Yazar: C8H

  • Çocuklardaki kasık fıtığı genetik olabilir!

    Çocuklardaki kasık fıtığı; oluşumu, tipi ve tedavi tekniği olarak yetişkinlerdeki kasık fıtığından farklılık gösterir. Çocuklarda görülen kasık fıtığının oluşumu, erişkinlerdeki gibi kendini zorlamak sebebiyle oluşmaz, daha çok genetiktir. Çocukluk çağında kasıkta fark edilen ve zaman zaman ortaya çıkıp kaybolan şişlik, akla öncelikle kasık fıtığını getirmelidir. Genellikle ağlama, öksürme ve ıkınma gibi hareketlerle kasık bölgesinde ortaya çıkan ve elle itildiğinde kaybolan bir şişlik şeklinde belirti verir. Bazen kesede, bağırsak ve gazın sıkışmasıyla ağrı, huzursuzluk ve kusmaya neden olabilir. Dikkatli ve yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen fıtığa da boğulmuş fıtık denir. Sıkışan bağırsağın veya yumurtalığın kanlanması durup, kangrene neden olabilir. Bu durumda karın ağrısı, karında şişkinlik, dışarı çıkamama ve kusma gibi sorunlar ortaya çıkar bu da çocuğun genel durumunu bozar. Boğulmuş fıtık, çocuğun hayati tehlikesini arttıran ve acilen cerrahi müdahale gerektiren bir durumdur.

    En kısa sürede ameliyat şart

    Fıtığın ameliyat dışında bir tedavisi olmayıp, korse ve fıtık bağı gibi araçların da çocuk fıtığı tedavisine yararı yoktur. Kasık fıtığı, kanaldan geçen organların sıkışarak boğulması ve kangren olma riski nedeni ile tanı konulduktan sonra uygun olan en kısa zamanda cerrahi müdahale gerektirir. Aksi takdirde fıtığın içine giren bağırsak boğulma riski nedeniyle acil ameliyat gerektirebilir. Çocuklarda, özellikle bebeklerde acil ameliyatların riski normal şartlarda yapılan ameliyatların riskinden çok daha fazladır.

    Kasık fıtığı ameliyatı olan çocuk aynı gün taburcu edilebilir

    Kasık fıtığı, acil bir durum olmadan, tanı konulduktan hemen sonra uygun şartlar altında, deneyimli uzmanlar tarafından ameliyat edilirse tekrar oluşma olasılığı çok düşüktür. Fıtık ameliyatı “günübirlik cerrahi” olarak uygulandığı için çocuğun hastanede yatmasına gerek olmayıp, aynı gün taburcu edilebilir. Bu ameliyattaki temel prensip, açık kalan kasık kanalının kapatılarak karın içiyle olan iştirakin ortadan kaldırılmasıdır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili ağrı kesiciler yapıldığı için ameliyat sonrasında çocuğu rahatsız edecek kadar ağrı olmaz. Ameliyat sonrasında aşırı şişlik, kızarıklık, ağrı, ateş, bulantı ve kusma gibi belirtiler varsa; yaradan kan, iltihap geliyorsa mutlaka doktorunuza başvurmanız gerekir.

  • Otizm ve Çevresel Faktörler

    Otizm ve Çevresel Faktörler

    Otizm spektrum bozukluğu, sosyal etkileşim ve iletişim bozukluğu ile kısıtlı ve tekrarlayıcı davranışlarla karakterize nörogelişimsel bozukluklardan biridir. Son yapılan çalışmalara göre her 68 çocuktan birinde Otizm görülmektedir.

    Otizm sebepleri arasında genetik ve çevresel faktörlerin etkili olduğu düşünülmektedir. Yapılan çalışmalarda bazı çevresel faktörlerin otizm riskini arttırdığı gösterilmiş olup bu yazı da otizmle ilişkili olduğu ya da olmadığı gösterilen başlıca çevresel faktörlere bilimsel veriler ışığında değinilmiştir.

    1960’larda bulantı kusma için kullanılan Talidomid, epilepsi için kullanılan Valproik asid, istenmeyen gebeliklerin sonlandırılmasında kullanılan Misoprostol’ün otizm riskini arttırdığı bilinmektedir. Ağır metallerden Civanın  otizm riskinin arttırdığı bilinmektedir. Yine Otistik çocukların bazı metallere duyarlılıklarının artmış olduğu düşünülmektedir.

    Gebelikte gelişen şeker hastalığı, kanama, prematüre doğum otizm riskini arttırabilmektedir. Gebeliğin ilk 3 ayında Kızamıkçık gibi teratojen ajanlara maruz kalan annelerin bebeklerinde otizm gelişme riski artmaktadır. Kızamık, Kabakulak, Su çiçeği, CMV, HSV’nin otizme yol açtığına dair yeterli kanıt bulunmamaktadır. D vitamin düzeyi düşük toplumlarla otizm sıklığı yüksek olduğu gözlenmiş olup D vitamini eksikliğinin Otizme yol açtığına dair bilgiler halen kesin netlik kazanmamıştır. 

    Sigara kullanımının otizme yol açtığı bilinmekte olup hamilelik sırasında sigara kullanımı otizm riskini 2 kat arttırmaktadır. Buna karşın, alkol tüketiminin otizme  yol açtığına dair bilgi bulunmamaktadır.

    İleri yaşta çocuk sahibi olan babaların çocuklarında otizm riski yüksektir. Tüp bebek gibi yardımcı üreme teknikleri de otizm ile potansiyel ilişkili olduğu öne sürülmüştür. Ancak yapılan çalışmalarda zihinsel gerilikle ilişkili olduğu bulunmuştur.

    Gebelik dönemini kış ayında geçiren annelerin bebeklerinde otizm riskinin artmaktadır. Kış aylarındaki gebeliklerde yaza kıyasla otizm riskinde %6 artış olduğu gösterilmiştir. Kış ayının otizmle olan ilişkisi D vitamini düzeyindeki düşüklükle ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Gebelikte depresyonu olan annelerin çocuklarında da otizm riski artmaktadır.

    Gebelik döneminde hava kirliliği maruziyeti, otizm riskinde artışa yol açmaktadır.  Özellikle de ağır metaller ve partiküllü madde içeren havanın bu risk artışında önemli payı bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda, yüksek seviyede hava kirliliğine maruz kalan çocuklarda, en düşük seviyede hava kirliliğine maruz kalan çocuklara göre otizm riski 3 kat fazla olduğu bulunmuştur.

    Kapalı çevre faktörlerini araştıran bir çalışmada, çocuk ve ebeveyn yatak odası Polivinilklorid  (PVC) döşeme olan evlerde otizm riskinin iki kat arttığı gösterilmiştir. 

  • Çocuklarda taş hastalıklarının nedeni araştırılmalı!

    Çocuklarda taş hastalıkları yetişkinlere göre farklı!

    Çocuk yaş grubunda üriner sistem taş hastalığı yetişkinlere göre farklılık gösterir. Üriner taş saptanan çocuklarda tıkanıklık ve enfeksiyon gibi akut problemlerin olup olmadığı mutlaka araştırılmalıdır. Tıkanıklık veya enfeksiyon varsa önce üriner sistemdeki birikmiş kan ve enfeksiyona neden olabilecek sıvıların boşaltılması ile rahatlama sağlanmalıdır.

    Taşların tedavisi lazerle mümkün.

    Erişkinlere uygulanan vücut dışı ses dalgaları ile taş kırma (ESWL) yöntemi artık çocuklardaki taş hastalıklarında da uygulanabilmektedir. Bu şekilde kırılamayan taşlara ise endoskopik yani ameliyat kesisine gerek olmayan yöntemle yerleştirilen ince aletlerle taş, lazerle parçalanarak çıkarılmaktadır. Üriner sistem taş hastalıkları bulunan çocukların ailesinde yaygın taş hastalığı varsa ve çocukta taş oluşumu tekrarlıyorsa, bu hastaların genetik açıdan mutlaka kontrol edilmesi gerekir.

    Doktorun deneyimi önemli

    Çocuklarda böbrek daha hareketli ve küçük, idrar kanalı ince ve özellikle üst üreter duvarı zayıf olduğu için taş, çocuk girişimleri konusunda deneyimli olan hekimler tarafından yapılmalıdır. Aksi takdirde, hayati risk taşıyan ciddi sorunlar görülebilir.

    Taş oluşumuna karşı günde 2 litre su

    Taşların oluşmasını önlemede en önemli faktör alınan sıvı miktarıdır. Bünyesi taş oluşturmaya yatkın çocuklar, günde en az 2 litre su içmediğinde idrar miktarı azalacak, yeteri idrar daha yoğun bir duruma gelecek ve idrardaki taş oluşturan maddelerin çökmesi ile yeni taşlar oluşacaktır.

  • İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    İNTERNET BAĞIMLILIĞI

    İnternet bağımlılığı rahatsızlığı (İBR) Ivan Goldberg tarafından 1995 yılında yerici bir şaka ile ortaya çıkan varsayımsal bir rahatsızlıktır. Goldberg’in bu esprili tanımı tanısı ilk olarak DSM-IV tarafından konulan nedensiz kumar rahatsızlığından esinlenmiştir.(Vikipedia)

    Amerikan Ruhbilim Dergisi’nin Mart 2008 sayısındaki bir yazıda Ruhbilimci Jerald Block İnternet bağımlılığının APA tarafından hazırlanan Tanı ve İstatistik Kılavuzu’nun beşinci sürümüne bir rahatsızlık olarak eklenmesi gerektiğini savunuyor.

    İnternet Bağımlılığının Kriteri Nedir?

    İnternet bağımlılığının belirtileri aşağıdaki rahatsızlıklarınkilerle birebir örtüşmektedir:

    • Aşırı kullanım (genellikle zaman algısı yitimi ile ilişkilendirilir)

    • Engellenme karşısında geri çekilme

    • Hoşgörüde artış

    • Olumsuz geri tepmeler (içe kapanıklık gibi)

    Ayrıca, İnternet bağımlılığı bulgusuna rastlanan hastaların %86’sında diğer zihinsel sağlık sorunlarının görüldüğü gözlenmiştir.

    İnternet Bağımlısı Ne zaman Destek Almalı?

    Bu tespitlerden biri veya bir kaçı mevcut ise uzmanından destek almanız gerekmektedir.

    • Bilgisayar/internet başında geçirdiğim zaman giderek artıyor.

    • Bilgisayar/internet kullanmayı bırakmaya veya azaltmaya çalıştığımda kendimi kaygılı hissediyorum.

    • Arkadaşlık ilişkilerim, okul sorumluluklarım, sağlığım bilgisayar/internet kullanımından dolayı olumsuz etkileniyor.

    • Gerekli veya ihtiyacım olmayan konuları araştırmak için internette çok zaman harcıyorum.

    • Bilgisayarda/internette oyun oynarken veya chat yaparken zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile olmuyorum.

    • Bilgisayar/internet kullanımı yüzünden uykusuz kaldığım ve günlük sorumluluklarımı aksattığım oluyor.

    • Bilgisayar/internet kullanmayı daha once bırakmayı ya da azaltmayı denedim ama başaramadım.

    • Yakın çevremdeki insanlardan bilgisayar/internet başında geçirdiğim zaman konusunda olumsuz eleştiriler alıyorum.

    • Eğer hayatımda bilgisayar/internet olmasa hayatın sıkıcı, zevksiz ve boş olduğunu düşünüyorum.

    • Ben bilgisayar/internette iken beni meşgul eden kişilere her kim olursa olsun sinirli davranıyorum.

    İnsan kendine kolay gelen, heyecanlandıran, keyif veren şeylerde kontrolü kaybetmekte ve bunu değiştirebilme gücünü de kişisel çabalarıyla başaramamaktadır. Madde bağımlılığının farklı bir boyutu olan internet bağımlılığı kişinin güdüleriyle hareket edip kontrolü kaybettiğini ve bunun sorumluluk ve sosyal hayattaki ilişkileriyle problem yaşamaya başladığında ne kadar büyük bir sorun olduğu ortaya çıkmaktadır. Tavsiye, yasaklama, zorlama ve değişik yaptırımlar (ödül,ceza vb) ilişkileri zedelemekte ve çok da işe yaramamaktadır.

    İnternet Bağımlılığı Tedavisinde Hipnoz

    Hipnoz kişinin otomatiğe bağladığı alışkanlıklar zincirini bozup tekrar programlamaya yarayan ilaç veya kimyasal hiçbir içeriği olmadığı için en doğal etkileme metodu olarak kabul edebileceğimiz hızlı ve güvenilir bir çözüm olduğu kabul edilebilir.

    Kişi iç güdülerini kontrol edemeyip bunu bir rahatsızlık olarak kabul ediyor ve işbirliğine giriyorsa. İnternette geçirdiği kontrolsüz zamanı kontrol altına alıp kısa sürede dikkatini başka şeylere vermeyi öğrenebilmektedir.

    Kişiye kısıtlama getirmeden içgüdüsel bir arzu ile internet/oyun/sosyal medya’dan uzaklaşmaktadır. Böyle bir çalışma kişiden kişiye değişmekle birlikte yaklaşık 3-6 seans sürebilmektedir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Havuz sistitleri çocukların tatil sevincini gölgelemesin!

    Sistit adı verilen mesane enfeksiyonunun en sık görülen etkeni, % 80-90 oranında koli basilidir. Koli basili bakterileri kalın bağırsakta bol miktarda bulunmaktadır. Bunlar bazı risk faktörlerinin varlığında mesaneye ulaşır ve sistite yol açar. Kız çocukları, anatomik yapıları nedeniyle daha sık sistit sorunu yaşar. Özellikle tatil bölgelerinde kalabalık ortamlarda kirli havuzlar önemli bir sistit nedenidir. Sağlık için gerekli şartlara sahip ve hijyenik kurallara uygunluğundan emin olunan havuzlara girilmelidir. Bunun dışında; özellikle kız çocuklarında genital temizliğin doğru yapılmaması,

    İdrar yolu tıkanıklıkları ve taşlar, banyo köpükleri ve şampuanlar ile işeme bozuklukları da sistite yol açan faktörlerdir.

    Ağrı ve yanma sistit göstergesi olabilir

    İdrar yaparken yanma ve ağrı,

    Sık idrar yapma,

    İdrar miktarının az olması,

    Aniden gelen acil idrar yapma hissi,

    Kötü kokulu, koyu ve bulanık idrar,

    Kasıkta ve göbek altında ağrı,

    İdrarın damla damla yapılması ve bu sırada hissedilen şiddetli ağrı,

    İdrarda kan görülmesi,

    Tuvalete yetişemeden idrar kaçırma

    Sistit tedavi edilmezse böbrekler zarar görebilir

    İdrar yolu enfeksiyonu tanısı konulduktan sonra sorun, bakteriyel bir enfeksiyon olduğu için uygun antibiyotiklerle tedavi edilmelidir. Bol sıvı alımı da mekanik temizlik yaparak tedavinin etkinliğini artırır. Hastalığın etkin tedavisi, üriner sistemde oluşabilecek sorunları en aza indirir. İdrar yollarında sistite neden olan bir idrar yolu hastalığı şüphesi varsa sorun mutlaka doğru tanı ile tespit edilerek uygun tedavi yolu belirlenmelidir. Çünkü sistit ve altta yatan neden tedavi edilmediğinde, böbrekler ciddi şekilde zarar görebilir.

    Çocukları sistitten korumak mümkün

    Çocukların günde en az 2 litre su içmesi sağlanmalıdır. Su, bakterilerin mesaneye tutunmasını engeller ve dışarı atılmasını sağlar.

    Kahve, koyu çay gibi içecekler ve acılı, baharatlı yiyeceklerin tüketimi sınırlandırılmalıdır. Bunların mesane üzerine uyarıcı etkileri vardır.

    Çocukların günde en az 4 kez idrar yapması sağlanmalıdır.

    Özellikle kız çocuklarında banyo süresi çok uzatılmamalı ve tahriş edici özelliğe sahip köpüklü sabun ve şampuan kullanılmamalıdır.

    Kabızlığa karşı önlemler alınmalıdır.

    Tuvaletten sonra kız çocuklarında genital bölge temizliği önden arkaya doğru olmalıdır.

    Çocuklara dar sıkı pantolonlar ve pamuklu olmayan iç çamaşırları giydirilmemelidir.

    Özellikle yaz tatillerinde sık rastlanılan havuz sistiti riskini azaltmak için kalabalık ve kirli havuzlara girmekten kaçınılmalıdır.

  • Çocuklara terörü nasıl anlatmalıyız?

    Çocuklara terörü nasıl anlatmalıyız?

    ÇOCUK PSİKOLOJİSİ, TERÖR ve DARBE

    Ülkemizde olup bitenleri yetişkin olarak bizlerin dahi anlaması son derece güçken, çocuklarımızın neden iki insanın birbirini öldürdüğünü, neden bu vatan için canını vermeye hazır olduğunu söyleyen asker ve polisin birbirine kurşun sıkıp öldürebileceğini, gecenin geç vakitlerinde sokağa çıkarak kendimizi kime karşı ve neden savunduğumuzu anlamaları oldukça zordur. Tarih boyunca “İYİ” ve “KÖTÜ” kavramı iki kutuplaşmayı yaratmış ve iki kutup da kendi anlayışları çerçevesinde toplumun sulh ve refahı için birbiriyle çatışmış, hatta öldürmek zorunda kalmıştır.

    Benim bir uzman olarak özellikle terör konusunu değerlendirirken ön plana aldığım ve kendi hayatımda da uygulamaya çalıştığım şey şudur; Kontrolümüzde olmayan gelişmelerde güven, sevgi, inanç, cesaret, iyimserlik, umut konusundaki değerlerimizi kaybetmeden korumak ve yaşanan olumsuzlukları bağışıklığımızı geliştirebilme fırsatı olarak görüp soğukkanlılığımızı yitirmeden önümüze bakmamız gerekir.

    Her Travma Bir İz Bırakır ve Bu İz Kalıcı Olursa Buna “Travma Sonrası Stres Bozukluğu” Denir.

    Eğer siz de aşağıdaki konulardan bir veya birkaçının etkisine girdiyseniz ve STRES yaşıyorsanız muhtemelen “travmatik bir durumun stresini” alışkanlığa dönüştürmüşsünüz demektir.

    • Tekrar eden düşünceler zihninizi işgal ediyorsa. (Anılar)

    • O anlara dair hatırlamak istemediğiniz anılarınız zihninize sık sık geliyor ve beyninizde kendini yenileyerek izini pekiştiriyorsa.

    • Günlük yaşamınızdaki rutinlerinizi gerçekleştirirken isteksizlik, unutkanlık, güvensizlik, insanlardan uzaklaşma gibi normalde size yabancı olan duygular yaşıyorsanız.

    • Uyku düzensizlikleri, öfke, duygusal karmaşa, hep bulunduğunuz ortamlardan kaçma isteği, fiziksel ağrı, madde kullanımına yönelme, alkol ve sigara tüketiminde artış veya sinir boşalmalarından bir veya birkaçını bir arada yaşıyorsanız “Travmatik Stres Bozukluğu”nun belirtilerini yaşıyorsunuz demektir.

    Yetişkinlerde görülen “Stres Bozukluğu” çocuk ve ergenlerde kendini biraz daha farklı belirtilerle ortaya koyar;

    • Anne-babayı kaybetme veya ayrılma korkusu

    • Kabus görme, uyku ritminin bozulması

    • Yatak ıslatma ve çığlık atarak yataktan kalkma

    • Nedeni belirsiz sıkıntı halini uzun süre devam etmesi

    • Olumsuz tasvirleri sürekli tekrar ederek oyunlaştırma

    • Eskiden normal karşılanan şeylere yönelik korku ve kaygı hali geliştirmek

    • Aşırı mutsuzluk ve bedensel ağrılar

    Geçmişte yaşanmış bir travmatik öykünün varlığı ( şiddet, taciz, ölüm vb) yaşanan travmanın etkilerini arttırabilir. Bütün psikolojik rahatsızlıkların temelinde duyguların sağlıklı bir şekilde açığa çıkamaması yatar. Bu nedenle biz duygularımızı gizlemek, bastırmak veya yok saymaya dayalı bir yöntemi sağlıklı bulmuyoruz. Yüzleşmek duygulardan kaçmaktan daha zor gelse de, uzun vadede bunun yaratacağı olumsuz anıları genelleyerek geleceğin ipotek altına alınmasını önlemiş olur.

    Bir travmanın en iyi yönü; onun geçmişte kaldığını ve geçmişi tekrar etmeden geleceğimizi onun etkisinden özgürleştirebileceğimizi bilmektir. Çocuklarımızı travmalardan koruyabilmek için önce kendimizi onların etkilerinden sağlıklı bir şekilde arındırabilmeyi öğrenmemiz gerekir.

    İşte çocuklarınızı terör ve darbe hakkında bilgilendirmenize yardımcı olacak 10 yöntem;

    Çocuklara terörü anlatmanın 10 yolu; 

    1. Okul çağına gelmemiş bir çocuğa çok fazla bir şey anlatmanıza gerek kalmaz. Daha oyun çağından çıkmamış ve her şeyi bir oyun olarak algılayan bu çocuğun yanında mümkün olduğu kadar olup bitenleri konuşmayın. Çocuk uyanıkken TV izlemeyin, eve gazete getirmeyin ve çocuğunuzu bir süre bu olayların yaşandığı ortamlardan uzaklaştırın.

    2. Kelime dağarcığı gelişmemiş ve zengin bir duygusal potansiyeli olan çocuklara sembollerle, resim ve çizimlerle anlatımlarda bulunmak onların anlam dünyasında daha kolay kabul görecektir.

    3. Çocukların terör ve benzeri ciddi olaylardan ne kadar etkilendiklerini ilk bakışta anlayamayabilirsiniz. Bu durumda çocuğun ne bildiğini, ne düşündüğünü ve içinde neler yaşadığını anlayabilmek için onu konuşturma yoluna gitmelisiniz. Hiç konuşmaması, düşüncelerini içine atması veya bu konuların konuşulmaması gerektiği düşüncesi onları hem yalnızlaştırır, hem de kontrolünüzden uzaklaştırabilir.

    4. Bilgileri detaylarıyla anlatmak yerine mevcut bilgilerinden yola çıkarak anlatmakta yarar var. Çocuğun yaşı, ilgi ve merak düzeyini göz önünde bulundurarak en çok merak ettiği şeyler konusunda açıklama yapın ancak gereksiz detaylandırmalardan kaçının. Bu arada endişe içinde, kaygıları tavan yapmış ve çok korkmuş bir ebeveyn konumunda size söylediklerimizi sakince yapamayabilirsiniz; bu durumda çocuğunuzla konuşmadan önce mutlaka kendinizi sakinleştirmelisiniz.

    5. Çocuğun sorularını anlayacağı dilde ve sakince yanıtlamaya çalışın. Bilgilerin tüm açıklığıyla paylaşılması çocuk için duygusal açıdan zorlayıcı olabilir.

    6. Bilgi gizlemek ve yasaklar koymak işe yaramaz. Özellikle akıllı telefonu olan çocuk pek çok veriye sizden önce ulaşabilir. Bu durumda çocuğun merak ve ilgisini başka yöne çekmeye çalışın. Bilgileri gizleyen veya yalan söyleyen bir durumda olmanız ilişkinize zarar verebilir.

    7. İnsanlar pek çok şeyi korkutularak ve bu korkunun etkisiyle yeterince düşünemeden yapabilirler. Çocuğunuza korkularının anlamsızlığını anlatmanız, ona güven duygusunu aşılamanız ve sizin yanınızda her zaman güvende olduğu hissini ona yaşatmanız gerekir.

    8. Çocuğunuzun belli bir rutini varsa bunu mümkün olduğunca engellemeye özen gösterin. “Şuraya gitmeyeceksin”, “Şurada bulunmayacaksın”, “Yalnız kalmayacaksın”, “Beni her saat başı arayacaksın” gibi koruma amaçlı telkinler çocuğun anksiyetesini harekete geçirerek dengesini bozabilir.

    9. Çocuklara terörü anlatmak konusunda dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de, şiddet uygulayanlara kesinlikle aynı şekilde şiddet uygulayarak karşılık verilmemesi gerektiğini çocuğa açıklamaktır. Eğer çocuğunuzda halihazırda şiddet eğilimi varsa ya da stres düzeyi yüksekse aksi durumda hataları şiddet uygulayarak cezalandırmaya yönelebilir veya şiddet görme korkusuyla doğrularından taviz verebilir.

    10. Kriz durumunda neler olabileceğini, dışardaysa tehlike geçinceye kadar nasıl güvende olabileceğini, aile olarak birlikte neler yapabileceğinizi bir tür tatbikat gibi ama bir yandan da bir oyun gibi kurgulayabilirsiniz. Çocuk güven duygusunu en çok ailesinden edinir ve güvensizliğin bedelini canıyla olmasa bile ömür taşıyacağı duygusal gerilimlerle öder.

    Ne Zaman Bir Uzmandan Yardım Almalıyız?

    Travmatik olayların etkisi gerek yetişkinlerde gerekse çocuklarda zaman içinde ortaya çıkar. Söz konusu süre haftalar, aylar ve hatta yıllar olabilir. Bu etkileri genelde şu konulardaki değişimlerle birlikte anlarız;

    “Fobiler, aşırı isteksizlik, uyku rutinlerinin bozulması, çarpıntı, nefes darlığı, yalnız kalamamak, birilerini kaybetme korkusu, aşırı hareketlilik veya aşırı durgunluk, çocuklarda tuvaletini tutma, aile bireylerine aşırı yapışma”. Eğer çocuğunuz bunlardan birkaçını bir arada deneyimliyor ya da herhangi birini çok güçlü biçimde yaşıyorsa psikolojik destek almanın zamanı gelmiş demektir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • İdrar kaçırma psikolojik sorunlara yol açar

    Gece uykuda idrar kaçıran bazı çocuklarda görülen psikolojik sorunlar hastalığın nedeni değil, sonucudur. İdrar kaçırma psikolojik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkmaz. Ancak seyri, zamanla hasta ve ailesinde psikolojik sorunlara yol açabilir. Yıllarca gece uykuda altını ıslatan çocukların yaklaşık %10-15’inde idrar kaçırmanın yarattığı kronik stres sonucu; özgüvende azalma, içe kapanma, utanç duygusu, aşağılık kompleksi, depresyon ve davranış bozuklukları görülmektedir. Çocuk, idrar kaçırma kaygısı nedeniyle arkadaşını evine davet edememekte, gece akraba ya da arkadaşlarında kalamamakta, okulda da “arkadaşlarım duyar” kaygısı yaşamaktadır. Kıyafetleri sürekli idrar koktuğu için arkadaşlarının yanına oturmak istememesi de travmayı artırmaktadır. Doğuştan, gece uykuda altını ıslatan çocuklarda %5-10 oranında psikolojik problemler gelişirken, sonradan gece altını ıslatmaya başlayan çocuklarda bu oran, %10-20’ye çıkmaktadır. İdrar kaçırma sonucu gelişen bu psikolojik problemler kızlara göre erkek çocuklarında daha sık görülür.

    Cinsellikte korkuya neden olabilir

    İdrar kaçıran ya da altını ıslatan çocuklar, erişkin yaşa geldiklerinde cinsellikle ilgili herhangi bir sorun yaşamamaktadır. Ancak gece ya da gündüz idrar kaçıran bazı çocuklar, işeme yolu ile cinsel fonksiyonu özdeşleştirerek, cinselliğe dair bazı korku ve kaygılar yaşayabilir. Ailelerin önemli bir bölümü, idrar kaçırma sorunlarında kullanılan tedavi ve özellikle ilaçların, bu çocuklarda kısırlığa neden olduğuna inanmaktadır. Bu nedenle de sorunu gizleyerek tedaviyi reddetmektedir. Bu tamamen yanlış bir inanıştır ve idrar kaçırma sorunu zamanında, doğru ve etkin bir şekilde tedavi edilmelidir.

    Gündüz alt ıslatma mutlaka tedavi gerektirir

    Gece uykuda altını ıslatan çocukların %15’i, kendiliğinden iyileşme şansına sahiptir. Uzun yıllar tedavi edilmezse bile böbreklere ciddi bir zararı yoktur. Ancak tedavinin gecikmesi, psikolojik problemleri beraberinde getirir. İdrar kaçırma sorunu bu alanda deneyimli uzmanlar tarafından doğru yaklaşımla tedavi edilmezse, çocuğun psikolojisi ve okul başarısı olumsuz etkilenir. Gündüz uyanıkken altını ıslatan çocuklarda ise durum çok daha ciddidir. Bu sorun kendiliğinden geçmez ve mutlaka nedeni bulunup doğru şekilde tedavi edilmesi gerekir. Tedavide geç kalınması, her iki böbrekte de geri dönüşümü olmayan ciddi hasarlara neden olabilir.

    Alt ıslatma genetik

    Gece uykuda altını ıslatma, erkek çocuklarında kızlara göre 2 kat daha fazladır. Gündüz uyanıkken altını ıslatma ise kız çocuklarında erkeklerin 2 katıdır. Hem anne hem baba küçükken ileri yaşlara kadar uykuda alt ıslatma sorunu yaşamışsa, çocukların % 75-80’inde bu sorun ortaya çıkar. Anne ya da babadan herhangi biri bu sorunu yaşamışsa, çocuklarda da bunun görülme riski % 40-45’tir.

    İlaç ve alarm tedavisi uygulanır

    Uykuda altını ıslatan çocuklar 6 yaşından itibaren; ödüllendirme ve alarm cihazı gibi davranış terapileri ile idrar yapımını azaltan ya da mesaneyi genişleten ilaçlarla %80-90 oranlarında başarıyla tedavi edilebilmektedir. Gece idrar üretimi normal olup mesanesi gelişmeyen çocuklarda alarm tedavisi, gece idrar üretimi fazla olduğu için uykuda işeyen çocuklarda ilaç tedavisi daha başarılıdır. Gündüz idrar kaçırmada tedavinin amacı, bu kaçırmayı ve böbreklerin zarar görmesini önlemektir. Uykuda ya da uyanıkken idrar kaçırma sorunu, deneyimli çocuk cerrahisi ve çocuk ürolojisi uzmanları tarafından tedavi edilmelidir.

    Ceza vermek yerine doktora götürün

    Çocuklarda alt ıslatma sorunu çocuğun tembelliğine bağlanarak, ceza ve dayakla üstesinden gelinebilecek bir durum değildir. ABD, İngiltere, Fransa ve Singapur gibi gelişmiş ülkelerde bile ceza oranı çok fazladır. Bu ülkelerde gece uykuda altını ıslatan çocukların %20-30’una ceza verilmektedir. Türkiye’de ise bu çocukların % 50-60’ı genel, % 35’i ise ağır cezalar almaktadır. Tamamen somut organik nedenlerle gelişen bu hastalıkta çocuklar suçlanmamalıdır. Aileler çocuklarına ceza vermek yerine bir uzmana başvurmalıdır.

  • G NOKTASI

    G NOKTASI

    Ortalama olarak 1950 yıllarında alman jinekolog Dr Ernest Grafenberg tarafından ilk defa tanımlanmıştır. Bu yüzden de G noktası ismini hekimin soyadının baş harfinden almıştır.

    G noktasının yeri tartışılan bir konudur. Ancak kadınların uyarıldığında orgazm olmasını sağlayan G noktası kadının midesine doğru , vajinanın en dip bölgesinde ‘skine guddesi’ ne yakın bir bölgedir. Vajina çeperinde girişten 5 cm kadar içeride idrar torbasının hizasında kalan bölgede bulunur. G noktası her kadında aynı noktada olmayabilir. Sadece birkaç cm büyüklüğünde olan G noktası cinsel ilişki sırasında PDE-5 adlı protein salgılar..

    Cinsel ilişki öncesi öncesi g noktasının uyarılması hormonal metabolizmayı hızlandırır. Cinsel hazzı psikolojik olarak arttırır. Fakat birincil önem taşıyan bir bölge değildir . kaliteli bir orgazmın arkasında anlayış, sabır ve uyum kadar G noktasının uyarılmasıda yatmaktadır. 

  • Göbek fıtığı tedavisi

    Gebeliğin ilk haftalarında karın duvarı açıktır ve 10. haftaya dek olan zamanda bağırsaklar rahim içinde bulunan sıvı (amniyon sıvısı) içinde yüzerler. Karın yukarıdan, aşağıdan ve yanlardan gelen katların ortada birleşmesi ile kapanır.

    Çocuklarda Göbek Fıtığı:Doğumdan sonra göbek kanalının tam olarak kapanmaması sonucu oluşur. Anne karnındaki bebek, göbekten çıkan ve anneye uzanan damarlar ile yaşamını sürdürür. Doğumdan bir süre sonra düşen göbek kordonu içinde yer alan bu damarların geçebilmesi için karın duvarında bir açıklık vardır. Birçok yeni doğan bebekte bu açıklıktan karın içi organlar dışarı çıkarak, göbekte bir şişlik oluştururlar. Bu durum Umblikal herni (göbek fıtığı) olarak anılır. Çocuklarda %25-50 oranında gözlenir. Kız ve erkek bebeklerde eşit sıklıkta görülür, yüksek ailevi yatkınlık vardır. Prematürelerde ve düşük doğum ağırlıklı bebeklerde daha sık görülürler. Genellikle 3 yaşına kadar %90’ı tedavi gerektirmeden kendiliğinden düzelir. Göbek fıtığı olan bebeklerde ilk iki yaş içinde bir tedaviye gerek yoktur. Herni dışarıdaki şişlik zamanla büyüse bile, karın duvarının gelişimi ile büyük olasılıkla kendiliğinden iyileşir. Özellikle çapı 1 cm’den küçük defektlerin kendiliğinde kapanma olasılığı daha yüksek ve erkendir. İki yaşına gelen çocukta hala göbek fıtığı var ise hekime başvurulmalıdır.

    Çocuklarda Epigastrik Herni: Karın kaslarını orta hatta birleştiren linea alba adı verilen sağlam fasya dokusundaki küçük defektlerden kaynaklanır. Göbekle göğüs arasında ve orta hatta yer alırlar. Görülme sıklığı %5’dir. Ikınma, öksürme ve aşırı fiziksel aktiviteler sırasında kendini belli eder. Genellikle tek, bazen birden çok sayıda olabilir. Tedavi seçenekleri çocuğun yaşına göre ve problemin büyüklüğüne göre değişir. Göbek fıtığının yıllar içinde kapanması gibi bir süreç epigastrik hernide beklenmez. Eğer açıklık çok küçükse çocuk büyüdükçe daha az belirgin hale gelebilir. Ciddi komplikasyonlar nadirdir. Küçük fıtıkların içinde yağ dokusu sıkışabilir, kızarıklık ve ağrı yapar. Büyük açıklığın içine nadir olarak bağırsak girip sıkışabilir, böyle bir durumda acil ameliyat gerekir. Sorun olmadığı durumlarda en uygun ameliyat yaşı 1-1,5 yaş civarındadır.

    Paraumblikal Herni: Göbeğin biraz üstünde ve göbeğe çok yakın yer alan bir fıtıktır. Bazen göbek fıtığı ile birlikte olabilir. Umblikal herniden farkı fıtık kesesinin deri altına yapışık olmamasıdır. Bu nedenle yalnızca fasya defektinin kapatılması yeterlidir. Kendi kendine yok olma olasılığı yoktur, bu nedenle tanı konduktan sonra operasyon yapılması uygundur.

    Bu hastalıkların ameliyatı planlı ve günübirlik ameliyat olarak yapılır. Operasyon genel anestezi altında yapılır. Cerrahi tedavi, göbek fıtıklarında göbek altından yapılan yarımay (smile) bir insizyonla, diğer fıtıklarda ise fıtığın olduğu bölgenin üzerinden yapılan düz (transvers) veya dik (vertikal) insizyonla fıtık kesesi bulunup eksize edildikten sonra sağlam olan fasya dokusu emilebilir dikişlerle kapatılır. Hastalar aynı gün taburcu edilirler.

  • Obsesif-Kompulsif Bozukluk nedir?

    Obsesif-Kompulsif Bozukluk nedir?

    Obsesif Kompulsif bozukluk (OKB) tekrarlayıcı, ısrarlı ve zorlayıcı düşünce ve veya davranışlarla kendini ifade eden ruhsal bir bozukluktur. Obsesyon veya saplantı kendiliğinden bilince gelen, yineleyen ve sıkıntı yaratan, kişinin saçma ve yanlış olduğunu bildiği kontrolsüz düşünce, dürtü veya düşlemlerdir. Kompulsiyon (zorlantı) genelde takıntılı düşüncenin yarattığı kaygı ve sıkıntıdan kurtulmak için geliştirilen ritüel benzeri tekrarlayıcı hareketlerdir.

    Kompülsiyonlar obsesyonların yaratığı kaygı ve anksiyeteyi geçici olarak durdurur ancak bir müddet sonra obsesif düşünceler yineler ve kişi kompulsif hareketleri tekrar yapma ihtiyacı duyar. Bu döngü zaman ve güç kaybına neden olur, kişinin günlük rutin işlerini yapmasını engeller, aile ve arkadaş ilişkilerini zedeler, meslek ve sosyal yaşantısını kötü etkiler.

    Obsesif Kompulsif Bozukluğu olan kişiler düşünce ve takıntılarının gerçek dışı ve anlamsız olduğunu bilirler ancak buna rağmen bu durumun üstesinden gelmeleri mümkün değildir.

    Obsesif Kompulsif Bozukluğun nedenleri nelerdir?

    Obsesif Kompulsif Bozukluğun nedenleri yapısal ve psiko-sosyal olarak iki ana başlık altında ele alınabilir.

    Yapısal nedenler. Biyolojik olarak da adlandırılan yapısal nedenler beyinde bazı nörotransmiter diye adlandırılan biokimyasalların düzensiz ve dengesiz salımından ileri geldiği düşünülmektedir. Obsesif Kompulsif Bozuklukta önemi kanıtlanan serotonin ve noradrenalin gibi transmiterlerin salınımında genetik faktörlerin belirli ölçüde belirleyici olduğu ispat edilmiştir.

    Psiko-Sosyal nedenler. Çevresel neden olarak da adlandırılan psiko-sosyal nedenler erken yaşlarda kritik gelişim dönemleri dediğimiz süreçlerde yoğun duygusal yükü yüksek olan yaşantılar ve travmatik olaylarla ilgili olduğu bilinmektedir. Anne, bakıcılar veya diğer yakın dediğimiz kişilerin obsesif ve endişeli davranışları erken yaşlardaki çocuğa yansıtıldığı taktirde gelecek hayatında obsesif kompulsif bozukluğa zemin hazırlamaktadır. Gelişimsel anlamda çocukluk çağı psikolojik süreçlerin çatışmalı yaşandığında ve bu çatışmaların çözümlenmesinde gerekli karşılıkların yeterince ve yerinde sağlanamadığında obsesif kompulsif bozukluk gelişme olasılığı yüksektir.

    Obsesif Kompulsif Bozukluğun belirtileri nelerdir?

    OKB’ da en sık kirlenme, bulaşma, cinsel ve dini obsesiyonlar görülmektedir. Sık görülen kompulsiyonlar ise kontrol etme, yıkanma, sayı sayma, belirli bir sıraya göre yemek yeme, düşüncelere ve veya görüntülere takılıp kalma, işleri belirli bir sıraya göre yapma, soru sorma veya itiraf etme ihtiyacı, simetri ve düzen, biriktirme konularını kapsamaktadır. OKB olan kişilerin birçok maddeye karşı bulaşma kaygıları vardır ancak en sık görünenler, idrar, dışkı, meni, mikrop, kir ve benzeri maddelerdir. Bu maddelerin olduğu var sayılan yerlere dokunduğunda veya bulaştığı düşüncesi bile kişilerde bunaltıya neden olabilmektedir. Kişi kirlendiğini düşündüğü vücut bölgesini yıkamadan rahatlayamaz yani bulaşma obsesyonlarının oluşturduğu bunaltı, temizlenme kompulsiyonlarının devreye girmesi ile giderilmeye çalışılır. En sık yıkanan bölge ellerdir.

    Obsesyon ve kompulsiyonlar, kişinin günlük yaşamından belli bir zamanın boşa harcanmasına neden olmaktadır. Hasta saatlerce lavabo başında ve ayakta ellerini yıkar. Yıkanma bir tören halini alabilir. Kişinin banyo yapması saatlerce sürebilir, bu tür bir sıkıntı ve zaman kaybı yaşamamak için giderek daha seyrek yıkanmaya başlar. Ancak bu kişilerin temizlikleri genellikle OKB’un belirtileriyle sınırlı olup genelde pek temiz ve bakımlı olmadıkları gözlenmektedir.

    Şüphe obsesyonları en sık görülen obsesyonlardır. Kişi kapı, pencere, musluk, elektrik, ocak ve benzeri nesneleri kapatıp kapatmadığından kuşku duyar. Bu nedenle ileri derecede bir bunaltı hisseder. Bunu kontrol etme kompulsiyonlarının ortaya çıkması takip eder. Bu kontroller ritüel hali alabilir ve bazen saatlerce sürer.

    OKB olan kişilerde uygunsuz cinsel dürtüler hissetme ve eşcinsellik obsesyonları da görülebilir. Saldırganlık obsesyonlarında kendi çocuğu, yakınlarına veya başkalarına zarar verme ve öldürme düşünceleri sık sık tezahür eder. Dini içerikli obsesyonlarda cinsel ve saldırgan nitelikler bulunabilir. Saldırganlık, cinsel ve dini içerikli obsesyonları olan kişilerde bir müddet sonra yoğun suçluluk duyguları ve depresyon bulguları gelişebilir.

    Obsesif Kompulsif Bozukluk nasıl teşhis edilir?

    OKB nun teşhisi kişini yaşadığı obsesiyonlar ve geliştirdiği kompulsiyonlar değerlendirilerek konur. Bunun haricinde özel laboratuvar veya başka bir testi yoktur. Şizofreni, majör depresyon ve Gilles de la Tourette gibi yapısal ve biolojik temelli bazı psikiyatrik hastalıklarla ayırıcı tanı konusunda dikkat edilmesi gerekmektedir. Obsesif Kompulsif Bozukluk bazen belirleyici olsa temelde farklı olduklarından Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu ile karıştırılmamalı.

    Obsesif Kompulsif Bozukluk nasıl tedavi edilir?

    Obsesif Kompulsif Bozuklukta farmakoterapiyle çeşitli ilaçlardan fayda sağlanabildiği gibi psikodinamik psikoterapilerden ve davranışçı bilişsel psikoterapiden de oldukça iyi sonuçlar alınmaktadır. Bazı dirençli vakalarda Elektro Konvulsif Tedavi yöntemiyle sonuca gidildiği bilinmektedir, tedavide daha radikal bir yaklaşım olarak bilinen psikoşirurji yönteminde cerrahi müdahaleye başvurulmaktadır.