Yazar: C8H

  • Annelere pratik bilgiler

    Annelere pratik bilgiler

    Annelere Yaşamı Kolaylaştıracak Birkaç İpucu (0-12 ay)

    Heyecanla beklediğiniz günler geride kaldı ve bebeğinizi kucağınıza aldınız. Artık her geçen gün onun nasıl da büyüdüğüne ve serpildiğine tanık oluyorsunuz. Zaman geçtikçe aklınıza takılan soruların sayısı da artıyor.

    • Evde bebeğinizle yalnızsanız ve başka odalarda işiniz varsa, bebeğinizi de evde kucağınızda kanguruyla dolaştırabilirsiniz.

    • Bebeğiniz sürekli ağlıyor ve sakinleşmiyorsa, ona müzik dinletin. Huysuzluğunun çabucak geçtiğini göreceksiniz.

    • Bebekler giyinmekten nefret ederler. Bu yüzden, kollarından ve başından rahatlıkla geçebilecek genişlikte kıyafetleri tercih edin.

    • Bebeğinizin cildinin tahriş olmaması için giysilerini ilk kullanımdan önce mutlaka yıkayın. Ayrıca bebek giysilerini deterjan yerine sabun tozuyla yıkamanız pişiğini önleyebilir.

    • Bebeğiniz öksürüyorsa, odasına su dolu bir kap koyun. Bu kap odayı nemli tutarak onu rahatlatacaktır.

    • Bebeğinizin emziğinin düşmemesi için zincir ve kordonla boynuna asmak yerine giysisine tutturun. Böylece ipin boynuna dolanmasını engelleyebilirsiniz.

    • Jimnastik, bebeğinizin kas gelişimini kolaylaştırır. Bezinin değiştirildiği zaman ve banyo zamanı jimnastik için de en uygun zaman.

    • Sekizinci aydan sonra bebeğinizi banyoda küvette yıkamanız, onun banyo saatini oyun saati olarak algılamasına yardımcı olur. Böylece yıkanmaya daha kolay alışmasını sağlayabilirsiniz. Ama kaymaması için dikkatli olmanız gerekir.

    • Bebeğinizin yemek sorunu varsa onun elleriyle yiyerek bunu bir oyun haline getirmesine izin verin. Bu sayede daha çok yediğini göreceksiniz. Ayrıca bebeğinizin oyuncaklarının arasına plastik bir kaşığı da ekleyin. Bu, mama ile beslenmeye başladığında, kaşığa çok daha çabuk uyum sağlamasına yardımcı olacaktır.

    •Sekiz aylık olan bebeğiniz başkalarının kucağında iken ağlıyorsa tedirgin olmayın. Aksine mutlu olun. Bu durum bebeğinizin annesini yabancılardan artık ayırabildiğini gösterir. Kişi seçme yeteneği bebek için zeka gelişiminin önemli bir aşamasıdır.

    • Bebeğinize kalın giysiler giydirmeniz, onun emeklemesini ve yürümeye çalışmasını kolaylaştırır.

    • Bebeğinizi evin içinde, tamamen kapalı bir ortamda büyütmek yerine, belirli sürelerle dışarı çıkartın. Onun hastalıklara karşı daha dirençli olması dışarıya çıkma alışkanlığından geçer.

    • Bebeğiniz ortalıkta unuttuğunuz kitapları yırtmaya meraklıysa, eline eski gazeteler verin. Kolay yırtılabilmesi sebebiyle, her zaman sizin verdiğiniz gazeteleri tercih ettiğini göreceksiniz.

  • Siz de erken büyüyenlerden misiniz?

    Siz de erken büyüyenlerden misiniz?

    Bazı insanları görüyorum, o kadar erken o kadar çok sorumluluk almışlar ki. geçmişte o kadar çok yapmamaları gereken şeyler yapmışlar ki.
    Bazı insanları görüyorum o kadar erken büyümüşler ki. o kadar erken büyümek zorunda kalmışlar ki.
    Ünlü Psikanalist Donald Winnicott bakın ergenliğe ve olgunlaşmamışlığa dair neler diyor:
    “Söylemeye çalıştığım şey kısaca ergenlerin olgun olmadığıdır. Olgunlaşmamak ergenin sağlığı için önemli bir öğedir. Olgunlaşmanın sadece bir çaresi vardır ve bu da zamandır.
    Olgunlaşmamışlık ergenlik sahnesinin önemli bir bölümüdür. Bu en heyecanlandırıcı özellik olan yaratıcı düşünceyi içerir, yeni ve taze duygu, yeni yaşam için fikirleri içerir. Toplumun sorumluluğu olmayan bu insanlar tarafından gelecek dalgalanmalara ihtiyacı vardır. Eğer yetişkinler geri çekilirse ergenler yanlış bir süreç sonucunda ve vaktinden evvel yetişkin olurlar. Topluma verilecek öneri: Ergenlerin iyiliği için yanlış bir olgunluğa adım atmalarına izin vermeyin. Bunu onlara gerekenden fazla sorumluluk yüklemeyerek yapabilirsiniz, onlar bu sorumluluğu sizden isteseler bile.
    .Zafer, gelişim sürecinde olgunluğa ulaşmaktır.çok erken zafere ulaşan ergen kendi tuzağına düşer, diktatöre dönüşür.”
    Mehmet Zararsızoğlu erken olgunlaşan bu çocukları ebeveynleşen çocuklar olarak tanımlıyor. ebeveynleşerek aileiçinde ebeveynlerine ebeveynlik yapan çocuklar. ebeveynlerine ebeveynlik yaparken kendini unutan çocuklar. büyüdüm sanarken hep çocuk kalan “yetişkin çocuklar” .ve her şeyin en doğrusunu bildiğini düşünen bu yetişkin çocuklar Winnicott’un deyimiyle diktatör gibi davranıp ilk önce anne babalarını sonra da etrafındaki diğer insanları yönetmeye başlıyor.
    Bilmem ki siz de erken büyüyenlerden misiniz? Bilmem ki siz de erken olgunlaşanlardan mısınız? Olgunlaştığını düşünüp aslında kendi hayatına bir türlü dönemeyenlerden misiniz? 

  • Tuvalet eğitimi ne zaman verilmeli?

    Normal gelişim gösteren bir çocuk 12.-15.aylarda altını ıslattığına dair sinyaller verir; mesela ıslak bezlerini gösterir.2.yaşın ortalarında altını ıslatmadan erişkinlere işaretler vermeye başlar. İdrarını tutma olasılığı bu dönemde çok azdır. Bu dönemde tuvalet eğitimine başlanılabilir.

    19.ay-21.ayda tüm çocuklar dışkılarını kontrol edebilirler. 2.yaşın sonunda tuvalet eğitiminin tamamlanması isteniyorsa çocuk düzenli bir şekilde öğünlerden sonra tuvalete oturtulmalıdır. İnat döneminde bu nedenle tartışmalar çıkabilir. 2.yaştan itibaren çocuklar dışkı kontrolünü kendileri yapabilirler.

    3.yaştan itibaren tüm temizlik sorumluluğunu üstlenebilirler.

    Altına idrar kaçırma okulöncesi döneme kadar olabilir, çok fazla hastalık anlamında bir değeri yoktur.

  • Siz de “çok yoruldum!” diyenlerden misiniz?

    Siz de “çok yoruldum!” diyenlerden misiniz?

    Yaşamınızda hangi ortama girerseniz girin, kendinizi koşuştururken ve iş bitirirken mi buluyorsunuz? Yapıp yapıp sonra “Niye hep ben yapıyorum?” mu diyorsunuz.
    Bazı insanlara bakıyorum, vermekten hep kaybediyorlar…verip verip sonra hep kızıyorlar.
    Bert Hellinger, Sevgi Düzenleri  adlı kitabında denge yasasından bahsediyor ve “insan verdiği kadar alabilmeli de” diyor.
    Merak ediyorum da  yoruldum diyenler ne kadar alabildiğimizi  düşünüyor muyuz? “Ne kadar  ben yoruldum” diyoruz?” Ne kadar “Ben bu kadar yapabilirim, bana yardımcı olur musun?” diyoruz.
    Demiyoruz gibi geliyor bana. Daha çok her şeyi kendimiz yapmamız gerektiğini düşünüyoruz sanki. Diğerlerini mutlu etmek bize doğuştan verilen bir görevmiş gibi sanki.
    Hiç bunun nedenini düşündünüz mü? Hiç durup sorguladınız mı? Hiç “Neden böyleyim?” dediniz mi?
    Biraz geçmişe gitseniz ve annenizle ilişkinize baksanız, acaba orada da annesini mutlu etmeye çalışan “küçük bir siz” bulacak mısınız? Acaba geçmişte annesini mutlu etmeye çalışan içinizdeki çocuk mudur etrafta koşuşturan… hiç durmayan… hep mutlu etmeye çalışan.
    Bunları neden mi soruyorum. Soruyorum çünkü “İnsan annesiyle nasıl bağlanırsa yaşamla da öyle bağlanır” . Annesiyle nasıl bir ilişki kurarsa yaşamla da öyle bir ilişki kurar. Onu mutlu etmek gibi bir görev edinirse bir bakar sürekli etrafındaki insanları da mutlu etmeye çalışıyor… onların mutsuzluğuna dayanmıyor, etrafındaki insanlara da hep ama hep “siz yorulmayın, olsun olsun ben yorulurum” diyor.

  • Çocuğunuzun gelişimini merak etmiyor musunuz ?

    Eğer çocuğunuzun konuşması, yürümesi, el becerileri, oyun davranışları konusunda sorularınız, ya da endişeleriniz varsa Denver II Gelişimsel Tarama Testini yaptırabilirsiniz.

    Psikoloji ve psikiyatrideki rahatsızlıkların büyük bir kısmının çocukluk döneminde ki sorunlardan kaynaklandığı bilinen bir gerçektir. Özellikle 0-6 yaş dilimi kritik yaş olarak nitelendirilmiştir. Bu dönemde en yaygın olarak kullanılan test Denver II Gelişimsel Tarama Testi dir. Nörolojide, psikiyatride ve psikolojide bu test çok yaygın olarak kullanılmaktadır. Denver II Gelişimsel Tarama Testi 4 ana gelişim alanı hakkında bize ayrıntılı bilgi vermektedir.

    Dil gelişimi: Dil gelişimi ile zeka rasında çok sıkı bir ilişki olduğu uzmanlar tarafında sıklıkla söylenmektedir. Dil gelişimin temellerinin atıldığı ve konuşmanın en hızlı geliştiği dönemdir çocukluk.

    Kişisel Sosyal gelişim: Kişisel sosyal gelişim özellikle çocuğun kendini ifade etmesi ve toplum içerisinde kendi kimliğini ve kişiliğini uygun bir şekilde ortaya koyması olarak tanımlanmaktadır. Okul öncesi dönemde çocuğun yabancı ortama( ana okuluna) girdiğinde çok farklı sorunlar yaşamaktadır. ve aileler hemen telaşa kapılmaktalar. Fakat şu bilinmelidir ki bu sorun bir sonuçtur. Bunun tohumları daha önceleri atılmıştır. İşte Denver II bu tür sorunların tespitinde önleyicilik fonksiyonunu üstlenmektedir.

    İnce-Kaba motor gelişim: Öz bakım becerileri dediğimiz ve fiziksel beceriler dediğimiz yetenekleri kapsamaktadır. çocuğun yürümesi, tutması, koşması, merdiven çıkmasına, yemek yemesi, tuvaletini yapması, üstünü giyinmesi vb. yetenekleri kazanıp kazanmadığını ölçmektedir.

    Denver II Gelişimsel Tarama Testiyaptırmanız için çocuğunuzda bir sorun olmasını beklememeniz çok önemlidir. Muhakkak bu testi yılda bir kere yaptırınız.

  • Sevgilinin yanında yalnızlığın kollarında olmak

    Sevgilinin yanında yalnızlığın kollarında olmak

    “İlişkideki problemler infantil ihtiyaçların nörotik dışavurumundan ziyade karşılanmamış yetişkin ihtiyaçları nedeniyle ortaya çıkar (Wile, 1981). Partnerler gerçek kendiliklerini ortaya çıkarabilmeye ve birbirleri tarafından oldukları gibi kabul edilmeye ihtiyaç duyarlar. Reddedilme korkusu ya da diğerini incitme korkusu olmadan en derinde neler hissettiklerini ve ne düşündüklerini söyleyebilmeye ihtiyaç duyarlar. “

    Greenberg ve Johnson’ın bu satırlarını okudukça düşünmeden edemiyorum:  Kaçımız çekinmeden gerçekten ne yapmak istediğini, ne hissettiğini sevgiliye söyleyebiliyor? Düşünmeden edemiyorum kaçımız bir reddedilme korkusu olmadan sevgilinin yanında gerçekten kendisi olabiliyor?

    Bu satırları okudukça düşünmeden edemiyorum. kaçımız saklanmış bir benlik ile o ilişkide sevgilinin değil de yalnızlığın kollarına kendini bırakıyor?

  • Yatan hasta psikolojisi

    Hastaneye yatma çocuk ve aile için travmatik bir olaydır. Travma karşı konulması güç, bunaltıcı, olağan deneyimlerin dışında kalan ve yaşamı tehdit eden unsur olarak değerlendirilmektedir.

    Hastanede kısa süreli kalış bile korkutucu olabilir çünkü ayrılık, çaresizlik ve acı içerir. Hastanede tedavi gören çocuklarda kısa vadede uyuma güçlüğü, tıbbi tedaviden korkma, anne-babayı isteklerinin yapılması için zorlama, günlük etkinlik düzenin değişmesi gibi tepkilerin yaygın olarak gözlemlendiği görülmektedir.

    Kronik hastalık nedeniyle hastanede tedavi gören çocukların benlik kavramlarının olumsuz olarak etkilendiği saptanmıştır.

    Bazı araştırmacılar hastanede kalış süresinin okul başarısını olumsuz olarak etkilediğini belirtmişlerdir. Kronik hastalığı olan çocuk ve gençlerin hastaneye yatışlar nedeniyle psikososyal bazı sorunlar yaşadıkları belirlenmiştir. Sıklıkla görülen psikososyal problemler; tıbbi bağımlılık, diğer aile üyelerini de etkileyen psikolojik ve tıbbi sıkıntılar olarak saptanmıştır.

    Hastaneye yatmadan önce çocuğun bu olaya yetişkinlerin yardımıyla hazırlanması çok önemlidir çünkü bu durum uzun süreli olumsuz duygusal ve davranışsal sorunların azalmasını sağlar. Hastaneye yatış için hazırlanmayan çocukların ameliyat ve yatarak tedaviye endişe, panik, öfke, uyku ve beslenme bozuklukları ile tepki verdikleri saptanmıştır.

    Aşağıda belirtilen ipuçları çocuğun hastanede kalışı korkutucu bir deneyim değil, öğrenme ve gelişme süreci olarak değerlendirmesine neden olabilir:

    Çocuk ve ailenin hastane ortamına alışması için eğer mümkünse tüm aile bireyleri hastane turuna katılmalı, kalacakları servis veya ameliyathanenin uygun bölümlerini gezip görevlilerle tanışmalıdır.

    Yetişkinler çocuğu hazırlayabilmek ve sorularını yanıtlayabilmek için bilgi edinmelidirler. Tıbbi süreçleri açıklarken kullanılan dil çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır. Hastanede kalırken neler göreceği, işiteceği, koklayacağı, hissedeceği kendisine açıklanmalıdır. Özel cihazlara ilişkin bilgi önceden verilmelidir.

    Anne-baba öncelikle çocuğun neler hissettiğini ve düşündüğünü anlamalıdır. Çocuğun duygularını irdelemek için aile oyun, resim, kitap gibi malzemelerden yararlanabilir. Hastanede tedavi olan çocuğu konu alan öykülerin aile bireyleri tarafından birlikte okunması duyguların dışa yansıtılmasını ve aile içindeki dayanışmanın güçlenmesini sağlar. Okunacak kitaplar çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır.

    Hastane ortamında çocuğun rahatsızlığına ve yaşayacağı tıbbi işlemlere ilişkin video varsa çocuk ve ailesi birlikte izleyebilirler.

    Küçük çocuklar kendilerine özgü şekilde düşünür ve oynarlar. Yetişkinler onlarla oynamalı ve mümkün olduğu ölçüde açık olmalıdırlar. Kelimelerin yanı sıra oyun malzemeleri kullanılmalı ve canlandırma yapılmalıdır. Doktor oyun seti, hastane görevlilerinin giysilerine benzeyen kıyafetlerle oynanan oyunlar çocuğun zihninde yaşayacağı deneyime ilişkin somut resimlerin oluşmasını sağlar.

    Küçük çocuklar anne—babadan ayrıldıkları zaman endişelenirler veya yanlış davrandıkları için cezalandırıldıklarını düşünebilirler. Çocuğun hastalığa neden olmadığı konusunda ikna edilmesi gerekir. Ona kendisi gibi pek çok çocuk ve yetişkinin hastalandığı ve iyileşmek için hastanede tedavi gördüğü anlatılmalıdır.

    Yetişkinler tıbbi işlemler sırasında çocuğun yanında olmalı, hastanede kalmalıdırlar. Doktorlar onayladıktan sonra birlikte eve dönüleceği çocuğa iletilmelidir. Bazı çocuklar anne—babalarının kendilerini hastanede yalnız bırakıp gideceklerinden korkarlar. Gidecekleri zaman çocuğa haber vermeleri ve ne zaman döneceklerini bildirmeleri önemlidir.

    Anne-baba hastaneye çocukla birlikte gideceğini, daha sonra onu eve götüreceğini ve onu her zaman seveceğini söylemelidir.

    Evden çocuğun en çok sevdiği oyuncak ile battaniye, aile resimleri gibi eşyalar getirilebilir.

    Aile çocuğun anlayacağı sözcüklerle doğru bilgi vermelidir. Güven ilişkisinin kurulması için dürüstlük önemlidir. Çocukların tedavi veya ameliyat öncesi dönemde bilgilendirilmemesi farklı sorunlar yaratabilir. Sorunu saklamak, açıklamaktan kaçınmak, sorularını geçiştirmek çocuğun yetişkinlere duyduğu güveni sarsar. Hastane görevlilerine ve yapılacak işlemlere aşırı tepki verebilir. Bu durum onun gelecekte yaşayabileceği hastane deneyimlerine karşı olumsuz tutum geliştirmesine de yol açabilir.

    Tüm ayrıntılar çocukla paylaşılırken dikkatli olunmalıdır çünkü bazen çok fazla bilgi vermek ürkütücü olabilir. Yetişkinler yapılacak tıbbi işlemler konusunda emin değillerse, doğru olmayan bilgiyi aktarmak yerine, “Bilmiyorum” yanıtını vermelidirler.

    Çocuk yaşadığı korku ve acı nedeniyle ağlayabilir, ona bunun doğal bir tepki olduğu söylenmeli ve sakinleştirilmelidir. “Korkma acımayacak” demek yerine ”acıyabilir ama iyileşebilmen için bu işlemin yapılması gerekiyor” şeklinde bir açıklama yapmak daha uygundur.

    Hastanede kalış sürecinde çocuk sessiz veya öfkeli davranabilir. Bunlar strese karşı doğal tepkilerdir. Çocuk duygularını, korkularını ifade etmesi konusunda yönlendirilmelidir. Ağlamanın doğal olduğu, öfke, korku ve acıdan arınmanın sağlıklı bir yolu olduğu kendisine iletilmelidir.

    Gerileme davranışı hastanede tedaviye sıklıkla gösterilen bir tepkidir. Bu süreçte önceki gelişim aşamalarında gözlemlenen bazı davranışların çocuk tarafından yeniden sergilenmesi olağan karşılanmalıdır.

    Hastanede kalış süresince olağan etkinliklerin devam etmesi için çocuk desteklenmelidir. Evden getirilecek oyunlar, okulla ilgili ödevler, arkadaş ziyaretleri günlük hayatın süreklilik göstermesinde önemlidir.

    Diğer kardeşlerin ziyaret ve konuşmalara katılmaları sağlanmalıdır. Onların da bazı endişeleri vardır ve hastanede kalacak çocuğun davranışlarını etkileyebilirler.

    Çocuk tekrar eve döndüğünde özel bir kutlama yapılabilir. Bu özel kutlamaya ilişkin planlar önceden çocuğa aktarılırsa hastaneden çıkacağı konusunda emin olur.

  • Savunmasızlık ve aşk

    Savunmasızlık ve aşk

    “Savunmasızlık ve ihtiyaç hissinin dışavurumu kişileri yaklaştırırken, öfkenin dışavurumu kişileri uzaklaştırır.” diyor Greenberg and Johnson Duygu Odaklı Çift Terapisi adlı kitabında.
    Düşünüyorum, “Ne kadar savunmasızlığa izin veriyoruz aşkta?. “Ne kadar sana ihtiyacım var diyoruz?”
    Bu modern toplum, içinde bulunduğumuz modern çağ, bize hep aynı şeyi söylüyor sanki: Güçlü ol, güzel ol, başarılı ol, iyi ol, zayıf ol…
    İçinde bulunduğumuz çağ, hep en iyi olmanın  peşinde koşarken savunmalarımızı bırakmamıza izin vermiyor sanki. Başkasına ihtiyaç duymamıza müsaade etmiyor sanki.
    Oysa Greenberg ve Johnson ne diyor: savunmasızlık yaklaştırıyor bizi oysa aşkta, savunmasızlık büküyor boynumuzu, savunmasızlık “sana ihtiyacım var” dedirtiyor. Savunmasızlık… savunmasızlık izin veriyor aşka… “Kimseye ihtiyacım yok!” demeden aşktan, sevgiden, sevgiliden beslenmemizi, ondan yardım almamızı sağlıyor… Savunmasızlık gerçeği kabul edip, her şey olmadığımızı anlamamızı sağlıyor. Bundandır savunmasızlık sevgili ile bütünleşmemizi sağlıyor. 

  • Kardeş kıskançlığı

    Her doğumda anne, baba ve çocuk arasında özel bir bağ kurulur. Aile bireylerinin ilişkisi yeni bir boyut kazanır. Yeni bebek hastaneden gelir gelmez kardeşler arası rekabet ortaya çıkar ve bazen uzun yıllar süregelir. Kıskançlık doğaldır ve çok acı verir. Ancak dinamiktir ve çocuğun geleceğe doğru ilerlemesini sağlar. Kardeşler arası rekabet gerçek yaşamın bir yansımasıdır. Kıskançlığın yıkıcı hale dönüşüp, çocuğun hayatını engellememesi için yeni bebeğin aileye katılımıyla ilgili doğum öncesi ve sonrası döneme ilişkin bazı öneriler şunlardır:

    Bebeğin ve diğer kardeşin yatak odaları mümkünse ayrılmalı, mekanın düzenlenmesinde çocuğun tercihlerine de önem verilmelidir.

    Yeni bebeğe takılacak isim konusunda diğer kardeşlere fırsat tanınmalıdır.

    Kardeş ultrasonografi muayenesinde bulunabilir ya da elde edilen görüntüler ona da gösterilebilir.

    Bazı çocuklar doğum sırasında annenin zarar göreceği endişesini taşırlar. Bebeğin oluşumu ve dünyaya gelmesine ilişkin yaşına uygun, kısa ve doğru bilgi anne-baba tarafından çocuğa verilmelidir.

    Aileye yeni bir bebeğin katılmasını konu alan hikâyeleri ebeveynler çocuklarıyla birlikte okuyarak tartışabilirler.

    Okul öncesi çağ çocuğu anne—babanın da katılımıyla oyuncak bebekle oynayarak, onu yıkayıp giydirerek dünyaya gelecek bebeğin günlük yaşamlarını nasıl değiştireceği konusunda deneyim kazanabilir.

    Yakın aile ve arkadaş çevresinde yeni doğan bebek varsa ziyaret edilmesi, anne-babanın bebeği kucaklayarak sevmeleri çocuğu kardeşinin doğumuna hazırlar.

    Doğumun ne zaman olacağı hakkında çocuğun bilgilendirilmesi, yapılan hazırlıklarda çocuktan yaşına uygun yardım istenmesi ve doğum sonrasında çocuğun annesini ve bebeği hastanede ziyaret etmesi önerilmektedir.

    Anne-babanın çocuğa kendisini sevdikleri gibi, bebeği de seveceklerini açıklamaları önemlidir.

    Bebeğin bakımında çocuğa yaşına uygun sorumluluk verilmelidir. Örneğin okul öncesi çağ çocuğundan kardeşinin bezini getirmesi, ilkokul dönemindeki büyük kardeşten bebeğin mamasını hazırlaması istenebilir.

    Yeni doğanın resimlerinin yanı sıra kardeşin de bebeklik fotoğrafları ev ortamında sergilenmelidir. Varsa video çekimleri çocuğa gösterilerek, onun da bebekken annenin yoğun bakımına gereksinim duyduğu somut örnekler üzerinden anlatılmalıdır.

    Anne—babanın çocuğa, yeni doğanla birlikte aile içinde sahip olduğu yeri kaybetmeyeceğini, yeni haklar elde edeceğini hissettirmeleri önemlidir. Örneğin “Kardeşin küçük olduğu için evde kalacak ama sen bizimle birlikte sinemaya gelebilirsin.”

    Kardeşler arasındaki kıskançlığı körükleyen en yaygın anne—baba tutumları; ailede bir gözbebeği belirleme, çocukları birbirleriyle kıyaslama, cinsiyet ayrımı yaparak taraf tutmadır.

  • Önce vermeyi mi öğrenmeli insan yoksa almayı mı?

    Önce vermeyi mi öğrenmeli insan yoksa almayı mı?

    Önce vermeyi mi öğrenmeli insan yoksa almayı mı? Akla gelen ilk şey “vermeyi öğrenmeli” olabilir. Çünkü daha erdemlidir vermek…Ama vermek bir çeşit mastürbasyondur. Hâlbuki almak çok daha insanca gibi geliyor bana. Bence alan, almayı bilen, verenden daha yücedir… Her insandan alınabilecek şeyler vardır. Kır gururunu kır bencilliğini inan ki bak daha rahat edeceksin…”
    Bu satırlarla Prof Dr. Sunar Birsöz’ün Psikanaliz Öyküleri adlı kitabında karşılaştım… Belki de almak ve vermek, muhtaç olmak ve almak kelimelerinin en çok yüreğimden geçtiği bu günlerde aklıma düştü bu satırlar… Ben almak ya da vermek birbirinden daha üstün demeyeceğim…
    “Almak” la başlıyoruz biz hayata sonra ala ala vermeyi de öğreniyoruz… sonra hem alıp hem vererek yürüyor ilişki… ancak alma verme dengesinde sevginin düzeni oturuyor… verebildiği kadar aldığında ise insan kibirini bir kenara bırakmış oluyor…