    SÜNNET VE BALANİTİS
    SÜNNET VE RAHİM – PENİS KANSERLERİ
    SÜNNET VE İDRAR YOLLARI ENFEKSİYONU
    Çocuk haklarI için Hemşİreler AçIklamasI
    sÜNNETE kARŞI dOKTORLAR birliği açIKLAMASI : ABD'de, sünnete karşı çıkan doktorların açıklamaları
    ABD'de Sünnetin Tarihi: Sünnet için günümüzde tıbbi gerekçeler sunulmaktadır. Bu yazıya göre, daha 30 yıl öncesine kadar bile, ABD'de sünnetin gerekçesi mastürbasyonu önlemektir. Sebepler değişmemiş, ancak zamana uydurulmuştur. ( Stop Infant Circumcision: http://www.sicsociety.org)
    FATHERMAG DERGİSİNİN KONU HAKKINDAKİ MAKALESİ
    KADIN VE ERKEK SÜNNETİ ARASINDAKİ AYRIM EFSANESİ Sami Aldeeb kadın sünnetinin yasaklanıp erkek sünneti hakkında hiçbirşey yapılmamasının arkasındaki nedenleri anlatıyor
    KADIN VE ERKEK SÜNNETİ ARASINDA BİR KARŞILAŞTIRMA (http://www.boystoo.com)
    SÜNNET KONUSUNDA YAPILAN FEMİNİST BİR ÇALIŞMA: Mısırlı doktor Seham Abd El Selam, kadın sünnetinin yasaklandığı ülkesinde erkek sünnetine nasıl bakıldığını anlatıyor (NOHARMM)
    Dinimizde sünnet
    Yahudilikte sünnet
    Hıristiyanlıkta sünnet sünnet
    Kadın sünneti

  • İnmemiş testis- utangaç testis (retraktil testis)-

    Erkek bebekler doğmadan önce her iki testis bebeğin karın boşluğundadır. Bebek anne karnında gelişimine devam ederken testisler de torbaya inmeye başlarlar. Karın içi boşluğundan sonra kasık bölgesini geçerek doğuma yakın torbaya yerleşirler. Nadiren bu torbaya iniş doğumdan sonraki ilk 6 ay içinde de devam eder. Yeni doğan bir erkek çocuk doğduğunda testisler şayet torbada değilse, bu duruma gerçek inmemiş testis adı verilir. Çoğu zaman tek tarafta, bazen de çift tarafta birden olur. Gerçek inmemiş testiste önemli özellik, bir ya da iki testisin hiçbir zaman torbada olmamasıdır.
    Utangaç testis (Retraktil testis)
    Utangaç testis durumunda testisler zaman zaman torbada görülürler. Ancak özellikle soğuğun etkisiyle veya çocuğun alt taraflarının ellenmesi gibi durumlarda yukarıya, kasıklara doğru kaçarak ortadan kaybolurlar. Tıp dilinde “ retraktil testis “ denilen utangaç testisler sıcak ortamlarda, örneğin çocuğun ateşinin çıktığı durumlarda veya banyo küvetinde sıcak suyun içinde otururlarken veya çocuk uyurken bakıldıklarında çoğunlukla torbada görülürler. Utangaç testis bir hastalık sayılmaz, çocuğun ilerideki hayatında bir soruna yol açmaz. Herhangi bir tedavi ( ilaç veya ameliyat ) gerektirmez. Ancak 6 aylık aralarla çocuk cerrahisi uzmanı tarafından kontrolü gerekir. Gerçek inmemiş testisten tamamen farklı masum bir olaydır.
    Gerçek inmemiş testis kendiliğinden düzelir mi?
    İstatistiklere göre inmemiş testis erken doğan bebeklerde normal zamanında görülen bebeklere oranla 3 kat daha sık görülür. 6 ayın sonuna kadar inmemiş testislerin bir kısmı daha iner. Ancak bundan sonra artık inmez. Erkek çocukların cinsel organlarına ait en sık rastlanan anormalliktir. Her 100 sağlıklı erkek bebekten birisinde kalıcı bir hastalık olarak bulunur. İlk 6 ay geçtikten sonra mutlaka bir an önce tedavi edilmelidir. Testis, anne karnındaki yolculuk hattı boyunca herhangi bir yerde takılabilir ve inmez.1.Kasık kanalında takılmış ve torbaya inmemiş olabilir.2. Karın içinde kalmış olabilir.
    Testis tamamen yok olabilir mi?
    Karın içinden torbaya olan yolculuğu esnasında bazen testis kendi etrafında dönerek bir tur atar ve besleyici damarları burularak tıkanır. Böylelikle testis çürür ve yok olur. Doğum sonrası ciddi hastalık tablosu ortaya çıkaran ve kendisini belli eden bu durum, doğum öncesi dönemde olduğunda hiçbir belirti vermez ve bebek, testisi olmadan doğar. Muayene ile her şey anlaşılır mı? Hastaların % 80 ‘ inde anlaşılır. Çünkü bu orandaki hastada testis, tecrübeli bir elin yaptığı dikkatli muayene sonrasında kasık kanalının bir yerinde ele gelir. Ancak hastaların beşte birinde testis ele gelmez. Böyle olduğunda iki ihtimal söz konusudur. Ya testis karın içindedir. Ya da yoktur. Gerek yansılanım gerekse diğer birçok pahalı ve zor tanı yöntemi burada bize yardımcı olmaz. En kesin tanı yöntemi “ laparoskopi “ ‘ dir. Yani bıçaksız ameliyat olarak da bilinen yöntemdir. Bu amaçla karın duvarında açılan delikten ince bir ışıklı mercek sokarak tüm karın içi görülür. Böylelikle testisin olup olmadığı kesin olarak saptanır ve karın içinde duruyorsa aynı yönteme devam edilerek torbaya indirilir. Böyle durumlarda bazen iki seanslı ameliyatlar tercih edilir. Şayet testis yoksa o zamanda kalıntısı bulunarak ileride ortaya çıkabilecek kanser tehlikesi nedeniyle çıkarılmalıdır.
    İnmemiş testis neden tedavi edilmelidir?
    İleride çocuk sahibi olmayı önler: Çok bilinen bir kısırlık sebebidir. Testisler ne kadar erken torbaya indirilirse bu risk o kadar azalır. Kanser gelişebilir: İnmemiş testisli hastaların testislerinde ileride kanser gelişme riski normal erkeklere oranla 15 katı kadar daha fazladır. Beraberinde kasık fıtığı da olabilir: Her zaman belirti vermese de inmemiş testisli hastaların % 65 kadarında ameliyatta fıtık da tespit edilir ve cerrahi tedavisi yapılır. Psikolojik ve estetik problem oluşturur. Dış etkenlere daha açıktır.
    Tedavi yaşı
    En ideali 6 aylık ile 1 yaş arasıdır. Ancak en geç 2 yaş bitimine kadar tedavi tamamlanmalıdır. Hangi nedenle olursa olsun inmemiş testis tedavisi 2 yaşın sonrasına bırakılmamalıdır. Şayet bilmeden 2 yaşın ötesine sarktıysa bir an önce tedavi yapılmalıdır. İnmemiş testisin olduğu tarafta fıtık da varsa o zaman hiç beklenmeden gerekirse 1 aylık bebekte de cerrahi tedavi uygulanmalıdır.Ehil ellerde ve çocuk cerrahisi uzmanlarınca yapılan ameliyatlardan sonra başarı oranı çok yüksektir. Ancak hormon tedavisi başarı şansı düşük, yan etki ihtimali büyük bir tedavi şeklidir. Ayrıntılı bilgi için doktorunuza başvurunuz.
    Hastanede yatılır mı? Ameliyat sonrası zor mudur?
    İnmemiş testis ameliyatı olan çocuklar aynı gün hastaneden taburcu edilir ve ameliyat sonrası ilk bir kaç saatten sonrasını evde geçirirler. Böylesi hem tıbbi açıdan hem de psikolojik açıdan çocuk ve ailesi için çok daha avantajlıdır. Ağrı kesici-ateş düşürücü özelliği olan ilaçlarla ameliyat sonrası rahatsızlıklar rahatça kontrol altına alınır. Çocuklar ne kadar küçükse ameliyat sonrası dönemleri o kadar rahat geçer. Daha küçük çocuklar daima daha çabuk iyileşirler. İki gün içinde tüm çocuklar ayağa kalkar ve oyuna başlarlar.3–4 gün sonra bir kez pansuman ve yara kontrolü için ameliyat eden çocuk cerrahisi uzmanına gidilir. Birkaç ay sonra geç kontrol yapılır. Ameliyattan 4 gün kadar sonra banyo yapılabilir ( İlk yara kontrolü sonrası ) Güreş, futbol, yüzme ve jimnastik gibi sporlar 20 gün için yasaklanır. Ameliyat sonrasında torbada ve kasıkta hafif şişlik ve morluklar olabilir. Bunlar birkaç gün ve hafta içinde kendiliğinden geçer. Operasyon bölgesinde aşırı şişlik, kızarıklık varsa; yaradan kan ve iltihap geliyorsa; ateş, bulantı, kusma gibi belirtiler varsa doktorunuza başvurmalısınız

  • Kasık fıtığı nedenleri ve tedavisi

    Kasık fıtığı veya hidrosel neden olur?
    Erkek bebekler annelerinin karnında iken, yumurtaları da kendi karınlarının içindedir. Testisler bebeğin karnından torbalarına hamileliğin son 2 ayında inerler(Bakınız testisin inişi). Bu yolculuk bir kanalın içinden olur. Karın içindeki testisler her iki kasıkta ayrı ayrı oluşan iki kanaldan torbalaya varırlar. Bu kanallar normalde doğumdan çnce kapanırlar. Böylece karın içi ile dışı arasında bağlantı kalmaz. Ancak bu kanallardan birisi veya ikisi birden kapanmazsa o zaman fıtıklaşma olur. Nispeten dar bir kanal açıklığı kaldıysa, karın içi sıvısı bu kanallardan kasığa ve torbaya akar ve burasını şişirir. Bu şişlik çocuk uyanık ve hareketli iken artar. Çocuk uyuyup sakin yatınca azalır veya kaybolur. Tıp dilinde bu hastalığın adı Hidroseldir. Halk arasında “ Su fıtığı “ olarak bilinir. Eğer açık kalan kanal genişse o zaman bu kanaldan dışarıya ağlama veya ıkınma gibi hareketlerle karın içinden bir barsak bölümü fırlar, kasık veya torba şişer ve çocuk rahatsızlık hisseder. İşte bu kasık fıtığıdır. Her 100 erkek çocuğundan yaklaşık 4,4 ünde kasık fıtığı gelişir. Erken doğan veya düşük doğum kilolu bebeklerde fıtığa çok daha sık rastlanır.
    Kızlarda da fıtık olur.
    Kızlarda da kasık kanalı vardır. Bu kanal açık kalabilir. Kız çocuklarında kasık fıtığına daha az rastlanır. Kızlarda dışarı fırlayan organ yumurtalıklardır.

  • Enürezis (uykuda işeme)

    ENÜREZİS
    Enürezis çocukluk çağının en önemli ve en sık görülen işeme bozukluğudur. Uyku sırasında mesanenin fonksiyonel kapasitesi dolduğunda ortaya çıkan kendini boşaltma ihtiyacı çocuk uyanır ve gece tuvalete işerse (nokturi), uyanamaz ve yatağına işerse (enürezis) olarak adlandırılır. Enürezis ve inkontinans deyimleri sıklıkla birbirinin yerine ve yanlış olarak kullanılmaktadır. Enürezis uygunsuz yer ve zamanda gerçekleşen fizyolojik(normal)bir işemedir. İnkontrinansta normal bir işeme yoktur, çocuk bilinçli olarak engellemeye çalıştığı halde idrar kaçırma önlenemez. Enürezisin farklı etiyolojik nedenlerle ortaya çıkabilen bir semptom olması, enürezisi farklı disiplinleri ilgilendiren bir sorun haline getirmiştir. Bu yakınma çocukların büyük bir çoğunluğunda komplikasyonsuzdur ve önemli bir sorun oluşturmaz. Benzer yakınmaları olan küçük bir grupta ise ciddi sorunlara neden olabilecek fonksiyonel üriner sistem hastalıkları vardır. Bir cerrah’ın değerlendirmesine ihtiyaç duyan bu az sayıdaki hastayı bu büyük grup içinden ayırmak son derece önemlidir. Enürezis ile ilgilenen her branş problemi kendi açısından değerlendirmekte ve tedaviyi yönlendirmektedir. İyileşemeyen hastalar da her seferinde farklı bir branşta(Çocuk sağlığı ve hastalıkları, çocuk cerrahisi, üroloji, psikiyatri) kendilerine çözüm aramaktadır. Enürezis mutlaka multidisipliner olarak ele alınıp tedavi edilmesi gereken bir sorundur. Bu makalede enürezise çocuk cerrahının bakış açısı ve klinik yaklaşımı tartışılacaktır.
    Enürezisin tanımı
    Enürezis idrar kontrolünün beklendiği yaştan sonra(4-5 yaş) gece ya da gündüz, yatağına yada giysilerine istemli ya da istemsiz olarak yenileyen (haftada en az 2 kez) idrar kaçırması olarak tanımlanır. Enürezis başlangıcı ve seyrine göre primer veya sekonder olabilir. Uykuda işeme bazı çocuklarda doğuştan beri arada hiç kuru kalma dönemi olmadan sürer gider, buna birincil tip(primer enürezis) denir; bazılarında ise bir süre(en az 6 ay) tuvalet eğitimi sağlanmış sonra herhangi bir yaşta birdenbire uykuda işeme başlamıştır. Buna da ikincil tip (sekonder enürezis) adı verilir. Enürezis nokturnal ve diurnal olabilir. Gece uykuda işeme durumuna (nokturnal enurezis) gündüz uyanıkken işeme (diurnal enürezis )olarak isimlendirilmektedir. Gece veya gündüz yalnızca uykuda işeyen çocuklarda bundan başka bir yakınma yoksa buna tek semptomlu uykuda işeme (monosemptomatik enürezis nokturna) denilmektedir. Nokturnal enürezis için yatak ıslatma veya uykuda altını ıslatma şeklindeki ifadeler suçlayıcı bir tanımlamlar olduğu için kullanılmamalı bunların yerine için uykuda işeme terimi tercih edilmelidir.
    Mesane kontrolünün kazanılması
    Yeni doğanda işeme, bir işeme refleksi şeklinde ve günde ortalama 20 kez gerçekleşmektedir. Bebek 6 aylık olduktan sonra işeme hacimleri artmaya, işeme sıklığı azalmaya başlar. Bu azalma işeme refleksinin istemsiz inhibisyonuna yada yaşla mesane hacmi büyürken idrar miktarının artmaması ile açıklanmaktadır. Mesane dolma duyusu 1-2 yaş arasında gelişir. Dört yaşında çocukların çoğu erişkinlerdeki işeme kontrolüne sahip olurlar.
    Epidemiyoloji
    Beş yaşındaki çocukların %15-20’sinin her zaman veya arada kuru uyanamadıkları bildirilmektedir. Yedi yaşındakilerin %5-10’u uykuda işerken, her yıl bunların %10-15 kadarı gece kontrolünü elde eder ve 15 yaşında %1-2 kadarı kuru uyanmayı başaramamış olarak kalır. Uykuda işeme yalnızca çocukluk hastalığı değildir. 18 yaşındaki erişkinlerin bile %1-2 si bu sorunu yaşamaktadır. Yetişkinlerin %1 lik bölümünde sorun sürekli bir hal alarak devam edebilir. Diurnal enürezis kızlarda daha sık görülürken, nokturnal enürezis ise erkeklerde daha sıktır.
    Etiyoloji
    Uykuda işemeden sorumlu veya etkisi olduğu düşünülen birçok faktör bildirilmiştir. Uykuda işemeyi bir hastalık değil bir semptom olarak algılamak daha doğru bir yaklaşımdır. Bu semptoma yol açan birden çok etiyolojik faktör saptanabilir. Çocuklarda uykuda işeme sadece psikojenik bir bozukluk değildir. Etiyolojide hem biyolojik etkenlerin hem de psikososyal etkenlerin rolü olduğu düşünülmektedir. Uykuda işeme tedavisinde düzeltilmesi gereken enürezis semptomu değildir. Bu klinik semptoma neden olan asıl sorunun tanınıp düzeltilmesi amaçlanmalıdır.
    Psikojenik faktörler
    Etiyolojide sık olarak suçlanan ve yanlış olarak en önemli neden olduğuna inanılan faktör emosyonel veya psikojenik bozukluklardır. Uykuda işeyen hastaların bir kısmında davranış bozuklukları ve uyumsuzluklar gözlenmektedir, ancak uykuda işemeye eşlik ettiği düşünülen spesifik bir psikopatoloji bildirilmemiştir. Psikopatoloji enürezise değil, enürezis davranış bozukluğu ve uyumsuzluğa yol açmaktadır. Yani psikolojik etki sebep değil sonuçtur. Tedavi edilen çocuklarda çoğu zaman olumlu bir psikolojik etki gözlenir. Uykuda işemeden kaynaklanan özsaygı ve güven eksikliğinin psikolojik hastalıklar için bir risk oluşturabileceği ve uygun bir tedavi ile bu tür psikolojik problemlerin önlenebileceği belirtilmektedir.
    Hastanın öyküsünde zorlu yaşam olayları, aile düzenindeki ani değişiklikler, ölümler, yeni bir kardeşin doğumu, ailede sürekli bir çatışma olması araştırılmalıdır.
    Genetik Faktörler
    Uykuda işeyen çocukların ailelerinde(anne ve babalarında) işeme öyküsüne sık rastlanmaktadır. Anne ve babanın her ikisinde işeme öyküsü varken çocuklarda görülme oranı %77,. sadece anne veya babadan birinde bu sorun varsa %44, hiçbirinde işeme öyküsü yoksa çocukların yanlızca %15 inde uykuda işeme görülmektedir. İkiz çalışmalarında , enürezisin monozigot ikizlerde erkeklerde %70, kızlarda %65 oranında, dizigot ikizlerde erkeklerde %31, kızlarda %44 birlikteliği gösterilmiştir. Enüreziste genetik geçiş olduğu bilinmekle birlikte, geçiş ve genotipik özellikler hakkında kesin bilgiler yoktur. Aile öyküsü bulunması çocukta uykuda işemenin kendiliğinden geçme veya tedaviye cevap verme/vermeme durumunu etkilememektedir. Ailede uykuda işeme öyküsü varsa çocuklardaki uykuda işeme önemsenmemekte ve başvuru yaşı gecikebilmektedir.
    Uyku bozuklukları
    Uykuda işeyen hastaların uyku paternleri hakkında pek çok çalışma vardır. Uykuda işeyen çocukların aileleri çocuklarının uykularının çok ağır olduğunu ve güçlükle uyandırılabildikleri belirtirler. Ancak tüm zor uyanan çocukların enüretik olmadığı da bir gerçektir. Uykuda işemenin uykunun derin safhalarında olduğu düşünülmüşse de yapılan ayrıntılı çalışmalarla uykunun her döneminde olabildiği gösterilmiştir.
    Gelişmede gecikme
    Uykuda işeyen çocuklarda hem motor, hem de dil gelişiminde gecikme vardır. Enüretik çocuklarda kronolojik yaşa göre kemik yaşında gecikme saptanmıştır. Uykuda işeyen hastalarda barsak kontrolü, yürüme ve konuşma gibi bazı gelişme parametrelerinin hatta pubertenin de geciktiği bildirilmiştir.
    Hormonal etkenler
    Uyluda işeme etiyolojisinde antidiüretik hormonun salınımının nokturnal eksikliğinin rolü olduğu düşünülmektedir. Erişkinler geceleri 2-3 kat daha az idrar üretirler ki bu antidiüretik hormon düzeylerinin geceleri artan salınımı ile ilişkilidir. Yenidoğanda tespit edilemeyen bu farklılık 3 yaş civarında gösterilebilmiştir. Uykuda işeyen çocuklarda bu değişimin tamamlanmadığı düşünülmektedir. Enüretik çocuklarda nokturnal antidiüretik hormon düzeylerinin belirgin olarak daha düşük olduğu ayrıca gece idrar ozmolaritesinin düşük ve miktarının daha fazla olduğu gösterilmiştir. Böylece gece uykusunda üretilen bu seyreltik ve fazla miktardaki idrarın mesane kapasitesini aştığı ve uykuda işemeye neden olduğu düşünülmektedir.
    İdrar yolu enfeksiyonu
    İdrar yolu enfeksiyonu tedavisinden sonra hastaların üçte birinde uykuda işeme yakınması kaybolmuştur. Enürezis diurna ve sekonder enürezisli hastalarda da idrar yolu enfeksiyonu sık görülmektedir.
    Üriner sistem patolojisi (mesane- üretra fonksiyon bozuklukları)
    Tek semptomlu uykuda işeme (monosemptomatik nokturnal enürezis) olgularında yapılan ürodinamik çalışmalar sonucunda bu çocuklarda önemli bir mesane-işeme fonksiyon bozukluğu olmadığı gösterilmiştir. Mesanenin inhibe edilemeyen kontraksiyonları (detrusor instabilitesi) uykuda işeyen çocukların önemli bir kısmında görülmektedir. Ancak mesane instabilitesi görülen enüretik hastaların çoğunda ayrıntılı bir anamnez alındığında enürezise eşlik eden gündüz işeme, gündüz sık idrara çıkma, sıkışma hissi(urge) gibi semptomların bulunduğu saptanabilecektir. Mesane kapasitesinin enüretik çocuklarda daha düşük olduğunu iddia eden çalışmalar olmasına rağmen, tek semptomlu uykuda işeme olgularında mesane kapasitesinin normal sınırlar içinde olduğu gösterilmiştir. Uyku sırasında detrusor kasının inhibe edilemeyen kontraksiyonları ve gevşeyememesi nedeniyle mesane kapasitesi normal gevşemiş mesaneninkinden daha küçük bulunmaktadır. Gerçekte enürezis bu çocuklarda primer bir sorun olmaktan çok genel bir mesane-işeme bozukluğunun(disfonksiyon) bir parçasıdır. Birçok üriner sistem hastalığında eşlik eden semptomlardan biri hatta çoğu zaman ilki enürezis olabilir. Tek semptomlu uykuda işeme (monosemptomatik enürezis nokturna) olgularıyla komplike enürezis olgularının ayrımının yapılması çok önemlidir. Bizim çocuk cerrahı olarak ilgilendiğimiz enürezis hastaları işeme–mesane fonksiyon bozukluklarının veya üriner sistem anomalilerinin eşlik ettiği bu hastalardır. Çocuk cerrahisi kliniklerindeki enürezis polikliniklerine başvuran çocukların büyük çoğunluğunu literatürün aksine komplike enürezis olguları oluşturmaktadır. Tek semptomlu uykuda işeme olgularının büyük çoğunluğu çocuk sağlığı ve hastalıkları polikliniklerinde hatta bazen birinci basamakta tedavi verilerek iyileşmektedir.
    Enürezisli hastaya yaklaşım ve değerlendirme
    Enürezisli hastalar sağlıklı görünümlü çocuklardır. Hastanın değerlendirilmesi ayrıntılı bir öykü ve fizik bakı ile başlar. İyi bir anamnez birçok gereksiz incelemenin istenmesini engelleyebilir. Fizik bakıda genel değerlendirme dışında genital ve nörolojik bakı özenle yapılmalıdır. Her hastadan en az 2 gün (tercihen hafta sonunda) ayrıntılı bir işeme-hacim çizelgesi doldurması istenir. İşeme hacim çizelgesine sabah uyandıktan gece yatıncaya kadar aldığı bütün sıvıların ve çıkardığı idrarın sayısı ve miktarı ölçülerek kaydedilir. Tam idrar ve idrar kültürü mutlaka istenmelidir. Bu sayılan incelemelerle enürezisin komplike olup olmadığına karar verilebilir. Ender olarak lumbosakral vertebra grafisi bazen de renal ultrason ve uroflowmetri gerekir. Komplike enürezislerde ise altta yatan nedeni ortaya koyacak ileri incelemeler gerekir.
    Tedavi
    Tedaviye başlama zamanı genellikle 5 yaş cıvarındadır. Tedaviye başlamak için ideal zanmanlama çocuğun enürezisten rahatsız olmaya başladığı zamandır. Enürezis tedavisinde başarılı olmak için hekim, hasta ve ailesinin birlikte çalışması ve kooperasyonu çok önemlidir. Bu ilişkinin kurulabilmesi için her seferinde aynı hekim tarafından görülmesi çok önemlidir. Sürekli nöbet değişen hekimlerle yürütülen enürezis polikliniklerinde başarı oranları doğal olarak daha düşüktür. Hekim, anne baba ve çocuğa değerlendirme sonuçları ve uygulanacak tedavi, ilaçların yan etkileri konusunda anlayabilecekleri düzeyde ve olabildiğince ayrıntılı bilgi verilmelidir. Çocuğa bu sorunun onun elinde olmadan ortaya çıktığı, bu durumun düzeltilebilen bir rahatsızlık olduğu, isterse bu konuda ona yardım edilebileceği ve uykuda işememenin öğretilebileceği söylenmelidir. Hekim ve hastanın ilk görüşmesinden sonra henüz tedaviye başlamadan anlamlı sayıda hastada uykuda işemede düzelme görülmektedir. Seçilecek tedavi yöntemi belirlenirken altta yatan patoloji dışında çocuğun yaşı, sorunun sıklığı, tedavinin acilliği, hatta hastanın yöntemlerle ilgili kendi tercihi dikkate alınmalıdır. En yararlı olacağı düşünülen yöntemle tedaviye başlamak ve tedavinin yarım bırakılmaması gerektiği vurgulamak önemlidir. Her başarısız tedavi girişimi hastada olumsuz etkiler bırakır ve daha sonra uygulanacak yöntemlerin başarısını azaltır.
    Başlıca iki grup tedavi yöntemi vardır. Bunlar davranış modifikasyonu (motivasyon tedavisi, kondüsyon-alarm tedavisi, mesane retansiyonu eğitimi) ve ilaç tedavisi(antikolinerjikler, trisiklik antidepresanlar, vasopressin) yöntemleridir.
    Davranış modifikasyonu yöntemleri
    Motivasyon tedavisi
    Anne baba, çocuk kuru uyandığında onu değişik şekillerde ödüllendirir. Duygusal içerikli ödüller somut ödüllere(para, hediye vs.) göre daha etkili bulunmuştur. Çocuğun tedaviye aktif katılımı ve sorumluluk alması sağlanmalıdır. En sık kullanılan yöntem kayıt tutmadır. Sabah uyanınca ilk iş olarak işeme takvimi doldurulur. Takvimdeki boşlukların çocuğun kendisi tarafından doldurulması çok önemlidir. Takvimdeki kuru günlerin sayısı için bir hedef belirlenerek bu hedefe ulaşınca ödül verilir. Motivasyon tedavisi tek başına yeterli bir yöntem olarak görülmemekle birlikte, diğer tedavi yöntemleri ile birlikte uygulandığında başarıyı arttırdığı ispatlanmıştır.
    Kondüsyon–alarm tedavisi
    Çocuk uykusunda işediğinde elektrotları ıslanan ve devresi kapanan bir zil sisteminin çalmaya başlaması ve çocuğu uyandırması temeline dayanır. Başlangıçta hasta mesane tamamen boşaldıktan sonra uyanır. Bir süre sonra daha erken uyanmaya ve ortalama 3-4 hafta sonra uykusunda çişi geldiğinde alarm zili çalmadan uyanmaya başlar. Tedavi sonunda hastalar çoğu zaman bütün geceyi uyanmadan ve işemeden tamamlarlar. Etki mekanizması tam olarak bilinmemektedir. Alarm tedavisinin gece ve gündüz fonksiyonel mesane kapasitesini arttırdığı düşünülmektedir.. Alarm tedavisinin 7 yaşından küçük çocuklarda, tek başına uyuduğu özel odası olmayan çocuklarda uygulanma zorlukları vardır. Diğer bütün yöntemler içinde en yüksek başarı oranları(%65-%100) ve en düşük relaps oranları(%20-%30) bu yöntemle elde edilmiştir. Tek semptomlu uykuda işemede ilk seçilmesi gereken tedavi yöntemidir. Önceleri 6 haftalık tedavi yeterli görülürken son yıllarda 2-3 aylık tedavi önerilmektedir. Yabancı kaynaklı alarm sistemlerinin pahalı olması yöntemin yaygınlaşmasını engellemektedir. Ancak son yıllarda çok çeşitli model ve özellikte(sesli, titreşimli, kablolu, kablosuz ) alarm sistemleri daha uygun fiyatlarla yerli olarak üretilmektedir. Bizim tek semptomlu uykuda işeme olgularında alarm sistemi ile(2 ay) elde ettiğimiz sonuçlar yüz güldürücüdür.
    Mesane retansiyon eğitimi
    Bu yöntemde çocuğa gün boyunca fazla miktarda sıvı içirilir ve idrarını uzun süre tutması istenir. Enürezisli hastaların mesane kapasitelerinin normalden az olması bu tedavinin dayanağıdır.
    İlaç tedavisi
    İlaç tedavisi uygulama kolaylığı nedeniyle gerek hekimler gerek de hastalar tarafından en çok tercih edilen yöntemdir. Enüeaziste kullanılan ilaçlar başlıca 3 gruptur.

    Uyku paternine etkili ilaçlar( trisiklik antidepresanlar)

    İdrar çıkışını azaltan ilaçlar(Desmopressin)

    Mesane üzerine etkili ilaçlar(antikolinerjikler)

    Uyku paternine etkili ilaçlar(Trisiklik Antidepresanlar)
    Uykuda işeme tedavisinde en yaygın olarak kullanılan ilaçlardır. Uyku ve uyanma paterni üzerine etkilidir. Ayrıca antidepresan etkisi, antikolinerjik-antispazmotik etkisi ve hatta antidiüretik etkisi olduğu da bildirilmiştir. Bu grup içinde en etkili ilaç imipramindir(Tofranil®). Yatmadan 1-2 saat önce 25 mg tek doz olarak verilir. Büyük çocuklarda doz 75 mg kadar çıkılabilir. Etki 1-2 hafta içinde başlar. Önemli bir yan etkisi yoktur. Tedaviye 3-6 ay devam edilmelidir. Daha sonra azaltılarak kesilir. Aşırı dozda alınması entoksikasyona neden olur. İmipramin entoksikasyonunun mortalitesi çok yüksektir. İlaçlar tek tek çıkarılıp içirildikten sonra çocukların ulaşamayacakları bir yerde saklanmalıdır. Yaşı büyük çocuklarda ve sekonder enürezis nokturnada daha etkili bulunmuştur.
    İdrar çıkışını azaltan ilaçlar (Desmopressin)
    Sentetik bir antidiüretik hormon türevidir. DDAVP yapısındadır. Etki mekanizması gece çıkarılan idrar miktarını fonksiyonel mesane kapasitesinin altına düşürmektir. Normal diurnal antidiüretik hormon salınımı bozuk olan çocuklarda başarılı sonuçlar alınmaktadır. İdrar ozmolaritesi düşük fakat mesane kapasitesi çok küçük olmayan hasta grubunda daha yararlıdır. Desmopressin (Minirin®) nazal sprey, ve oral formu bulunmaktadır Başlangıç dozu 20 mikrogramdır. (her bir burun deliğine 10 mikrogramlık sprey şeklinde ). Klinik yanıta göre 40 mikrograma kadar doz arttırılabilir. Etki hemen başlar. Tedaviye cevap %80 nin üzerindedir. Yan etki olarak hipervolemi ve hiponatremi bildirilmişsede sık görülmez. Tedavi süresi 3-6 aydır. Doz azaltılarak tedavi kesilmelidir.Bizim hasta grubumuzda oral formu nazal formuna göre daha az etkili bulunmuştur. Oral form nazal formun uygulanmasında sorun yaşandığında tercih edilebilir. Doz 100-400 mikrogram /gün . Günde tek doz şeklinde uygulanır. Desmopressin verilenlerde tedavi kesildikten sonra diğer ilaçlara göre daha yüksek nüks oranları bildirilmiştir. Tedaviye hızlı yanıt alınması gereken durumlarda etkisinin hemen başlaması, uygulama kolaylığı ve düşük yan etkisi nedeniyle tercih edilen bir ilaçtır.
    Antikolinerjik ilaçlar
    İşeme bozukluğu ve mesane instabilitesi olan komplike enürezis olgularının tedavisinde lullanılır. Etki mekanizmaları mesane kapasitesini arttırmak ve detrusor kasının istenmeyen kasılmalarını azaltmak şeklindedir. Gündüz sık işeme urge yakınmaları olan enürezis hastalarında iyi sonuç alınmaktadır. En sık kullanılan ilaç Oksibutinin hidroklorür’dür. (Üropan®) 5mg tablet ve şurup formu vardır. Dozu 0.3-0.4 mg/kg/gün dür. Bu doz 2 yada 3 eşit dozda verilir. Trospiyum klorür (Spasmex®) 15 mg tabletleri vardır. 45 mg/gün 3 eşit doza bölünerek kullanılır. Tolteradine (Detrustol®) 1mg ve 2mg tabletleri vardır. Antikolinerjiklerin ağız kuruluğu, yüz kızarması, idrar yapmada güçlük, taşikardi, midriyazis, uyuklama, kusma konstipasyon gibi yan etkileri görülür. Bu yan etkilerle ilgili aile mutlaka önceden bilgilendirilmeli ve tedaviye uyumu sağlanmalıdır. Tedavi süresi 6 aydır. Dirençli olgularda 1 yıla kadar uzayabilir.
    Komplike enürezis tedavisi
    Tedaviye dirençli enürezis olgularında ayrıca mesane-işeme-bozuklukları(sık işeme, acili yet hissi (urge), seyrek idrar yapma, idrar kaçırmayı engellemek için bacaklarını yakınlaştırarak çömelme(vincent curtsy)) saptanan olguların bazılarında özellikle de gündüz işeyen çocukların tümünde ürodinamik inceleme gereklidir.
    Ürodinamik inceleme sonuçlarına göre işeme bozuklukları başlıca 4 gruba ayrılabilir.

    1.İnstabilite

    2.Boşaltma bozukluğu(Hinman Sendromu),

    3.Tembel mesane

    4. Distal üretral stenoz

    İnstab il mesane
    Detrusor kasının istemsiz kasılmaları söz konusudur. Bu hastalarda sık tekrarlayan enfeksiyonlar, sık idrara gitme ihtiyacı, disüri, gündüz idrar kaçırma gibi belirtiler vardır. İdrar kesesini kasılmalara rağmen tam olarak boşaltabilenlerde üst üriner sistem bu durumdan çok etkilenmez. Bazı çocuklar engelleyemedikleri bu kasılmaların idrar kaçırmalarına neden olmasını engellemek için eksternal sfinkterlerini istemli olarak kasarlar. Detrusor sfinkter dissinerjisi idrar yaparken eksternal sfinkterin gevşetilmesi gerekirken kasılması durumudur.
    Hinman Sendromu
    Mesane instabiliteli çocukların idrar kaçırmaya engel olmak için eksternal sfinkterlerini kasması sonucu çıkış direnci artar. Detrusor kasının boşalmayı sağlaması için daha yüksek basınç oluşturması ve daha kuvvetli kasılması gerekir bu da hipertrofiye uğramasına neden olur. Hipertofik detrusor inhibe edilemeyen kasılmaların artmasına neden olarak yine çocuğun eksternal sfinkterini kasmasına yol açar. Kısır bir döngünün oluştuğu bu durum Hinman tarafından tanımlanmıştır. Bu olgularda üst üriner sistem de etkilenir ve ciddi vezikoüreteral reflü, hidronefroz, parankim kaybı görülebilir.
    Tembel mesane
    Seyrek idrara gitme nedeniyle mesanede fazla miktarda idrarın depolanması, mesane kapasitesinin artması ve mesanenin kolay boşalamaz hale gelmesidir. Mesanede idrarın fazla beklemesi ve rezidüel idrar, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu ve vezikoüreteral reflüye neden olabilir.
    Distal üreteral stenoz
    Erkek çocuklarında meatal stenoz ender görülen bir durumdur. Meatoplasti ile tedavi edilir. Kız çocuklarında görülen distal üreteral stenozun aslında anatomik bir darlık olmadığı işeme sırasında eksternal sfinkterin istemsiz olarak kasılması sonucu görüldüğü düşünülmektedir.
    Kız çocuklarında labial frenulumun öne yer değiştirmesi veya labial füzyon nedeniyle vajinal göllenme(vaginal pooling) ve işeme sonrasında idrar kaçağı görülebilir.
    Konstipasyon işeme bozukluklarına eşlik eden bir durumdur. Hergün aynı saate tuvalete oturtulmalı, çocuğun tuvalette normalden daha uzun kalmasını sağlayıcı önlemler alınmalıdır. Posa bırakan besinlerle beslenme, oral laksatif ve gerekirse lavmanlarla boşaltma sağlanmalıdır.
    İşeme bozukluğu görülen komplike enürezislerin tedavisinde antikolinerjik ilaçlar, antibiotik proflaksisi, işeme eğitimi(ikili işeme, saatli işeme) ve gerektiğinde temiz aralıklı kateterizasyon(TAK), biofeedback tedavisi, transkutanöz elektrostimülasyon(TENS) yöntemleri endikasyonuna göre kullanılmaktadır.

    Op.Dr. Emel OĞUZ
    Çocuk Cerrahisi Uzmanı

  • Sünnet nedir? Niçin ve ne zaman yapılmalıdır?

    Sünnet nedir? Niçin ve ne zaman yapılmalıdır?

    Sünnet; sünnet derisi ismini de alan glans penisi (penis başını) örten deri kısmının çıkarılarak penis başının açığa çıkarılma işlemidir.

    Sünnet bazı toplumlarda dinin gereği, bazı toplumlarda ise geleneksel olarak, bazen de tıbbi nedenlerle yapılmaktadır.

    Heredot tarihinde sünnetin 6000 yıl kadar önce Mısır'da uygulandığına dair deliller vardır.19'uncu yüzyılın başlarından beri bazı ülkelerin yanı sıra Amerika Birleşik Devletlerinde erkeklerde penis ve eşlerinde rahim ağzı kanserini önlediği gerekçesi ile sünnet yaygınlaşmaya başlamıştır.

    Müslüman ve Musevi toplumlarında sünnet dini nedenlerle yapılmaktadır.Yahudi toplumunda sünnet için doğumu takiben sekizinci gün tercih edilirken, İslam dininde puberteye kadar olan dönem içinde yapılabilmekle birlikte yenidoğan döneminde de yapılabilir.

    Sünnetin Tıbbi Gerekçeleri:

    1) Fimozis: Sünnetin tıbbi nedenlerinden en önemlisi sünnet derisi (prepisyum) açıklığının normalden dar olmasıdır. Bu durumda çocuk idrarını güçlükle yapmasının yanı sıra sünnet derisinde balon gibi şişme görülebilir.

    2) İdrar yolları iltihapları: Sünnet derisinin iç kısmı mikropların üremesi için iyi bir ortam yaratır ve uriner sistem enfeksiyonlarına neden olabilir. Sünnetsiz çocuklarda idrar yolu iltihaplanmaları sünnetli çocuklara kıyasla on misli daha fazla görülür.

    3) Balanit ve parafimozis gibi sünnet derisi iltihabı sorunları tamamen sünnetsiz çocuklarda görülür ve tedavisi iltihabın gerilemesini takiben sünnettir.

    4) Penis kanseri: Penis kanseri genellikle sünnetsiz erkeklerde gözlenen bir hastalıktır. Sünnetin uygulanmadığı toplumlarda penis kanseri riski,sünnet uygulanan toplumlara kıyasla daha yüksektir.

    5) Rahim ağzı kanseri ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar: Eşleri sünnetsiz olan kadınlarda rahim ağzı kanseri riski daha fazladır. AIDS ve cinsel yolla bulaşan hastalıklar sünnetin uygulanmadığı toplumlarda daha sık görülmektedir.

    Sünnetin Yapılmaması Gereken Durumlar:

    Extrophia vesica (idrar torbasının tam kapanmaması),idrar yolu açıklığının penis başı yerine penis sırtında (Epispadias) veya penisin alt kısmında (hipospadias) olması, mikropenis (penisin küçük olması) durumunda kesinlikle sünnet yapılmamalıdır. Zira, sünnet derisi bu anomalilerin cerrahi olarak düzeltilmeleri sırasında gerekli olabilir. Kanama diatezi olan çocuklarda kanamaları kısa süre içerisinde durmayan ve aile hikayesinde hemofili olan çocuklarda laboratuar tetkikleri yapılıp gerekli önlemler alınmadan kesinlikle sünnet yapılmamalıdır. Bu gibi durumlarda çocuk kanama nedeni ile kaybedilebilir.

    Sünnete Bağlı Gelişebilecek Komplikasyonlar:

    Sünnete bağlı kanama, enfeksiyon gibi komplikasyonların yanı sıra, sünnet derisinin yetersiz yada gereğinden fazla kesilmesi kozmetik açıdan sorun yaratabilir. Ehil ellerde yapılmayan sünnetlerde penis başının tam veya kısmi kesilmesi, kanama kontrolü için bilinçsizce koter kullanılması penis başı nekrozuna, penis içinden geçen idrar yolunun kesilerek açılması gibi ciddi sorun yaratabilecek komplikasyonlar görülebilir.

    Sünnet ciddiye alınması gerekli bir cerrahi operasyondur. Zaman zaman evlerde veya eğlence yerlerinde yapılan toplu sünnetlerde telafisi imkansız komplikasyonlar ortaya çıkmaktadır. Sünnetin büyük çoğunluğunu ehil ellerde yapılmadığı ülkemizde komplikasyonların çokluğu dikkat çekmektedir.

    Sünnetin Zamanı:

    Sünnetin uygulanacağı yaş konusunda oldukça fazla farklı görüşler vardır.Sünnet yenidoğan döneminde (ilk bir ay içerisinde) lokal anestezi ile Çan, Gomco klempi gibi aletler yardımı ile dikiş uygulanmadan yapılabildiği gibi klasik cerrahi yöntem ile de yapılabilir. Yenidoğan döneminin dışında bizim önerdiğimiz en uygun yaş 4-7 yaş arasında genel anestezi altında yapılmasıdır.

    Sünnette vazgeçilmez husus, ameliyathane şartlarında ve ehil ellerde (çocuk cerrahı veya ürologlar) tarafından yapılmasıdır.

  • Bebek ve çocukta mezenter kisti

    Mezenter Kisti – Omental Kist

    Çocuk Cerrahisi uygulamaları içinde çok sık görülmeyen bir durumdur. Çocuk hastanelerinde her 20.000-25.000 çocukta bir görüldüğü bildirilmiştir. Erişkinlerde de görülebilir, ancak olguların neredeyse üçte biri 15 yaş altında görülür. Kız çocuklarında daha sık görüldüğünden bahsedilmektedir.

    Mezenter adı verilen barsakların kan ve lenf damarlarını barındıran yağlı bir dokunun içinde bulundukları için mezenter kisti adı verilmektedir. Bu bölgede olup karın içi organların üzerini kaplayan omentum adı verilen yağ dokusunda da kistik oluşumlar olabilir. Bir de lenfatik dokudan köken alan lenf damarlarının kistik genişlemesi olarak bilinen lenfanjiomlar da bu bölgede bulunur. Zaman zaman bu üçü birbirine karıştırlabilir. Ayırıcı tanıda da her zman bu üçü akılda tutulmalıdır.

    Genellikle bu kistler rastlantısal olarak saptanır. Hasta, çocuk cerrahına tanısı konmuş olarak gelir. Bazı olgularda kistin aşırı büyümesi söz konusu olabilir. Bu aşırı büyüme dışarıdan farkedilebilecek kadar fazla olabilir. Bu büyümeye bağlı barsak tıkanıklıkları, ve kitlenin etkisiyle volvulus adı verilen barsakların kendi damarları etrafında dönmesi ile ortaya çıkan acil bir tablo ile kendini belli edebilir. Bu durumda ani başlayan karın ağrısı, safralı kusma, kanlı dışkılama görülebilir.

    Nedeni belli değildir. Nasıl geliştikleri konusunda pek çok embriyolojik teori ortaya atılmıştır. Mezenterik kistler onik parmak barsağından rektum denilen sindirim sisteminin anüse en yakın kısmına kadar her yerde gözlenebilirler.

    Bu kistler genellikle gerilemezler, büyüme gösterebilirler. Yukarıda değindiğim üzere barsak tıkanıklıklarına da neden olabilir. %3 oranında, embriyolojik kökenli olan bu kistlerin huy değiştiriğ kötü huylu tümörlere de dönüşebildiği bildirilmiştir.

    Tanı konulduktan sonra cerrahi olarak çıkartılması önerilmektedir. Çıkarılmadıkları takdirde yukarıda bahsettiğim sorunlarla karşılaşılabilir. Cerrahi tedavinin hedefi bu kistin tamamen çıkarılmasıdır. Bazı durumlarda kist bağırsaklara o kadar yapışık olur ki, bağırsakların bir kısmını da beraber çıkarmak gerekebilir. Çocuk cerrahisi uygulamaları içinde laparoskopik cerrahi yöntemlerle gerçekleştirilebilecek bir ameliyattır. Laparoskopik cerrahinin bu hastalıktaki belirgin avantajları; kozmetik olarak çok üstün olması, ameliyat sonrası ağrının daha az olması, ameliyat sonrası iyileşme süresinin daha hızlı olmasıdır. Ülkemizde maalesef her yerde laparoskopik cerrahi uygulamaları, çocuk cerrahisi alanında yaygınlaşmamıştır.

    Ameliyat sonrası yetersiz çıkartılma mevcutsa tekrarlama olabilir. Tekrarlama ihtimali değişik serilerde değişik oranlarda bildirilmektedir. Ancak ortalama %5 civarında bir riskten bahsetmek mümkündür.

  • Bebek ve çocukta kasık fıtığı (inguinal herni)

    KASIK FITIĞI NEDİR?

    Çocuk Cerrahisi uygulamasında en sık yapılan ameliyatlardan birisi kasık fıtığı ameliyatlarıdır. Bebeğin anne karnında gelişimi sırasında, erkek çocuklarda testis denilen yumurtalıklar ilk önce böbreklerin üst kutbunda oluşmaya ve gelişmeye başlar, sonra karın içinde göç ederek, kasık kanalından geçer ve skrotum adı verilen torbalara iner. Kız çocuklarında over adı verilen yumurtalıklar karın içinde kalır ancak kızlarda da rahimin karın içinde sabit durmasına yardımcı bağlardan birisi (round ligaman) kasık kanalından geçer, ve rahimin arkaya bükülmesinin engellenmesinde görev alır. Kasık kanalından geçen bu oluşumlar beraberinde karın içi organların üzerini kaplayan periton adı verilen karın zarını da birlikte sürüklerler. Her 10 erkek çocuğundan dokuzunda bu zar kapanır, ancak birinde kapanmaz. İşte bu zarın kapanmadığı durumlarda, karın boşluğu ile skrotum adı verilen torbalar arasında bir kesecik oluşur ki biz buna kasık fıtığı adını veriyoruz.

    Karın içi basıncı arttığı durumlarda, erkek çocuklarında sıklıkla bağırsaklar ya da karın içi organların üzerini kaplayan omentum adı verilen yağ tabakası, kız çocuklarında ise sıklıkla yumurtalıklar ve bağırsaklar bu kesenin içine girerek kasık bölgesinde bir şişlik meydana getirir. Aile de bu şişliği görerek çocuk cerrahına başvurur.

    BEBEK VE ÇOCUKLARDA KASIK FITIĞININ BELİRTİLERİ NELERDİR?

    Bebeğin ve çocuğun kasık bölgesinde beliren ve kaybolan şişlik ilk ve en önemli bulgudur. Sağ ya da sol tarafta ya da her iki tarafta birden olabilir. Sağda ya da solda kasıktan başlayarak torbalara (kızlarda büyük dudaklara) kadar olan hat üzerinde, herhangi bir noktada olabilir. Ikınma, ağlama, öksürme gibi karın içi basıncının arttığı durumlarda bu şişlik daha belirgin hale gelir. Bu karın içi basınç artımı azaldığı takdirde bu şişlik de kaybolur. Çok ilerlemiş durumlarda fıtıklaşma çocuğun torbalarını dolduracak kadar aşağı, testislerin yanına kadar inebilir.

    HANGİ YAŞTA GÖRÜLÜR ?

    Kasık fıtığı her yaşta görülebilir. Bir günlük yenidoğan bebekten daha ileri yaşlara kadar her yaş grubunda kasık fıtığı varlığına rastlanabilir. Görülme sıklığı normal süre ve kiloda doğanlarda % 1-3’tür. Prematüre doğmuş olanlarda ise daha sık rastlanır (% 16-25).

    TEDAVİSİ NEDİR, NE ZAMAN YAPILMALIDIR?

    Bir günük de olsa 90 yaşında da olsa kasık fıtığının tek tedavisi ameliyattır. Bu ameliyat acil değil ancak acele bir ameliyattır. Tanı konulduktan sonra 1 hafta 10 gün içinde ameliyat gerçekleştirilmelidir. Yukarıda bahsettiğimiz, kasık fıtığı kesesi içine giren bağırsak, omentum denilen yağ dokusu ve yumurtalıklar, bu kese içinde sıkışıp kalırlarsa tedavisi çok zor durumlar karşımıza çıkabilir. İnkarserasyon ya da fıtık boğulması denilen bu durumda çocuk ya da bebeğin hayatı risk altına girebilir, ayrıca organ kaybı riski de beraberinde gelir.

    Çocukluk çağında kasık fıtığının tek tedavisi ameliyattır. Beklenmesi gereken bir yaş ya da süre söz konusu değildir. Ancak genel anestezi almasına engel bir enfeksiyon ya da başka bir durum varlığında, uygun olan en kısa zamanda ameliyat planlanmalıdır. Bir diğer farklı durum da yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan yenidoğanlardır. Bu bebeklerin ameliyatları hastaneden çıkmadan, hasta taburcu edilmeden yapılmalıdır.

    AMELİYAT ÖNCESİ, AMELİYAT ve AMELİYAT SONRASI

    Bebek ve çocuklarda kasık fıtığı ameliyatı günübirlik bir ameliyattır. Yani bebek ameliyat için getirilir, ameliyatı yapıldıktan 1-2 saat sonra evine gönderilebilir.

    Ameliyat öncesinde, daha önceden geçirilmiş önemli bir hastalığı olmayan, aileseinde bilinen bir genetik hastalığı olmayan, bir çocuk hekimi tarafından düzenli kontrolleri yapılan, aşıları tam, fizik muayenesinde belirgin bir patoloji saptanmayan sağlıklı bebek ve çocuklarda herhangi bir laboratuvar tetkiki yapmaya gerek yoktur. Böyle günübirlik cerrahi girişimler öncesi bebek ya da çocuktan kan almak, onların hastaneden biraz daha nefret etmesine yol açmakta, ameliyat öncesi gerginliklerinin biraz daha artmasına yol açmakta, ek bir katkı da sağlamamaktadır.

    Çocuk cerrahisi uygulamalarında en sık yapılan ameliyatlardan birisidir. Bikini çizgisinin altından yapılan 1.5-2cm.lik bir kesiden çok rahatlıkla yapılabilen bir ameliyattır. Eldiven parmağı şeklindeki fıtık kesesi bulunarak, kasık kanalı içine girdiği bölgeden bağlanarak, kese çıkartılır. Cilt estetik ve emilebilir dikişlerle kapatılır, hiç bir şekilde dikiş almaya gerek yoktur.

    Bu ameliyat, genel anestezi altında yapılır. Deneyimli bir çocuk anesteziyologunun elinde riskli bir anestezi değildir. Ameliyat sürecinin en sıkıntılı dönemi ameliyat bitip çocuk ailenin yanına verildiği dönemdir. Bu dönemde, hafif ağrı, açlık ve anestezinin vermiş olduğu bilinç bulanıklığından ötürü bebek ya da çocuk ajitedir ve ağlar. Telkinlere de açık değildir. Ancak bu süreç 15-20 dakika, en fazla yarım saat sürer. Daha sonra çocuk 30 dk ile 1 saat arasında uyur, ve sonra normal uykusundan uyanır gibi kalkar, ve normal yaşantısına devam eder.

    Ağrı kesici olarak küçük bebeklerde parasetamol fitil, çocuklarda da şurup kullanılabilir. Kasık fıtığı ameliyatından bir gün sonra mutlaka kontrol yapılmalıdır. Pansuman açılır, bu süreçten sonra bebek ya da çocuğun banyo yapmasında herhangi bir kısıtlama yoktur.

    Bebek ve çocuklarda kasık fıtığı ameliyatsız iyileşmez. Fıtık bağı gibi uygulamalar tehlikeli ve sakıncalıdır, kesinlikle kullanılmamalıdır.

  • Üreterosel nedir, sebepleri nelerdir ?

    Üreter-mesane bileşim yerinde, üreter-mesane mukozasından oluşan ve mesane içine sarkan kesedir. Mesaneye idrar akımını güçleştirdiği gibi, mesaneden idrar çıkışına da engel olabilir. Gelişim kusuru olup, sıklıkla çift toplayıcı-boşaltıcı sistemle birlikte görülür.

    Üreterosel belirtileri nelerdir?
    Anne karnında iken tespit edilebilir. İdrar yolu enfeksiyonuna bağlı olarak ateş, halsizlik, huzursuzluk, idrar yapma güçlüğü görülebilir.

    Üreterosel tanısı nasıl konulur?
    Ultrasonografi ile tespit edilebilir, gerekirse ilaçlı idrar yolu MR grafisi ile ayrıntılı olarak gösterilebilir.

    Üreterosel tedavisi nedir?
    Cerrahidir. Üreterosel çıkarılır ve üreterin mesaneye girdiği bölge yeniden yapılandırılır.

  • Hidroüreteronefroz-uvj darlığı sebepleri nelerdir ?

    Üreter-mesane birleşim yerinde anormal yapılanma ve darlık, bu bölgeye dışarıdan bası üreterin genişlemesine (hidroüreter) neden olur. Sıklıkla çift toplayıcı-boşaltıcı sisteme eşlik eden bir bulgudur.

    Hidroüreteronefroz-UVJ Darlığı belirtileri nelerdir?
    Anne karnında iken tespit edilebilir. Yenidoğan bebekte halsizlik, huzursuzluk hidroüreteronefroz belirtileri olabilir. Büyük çocuklarda karın yan ağrısı, ateş olabilir.

    Hidroüreteronefroz-UVJ Darlığı geç teşhis edilmesi ne gibi sorunlara neden olur?
    Tanıda gecikme ve kronik enfeksiyon, böbrek iltihabı, böbrek hasarı, hipertansiyon, kronik böbrek yetersizliğine neden olabilir.

    Hidroüreteronefroz-UVJ Darlığı tedavisi nedir?
    Cerrahidir. Hidroüreteronefroz değişik derecelerde olabilir. Tedavi için, öncelikle hidroüreteronefroz derecesi ve nedeni belirlenmelidir. Sıklıkla yapısal kusur (çift toplayıcı ve boşaltıcı sistem) tespit edilir ve cerrahi tedavi uygulanır.