Yazar: C8H

  • Over torsiyonu (yumurtalık dönmesi) nedir ve tedavisi

    Yumurtalıklar normalde bir ucu karın yan duvarına diğer ucu ise serbest halde dururlar. Bu bağ içerisinden kan damarları geçer. Eğer yumurtalık herhangi bir şekilde bu bağ etrafında döner ise kan akımında azalma olur ya da akım tamamen durabilir. İşte bu durum over torsiyonu olarak adlandırılır. Genellikle kist ya da başka bir sebebe bağlı olarak büyümüş olan yumurtalıklarda ortaya çıkar ancak çok nadiren tüp ve etrafındaki dokularda aşırı bir spazm ya da aşırı genişlemiş yani varisleşmiş damarlara bağlı olarak normal boyutlardaki yumurtalıklarda da görülebilmektedir. Tüplerin aşırı uzun olması gibi bazı doğuştan gelen nedenler de torsiyona yol açabilmektedir. Over torsiyonu hemen her zaman tek taraflıdır ve daha çok sağda görülür. Teşhis edilir edilmez acil şartlarda vakit kaybedilmeden ameliyata alınmalıdır.

    Over torsiyonunda tanı genelde hastanın muayenesi ve ağrının şiddeti ile klinik olarak kuşkulanılmasıyla konur. Ayırıcı tanıda akut apandisitten, dış gebeliğe kadar pek çok durum dikkate alınmalıdır. Tanı için en kolay ve uygun tanı yöntemi ultrasonografidir. Ultrasonografide normalden büyük, kistik bir yumurtalık görülmesi önemlidir. Doppler ultrasonografi bulguları dolaşımın etkilenme derecesine ve torisyonun süresine bağlıdır. En ileri formunda dopplerde hiç kan akımı izlenemez.

    Over tosiyonun tedavisi cerrahidir, tanı konduktan sonra acil koşullarda açık (laparotomi) ya da kapalı cerrahi yöntem (laparoskopi) tedavi edilmelidir. Erken dönemde fark edilip ameliyat alındığında kalıcı hasar olmaz. Öncelikle dönen yumurtalık düzeltilir, dokunun durumuna göre çıkartılıp çıkartılmamasına karar verilir. Ancak ihmal edilmiş ya da geç kalınmış olgularda kan akımı uzun süre kesildiğinde over dokusunda nekroz meydana gelir. Yani bu dokular canlılığını kaybeder. Böyle bir durumda yumurtalığın alınması gerekir. Günümüzde, sağlam kalan dokunun hormon salgılama işlevinden yararlanmak amacıyla yumurtalığın yerinde bırakılması tercih edilmektedir. Ancak, eğer kitle varsa çıkarılmalıdır. Kız çocuklarda, özellikle sağ tarafta oluşan ağrılarda mutlaka yumurtalıklar ile ilgili sorun olup olmadığı da araştırılmalıdır.

  • CİNSELLİK VE CİNSELLİĞİN KONUŞULMASI

    CİNSELLİK VE CİNSELLİĞİN KONUŞULMASI

    Cinsellik, toplum olarak kullanılan belki de en tehlikeli kelimelerden birisidir. Konuşmaktan utanırız, imasından çekiniriz; çoğu zaman da cinsellik kelimesine toplumsal ve kültürel normlarımız engel olur. Farklı yapılardaki toplumlara uygun hareket etmek gerekir. Ancak cinsellik her ne kadar kaçınılacak, geri durulacak bir kavram gibi görünse de, insanoğlunun içinde var olan dayanılmaz güçlü ve durdurulamayacak kadar önemli bir konudur.

    Bir bebek 3-4 yaşından itibaren kendi cinsel organıyla, karşı cinsteki cinsel organın farklılığını fark eder. Merak ve keşif duygusuyla çeşitli soruları ebeveynlerine sorar. Ebeveynler çocuklarının bu sorularına ve merak duygularına karşı kaygılı, panik ve utanç duyguları ile yaklaşırsa; çocuk bu sorularına cevap alamaz ve merak duyguları daha da artar. Ancak ebeveynler çocuklarının sorularına yerinde ve yeterince cevap verebilirlerse, çocuk “soruma cevap alabildim” duygusuyla içindeki merak yatıştırabilir. 

    Özellikle çocukluk döneminde ebeveyn tutumlarının, çocuğun ilerleyen yaşlarında cinselliğe bakış açısını, algılayışını ve tutumunu oluşturduğunu unutmamak gerekir. Çocukların cinselliği algılayış biçimi yetişkinlerdeki gibi gerçeklik olarak değil, hayal ve fantezi dünyasında olduğundan; yetişkin gibi algıladığını düşünmemek gerekir. Cinselliğin günah, ayıp ve utanç verici olduğuna dair tutum ve söylemlere çocuk maruz bırakıldığında, içinden gelen dürtü ve fantezilerin çocukta bastırılması bir çok cinsel ve psikolojik soruna da yol açabilmektedir.

    Ebeveynlerinden cinsellik konusunda bilgi alamayan çocuk,  bilgiyi dışarıda aramaya başlar. Arkadaşlarından ve internetten edindiği yanlış ve kulaktan dolma bilgileri zihnine yerleştirir. Cinselliğe karşı düşünceleri de bu doğrultuda oluşturacağından sağlıklı ve doğru cinsel bilgiye ulaşamayacaktır.

    Ebeveynlerin, cinsellik ve cinsel eğitim konusunda ne kadar doğru ve net bilgilere sahip olduğu da şüphe konusudur. Aslında her ebeveynin hem kendi cinsel yaşamları için hem de çocuklarına vereceği cinsel eğitimin doğruluğu içinCİNSEL EĞİTİM alması önem arz etmektedir. Psikologlara başvuru yapan vajinismuserken boşalma, sertleşme, ağrılı cinsel ilişki ve hiperseksüalite sorunu yaşayan danışanların çoğunda doğru bildikleri yanlış cinsel bilgiler bulunmaktadır. Vajinismus tedavisi, erken boşalma tedavisi, erkeklerde sertleşme problemi tedavisi, ağrılı cinsel ilişki sorunu tedavisi ve hiperseksüalite problemi tedavilerinde cinsel eğitim verilerek, kişilere cinsellikle ile ilgili yeni bir bakış açısı kazandırılmaktadır.

    Cinsellik ve seks kavramları da genellikle birbiriyle karıştırılmaktadır. Cinsellik denildiğinde çoğumuzun aklına seks gelir ama bu doğru bir tanım değildir. Cinsellik, psikolojik, fizyolojik ve sosyolojik yönleri olan, farklı boyutları olan bir kavramdır. İnsanın doğuştan getirdiği cinsiyetine ait özelliklerin bütünüdür. Ses tonu, giyimi, saç şekli, yürüyüşü, oturuşu, beden algısı, cinsel kimliği aslında cinselliğin bir parçasıdır. Cinsellik, değerlerimiz, tutumlarımız, inanışlarımız, duygularımız, kişiliğimiz, sevdiklerimiz ve sevmediklerimizle şekillenir. İnsana sevilmeye değer olduğu duygusunu yaşatan aslında kadınlık ve erkekliğin onaylanmasıdır. Cinsel yakınlıkbilişsel, duygusal ve davranışsal boyutlarıyla iki insan arasındaki bir etkileşimdirBilişsel olarak, kendini bir başkasına açma kararını vermektedir.  Duygusal olarak, bir başkasına sevgi duyma, ona güvenme, merak etme ve keşfetme arzusudur. Davranışsal olarak da fiziksel yakınlaşma, öpüşme, dokunma, gülümseme, sarılma ve sevişme isteği öne çıkar. İşte burada seks dediğimiz, iki insan arasında yaşanan bir eylem ortaya çıkmaktadır. Sevginin, bedenin ve ruhun paylaşılmasına imkan veren dokunma, öpüşme ve sevişme gibi eylemleri içerir.

    Cinselliğin çeşitli fonksiyonlarının boyutlarından bahsetmek gerekebilir. Üç boyutta değerlendirebilirizİlişki boyutu, ilişkiyi güçlendirici boyut olarak en kapsamlı olanıdır. Bağlılıkları derinleştirerek, temel ihtiyaçların ifade edilmesini sağlar. Üreme boyutu, cinselliğin bir sanat eseri olarak ortaya konması olarak ifade edilebilir. Arzulama boyutu ise, cinsel yaşantı yoluyla arzulama kazancının bütün olanaklarını kapsamaktadır.

    Kadın tek başına kadınerkek de tek başına erkek olamıyor. Yaşamın her anında birbirlerine ihtiyaç duyan ve birbirini tamamlayan iki varlık olarak ele alabiliriz. Bu varlıklar çoğu cinselliği konuşmaz, cinselliğin sadece bir eylemden itibaren olduğunu düşünürler. Bir kadının fantezilerini, isteklerini, taleplerini partneriyle paylaşması; bir erkeğin heyecanını, isteğini ve fantezilerini partnerine belirtmesi cinselliğin tam yaşanabilmesine ve partnerlerin birbirlerinden beklentilerini ortaya koymasına yardımcı olur. Gurur, utanç ve suçluluk duyguları ile bu duruma yaklaşarak belki de kurulabilecek sağlıklı bir cinsel birlikteliğe engel olunmaktadır.  Cinsellik, mutluluk ve haz yaratan ruhsal gereksinimlerdir. Cinselliği sadece seks olarak değilşehvet ve haz duygularıyla yoğrulmuş bir bütünsel yaklaşım olarak değerlendirip, partnerlerin birbiriyle bu durumu konuşmaları ve duygularını ifade etmeleri temel görevler olarak ortaya çıkmaktadır.

  • Meatal stenoz nedir ve tedavileri nelerdir

    Sünnet edilmiş hastaların yaklaşık %9-10’unda görülebilen kazanılmış bir hastalıktır. Eğer bu darlık 5 Fr (yaklaşık 2 mm) ve altında kabul edilecek olursa sünnet edilmişlerde bu oran %20’lere bile çıkabilir. Meatal stenozlu çocuklar, tipik olarak ince ve yukarı doğru işeme, idrarı gerekli hedefe yönlendirememe, nadir olarak idrar yaparken yanma hissi, acil, sık ve uzamış süreyle idrar yapma gibi şikayetlerle başvururlar. Ayrıca zaman zaman külotta kan lekeleride görülebilir.

    Nasıl ve Neden oluşur:

    Henüz tuvalet eğitimi almamış çocuklarda idrar çıkış deliği (mea) sürekli olarak idrarla temas halindedir. Bu durum, nemli ve ıslak beze sürtünmeye bağlı olarak mekanik travmaya ve amonyak dermatiti ile meada inflamasyona neden olur. Üretranın uç kısmında hassas epitel tabakasının kaybı, daha sonra meanın, ön yüzünde epitelyal tabakanın birleşmesine yol açarak, penis başında dar bir açıklık şeklinde kalmasına neden olur. Sünnetsiz çocuklarda bu durum çok nadir olduğu için, sünnetin meatal stenoz için en önemli faktör olduğuna inanılmaktadır.

    Meatal Stenozun Diğer Nedenleri:

    Geçirilmiş hipospadias ameliyatları

    Travma

    Uzamış kateterizasyon

    Balanitis xerotica obliterans (BXO): Glans penise beyazımsı renk değişikliği ve kuru bir görünüm veren sıra dışı bir durum. Bu hastaların en az %20’sinde meatal stenoz görülür.

    Meatal stenozun tedavisi cerrahidir (meatotomi ve meatoplasti). Cerrahi sonrası prognoz mükemmeldir. İdrar akışının yönü cerrahi sonrası düzelir. Bu ameliyatlarda mortalite yoktur, ancak çok nadiren de olsa kanama, enfeksiyon ve meanın tekrar daralması (nüks) görülbilir. Ameliyattan sonrada şikayetler devam ediyorsa (idrar yapmada ağrı veya kesik kesik idrar yapma gibi), altta yatan bir işeme disfonksiyonu akılda tutulmalıdır. Böyle bir durumda metotomi ve meatoplasti bu şikayetleri geriletmez.

  • ÇOCUKLARDA DEPRESYON

    ÇOCUKLARDA DEPRESYON

    Depresyon genellikle yalnızca yetişkinlerde görülen bir bozukluk gibi algılansa da çocuklar da depresyona girebilir. Depresyon belirtileri çocuklarda yetişkinlere göre kimi farklılıklar gösterir. Çocuk depresyonu durumunda davranış ve tutum değişiklikleri sıklıkla görülür. Aşırı ağlama, hırçınlık, çabuk sinirlenme gibi davranışların birden ortaya çıkmasının temelinde depresyon olabilir.

    Her 10 Çocuktan 1’i Depresyona Girer

    Ailesel yatkınlıklar başta olmak üzere, aşırı stres yaşayan, yakınlarından birini kaybeden, anksiyete bozukluğu olan çocuklarda depresyon görülme olasılığı artabilir.

    Çocuklarda Depresyon Belirtileri;

    • Hırçınlık, nöbet şeklinde ağlama

    • Suçlama

    • Aşırı isteksizlik, can sıkıntısı, enerji eksikliği

    • Aile ortamından ve sosyal ortamdan soyutlama

    • Aşırı öfke ve/veya alınganlık

    • Sık sık baş ağrısı, karın ağrısı gibi şikayetler

    • Konsantrasyon bozukluğu

    • Korkutma (“Böyle yaparsanız evden kaçarım” gibi tehdit sözleri)

    • Şiddet kullanma

    Depresyondaki Çocuklarda Yaygın Davranış Değişiklikleri

    Eskiden severek yaptığı şeyleri şimdi severek yapmıyorsa, kendini ve çevresindekileri suçlayan sözleri sık sık kullanıyorsa, aşırı çekingen olduysa ve özgüveninde düşüşler varsa, ölmekten veya evden kaçmaktan bahsediyorsa bu davranışlar depresyon belirtileri olarak kabul edilebilir. Ergenlerde öfkeyi sağlıklı bir şekilde dışa vuramamak, kendini ifade edememek, aileyi baskıcı ve anlayışsız görmek gibi sebeplerle sigara, alkol, uyuşturucu gibi maddelerin kullanımı genci depresyona sürükleyen sebep ve belirtiler arasında sayılabilir. Bunların yanında her yaştan çocuğun okula gitmek istememesi, sınıfta sessiz kalması ve aktivitelere katılmaması, baş ve mide ağrısı gibi fiziksel şikayetlerin sık sık tekrarlanması depresyon konusunda bir uzmanla değerlendirme yapılması gerektiğinin göstergelerindendir.

    Depresyonda İlaç Kullanımı

    Bir doktorun ilaç kullanılmasına başlanması gerektiğine dair görüşü pek çok aile tarafından olumlu karşılanmaz. Erken yaşta ilaç kullanmanın olumsuz etkileri ve ilacın bağımlılık yapabileceği korkusuyla pek çok ebeveyn “ilaçlı çözümü” görmezden gelmeye meyillidir. İlaçlara çocuğun bünyesinin vereceği yanıt ve idame dozunun ayarlanması 15 günlük sürecin sonunda belirlenir. İlaçlara en az 6 ila 12 hafta devam edilir. Bu sürenin sonunda olumlu değişimlerin kalıcı hale getirilmesi psikotertapi desteği alınmasıyla sağlanır. Depresyon tedavisi bırakılırsa ya da ilaçla tedavi tümüyle reddedilirse depresyon 1 veya 2 yıl içinde tekrar edebilir.

    İlaçlar Bağımlılık Yapar Mı?

    Kimyasal ilaçlar elbette gerekmedikçe kullanılmamalı, ancak güvenilir bir doktor durumun ilerlediğini ve ilaçla tedavinin zorunlu olduğunu söylüyorsa bunu dikkate almanızda yarar var. İlaçlara tamamıyla karşı çıkmak yerine endişelerinizi doktorla paylaşabilir ve bağımlılık yapmayan ilaçlar reçete etmesi konusundaki hassasiyetinizi belirtebilirsiniz. Çocuk ve ergen psikiyatrisinde depresyon tedavisi açısından güvenirliliği en yüksek ilaçlar SSRI (Serotonin Gerialım İnhibitörleri) grubunda olanlardır. Bunlar;

    • Paroksetin

    • Sertralin

    • Fluoksetin

    • Sitalopram

    • Fluvoksamin

    • Essitalopram

    olarak sayılabilir.

    Ergen ve Çocuk Depresyon Terapilerinde Ne Yapılır?

    Zihnimizin yaraları ilaçla ortadan kaldırılamaz. Depresyon tedavisinde bilincin yönlendirilmeye açık olabilecek kadar rahatlaması için bir süre ilaç tedavisi uygulanır ve ardından bilişsel terapilere yönelinir.

    Bilişsel terapi psikiyatride en yaygın kullanılan terapi biçimlerindendir. Bu yöntem hafif ve uzun süreli depresyonun tedavisinde tek başına kullanılabilir.

    Çocuğun karşı karşıya olduğu algısal çarpıtma problemi bu terapilerde iyileştirilmeye çalışılır. Bir anlamda bilincine format atılır. En yaygın sorunlar;

    • Olayları kişiselleştirerek aşırı alınganlık göstermesi

    • Genel bir olayın içinden bir ayrıntıya takılması

    • Olayları aşırı abartarak tepki vermesi veya yok sayması

    • Çevresinde olanlardan kendini sorumlu tutması ve suçlamasıdır.

    İhtiyaca ve çocukla uyum sürecine göre bu çalışmalar haftada bir programlanacak şekilde 6-8 hafta devam edebilir ve zamanla seyrekleşerek kesilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Karın ağrısı ve tedavisi

    Karın ağrısı, çocuklarda sık karşılaşılan bir yakınmadır. Çocukluk dönemindeki karın ağrıları sindirim sistemi kaynaklı olabileceği gibi, diğer sistemlere bağlı olarak da ortaya çıkabilir. Karın ağrıları, ağrının lokalizasyonu, eşlik eden bulgular ve altta yatan nedenler açısından iyi incelenmelidir. Çocuklardan ağrının lokalizasyonu ve niteliği hakkında bilgi almak oldukça zordur. Bu nedenle doğru tanıya gidebilmek için klinik ve laboratuvar ipuçlarını uygun şekilde değerlendirmek, tedavinin medikal ya da cerrahi olarak yönlendirilmesi ve gereksiz tetkiklerin önüne geçilmesi açısından büyük önem taşır. Karın ağrılarının çoğunda altta yatan nedenler iyi klinik seyirli olmasına rağmen, öncelikli olarak akut batın tablosunun dışlanması yaşamsal önem arz eder.

    Yineleyen karın ağrıları, organik bir patoloji saptanmazsa, fonksiyonel karın ağrısı olarak değerlendirilmelidir. Fonksiyonel karın ağrılarının, çocukluk çağında % 55-96 arasında görüldüğü bildirilmiştir. Fonksiyonel karın ağrıları iyi huylu bir sorun olmasına rağmen, çocuklar ve aileler kaygı içindedirler.

    Akut (ani başlayan) karın ağrısı ile başvuran çocukların büyük kısmında cerrahi tedaviye gerek yoktur. Çocukluk dönemi akut karın ağrılarında % 4-7 oranında cerrahi gerektiren bir durum söz konusudur. Akut karın ağrısı olan çocuklarda en sık rastlanan cerrahi durum akut apandisittir ve acil ameliyat gerektirir.

    Acil ve genel pediatri polikliniklerine yapılan başvurular beraber değerlendirildiğinde üst solunum yolu enfeksiyonu % 38, fonksiyonel karın ağrısı % 32,7, akut gastroenterit % 12,5 ve idrar yolu infeksiyonu % 8,9 oranında saptanmıştır. Akut apendisit ise %4-7 saptanmıştır.

  • EMDR TERAPİSİ

    EMDR TERAPİSİ

    EMDR TERAPİSİ NEDİR?

    Karşınızdaki kişi konuşurken göz hareketlerini hiç izlediniz mi? Gözler iletişim sırasında yukarı aşağı, sağa ve sola hareket ederler, sanki “gözlerin konuştuğu” varsayımını onaylar gibi. Yaşanılan her şey ileride hatırlanacak kayıtlar olarak beynin hafıza merkezinde saklanırken bu kayıtları çıkartmak ve kayıtlar üzerinde değişiklikler yapmak kişinin güçlü negatif duygularını sağaltır ve onların yeniden çerçevelenerek daha sağlıklı hatırlanmasını sağlar. Bunun için göz hareketlerinden yararlanırız. Bu tekniğe EMDR, yani Göz Hareketleriyle Duyarsızlaştırma ve Yeniden Programlama denir. Kuramı 1987 yılında adlandıran Dr. Francine Shapiro; göz hareketleri ile rahatsız edici düşünceler arasında bir ilişki bulmuş, bu travmaların bozulması ve yeniden yapılanması için EMDR tedavi yöntemini geliştirmiştir.

    Bir şeyin çok fazla etkisi altındaysanız; bunun beyninizin bu duyguyu güçlü bir şekilde kaydetmiş olmasından ve bu duyguyla olan bağınızın bilinç düzeyinde olmasa da devam etmesinden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

    EMDR Nasıl İşe Yarar?

    Günde ortalama 20 000 anı kaydederiz. Bunların pek çoğu önemsizken bazıları ise unutmak istediğimiz halde sisteme kaydedilen viral düşüncelerden oluşur. Terapi sırasında, beynin sağ ve sol yarımküreleri uyarılarak, zamanında yapamadığı işlemin yapılmasını sağlar. Bir anlamda EMDR terapisi çerçevesinde enerji akışını bozan istenmeyen anılar deşarj edilerek yeniden yapılandırılır.

    Kişi travmatik bir olay ya da yoğun olumsuz duygular uyandıran deneyimler yaşadığında o anda hissettiği duygular, duyusal bilgiler (görsel, işitsel, dokunsal ve kokusal olarak algılanan şeyler) ve düşünceler beyin tarafından olması gerektiği gibi işlenmeyebilir. Kişi ileriki bir zamanda bu anıyla ilgili tanıdık şeyler (imgeler, kokular, duygular, görsel şeyler vs.) deneyimlediğinde bu anı yeniden tetiklenebilir ve benzer duygular uyandırabilir.

    EMDR ile hangi sorunlar tedavi edilir?

    Psikologlar EMDR’ı tek başına kullanabileceği gibi başka disiplinlerle birleştirerek de etkili sonuçlarından yararlanabilmektedirler. Bunlar arasında en yaygın olanlar;

    • Kişilik bozuklukları

    • Panik bozukluğu

    • Kaygı bozuklukları

    • Davranış bozuklukları

    • Özgüven sorunları

    • Kronik ağrılar

    • Yeme bozuklukları

    • Performans kaygısı

    • Stres kontrolü

    • Bağımlılıklar

    • Rahatsız edici anılar

    • Fobiler

    • Depresyon

    • Yas

    • Cinsel ve/veya fiziksel taciz

    • Beden algısı bozuklukları

    • Cinsel işlev bozuklukları

    şeklinde sıralanabilir.

    EMDR Tedavisinin Aşamaları

    Tedavi sekiz aşamadan oluşur:

    1. Öyküyü dinleme,

    2. Sürecin planlanması,

    3. Kişinin hazırlanması ve uyum,

    4. Travmanın değerlendirilmesi,

    5. Duyarsızlaştırma ve proses etme,

    6. Olumlu düşünceyi pekiştirme,

    7. Bedendeki duyuların gözden geçirilmesi,

    8. Sonuçlandırma ve kontrol seansı.

    EMDR ile Kaç Seansta İyileşirim?

    Bunun cevabını çalışmaya başlamadan kestirmek zordur. 2-3 seans yeterli olabilir. Çalışma sırasında sorunun altında yatan başka virüsler tespit edilirse EMDR tedavi süresi 5-8 seansa kadar çıkabilir.

    EMDR Terapisi Nasıl Çalışıyor?

    Bilinçaltında zaman kavramı yoktur. Zaman ve mekana bağlı istenmeyen anıların bu dizin içindeki yapısını EMDR terapisinde 8 aşamalı, üç yönlü (geçmiş, şimdi, gelecek) bir protokol uygulayarak bozarız. Zihin yaşadığı bir deneyimi referans kabul edip gelecekte de benzer deneyimleri yaşayacağına olan inancı içselleştirerek bir anlamda kişinin yaşanmamış, bakir geleceğini ipotek altına alır. EMDR’de amaç bu ipoteği kaldırmak ve zihni geçmişin yarattığı olumsuz etkilere karşı duyarsızlaşarak geleceği yeni bir bilinçle tekrar yapılandırmaktır.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Kabızlık (konstipasyon) tanı ve tedavisi

    Konstipasyon (kabızlık) çocuk hekimlerinin ve çocuk cerrahlarının oldukça sık karşılaştığı sorunlardan biridir. Kabızlık normal dışkılama olayının yapılamayışı veya yetersiz oluşu sonucu sert ve seyrek dışkılama durumudur. Diğer bir tanımlama haftada 3 defadan az dışkılama, kitlenin sert olması, dışkılamanın ağrılı olması ve isteğe bağlı dışkı tutmadır. Tanımı yapılırken dışkılama sayısından çok, dışkı kıvamı ve dışkının su içerik yüzdesi önemlidir. Kabızlık ya kısa süreli ve geçici, ya da kronik olur. Bir aydan uzun süren kabızlık kronik kabızlık olarak değerlendirilir. Kronik kabızlık, aileler için, ciddi bir hastalığın semptomu olabileceği endişesini yaratabilir.

    Konstipasyon organik veya fonksiyonel nedenlidir. Çocukların çok küçük bir bölümünde kabızlık organik nedenlere bağlıdır. Yenidoğan dönemi sonrasında kabızlığın en sık nedeni (%90-95) fonksiyonel kabızlıktır. Fonksiyonel kabızlık “idiopatik (nedeni bilinmeyen) konstipasyon”, “fekal retansiyon” ve “fekal withholding” (dışkı tutma) olarak da adlandırılır. Çoğu kez kabızlık iyi tedavi edilmezse veya yanlış tedavi edilirse kronik kabızlığın nedeni olabilir. Kabızlığı olan çocukların yaklaşık %96’sında neden fonksiyonel kabızlık olarak saptanmıştır. Organik nedenli konstipasyonda tedavi çoğu kez cerrahi iken, fonksiyonel konstipasyonlu çocukta medikal tedavi çoğu kez yeterlidir. Fonksiyonel konstipasyonlu olgunun tedavisinde genel yaklaşım ilk olarak fekal birikimlerin olup olmadığını saptamaktır. Fekalom varsa dışkı boşaltımı tedavisi verilebileceği gibi ilaçla başalmasının mümkün olmadığı durumlarda muayenehane veya ameliyathane şartlarında rektal tuşe ile fekalomların boşaltılması gerekebilir. Daha sonra fekalom oluşmasını engellemek ve düzenli defekasyonu sağlamak için idame tedaviyi başlatmak, aile eğitimini sağlamak ve yakın izlem ile tedaviyi düzenli bir şekilde sürdürmek gerekir. Kabızlık tedavisi uzun sürelidir. Genellikle 6-24 ay süreyle hastaların takip ve tedavisi önerilir.

  • Depresyon Türleri

    Depresyon Türleri

    DEPRESYON ÇEŞİTLERİ

    Herkes zaman zaman depresyona girebilir. Depresyon her sağlıklı kişinin deneyimleyebileceği geçici bir durumken kişinin depresyona yatkınlık ve kişisel yapısından kaynaklanan nedenler bu sürecin ağır geçirilmesine sebep olabilir. Geçici sorunların kalıcı olmasını istemiyorsanız sağlıklı depresyon ile sağlıksız depresyonu ayırt edebilmelisiniz.

    Depresyonun kendi içinde pek çok çeşidi bulunmaktadır. Hafif olanlar grip gibi atlatılabilirken, ağır depresyon türleri yaşamı çekilmez hale getirir ve çoğunlukla yardım almayı gerektirir. Aradaki farkı anlayabilmek için depresyon çeşitlerine bir göz atalım.

    Maskeli Depresyon

    Kişi ve yakın çevresi depresyonda olduğunu anlayamaz çünkü başka belirtileri depresyonu maskelemektedir. Mesela, bedenin değişik yerlerinde ağrılar oluşmuştur. Vücudunda uyuşma, karıncalanma, beslenmede bozukluklar vardır. Alkol veya madde bağımlılığı gibi sorunlar kişiyi etkisi altına almışken gerçekte depresyonun dışa vurumunun sonuçlarıdır.

    A tipik depresyon

    Kişi mevcut sorunları abartılı şekilde algılar. Grup içinde uyumsuz davranışları artar. Takıntılı ve aşırı kontrolcü olmaya başlar. Güvensizlik ve korkular rutin yaşamı zorlaştırmaya başlamıştır. Bu mutsuzluğu gidermek için kişi daha fazla uyumaya başlar. Aşırı kilo alabilir. Güçsüzlük ve hareket etme isteğinde azalma başlar. Cinsel uyumsuzluklar baş gösterir.

    Kronik Depresyon

    Yüksek tansiyonda olduğu gibi kişi depresyonu hafif yaşar ve zamanla bu depresyona alışır. Depresyon kişiliğin bir parçası gibi olur. Kişi olumlu düşünmez ve kendisini olumlu düşünmeye teşvik eden kişileri kendinden uzaklaştırma eğilimi gösterir

    Kronik depresif kişiler bir anlamda mutsuzluğu ile mutlu olmayı öğrenmiş, depresif yaşamı kabullenmişlerdir.

    Klinik Depresyon

    Kişi otokontrolünü kaybetmeye başlamış, duygu ve düşüncelerini kontrol edemez hale gelmiştir. Kendisine veya başkalarına zarar verme eğiliminde veya düşüncesindedir. Bu durumdaki kişilerin yakından gözlemlenmeleri ve ilaçlarının düzenlenebilmesi için yatılı tedavi altına alınmaları gerekir.

    Manik (Bipolar) Depresyon

    İki uçlu depresyon olarak da bilinen bu depresyon türünün önce kontrol altına alınması ve ardından kişinin psikiyatrist kontrolünde gerekli ilaçları (lityum karbonat, valproat vb.) kullanması gerekir. Dönem dönem durulan ve sonra tekrar yinelenen depresif durumun özellikle atak dönemlerinde kontrol altına alınması gerekir. Mani döneminde;

    • Aşırı sevinç, aşırı coşku

    • Ani saldırganlık ve paranoya

    • Yeni fikirler, hızlı düşünme

    • Her zamankinden fazla konuşma isteği

    • Artan aktivite ve enerji

    • Azalan uyku ihtiyacı

    • Artan ilişki isteği

    • Artan alkol ve uyuşturucu kullanımı

    • Artan kendine güven, yapmaya karar verdiği her işi başaracağı duygusu

    • Aşırı duyarlılık, gerginlik, sabırsızlık

    • Artan cinsel ilgi

    • Artan para harcama

    • Konsantrasyon güçlüğü, dikkatin kolay dağılması

    • Huzursuzluk, karmaşa

    • Kavgaya ve tartışmalara her zamankinden daha meyilli olma

    gibi belirtiler görülebilir.

    Mevsimsel Depresyon

    Havaya duyarlı kişilerde mevsim geçişleri sırasında çeşitli depresyon belirtileri ortaya çıkabilir. Bu belirtiler etkilerini bir süre devam ettirdikten sonra azalarak ve kendiliklerinden kaybolurlar. Bu durumlarda kişinin içe dönmesi ve depresyon yaratan tetikleyicilerden uzak durması önerilir.

    Psikotik Depresyon

    Hezeyan, halüsinasyon gibi psikotik belirtiler depresyona eşlik eder. Antipsikotik ilaçlarla tedavi gerekebilir. Yeterince dikkatli tetkik edilmezse şizofreniyle kolaylıkla karıştırılabilir. Hekimin iki hastalığı birbirinden ayırt etmesi ve tedaviye doğru ilaca başlaması önemlidir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • İnvaginasyon(invajinasyon) yani bağırsakların iç içe geçmesi durumu

    Yanlış olarak “bağırsak düğümlenmesi” olarak da bilinen invajinasyon, bağırsakların iç içe geçmesi demektir. Aslında günlük yaşamda bağırsaklar birbirinin içine girer ve çıkar. Eğer giren bağırsak geri çıkamazsa, o zaman invajinasyon bulguları ortaya çıkar. En sık olarak süt çocukluğu döneminde (6 ay-1 yaş) görülür. İlkbahar ve sonbahar gibi mevsim değişimlerinde daha sıktır. Bu yaştaki çocuklarda invajinasyon, ince bağırsağın son kısmının (ileum) kalın bağırsağın ilk kısmının (çekum) içine girmesi ile oluşur (ileo-çekal invajinasyon). İshal gibi nedenlerle bağırsak hareketlerinin artması invajinasyona neden olabilir. Rotavirus salgınlarında daha sık olarak görülmesinin nedeni de budur. İnce bağırsağın son kısmı lenf dokusundan zengindir.

    Üst solunum yolu enfeksiyonu gibi genel sistemik enfeksiyonlarda burada bulunan lenf dokusu da şişer. Kalınlaşan bu doku, herhangi bir nedenle iç-içe girmiş olan bağırsağın geri çıkmasını engeller. Eğer bağırsak içinde polip varsa bu da aynı şekilde invajinasyona neden olabilir. İki yaşın üzerindeki çocuklarda ise, bağırsaktan köken alan lenfoma (lenf kanseri) invajinasyon nedenlerinden biridir. İnvaginasyon ilk olarak kusmayla başlar. Başlangıçta çocuğun yediklerini içeren kusma bir süre sonra sarı-yeşil bir renk alır. Bu durum bağırsak tıkanıklığının bulgusudur. Tıkanıklık, bağırsakların geriye doğru şişmesine neden olur.

    Bu da karında şişlik (distansiyon) olarak görülür. Zaman geçtikçe iç-içe geçen bağırsağın iç duvarında oluşan ödem, buradan kanamaya neden olur. İnvajinasyonda anüsten kan gelmesinin nedeni budur. “Çilek jölesi” şeklinde kanama olarak tanımlanan bu durum invajinasyonun en tipik bulgusudur. İnvaginasyon saptanan hastalar hastaneye yatırılarak damar yolu açılır ve serum tedavisi ile antibiyotik tedavisine başlanır. Sonuç olarak hastalığın esas tedavisi acil şartlarda girişimsel yöntemler ve cerrahidir.

    Tedavi Seçenekleri:

    Hidrostatik-Serum (İzotonik) İle Redüksiyon: Ultrasonografi eşliğinde baryum veya izotonik sıvının (serum fizyolojik) makat yoluyla barsaklara en fazla 1,5 metre yüksekten 150 mm/Hg basınç altında verilerek içiçe girmiş barsakların açılması yöntemidir. Gecikmiş ve genel durumu bozuk hastalarda uygulanmamalıdır. En fazla iki ya da üç kez tekrarlanabilir. Başarı oranı %50-90 arasındadır. Açılma olmazsa açık cerrahi tekniğe geçilmelidir. Hastalığın redüksiyon sonrası tekrarlama olasılığı %2-20’dir ve nüksler çoğunlukla ilk 72 saatte olur.

    Pnömotik (hava ile) redüksiyon: Yine makat yoluyla havanın barsaklara verilerek içiçe geçmiş barsakların açılması işlemidir. Bebeklerde 80 mm/Hg, büyük çocuklarda 110-120 mm/Hg’yı aşmamalıdır. Başarı şansı %75-90’dır. Hastalığın redüksiyon sonrası tekrarlama olasılığı %2-20’dir ve nüksler çoğunlukla ilk 72 saatte olur.

    Cerrahi Tedavi:

    Lapasroskopik Redüksiyon: Barsakların laparoskopi yardımıyla açılma işlemidir. Eğer şartlar uygunsa ameliyat sonrası dönem açık cerrahiye göre hem daha rahat geçmekte hem de kozmetik sonuçlar daha iyi olmaktadır.

    Açık Cerrahi: Yukarıdaki tedavi seçenekleri başarısız olduğunda ya da hastalar bu seçeneklere uygun olmadığı durumlarda tercih edilmelidir. Açık cerrahide eğer barsakların dolaşımı bozulmamışsa ve invaginasyona sebep olacak bir doğumsal anomali söz konusu değilse elle barsakların açılması (manuel redüksiyon) yeterlidir. Süreç uzamış ve barsak dolaşımı bozuksa ameliyat sırasında barsakların bir kısmı çıkartılabilir (segmental rezeksiyon) veya barsağın ucu karın duvarına ağızlaştırılabilir (stoma yapılması).

  • İnme sonrası oluşan konuşma bozukluğu

    İnme sonrası oluşan konuşma bozukluğu

    Beynimizin dil ve konuşma işlevlerinden sorumlu alanı, sol beyin lobunda bulunur.  Bazen beyin kanaması/tıkanması veya kazalarla oluşan kafa travmaları sonrası dil ve konuşmadan sorumlu beyin bölgesi hasarlanır.  Böyle durumlarda “afazi” adı verilen konuşma bozukluğu/kaybı oluşur.
    Daha önce konuşmakla ilgili hiçbir sorunu olmayan kişi konuşamaz olur.  Ya da konuşur ama dediği şeyler anlaşılmazdır, kişiyle sözlü olarak iletişim kurulamaz olur.  Çoğu zaman  “konuşma” ile birlikte “yazı yazma”, “hesap yapma”, “anlama” becerileri de bozulabilir.  
    Bazen afazi kendiliğinden geçer. Bazı durumlarda ise afazisin tedavi edilmesi gerekir.  Afaziler “konuşma terapisi” ile tedavi edilir.  Konuşma terapisi tedavisi işleyiş açısından fizik tedaviye benzemektedir.  Afazisi olan hasta konuşma terapisti tarafından muayne edilir ve kendisine özel bir egzersiz programı  hazırlanır.   Hastaya belli periyodlar ile konuşma terapisi uygulanır.  Aynı zamanda hastanın kendisi için hazırlanan egzersiz programını hergün bir aile yakını ile çalışması gerekir.  Egzersizlerin nasıl çalışılması  gerektiği hasta yakınına uygulamalı olarak öğretilir.    Hazırlanan egzersiz programını düzenli olarak uygulamak tedavi için çok önemlidir.  Afazi tedavisi zaman alır, sabırlı olunması gerekir.  Hastanın konuşma bölgesinde oluşan hasarın telafi edilmesi yavaş bir şekilde olur.  
    Konuşma terapisi sonrası bazı hastalar aynı eskisi gibi konuşabilir hale gelir.  Bazen ise hasta ne kadar konuşma terapisi alırsa alsın konuşma becerisi eskisi kadar iyi olmaz.  Sadece günlük yaşamını sürdürecek, yakınları ile kısa diyaloglar kuracak kadar konuşabilir.  Konuşma becerisinin ne kadarının geri kazanılacağını beyindeki hasarın derecesi belirler.  Hastanın yaşının küçük olması tedavi için avantajdır.  Ancak yaşı ilerlemiş hastalar da gerekli gayreti gösterir ise konuşma becerisini tekrar kazanabilir.
    Konuşma Bozukluğu Tedavisine Ne Zaman Başlayabilirim?
    Çoğu zaman hastanın konuşma becerisi ile birlikte “anlama” becerisi de bozulur.  Ancak bu anlama becerisinin kaybı geçici olur, kendiliğinden, bir süre sonra hastanın anlama becerisi eski haline geri döner.  Afazi tedavisinin uygulanması için anlama becerisinin iyi durumda olması gerekir.  Hastanın anlama becerisini değerlendirmek için televizyon izleyip izlemediği gözlemlenebilir.  Anlama becerisi iyi olmayan kişi televizyonda izlediği şeyleri takip edemez ve televizyon izlemekten sıkılır.  Veya hastaya tek kelimelik cevabı olan sorular sorulabilir.  
    Örneğin; taş su da yüzer mi?   Elma meyve midir?  Türkiyenin başkenti Ankara mı? gibi sorular sorulabilir. Bu tür sorularda hasta bazen doğu bazen yanlış cevap veriyor ise hasta söylenenleri tam olarak anlamıyor olabilir.  Böyle durumlarda anlama becerisinin eski haline gelmesi için hastaya zaman tanımak gerekir.  Hasta tek kelimelik cevapları olan sorulara doğru cevap vermeye başladığı zaman konuşma terapisi uygulanmaya başlanır.