Yazar: C8H

  • 1 yaş altındaki bebeklerde etik sünnet

    1 Yaş Altında Etik Bursa Sünneti

    Etik Bursa Sünnet ve Çocuk Cerrahisi Kliniğine başvuran çoğu aile çocukları hangi yaşta olursa olsun lokal anestezi ile uyutmadan sünnet yaptırmak istiyor. Lokal anesteziyle sünnet yapmak teknik olarak mümkün olsa da tıbben her yaşta lokal sünnet uygun olmayabiliyor. Biz 1 yaş altında lokal anesteziyle sünnet yapılmasını uygun buluyoruz. 1 ile 5 yaş arası çocuklarda psikolojik etkileşimlerden dolayı genel anestezi uyguluyoruz.

    1 yaş altında lokal anestezi ile sünnet öneriyoruz…

    1 yaş altında bebekleri olası genel anestezinin risklerinden korumak aynı zamanda bebeği uzun süre aç tutmak zorunda bırakmamak için çoğunlukla lokal anestezi ile sünnet yapıyoruz.

    Bebeklerde Etik Sünnet

    Sünnet öncesi muayene…

    Sünnet öncesi bebekleri görüp muayene etmek; olası riskleri belirlemek, aileye eksiksiz doğru bilgileri verebilmek, varsa sünneti etkileyebilecek tüm sağlık sorunlarını değerlendirebilmek, ailenin doğru şekilde korkmadan hazırlanabilmesini sağlamak açısından önemli. Bu nedenle biz bebekleri sünnet öncesi tanışma toplantısında değerlendirdikten sonra sünnet gününü , sünnet ortamını, anestezi yöntemini belirliyoruz. Aileye gerekli bilgilendirmeleri yapıp onların onamlarını alıyoruz.

    Sünnet öncesi tanışma görüşmemizin kısa bir özetini Dr. Erdal Karakaya youtube kanalımızdan izleyebilirsiniz.

    Sakinleştirici vermeden sünnet…

    Genel bir yaklaşım olarak bazı kliniklerde ve birçok hastanede bebeğin sünnet sırasında rahat kalabilmesini sağlayacak sakinleştiriciler (sedasyon) kullanılmaktadır. Seçilmiş durumlarda gerekli önlemlerin alınmasıyla iyi sonuçlar alınabilmekle birlikte sakinleştirici verilen pek çok vakada çeşitli nedenlerde sakinlik değil ajitasyon görülebilmektedir. Yine sakinleştirici verilen pek çok vakada işlem sonrası bebeğin annesiyle bağlantısı kopmakta yaklaşık 2 saat süren emememe uykuya dalamama gibi bulgularla kendini belli eden huzursuzluk yaşanmaktadır.

    Biz özel durumlar haricinde bebeklere lokal anestezi ile sünnet sırasında sakinleştirici vermiyoruz.

    Uyuşturucu krem kullanımı…

    Sünnet günü bebekler kliniğimize geldiklerinde öncelikle iğne ile lokal anestezilerini yapıyoruz. İğne sırasında ağrı duyulmaması için uygun lokal anesteziklerin krem şeklinde uygulanması yararlı oluyor. Yine iğne öncesi sprey ağrı kesiciler kullanıyoruz.

    Lokal anestezi verilmesini takiben bebekler en az 10 dakika anne kucağında kalıyor. Bu bekleme süresi lokal anestezinin etkisinin tamamen oluşması, bebeklerin sakinleşip ortama alışması için önemli.

    Sünnet Tekniği

    Sünnette dikişli yada dikişsiz pek çok yöntem kullanılabilir. Biz sünnet tekniğini bebeğin yaşı, pipinin durumu değerlendirilip yöntemin ayrıntılarını tanışma toplantısında aileye anlatıyoruz.

    Aile Yanında Sünnet

    Anne babanın bebeğin yanında olması hem anne babayı hem de bebeği rahatlatıyor. Bebeğin yaşına göre dizeyn edilmiş, yaşına ve ihtiyaçlarına göre tamamlanmış ortamda sünnet sırasında bebekler daha mutlu oluyor.

    Çok kalabalık ortamda genelde bebekler huzursuz oluyor. O nedenle sünnet için gelen diğer aile bireyleri diğer salonda çaylarını yudumlarken monitörden sünnet odasını takip edebiliyorlar.

    Sünnet Sonrası Toplantısı…

    Sünnet sonrası evde yapılacaklar ile ilgili ayrıntılı bilgilendirme yapıyoruz. Sünnet sonrası önemli günlerde mutlaka ailelerle telefonla bağlantı kuruyoruz. Sünnet sonrası yapılacaklarla ilgili videomuzu Dr. Erdal Karakaya youtube kanalımızdan izleyebilirsiniz.

  • Çocuk Merkezli Aileler

    Çocuk Merkezli Aileler

    Çevremizde görüştüğümüz pek çok ailenin yaşadığı sorunlardan biri çocuğa söz dinletememektir. Oysa anne ya da baba birbirine sözünü dinletebilir, çok saygılı davranmaya özen gösterdikleri büyükanne ya da büyükbabalara da tatlılıkla söz dinletebilir, fakat küçük yumurcağa gelince bu konuda başarılı olamadıkları görülür. Bu konu, zamanla, onları hem sıkıntıya hem de türlü kaygılara sürükler. Çünkü evde bir tek onun istekleri geçerlidir. Anne – Baba çocuğun türlü sorunları dile getirilir, çözüm arayışları içinde ne yaparlarsa yapsınlar, bir türlü söz dinletemediklerinden söz edilir. Ayrıca, bir sözü de söylemeden edemedikleri görülür, “asıl hata bizde, biz de çok hatalıyız ama ne yapabiliriz?”. Bu söylediklerine hak vermemek mümkün müdür? Evet söylenenler doğrudur. Çünkü çevremizdekilere sözümüzü dinletirken ne yapacağımızı bilip tepkilerimizi ona göre sıraladığımız halde, çocuğumuza gelince bunu başaramayız. Bebek doğmadan öncesinden başlamak üzere bizler çevreden gelen uyarıları dinliyor ya da izliyoruz. Bir anne-babanın kucağındaki ya da elinden tuttuğu çocuğa hayran hayran bakıyoruz. Oysa biz ne kadar imrenirsek imrenelim, genel olarak çok beğendiğimiz çocuğun da yaşattığı türlü sıkıntılar olabileceği kesindir.

    Örneğin; yemek yememe, başkaları ile iyi geçinememe, kendi sorumlulukları olan şeyleri başkalarından bekleme, istediğini elde etmek için türlü yöntemlere başvurma, ilgi çekebilmek için yaratılan istenmeyen davranışlar gibi… Peki tüm bu istenmeyenleri çocuk kendiliğinden mi icat etmektedir? Asla! Her çocuk çekirdek aile ortamında gözünü açar, anne-babasını ve daha sonra çevresindekileri örnek alır. Çocukların büyük bir saflık içinde dünyaya geldikleri yadsınamaz. Bu saflık onun hiçbir şey bilmediğindendir. Ona her şeyi öğretecek olan en güçlü etken anne-babasıdır, fakat öğrenme sürecinde tek şey bütün doğruların önünü keser; Duygusallığımız… Bebek artık bazı şeyleri yapabilecek duruma geldiği halde, duygusallığımızın tutsağı olarak hemen atılıp bizler yapmaya kalkışırız. Çünkü onun büyümekte olduğunu ve neyi ne zaman yapması gerektiğini bir türlü düşünemeyiz. Bize göre o hep bebektir. Üzülmesin, zorlanmasın diye bebekken yaptığımız gibi yiyecekleri ezerek vermeyi sürdürürüz. Gittiğimiz evdeki çocuk onu üzüyor diye ev ziyaretlerini azaltırız. Bir şey istediğinde, elde edebilmek için, hele hele ağlıyorsa adeta dünyamız yıkılır, ağlamaması için, gerekmeyenleri de gerçekleştiririz. Çünkü o emretmektedir, biz de yerine getirmekteyiz. Bu sayılanların hepsini belki yapmayabiliriz ama, ona hitap şeklimiz bile “bebeğim” değil midir? Aslında ona sorulduğunda bebekliği asla kabul etmediği halde, her nedense, ona “bebeğim” deriz. İstediklerimizi yaptırabilmek ya da bu konuda başarılı olabilmek içinneler yapabiliriz, bu konuda neler düşünebiliriz?

    Gerek çocuk uzmanı doktorları, gerekse biz pedagog ve psikologların uyarıları,anne-babalara yol göstermektedir. Örneğin; bebek beslenmesinde, zamanı geldiğinde, yavaş yavaş katı gıdalara geçilmesi gerektiği belirtilince bazı ailelerin bunlara kulak asmadığı, anne-baba duygusallığı ve evdeki deneyimli diğer büyüklerin etkisiyle çocuğa pütürsüz ve de yalnızca istediği şeylerden başkasını yedirmediği, evde bolca oyuncak varken yenilerinin sık sık alınmaması konusunda yapılan uyarıların tutulmadığı, anne ve babanın çocuğa yaptığı uyarıları diğerinin bozmaması konusunda öğütlenenlerin tersinin uygulandığı zaman çocuğun ev içi hakimliğini daha da pekiştirmiş oluruz. Bu gibi durumlarda çocuğun ikilemde kalması ile belirgin bir kalıp oluşturarak kendini kabullendirdiğinde, artık yapılacak şeyin, uzmandan tekrar yardım almaktan başka yolu kalmaz. Uzmanın öğütlerinin bir kısmı, işimize öyle geldiği için tutulmayınca yumurcak ev içinde tek sözü geçen birey olur.. Peki ev içinde neler yapılmalıdır?

    Bebeklikten başlamak üzere, çocukların istedikleri, belki de tek şey, ilgi çekme isteğidir. Bu isteği benimsetebilmek için çocuk yavaş yavaş türlü yollar dener. Öyle bir zaman gelir ki, artık çocuğun isteyip de yaptıramayacağı pek bir şey kalmaz. İşte problem çocuk denen ve de bizlerin yarattığı bu yapıt karşısında ne yapacağımızı şaşırırız. Oysa bu durum belirmeden önce; isteklerin de bir sınırı olduğu ve bazıları yapıldığı gibi, bazılarının asla yapılamayacağını çocuğun kabullenmesi sağlanmalıdır. İstediğini elde edebilmek için ağlıyorsa, kendini yere atıyorsa, bağırıp çağırıyorsa, hatta vurmaya başvuruyorsa, tükürüyor ya da kötü söz söylüyorsa, istenmeyen davranışlarını yinelemekle bizi tehdit ediyorsa, yapılacak şey, ortaya koymaya çalıştığı eylemi ile yalnız başına kalmasını sağlayabilmektir. Bunu yaparken, o anda yapmakta olduğumuz işimize devam edip, onunla asla ilgilenmemeliyiz.

    Çocuklar genel olarak engel olmak istediğimiz şeyleri yapmaktan çok hoşlanırlar. Yani “yapma!” dedikçe yaparlar. Ve küçük olmalarına karşın, bu durumda bizi çileden çıkarabilmenin yollarını ararlar ve sonunda da başarılı olurlar. İstediği bir şeyin alınıp alınmayacağına karar verenin ancak bizler olması gerektiğini kabul etmelidirler. Fakat bu konuda verdiğimiz kararlar kesin olmalıdır, verilen karardan asla dönülmemelidir.Çocuk bizlerin tutumuna alışmışken bir zaman sonrasında, elde etmenin yollarını bulmak için yine kendi yöntemlerini uygulamaya kalkışabilirse de, bizler ona karşı kesin tavırlarımızı sergileyip, ilgi çekme isteğini kırmak için uğraştığımız işi sürdürmeliyiz. Şimdi burada diyeceksiniz ki; çocuk sevilmediği duygusunu yaşamaz mı?

    Çocuklar çok, hem de çok sevilmeye muhtaçtırlar. Onları sevmenin tek yolu kucağımıza alıp öpmekten başka şeyler de olabilir. Gözümüzün içi gülercesine bir bakış, yaptığı ya da başardığı bir şeyi takdir edici sözümüz, yapmaya başladığı bir işi becerebilmesi için onu yüreklendirici sözler, çok sık olmamak koşuluyla verilen bir armağan, elinden tutup alış-verişe, gezintiye götürmek, son olarak da gerek anne, gerekse babanın (iş dönüşü ya da çocuğun yuvadan gelişi sırasında) evde onunla ilk karşılaştığında, ilk iş olarak, beraberce oyuncakları ile oyun oynanması çocuğun sevgiye olan gereksinimini karşılamaya yetecektir. İşte bu durumda bencilliği yani eve hakimiyeti öne çıkmadan bir şeyleri çevresindekilerle paylaşmanın mutluluğunu yaşayacaktır. Ve de “ille de benim istediğim olacak” fikrinden sıyrılmanın rahatlığını duyacaktır. Ev ise çocuk merkezlilikten, eşit paylaşımın rahatlığına erecektir.

    Çocuklar, bizler gibi değil; gerektiği oranda, duygusallığımızın ağır basmayacağı, çok kararlı davranışlarımızı örnek alacağı, disiplin sınırlarını benimseyeceği, sorumluluklarını üstleneceği, karşısındakinin fikirlerine saygı duyacağı ortamlarda olgunlaşabilirler. Böyle yetişmiş bir çocuğun bulunduğu ortamda sıkıntılı bir durumdan söz etmek mümkün olur mu?..Yetiştirme kurallarına bizler uyduğumuz zaman, çocuk çok iyi yetişmiş olacaktır.

  • Kasık fıtığı ve boğulmuş fıtık

    Kızlarda ve erkeklerde kasıkta ya da erkeklerde torbada, kızlarda ise labium majus bölgesinde zaman zaman ortaya çıkan şişlik şeklinde görünen bir durumdur. Bu şişlik öksürük,ağlama, ıkınma gibi karın içi basıncını artıran durumlarda ortaya çıkar ya da belirginleşir, yatmakla ya da itmekle kaybolur.

    Prosessus vajinalis adı verilen karın zarı(periton)uzantısının açık kalması ile gelişir.

    Zamanında düzeltilmediğinde ölüme kadar götürebilen bebeklerdeki kasık fıtıkları, doğru tanı ve onarımla bertaraf edilebilmektedir.

    prematüre bebeklerde daha sık görülmektedir.

    Fıtık, karın içindeki bağırsaklar ve önun ekleri ile yumurtalıklar ve tüpler hatta uterus gibi yapıların, karın duvarındaki bir gedikten karın boşluğu dışına çıkmasıdır. Fıtığın bulunduğu yerde cilt altında genelde yumuşak bir kitle ele gelir. Kasık bölgesinde ortaya çıkan fıtığa kasık fıtığı, göbekte ortaya çıkana göbek fıtığı,göbek üstünde orta hatta ortaya çıkan fıtığa epigastrik fıtık denir. Fetal dönemde bebeklerin yumurtalıkları (erkekte testis, kızda over) karın içinde böbreklere bitişik olarak hemen altında yerleşmektedir. Bebek gelişimiyle birlikte yumurtalıklar kasık bölgesine doğru pelvis içine kadar iner. Testisler skrotuma inerken beraberinde periton denilen karın içini kaplayan zarı kasık kanalına doğru sürükler ve prosesus vajinalis denilen bir kesenin oluşmasına yol açar . Kanal bu şekilde kapanamaz ve içinde bulunan bu kese eğer inişin tamamlanmasından sonra kapanmaz ise fıtık hidrosel ve kordon kisti oluşumuna yol açar. Kızlarda ise aynı kanaldan uterusu sabitleyen ligamentum rotundum diye adlandırılan rahim bağları geçer. Benzer mekanizmayla kasık kanalında zardan bir kese oluşur.Kese kapanmadığında fıtık yada Nuck kisti diye adlandırılan anomaliler oluşur. Doğumda var olan bu kese içine yeterince geniş ise bağırsaklar gibi bir organ girdiğinde fıtık oluşur ve aile yada doktor tarafından farkedilir. Bazen bu kese içine eğer açıklığı ince ise barsaklara kayganlık veren peritoneal sıvı girer de geri dönmesini engeliyen yapılardan dolayı birikip sıvı keseleri oluşabilir. Bu sıvı testisi örten periton yaprakları arasına kadar gelirse hidrosel, kanalda arada kalırsa kordon kist diye adlandırılır. Özel mekanizmalarla bir hastada yukarda fıtık onun altında kordon kisti onun altında da hidrosel olmak üzere üçü de oluşabilir.

    Erkek Çocuklarda Daha Sık Görülür

    Her 100 çocuktan ortalama ikisinde kasık fıtığı görünmektedir. Kasık fıtığına %80-90 gibi bir oranda erkek çocuklarında rastlanır. Kasık fıtığı sağ ya da sol tarafta olabileceği gibi %10 gibi bir oranda her iki tarafta da saptanabilmektedir. Prematüre bebeklerde görülme sıklığı normal kilolu bebeklere göre üç kat daha fazladır. Bu rahatsızlıkların üçte birinin tanısı ilk 6 ay içerisinde konulmaktadır. Ancak tanının sonraki yaşlarda da konulması mümkündür.

    Çocuklarda görülen kasık fıtığının erişkinlerdeki gibi kendini zorlamayla ilgisi yoktur, genetik faktörler rol oynamaktadır. Kasık fıtığı, kasıkta ya da torbada çocuk ağlayıp kendini zorladığı sırada bir şışlık şeklinde kendini gösterir. Çocuklar sırt üstü yattığında bazen fıtık kesesi küçülüp kaybolur ve görünmez. Fakat aslında fıtık kesesi yine vardır. Ancak gözle tanı konulması mümkün değildir. Fıtık zaman zaman çocukta sıkışmaya bağlı ağrı yapabilmektedir.

    Boğulmuş Fıtık

    Yumuşak bir baskıyla karın içine gönderilemeyen fıtığa boğulmuş fıtık denir. Bu durumda çocukta huzursuzluk, ağrı ve kusma ortaya çıkabilir. Bu haliyle devam ederse iştah kaybı, dışkı yapamama ve karın şişliği ortaya çıkabilir. Uzun süren fıtık boğulması nedeniyle bağırsakları besleyen damarlar sıkışıp bağırsak çürümesi (strangülasyon) denilen ve acil cerrahi gerektiren hayatı tehdit eden durumlar ortaya çıkabilir.

    Ameliyat En Kısa Sürede yapılmalıdır

    Kasık fıtığı, karın içi organlarının sıkışarak boğulması riskini engellemek için, mümkün olan en kısa sürede ameliyat ile onarılmalıdır. Prematüre bebeklerde anestezinin risk taşıma olasılığı nedeniyle bir iki ay beklenebilir. Ameliyat genel anestezi altında yapılır. Kasık bölgesinde çok küçük bir kesi yapılır, fıtık kesesi onarıldıktan sonra cilt kesisi eriyen dikişlerle kapatılır. Kesinin üstü küçük bir pansumanla kapatılır. İşlem sırasında ameliyat bölgesine uzun etkili uyuşturucular kullanıldığı için ameliyat sonrası ağrı kontrol altındadır.

    Ameliyattan Sonra İzlem Gerekli

    Prematüre ve yenidoğan bebekler dışında ameliyattan kısa süre sonra çocuklara sulu gıda başlanır ve evlerine gönderilir. Genellikle aktivite kısıtlamasına gerek yoktur. Daha büyük çocuklarda ağır spor aktivitelerinden kaçınma önerilir. Ameliyat bölgesinde ve torbada işleme bağlı şişlikler olabilir, normalde bu şişlikler 1-2 ay içinde yavaşça kaybolur. Uzun süreli takipte fıtığın tekrarlaması çok nadirdir. Ancak bazı bağ dokusu gibi hastalık gruplarında ve prematürelerde tekrarlama görülebilir. Tek taraflı kasık fıtığında karşı tarafta sonradan fıtık çıkabilir. Özellikle sol tarafta kasık fıtığı varsa sağ tarafta çok yüksek oranda fıtık ortaya çıkabilir. Bu durumda yeniden ameliyat zorunludur. Uzun süre izlemde hem görsel hem de işlevsel olarak herhangi bir sorun ortaya çıkmamaktadır.

  • CİNSEL PROBLEMLERDE ÜÇ AŞAMA

    CİNSEL PROBLEMLERDE ÜÇ AŞAMA

    Cinsel tepkiler üç evreden oluşur:

    • İstek (libido)

    • Uyarılma

    • Orgazm

    Cinsellikte libido uyarılma ve orgazmdan anotomik ve fizyolojik olarak ayrıdır. Yani uyarılma ve orgazm korunurken libido (istek) tek başına azalabilir.

    Araştırmalar erkek ve kadında cinsel isteğin (libido) beyindeki bazı merkezlerin faaliyetiyle ve salgılanan bazı aracı nörotronsmitter ve testosteron düzeyiyle ilişkili olduğunu bulmuştur. Bazı hastalıklar, kullanılan ilaçlar kişinin cinsel isteğini azaltabilir. Bunlara ilave kişinin psikolojik durumu, çiftin birbirleriyle iletişimi libidonun artma veya azalmasına neden olabilir.

    Cinsel İstek Bozukluğu kaça ayrılır ?

    Cinsel istek bozukluğu kendi içinde ikiye ayrılır.

    • Azalmış cinsel istek; kişide azalmış cinsel isteğe bağlı cinsellikten gizli bir kaçınma var.

    • Cinsel tiksinti bozukluğu, sexe karşı fobik bir kaçınma var. Hastada panik atak benzeri bulgular olduğunda ilaç başlanması gereken bir durumda

    Uyarılma bozukluğu; kadında uyarılamama, erkekte iktidarsızlık

    Orgazm bozukluğu; erkekte erken boşalma geç boşalma kadında orgazm olamama.

    Cinsel Problemlerde Tedavi Yaklaşımları:

    Yaşanılan cinsel sorunlar psikolojik savunmaların, duygusal ve problemli zihinsel süreçlerin bir sonucudur. Bu nedenler kişinin cinsel reflexlerini ve erotik duygularını bozar.

    Cinsel problemler kişinin gelişimi aşamasında çevreden aldığı olumsuz uyaranlar, bilinçdışı cinsel çatışmalar, eşi ile ilgili problemler gibi pek çok alt yapıda yer alan etiyolojik faktörler vardır.

    Cinsel problemlerin tedavisinde bir sebebe inemezsek hastada cinsellikle ilgili olumlu iç görü kazandırsak ta etkili bir yol alamayız.

    İktidarsızlığın altta yatan sebebi eş baskısının arttığı performans kaygısı ve buna bağlı vücutta noradrenalin salınımı ve ereksiyonun gerçekleşmemesider. Bur da problemin sebebini bulup onu ortadan kaldırmalıyız.

    Cinsel problemlerde her belirti farklı tedavi protokollerine cevap verir. Pek çok vakada görünen cinsel problemin altında çocukluk çağından kaynaklı cinsel çatışmalar, toplum kaynaklı yanlış öğretiler ya da şu an mevcut ilişkideki problemler olabilir.

    Cinsel terapide başarı altta yatan sorunları, kaygıları ve onların sebep olduğu cinsel problemin ele alınması ile olur. Çiftlerin iyileşmeye direnç gösterip göstermediğine odaklanıp gerekli müdahale yapılmalıdır.

    Cinsel sorunlarda kullanılan cinsel egzersizler son derece etkilidir. Fakat her bireyin özelliklerine göre bazı değişiklikler yapmalıyız. Bu esnek yaklaşım her bireyin psikodinomik farklılığı nedeniyle gereklidir. Mesela ülkemizde katı dini kurallarla yetişmiş kişilerde masturbasyon egzersizleri vererek gereksiz dirençle karşılaşabiliriz.

     

  • Hafife alınan düşman: kabızlık!

    Kabızlık çocuklukta tedavisi zor bir durumdur. İyi tedavi edilememiş kabızlık iştahsızlığa, rektal kanamaya, ağrılı dışkılamaya ve nihayetinde kaka kaçırmaya sebep olabilir. Aile huzurunu bozabilen bir sorundur.

    Kabız olan çocuk ve bebekte makatta çatlaklar oluşur. Çatlaklar dışkılama sırasında ağrıya yol açar. Ağrı ise çocuğun dışkılamadan kaçmasına neden olur ki bu kabızlığı daha fazla artırır, daha sert kaka oluşur ve dışkılama sırasında yeni çatlakların oluşmasına ya da çatlağın yenilenmesine ve derinleşmesine neden olur. Bu durum kısır döngü şeklinde devam eder. Biriken kaka barsak duvarlarını giderek genişleterek his kaybına neden olur. Biriken kaka hissedilmez ve taşmaya başlar, taşma tarzı kaka tutamama sorunu oluşur. Okulda ve diğer sosyal ortamlarda altını kirlettiği için dışlanma başlar. Bu nedenle kabızlık bu karmaşalara yol açmadan tedavi edilmelidir.

    Tedavide ilaçların yanında beslenme, egzersiz ve oturma banyosu birlikte uygulanmaktadır. Kabızlık çeken çocuğa kural olarak lavman, fitil uygulanmaz. Makatında çatlak olan çocuk bu işlemden çok büyük acı duyacak ve var olan çatlak derinleşecektir.

    Bunların yerine uzmanına danışmak önemlidir

    Beslenme: sulu gıda ile beslenmek kakayı yumuşatmaz. Lifli gıda ile beslemek gerekir. Bu nedenle beslenme ve mutfak alışkanlığının değiştirilmesi ve tuvalet terbiyesi önemlidir.

    Oturma Banyosu: Makattaki çatlaklar için günde 3-4 defa 10’ar dakika ılık suya oturma işlemi önem arz eder.

    Sorun devam ediyorsa çocuk cerrahına başvurulmalıdır.

  • Her Bunalım Depresyon Değildir,  Ancak Bu Yardım Almanıza Engel Değil !

    Her Bunalım Depresyon Değildir, Ancak Bu Yardım Almanıza Engel Değil !

    Her ne kadar şarkılar ve filmler tam tersi bir izlenim verse de her bunalım depresyon değildir. Günlük konuşma dilinde “depresyondayım” şeklinde yaptığımız kullanımların önemli bir çoğunluğunda aslında depresyondan değil bunalımdan bahsetmekteyiz. Depresyon dediğimiz olgu, bir ruh sağlığı bozukluğudur. Nasıl ki diğer hastalıklarda günlük işlevlerinizden bazılarınızı kaybedersiniz, örneğin ağır bir gripte yatağa düşersiniz, depresyonda da günlük işlevselliğiniz önemli ölçüde düşer. Çoğunlukla evden hiç çıkmak istemez hatta yataktan dahi çıkmazsınız. Aşırı yemek yiyebilir ve tamamen aç kalabilirsiniz. Daha önce büyük bir mutlulukla yaptığınız aktiviteler bile anlamını tamamen yitirir. Yıkanmak, kişisel temizlik hatta tuvalete gitmek bile büyük bir eziyetmiş gibi gelebilir. Bırakın traş olmayı veya makyaj yapmayı yüzünüzü bile yıkamak istemezsiniz. Ayrıca kendinizi değersiz, sefil hissedersiniz. Elbette, bu belirtiler rahatsızlığın ağırlığına ve kişiye göre farklılık gösterecektir. Ancak ileri düzeyde depresyon intihara kadar gidebilir ve yukarıda saydığım tarzda belirtileri olan bir kişinin mutlaka, hiç vakit kaybetmeden bir psikiyatrist hekime başvurması gerekmektedir. 

    Peki ya yukarıdaki kadar yoğun olmasa da hayatınızı etkileyen bir sıkıntı, bunalımdan bahsediyorsak? Bozukluk derecesinde olmasa da bazı sıkıntılar hayatınızı çok etkileyebilir. Hayattan belli bir keyif, doygunluk almak yaptıklarımız ile doğru orantılıdır. Dolayısıyla, çok ağır görünmese de bir bunalım durumda arkadaşlarınızla gezmek yerine hep evde kalmak bu bunalım durumunu daha da arttıracaktır. Diğer taraftan, “dışarı çık demesi kolay, hiçbirşey yapasım yok” diye düşünüyor olmanız da muhtemel. Bu durumda da bir uzmandan yardım almaktan çekinmemelisiniz. Psikoterapi veya psikolojik danışmanlık yardımı almak için sıkıntılarınızın “hastalık/bozukluk” seviyesinde olması gerekmez. 

    Bazen, tanıdıklarımdan “psikolog bana ne söyleyecek, ne tavsiye verecek ki neden gideyim” gibi sözler duyuyorum. Bu cümleyi biraz irdelemekte yarar var. Öncelikle psikoloğun işi size ne yapmanız gerektiği ile ilgili bir tavsiye de bulunmak değildir. Psikoterapi dediğimiz süreç size ne yapmanız gerektiğini söyleyen bir süreç değil bunu bulmanız için size rehberlik edilen bir süreçtir. Çoğu zaman, terapist fikir beyan etmekten ziyade soru soracaktır. Bu sorular bazen zorlayıcı olabilir, çünkü hayatınızda olup bitenlerle ilgili daha önce hiç bakmadığınız bir yerden bakmaya zorluyor olabilir sizi. Çoğu zaman danışanlarım ilk seans sonrasında yaşadıkları deneyimin farklı olduğunu, arkadaş ile sohbet etmek gibi olmadığını, aslında sohbet etmek gibi bile olmadığını ve zihinsel olarak yorulduklarını belirtirler. Benim açımdan bu türden deneyimler o seansın başarılı geçtiğine dair bir işarettir. 

    Psikoterapi yaklaşımlarının kullandığı pek çok teknik ve prensip vardır. Bu teknikleri ve prensipleri iyi kullanan bir terapist ile çalıştığınızda, elbette sizin de çabanızla, başarılamayacakmış gibi görünen hedeflere ulaşmanız mümkün olabilir. Elbette değişim kolay değildir, çaba ister ve bu çaba sayesinde daha doyumlu bir hayat yaşamanız mümkün olabilir ..

  • Doğumsal pilor stenozu(konjenital:infantil hipertrofik pilor stenozu)

    Doğumsal hipertrofik Pilor stenozu basitçe pilor darlığı; yenidoğan ve süt çocukluğu döneminde ağızından burundan gelecek kadar şiddetli ve önemli bir kusma sebebidir. Bebek ilk iki hafta normal olabilir. Her 1000 canlı doğumun bir ile üçünde görülme olasılığı vardır

    Pilor darlığının en önemli belirtisi safrasız kusmadır. Zamanla sıvı ve mide tuzlarının kaybı nedeniyle bitkinlik ve uyku hali yaşanır. Tedavide geçikme olur da mide asidi kaybı tabloya eklenince uyku hali geri dönüşsüz hal alabilir.

    Tanısı nasıl konur?

    Kusmaları olan bir bebeğin karın muayenesinde mide çıkışına tekabül eden alanda kalınlaşmış pilorun (kitlenin:Zeytin:Olive) tespit edilmesiyle tanı büyük çoğunluğunda konur. Tanının doğrulanmasında ultrasonun büyük katkısı vardır. Mide çıkış kanalı uzamış duvarı da kalınlaşmış olarak tespit edilir. Ultrasonda pilor kalınlığının 4mm, uzunluğunun ise 14 mm’den uzun olması pilor stenozu için destekleyicidir.

    Pilor stenozu ameliyatsiz düzelmez. Deneyimli bir çocuk cerrahi tarafından yapılmalıdır

    Ameliyat sonrasında bebek anne sütünü yada sulu mama almaya başlar ender durumlarda daha hafif kusma görülse de bir iki günde tamamen kaybolur.

  • Aile Terapisi

    Aile Terapisi

    Kişinin günlük hayatını, sosyal ilişkilerini, iş veya okul başarısını etkileyen psikolojik rahatsızlıklar ya da çeşitli iletişim bozuklukları bireyin kendinden ve genetik yapısından, doğal çevresinden, ev dışında bulunduğu ortamlardan kaynaklanabileceği gibi evim tam da içinden; yani aile ortamından da kaynaklanabilir. Aynı şekilde tamamen ailenin işleyişinden kaynaklanmayan ya da büsbütün başka bir nedene bağlı olarak gelişen sorunların kiminde de bireysel terapiler yerine aile terapileri tercih edilmesi çözüme daha kolay ve etkin biçimde ulaşılmasını ve çözümün kalıcılığını sağlayabilir. Aile terapisinin hangi durumlarda gerekli olduğuna ve işe yarayıp yaramayacağına karar vermek kesinlikle alanında yetkin uzmanların işidir.

    Başta bağımlılık tedavisi ve stres olmak üzere kişinin kendi sorunuymuş gibi görünen pek çok konuda çözüme varılamamasının sebebi çözümün bir parçası olması gereken yakın aile üyelerinin sürece dahil edilmemeleri olabilir. Bu durum çocukların ve ergenlik çağındaki gençlerin yaşadıkları kimi özgüven eksiklikleri, kaygı bozuklukları, konuşma bozuklukları, okul başarısızlığı ve sınav kaygısı gibi problemler için de geçerli olabilir.

    Aile terapisi esas olarak var olan sorunun adlandırılması, nedenlerinin saptanması, çözüm yolunun belirlenmesi ve tüm yakın aile üyelerinin sorunun çözümünde belli ölçüde rol almalarını içerir. Aile terapisinin faydaları arasında aile içinde yaşanan iletişim kopukluklarının giderilmesi, kuşaklar arası çatışmaların hafiflemesi, aile içinde karşılıklı birbirini suçlamaya dayalı yıkıcı davranışların en aza indirilmesi, özellikle çocuklar ve gençler için daha sağlıklı bir gelişim ortamının sağlanması, evdeki huzurun ve aile bireyleri arasındaki sevgi bağının güçlenmesi sayılabilir. Aile terapisinde tüm bunların yanında tüm katılımcıların bireysel sorunlardan çok bütüne odaklanmaları ve problemleri başkalarının gözünden de görülmeleri sağlanarak ulaşılan çözümlerin uzun vadeli olarak kalıcı hale gelmesi amaçlanır.

    Terapilere genellikle anne, baba ve çocuklar katılsa da aile terapisi programlarına dahil edilebilecek aile üyelerinin bir sınırı yoktur. Çözülmeye çalışılan sıkıntıyla bağlantısı olan ya da daha sonra aynı sorunlarla karşılaşılmaması için bilgilendirilmesi gereken tüm aile bireyleri bu terapilere katılabilirler. Sorunun esas kaynağını ve çözümün parçasını oluşturan aile üyelerinin pek çok seansa iştirak etmeleri beklense de diğer kişilerin her seansa katılım sağlamaları zorunlu olmayacaktır.

    En Çok Sorulan 5 Soru?

    1-Aile Terapisi Ne Kadar Sürer?

    Her seans 50 dakika sürer ve verimlilik açısından haftada bir tekrar edilmesi ve en az 2-4 ay sürdürülmesi gerekir. Bu seanslarda hedeflenen davranış değişikliği birlikte belirlenir.

    2-Aile Terapisi Nasıl Uygulanır?

    Aile terapisi psikolojik rahatsızlıkların tedavisini amaçlamaz. Tüm aileye ve bireylerine konsantre olur. Aile bireylerinde herkes birbirini olumlu ve olumsuz etkileyebilecek konumdadır.

    3-En Çok Faydası Nedir?

    Aile içi sorunların veya aile bireylerinde kişiselleştirilmiş olan sorunların çözümünde tüm aile bireyleri kendi çerçevesinden katkı sağlayabileceğini ve bunu nasıl yapabileceğini öğrenir.

    4-Kimler Katılabilir?

    Çekirdek ailenin bütün fertleri bu terapinin müşterileri konumundadır. Bununla birlikte daha geniş çerçevede katılım sağlanabilir. Bu ilk seanslarda değerlendireceksiniz.

    5-Ne zaman Aile Terapisine İhtiyaç Duyulur?

    Aile içinde çözülemeyen sorunlar kronikleşmeden bir aile terapistinden yardım alınabilir.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Gastroşizis ve omfalosel nedir

    Bebek kordonunun genellikle sağ yan tarafındaki açıklıktan bağırsakların karın dışına çıkmasına GASTROŞİZİS (Gastroschisis)( yarık karın)denir. Gastroşizis 10 bin gebelikten 1-2’sinde olmak üzere nadir olarak görülür.Sıgara içen,alkol kullanan,ve 20 yaşından genç annelerin bebeklerinde görülür. Diğer sebepler şimdilik bilinmemektedir

    Bu anomali genlerle ilgili değildir. Bağırsaklar amniotik sıvının içinde yüzerler ki barsaklara oldukça iritan etkisi vardır. Bu durum bağırsaklarda düğümlenmeye ya da bağırsakların bir kısmının gelişememesine kısalmasına birbirine yapışmasına ve kalınlaşıp hareket yeteneğinin azalmasına neden olmaktadır.

    Günümüz destek tedavi imkanları ve ameliyat teknikleri sayesinde bu çocukların hayatta kalma olasılıkları çok yüksektir. Çok düşük oranda ailesel eğilim görülebilir.

    Hamilelik sırasında yapılan Ultrason ile tanısı konulabilir. Bu nedenle prenatal ultrasonun önemi büyüktür.

    Bu tanı ile doğan bebeklere müdahale yapılmazsa bağırsaklardan yoğun ısı ve sıvı kaybı nedeni ile ölümle sonuçlanır. Bu durumdaki bebeklerde sezaryen ile doğum tercih edilir. Doğum öncesi ameliyat ortamının sağlanabileceği bir merkezde bulunmak(doğmadan bebeğin uygun merkeze nakli) sorunların çözümünde önemli bir basamaktır.

    Omfalosel

    Gastroşizistenden farklı olarak omfaloselde bebeğin bağırsakları karın zarından oluşan bir kesenin içinde fakat karın dışındadır. Karın kaslarının iyi gelişememesine bağlı olarak ortada birleşememeleri sonucu oluşur. Omfalosel olan bebeklerde gastroşiziste çok az görülen yandaş anomaliler çok daha fazla olabilir. Örneğin; genetik problemler,konjenital diafragma hernisi,kalp anomalileri,mongolizm gibi.

    Farklı boyutlarda(küçük, orta,büyük) olabilen omfalosel rahatsızlığında tedavi bebek doğduktan sonra başlar ve ameliyat(lar) gerekir.

    Doğum öncesi uygun zamanda olmak kaydı ile tetkikler ve tahliller sonrası anomalilerin tümü belirlenip aile ile görüşülüp gebeliğin sonlandırılması veya devam etmesi konusunda bilgi alınır.

  • Kıskançlık ve Othello Sendromu

    Kıskançlık ve Othello Sendromu

    Kadın ve Erkek ilişkisi

    Cinsellik, erkek ve kadın arasında olan temel arzu ve isteklere dayanan dürtü ve hislerdir (WHO, 2015). İnsan varolduğu günden itibaren varoluşunu sürdürmek, neslini artırmak için içgüdüsel olarak bu hisleri yaşamakla kodlanmıştır. Bu hisleri yaşayan kişiler sosyal çevreleri biçimlendikçe daha kompleks duygular geliştirmeye başlamışlar, örneğin aşk, flört gibi. Oysa ki insanların ilk temel dürtüleri cinsellik ve üremeydi. Aşama aşama sosyal faktörler, dinler ortaya çıktıkça insanlar sosyal normlara göre biçimlendikçe sahiplenme, aile kurma, anne-baba olma, eş, sevgili, nişanlı olmak gibi çok farklı sıfatlara sahip olmaya başladılar. Sosyal normlar farklı anlamlar kazanmaya başladıkça kişiler farklı duygular geliştirmişler; bunlardan biri de kıskançlık duygusudur. Kişiler ilişkiye başlamadan önce bilinçaltında bir çok beklentileri olsa da bunlardan en önemlisi sevilmek arzusudur. Bu psikolojik ve sosyal gereksinimdir. Kişiler okudukları kitaplardan, baktıkları dizilerden, filmlerden, çevrelerinden duydukları hikayelerden ideal bir aşk yaşayacaklarının hayalini kurmayı öğrenmişler. Oysa ‘ideal Aşk’tan çıkardıkları anlam bilinçaltında kendilerine koşulsuz-şartsız aşık bir kişiye sahip olma dürtüsüdür. Bu psikolojik olarak zorlu hayat tecrübesine sahip ve çocukluktan sevgiye aç olan kişiler arasında görülebileceği gibi, yukarıda not ettiğimiz sosyal beklentilerle de alakalı olabiliyor.

    Kıskançlık

    Bu sebeplerden kıskançlık duygusu doğar. Kişiler kıskançlık duygusunu aşkın ayrılmaz bir parçası olarak düşünselerde aslında tamamen farklı bir duygudur. Kişilerin beyinlerinde oluşturdukları farklı düşüncelerin sonucu olarak ortaya çıkan ‘kıskançlık’ duygusu ne kadar seversen o kadar kıskanırsın mantığına göre sosyal olarak çerçevelenmiştir. Yani kişi ne kadar çok kıskanılırsa o kadar çok sevildiğini düşünür, ya da ne kadar kıskanırsa o kadar çok seviyordur hissine kapılır. Ve sonuç olarak bilinçaltında yatan ‘eşsiz aşk konsepti’ kıskançlıkla eşleştirilir. Oysa analizime göre kıskançlık:

    1. Kıskançlık karşı tarafın özgüven sorunu olarak ortaya çıkan bir durumdur. Kişi kendine ve partnerine ne kadar güvense de, partnerinin ondan başkasına ‘güzelmiş, yakışıklıymış, akıllıymış, zekiymiş ve s….. bir çok örnek verilebilir’ – demesini, veya aklından geçirmesine tepki verir, çünkü her birey partneri için ‘süper star’ olmak istiyordur. Bu genelde naif duygulardır ve ilişkiye başlayan kişilerin kıskançlıktan beklentisi budur. Kişi partnerinin ona ne kadar değer verdiğini hisseder ve çizgiler aşılmadıkça bir çok kişi bu durumdan zevk alır. Bu durum genelde bilinçaltında yatan Epik aşkın göstergesi olarak sosyal olarak kabul edilmiştir.

    Not: Bu durum sürekli partnerini başkalarıyla kıyaslayarak küçük düşürme durumuyla alakalı değildir.

    1. Partnerinin ondan önceki yaşamındaki ilişkileri hakkında fazla bilgi ve detaylara sahip ve ya tam aksine ve bu yüzden kişi her zaman için potansiyel tehlike olabilme ihtimalini göz önünde bulunduruyordur.

    2. İlişkilerinde sağlıksız giden bir durum vardır ve ilişki durumları askıdadır, kişi ortada 3.şahsın olduğundan şüphelenmeye başlayabilir

    3. İlişkilerini sağlıksız duruma getirmiştir kendisi, ihanet veya flörtler yapıyordur, ben yapıyorsam acaba karşı tarafta mı bunu bana yapıyor düşüncesi kişini terk etmez. Burada bilinçaltında yatan duygu kişinin vicdanıdır, ihanet etmesine rağmen partnerine karşı hisleri vardır ve sürekli yaptığı şeyin yanlış olduğunu algılar, ama bir daha aynı şeyi yapmaktan kendini alı koymak konusu ise tartışılır.

    4. Othello Sendromu – Paranoya – ortada hiç bir sebep yokken kişinin karşı tarafı ihanetle suçlaması

    Othello sendromu

    (Delüzyonel kıskançlık; patolojik kıskançlık)

    Kişi hiç bir gerçek sebep ve ispat olmaksızın partnerinin onu aldattığını, ona ihanet ettiğini düşünmesi, ve sonuç olarak sosyal olarak kabul görmeyen ve anormal davranışlar sergilemesi durumudur. Bu aşağıdaki bazı örnekleri içerir:

    • Parterini sürekli başkalarına bakıyor mu diye takip etmek

    • Partnerinin davranışlarını sürekli sorgulamak

    • Partnerinin telefonunu sürekli kontrol etmek, gelen aramaları, mesajları, yanlış olsa dahil sorgulamak

    • Sosyal medya kullanmaya izin vermemek

    • Nerede olduğunu, ne yaptığını, kiminle olduğunu çapraz sorgularmış gibi sorgulamak ve yalanını ortaya çıkarmağa çalışmak için uğraş vermek

    • Ev dışında bir hayatının olmasını engellemek

    • Parterinin bu durumdan kurtulmak için yaptığı her davranışını (boşanma, evi terk etme ve s.) ihanet olarak değerlendirmek ve onu ihanetle suçlamak

    • Partnere karşı sözel ve fiziksel şiddet uygulama.

    • Partnerini kıskançlığına sebep olduğu için suçlamak

    • Patolojik kıskançlık davranış sergilediğini kabullenmeme

    • Başkalarına ve kendine zarar vermekle tehdit etmek

    Takıntılı ‘Othello’ sendromunda kıskançlıkla ilgili endişeler kişiyi terk etmezken, onu sürekli parterini kontrol etmeye iterken, özgürlüğünü sınırlarken, delüzyonel kıskançlıkta kişi partnerinin davranışlarından veya sebepsiz olarak sonuçlar çıkarır, örneğin partnerinin ona cinsel performansını düşürmesi için karışım içirdiğini düşünebilir, sevgiliyle rahat zaman geçirebilmesi için. Veya partnerinin başkasından cinsel yolla bulaşan bir mikrop kaptığını ve o mikrobun ona bulaştığını düşünebilir. Her iki sendrom beraber görülebileceği gibi, tek tek de görülebiliyor.

    Rahatsızlık psikolojik, sosyal ve kişilikle ilgili sebeplerden ortaya çıkabilir. Erkek hastalarda genelde cinsellikle ilgili güçlü doyumsuzluk ve ihanet bu durumu tetiklerken, kadınlarda güçlü duygusal doyumsuzluk ve duygusal ihanetler bu durumu tetikleyebiliyor. Ayrıca alkol, amfetamin, ve kokain kullanımı bu rahatsızlığı tetikleyebiliyor (Kingham , 2004; Shephard & Michael, 1961).

    Tedavi

    Rahatsızlık psikiyatrik ilaçlarla (anti-psikotik ve anti-depresan) tedavi edilirken, yanında psikoterapi alınması gerekir. Psikoterapi kişiye ve partnerine psiko-eğitim vermek, davranışsal ve ya bilişsel davranışsal terapi yapmak, aile, çift terapisi, bireysel terapi ve s şekilde uygulanmalıdır.

    Durum çok ciddi rahatsızlık olduğu için hastanın başkalarına ve kendine zarar verme olasılığı çok yüksektir. Bunun için profesyonel yardım alınması şarttır.

    Kaynakça

    Kingham M., (2004). Aspects of morbid jelousy. Advances in Psychiatric Threatement 10(3): 207-215

    Sexual and reproductive health: Defining sexual health”. WHO.int. World Health Organization. Retrieved 20 June 2015.

    Shephard, Michael (1961). “Morbid Jealousy: Some clinical and social aspects of a psychiatric symptom”. Journal of Mental Science 107: 687–753.