(DDH), çocuk cerrahisinin diğer önemli yenidoğan acilidir. Göğüs boşluğu ile karın boşluğu arasındaki diyafragmanın arka dış tarafında bulunan zarlı yada zarsız delikten(gedikten) barsakların ve diğer karın organlarının göğüs boşluğuna geçmeleri durumudur(1). Görülme sıklığı 2000 hamilelikte birdir. Bu bebeklerin yaklaşık yarısı ölü doğar bunun nedeni sıklıkla birlikte bulunabilen ölümcül anomalilerden kaynaklanmaktadır. Kızlarda erkeklere oranla daha sık tanımlanmaktadır (4). Doğumsal diyaframa hernisinin %85’i sol, %15’si ise sağ taraflıdır. Çift taraflı olgular yüzde oluşturmayacak kadar enderdir. Gelişimsel bir anomali olan DDH’de ailesel olgular da bildirilmiştir. Bazı ilaçlara bağlı olarak geliştiği bilinmektedir. A vitamini eksikliğinde oluşabileceğini gösteren çalışmalar vardır. Doğumsal diyaframa hernisi ile doğan bebeklerdeki ek anomaliler sıktır.Döğum öncesi ultrason ile yada doğum sonrası bebekte siyanoz solunum sıkıntısı ve çökük karın ve dinlemekle akçiğer seslerinin alınmaması, kalp seslerinin genelde sağa kayması ile şüphelenilir. Çekilen bebek grafisinde barsaklar göğüs boşluğunda görülerek tanı konur.Prenatal tanı tercih edilir çünkü bebeğin yaşama şansı uygun müdahalelerle artırılabilinir. Doğumdan hemen sonra yenidoğan yoğun bakım servisine alınarak ileri teknoloji cihazlarla solunum ve dolaşım desteği sağlanarak durumu stabilleştirilir ve sonrasında açık yada kapalı ameliyatlarla düzeltilir.
Yazar: C8H
-

Fiziksel Rahatsızlıklarda Bilinçaltı Temizlik
“Bedensel Rahatsızlıkların Duygusal Karşılığı”
BİLİNÇALTI TEMİZLİK
Bedensel rahatsızlıkların oluşmasının en önemli sebebi aslında duyguların iyi ifade edilememesi ve gerektiği şekilde yaşanamamasıdır. Yani kişilerin fiziksel hastalıkları aslında onların duygu dünyalarını ortaya koyar. Bu duygu karmaşasının çözülmesi de kişinin kendi kendisini iyileştirmesini sağlar. Bunlardan en yaygın olanları şu şekildedir;
Kalp
Kalp, damarlarımızda kanın düzenli bir şekilde çalışmasını sağlayan mekanizmanın hareket noktasıdır. En önemli işlevi vücuttan oksijence fakir kalan kanı akciğere, akciğerden oksijence zenginleştirilmiş kanı vücuda pompalamaktır.
Bilinçaltı Temizlik
Biriktirilen duygusal bloklar: Keder, kalp kırıklığı, korku, kayıp, üzüntü reddedilme, ıstırap, hüzün, incinme. Yaşama veya ölmeye dair korku, sevginin bloke edilmesi, alma ve verme arasındaki dengesizlik.
Akciğerler:
Akciğerler vücudumuzda akan kanın temizliğinden sorumlu organlardır. Nefes yoluyla aldığımız oksijenin kana yayılmasını sağlarken kandaki karbondioksiti de dış ortama vermemizi sağlar.
Bilinçaltı Temizlik
Biriken duygular iyi ifade edilemeyince: Öfkeye ve korkuya bağlı astım, ağrılı öksürük, halsizlik, isteksizlik.
Mide:
Vücudumuzun hayatını sürdürebilmesi için ihtiyacı olan enerjiyi yani besinleri aldığımız ve işlediğimiz organdır. Besin maddelerinin çoğunun sindirimi burada başlar ve ince bağırsakta devam eder.
Bilinçaltı Temizlik
Geçmişimizden bu yana saplantı olarak bizi takip eden düşünceler ve duygular midemizi olumsuz etkileyen en önemli unsurlardır. Değişmeye karşı olan direnç, kabullenememe, kızgınlık, kabullenilmeme ve benzeri duygular midenin fazladan asit salgılamasına sebep olur. Bu şikâyetler ilerleyen dönemlerde ülsere dönüşebilir.
İnce Bağırsaklar:
İnce bağırsaklar mideden sonra besinlerin sindirim esnasında uğradığı ikinci duraktır. Midede kısmi olarak sindirilmiş olan besinlerin çoğunun sindirimi burada devam eder. Kimyasal olarak pankreastan salgılanan safra sıvılarıyla sindirilen besinler buradan kalın bağırsağa iletilir.
Kalın Bağırsaklar:
Kalın bağırsak sindirimin son basamağı olup besin tortusunda kalan son minerallerin, vitaminlerin ve suyun emiliminin yapıldığı organdır.
Bilinçaltı Temizlik
Karın bölgesinde biriken duygusal bloklar: İyi ifade edilmeyen korku ve kızgınlık hislerinin ve suçluluk duygusunun en çok zarar verdiği organlar alt karın bölgemizde yer alan ince ve kalın bağırsaklarımızdır.
Karaciğer:
Vücudumuzdaki en büyük organ karaciğerdir. Vücudumuza giren tüm zararlı maddelerden, sindirim enzimlerinin birçoğundan ve vücudumuzun kimyasal dengesinin önemli bir yüzdesinden karaciğer sorumludur. Fazla besinleri yağa çevirerek depo eder ve açlık durumunda kullanılmak üzere saklar.
Biriktirilen duygusal bloklar: Korku ve kızgınlık hisleri uzun vadede bizimle beraberse karaciğerde birikir.
Safra Kesesi:
Karaciğerin hemen alt kısmında yer alan safra kesesi sindirim sisteminin önemli bir parçasıdır. Karaciğerde üretilip sindirim esnasında salgılanmak üzere burada biriktirilen safra sıvısı, vücudun kimyasal sindiriminin en önemli parçasıdır. Yağları ve proteinleri yıkmaya yardımcıdır.
Biriktirilen duygusal bloklar: Öfke, üzüntü, kızgınlık, acı ve sıkıntı
Pankreas:
Pankreas, karaciğerde üretilen ve safra kesesinde depolanan safra sıvısını sindirim yoluna salgılayarak besinlerin kimyasal olarak sindirilmesini sağlayan önemli bir sindirim organıdır. Ayrıca insülin ve glukagon hormonları sağlayarak kandaki şeker düzeyinin korunmasına yardımcı olur.
Biriktirilen duygusal bloklar: Yaşamdan alınan keyif ve yaşama olan bağlılık azalır.
Dalak:
Vücudun kan üretiminde ve deposunda önemli bir yere sahiptir.
Biriktirilen duygusal bloklar: Geçmişe dair bitirilmemiş şeylerin zarar verdiği bölgedir. Geçmiş ile bu şekilde bir bağ kurmak da kişinin yaşamına zarar verebilir.
Böbrekler:
Böbrekler vücudun su dengesini ve yoğunluğunu korumaya ve zararlı maddeleri vücuttan su ile seyrelterek uzaklaştırmaya çalışır. Kanın süzülmesi, su miktarının sabitlenmesi ve bedenin asit dengesinin sağlanması böbreklerin görevlerindendir.
Adrenallerde/ böbreklerde biriktirilen duygusal bloklar: Vücudun travma noktası olan böbrek üstü bezleri böbreklerin bir parçası olup duygu durumumuzdan böbreklerle birlikte etkilenirler. Adrenalin hormonunun salgı noktası olan bu bezler sempatik sinir sistemini uyarır ve böyle etkilenme durumlarında ciddi bir artışa sebep olabilir. Bu gibi durumların mutlaka tedavisi gerekmekle birlikte vücuda verebileceği çeşitli zararlardan da korunmak gerekir.
Endokrin Bezlerimiz:
Epifiz: Epifiz bezi vücudun iç hareketleri e iç dengesi ile ilgilenir ve çeşitli salgılarla vücudun hormon dengesinin korunmasına ve düzenin sürdürülmesine yardımcı olur.
Hipofiz: Hipofiz bezi vücudun orkestra şefi olarak bilinen bir bez olup tüm hormonların salgılarının dengesinin korunmasından sorumludur. Diğer bezleri uyararak vücudun hormon düzenini sağlar ve özellikle cinsel hormonların salgılanmasında önemli bir yere sahiptir.
Tiroit: Tiroit bezi vücudun metabolik düzeyinin sabit tutulması ve büyüme hormonlarının salgılanmasından sorumludur.
Timüs: Timüs bezi lenf sisteminin önemli bir bileşenidir. T lenfositlerini üretebilme kapasitesiyle bilinir. T lenfositleri kanserli hücreleri tanıyıp onlara saldırabilecek hücrelerden birisidir.
Adrenal Bezleri: Adrenal bezler böbrek üstü bezleri olarak da bilinirler ve vücudumuzda önemli bir göreve sahiptirler. Tehlike detektörü olarak tanımlayabileceğimiz bu bezler hayati bir tehlikeye girebileceğimizi hissettiği anda adrenalin hormonunun salgısını artırır ve vücudun tamamen uyanık ve çevresinin farkında olmasını sağlar.
Yumurtalıklar, Testisler: Vücudun üreme hormonlarının bir kısmından ve üreme hücrelerinin üretiminden sorumlu olan bezlerdir. Dişilerde yumurtalık, erkeklerde testis olarak varlıklarını sürdürürler.
Biriktirilmiş Duyguların Daha Başka Bulundukları Yerler
Baş:
Beynimizi içerisinde barındırması sebebiyle aslında bedenimizin yönetim merkezinin bulunduğu yerdir. Geçmişten günümüze yaşadığımız her şeyin kaydının tutulduğu ve fiziksel, duygusal hatta ruhsal olarak yaşanmışlıkların biriktirildiği yerdir. Bu anlamda sağlıklı tutulması açısından hislerin doğruca yaşanması ve bastırılmaması önemlidir. Çünkü yaşanmamış veya yarım kalmış her şey kafamızda birikir. Buna bağlı olarak yaşanan stres, üzüntü, kabullenememe benzeri duyguların ilk zarar verdiği alanlardan birisidir. Baş ağrıları kimi zaman bu sebeplerden dolayı ortaya çıkar.
Gözler:
Gözler vücudumuzdan dünyaya açılan pencereler olarak kafamızın içine yerleştirdiğimiz her şeyin ilk algı merkezidir. Kadınlarda ve erkeklerde cinsel hormonların salgıladığı ve üreme hücrelerinin üretildiği bezlerle bağlantılıdır. Gözyaşı kanallarını barındırması sebebiyle de duygu durumundan kolaylıkla etkilenir.
Kulaklar:
İşitme merkezi olarak dış dünyadan ses yoluyla aldığımız her türlü bilginin ilk ulaştığı organdır. Duymak istediğimiz veya istemediğimiz her şeye kulak aracılığıyla maruz kalabildiğimiz için duygu durumumuzu belirlemede de önemli bir yere sahiptir. Ayrıca yarım daire kanalları ve östaki borusu sayesinde vücudumuzun basınç dengesini ayarlar.
Boğaz:
Kendini ifade etme, ses üretme ve iletişimi bu aracılıkla kurmak için kullandığımız ilk organdır. Söyleyeceklerimizi ifade etmede kullandığımız için duygu dünyamıza etkisi büyüktür.
Boyun:
Kafamıza ve duruşumuza destek olma niteliği taşıyan, hareket sisteminin ve omuriliğin önemli bir parçasını oluşturan organdır. Beyinden vücuda giden sinirler bu noktadan geçer ve bu anlamda boyun önemli bir işleve sahiptir.
Bağırsak Bölgesi:
Sindirim sisteminin önemli bir parçası olan bağırsak bölgesi vücudun strese maruz kaldığında en çok etkilenen bölgelerinden birisidir. Kabızlık, diyare ve benzeri sıkıntılar stres halinde ortaya çıkar ve ilerleyen durumlarda daha ağır hasarlar bırakabilir.
Yumurtalıklar/ Rahim:
Kadınların üreme hücrelerinin üretildiği, hamilelik ve aylık döngü süreçlerinin gerçekleştiği organlar olup, kadınlarda stres ve üzüntüden en çok etkilenen bölgelerden birisidir. Adet döngüsünün değişmesi gibi etkilerle ortaya çıkabilecek olan suçluluk, öfke, stres ve benzeri duygular, ciddi durumlara da yol açabilir.
Mesane:
Böbreklerden süzülen atıkların vücuttan uzaklaştırılmadan önce depo edildiği alandır.
Prostat:
Erkeklerin boşaltım sisteminin bir parçası olan bu organ çok hassastır ve erkek bedeninde oluşan olumsuzluklardan ilk etkilenen alanlardan birisidir.
Kalçalar:
Vücudun bel ile birlikte ele alındığında en önemli destek ve ayakta durabilme mekanizmasıdır. Hareketlerimizin büyük bir çoğunluğu burada bulunan kemiklerle gerçekleştirilir.
Dizler:
Vücudumuzun ağırlığının eşit olarak dağılmasını ve hareketinin kolaylaşmasını sağlayan yapılardır.
Bilekler:
Düşünme, inceleme ve analiz etme konusunda ipuçları sağlar.
Ayaklar:
Yürümemiz ve dengede durabilmemiz açısından çok önemli bir yere sahip olan yapılardır. Bedenin ağırlığını eşit olarak yere dağıtırlar bu sebeple hareket ederken zorlanmamıza engel olurlar. Ayrıca toprakla teması halinde bedenimizde bulunan fazla negatif enerjiyi atmamıza yardımcı olurlar.
Omuzlar:
Yaşama bağlı olarak yüklerin taşınmasını ve sorumlulukları simgeleyen bir anlama sahiptir. İnanışa göre kendi yaşamımızdaki duygusal yani manevi yükler sol omuzda, maddesel yani maddi yükler de sağ omuzda taşınır.
Üst Sırt:
Üst sırt da yine omuzda yapılan ayrım gibi sağ ve sol şeklinde bir nitelendirme ayrımına sahiptir. İnanışa göre sağ omuz kızgınlık ve türevi duyguları taşırken sol omuz hüzün ve üzüntü benzeri duyguları taşır.
Alt Sırt:
Alt sırt, üst sırt gibi bir ayrıma sahip olmamakla birlikte daha çok cinsellikle ilgili biriktirilmiş olan duyguların taşındığı bir alandır.
Kuyruk Sokumu:
Yaşama dair hayatta kalma, başarıya ulaşma, canlılığı sürdürme ve benzeri hayatsal ve içsel korkuların yer aldığı bölgedir.
İnsan yapısı itibariyle duygu durumu, beden durumu ve ruh durumu olarak üç kısımdan oluşur. Bu kısımlar birbirlerine bağlı olarak hareket eder ve birinin bozulması diğerlerini de olumsuz bir şekilde etkiler. Örneğin, psikolojik yapının bozulması bedensel hastalıklara yol açabileceği gibi ruh durumunun dengesizleşmesi de psikolojik sıkıntılara yol açabilir. Bilinçaltında biriken olumsuz duygular biriktikçe vücuda zarar vermeye ve bedenin en savunmasız olduğu fiziksel noktadan ona da saldırmaya başlarlar. Aslında fiziksel tedavilerle düzeltilmeye çalışılan bu problemlerin ana kaynağı kimi zaman bilinçaltında veya üstünde güncel olarak maruz kalınmış olan veya birikmiş olan sıkıntı ve stresin bir nevi ortaya çıkma ve kendini gösterme biçimidir. Bu sebeple kimi zaman fiziksel tedavinin yanı sıra terapi ve duygularını tanıma da hastaların tedavi edilme sürecini kolaylaştırır.
Bizlere düşen de duygu durumu, beden durumu ve ruh durumu olarak nitelediğimiz kol kola gezen üç kardeşin birinde çıkan sıkıntının diğerlerini de aynı şekilde olumsuz etkileyeceğini bilmek ve bunlardan birisinde meydana gelen hasarı tedavi etmek için önceden terapiste, psikoloğa, psikiyatriste veya doktora mutlaka görünmek. Unutmamalı ki bilinçaltı dünyamızdan haberdar olduğumuz ve onunla iş birliği içinde olduğumuz sürece, fiziksel bedenimiz de bundan olumlu etkilenecektir.
Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.
-
Özofagus atrezısı nedir?
Atrezi tıkanıklık demektir.Özofagus atrezisi (ÖA), özofagusun üst ve alt bölümlerinin olup arada bir kesimin yokluğudur. Üst ve alt bölümler birbiri ile bağlantsızdır. Bu nedenle bebek yutamaz, tükrüğü ve eğer beslenirse besin doğrudan akçiğerlere dolar ve bebek boğulur. Bu anomali çocuk cerrahsinin uğraştığı en önemli ve acıl sorunlarından biridir. Görülme sıklığı 3,000-4,500 canlı doğumda birdir. Alt ösefagus genelde hava yoluna bağlıdır(hava yolundan başlayarak mideye gider) bu Trakeoözofageal fistül (TÖF) olarak adlandırılır.
Bebeğin her nefes alışında hava yoluna gelen havayı(oksijeni) mideye kaybedecek şekilde çalışır. Bu nedenle ve kalp ve büyük damar anomalilerinin de eşlik etmesinden siyanoz önemli bir sorundur. Ösefagus atrezisinin değişik tipleri vardır, en sık görülen tipte alt özofagus segmenti ile trakea arasında fistül oluşur (%87)ve ÖA+ TÖF diye kısaca ifade edilir. Bunu fistülsüz tip özefagus atrezisi izler ki %5-10 arasında olmak üzere sıklığı değişir. Ayrıca üst özefagus ile trakhea arasında fistül varken alt ösefagusta fistül olabileceği gibi olmayabilir de buna göre tiplendirmeler devam eder.
Atrezi olmadan sadece trakheaösefagıal fistül olan tip %4 oranında görülür ve atrezisis fistül ya da H-tip fistül diye adlandırılır.
Hamilelikte yapılan ultrasonda üst özefagus geniş ise bebekte özefagus atrezisinden şühelenilir.Ayrıca polihidramnios da görülür. Bu verilerin olduğu durumda annenin özellikle son aylarda hamilelik takıbının yenidoğan yoğun bakımı ve çocuk cerrahisi merkezi olan merkezlerde kadın doğum ekibi ile izlenmesi ve doğumun yapılması gerekir. Ösefagus atrezisi doğmadan önce teşhis edilirse ya da ilk altı saat içinde teşhis edilirse tedavide başarı şansı oldukça yüksektir. ÖA’li doğan bir yenidoğan tükrüğünü yutamaz ve ağızda birikir. Bu durumdaki bebekler beslenmeden incelenmelidir ki yenidoğan zatüresi olmasın bu şekilde cerrahiden iyi sonuç alınır.Emerken veya biberonla beslenirken boğulmalar olur ve rahat nefes alamaz ise ve yenidoğan pnömönisi gelişiyorsa antibiotik tedavsinden sonuç alır fakat antibiotik kesilince tekrar şikayetler başlar ise bu durum H tipi fistülü işaret eder bu yönden hemen incelenmelidir.
Özefagus atrezisi ve anal atrezide yandaş anomaliler çok sıktır ve anomaliler VACTERL şeklinde kısaltılan vertebra, anorektal malformasyon, kardiyak, trakeoözofageal fistül, renal, radial displazi ve uzuv (ekstremite) defektlerinden oluşmaktadır.
Ağızda tükrük biriken yenidoğmuş bebekte ağızdan mideye gönderilmeye çalışılan sondanın mideye gitmemesi ve tam bu sırada çekilen kontraslı üst poşu gösteren bebek grafisi ile tanı konulur. Açık yada uygun koşullar olduğunda kapalı operasyonla onarılır.
-

DEHB (DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU)
DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU DEHB
Pek çok kanaldan gelen uyarılara karşılık vermeye çalışıyor. Hem sizi dinliyor hem birine laf yetiştiriyor hem de televizyondan birşeyler izleyebiliyor. İstem dışı pek çok şey onun gözlemine takılır siz dikkatinizi 2-3 şeye verirken o aynı anda 10-15 şeyle ilgilenir. Bu onu zorlar ve zamanla sadece bir şeye odaklanmayı tercih eder ve diğerlerine kapatmaya başlar. “İstediğinde yapar” düşüncesi de buradan kaynaklanır. . Sürekli hareket halinde ve etkileşim içerisinde oluyor. Elleri dursa, ayakları durmaz. Uzun süre aynı yerde oturamazlar ve çok konuşmaları bitmez tükenmez enerjileri dikkat çekerler. Davranışlarını organize edemezler ve planlı çalışamazlar. Genellikle, sonunu düşünmeden eyleme geçerler. Tehlikeyi kestiremezler ve çok zaman küçük kazalara maruz kalırlar. Yaramazlık gibi görünen pek çok davranışın altından Dikkat Eksikliği ve/veya Hiperaktivite Bozukluğu çıkabileceğine dikkat çekmek istiyoruz.
DEHB Nedir?
Dikkat ve Hiper Aktivite Bozukluğu olarak tanımlanan bu tanı ilk önce 1960’dan günümüze pek çok araştırmaya konu oldu. Merak edilen şu bu bir hastalık mı, davranış bozukluğu mu? Çözümü tedavisi var mı?
Belirli bir oranda hareketlilik normal kabul edilebilirken aşırı enerjisini kontrol edemeyen ve içinde bulunduğu şartlarda uyumu yitiren çocuklar kontrol dışı bu fiziksel aktiviteyle nasıl baş edebileceği öncelikle öğrenmesi, buna neden olan beslenme, eğitim, terapi ve tercih edilmese bile ilaç desteği de alması kaçınılmaz olur. Hiperaktif bir çocuğun sakinleşmesi içinde bulunduğu rahatsız edici halden çıkması için yardım alması gerekir.
Hiperaktif Bir Çocukta En Belirgin Davanış Bozukluğu Nedir?
Aşırı enerjik, dikkatini bir konuya verirken başka bir konuya oradan da başka bir konuya kaymasına engel olamayan, duyularından peş peşe aldığı dürtülerin baskısı altında kalıp sağlıklı seçim yapamayan ve bu nedenle başladığı işleri yarım bırakan kişilerdir.
Hangi Yaşta Anlaşılabilir?
Hiperaktivite en yaygın 2-6 yaş arasında fark edilir. Erkek çocuklarda en az 4 kat daha fazla görülür. En belirgin özellikleri düşünmeden dürtüsel hareket eder bu da yanlış kararları vermesine sebep olur.
Benim Çocuğum Neden Hiperaktif
Maalesef bunun cevabını net bir şekilde vermek mümkün değil. Bu durumda muhtemel nedenler üzerinde durulabilir. Zor bir hamilelik dönemi, anne ve babanın çocukluğunda benzer bir durum yaşayıp yaşamadıkları. Gıdalarda bulunan katkı malzemeleri (renklendirici ve bozulmayı önleyen kimyasallar). Aşırı bilgisayar oyunları, sosyal ve duygusal olaylar, ailede birinin ölümü, ailenin sık yer değiştirmesi hiperaktiviteyi körükleyebilir.
Beyin Hareketleri
Araştırmalar gösteriyor ki bazı hiperaktif çocuklarda sinir sisteminin farklı işliyor. Bu kişilerde sosyal etkilerle oluşan hiperaktiflerden farklı nörolojik kökenli olanları da olduğu söylenebilir. Bu çocuklar her ortamda motor yetileri düzensiz çalışıyor. yazdığı, çizdiği eksiklik ve düzensizlikler günlük yaşamda sürekli kendini tekrar ediyor. Nörolojik tip hiperaktivite toplumun yüzde 4’ünü etkilemektedir. Buna karşın ruhsal tip hiperaktivite de bu oran yüzde 20’dir. Yani ortalama her sınıfta 2 öğrenci bu sorunları yaşayabilir.
Dikkat Eksikliği Ölçütleri
1 – Belirli bir eyleme dikkat vermede zorlanma.
2 – Dış uyaranlardan çok etkilenme ve çabuk dikkat dağılması
3 – Dikkatsizliğin sebep olduğu hatalarda artış.
4 – Başlanan işi sonuçlandıramadan yarım bırakılması.
5 – Göz temasını yetersiz kurması.
6 – Birden fazla işi ayn anda yapmaya çalışma.
7 – Düşünmeyi sevmemek ve acelecilik.
Dikkat eksikliği-hiperaktivite bozukluğuna eşlik eden belirtiler neler?
-
Düzensiz ve dağınık çalışma
-
Aşırı hayal kurmak ve tutarsızlık
-
Bütünü düşünmekte güçlük ayrıntıya takılmak
-
Gereğinden çok detay hatırlama veya önemli bilgileri unutma.
-
Uyku düzensizlikleri
-
Sosyal ilişkilerde sorunlar
-
Öfke ve sinirlilik
-
Öz saygının azalması güven problemleri
Dürtüsellik:
-
Soruları dinlemeden cevap vermeye çalışır.sorulan soru tamamlanmadan yanıt verme
-
Sıra beklerken yerinde duramaz
-
Sık sık söz keser konuşmalarda araya girer.
-
Yaptığı/yapacağı işi sonucunu düşünmeden yapar
Bütün bu sorunların hepsi çocuğunuzda bulunmayabilir ancak bu belirtilerden ne kadar fazla ise bu tanıyı destekler.
Bunun yanında kişilik özelliklerine bakıldığında sıcak kanlı, enerjik, yaratıcı, sıcak kanlı, empati sahibi, çabuk arkadaşlık kurabilmesi de olumlu yönleri olarak değerlendirilebilir.
Bu belirtilerin yanı sıra bu kişilerde; enerjik olma, yaratıcılık, sıcak kanlı ve cana yakın olma, esneklik, hoşgörü, risk alabilme gibi olumlu özellikler de görülebilir. Nörolojik belirtiler arasında; huzursuz bacak sendromu, uykuya geçmekte güçlük çekmek, bacaklarda karıncalanma, bacaklarda, sabah zor uyanmak vb. özellikler görülebilir.
Teşhis için nereye müracaat edilmeli?
İlk müracaat yeri bu alanda uzman bir hekim olmalıdır. Gözlemlediğiniz belirtiler başka sorunların varlığından da kaynaklanabilir ve bu kan tahlilleriyle belirlenebilir. ( Kurşun zehirlenmesi, hipertroid). Rutin testler yapıldıktan sonra DEHB tanısı kesinleşirse çocuğunuza ilaç başlamak isteyebilirler. Bu tür tedavilerde kullanılan ilaçların sayısı çok sınırlıdır. Tedaviye İlaç başlansın veya başlanması bu konuda bilişsel ve bilinçaltına yönelik uygulamalardan yararlanmak üzere bu konuda deneyimli psikologlardan yardım almalısınız. Aile içinde ailenin sabrı, tutum ve davranışlarını da iyileştirmesi gerekir. Bunun için bu terapinin bir uzantısı da ebeveyn olarak sizi de kapsar.
Tedavisi Ne Kadar Sürer?
Tedavisi için iki aşama düşünülebilir. Kısa vadede odaklanma probleminin çözümlenmesi. Uzun vadede uyum ve kişilik gelişimiyle ilgili problemlerin çözülmesi gerekir.
Hiperaktif Çocuklar Daha Mı Zeki Olurlar?
Hiperaktif çocukların daha zeki oldukları düşünülmüş olsa bile bu bir yanılgıdır zeka ile doğrudan bir ilgisi yoktur. Normal zekanın üzerinde bir zekaya sahip olanlarda daha az efor ile okulda daha başarılı sonuçlar alabiliyor.
İlaç Kullanmadan Da Başarılı Sonuçlar Alabilir miyiz?
İlaçlar ailenin ve çocuğun şikayetçi olduğu aşırı hareketliliği ve dikkat eksikliğini daha hızlı kontrol altına alıyor ancak psikolojik destek sağlanmazsa bu etki ilaç kullanıldıkça yarar sağlıyor ve bir süre sonra ilaca süregelen bir iyileşme mutsuzluk yaratıyor. Psikoterapi, hipnoterapi, ergoterapi, bilişsel psikoterapi gibi destekleyici psikolojik tedaviler de ailenin bütçesini zorlayabiliyor.
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Ayrı Seyredebilir Mi?
-
Çocuk hem aşırı hareketli hem de dikkat dağınıklığı yaşıyor olabilir
-
Sadece dikkat sorunu yaşıyor olabilir
-
Sadece aşırı hareketlilik sorunu yaşıyor olabilir. Bunları ayrımını bir uzmanla birlikte yapmak daha sağlıklı olur.
Çocuk ve Ergen Psikologların En Yaygın Yaptığı Testler
Çocuklar ve Ergenlerin Değerlendirilmesinde Yararlanılan Testler ve Ölçekler
Zekâ Düzeyi ve Performans ve Ruhsal Yapıyı Değerlendirmek İçin Yaptıkları Testler
-
WISC-R Zeka Testi
-
Stanford-Binet Zeka Testi
-
Kent-Porteus Zeka Testi
-
Gessell Zeka Bölümü Testi
Kişilik ve Ruhsal Yapıyı Değerlendirme
-
MMPI (Minesotta Çok Yönlü Kişilik Envanteri)
-
Rorschach Mürekkep Lekesi Testi
-
Louisia Duss Projektif Yorumlama
-
TAT-Tematik Algılama Test, CAT
-
McHower Projektif Resim Çizme Testi
Nöropsikolojik Test Bataryası
-
Cog-Dikkat/Konsantrasyon Testi
-
SPM/CPM- Matris Bilişsel Yargılama Testi
-
TOVA-Dikkat Değişkenleri Testi
-
NVLT-Sözel Olmayan Öğrenme Testi
-
VLT-Sözel Öğrenme Testi
Sonuç Olarak;
Bu durumu bir hastalık olarak görmektense bir sendrom olarak görmek gerekir. Zamanla geçer anlayışı kontrol altına alınmayan DEHB sorunları ileri yaşlarda %40 oranında artış gösteriyor. Kişi suç işlemeye meyilli oluyor ve hapse girme, uyuşturucu, alkol, kaza yapmak gibi risklere açık oluyor. “Ne yapalım ben böyleyim” deyip geçilecek bir sorun değildir. Beraberinde özgüven, sosyalleşme, ilişki v.s sorunlarında zamanla eşlik etme ihtimali çok yüksektir. Kısa vadede ilaç ile kontrol altına alınabilir. Uzun vadede psikoterapi ve alternatif psikoteknik yöntemlerle muhtemel zararlarından korunacaktır. Bunun için bir yandan çocuk desteklenirken bir yandan da aile ve eğitimcileri danışman uzmanınız tarafından bilinçlendirilmelidir.
Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.
-
-
Etik bursa da sünnet

Sünnet Nedir?
Sünnet, penisin uç kısmını örten derinin cerrahi bir işlemle çıkarılmasıdır. Sünnet dünyadaki en eski ve en sık uygulanan cerrahi girişimlerden biridir.
Sünnet Hangi Yaşta Yapılmalıdır ?
Sünnet yaşı olarak herhangi bir fikir birliği yoktur. Sünnete seçmeli bir cerrahi işlem gözüyle bakıldığında çocuğun geçirmek zorunda olduğu Endişe verici ve ne olursa olsun canının yanmasına yol açacak bu işlemin Onun en az sıkıntı çekeceği ve anılarında yer almayacağı bir yaşta yapılması önemlidir.
Sünnet yaşı belirlenirken 2 konu çok önemli hale gelmektedir. Bunlardan birincisi çocuğun yaşına uygun anestezi seçeneğidir. 2. Önemli konu ise yine sünnet uygulanacak çocuğun yaşına uygun bir ortamı olmasıdır.
Etik Bursa Sünnet ve Çocuk Cerrahisi Kliniği tarafından sünnetler hem lokal anesteziyle hemde genel anesteziyle yapılabilmektedir. Aileler daha çok lokal anestezi ile sünneti tercih etseler de biz 1 ve 5 yaşları arasında genel anestezi ile sünnet yapıyoruz. 1 yaş altı bebeklerin başka sorunu yoksa çoğunlukla lokal anesteziyle sünnet yapıyoruz. 5 yaş üzeri çocuklarda çocuk ve ebeveynlerle birlikte karar veriyoruz.
Sünnette karar verilirken sünnetin hangi ortamda yapılacağı da önemlidir. Hastanelerde çok önemli ve büyük ameliyatlar başarı ile yapılabilmekte iken çoğunlukla hasta olmayan bir sünnet çocuğuna göre tasarlanmış bir ortam bulunamamakta yada oluşturulmamaktadır. Maalesef bir çok hastanede büyük hastalar ve çocuklar aynı katta yatırılmakta, randevu durumuna göre bazen çok yataklı odalar kullanılmakta hatta bazen hasta çocuklarla küçük bebekler yan yana aynı odada yatırılmaktadır. Bu durum hasta olmayan ancak zaten stresli sünnet çocuğunu ve aileyi daha da endişelendirmektedir. Bu nedenle aileler sünnet kararı verilirken çocuğun yaşına uygun ortamın sağlanıp sağlanamayacağını araştırmalıdır.
Sünnet öncesi, sünneti yapacak hekim tarafından çocuk muayene ile değerlendirilmeli. En uygun anestestezi ve ortam belirlenmelidir.
-

Cinsel İsteksizlik Sorunu
CİNSEL İSTEKSİZLİK TEDAVİSİ
Cinsel isteksizliği bir sorun olarak değerlendirebilmek için öncelikle cinsel isteğin hangi standartlarda normal olduğunu belirtmek gerekir. Literatürde bununla ilgili ortak bir kavram yoktur. En makul yorum “Cinsel isteği uyarıya geçirebilecek ( materyal, çekici bir partner, fantezi ve cinsel ilginin) hiç olmayışı veya yetersiz oluşması” olarak değerlendirilebilir.
Halk arasında cinsel soğukluk, libodo eksikliği olarak da adlandırılmaktadır.
Cinsel İsteksizliğin Sınıflandırılması
1-Kronikleşmişl İsteksizlik
Gelişim çağında başlamış ve halen devam etmektedir.
2-Süreç İçinde Oluşan Cinsel İsteksizlik
Bir dönem cinsel sorunu olmadığı halde zamanla bu arzularında düşme ve kaybolma gibi isteksizliğin oluşması ve halen devam etmesidir.
Kadın ve Erkekte Cinsel isteksizlik
Erkekler kadınlara göre isteksizlik durumunu daha sık yaşayabilirler. Bu oran erkeklerde %70 oranında görülebilirken, kadınlarda %30 oranında seyretmektedir.
Cinsel İsteksizlik Fiziksel mi Psikolojik midir?
Fiziksel sebeplerden kaynaklanabildiği halde çok büyük oranda psikolojik sebeplerden kaynaklanır.
Fiziksel bulguların tespiti bir ürolog veya jinekolog tarafından yapılabilir ve genellikle bunun altından
Aşırı alkol tüketimi, yaşlanma ve menopoz, uzun süre cinsellikten uzak kalmak, kullanılan ilaçlar, kalp,karaciğer,tiroid, yüksek tansiyon veya şeker vb. patolojik rahatsızlıklar çıkacaktır. Bu rahatsızlıkların uzantısı cinsel yaşamı da etkiler.
Bu sorun ile müracaat edenlerin %99’u psikolojik kaynaklı olduğu söylenebilir. Bunların başında; Aşırı stres, geçimsizlikler, vajinismus, cinsel travmalar, ağır depresyon, psikiyatrik rahatsızlıklar, tutucu aile yapısı olduğunu söyleyebiliriz.
Cinsel Terapilerde Ne Yapılır?
İki tarafın birbirinin zaaflarıyla savaşmaktansa uzlaşmak. Başta kendi bedeninizin duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarını tanımlayıp bunu karşılıklı TATMİN esasına dayalı gidermeyi öğrenmek gerekir. Yıllarca bir arada yaşayan bile cinselliği gelince konuşmaktan kaçınır. Bunu konuşmaya başlamak ve bilinçaltını tatmin olmaya yeniden formatlamak gerekir. Bunun için enerji psikolojisi, hipnoz, bilinçaltı telkinler, bilişsel ve davranışsal değerlendirmeler, cinsel ve bedensel egzersizler ve İlaç tedavisi’de uygulanabilir.
Sonuç Olarak
Ben bu durumu eğer organik bir sorun yoksa bir “hastalık” olarak değil de bir “uyumsuzluk” olarak kabul ediyorum. Bu uyumsuzluğun giderilmesi için kişinin bunu bir sorun olarak görmesi ve bu sorunu çözebilmek için sorumluluğu karşı tarafa atmaktansa birlikte hareket etmesini doğru buluyorum.
Psikolojik sorunların büyük bir kısmında cinsel sorunların da eşlik ettiğini gözlemliyorum. Cinsel isteksizlik bunlardan biridir. Cinsel Mutsuzluk giderildiğinde sorun haline getirilen pek çok sorun “sorun olmaktan” çıkar.
Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.
-
Çocuğumu sünnet etmeyi planlıyorum. Ama !!!
Sünnet basit bir işlem midir?
Sünnet cerrahi bir işlem olduğundan hafife alınacak bir işlem değildir. Uzman hekimler tarafından yapılmadığı taktirde çocuğun geri kalan hayatını etkileyebilecek ciddi sıkıntılara yol açabilir. Uzman olmayan ellerde yapılan sünnetlerde sünnet komplikasyonları oldukça yüksektir. Profesyonel kişilerce yapılan sünnetlerde komplikasyon %5 iken, sağlık teknisyenlerinin yaptığı sünnetlerde %10, geleneksel sünnetçilerin yaptığı sünnetlerde ise %85’e varan komplikasyon oranları vardır ve bu oranlar toplu sünnetlerde daha da arttığı bilinmektedir.
Sünnet derisinin altında pipinin üzerindeki beyaz salgının temizlenmesi gerekir mi?
Sünnet derisinin glans penis üstünden kaymasını sağlayan beyaz renkli bu fizyolojik salgıya Smegma denir. Ebeveynler tarafından sünnet derisinin geriye çekilip bu salgının temizlemesi gereksiz ve zararlı bir işlemdir. Smegma salgısının sünnet cerahisi esnasında temizlenmesi yeterlidir.
Hangi yaş aralığı sünnet için uygun değildir?
4-6 yaş döneminde erkek çocukların ruhsal-cinsel gelişimi açısından kritik bir dönemdir. Çocuk örselenmeden ruhsal-cinsel gelişimini tamamlayabilmesi için tıbben zorunluluk olmadıkça 4-6 yaş arasında sünnetten kaçınılması uygundur.
Çocuğumu bezli iken sünnet edebilirmiyim?
Günümüzde sünnetin olası psikolojik etkileri kaygısı ile, genellikle eğitimli ebeveynlerin yenidoğan sünnetini ya da ilk yaşlarda sünnet yaptırma isteği artmış olduğunu görülmektedir.
Bezli bebeklerde sünnet işlemi sonrası takiplerinin rahat olduğu saptandığından, bizlerde bu yaşlarda sünnet cerrahisini önermekteyiz.
Sünnet cerrahisi öncesinde uzman hekim muayenesi gereklimidir?
Sünnet işlemi öncesinde uzman muayenesi çok önemlidr. Çünkü yapılan genital muayenede hipospadias (Resim-1), inmemiş testis, inguinal herni, gömük penis (Resim-2) ve varikosel gibi inguinal bölge ek genital anomaliler saptanabilir. Bu ek probleme göre cerrahi zamanı ertelenebilnir veya ek patoloji ile beraber sünnet cerrahiside yapılır. Hasta aynı anestezi ile ek patolojilerinden kurtulmuş olur.
Uzman olmayan ellerde sünnet yaptırırsak ne gibi problemler ile karşılaşabiliriz?
Yukarıda sayılan ek patolojilerin uygun zamanda tedavi edilme şansı kaybolur. Ayrıca kullanılan sünnet metoduna göre glans penis dediğimiz pipi ucuyla veya pipi cildi ile ilgili problemler olan; yetersiz sünnet (Resim3) ve penil mukozanın uzun bırakılmasına (Resim-4) bağlı problemler ile karşılaşırsanız, çocuğunuza ikinci kez operasyon gerekebileceğinden uzman hekimlerin cerrahi yapmasını tercih etmelisiniz.
Evde lokal anestezi ile çocuğumu sünnet edebilirmiyim?
Lokal anestezi altında sünnet edilen çocuğun acı duymaması mümkün değildir. Üstelik çok yoğun bir endişe ve korku yaşar. Dahası, çocuğun endişesi ve tepkilerinden etkilenen cerrah ve ekibinin aceleyle girişimi yapmaya kalkmaları hata riskini artırır. Ek olarak evde oluşturulan ortamın temizliği ve sterilitesi yetersiz olduğundan, sünnet sonrasında enfeksiyon görülme ihtimali hastane ortamına göre yüksektir.
Çocuğumun sünnet işlemi için en uygun ortam neresidir?
Sünnetin, uygun koşullarda ve deneyimli kişiler tarafından yapılmamasından dolayı peniste kalıcı hasarlar ya da hayati tehlike oluşabilir. İşlem, enfeksiyon bulaşma riskini azaltmak amacıyla temel cerrahi prensiplere uygun olarak ameliyathane ortamında gerçekleştirilmelidir.
Sünnet işlemi esnasında anestezi gereklimidir?
Sünnet işlemi boyunca uygun anestezi ve analjeziyi (ağrının giderilmesi) sağlamak çok önemlidir. Çocuk Cerrahları genellikle sünneti genel anestezi altında yapmayı tercih ederken bazı cerrahlar, lokal anestezi kullanmaktadırlar. İlk 3 ayda bebekler hareketleri rahat kontrol edildiğinden sünnet işlemi lokal anesteziylede yapılabilinir. 3 aydan sonra genel anestezi altında cerrahi uygulanmalıdır. Sünnet işlemi için birçok metot var.
Hangisini tercih etmeliyim?
Giyotin (uçurma) metodu: Glans kesilerine neden olması nedeniyle pek önerilmese de yapan kişi için kolay ve hızlı olduğundan sık tercih edilen bir yöntemdir. Dorsal Slit ve Eksizyon: Bu teknikte saat 12 hizasından dorsal kesi yapılır daha sonra prepüsyum çepeçevre eksize edilir. Glansı görerek işlem yapıldığı için glans yaralanmaları olmaz. Oluşan mukoza ve cilt dudakları emilen dikişlerle sütüre edilir. Çocuk cerrahlarının kullandığı metot budur.
Sünnet işleminde kanama kontrolü için hangi yöntem güvenilirdir?
Lokal anestezi ile evlerde yapılan sünnetlerin çoğunda pil ile çalışan elektrokoter (Bilinen ismi ile = laser) kullanılmakta. Elektrokoter, hücresel düzeyde yıkım ve yakma düzeyi öngörülemediğinden sünnet için güvenilir olmayan bir cihazdır.
Ayrıca kesilen dokularda ağrı ve kanama olmaması için kullanılan Jetokain (lokal anestezik madde) içindeki Adrenalinden (damarların kasılmasını sağlayarak kanama olmasını azaltır) dolayı bir uç organ olan pipide (penis) kanlanma bozukluğu yapabilme ihtimalinden dolayı, bu lokal anestezik maddenin sünnet için kullanılması çok sakıncalıdır. Adrenalin içermeyen lokal anestezik madde kulanımı ve oluşan kanama odaklarının bipolar koter ile durdurulması ise çok güvenilirdir. Kullanılan bipolar koter (çift uçlu ) sadece 2 ucu arasındaki dokuları yaktığından sünnet için en uygun koterdir. Cerrahi işlemi yapan kişiden kullandığı anestezik madde ve koter çeşidini mutlaka SORUNUZ !!!!!!!!
Operasyon günü dikkat etmemiz gerekli bir durum varmı?
Randevu saatinde hastanede olmanız ve çocuğun operasyon saatinden en az 4 saat önce yiyecek ve içecek almaması önemlidir.
Sünnet işlemi ve sonrasında bizleri nasıl bir deneyim beklemektedir?
Hasta kliniğe yattıktan sonra damar yolu açılır. Ameliyathane kapısında çocuğun aileden ayrılık korkusu yaşamaması için damardan dormicum verildikten sonra, çocuğunuz operasyon odasına alınır. Anestezi ekibi maske ile hastayı uyuttuktan sonra, operasyon sonrası ağrısız bir süreç için lokal anestezi ile işleme başlanılır. Sünnetin bütün süreci görerek yapılır. Bistüri ve doku makası ile dokular kesildiğinden, güvenilir bir şekilde sünnet işlemi yapılır. Damar uçları bipolar koter ile yakılır. Pansuman yapıldıktan sonra hasta uyandırılır ve aile ile beraber yattıkları servise çıkarılır. Operasyondan 1-2 saat sonra beslemeye geçilir. Aynı gün hasta taburcu edilir.
Evde pansuman yapma gerekliliğim varmı?
Steril şartlarda çalışıldığından sünnet sonrası pansuman gerekli değildir. Hastanın varolan pansumanı ise 2 gün sonra evde ılık su banyosı sonrasında açılır. Antibiyotikli bir pomad ile yaranın bakımı yeterlidir. Bezli bebeklerde sargı bezi açıldıktan sonra pipi ucunun beze temas etmemesi için kullanılacak kağıt bardak ile bezin sünnet bölgesine teması engellenir.
Ne zaman kontrole gelmeliyiz?
Evdeki takiplerde bir problem yok ise 10-15 gün sonra kontrol uygundur.
Kontrol sonrasında dikkat etmem gereken bir durum varmı?
Bebeklerde pipi etrafındaki yağ dokusunun fazlalığından dolayı sünnet sonrasında pipi çevresindeki yağ kütlesinin içine gömülebilir. Istenmeyen yapışıklıkların önüne geçmek için, günde bir defa altbezi değiştirilirken, pipinin 2 tarafındaki yağlı dokuya parmakla basıp pipinin tamamının doğurtulması ve etrafının temizlenmesi uygundur
-
Çocuklarda kabızlık ile işeme bozuklukları arasındaki ilişki
Kabızlık nedir?
Kabızlık çocuklarda çok sık rastlanan yakınmalardan olmakla beraber ailelerin gözünden kaçan bir durumdur. Genelde karın ağrısı, iştahsızlık, gelişme geriliği, gaita yapmada zorlanma, ağrılı defakasyon (gaita yapma), sert gaita yapma, popoda ağrı veya kanama şikayetleriyle hekime başvuru sıktır.
Kabızlık en sık hangi dönemde görülür?
Genelde bebeklerde anne sütünden ek gıdaya geçişte, 2-4 yaş arasında ise tuvalet eğitiminden sonra sık olmakla beraber her yaşta görülebilinen kronik (uzun süre devam eden) bir süreçtir.
Kabızlık ve işeme bozukluğu beraber görülürmü?
İşeme bozuklukları ve kronik fonksiyonel kabızlık arasında yakın fizyolojik bir ilişki vardır. Kronik fonksiyonel kabızlık ile çocuk cerrahlarına başvuran hastalarda tabloya işeme bozukluklarının da eşlik ediyor olması çok sık görülen bir durumdur. Kronik fonksiyonel kabızlıkta içi gayta ile dolu, genişlemiş rektumun (kalın bağırsak) mesaneye (idrar torbası) bası yaparak hem dolma hem de boşalma fonksiyonlarını bozduğu ve bunun da üriner inkontinans (idrar kaçırma), idrar yolu enfeksiyonları gibi tablolara yol açmaktadır.
Kabızlık ve işeme bozukluğu beraberliğinde nasıl bir klinik işe karşılaşırsınız?
Kronik fonksiyonel kabızlık ve işeme bozuklukları birbirlerinin etiyolojisine (neden-sebep) önemli yer tutan iki hastalıktır ve eğer bir hastada ikisi birden varsa hasta daha karmaşık ve uzun bir tedavi sürecine gereksinim duyar. İşeme bozukluğu olan hastalarında başvuru yakınmaları gündüz idrar kaçırma, ani sıkışma hissi, küçük miktarlarda sık sık işeme, yatak ıslatma ve idrar yolu infeksiyonudur. İşeme bozukluğu olan çocukların %90’ında aynı zamanda Kronik fonksiyonel kabızlık eşlik eder.
Kabızlık Tanısı nasıl konur?
Kronik fonksiyonel kabızlık tanısı için; şikayet başlangıcı, fizik muayene, direkt grafi yeterlidir.
Kabızlık tedavi edilirse işeme bozukluklarıda düzelirmi?
Kronik fonksiyonel kabızlık tedavisinin işeme bozukluklarının düzeltilmesi üzerindeki etkinliğini gösteren çalışmalar literatürde vardır. Örnek olarak; kronik kabızlığı ve enkoprezisi (gaita kaçırması) bulunan hastalarını 12 aylık kabızlık tedavisi sonrası yeniden değerlendirmiş ve kronik kabızlık tedavisinde başarı sağladığı hastaların % 89’unda gündüz, % 63’ünde gece işeme bozukluğunun düzeldiğini belirtilmiştir.
Kabızlık ve işeme bozukluğu olan çocuğumu nasıl ve kimler tedavi edebilir? Gastrointestinal (mide-bağırsak) ve üriner (boşaltım) sistemin fizyopatolojisi konusunda uzman olan hekimler tarafından tedavi verilmesi daha uygundur. Çocuk cerrahları bu konuda iyi eğitim alan hekim gruplarındandır.
Kabızlık ve işeme bozukluğu olan çocuğuma hekim ilaç tedavisi verdi. Bu tedavi yeterli olurmu? Verilen ilaç tedavisi şikayetleri geçici olarak düzeltebilir. Varolan problemler yanlış öğrenilen bir davranış bozukluğu, beslenme problemi sonucunda ortaya çıkan ve kronik (süregelen) bir süreç olduğundan tedavi ve takip süresi 3 ay-1 yıl arasında değişmektedir.
-

HASTA DEĞİL SUSUZSUNUZ
PSİKOLOJİNİZ BOZULDUYSA ÖNCE SU İÇME ALIŞKANLIĞI KAZANIN
Sağlıklı yetişkin bir erkekte vücut ağırlığının %60’ını, kadında %50’sini su oluşturur. Bu oranlar yenidoğan bir bebekte %70- 75 iken yaşla birlikte azalır. İnsan beyninin %95’ini ve akcigerlerin %90’ını su oluşturur. Vücuttaki bütün sistemler, organlar ve hücreler yeterli su olmadan fonksiyonlarını sürdüremezler. Hücre içinde gerçekleşen bütün hayati metabolik olaylar ancak hücre içinde su yeterli ise gerçekleşebilmektedir. Vücut sıvısının %2 gibi küçük bir oranda azalması bile hafif yorgunluk, yakın hafizada hafif bozulma, dikkati toplamada ve yapılan işe odaklanmakta güçlüklere neden olur. Vücut sıvısının azalmasına basitçe ‘dehidratasyon’ denir. Gün boyu devam eden hafif yorguluğun en sık nedenlerinden biri de hafif dehidaratasyondur.
Sıvıyı Çok Alıyorum Susamıyorum
İçeceklerin hiçbiri suyun yerine geçemez. Su, kalori içermez ve asiditesi yoktur. Kafeinli içeceklerin fazla tüketilmesi; çarpıntıya neden olurken; bu içeceklerin beraberinde fazla şeker ve krema tüketilmesi de gereksiz kalori alınmasına yani kilo artışlarına sebep olabilir. Ayrıca kafeinin idrar söktürücü özelliği de olduğundan fazla tüketildiginde önce sıvı alımı artmış olur, ancak daha sonra idrarla sıvı kaybı artar.
Kola ve benzeri asitli içecekler mideye rahatsızlık verdiği gibi; alınan asidin etkisini azaltmak için vücut normalden çok fazla su harcamak zorunda kalır.”
Vücuttaki Su kıtlığının Yol Açtığı Hastalıklar
-
Vücut su kıtlığı çektiğinde kandaki suyu kullanırsa, yüksek tansiyon
hastalığına yakalanırız. -
Vücut su kıtlığı çektiğinde omurlardaki suyu kullanırsa, bel ve
boyun fıtığı hastalığına yakalanırız. -
Vücut su kıtlığı çektiğinde kemiklerdeki suyu kullanırsa, gut –
artrit gibi romatizmal hastalıklara yakalanırız. -
Vücut su kıtlığı çektiğinde akciğerdeki suyu kullanırsa, astım
hastalığına yakalanırız. -
Vücut su kıtlığı çektiğinde pankreastaki suyu kullanırsa, şeker
hastalığına yakalanırız. -
Vücut su kıtlığı çektiğinde midedeki suyu kullanırsa, ülser
hastalığına yakalanırız. -
Bağırsaklarda su eksilirse, kabızlık meydana gelir ve kolon kanseri
olma tehlikesi yaşarız. -
Hücrenin su eksikliği çok artarsa, beynimiz hücreye oksijen
göndermeyi keser. Oksijen kesilmesi sonucunda da hücre kanserleşme
sürecine girer.
HASTA DEĞİL SUSUZSUNUZ
Suyun her zaman yararlı olduğunu biliyorduk da, şimdi onun, niçin doğanın en basit, en etkili, en güvenli ve en “yan etkisiz” mucizevi ilacı olduğunu öğrenmek zamanı… Yeni ve sağlıklı bir yaşama başlamak, şu an ellerinizin arasında tutacağınız bir bardak suda… Çünkü hayatımızın en vazgeçilmez ama bilinçli olarak, öneminin asla farkına varamadığımız birincil ögesi:
Su
Yalnızca canımız istediği zaman su içeriz. Öte yandan, Ay’ın milimetrik birtakım hareketlerinin dünyamızdaki suyu etkilediğini, böylelikle denizlerin yükseldiğini ve alçaldığını coğrafya kitaplarından da biliriz. Durum böyleyken, yani insan evladı da bu dünyanın malzemesinden oluştuğuna göre, vücudumuzdaki su seviyelerinin ne âlemde olduğunu aklımıza bile getirmeyiz. İçinde bulunduğumuz toplumun yeme içme alışkanlıklarının bir eseri olarak, edindiğimiz su içme alışkanlığı bütün hayatımıza egemen olur, örneğin acılı bir yemeğin üzerine iki bardak su içmek rahatlatır, yazın sıcaklarda canımız hep su ister, vesaire…Yetersiz Su İçen Birinin Tedavisinde İlaçlar Amacına Ulaşmaz Çünkü;
-
Su temel enerji kaynağıdır, vücudun “nakit akımıdır.“
Su vücudun her hücresinde elektriksel ve manyetik enerji üretir,
bize yaşam gücü verir. -
Hücre yapısındaki maddeleri birbirine bağlayan bir yapıştırıcıdır.
DNA hasarını önler ve onarım mekanizmalarının daha iyi çalışmasına yardımcı olur, böylece üretilen anormal DNA sayısı azalır. -
Bağışıklık sisteminin merkezi olan kemik iliğinde, bu sistemi kanser de dahil olmak üzere, çeşitli hastalıklara karşı güçlendirir.
-
Bütün besinlerin, vitamin ve minerallerin temel çözücüsüdür. Vücutta besinleri küçük parçalara ayırır, sindirimlerinde ve son metabolik aşamalarında görev yapar.
Besinlere enerji verir ve parçalanan besinler sindirim sırasında bu enerjiyi vücuda aktarır. Susuz yenen yemeğin vücut için hiçbir enerji değeri yoktur. -
Su, besinlerdeki gerekli öğelerin emilimini artırır.
-
Bütün öğelerin vücuda taşınmasına yardımcı olur.
-
Akciğerlerde oksijen toplayan kırmızı kan hücrelerinin çalışma verimini artırır.
Hücreye ulaşan su, o hücreye oksijen verir ve atık gazları vücuttan atılmaları için akciğerlere taşır. -
Vücudun çeşitli bölgelerinden zehirli atıkları toplar ve atılmaları için karaciğer ya da böbreklere taşır.
-
Eklem boşluklarındakı temel yağlayıcı maddedir, artrit ve sırt ağrılarının oluşumunun önlenmesinde yardımcı olur.
-
Omurgadaki diskleri “şok emici su yastıkları” na dönüştürür.
Bağırsakları en iyi çalıştıran yağlayıcı maddedir, kabızlığı önler.
Kalp krizi ve felce karşı koruyucudur. -
Kalp ve beyin damarlarında pıhtılaşmayı önler.
Vücudun soğutma (terleme) ve ısıtma (elektrik) sistemleri için vazgeçilmezdir.
Düşünme başta olmak üzere, bütün beyin fonksiyonları için bize güç ve elektriksel enerji verir. -
Serotonin ve diğer norotransmitterlerin (sinir ileticileri) üretimi için vazgeçilmezdir.
Melatonin de dahil olmak üzere, beyinde üretilen bütün hormonların yapımı için gereklidir. -
Çocuklarda ve yetişkinlerde dikkat yetersizlği sorununa çözüm getirir.
Çalışma verimini artırır ve dikkat aralığını büyütür. -
Su dünyadaki diğer bütün içeceklerden daha kolay bulunabilir ve hiçbir yan etkisi yoktur.
-
Stres, gerginlik ve depresyonun hafiflemesine yardımcı olur.
Uykuyu düzenler.
Yorgunluğun giderilmesine yardımcı olur ve bize gençliğin enerjisini verir. -
Cildi yumuşatır ve yaşlılık belirtilerinin azalmasına yardımcı olur.
-
Gözlere canlılık ve parlaklık verir.
-
Glokomdan korunmamıza yardım eder.
-
Kemik iliğinde kan üretim sistemlerini düzenler, lösemi ve lenfoma oluşumunun önlenmesine yardımcı olur.
-
Vücutta enfeksiyon ve kanser hücrelerinin geliştiği bölgelerde bağışıklık sistemini güçlendirmek için çok gereklidir.
-
Kanı sulandırır ve dolaşım sırasında pıhtılaşmasını önler.
-
Kadınlarda, adet öncesi ağrıyı ve ateş basmasını hafifletir.
Kalp atışıyla birlikte kanı sulandırıp dalgalandırarak dolaşımdaki katı maddelerin dibe çökmesini engeller. -
Dehidratasyon cinsellik hormonunun üretimine engel olur, bu iktidarsızlık ve libido kaybının başlıca nedenlerinden biridir.
-
Su içtiğiniz zaman susuzluk ve açlık duygularını ayırt edebilirsiniz.
-
Kilo vermenin en iyi yolu su içmektir. Düzenli aralıklarla su için ve sıkı bir rejim yapmadan zayıflayın. Acıktığınız zaman aşırı yememeli, ama susadığınızda suyunuzu içmelisiniz.
-
Dehidratasyon doku boşlukları, eklemler, böbrekler, karaciğer, beyin ve deride zehirli çökeltilerin birikmesine yol açar. Su bunları temizler.
-
Su, gebelikte sabah bulantılarını azaltır.
-
Zihin ve vücut fonksiyonlarnı bütünleştirir. Karar verme ve hedefleri belirleme yetenğgini artırır.
Sonuç olarak;
Hastalık olarak gördüğünüz ve bedensel ve psikolojik etkilerinden zarar gördüğünüz pek çok sorunu daha fazla su içerek daha hızlı iyileşebilirsiniz. Vücudunuzu atık çöpleri stoklayan durumdan kurtulmak istiyorsanız su içme alışkanlığınızı tekrar bir gözden geçirmeniz gerekiyor. İyi ama ben unutuyorum su içmek önemli biliyorum ama bu iyi alışkanlığı nasıl edineceğim diyorsanız işte size bir öneri Hipnoterapi ile tek seansta su içme alışkanlığını kazanabilirsiniz.
Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir.
-
