Yazar: C8H

  • Dudak dolgu uygulamalarında trend dudak stilleri

    Dudak Dolgu Uygulamalarında Trend Dudak Stilleri

    Yüzün alt kısmında dudaklar yüz estetiğinin, genç bir ifadenin ve çekiciliğin en önemli anatomik alanı. Genetik yapı, diş ile çene kemiklerimiz, çevresel koşullar ve mimiklerimiz dudaklarımızın şeklini belirlemektedir. Yaşlanma ve çevresel koşullar dudaklarımız hızla istemediğimiz değişime zorlamakta. Moda ve trendler ile belirlenen dudak sitilleri ise hızla değişmekte. Bu nedenle günümüzde dudak estetik uygulamalarında kalıcı implantlar, cerrahi işlemler, kalıcı makyaj gibi uygulamalardan daha çok dolgu madde uygulamaları mükemmel sonuçları ve değiştirilebilirliği ile daha fazla tercih edilir olmaya başlamaktadır.

    Doğal Dudak Yapısı

    Estetik sonuçları mükemmel bir dudak uygulamasında hastanın doğal dudak yapısının belirlenmesi son derece önemlidir. Normalde üst dudak ile alt dudak estetik volüm oranı aşağıdaki gibidir.

    Normalde üst dudak ile alt dudak volüm oranları

    Genetik yapı, dudaklar ile çene kemikleri ve dişler arasındaki ilişki, çevresel faktörler ve mimiklerimiz dudaklarımızın yapısını belirlemektedir. Dudaklar için üst ve alt dudağın volümüne göre 3 tip tanımlanmıştır.

    1. Üst ve alt dudakların eşit olduğu dudaklar; Bu doğal dudak yapısında en istenmeyen dudak şeklidir. Doğuştan yapısal olabilir yada sıklıkla yaşlanma sürecinde ortaya çıkmaktadır.

    Üst ve alt dudak volümleri eşit

    2. Üst dudağın alt dudağa göre volüm olarak daha belirgin olduğu dudaklar; daha az sıklık gözlenen bir dudak yapısıdır. Kadınlar arasında arasın da estetik bulunmayan bir yapısı vardır. Sıklıkla büyük üst ön dişler yada üst çene kemiğinin alt çene kemiğinden önde olduğu durumlar ile birlikte olabilmektedir.

    Üst dudağın alt dudağa göre volüm olarak daha belirgin olduğu dudaklar

    3. Alt dudağın üst dudağa göre daha volümlü olduğu dudalar; daha sık gözlenen bir dudak yapısıdır. Kadınlar arasında daha fazla kabul edilmektedir. ideal dudaktada alr dydak üst dudaktan hafif büyük olmakla birlikte burada üst dudak nu oranlardan fazla büyüktür.

    Alt dudağın üst dudağa göre daha volümlü olduğu dudalar

    Estetik Dudak sitilleri ve dudaklar dolgularında sitil trendleri

    Dudak sitilleri hızla değişmekle birlikte günümüzde kadınlar ve estetik uzmanları tarafından belirlenmiş dudak stilleri bulunmaktadır. Bunlar hasta istekleri ve doğal dudak yapısına göre belirlenmelidir.

    Dudak volüm uygulamaları dudaklarda aşağıdaki bölgelere uygulanır.

    Dudak sitilinin verilmesi için dolgu volüm uygulama alanları

    Dudak sitilleri ve uygulama noktaları

    1. Klasik sitil dudak uygulaması; Bu gerçek anlamda bir klasik uygulamadır. Görünümünde ve dudak yapısında ciddi değişim istemeyen kadınların en fazla tercih ettikleri sitildir. Sıklıkla yapısal olarak dudakları ince yada yaşlanma sürecinde dudak volümünü kaybetmiş kadınlar tarafında tercih edilmektedir. Alt ve üst dudak arasında ideal ölçüler korunacak şekilde 5 noktada volüm uygulaması yapılmaktadır.

    Klasik sitil dudakta uygulama alanları

    2. Rubina sitil dudak uygulaması; aşırı ve estetik olarak hoşa gitmeyen bir görünüm olmadan dudaklarını daha dolgun sevenler için kullanılan bir sitildir. Klasik sitile çok benzer ancak klasik formdan daha fazla volüm olarak fazladır. Bu sitilde dudak uygulamadan önce hastanın yüz yapısı son derece önemlidir. Örneğin burun-çene mesafesi kısa olan kadınlarda “Rubina” stili çok hoş olmayan bir stil olabilir. Uygulama dudaklarda yine 5 uygulama alanına yapılmaktadır.

    3. Eve(Havva) sitil dudak uygulaması; Diğer sitil uygulamalardan farklıdır. Alt dudağın ağız köşesinde fazla kaybolduğu durumlarda kullanılmaktadır. Buraya yapılacak volüm uygulaması alt dudağın gerçek volüm ve yapısını ortaya çıkaracaktır.

    Eve sitil dudakta doğu uygulama alanları

    4. “Pearlique” sitil dudak uygulaması; Bu dudak sitili sadece alt dudakta iki inci tanesi gibi duran bir dudak sitilidir. Cupid dudak sitilinin tam tersidir. Dudaklara verilen daha çekici ve seksi bir formdur. Daha dikkat çekmek isteyen bir görünüm isteyen hanımların tercihi olmaktadır. Uygulama dudakta sadece 3 ve 4 alanlara yapılmaktadır. Bazen uygulama üst dudak vermilion kenarının belirginleşmesi ile kombine kullanılabilmektedir.

    Pearlique dudak sitilinde dolgu uygulama alanları

    5. Cupid Lip from sitil dudak uygulaması; Bu sitil dudaklar çok genç bir ifade sağlamaktadır. Kadınlarda dudakların doğal dolgunlaşma süreci ergenlik döneminde cupid bowda-üst dudağın tam ortasında başlamakta daha sonra dudağın dolgunluğu tüm dudağa estetik orantılarda dağılmaktadır. Bu nedenle Cupid lip sitili dudakları ergenlik dönemi öncesinde kadınlarda doğal olarak görmekteyiz. Bu sitil uygulamlarda dikkatli olunmalıdır. Buraya yapılacak biraz aşırı bir volüm uygulaması doğal görünümden hastayı uzaklaştırabilmektedir.

    Cupid sitil dolgu uygulama alanları

    6. Angelic-Melek kanadı sitil dudak uygulaması; Bu uygulama tamamen üst dudakta yapılmaktadır. Üst dudak vermilion belirginleştirilmekte ve sadece 1 ve 2 alanlara volüm yapılmaktadır. Kadınlar tarafından sade ancak gösterişli olması nedeni ile tercih edilmektedir. Uygulama sonrası görünüm melek kanadına benzerliği ile bu ismi almıştır.

    Angel sitil dudak uygulamasında üst dudak vermilion çizgisi belirginleştirilir ve yukardaki resimdeki alanlara volüm uygulaması yapılmaktadır.

    7. Hollywood sitil dudak uygulaması; Bu dudak sitili alt ve üst dudaklarında aşırı dolgu istemeyen ancak tüm dikkatleri dudaklarına çekmek isteyen kadınlar tarafından istenmektedir. Daha sıklıkla sineme ve tv sanatçılarının tercihi olarak seçildiğini görmekteyiz. Üst dudak kenarları diğer dudak sitillerinde olduğu gibi ağız köşesinde keskin bir silinme göstermemektedir. Normalde alt dudağın üst dudağa göre volüm fazlalığı tersine dönmüştür. Burada volüm uygulaması 1,2 ve 5 alanlara yapılmaktadır.

    Hollywood sitili dudak dolgusunda 1,2 ve 5 alanlara dolgu uygulanmaktadır.

    8.Erkek sitil dudak uygulaması; erkeklerde dudak dolgu uygulamalarında tercih edilmektedir. Burada uygulama dudakların ağız köşelerine yakın yapılmakta böylece erkek dudak formu bozulmamaktadır.

    Erkeklerde dudak dolgu uygulaması

  • Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:

    Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:

    Annede Rh alloimmunizasyonuna neden olabilecek durumlar:
    Bu durumlar Rh(-) annenin Rh antikoru oluşturmasına neden olabilecek durumlardır.
    – Kan transfüzyonu
    – Gebelik veya doğum sırasında Rh (+) bebekten anneye kan hücresi geçmesi
    – Kendiliğinden ya da istemli düşük
    – Küretaj
    – Dış gebelik
    – Plasentanın (bebeğin eşi) erken ayrılması
    – Anne karnına gelebilecek darbe ve travmalar
    – Amniyosentez (Anne karnından bebeğin suyunun alınması)
    – CVS (Koryon villus biyopsisi)
    – Kordosentez (Bebeğin kordonundan kan alınması)
    – Eksternal sefalik versiyon (Ters duran bebeği çevirme işlemi, günümüzde yapılmamaktadır.)

     Biraz da halk dilindeki Kan Uyusmazligi ignesinden yani Anti-D gama globulinden bahsedelim.
    Anti-D Ig kan uyusmazliginda anne ve bebek arasindaki etkilesimi engellemek icin yapilan bir imunoglobulin ilactir.Genellikle kalcadan kas icine yapilir 
    fakat intravenoz (damardan) yapilan formlari da mevcuttur.Ilk olarak igne 1968 yilinda bulunmus olup bulusundan sonra kan uyusmazligina bagli olan 
    olumler gozle gorulur derecede azalmistir.Anti-D Ig’nin etki mekanizmasi ; bebekten anneye gecebilecek eritrositlerin yabanci olarak algilanip annenin 
    bunlara karsi antikor olusturmasini engellemektir.

       Eger kan uyusmazligindan bebek etkilenmis ise annenin olusturdugu antikorlar bebek kanindaki eritrositleri parcalayip cokeltecek agir anemi ve Hidrops
    Fetalis dedigimiz agir tabloyu olusturacaktir dedik.Biraz da Hidrops Fetalis’ten bahsetmek isterim.
       Hidrops Fetalis bebegin ozellikle vucut bosluklarinda olmak uzere ,cesitli dokularinda sivi birikmesi ve vucudunun genel olarak odemli bir hal almasidir.
    Bebekte cilt odemi,asit,plevral efuzyon,perikardiyal sivi birikmesi olabilir.Siklikla polihidramnios (bebegin amniyos mayisinin artmis olmasi) gorulur.
    Bebekteki bu Hidrops Fetalis ,kan uyusmazliginda oldugu gibi immunolojik bir nedenden kaynaklaniyorsa Immun Hidrops Fetalis,diger adiyla Eritroblastozis 
    Fetalis, adini alir. Immunolojik olmayan bir nedenden kaynaklaniyorsa Non-Immun Hidrops Fetalis adini alir.Ben simdi size Immun olan ,Kan Uyusmazligindan
    kaynaklanan Hidrops Fetalis hakkinda bilgi vermek istiyorum.
    Hidrops Fetalis’lerin %10u Immun nedenlere bagli olur ve Eritroblastozis Fetalis adini alir.Anne ve bebek arasindaki kan uyusmazligina bagli olarak bebekte 
    agir anemi ve generalize agir odem tablosu olusturdugunu yazmistim.Bu mekanizmadaki asil neden kalp yetmezliginin olusmasidir.Bunun yani sira anemiyi 
    kompanse etmek icin ekstrameduller hematopoez ( karacigerde hematopoez) olusmasi ,buna bagli karaciger harabiyeti ve portal hipertansiyon olusmasi da 
    hidropsa yol acan nedenlerdir.Immun Hidrops Fetalis dedigimiz Eritroblastozis Fetalis’in en sik nedeni Kan Uyusmazligi dedigimiz Rh Uygunsuzlugu’dur.

  • Dövme ve cilt lekelerinin lazer tedavisinde yeni yaklaşım

    Dövme ve Cilt Lekelerinin Lazer Tedavisinde yeni yaklaşım

    Dövme renkli pigment maddelerinin derinin iç tabakalarına girerek burada geçici ya da kalıcı olarak yerleşmesidir. Makyaj, medikal, estetik aksesuar, geleneksel amaçlar ile hastanın isteğine bağlı yapılabildiği gibi kazalar ve ateşli silah yaralanmalarında kişinin isteğine bağlı olmadan da gelişebilmektedir.

    Cilt lekeleri deride Becker Nevus gibi doğuştan, melazma gibi hormonsal yada güneş lekeleri gibi çevresel faktörlerle gelişebilmekte ve ciddi estetik problemlere neden olmaktadır.

    Dövme ve lekelerin tedavisinde günümüzde lazer tedavileri özellikle Q swiched-anahtarlı lazerler altın anahtardır. Q anahtarlı lazerlerin temel etki mekanizması; birkaç nanosaniye kadar çok kısa uygulama süreleri ile deride oluşan güçlü ses dalgalarının dövme ve lekelerde bulunan kromofor adını verdiğimiz pigmentlerde yaptığı parçalama etkileridir. Lazer deride bu etkisini ”seçici foto-hasarlanma”(sadece pigmenteleri hedef alarak derinin diğer yapılarına en az zarar vermeleri) ile yapmaktadır. Pigmentlerde yaptığı bu parçalanma ile;

    Küçük pigment parçaları vücudun immün sistemi tarafından dokudan temizlenmektedir. (İmmün sistemin dokuda temizliği 3 hafta sürmektedir. Bu nedenle dövme ve lekelerde uygulamalar enaz 3 hafta ara ile yapılmaktadır. )

    Pigment maddelerinin bir kısmı lazer ile gaz formlarına dönüşerek dokudan atılmaktadır.

    Lazerle hasarlandırılmış dokunun dökülmesi sırasında da pigmentlerin bir kısmı deriden uzaklaştırılmaktadır.

    Lazerin yukardaki bu etkileri ilk seansta bile dövmenin ve lekenin görünürlüğünü azaltmakta tekrarlayan seanslar bunların silinmesini sağlamaktadır.

    Günümüzde Q anahtarlı kullanılan lazer sistemleri; Nd:YAG (1064 nm), KTP(532 nm) ve 585-650 nm dalga boylu lazerlerdir.

    Lazerlerin uygulanması sırasında pigmentelerin üzerindeki deride her atışta beyazlaşma ve pigmentlerde solma olmaktadır. Bu lazerin pigmentelerin üzerindeki deride yaptığı mikrohasara ve dermiste gelişen ödeme bağlıdır. Deride bu değişim aslında üst üste yüksek hızda uygulanan lazerin etkinliğini azaltmaz.

    Diğer taraftan bu yüksek ses dalgaları pigmentler çevresinde büyük boşluklar oluşturmaktadır. Bu lazerin pigmentlere ulaşmasını engellediği gibi ısının çevre dokulara daha fazla dağılmasını yani yan etkileri arttırmaktadır. Bu yan etki deride kontrol edilemeyen pigmentasyon değişimlerine, allerjik reaksiyonlara, pigmentlerde renk koyulaşmasına ve epidemiste soyulmaya neden olmaktadır.

    Q swiched lazerle oluşan hava balonları ve olumsuz etkisi

    Bu nedenle son yıllarda bu yan etkilerin azaltılması ve q anahtarlı lazerlerin etkinliklerinin arttırılması için Fraksiyonel ablatif lazerler birlikte kullanılmaktadır. Fraksiyonel lazerler deride istenilen derinlikte mikro-hasarlar oluşturmaktadır. Özellikle Fraksiyonel CO2 ve Erbium YAG lazerler bu amaçla kullanılan en etkin ve güvenilir lazerlerdir.

    Dövmenin olduğu deri alanına Fraksiyonel lazer kullanıldığında mavi oklarla gösterilen alanlarda mikro hasarlar oluşmakta. Bu hasarlı alanlarda pigment yoğunluğu azalmaktadır. Ayrıca mikro kanallardan Q anahtarlı lazer sonrası gaz, pigment ve dermal ödem çıkışı olmakta. Buda klinik cevabı arttırmakta yan etkileri ve iyileşme süresini kısaltmaktadır.

    Fraksiyonel ablatif lazerlerin dövmede ve lekelerde kullanım amacı;

    Dövme ve lekelerdeki pigmentlerin olduğu deri derinliklerine kadar fraksiyonel lazerler mikro-hasarlar yapmaktadır. Mikro-hasar ile pigmentelerin yoğunluğu azalmaktadır.

    A da sadece Q swiched sonrası deri ve pigmentlerde hasarı görülmekte. B de Fraksiyonel lazer sonrası Q swiched uygulaması ile pigmnet ve deri hasarı görülmektedir.

    Mikro-hasarlanma ile deride açılan mikro-kanallar Q swiched lazerlerin pigmentlere daha fazla ulaşmasını sağlamaktadır.

    Mikro-hasarlanma ile deride açılan mikro-kanallar Q swiched lazerlerin yan etkiye neden olan fazla basınç ve gazların dışarıya rahat çıkmasını sağlamaktadır.

    Fraksiyonel ablatif lazer ve sonrasında Q swiched lazer kullanımı ile lazer uygulaması sırasında ağrının daha az olduğu, lazer sonrası iyileşmenin daha hızlı olduğu, yan etkilerin azaldığı, klinik olarak pigmentlerin daha fazla kayboldukları, seans sayılarının azaldığı saptanmıştır. Çok renkli dövmelerde tedavi başarısının arttığı saptanmıştır. Özet olarak Fraksiyonel C02 lazer sonrası Q swiched lazer uygulaması daha yüksek klinik başarı sağlamaktadır.

    İlk olarak Fraksiyonel CO2 lazer dövme yada lekenin olduğu alana uygulanır.

    İlk olarak Fraksiyonel lazer uygulanmaktadır.

    Bundan 10-20 dakika sonra Q swiched Nd:YAG yada KTP lazer uygulanmaktadır.

    Sonra Q Swiched Nd:YAG lazer kullanılmakta

    Fraksiyonel ve Q Swiched lazer kullanımı sonuçları sağdaki son resim 3 seans sonrası

  • Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Gebelikte Rh Uygunsuzlugu (Kan Uyusmazligi)

    Biliyorsunuz kan gruplari A B AB VE 0 olup bir Rh faktoru icerirler.Bu Rh faktoru RH+  ve ya Rh- olur.
     Gebe olan bir anne adayinin kan grubu Rh- ve babanin kan grubu Rh+ olursa kan uyusmazligi dedigimiz Rh Uygunsuzlugu Sendromu ile karsi karsiya oluruz.Bu 
    durumlarin disinda kan gruplarinin Rh’lari ne olursa olsun asla Kan Uyusmazligi Sendromu yasanmaz.
       Bu uygunsuzluk neden onemli?Gebe olan anne adayinin bebeginin kani onemli,eger bebek kanini babadan aldiysa yani Rh+ ise (anne zaten  Rh- ) ozaman 
    gebelik ya da dogum esnasinda anne ve bebegin kani temas eder ve anne kanina bebegin kanindaki eritrositler (kirmizi kan hucreleri) gecer.Bu eritrositler
     uzerinde bebege ait Rh antijenleri vardir.Anne bu Rh antijenlerini yabanci olarak algilar,kendisi – olup bu antijenler + oldugu icin,ve bu antijenlere
     karsi Rh antikorlar uretir.Bu gebelikte bebek zarar gormez.Fakat bir sonraki gebelikte annenin bu Rh antikorlari bebege gecer ve bebegin eritrositlerini 
    parcalayip anemi dedigimiz kansizliga neden olurlar.
       Dogum ve gebelik esnasinda bebegin kaninin anneye gecip annenin bunlara karsi antikor olusturdugunu yazdim.
    Bu durumlar:Dusuk, kurtaj, dis gebelik, amniyosentez, CVS (Koryon Villus Biopsisi), kordosentez gibi girisimlerdir.Bu durumlardan birinin yasanmasi halinde
     annenin etkilenmesini onlemek amaciyla 72 saat icinde Anti-D ignesi yapilmasi gerekmektedir.Bu igne tek seferlik kalcadan kas icine (intramuskuler) yapilir
    .Bazi kaynaklara gore igne 14-28 gune kadar da yapilabilir.
    Kan uyusmazligi olan gebelerde ilk kontrolde Indirekt Cooms testi bakilir.Indirekt Cooms testinin negatif olmasi halinde antenatal donemde dusuk ihtimalle
     de olsa Rh Izoimunizasyonu (etkilesme ) gelistirme ihtimaline karsi 20.haftadan itibaren 1 aylik aralarla Indirekt Coomsun tekrar bakilmasi gerekir.
    Indirekt Cooms’u negatif olanlarda 28. haftada 300 mikrogram Anti-D gama globulin (kan uyusmazlik ignesi) ile profilaksi yapilmalidir.Profilaksi ile
     doguma kadar kalan 12 haftada bebekten anneye gececek kanin Rh izoimmunizasyonunu olusturmasini engellemek. Profilaksinin yapilmamasi durumunda da Anti-D 
    gama globulin dogumdan sonraki 72 saat icinde yapilir.Dogumdan sonra bebek kordon kanindan Direkt Cooms bakilir ve bebek kan grubu calisilir.Direkt Cooms 
    testinin negatif olmasi ve bebek kan grubunun Rh+ olmasi durumunda bebege 72 saat icinde kan uyusmazlik ignesi deddigimiz Anti-D gama globulin yapilir.Bu
     igne ile yeniden profilakside oldugu gibi Rh izoimmunizasyonu engellemeyi amaclamaktayiz.Yani annenin bebekten gelen eritrositlere karsi antikor 
    olusturmasini engellemeye calismaktayiz.

    indirekt ve Direkt Cooms testinden bahsettik.Bunlarin ne anlama geldigini aciklamak isterim.
         Indirekt Cooms anneden gebeligin ilk kontrolunde ve 20. haftadan sonra 4 hafta aralarla bakilan testtir.Anne kaninda serbest antikor tayini icin bakilir.Indirekt
     Cooms testi pozitif olan olgularda IgG yapisindaki spesifik Anti-D antikorlarina bakilir.Bu antikorlar icin kritik titre 1:16 ve ustudur.IgM plasentadan 
    gecmedigi icin bakilmasina gerek yoktur.1:16 uzerindeki degerlerde etkilenmenin durumunu arastirmak icin amniyosentez,kordosentez ve USG gibi ileri tetkiklere
     gecmek gerekir.Hastalik ileri derecede ise anne karninda bebek kanini degistirmek gerekebilir. Amniosentez ile alınan amnion sıvısı optik dansite ölçüm 
    yöntemi ile (DOD450 – biluribin yoğunluğuna bağlı olarak) değerlendirilir ve Liley eğrisi denilen eğride risk grubuna ayrılır. Liley eğrisinde 2. veya 3.
    zona girenlerde şiddetli etkilenme olmuş demektir ve kan transfüzyonu endikasyonu vardır. Kordosentez ile hemoglobin ölçümü ve bebeğe kan transfüzyonu 
    yapılabilir. 
         Direkt Cooms testi ise dogumdan sonra bebekten bakilir ve fetal eritrositler uzerindeki antikorlari tayin icin kordosentezle fetal kanda bakilir.
         Bir de Kleihauer-Betke testi vardir. O da anne kanina karismis olan fetal eritrositlerin miktarini hesaplamaya yarayan bir testtir.
         Eger Rh Uygunsuzlugunda bebek etkilenmis ise anneden bebege gecen Rh antikorlari bebegen eritrositlerini parcalayip cokeltecektir.Bu durum agir anemi 
    tablosuyla beraber Hidrops Fetalis dedigimiz anemi kalp yetmezligi ve bebegin vucut bosluklarinda sivi birikmesi ile giden agir tablonun olusmasina neden
    olur.Parcalanan ve cokeltilen eritrositlerin miktarina gore tablonun agirligi degisir fakat cok ileri durumlarda bebek kaybina kadar giden durumlar dahi
     yasanabilir.

  • Güneş ve korunma yöntemleri

    Güneşin sıcak ışıkları bazılarımıza huzur verebilir, bazılarımız ise güneşli havalarda daha mutlu ve hiperaktif olabilirler ancak özellikle derimiz için tehlikeli de olduğunu defaiyetle söylemeyi kendim ve mesleğim adına bir borç biliyorum. Güneş ışınlarının %50'si görünür ışık, % 44'ü kızıl ötesi işınlar % 6'sıda UV mor ötesi ışınlardan oluşur. İşte bu mor ötesi ışınlar (UV) deri kanseri sebeplerinin en önemlisidir ve derinin erken yaşlanmasına da neden olur.

    UV-A derinin derin tabakalarına (dermis) ulaşıp yayılırken, UV-B derinin üst tabakasına (epidermis) zarar verir. UV-A yıl boyunca ve gün içinde değişik saatlerde , mevsimlerde ve hava koşullarında değişmezken , UV-B yaz aylarında ve yüksek rakımlı yerlerde daha yoğundur. Deri üst tabakamız yansıtma, dağıtma ve absorblama yollarıyla bu zararlı ışınların etkisinden bir miktar korunmaya çalışsa da ne yazık ki ozon tabakası delindiğinden beri derimizi bu canavardan korumak için bütün yöntemleri öğrenmeliyiz. Giysiler bizi ne kadar korurlar? %20-25 oranında koruyabilir ancak ipekli ve koyu renk giysiler çok az koruyucudur. Hava bulutlu diyenlere söyleyebilirim ki güneş ışınlarının %85'i bulutlardan geçer. Peki ama en etkin güneşten nasıl korunmalıyız;

    -Işınların en şiddetli olduğu 11.00-16.00 saatlari arasında güneşe çıkmamaya özen gösterelim. Gölgede oturalım. Şemsiye, şapka ve açık renk giysiler kullanalım. Mutlaka güneşten koruyucu kremleri kullanalım. Çocuklarda deri tipine bakılmaksızın yüksek faktör koruyucu kremler kullanalım.

    Bu ürünler ile ilgili dermatolog olarak size önerim; çoğu güneş koruyucu doğru ve yeterli miktarlarda kullanılmadığı için etkisiz olarak söylenirya ürünü etkin olarak kullanmak her şeyden önemlidir. Yetişkin bir insanda güneşten koruyucu ürün miktarı 2 mg/cm2 olduğundan, tüm vücut için yaklaşık 6 tam dolu çay kaşığı ürüne ihtiyaç vardır. Dermato-kozmetik bir üründe ürünün içeriğine göre uygulama şekli, uygulaman ne kadar süre sonra güneşe çıkılacağı , suya dayanıklılığı, ne kadar koruma sağlayacağı belirtilmiştir, mutlaka bakınız. Ürün raf ömrüne dikkat ediniz. Ve kapağını açtığınız bir ürünü 1 yıl içinde kullanınız. Hem UV-A hem UV-B filtresi içeren ürünleri kullanınız. Deri emilimi iyi, suya denize terlemeye buharlaşmaya sürtünmeye dayanıklı, etki süresi uzun ürünler her zaman tercihimdir. Koruma faktörlerine gelince FDA güneş koruyucu ürünleri SPF2-<15 : düşük, SPF 15- <30: Orta, SPF 30-50 : Yüksek , SPF 50+: En yüksek koruma sağlar şeklinde sınıflandırmıştır. Çocuklarınızda SPF50+ kullanmanız onların hassasiyeti ve güneşte kalma süreleri açısından bana göre son derece önemli.

    Size sık kullanılan bronzlaştırıcılar ile ilgili de küçük pratik bir bilgi vereyim. Uygulamadan 1 saat sonra renk değişikliği görülen bu ürünlerde 5-7 gün bu renk değişikliği devam eder. SPF 3-4 düzeyinde koruyuculuk vardır. UVA'yı az bir miktar absorbe edebilir ancak UVB'ye karşı koruyamaz.

    Sevgili okurlarım; güneşiniz bol ama UV korumalı olsun. Sağlıklı günler dileğiyle.

  • GEBELİKTE ZAMANLAMA

    GEBELİKTE ZAMANLAMA

    1-Gebeliğe karar veren kadın ne yapmalıdır?
    Günümüzde kadınların eğitim ve kariyerle ilgili hedef ve beklentileri oldukça ilerlediği için evlilik yaşı artmakta ve planlanan çocuk sayısı azalmaktadır. Bu nedenle çocukla ilgili planlamaları doğru zamanda yapmak çok önemlidir. Gebelik planlayan kadın gebe kalmadan önce mutlaka jinekolojik muayeneden geçmeli, meme muayenesi ve smear testi yapılmalı ve gebelikten 2-3 ay önce folik asit kullanmaya başlamalıdır. Jinekolojik muayene ile gebeliği engelleyebilecek veya gebelik sırasında ciddi sorunlara yol açabilecek myom, polip, kist gibi problemlerin varlığı açığa çıkartılır. Gerekirse bu problemlerin tedavisi yoluna gidilir. Meme muayenesi önemlidir. Çünkü gerek gebeliğin ileri aylarında, gerekse emzirme döneminde göğüslerdeki değişikliklerden dolayı memede ortaya çıkacak kitleleri doğru değerlendirmek pek kolay değildir. Smear testi ile rahim ağzında hücresel değişiklik veya kanser öncüsü değişiklerin tespiti ve uygun tedavisi mümkündür. Oysa gebelik sırasında tespit edilecek bu tür problemlerin tedavisi, gebelikte bazı ciddi sorunlara yol açabilir. Gebelikten 2-3 ay önce kullanılmaya başlanan folik asit, bebekte oluşabilecek beyin-omurilik sistemi anomalilerinin önemli ölçüde azalmasını sağlayacaktır. Jinekolojik muayene sırasına kadının önceden bilinen hastalıkları varsa, bunlar da değerlendirilmeli ve gerekirse ilgili uzmanlık dallarından değerlendirme istenmelidir. Gebelik öncesinde kadının fazla kilolarından kurtulması da çok önemlidir. Böylece kadın, gebeliğin vücudunda oluşturabileceği olumsuz fiziksel etkilerden korunabilir.

    2- Doğru zamanlama ve en uygun yaş nedir?
    Her şeyden önce kadının kendisini gebeliğe ve anneliğe hazır hissetmesi gereklidir. 20-35 yaş aralığını en uygun doğurganlık yaşı olarak söyleyebiliriz.

    3- Erken ve ileri yaş gebeliklerle ilgili problemleri değerlendirirecek olursak ..
    Hem erken yaş (19 yaş altı) hem de ileri yaş (35 üzeri) gebelikleri çeşitli riskleri de beraberinde getirmektedir.
    Adölesan dediğimiz erken yaş (19 yaş altı) gebeliklerinin çoğunluğu plansız gebeliklerdir. Plansız olduğu için bu gebeliklerin önemli bir kısmı düşükle sonuçlandırılır. Bu dönem gebeliklerinde hem anne hem bebek açısından bazı riskler söz konusudur. Gebelikte ortaya çıkan tansiyon yüksekliği (gebelik zehirlenmesi) ve buna bağlı hastalıklar nedeniyle anne ve bebek ölümleri artmıştır. Bebeklerde erken doğum ve düşük doğum ağırlıklı bebek ihtimali de artmıştır. Bu yaş grubu doğumlarda, hem anne hem de bebek ölüm oranları da daha fazladır.
    İleri anne yaşı dediğimiz 35 yaş üzeri gebelikler de riskli gruba girmektedir. Bu gruptaki gebeliklerde de düşük riski artmıştır. Anne yaşına bağlı olarak bebekte gelişebilecek anomali oranları artmıştır. Bunların başında Down sendromu dediğimiz Mongol bebek olguları gelmektedir. 30 yaşın altındaki kadınlarda Mongol bebek doğurma ihtimali 1/1000 iken, 35 yaşında bu oran 1/400, 40 yaşlarında ise 1/100 kadardır. Gebelik tansiyonu ve buna bağlı hastalıklar (gebelik zehirlenmesi), gebelikteki şeker hastalıkları, erken doğum oranları artmıştır. Doğumda sezaryen oranları, anne ve bebek ölüm oranları yüksektir. Tabii ki kadının evlilik yaşı veya eğitim veya kariyer nedenleriyle gecikmiş bir gebelik planlaması yapılabilir ve sağlıklı bebekler dünyaya getirilebilir. Burada önemli olan, gelişebilecek riskleri ortaya çıkaracak uygun bir gebelik takip programını uygulamaktır.

    4- Gebe kalmak için yaz mı, kış mı, bahar mı? Hangi mevsim?
    Gebelikte kadın vücudundaki metabolik faaliyetler, kalbin iş yükü ve nabız sayısı artar. Hormonal değişikliklerden dolayı vücut ısısı bir miktar artar. Bu kaçınılmaz değişiklikler gebeliğin ikinci yarısında daha belirgindir. Dolayısıyla yaz aylarında gebeliğin ileri dönemlerini yaşamak kadın için biraz daha sıkıntılı olacaktır. Zaten artmış hava sıcaklıkları, kadının vücut ısısının artması nedeniyle daha fazla hissedilecektir. Varisi olan kadınlarda önerdiğimiz varis çoraplarının yaz aylarında kullanımı pek mümkün olmamaktadır. Sonbahar ve kış aylarında başlayan gebeliklerin son ayları yaz mevsimine denk gelmektedir. Oysa ilkbahar ve yaz aylarında başlayan gebeliklerin ileri ayları sonbahar ve kış aylarında olmaktadır. Gebelik planlanırken bunlara dikkat edilebilir.

    5- Hangi saat? Saatin önemi var mı?
    Gebeliğin oluş saatinin gebeliğin sağlığı üzerine bilinen bir etkisi yoktur. 

    6- Sağlıklı hamilelik için kadınla erkek arasında yaş farkı ne olmalıdır?
    Böyle bir yaş farkı tanımlaması yapılamaz. Fakat kadınlarda 19-35 yaş aralığı dışındaki gebelikler riskli gruba girmektedir. Erkeklerde 40 yaşlarından itibaren üreme kapasitesi çok hafifte olsa azalmaya başlar ve 70’li yaşlara kadar devam eder. İleri erkek yaşı da, gebelik üzerine azda olsa olumsuz etkiler yapar.

  • Genç kalmanın sırları

    Yaşlanma doğal ve kaçınılmaz bir süreçtir ne yazık ki. Bazılarınızın neden ne yazık ki diyorsunuz, olgunlaşmakta güzeldir, her yaşın ayrı bir güzelliği vardır dediğini duyar gibiyim. Şahsen ben; ruhum yaşlanabilir ama derim biraz daha genç kalsın diyenlerdenim. Bu yazımda sizlere deri yaşlanmasını geciktiren yöntemlerle ilgili tiyolar vereceğim.

    Deri yaşlanmasının en önemli sebebi UV ışınlarıdır. Daha önceki yazımda UV ile ilgili bilgiler vermiştim. Bir hatırlatma, UV-A fototoksik ve fotoallerjik olaylardan daha fazla sorumludur. UV ışınları ile serbest oksijen radikallerinin artması ile erken yaşlanmayı, derinin elastin ve kollajen yapısında bozulmayı sağlar.Cilt esnekliği azalır ve kolay hasarlanır hal alır. Bu nedenle güneşten koruyucu ürünlerin kullanılması bizim daha yavaş yaşlanmamıza neden olurlar.

    Antioksidan ajanlar; UV ışınları ile açığa çıkan serbest oksijen radikallerinin zararlarına karşı deriyi koruyan ajanlardır. C vitamini ve E vitamini günümüzde en fazla adı geçen antioksidanlardır. Çok seven meyve ve sebzelerle bunları alabilir. Takviye amaçlı ağızdan alınabilir. Yada birçok ürünün içeriğinde krem ve serumlarla deriden alınarak fotoyaşlanma ile mücadele edilebilir.

    Selenyum deniz ürünleri ve ette bulunan hücreleri oksidadif stresten koruyan bir elementtir. UV'ye karşı koruyucu etkisi bilinmektedir.

    Koenzim Q (Ubikinon) antioksidan etkisi nedeniyle birçok kozmetik ürünün içeriğinde yer almaktadır. Yapılan çalışmalarda ubikinon kullanan hastalarda deri neminde ve ince kırışıklıklarda düzelme görüldüğü saptanmıştır.

    Çinko hasarlı dokuda hücre çoğalmasını, kollajen sentezini arttırır. UV ‘ye karşı koruyuculuğu kanıtlanmıştır.

    Beta karoten minimal eritem dozunu uzatarak UV'den korunma sağlar. UV teması ile düzeyleri azaldığından beta karoten desteğine gereksinim ortaya çıkar. Erişkinlerde 120-180 mg/gün çocuklarda 30-120 mg/gün UV hasarından korunmak için kullanılabilmektedir. Tavsiyem havuç, portakal ve dometeste bol bulunan beta karoteni yaz döneminde biraz daha fazla almanızdır. Bioflavanoidler; turunçgiller, elma, çilek, böğürtlen, karnabahar ve patateste bulunur. UV hasarından korunmada bunlardan da faydalanabiliriz.

    Yeşil çay yapısındaki maddelerle UV'ye bağlı hasarın, kızarıklığın, güneş yanıklarının azaldığı kanıtlanmıştır. Kahve bitkisinden elde edilen coffeeberry güçlü bir antioksidan olup bir çalışmada 6 haftalık deriye sürme tedavisiyle ince kırışıklık ve lekelerde anlamlı bir düzelme sağladığı gösterilmiştir.

    Yaşlılığa meydan okumak için, kliniklerde yaptığımız işlemler teknoloji ve kozmetoloji geliştikçe artıyor. Bu yazıyı da bu nedenle özellikle yazdım. Sizler deriniz için gerekli olan önlemleri mutlaka alın ve deri yaşlanmasına engel olmaya çalışın, olamadığınız noktalarda bizler küçük ve doğal müdahalelerle zaten sizlerin yanında oluruz.

  • HPV Enfeksiyonları ..

    HPV Enfeksiyonları ..

    1-HPV enfeksiyonları niçin önemlidir?

    İnsan Papilloma Virüs (HPV) enfeksiyonları günümüzde en yaygın cinsel yolla bulaşan enfeksiyon grubunu oluşturur. Kadınların % 70 kadarının hayatında 1 kez HPV enfeksiyonu geçireceği tahmin edilmektedir.
    Günümüzde HPV’nin 200’ün üzerinde alt tipi tanımlanmıştır. Bunlardan 40 kadarı kadın genital sisteminde enfeksiyon oluşturmaktadır. Genital sistemde enfeksiyon yapan tiplerden 15 kadarı (Tip 16, 18, 31, 33, 35, 39, 45, 51, 52, 56, 58, 59, 68, 73, 82) yüksek kanserojen riskli tipler olarak kabul edilir. Yani bu tiplerle enfeksiyon geçiren kişilerde bazı genital kanserlerin gelişme riski artmaktadır. Bu tiplerden de özellikle tip 16 ve 18 rahim ağzı kanseri oluşumunda en önemli risk faktörü olarak karşımıza çıkmaktadır.
    Genital siğile yol açanlar ise 6, 11, 42, 44, 54 tipleridir. Özellikle 6 ve 11 tipleri en sık genital siğil nedenleridir.

    2- Virüsün bulaşma yolları nelerdir?

    Bu virüsler direkt ve indirekt olarak iki şekilde bulaşabilir.
    A-Direkt yol: Cinsel yönden aktif ve güvenli seks kriterlerine uymayan kişilere, genital bölgedeki mukoza çatlaklarından girerek bulaşır. Ayrıca enfekte cilde temas ve enfekte doğum kanalından bebeğin doğumu da direkt bulaşma yöntemlerindendir. Genellikle 3 ay içerisinde enfekte kişide lezyonlar görülür.
    B- İndirekt yol: Virüsle temas etmiş iç çamaşırı, havlu ve tuvaletlerle de bulaşma söz konusu olabilir. Bu virüsler hayatta kalabilmek için canlı hücreye ihtiyaç duyduklarından, canlı olmayan ortamlarda uzun süre varlıklarını sürdüremezler.

    3-Bu enfeksiyonu geçiren kişi nasıl farkedebilir?

    Siğile yol açan tiplerle enfeksiyon geçirenlerde genital bölgede karnıbahar şeklinde küçük kabarık lezyonlar belirir. Siğile yol açmayan tiplerle geçirilen enfeksiyonlarda ise genelikle herhangi bir yakınma yoktur.
    Enfeksiyonu geçiren kadınların % 70 kadarında 1 yıl içerisinde, % 90 kadarında da 2 yıl içerisinde, virüs vücuttan elimine edilir, yani atılır. Kalan %10 kadar kişide virus yaşamaya devam eder ve bunların bazılarında genital hücrelerde değişiklikler başlar. Söz konusu dğişiklikler Pap smear testiyle ortaya çıkarılabilir.

    4- HPV virüsünün kanserojen etkisi kimlerde daha sık görülür?

    Öncelikle erken yaşta cinsel yaşamı başlamış ve birden fazla partneri olan, başka cinsel yolla bulaşan hastalık geçirenlerde risk artmıştır. Ayrıca bağışıklık sisteminde bozukluk olanlar ve sigara içenler de risk grubuna girmektedir. Enfeksiyon özellikle 19-24 yaş grubu gençlerde çok yaygındır.

    5-HPV enfeksiyonlarından korunmak mümkün mü? Neler yapılmalı?

    Günümüzdeki en yaygın cinsel yolla bulaşan hastalık olan HPV enfeksiyonlarından tamamen korunmak maalesef mümkün değildir. Cinsel ilişkide bariyer yöntemler (prezervatif) kullanmak bu enfeksiyonları % 100 engellemez. Çünkü cilt teması ile de bulaşabilir. Ortak kullanılan tuvaletlerde çok dikkatli olunmalıdır. Kadın tek eşli ve eşi de tek eşli ise o zaman risk çok azdır.
    Son yıllarda bulunan HPV aşılarının bu konuda önemli bir koruyucuğu söz konusudur. Piyasada iki tip aşı vardır;
    1. aşı iki HPV tipine karşı geliştirilmiştir. HPV tip 16 ve 18 e karşı % 90 ın üzerinde korunma sağlar. 0,1 ve 6. ayda olmak üzere 3 doz şeklinde uygulanır.
    2. aşı dört HPV tipine karşı geliştirilmiştir. Genital siğil yapan tip 6 ve 11 tipleri ve rahim ağzı kanserine neden olan tip 16 ve 18 tiplerine karşı %90 ın üzerinde koruyuculuk sağlamaktadır. Aşı 0, 2 ve 6. aylarda olmak üzere 3 doz halinde uygulanmaktadır.

    Aşıların 9-26 yaşları arası kız çocuklarında, özellikle cinsel yaşam başlamadan önce uygulanması önerilmektedir. Oluşan koruyuculuk 10 lu yaşlar cıvarında daha yüksektir. Bazı ülkelerde erkek çocukların da aşılanması önerilmektedir. Aslında toplumdaki bulaştırıcılığı azaltmak için erkeklerin de aşılanması doğru bir yaklaşım olacaktır.
    HPV kadınlarda rahim ağzı kanseri, vagina ve vulva kanseri, anus kanseri, genital siğil etkeni olabilirken, erkeklerde anal kanser riskini artırır. Ayrıca enfekte doğum kanalında vajinal yolla doğan bebeklerde laringeal papillom gelişebilir. Aşılarla bütün bu hastalıkların önemli oranda azaltılması mümkündür.

    6- HPV enfeksiyonları nasıl kanser oluşumuna yol açabiliyor?

    Yukarıda da bahsettiğimiz gibi her HPV enfeksiyonu geçirende kansere dönüşüm olmadığı gibi, enfeksiyonu her geçiren kişide de kalıcı bir enfeksiyon gelişmez. Riskli grupta daha fazla olmak üzere enfeksiyonu geçiren kişilerin % 10 kadarında enfeksiyonu etkileri 2 yıldan uzun devam eder. Kişi yüksek onkojenik riskli bir HPV tipiyle enfekte olduysa, bu virüsler rahim ağzı epitel hücrelerinin DNA yapısını değiştirmeye başlar. 12-20 yıl kadar süren bir zaman diliminde hücredeki değişikliklerin bir kısmı rahim ağzı kanserine kadar ilerler. Tabii ki her hücresel değişiklikte kansere dönüşmez. Ayrıca riskli grupta her yıl, risksiz grupta 2-3 yılda bir yapılan smear testleri hücresel değişimdeki erken safhaları tespit etmemizi sağlar. Böylece hem tedavi, hem de takip çok kolay bir şekilde gerçekleştirilebilir. Yani smear testi daha rahim ağzı kanseri gelişmeden 10 yıl kadar önceki hücresel değişiklikleri tespit etmemizi sağlar.

  • Topuk çatlakları

    Topuk çatlakları :

    Topuk çatlakları, deride görülen ince, derin yarıklardır. Bunlar derinin en üstteki kalın boynuzsu tabakasından, en derin tabakalarına kadar uzanabilirler. Çatlaklar ayak derisinde en fazla topuklarda ve yan yüzeylerde oluşurlar. Sağlıklı deri elastik, pürüzsüz ve yüke dirençli bir yapıda iken, çatlamış topuk derisi kuru, gevrek, pürüzlü bir yapıdadır ve en üstteki ölü hücrelerden oluşan boynuzsu tabakası kalınlaşmıştır. Topuk çatlakları son derece ağrılı olabildiklerinden, yürümeyi, sporcuların faaliyetlerini sekteye uğratırlar; kişinin günlük yaşantısını önemli ölçüde kısıtlarlar.

    Topuk çatlamasının nedenleri :

    Esnekliği azalmış ayak derisinin aşırı gerilime maruz kalması, çatlakların ortaya çıkmasına neden olur. Bu duruma yol açan bir çok sebep vardır:

    · En önemli nedenlerin başında ayak mantarı, egzema, sedef gibi deri hastalıkları gelir.

    · Sıvı alımının yetersiz olması veya üre eksikliğine bağlı cilt kuruluğu

    · Kışın soğuk hava veya iç mekanlarda havanın kuru olması, yazın açık ayakkabılarda ayak derisinin tozlu zeminlerle yakın teması deriyi kurutur.

    · Kadınlarda menopoz sonrası östrojen eksikliğine bağlı olarak veya daha ileri yaşta her iki cinste yaşlanma sürecinde deri kuruması.

    · Demir veya B vitamini eksikliği

    · Şeker hastalığı, tiroid yetmezliği veya böbrek hastalıkları başta olmak üzere çeşitli metabolik hastalıklar.

    · Ayaklarda yapısal şekil bozuklukları veya ayak yapısına uygun olmayan ayakkabıların sürekli sürtünmesi

    · El ve ayak derisinde kalınlaşma ve sertleşme ile seyreden bazı genetik deri hastalıkları

    · Çok sık yıkanma, ayakların banyo-abdest alma sonrası yeterli kurulanmaması, ıslak bırakılması

    · Aşırı kiloya bağlı veya aşırı yürüme-koşma sporuna bağlı olarak ayak tabanlarının fazla basınç altında kalması

    Topuk çatlaklarının tedavisi:

    Çatlak tedavisinde ilk aşama, ağrıyı azaltmaktır. Bunun için öncelikle ayak derisinin ılık suda yumuşatılmasından sonra çatlak çevresindeki kalınlaşmış keratin tabakanın temizlenmesi gerekir. Bunun ardından üre içeren merhemler sürülür ve iyileşene kadar topuk derisinin olabildiğince basınç altında kalmaması için önlem alınır. Derin topuk çatlaklarının aynı zamanda mantar ve bakteriler gibi çeşitli mikropların üremesine uygun bir zemin hazırladığı unutulmamalıdır. Yara haline gelmiş derin çatlaklarda akşamları yara üstüne üreli-antibiyotikli bir merhem sürdükten sonra hava almayacak şekilde bandajlanması iyileşmeyi hızlandırır. Çatlak oluşumunu tetikleyen yukarıda sayılan hastalıklardan herhangi biri mevcut ise bunun da birlikte tedavisi gerekir. Özellikle şeker hastalarının kan dolaşımı da yavaş olduğundan ayak hijyenine ve en ufak yaranın dahi hızlı tedavisine özen göstermelidirler. Ayaklara uygun ayakkabı kullanmak, şekil bozukluğu varsa basıncı azaltacak silikon tabanlıklardan destek almak gerekir. Vitamin veya demir eksikliği , ağız yolundan alınan takviyelerle giderilmelidir.

    Topuk çatlaklarında hangi bakım ürünleri önerilir :

    Yakın zamana kadar deriyi yağlayan merhemlerin kuru ve çatlamış deri için en iyi bakım ürünü olduğu düşünülürdü. Ancak günümüzde yağlı merhemlerin deri gözeneklerini tıkadığı ve ter salgısını kısıtladığı bilimsel olarak belirlenmiştir. Buna karşılık üre içeren merhem ve losyonların gözenekleri tıkamadan derinin su tutucu kapasitesini arttırdığı biliniyor. Böylece deri tabakalarının içerdiği nem oranı arttığından, cildimizin esnekliği de artıyor ve darbelere karşı daha dirençli hale geliyor. Üre içeren ürünler her eczanede ve parfümeride bulunmaktadırlar.

    Topuk çatlaklarının önlenmesi:

    Pürüzsüz, esnek, çatlaklara dirençli bir ayak ve topuk cildine sahip olmak için, haftada bir kez ayak cildinin ponza taşı veya ayak törpüsü ile temizlenmesi gerekir. Metal törpüler, zaten hassaslaşmış olan derinin zedelenme riskini daha da arttıracaklarından bunlardan kaçınılmalıdır. Bu sırada olası çatlaklara paralel yönde hareket ettirilmelidir. Törpünün çatlaklara dik gelecek şekilde kullanılması çatlakları derinleştirecektir. Topuklar törpülendikten sonra, uygun bir topuk kremi, masaj ile yedirilmelidir.

    Çatlamış ciltte ise ayaklar , haftada bir kez değil, her gün kremle ovulmalıdır.

    Dr. Banu Serbes Kural

    Dermatoloji uzmanı

  • KÜRTAJ (GEBELİĞİN ALINMASI)

    KÜRTAJ (GEBELİĞİN ALINMASI)

    Kürtaj rahim içerisinde oluşan gebeliğin alınması yoluyla

    sonlandırılmasıdır.Bunun günümüzde değişik yöntemleri vardır.Kürtaj sadece

    mevcut gebeliğin isteğe bağlı olarak alınması amacıyla yapılmaz,düşükten sonra

    kalan artıkların temizlenmesi veya ölü bir gebeliğin sonlandırılması için de

    yapılır.Ayrıca rahim içerisindeki herhangi bir oluşumun alınması veya

    endometrium denen rahim iç zarından teşhis amaçlı parça almak için de kürtaj

    yapılır.

    Kürtaj 2 aşamalı bir işlemdir;önce rahim ağzı genişletilir ki buna dilatasyon

    deniyor,daha sonra da rahim içerisine girerek içerideki materyal veya gebelik

    çeşitli yöntemlerle alınır.Bundan dolayı tıpta kürtaj için genellikle, dilatasyon ve

    küretaj manasına gelen D&C simgesi kullanılır.Dilatasyon işlemi için ince uzun

    çubuk şeklinde,numarasına göre kalınlıkları gittikçe artan,buji denen ve

    genellikle paslanmaz metallerden yapılan aletler kullanılır.Daha sonra da

    genişletilen rahim ağzından, arkada vakum yapabilen enjektör tarzı bir alete

    bağlı olan ince tüp şeklindeki kanüller, içeri sokularak, oluşan vakum gücüyle

    gebelik veya rahim içerisindeki materyal dışarı çekilir.Ancak çok küçük

    gebeliklere,rahim ağzı genişletilmeden de, çok ince kanüller yardımıyla kürtaj

    yapılabilir.

    Kürtaj Yöntemleri;

    Kürtaj işlemi günümüzde ,vakum denen enjektör ve ucuna takılan ince boru

    şeklinde kanüllerin rahim içerisine sokulması suretiyle,gebelik kesesi emilerek

    boşaltılarak yapılır.Bu yöntem,sterilite kurallarına riayet edildiği sürece,hem

    kolay hem de riski çok düşüktür.Bu sayede de kürtaj işlemi 3-5 dakika gibi bir

    sürede tamamlanır.Bu işlem lokal uyuşturma ya da genel anestezi yöntemiyle

    yapılabilir.

    Diğer bir yöntem,ucu kaşığa benzeyen ve küret denen aletlerle gebeliğin veya

    rahim içerisinde bulunan materyalin dışarıya doğru çekilmesi ile yapılan

    kürtajdır.Bu yöntem artık terkedilmiştir.Günümüzde hiçbir hekim

    kullanmamaktadır.

    Kürtaj nerede yapılır;

    Kürtaj hastanelerde veya muayenehanelerde Kadın Doğum Uzmanlarınca

    yapılır.

    Kürtaj nasıl yapılır;

    Kürtaj yapılmadan önce hasta muayene masasında ultrasonografi ile muayene

    edilir,gebeliğin büyüklüğü,yerleşim yeri tespit edilir.Şartlar kürtaj için uygunsa

    hasta jinekolojik masaya alınır ve spekülum denen aletle vajen içi genişletilerek

    ve antiseptik solüsyonlarla temizlik yapıldıktan sonra karar verilen anestezi

    uygulanır.Daha sonra da yukarıda belirttiğimiz şekilde dilatasyon ve kürtaj

    işlemi uygulanır.Kürtaj sonrası ultrasonografi ile kontrol yapıldıktan sonra hasta

    10-15dakika dinlendirilir

    Kürtaj sonrası dönem ve kontrol;

    Kürtaj işleminin yapıldığı gün hasta ayakta duş şeklinde banyo yapabilir.Tampon

    kullanılmamalı ancak steril ped’ler kullanılmalı ve sık değiştirilmelidir.Hastaya

    antibiyotik,rahminin eski haline gelmesi için kanama durdurucu ve çok az da

    olsa ağrı ihtimaline karşın ağrı kesici ilaçlar genellikle verilir.Yaklaşık 1 hafta

    süreyle az miktarda kanama normaldir.Aşırı kanama ve ağrı ya da pis kokulu

    akıntı ve ateş yükselmesi hissedilirse hemen hekime başvurulmalıdır.

    Herşey normal olduğu sürece hastanın 1 hafta sonra hekimi tarafından kontrolü

    genellikle uygulanan bir yöntemdir.

    Kürtaj kaç haftaya kadar yapılır;

    Yasal sınır 10 haftadır,ancak 6 haftada bebeğin kalp atışları başlıyacağı göz

    önünde bulundurulursa en ideal haftalar,4-6hafta arasıdır.

    Kürtaj kimlere yapılır;

    18 yaşından büyük evli hanımlara ve eşinin imzası alınarak yapılabilir.18

    yaşından büyük ve bekar hanımlar sadece kendi rızaları ile kürtaj olabilirler.18

    yaşın altında olan bekar hanımlara ancak anne ve baba rızası ve isteği ile kürtaj

    yapılabilir.