Yazar: C8H

  • Hipospadias fistülü nedir? Fistül tedavisi nasıldır?

    Hipospadias ameliyatları sonrasında gelişebilecek tüm komplikasyonlar sayılırsa %1-90 arasında bir oran çıkmaktadır.

    Bunlar yara ayrılması, enfeksiyon, pipi ucunda darlık gelişmesi, eğrilik, sağa veya sola doğru eğim göstermesi (torsiyon),aşağı doğru eğrilik (kurvatür) ve en önemlisi de fistüldür.

    Fistül Nedir?

    Fistül hipospadias ameliyatı sonrasında idrarın pipinin ucundan değil de daha aşağıdan veya başka bir yerden ya da birden çok yerden gelmesidir. Bu delik ameliyattan önceki çiş yaptığı yerde de olabilir veya başka bir yerleşimde de olabilir.

    Başarılı olmayan veya bir komplikasyon gelişmesi önlenemeyen hipospadias ameliyatı sonrasında idrarın yeni yapılmış olan idrar yolunun zayıf bir kısmından çeşitli nedenlerle gelebildiği görülmektedir.

    Fistül gelişme oranı hipospadias tipine ve zorluk derecesine,eğrilik olup olmamasına ,daha önceden ameliyat geçirip geçirmemesine,yeterli doku bulunup bulunmamasına ve uygulanan tekniğe göre %5-50 arasında değişmektedir.

    Fistül Neden Olur?

    Fistül gelişmesinde temel nedenler arasında

    Yapılan ameliyattaki uygulanan tekniğin pipinin durumuna (hipospadiasa) uygun bir teknik olmaması,

    Tekniğin uygulama başarısının düşük olması

    Dikiş materyalinin seçiminin uygun olmaması,

    Uygun kalibrede sonda kullanılmaması ,

    Ameliyat sonrası erken dönemde sonda çıkması,kanama olması,ödemin devam etmesi,

    Pansuman malzemesi gibi ikincil etmenlere bağlı olumsuzluklar,

    Cerrahın deneyim azlığı,

    Enfeksiyon gelişmesi,

    İdrar yolu uç kısmında darlık gelişmesi sonucu,

    Yeni yapılan idrar yolunun tam darlığı,

    İyileşme faktörlerinin eksik olması,

    Daha önceki ameliyatlardan sonra sağlıksız doku bulunan pipi alt kısmında bu sağlıksız dokulardan yeni idrar yolu yapmaya çalışma,

    Skar dokusu gelişen idrar yolu dokusunun bölgeye uygun doku ile değiştirilmemesi gibi başlıca nedenlerden dolayı hipospadias ameliyatları sonrasında fistül gelişebilmektedir.

    Fistül Ne Zaman Olur?

    Fistül ameliyat sonrası hemen erken dönemde olabildiği gibi 1 yıla kadar bir süre sonrasına kadar da ortaya çıkabilir.

    Fistülün Yeri Önemli midir?

    Evet önemlidir. Glans dediğimiz pipinin baş kısmında yer alan fistüller glans dokusunun ince olması, üzerine getirecek komşu destek doku bulunmaması nedeniyle zor kapatılırlar ve tekrarlamaları ihtimali vardır. Glansın yeniden açılıpı onarılmasını gerektiren fistüllere de sıklıkla rastlanmaktadır.

    Pipinin gövde kısmında veya torba ile birleşme yerinde yer alan fistüller de sıklıkla önceki ameliyatta yapılan idrar yolunun veya pipi uç kısmının darlığı söz konusudur. Bu işemede basınç artışına ve bu da fistül oluşumuna yol açmaktadır.

    Fistülün Boyutu Önemli midir?

    Evet önemlidir. Ufak debili ve küçük çaplı fistüller de kapatma yoluna gidilirken geniş çaplı ve primer ameliyata bağlı olduğu düşünülen fistüllerde önceki ameliyatın bozularak yeniden yapılmasını gerektirebilmektedir.Tek ve basit fistül veya komplike ve birden çok olabilir.

    Fistül Nasıl Tedavi Edilir?

    Fistül tedavisi cerrahidir. Fistül kapatılması yerine göre zorluk arzedebilir. Bazen hipospadias ameliyatının ilk halinden bile daha zor kapatılabilir. Yara iyileşmesine bağı nedbe dokusu geliştiği için dokular ilk halinden çok farklıdır.Bu yüzden transferleri,diseksiyonları daha zor olmaktadır.Kan dolaşımı skar dokularında çok başarılı değildir.Bu yüzden oldukça dikkatli olunarak fistül kapatılmaya çalışılmalıdır.Mutlaka büyütmeli gözlük (lup) kullanılmalıdır.Bu kapatmada fistül yolu çıkarıldıktan ve mümkün olabilen destek dokuları da bunun üzerine yamandıktan sonra komşu dokulardan transfer edilen deri bunun üzerine kapatılmalıdır.

    Fistül Kapatılmasında Başka Yöntemler Var mıdır?

    Evet vardır. Yeni kullanılmaya başlanılan bir çeşit doku yapıştırıcı ile fistül ağzının deri birleşim yerlerinin kesilmesi sonrası doku yapıştırıcı ile yapıştırılarak ilk tedavi girişimi olarak denenebileceği bildirilmektedir.Çok küçük ve ince ve düşük debili fistüllerde yeni denenmeye başlanmıştır.Uzun dönem takibi henüz belli değildir.

    Ayrıca destek dokusunun çok olmadığı vakalarda PRF denilen hastanın kendi kanının yüksek hızlı santrüfüjü sonrasında tüpte ortaya çıkan dokudan bazı kan parametrelerinden zengin bir parçanın ayrıştırılarak elde edilmesi sonrasında bunun onarılan fistül üzerine destek doku olarak dikilmesi de yöntemler arasındadır.

    Fistül Tekrarlar mı?

    Evet tekrarlayabilir. Ehil olmayan ellerde yapılan her fistül kapatması bir sonraki fistülü davet eder ve kapatmayı da zorlaştırır.

  • MORBİT OBEZİTE

    MORBİT OBEZİTE

    Obezitenin dünyada hızla yaygınlaşması ve bunu önleyebilmek adına şişmanlık ameliyatlarının ülkemizde Sağlık Bakanlığı’nca sigorta kapsamına alınması; morbit obezite ve ona bağlı rahatsızlıkların çağımızın en önemli sorunlarından olduğuna dair yeterli bir kanıttır.

    Diyet ve Çabaların İşe Yaramadığı Durumlar

    Fazla kiloların vücuda yapışıkmış gibi kronik bir hale gelmesi ve sağlığı tehdit eden boyutlara varması sorununa“morbit obezite” diyoruz. Normal bir birey beyinden gelen uyarıcı sinyallerle karşısında yiyerek açlık duygusunu kesmeye çalışır. Morbit obezite tedavisi gerektirecek düzeye varan rahatsızlıklarda ise birey zamanla yeme dürtüsünü kontrolsüz bir alışkanlığa dönüştürür. Diyetler veya yemeği kısarak yaşamını sürdürme çabası kişinin beden bütünlüğünü tehdit ettiği gibi psikolojisini de olumsuz yönde oldukça yıpratır.

    Morbit Obezitenin Temel Nedeni

    Diyet, egzersiz, besin takviyesi kullanımı ve diğer kilo verme yöntemlerinin işe yaramadığı ya da sınırlı fayda sağladığı durumlarda cerrahi çözümlere başvuran ve dengeli beslenme reçeteleriyle iyileştirilmeye çalışılan hastaların tedavi sürecinde uygun psikolojik destek almamaları, süreç içinde aşırı mutsuzluğa ve artan dengesiz duygu durumu gibi farklı sıkıntılara yol açabilmektedir.

    Obezite ve psikoloji ilişkisini kurmak ilk bakışta size zor görünmüş olabilir. Ancak obez bireyler üzerinde yapılan araştırmalarda bu kişilerinçocukluk ve bebeklik dönemlerinde daha az kilo problemi olanlara kıyasla daha fazla olumsuz deneyim yaşadıkları saptanmıştır.

    Doymanın verdiği rahatlamahenüz bebekken öğrenilir. Bebekler “ilk rahatlama duygularını” açlığın yarattığı fiziksel huzursuzluğun giderilmesiyle yaşarlar.Bu huzursuzluğun bitişiyle bebek, iyi ve güvende olduğu hissiyle tanışmış olur. Özetlemek gerekirse açlık bebek için en erken “acı çekme” iken, tokluk en erken “rahatlamadır”. Kontrolsüz yeme, hızlı kilo alma, kilo verememe gibi günümüzde oldukça yaygın görülen problemlerin ve obezitenin psikolojik nedeni de özünde bu şartlanmaya dayalıdır. Yaşamın ilk yıllarında bebeğin açlık duygusunun az giderilmesi ya da gereğinden fazla giderilmesi yetişkin yaşamında yemek yeme davranışı üzerinde etkili olmaktadır.  

    Kişinin kendi bedenini nasıl algıladığı, sorunlarla baş edemediğinde hangi yemeklere yöneldiği ya da yemek yemeyi hangi durumlarda normal ihtiyaç düzeyinin ötesine taşıdığı gibi konular da morbit obezitenin tedavisi sürecinde mutlaka üzerinde durulması gereken psikolojik verilerdir.

    Morbit Obezite, Diyetler, Cerrahi Müdahale Ve Psikoloji

    Kilo sorunu genetik, fizyolojik, nörolojik, çevresel ve duygusal faktörlerden, hatta bu faktörlerin çeşitli yönleriyle bir araya gelmelerinden doğabilir. Bu nedenle bütünü görmeden, yalnızca detaylar üzerinde yapılacak iyileştirmelerinistenen sonuçları vermemesi mümkündür. Günümüzde obezite cerrahisi ve kalori kısıtlamaya dayalı diyetler bu bütünü tam anlamıyla kapsayamadığından yapılan müdahaleler doğru olsa dahi eksik kalabilmekte, morbit obezite sorunu yaşayan bireyin mutsuz ve çaresiz hissetmesinin önüne geçememektedir.

    Kilo Vermek İsteyenlere Psikolog Desteği Şart

    • İştahımı Nasıl Kesebilirim?

    • Neden Gözüm Doymuyor?

    • Beni Daha Fazla Yemeğe İten İçgüdü Ne?

    • Korkularım ve Sınırlarım Nelerdir?

    • Mutsuz Eden Duygusal Bağımlılıklarım Nelerdir?

    Gibi sağlıklı kilo verme konusunda zihninizde oluşabilecek sorulara cevap bulunması, bilinçaltı düzeyde negatif kalıplarınızın yıkılıp zihninizin yeniden yapılandırılması, dengeli kilo kaybının sağlanması ve ideal kilonun korunması konusunda psikolojik destek; hedefinize kendinizi kötü hissetmeden, bütün dikkatinizi vererek ulaşabilmeniz açısından son derece kritiktir.

    Psikolog Ne Yapar?

    Yemek yemenin açlık dışında hangi ihtiyacımızı ya da çözemediğimiz sorunu (öfke, heyecan bozukluğu, kendini değersiz hissetme, sorunlarla baş edememe, yalnızlık, güvensizlik, cinsel tatminsizlik vb.) tatmin ettiğini tespit eder.Kilo vermeye karşı geliştirdiğiniz direncintemeline iner. Unutmayın ki sorunu doğru tespit etmek, onu çözmenin yarısıdır.

    Bilinçaltı düzeyde yer alan ve kilo vermeyi zorlaştıran yerleşik kalıpları kişinin bilincinin onayını alarak psikoteknik yöntemlerle(Hipnoz, EFT, bilişsel terapi gibi) yıkar, sağlıklı olan yapıyı bilinçaltınayeniden kodlar.

    Psikiyatrik desteğin yanında beslenme ve egzersiz konularında da güvenilir uzman tavsiyelerinde bulunur. Cerrahi müdahaleninzorunlu olması ve istenmesi halinde bu konuda yönlendirme yapar.

    Son Söz

    Morbit obezite ve diğer kilo sorunları söz konusu olduğunda herterapi kişinin ihtiyacına göre şekillenir. Çünkü yemek her birey için farklı ihtiyaçlara hizmet eder. Benzer sorunlar yaşayan kişilerin hepsinde görülen ortak özellikler ise yaşanan duygusal patlamalar ve kendini sınırlama konusunda çekilen sıkıntılardır. Tam da bu nedenle obezite tedavisi kapsamında uzmanından psikolojik destek alınması son derece önemlidir. Zamanında alınan bu destek yalnızca ameliyat ya da tedavi sürecinde değil, geri kalan süreçte de verilen kiloların hızla geri alınması, mutsuzluk, yalnızlık ve çaresizlik hissi yaşanması gibi durumlarda da kişinin en yakın dostu olacaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Karın ağrısı çocuk

    Çocukluk döneminde karın ağrısı bir çok nedenle karşımıza çıkabilen ve sıklıkla rastlanabilen şikayetlerden biridir. Fizik muayene ve laboratuar incelemeleri ile olguların %10’una yakın olan kısmında organik nedenli tanı konabilirken, akut ağrıların % 4-5’inde operasyon gerekebilir. Özellikle ani başlayan olgularda çocuk cerrahisi tarafından değerlendirilmek önem taşır.

    Çocukluk, yenidoğan döneminde ergenliğe kadar olan geniş bir perspektifi içerdiği için her yaşta karın ağrısına yaklaşım ile ilgili olarak farklı değerlendirmeler yapmak gerekir. Yaş, karın ağrısının başlama şekli, ne kadar süredir olduğu, ilaç kullanımı, yan bulgular gibi bir çok parametre beraber değerlendirilerek karın ağrılarına tanı konur. Tecrübeli bir çocuk cerrahı karın ağrısına yaklaşımda, çocuğun ruhuna, zarar görmemesine, incitilmemesine önem verdiği için, genellikle ilk muayene sonrasında karın ağrısının cerrahi olup olmadığına karar verebilir.

    Erken bebeklik döneminde hava yutulması ve gaza bağlı olarak oluşan karın ağrıları sıktır. Daha sonra kabızlığa olarak bağlı olan karın ağrıları daha ön plana çıkmaya başlar. İlk bir yılda özellikle erkek çocuklarda idrar yolu enfeksiyonuna bağlı olarak gelişen karın ağrıları da sıktır.

    2-3 yaşında sonra kreş eğitiminin başlaması ile birlikte daha fazla enfeksiyona yakalanan çocuklarda da karın ağrısı sık rastlanan bulgulardan biridir. Burada karın içinde bezelerin şişmesi ile birlikte yoğun ağrılar olabilir. Bu ağrılar cerrahi olmasa da nadiren cerrahi sonuçlara yol açabilir. Bu dönemde beslenme eğitimini tam alamayan, kabızlığı olan çocuklarda karın ağrısı sıktır. Ancak 4 yaş altında karın ağrılarında organik nedenler olması ihtimali daha fazladır.

    Fonksiyonel karın ağrıları 5 yaştan sonra 15 yaşa kadar, çocukların ayda bir kez aktivitelerini kısıtlayacak hale getiren ve genellikle organik olarak tanı konamayan ağrılardır. 10-12 yaşında kız çocuklarında daha sık görülür. Karın ağrısında cinsiyette önemli bir faktördür. Erken çocukluk ya da ergenliğe geçiş döneminde kız çocuklarda over ve rahim kaynaklı ağrılar olabilir.

    Genel olarak değerlendirmek gerekirse, ishal ya da idrar yolları kaynaklı ağrılar ani ve şiddetlidir. Apandisit gibi cerrahi gerektirebilen ağrılarda genelikle tablo yavaş yavaş oturur ve ağrı gittikçe artar. Bu durum karın içinde enfeksiyon bulgularına yol açtığı çocuklar hareket edemezler ve sessizdirler. Eşlik eden öksürük varsa akciğerlerin mutlaka değerlendirilmesi gerekir. Akciğer ya da üriner sistemi ilgilendiren ağrılarda karın ağrısı gibi karşımıza çıkabilirler.

    Karın ağrısı çocukluk çağında mutlaka özenle yaklaşılması ve bu özeni gösterebilen doktorlar tarafından, tedavisinin yapılması gereken bir rahatsızlıktır.

  • Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi

    Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi

    Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi

    TLDP (Time-Limited Dynamic Psychotherapy)

    Freud’ la başlayan psikoterapi tarihi, günümüzde tanımlanmış, netleştirilmiş,

    çerçevesi çizilmiş 400’ e yakın psikoterapi tekniğine ulaşmıştır. Neredeyse sınırsız sayıda

    psikoterapi yöntemi olsa da esasında tüm teknikleri dört ana grupta toplayabiliriz.

    En eski psikoterapi yöntemi hiçbir teknik ve kuramın bulunmadığı dönemlerde

    gelişmeye başlayan, halen de birçok psikolojik sorunda yararlandığımız, insan davranışlarını

    gözlemleyerek bunlardan anlam çıkarma ve oradan sonuca gitmeye yönelik davranışçı

    İlerleyen dönemlerde algı süreci, zihnin çalışma prensipleri, algıyı değerlendirme,

    hafıza ile ilgili laboratuvar çalışmaları sırasında ulaşılan bilgiler neticesinde bilişsel terapiler

    Bilinçdışı kavramını ve savunma düzeneklerini ortaya koyan Freud’la ise ödipal

    dönemi odağına alan dinamik psikoterapi ve psikoanalitik psikoterapi doğmuştur. Bu ekole,

    anne çocuk arasındaki bağlanmaya dikkat çeken nesne ilişkileri kuramıyla Melanie Klein farklı

    bir perspektif kazandırmış, ego psikolojisi, farklı bağlanma stilleri ve bunların nörobiyolojik

    açılımlarının anlaşılmasıyla çok zengin bir dinamik bakış açısı yakalanmıştır. Bu dinamik

    döngü, davranışsal ve bilişsel çarpıtma ve şemalarla birlikte işlemektedir.

    Bu bağlamda günümüzde yıllar alan psikoterapi süreçlerinin yerini, olabilecek en

    büyük değişimi değil, mevcut kaynaklarla en hızlı ve kısa sürede ulaşılabilecek en büyük

    değişimi gerçekleştirmeye yönelik kısa süreli ya da süresi sınırlı psikoterapiler almaya

    başlamıştır. Kısa Süreli dinamik psikoterapiler çok iyi neticeler verebilmektedir.

    Kısa Süreli dinamik psikoterapi, genel çerçevesi psikodinamik olmakla birlikte nesne

    ilişkileri ve kendilik psikolojisi kuramlarını içine alan, güncel kişilerarası ilişkileri bilişsel

    davranışçı yaklaşımda harmanlayan esnek bir psikoterapi yöntemidir.

    Psikiyatrik araştırmalarda ayaktan tedavi gören hastaların büyük çoğunluğunun

    tedavileri için kısa süreli tedavileri seçtiklerini saptanmıştır. Bu danışanlarımız çoğu kez

    duygusal acılarının bir an önce bitmesi ihtiyacındadır.

    Kısa süreli terapiler bu danışanlar için idealdir. Süresi sınırlı dinamik psikoterapilerde

    terapinin başlangıç, orta ve son yapılandırması bulunduğundan danışanlar tedaviyi

    sonlandırmaya daha istekli olmaktadırlar. Terapiyi sonlandırmak için belli bir zaman verilmesi

    hastaların terapiye bağımlı olurum korkularını azaltmakta, terapiyle ilgili endişelerini

    Kısa süreli dinamik psikoterapide sınırlı odak ve sınırlı hedef vardır. Bu süresi sınırlı

    dinamik psikoterapileri açık uçlu psikoterapi veya psikoanalizlerden ayıran en önemli

    Odak çatışmalı çekirdek ilişkiler teması, rol-ilişki modelleri, çözülmemiş ödipal

    çatışmalar plan formülasyon metodu, döngüsel maladaptif örüntü gibi çeşitli

    formülasyonlarla saptanır.

    Kısa Süreli dinamik psikoterapilerin diğer özellikleri zaman konulması, terapötik

    anlaşma, hemen müdahale, planlanmış bitiş zamanı, iyimserlik ve sözleşmedir. Kısa süreli

    terapilerde maksimum seans sayısı 20’dir.

    Kısa süreli terapiler süreye duyarlı, etkin zamanlı, uygun maliyetli yönleriyle öne

    çıkarlar. Ego gücü, motivasyonu ve nesne ilişkileri yüksek düzeyde olan danışanlar kısa

    terapilerden daha iyi yararlanırlar. Kısa süreli dinamik psikoterapi çocukluk anıları, davranışın

    bilinçdışı belirleyicileri, çelişkiler, aktarım gibi temel psikanalitik kavramlar üzerine kurulmuş

    olsa da, metapsikolojik modellere ya da Odipus kompleksi gibi çıkarımsal kavramlara girmez.

    Hastanın güçlü yönleri vurgulanarak terapötik süreç gerçeğe dayalı tutulur.

    Şimdi ve burada ilişkisine konsantre olunur.

    Kısa süreli terapilerde terapistler en az radikal müdahaleyi tercih eder, gelişimsel

    yetişkin bakış açısına sahiptir, bazı terapi modellerindeki sonsuzluk kavramını kabul etmez,

    yaşam gerçekliğini ve günlük hayatı her zaman terapide olmaktan daha önemli görür.

    Kısa Süreli dinamik psikoterapinin temel prensibi terapist ile danışan arasında gelişen

    ilişkiyi kullanarak, danışanın kendisiyle ve diğerleriyle olan etkileşiminde değişiklik

    Kısa süreli terapilerde esnek bir yaklaşım sağlayan Kısa Süreli dinamik psikoterapi zor

    hastaların tedavisinde rahatlıkla tercih edilebilir.

    Kişilik bozukluklarında ve kronik kişiler arası ilişki ve iletişim problemlerinde

    oldukça etkili bir psikoterapi yöntemidir.

    Kısa süreli dinamik psikoterapide semptomlar üzerinde durulmaz.

    Amaç kişinin kendisiyle ve başkalarıyla ilişki kurma şeklini değiştirmek yani kişinin

    karakter yapısında değişikliğe gitmektir.

    Kısa süreli dinamik psikoterapi uygulamaları psikolojik farkındalığa sahip, yeni fikirlere

    açık, iç gözlem yapabilen, şikayetlerini sınırlayabilen, değişim için motivasyon sahibi, kendine

    karşı dürüst, tedavinin sonuçlarına dair gerçekçi beklentileri olan danışanlarda yeterli olur.

    Kısa Süreli dinamik psikoterapi modernist görüşe sahip olup olaylara kişilerarası

    perspektiften bakar.

    Kişiler arası problemlerde de, doğumdan sonra yaşayabilmek için belli bir süre

    başkalarına bağlı olduğumuz gerçekliğinin rolü büyüktür. Kendimize bakış açımız ve kendimizi

    nasıl hissettiğimizin, başkalarına nasıl davrandığımız ve dünyayla olan ilişkimizin altında bu

    Bireyin çocukluk çağında, ebeveynlerine güvenli bağlanması anksiyetenin olumsuz

    etkilerini değiştirmekte, sağlıklı gelişimi güçlendirmektedir.

    Bu dönemde kodlanan deneyimsel ve bilişsel şemalar binanın temelini oluşturmakta,

    bu alt yapı kişinin ileri dönemlerindeki kişiler arası ilişkilerinde duygusal bağı koruma ve

    sürdürmekte birincil rolü almaktadır.

    Kısa Süreli Dinamik Psikoterapide ise bu sürecin belli bir noktada bitmediği,

    bireylerin diğerleriyle etkileşimi sırasında dinamik olarak değiştiğine inanılır.

    Kişinin ilişkisel özellikleri yaşamın ilk yıllarında şekillense de, kişinin bu tarzı

    sürdürüyor olması onun güncel yetişkin yaşamıyla pekişmektedir.

    Örneğin, çocukluğunda sakin ve yumuşak başlı, boyun eğici bir yaklaşım geliştiren bir

    danışan, yetişkinlik döneminde de hayatına yanlış, otoriter, dogmatik, cezalandırıcı kişileri

    sokmakta, “vur ensesine al ağzından lokmayı” ilişki tarzını terk edememektedir.

    Bu tarz, karşısındaki insanları daha baskın ve zorbaca davranmaya davet

    etmekte, bir kısır döngüye girilmektedir. Bu tepkilerle karşılaşan danışan kendini

    alıştığı ortamda hissetmekte, ancak psikolojik dengesi için için bozulmakta, içindeki

    huzursuzluk büyümektedir.

    Kısa Süreli Dinamik Psikoterapi bu temelde çalışır ve bugüne vurgu yapar.

    Erken dönemde yerleşen bozuk etkileşimler bugün de korunuyorsa, kişi bunu bugün

    Geçmişteki çelişki ve acı gerçeklerin ortaya çıkarılmasına zaman harcamak yerine

    bugün üzerinde çalışılmalı ve hızla sonuca gidilmelidir.

    Kısa süreli dinamik psikoterapiler bu yönleriyle, psikolojik sorunların tedavisinde hızlı

    ve ekonomik çözümler sunmakta ve sıklıkla tercih edilir hale gelmektedir.

  • A p a n d i s i t

    Apandisit, appendiks denen organın enfeksiyonu ya da inflamasyonudur. Apendiks kalınbağırsağın başlangıcında kör bir bağırsak çıkıntısıdır. Karın muayenesindeki izdüşümü “sağ alt kadran”dır.

    Apandisit, bu organın iltihabi hastalığına verilen isimdir. Ortalama olarak çocukların %10’unda karşımıza çıkabilen çocukluk döneminin en önemli “akut batın ( acil cerrahi gerektiren karın hastalığı ) ” nedenidir.

    Çocukluk çağında daha fazla görülmesinin en önemli nedeni, çocuklarda lenf bezi sistemi ve bağışıklığın daha aktif olmasıdır. Apandiksin başındaki lenf bezlerinin şişmesi ile apendiksin şişmesi apandisite yol açabilir. Bu nedenle üst solunum yolları enfeksiyonu ya da ishal sonrasında ya da sırasında apandisit gelişebilir. Apendiks iç çapı, dar olan bir organdır, bu yüzden kolaylıkla tıkanabilir. Sertleşmiş kaka parçacığı ( fekalit ), barsak parazitleri, meyvelerin çekirdekleri, tıkanmaya en sık yol açan nedenlerdir.

    Apendiks tıkanmaya başladığında hastalık “akut” aşamasındadır. Ancak tıkanmayla birlikte apendiksin içinde irin toplanmaya ve dolaşımı bozulmaya başlar. Bu aşamada “apandisit” aslında çok komplike bir hastalık değildir. Ancak dolaşımın bozulup apendiksin delinmesi ile irin karın içine yayılmaya başlarsa gerçekten apandisit kişinin hayatını tehdit eden, tüm hayatını boyunca onu etkileyebilecek sonuçlara yol açan bir hastalık haline döner. En temel amaç bu aşamaya gelmeden apandisitin akut aşamada ortadan kaldırılmasıdır.

    Apandisit, klasik bulgularla nadiren karşımıza çıkar. Çocuklardaki muayene zorluğu da buna eklenirse genellikle tanıda gecikmelere çocukluk çağında rastlanır. En temel bulgular, karın ağrısı, iştahsızlık, bulantı, kusma ve ateş olmasıdır. Ancak hiçbir hastada muayene bulguları tam olarak birbirini tutmayabilir. Apandisit en önemli tanı aracı muayene eden kişinin tecrübesi ve muayene bulgularıdır.

    Karın ağrısı ilk olarak önceleri göbek etrafında başlar ve tam olarak lokalize edilemez, ancak hastalık ilerledikçe ağrı sağ alt kadrana yerleşir. Ağrı karakter olarak artma eğiliminde ve devamlı olan bir ağrıdır. Ancak bu klasik ağrı öyküsüdür, hastaların çoğunda ağrılar bu klasik ağrı karakterine uymaz, sadece ishal, sadece kusma ya da ateş ile başlayan apandisitlerlede sıklıkla karşılaşır.

    Tanısal aşamada, en önemli inceleme şikayetlerin dinlenmesi ve karın muayenesidir. Muayenede karın bölgesinde hassasiyet, ağrıyı arttıran hareketlerin uygulanması çocuk cerrahını yönlendirir. Muayene bulguları dışında laboratuar testleri ve radyolojik incelemeler ancak tanı koymaya yardım eden ve olası diğer hastalıklara tanı koymaya yarayan yan parametrelerdir. Muayene bulgusu olmayan ancak ultrasonografide “apandisit” tanısı alan bir hasta opere edilmez. Zamanında tanı konamazsa çocuklar bu hastalık yüzünden zarar görebilirler, geç tanı olası yan etkileri arttırır ancak hemen operasyona karar verebilen durumlarda da ailelerde genellikle “gereksiz operasyon kaygısı” vardır. Burada gerçekten “tecrübeli bir çocuk cerrahı” kesin çözümdür.

    Tek ve kesin tedavi enfeksiyon karna ve vücuda yayılmadan önce, enfekte organın hızlı bir şekilde karın dışına alınmalıdır. Ameliyat açık veya kapalı yöntemle (laparoskopik olarak) yapılabilir.

    Apandisit günümüzde korkulması gereken bir hastalık değildir. Ancak çocukların kendini ifade edememesi, muayenenin korkutularak yapılması, gereksiz antibiotik ve ağrı kesici kullanımı nedeni ile hastalık bulgularının ilerlemesine yol açmak yüzünden, hala çocuklarda tehlike oluşturabilen ve ciddi sakatlık ya da ölüme yol açabilen bir hastalıktır.

    Karın ağrısı ve yazılan bulguların olduğu durumlarda ilaç kullanmadan mutlaka çocuk cerrahisi olan bir merkeze başvurmak hızlı tanı ya da gereksiz ameliyattan korunmak adına çok önemlidir.

  • İlişkiler uzak mesafeden yürür mü?

    İlişkiler uzak mesafeden yürür mü?

    Artık yüzde ondan fazla Türk ilişkilerini uzak mesafeden yürütmektedirler. Her geçen 

    gün daha fazla çift, çalışma koşulları nedeniyle ayrı yaşamak ve ilişkilerini ayrı 

    şehirlerde yürütmek zorunda kalıyor. Bazen mesafeler fazla uzak olmamakta, bazen 

    de çiftler birbirini görebilmek için uçak yolculuğu yapmak zorunda kalmaktadırlar. 

    Ve birçok kişi uzak mesafeden bir ilişkinin yürüyüp yürümeyeceğini merak 

    etmektedir. Uzmanlara göre sağlıklı bir uzun mesafe ilişkisi için gerekli olan en 

    önemli şey “istek. Uzaktan sevmek iki taraf için de kolay olmuyor ve ihtiyaçları 

    doyurmuyor. Buna rağmen böyle bir ilişki yürürmü???

    Evet, böyle bir ilişki yürüyebilir.

    Bu tür bir ilişkinin yürüyüp yürümeyeceği birçok faktöre bağlıdır. Bu ilişki zaten en 

    başından itibaren uzak mesafeden mi başladı? Yani –birinin İzmir’de diğerinin ise 

    Antalya’da yaşadığı- bu çift birbirleriyle internette mi tanıştılar? Yada çiftler, belki de 

    uzun yıllardır, mutlu bir ilişki yaşamaktadırlar ve eşlerden biri aniden iş nedeniyle 

    uzağa gitmek zorunda mı?  

    İkinci durumun daha zor olduğu bir gerçektir, zira çiftler arasında aniden ortaya çıkan 

    mesafeye önce bir alışmak lazımdır. Fakat yapılan güncel bir ankete göre on hayat 

    arkadaşından dokuzu şahsi özgürlüklerinin kıymetini bilmektedirler ve bu da 

    sevindirici bir sonuçtur. İnsan bütün gün kumsalda uzanmak yada maç izlemek yada 

    durmadan fazla mesai yapmak ister- neden olmasın, ne de olsa ilişkinin bu 

    konseptinden dolayı yeterli zaman var ve tekrar birlikte geçirilecek zamana kadar bu 

    aynı zamanda iyi bir oyalamaca olabilir.  

    Bazı kişiler uzak mesafeden yürütülen ilişkilerin büyük avantajlar sağladığı sonucunu 

    çıkarmaktadırlar. Zira çiftler bir tür engel aşmakta ve birlikte geçirilecek zamana 

    sevinmektedirler ve ilişkide diğer çiftlerin sadece hayal edebileceği çok büyük bir 

    güven temeli oluşmaktadır. Örneğin aşk her dem taze kalıyor! Birlikte paylaşılan her 

    şey değerleniyor. Bir yemek veya bir tatil her zamankinden daha tatlı olabiliyor. 

    Ayrıca cinsellik rutin olmaktan çıkıp çok özel bir duyguya dönüşebiliyor.

    Yine de uzak mesafe ilişkilerinin dezavantajları da vardır, zira normal bir çiftin bir 

    hafta boyunca doğal olarak paylaştıkları şeyler, birbirinden uzak mesafede bulunan 

    çiftler için olağanüstü bir durum teşkil etmektedir. Böylece her bir etkinlik bir hafta 

    sonuna yada daha uzun bir zaman dilimine konsantre edilmektedir. Eşler birbirine 

    kavuşmadan çok şey beklediklerinden ve buluşma umulduğu kadar güzel 

    geçemeyebileceğinden dolayı, hayal kırıklığına uğrama tehlikesi oldukça büyüktür. 

    Bu yüzden küçük şeyler için sevinmeli ve herhangi bir sohbet için kendini 

    zorlamamalı ve yan yana uyanmanın mutluluğunu yaşamalıdır.  Bazen acaba değer mi 

    bu kadar çabaya dedirten ama doğru insanla her buluşmada ,her 500 km yolu kat 

    ettiğinizde değdiğini gördüğünüz ilişki için yapılması gerekenler şunlar olabilir:

    Mutlu bir uzak ilişki için yapılması gereken 4 şey

    • Eşinizle olabildiğince sık iletişim kurun. Telefon, cep telefonu, Skype, e-posta ya da 

    posta yoluyla. O sizin günlük yaşamınızın bir parçası olsun.

    • “Ben” değil, “biz” deyin. Fazla bireysellik ilişki için, özellikle de uzun mesafe 

    ilişkileri için iyi değildir. Ayrı da olsanız ritüellerinizden ve ortak yaşam 

    alışkanlıklarınızdan vazgeçmeyin.

    • Tartışma kokan konuşmalardan kaçının. Değerli zamanlarınızı anlaşmazlıklarla 

    geçirmeyin. Yapıcı olun ve sorun büyükse hemen çözümüne ulaşmaya çalışın.

    • Eşinizle ortak geleceğiniz hakkında çok şey konuşun. Bu tür ilişkiler vizyon gerektirir.

    Bu tür ilişkilerdeki en önemli şey, çiftin herşeye rağmen ortak bir hedefe sahip 

    olmasıdır, yani birliktelik isteklerinin olması ve bu mesafeye belli bir zaman için 

    katlandıklarını bilmeleridir. Eşler belirli bir zaman sonra beraber, aynı şehirde 

    yaşayacakları ve birlikte olacakları düşüncesine tutunmalıdırlar. Uzak mesafeli 

    ilişkilerde de plan olmadan ilişkinin dayanağı olmaz, bu yüzden en başından itibaren 

    insanın böyle bir ilişkiye girmek isteyip istemeyeceği iyi tartılmalıdır.      

    Avantajları ve dezavantajları

     “Seni çok özledim”. Kulağa çok hoş geliyor olabilir. Fakat kilometrelerce 

    uzakta olan sevgilinizin işini hiç de kolaylaştırmıyor bu söz.  Sürekli özlem 

    çektiğini söylemek iki tarafın da yaşam kalitesini düşürüyor.

     Başka bir sorun günlük yaşamdaki gerçekler. Çiftler ayrı şehirlerde kendi 

    gerçeklerini yaşıyor ve bu maalesef bazen paylaşılamıyor.

     Aldatılma korkusu ve “ilişkimiz nereye gidiyor?” gibi kuruntular da diğer 

    sorunlar arasında… Kıskançlıklar kaçınılmaz oluyor ve ilişki normal bir 

    ilişkiden daha fazla özen istiyor.

     Hayatında birisinin olduğunu bilmenin yarattığı güvenle, kimse yokmuş gibi 

    özgür yaşamanın yarattığı konfor uzun mesafe ilişkisinin en önemli avantajı.

  • Hipospadiyas

    Hipospadias

    Hipospadias yaklaşık olarak 300 erkek bebekte bir görülen bir doğumsal anomalidir. Bu anomalide üretra adı verilen idrar kanalı eksik gelişmiş ve penisin ucuna kadar ulaşamamıştır. İdrar deliği penisin ucuna değil, penisin altında bir yere açılır. Bu hastalarda sünnet derisi de yarımdır; bir kapşon şeklinde penisin başının arka yüzünü örterken penisin başının alt kısmı açıktadır. Bu nedenle halk arasında “Peygamber sünnetli”, “doğustan sünnetli” ya da “yarım sünnetli” olarak da isimlendirilir. Aslında bu hastalar sünnetli doğmazlar, idrar kanalı eksik geliştiğinden ötürü sünnet derisinin alt kısmı da gelişmez ve yarım kalır.

    Hipospadias doğumdan itibaren bir muayene ile kolaylıkla tanınabilen bir anomalidir. İdrar deliği penisin başı ile skrotum (torbaların) kökü arasındaki herhangi bir yere açılabilir. Bu da hipospadiasın hafif, orta ve ağır formları arasındaki farkı oluşturur. Hipospadiasın ağır formlarında kordi adı verilen, ereksiyon (sertleşme) anında peniste eğrilme de hastalığa eşlik eder. Hafif formlarda idrar deliği penisin başına daha yakındır. Ereksiyon (sertleşme) anında peniste eğrilik (kordi) olsa dahi çok ağır değildir. Orta formlarda idrar deliği penisin ortalarında bir yere açılır. Bu hastalarda hafif-orta derecede kordi duruma eşlik eder. Ağır formlarında ise idrar deliği penis köküne ve hatta skrotumların (torbaların) arasına açılır. Bunlarda eğrilik de çok ağır olabilmektedir.

    Tanı:

    Hipospadias tanısı doğumdan itibaren normal muayene sırasında rahatlıkla konabilir. Genellikle de ek bir tetkik yapmaya gerek yoktur. Ancak ağır formlarında bazı ek tetkiklere gereksinim olabilir. Özellikle ağır formlarda böbrekler ve idrar yollarına ait başka sorunlar da söz konusu olabileceğinden detaylı bir üriner sistem ultrasonografisi ile değerlendirme yapmak gerekebilir.

    Tedavi:

    Hipospadias’ın cerrahi tedavisindeki temel amaç idrar deliğini anatomik olarak olması gerektiği yer olan penisin ucuna taşımak ve aynı zamanda, eğer varsa, eğriliği düzeltmektir. Eğrilik düzeltilmediği taktirde ereksiyon ve cinsel ilişki sırasında olumsuzluklara yol acacaktır.

    Bu operasyon hipospadias cerrahisinde deneyimli Çocuk Cerrahları ve Çocuk Ürologları tarafından yapılmalıdır. Burada önemli olan hekiminizin çocukların cerrahisinin yanısıra çocuklardaki bedensel, fiziksel ve psikolojik özelliklere hakim ve bu konuda eğitiminin olması gerektiğidir. Unutulmaması gereken şey çocuk ile erişkin arasında çok büyük farklılıklar olduğudur. Bir çocuğa erişkine yaklaşıldığı şekilde asla yaklaşılmaması gerekir. Bu nedele, tedavi süreci çocuğun tüm bedensel ve ruhsal özelliklerini bilen, gözeten ve uygulamalarını buna göre yapan bir cerrah tarafından yürütülmelidir. Aksi uygulamalar hem çocukta hem de ailelerde olumsuz deneyimlere ve gelecekte pek çok başka sorunların yaşanmasına yol açabilmektedir.

    Hipospadias cerrahisi için yüzlerce çeşit ameliyat tanımlanmıştır. Bunlardan bir çoğu tarih içinde güncelliğini yitirmiş olup kullanılmamaktadır. Burada cerrahın en deneyimli olduğu güncel cerrahi tekniği uygulaması önemlidir. Hafif ve orta ağırlıktaki hipospadias tek seanslı operasyonlarla %90’lara varan başarı ile tedavi edilebilirken ağır formlarında iki seanslı operasyonlar gerekebilmektedir.

    Hipospadiaslı hastaların operasyondan önce sünnet edilmemesi gerekir. Çünkü sünnet derisi idrar kanalı oluşturulurken kullanılabilmektedir. Ayrıca hipospadias cerrahisi uygulanan hastalarda aynı anda sünnet de yapılmaktadır. Bu nedenle hastların kesinlikle sünnet edilmemesi önemlidir. Sünnet edilmiş olan hastlarda hipospadias cerrahisi daha sorunlu olabilmektedir.

    Operasyonun zamanlaması da önemlidir. Operasyon(lar), çocuğun cinsel kimliğini tanımaya başladığı 2,5 yaşına kadar tamamlanmalıdır. Klinik uygulamalarımızda hasta 6 aylık olduktan sonra (tercihan 8-9. ayda) cerrahi tedavinin yapılması ve hasta 18-24 aylık olana kadar operasyonların tamamlanması gerektiğini önermekteyiz.

    Operasyon süresi hipospadiasın ağırlık derecesine ve yapılacak olan cerrahinin tek ya da iki seanslı olmasına göre değişkenlik göstermekle birlikte ortalama 1.5 ile 4 saat arasında değişmektedir. Operasyonlar günübirlik olarak gerçekleştirilir; hastanede yatmaya gerek yoktur. Operayon bölgesinde bir pansuman ve bir de sonda bulunur. Hastanın altının bezli olması operasyona engel degildir. Çift bez uygulaması ile hasta ve ailesi hızla günlük yaşamına geri döner. İkinci veya üçüncü gün pansumanı açılır, 7. gün sondası çekilir. Ondan sonra banyo yapabilir.

    Komplikasyonlar:

    Deneyimli çocuk cerrahları ve çocuk ürologları tarafından geçekleştirilen hipospadias operasyonlarında başarı oranları %90’ların üzerindedir. Ağır formlarda komplikasyon oranı biraz daha yüksek olabilmektedir. Çocuk deneyimi olmayan cerrahlar tarafından gerçekleştirilen operasyonlarda hem cerrahi komplikasyon oranı daha yüksektir hem de psikolojik olarak daha olumsuz deneyimler söz konusu olmaktadır.

    En sık rastlanabilen komplikasyon fistül gelişimidir. Bu dikiş arasından ince bir sızıntı olması anlamına gelir. Korkulacak bir komplikasyon olmayıp operasyondan 6 ay sonra çok daha basit ve sondasız bir cerrahi müdahele ile onarılabilir. Bunun yanı sıra yara yerinde enfeksiyon, dikişlerin tümünün açılması, idrar kanalında darlık gelişmesi gibi komplikasyonlar da görülebilir. Bunların oranı ise çok düşüktür.

  • İNGİLİZCEYİ HİPNOZLA ÖĞRENMEK

    İNGİLİZCEYİ HİPNOZLA ÖĞRENMEK

    Hipnozla İngilizce bir hayal ürünü mü? Herkes hipnoz olur mu? Hipnoza girince yabancı dil beynimize mi sokuluyor? 7 Günde hipnoz öğrenilir mi? Öğrenciler hipnoz edilerek mi İngilizce öğreniyor? Vb. sorular bana en çok sorulan sorulardan biri.

    Çünkü ben hem İngilizce öğretmeniyim, hem psikoloğum hem Türkiye’de hipnoz eğitiminde ilk akla gelen eğitmenlerdenim. Bu formasyonu tamamlayan kaç kişi var acaba ben de merak ediyorum.

    Hipnoz Algıları Açar Öğrenci Öğrenebileceğini Öğrenir

    Hipnozu artık mucizeymiş gibi sunanlara şaşırıyorum. Yer çekimi nasıl görevini görüyorsa hipnotik şuur her keste algıları açık ve telkin almaya müsait bir durum yaratıyor. Bu durum meydana geldiğinde ister kişiye tokluk duygusunu aşılar ve diyetine uymasını sağlarsınız. İsterseniz içinden gelerek ders çalışmasını veya memleket faydalı bir birey olabilmek için inançları uğuruna canlı bomba olmasına şartlandırabilirsiniz. Tüm bunlar olabiliyorsa İngilizce öğrenme becerisini de arttırabilirsiniz o zaman değil mi?

    Eğitimlerde Neler Oluyor?

    İngilizce sınıfta öğrenilmez ama öğrenebileceğinizi öğrenmek için başlangıç düzeyinde bir sınıfa ihtiyaç duyarsınız. Daha önce pek çok sınıfta çaba göstermiş ve bu güne kadar arzu ettiğiniz durumu yaratamamış olabilirsiniz. Bütün bu olumsuz etkilerden korunmak için sınıftan ziyade eviniz kadar rahat edeceğiniz bir öğrenme ortamı yaratılır. Bir günün en verimli saatleri bu öğrenme ortamında geçer böylece kişinin dikkatini bölecek dış etkenlerden korunur. Bu bir hafta süreyle kesintisiz, yüksek bir motivasyonla ve bilinçaltını etkileyen unsurlardan yararlanarak gerçekleştiğinde. Öğrenmek şaşırtıcı olmaz belki öğrenememek daha çok şaşırtıcı olmalıydı diye düşünüyorum.

    Herkes Bu Tekniklerden Yararlanabilir Mi?

    Okullarda veya kurslarda öğrenemeyen öğrenci zamanla direnç ve kompleks geliştirir. 30 yaşın üzerinde ve param var ama zamanım yok diyenlerin çoğu aslında bu dirençlerini kıramadıkları ve kendine güvenemedikleri için alternatif bir yol arıyorlar. İşte hipnozla İngilizce tam bu noktada yabancı dil öğrenmek isteyen adayların dikkatini çekiyor. Talep eden adaylarla telefonda veya yüzyüze bir mülaakaat gerçakleştiriliyor. Uyum ve seviye testine tabi tutuluyor. Sonra 2 veya 4 kişilik öğrenme odalarında güle oynaya bir eğitime başlıyorlar. Tabi bunu 7 gün sürdürse öğrenmemesi mümkün değil.

    Hipnozla Öğrenmedeki Sistem 3 boyutta Ele Alınıyor

    1)GÖRSEL BOYUT

    Bilinçaltının gücünden yararlanılacak imajinasyonlar aktivite edilerek gerçekleşir. Burada telkinler ve kişinin iç dinamiklerinden yararlanılır.

    2)İŞİTSEL BOYUT

    Yeterince duymadığınız bir dili içselleştirmeniz de zordur. Bardağı doldurmadan nasıl boşaltabilirsiniz ki. Yeterince veri girişi olabilmesi için çok sık bu dilin argümanları dinleme yoluyla kişiye aktarılır. Bu dinlemeler gece yatarken de devam eder. Zamanla öğrenmenin kendi sesiyle de entegre olarak sistemin işleyiş mekanizması içerisine dahil olur. Hatta İngilizce rüyalar görmeye başlar.

    3)İÇSELLEŞTİRME BOYUTU

    Düşünmeden konuşabiliyorsanız artık eğitimi içselleştirmişsiniz demektir. Bunun için yeterince tekrar ve uygulamanın içine girmeniz lazım ki bir eğitim ne kadar kullanılırsa o kadar içselleştirilir.

    Sadece 7 Günde İngilizce Öğreniliyor Mu?

    Sadece 7 Günde temel kavramlar ve dilin matematiksel yapısı öğretilir. Bu durum normal kurslarda 2 veya 2.5 ayda verilir. Bu eğitim 3 modülden oluşuyor. Temel kavramlardan sonra bunları geliştirmek için 2. Modüle katılması şiddetle önerilir. 3 Modül artık kendi alanında teknik terimleri de kullanabileceği düzeye getirmeyi hedefler. Tabi artık ders dışında da bütün algıları bu dili entegre etmek üzere çalışır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Ülkemizde sünnet ve karşılaşılan sorunlar

    Sünnet, dini inanç ve gelenekler nedeniyle, tüm Müslüman ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de çocukluk çağında en sık uygulanan operasyondur. Aslında temelde cerrahi bir girişim olmakla beraber, tedavi edici amaçla uygulanan bir operasyon olmadığından hekim olmayan kişiler tarafından ve çoğu kez cerrahi işlemlerin gerektirdiği titizlik ve prensiplerden uzak bir şekilde yaygın olarak uygulanabilmektedir.

    Ülkemizde sünnet işlemi çoğunlukla sünnetçiler tarafından gerçekleştirilmektedir. Yapılan bazı anket çalışmaları, toplumda yüksek öğrenim görmüş ebeveynlerin dahi, çocuklarının sünnetini sünnetçilere yaptırmakta bir sakınca görmediğini ortaya koymuştur. Genellikle “erkekliğe adım atmak” olarak değerlendirilen sünnet işleminin sosyal boyutları sağlık boyutunu fazlasıyla aşmaktadır. Sünnet salonları, düğünleri, kıyafet ve aksesuarları, ve geleneksel bazı alışkanlıklar sünnetin bir sektör haline gelmesine yol açmıştır. Aslında çocuk için bir o kadar endişe verici olan bu işlem, aile bireyleri tarafından törensel bir anlam da taşımakta ve sünnetin sağlık yönünden çok sosyal yönüne ağırlık verilmektedir.

    Sünnet, penisteki “preputium” olarak isimlendirilen deri parçasının cerrahi olarak çıkartılmasıdır. Ancak, bu işlemin önemi ne yazık ki aileler tarafından dahi ya göz ardı edilmekte yada ilginç bir şekilde yeterince önemsenmemektedir. Ülkemizde bu işlemin kimler tarafından yapılabileceği 1928 yılında hazırlanmış olan “1219 sayılı Tebabet ve Şuabatı Sanatlarının İcrasına Dair Kanun” hükümleriyle belirlenmiş olup ruhsatsız ve diplomasız kişiler tarafından bu işlemin gerçekleştirilmesine izin verilmemektedir. Ancak 10 yıl süre ile bu işi yapan bir kişiye gereğinde ruhsat verilebilmektedir. Bu yasanın getirdiği sınırlamalar günümüz koşullarında, modern tıp çağında son derece yetersiz kalmaktadır, ve yeni bir takım düzenlemelerin getirilmesi zorunludur.

    Sünnet, ülkemizde çoğu kez evde, sağlık kabininde yada düğün salonlarının bir köşesinde, her türlü tıbbi koşuldan uzak, çoğu kez ehil olmayan kişiler tarafından gerçekleştirilen bir operasyon olduğundan, meydana gelen komplikasyon oranı (%1-38) hiç de azımsanacak bir düzeyde değildir. Ülkemizde bu komplikasyonlara ilişkin gerek yurtiçi gerekse yurtdışı dergilerde yayınlanmış pek çok makale bulunmaktadır. Kliniğimize de her yıl uzman olmayan kişilerce yapılmış çok sayıda sünnet komplikasyonu başvurmaktadır. Bu komplikasyonlar arasında yara yerinde enfeksiyon, kanama, sünnet derisinin eksik veya fazla kesilmesi, idrar yolunun (üretra) yaralanması ve peniste kısmi yada tam kesi (ampütasyon) sayılabilir. Bu komplikasyonların bazıları cerrahi müdahaleler ile kısmen veya tamamen düzeltilebilmektedir. Ancak bazen çok daha ağır düzeltici cerrahi operasyonlar gerektirmekte, kimi zaman ise her türlü cerrahi müdahaleye rağmen kalıcı sakatlıklar ile sonuçlanabilmektedir. Sonuçta çocuğun yaşamını ömür boyu etkileyebilecek ruhsal ve cinsel sorunlar ortaya çıkmakta, topluma sağlıksız bireylerin katılmasına neden olabilmektedir.

    Ülkemizde sünnet konusunda yaşanan en önemli sorunlardan birisi de “toplu sünnetler” dir. Bu tip girişimler bir “hayır” amacıyla yapılıyormuş gibi görünse de, ne yazık ki kişi, kurum yada kuruluşların reklamına hizmet etmektedir. Kısıtlı süre içinde, son derece uygunsuz ve sağlıksız ortamlarda, çoğu kez bir karmaşa içinde gerçekleşen bu “sözde hizmetler” sonrasında komplikasyon oranlarının yüksek olması kaçınılmazdır.

    Batılı ülkelerde, Hıristiyan ve Musevi toplumlarda da sünnet çocukluk çağında en sık uygulanan operasyonlardan biridir. Ancak farklı olarak, bu toplumlarda sünnet son derece sağlıklı olarak ameliyathane koşullarında, modern tıbbın ve cerrahinin tüm gereklilikleri yerine getirilerek uzman kişiler tarafından gerçekleştirilmektedir. Doğal olarak komplikasyon oranı da son derece düşüktür.

    Sünnet cerrahi bir işlemdir. Bu nedenle, ideal olarak cerrahi girişimin gerekliliklerine uyularak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Ameliyathanede ve genel anestezi altında, zaman sıkıntısı olmadan, güvenli ve sağlıklı bir şekilde yapılmalıdır. Kimi zaman aileler genel anesteziye yönelik kaygılar taşımaktadır. Ne yazık ki, çok az sayıdaki şanssız uygulamaların medyada abartılarak defalarca gündeme getirilmesi, ailelerin haklı olarak bu konuda büyük endişeler taşımasına ve genel anestezi düşüncesinden uzaklaşmasına yol açmaktadır. Ancak günümüzde anestezi, uzmanları tarafından son derece güvenli bir şekilde uygulanmaktadır. Tıpta yaşanan gelişmeler anezteziyoloji biliminde de üst düzeye ulaşmıştır. Bugün çok daha ağır ve büyük operasyonlar için bile anestezi sorunsuz bir şekilde güvenle uygulanabilmektedir. Ayrıca, uzman olmayan kişiler tarafından sağlıksız koşullarda yapılan sünnetlerde komplikasyon gelişme oranının istatistiksel olarak genel anesteziye göre çok daha yüksek olduğu unutulmamalıdır. Dolayısı ile, sünnet için uygulanacak yüzeysel bir genel anestezi sorun olmaktan öte hem çocuk hem de cerrah için son derece konforludur.

    Çocuklar belli etsin yada etmesin sünnetten korkmaktadırlar. Ülkemizde sünnet en çok 6-8 yaşları arasında yapılmaktadır. Psikolojik gelişim evrelerini henüz tamamlamamış olan bir çocukta lokal anestezi ne kadar etkin bir şekilde yapılırsa yapılsın, sünnet çocuk için çok büyük bir endişe kaynağı olmaktadır. Ayrıca daha önceden sünnet olanların deneyimleri arkadaşlar arasında paylaşıldıkça, çocuklarda bu endişenin erkenden yerleşmesine ve yaşanan korkuların katlanarak büyümesine neden olabilmektedir. Çünkü, çocuk bakış açısı ile uzvundan bir parça “kesilecektir”. Özellikle “Fallik Dönem” adı verilen psikolojik gelişim evresinde daha ağırlıklı olmakla beraber, lokal anestezi altında uygun olmayan ortamlarda her aşamasını yaşayarak geçireceği, bir telaş içerisinde yapılan, genital bölgeye yönelik bir cerrahi girişim çocukta psikolojik bir travmaya yol açabilir. Genel anestezi, sünnetin en travmatik olan bölümünün çocuk tarafından hissedilmeden gerçekleştirilmesine olanak verdiğinden bu yönden de avantaj sağlamaktadır.

    Ülkemizde ve toplumumuzda sünnet uygulamalarının iyileştirilmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Sünnetin cerrahi bir girişim olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle, ideal olarak hastane ortamında, bir ameliyat ciddiyetinde, uzman ve bu konuda deneyimli hekimler tarafından gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Uygun koşullar altında gerçekleştirilen sünnetlerde hem tıbbi hem de psikolojik komplikasyonların gelişme olasılığı son derece azdır.

  • AŞK ACISI VE HİPNOZ

    AŞK ACISI VE HİPNOZ

    Hipnozu en çok unutabilmek için tercih ediyorlar. Çünkü hatırlamak acı veriyor ve kişi bu acıyla yaşamak istemiyor. Her güzel şey bir gün biter ve genelde bunu kabul etmek acı verir.

    Bu acı sadece duygusal değil bedeninizi de etkilemeye başlar. Omuzlarınıza bir ağrı çöker, mideniz yanmaya başlar ve kalbiniz sıkışır sanki kötü bir şey olacakmış gibi…

    Ayrılık acısı beynin fiziksel acıyı hissettiği bölgede yaşanıyor. Bedenin en zayıf organlarını etki altına alarak bu acı somatikleşiyor.

    Aşk Acısı Zamanla Geçer Mi?

    Her şeyin çözümü zaman derler. Aşk acısı da tabi zamanla etkisini kaybeder. Bu süre 6 ay ile 2 yıl arasında değişebilir. Ancak gecen süre içinde bitirilmesi gereken duygular beslenmeye devam ederse, gelecekte yaşayabileceğiniz bütün güzel olayları olumsuz etkileyebilir. Ayrılık elbette istenmeyen bir durum ve aşırı sevgiyle bağlandığınız bir ilişkide ayrılık elbette acı verir ve sadece zamanla geçmez destek de almanız gerekebilir. Böylece aşk acısının yarattığı hasarı daha kısa süre içinde tamir edilebilir hale gelirsiniz.

    Aşk Acısından Kurtulmak İçin Ne Yapabilirim?

    Çivi çiviyi söker hesabı bir başka birine aşık olmak o kadar da kolay değil. Zihin mevcut duruma o kadar güçlü bağlanıyor ki alternatifleri reddediyor.

    İlişki içinde olduğunuz kişinin bütün olumsuz yönlerini ilişki sırasında göz ardı eder ve çoğunlukla sizin özverili çabalarınızla bu ilişkinin yürüdüğünü görmeniz zor olmaz. Şimdi onun olumsuz yönlerini mümkünse yazarak belirleyin ve her gün buna dikkatinizi vererek zihniniz bu ilişkiyi tekrar arzu etme kanallarının önüne koyun.

    Bunun yanında ilişki konusunda uzman bir terapist veya hipnoterapist’ den yardım alabilirsiniz. Kendinize söz geçiremediğiniz durumlarda bilinçaltınız ile çalışan bir terapist mevcut durumun olumsuz bulgularını temizleyecek kendine güvenen geçmişindeki yaşadıklarıyla geleceğini ipotek altına almayan yeni versiyonunuzla sizi buluşturacaktır.

    Dersinizi Almadan Acıları Unutursanız Aynı Döngüyü Tekrar Yaşarsınız

    Hayatta yaşadığınız her olayın size getirdiği bir mesaj vardır. Bazen bu dersler pahalı olabilir ancak içeriğini değerlendirirseniz her zaman kıymetlidir. Hayat sadece geçmişten ibaret değildir gelecek de bu yaşamın yaşanmamış bir parçasıdır. Bu nedenle yaşayabileceklerinize değer katmak için yaşadıklarınızı tamamen unutmamak da önemlidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.