Yazar: C8H

  • Öğrenme güçlüğü (disleksi)

    Öğrenme güçlüğü (disleksi)

    Öğrenme güçlüğü olan çocuklar, zihinsel yetenekleri normal sınırlar içinde yer alan, ancak öğrenme güçlüğü gösteren çocuklardır.
    Öğrenme güçlüğü olan çocukları, zihinsel yetersiz ve davranış bozukluğu olan çocuklardan ayırmak gerekir.
    Öğrenme güçlüğü gösteren çocuklar; dinleme, düşünme, konuşma, yazma veya matematik problemlerini çözmede güçlükleri görülen, anlama ya da yazılı ve sözlü dili kullanmadaki psikolojik süreçlerden birinde/birkaçında yetersizliği olan çocuklardır.
    Öğrenme güçlüğü terimi; algısal güçlükleri, beyin zedelemesinden etkilenmiş olanları, disleksi ve gelişimsel afaziyi içermektedir. Ancak öğrenme güçlüğü tanımı ekonomik, kültürel, çevresel yoksunlukları, davranış bozukluklarını, zihinsel, bedensel, görme ya da işitme yetersizliği sonucunda oluşan öğrenme güçlüklerini kapsamamaktadır.
    2509 sayılı Tebliğler Dergisi özel öğrenme güçlüğünü; ‘yazılı veya sözlü dili anlamak ya da kullanabilmek için gerekli olan bilgi alma süreçlerinden birinde ya da birkaçında ortaya çıkan ve dinleme, konuşma, okuma, yazma, heceleme, dikkati yoğunlaştırma ya da matematiksel işlemleri yapmada yetersizlik nedeniyle bireyin eğitim performansının ve sosyal uyumunun olumsuz yönde etkilenmesidir' biçiminde tanımlamaktadır.
    Çocuğun, bilgi işlem süreçleri ile ilgili bir problemle birlikte kendini idare etme ve sosyal becerilerdeki zorluğunu da yansıtır.
    *Eğer çocuk potansiyeli oranında başarılı değilse; bunun nedeni düşük güdülenme, sık okul değiştirme sonucu temel becerileri edinememe, ekonomik, kültürel ve çevresel yoksunluklar, dil ya da davranış problemleri gibi başka bir problem de olabilir.

    NEDENLER

    Öğrenme güçlüğünün nedenleri tam olarak bilinmemekle birlikte bilim adamları tarafından desteklenen bazı bulgular vardır.
    1-Beynin Hatalı İşleyişi

    Öğrenme güçlüklerini beynin zedelenmesi sonucu oluşan tahribatların oluşturduğu düşünülmektedir.
    2-Biyo-KimyasalBozukluklar

    Fizyolojik ya da biyo-kimyasal bozukluklardan dolayı öğrenme güçlüğünün oluştuğu öne sürülmektedir.
    Ayrıca vitamin eksikliği, alerjiler, genetik eğilimler, kan uyuşmazlığı, oksijen eksikliği, doğum aletlerinin yol açtığı yaralanmalar, beyin hasarı, çarpma ve tümörler gibi doğum sonrası etkenlerin öğrenme güçlüğüne neden olabileceği düşünülmektedir.

    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ GÖSTEREN ÇOCUKLARIN ÖZELLİKLERİ

    1-Çalışma Becerilerini Kullanma Yetersizliği
    Öğrenme güçlüğü gösteren çocukların çoğunda ortak olarak görülen özelliklerden biri çalışma becerilerini kullanma yeteneğindeki yetersizliktir.
    Çalışma Becerileri

    a)Problemi etkili bir şekilde yapabilmek için gerekli olan kaynakların, stratejilerin ve becerilerin farkına varılması.
    b)İşin ya da problemin başarıyla tamamlanmasına yol açacak şekilde yapılacak işlerin plânlanması, çalışmaların etkinliğinin sürekli değerlendirilmesi gibi unsurları kapsayan kendi kendini düzenleme mekanizmasını kullanma yeteneğidir.
    2-Algısal Bozukluklar

    Öğrenme güçlüğü gösteren çocukların önemli bir özelliği de algısal bozukluklarının olmasıdır.Görsel algılama ya da görsel duyulardan gelen uyaranların yorumlanması ve örgütlenmesinde güçlük çekerler.Görsel agılama güçlüğü olan çocuklar, harfleri ve geometrik şekilleri kopya etmede zorlanırlar.
    3-Genel Eşgüdüm Problemleri, Algısal, Devinimsel Problemler

    Yaşlarına göre devinimsel becerilerin kullanmasını gerektiren bedensel etkinliklerde yetersizliklerin ve eşgüdüm problemlerinin olmasıdır.Top atma, yakalama, zıplama, koşmada yetersizlik ya da yavaş gelişim söz konusudur. Öğrenme güçlüğüyle bağlantılı olabilir, fakat nedeni değildir.
    4-Dikkat Bozukluğu ve Aşırı Hareketlilik

    Dikkatle ilgili güçlüklere hem işitsel hem de görsel alanda rastlanılmaktadır. Dikkatleri normal çocuklara göre daha kolay dağılmaktadır.
    Sınıfta dikkatsiz ve aşırı hareketlidirler. Sınıfta uzun süre yerinde oturamazlar.Birinci ya da ikinci sınıfa giden bir öğrenci üç dört yaşlarındaki çocuklar kadar hareketli ise öğrenmesi olumsuz yönde etkilenecektir.
    5-Düşünme ve Bellek Problemleri

    İşitsel ve görsel uyaranların bellekte tutulamaması bakımından yetersizlik gösterirler.Herhangi bir yetersizliği olmamasına rağmen, bir dizi kelimeyi ezberlerken zorlanır. Birbirine benzeyen kelimeleri ayırmada güçlük çekerler.
    6-Sosyal Uyum

    Öğrenme güçlüğü gösteren çocuklar, duygusal bozukluk gösteren çocukların davranış özelliklerini gösterirler. Çoğu zaman mutsuzdurlar, kendini değerlendirmeleri olumsuzdur, kendi kendilerini kontrol edemediklerine inanırlar ve başlarına gelen olayların diğer kişi ve olaylardan kaynaklandığını düşünürler.Çabalarının işe yaramadığını, ne kadar çabalarsa çabalasın öğrenemediğini düşünürler.
    DİSLEKSİ

    Gelişimsel, nörolojik bozukluğa, yetersizliğe bağlı okuma ve yazma bozukluğudur.

    Belirgin Disleksi Özellikleri
    – Okuma yavaştır ve akıcı değildir, bazen hiç yoktur, harf harf okur.Özellikle bilmediği kelimeleri ve uzun kelimeleri okurken duraklar, okuyamaz.
    – p, b, d, g, h, y, s, z, u gibi harfleri yazarken karıştırır ve ters yazar.
    -Yazarken bazı harfleri unutur, bazılarını fazladan ekler.
    -Ayna hâli yazı yazabilirler.(q İI AT) Talip
    -Kelimeleri kısaltarak okur.
    -Tahmin ederek okur.
    -Yüksek sesle okurken anlamı ifade eden ritim, tını ve tonlama bozuktur.
    -Yanlış vurgulama yapar.
    -Okuduğu öykünün anlamını çıkaramaz.
    -Yazması bozuktur, karalama, harfleri yanlış dizme görülür.
    -Kalem tutması bozuktur, çabuk yorulur.
    -Birbirine yakın kelimeleri ayıramaz.
    -Bir satırı takip edemez, karıştırır.
    -Satır başına geçerken zorlanır.
    -İçinden okurken bazı sesler çıkarır.
    -Kelimenin yerine başka bir kelime yerleştirme, atlama görülür.
    Disleksinin yüzde 39'u dikkat sorunlarıyla, yüzde 37'si görsel-motor sorunlarla, yüzde 16'sı görsel mekânsal sorunlarla ilgili olduğu tespit edilmiştir.
    Dislekside sağ-sol, yukarı-aşağı gibi kavramlar karıştırılabilir, perspektiften yoksundurlar.Bisiklet ya da saat resmi çizerken sorun yaşarlar.
    Disleksinin belli bir tedavisi yoktur.Sorunların erken tanınması, okulun ve ailenin teşvik edici olması oldukça önemlidir.Sık okul değiştirme, evde ikinci bir dilin kullanılması önemli bir olumsuzluktur.Yaş ilerledikçe okuma sorunları düzelebilir. Ancak yazı hataları ve yavaş okuma kalıcı olur.

    Akademik açıdan pek çoğu başarısızdır.Yaşla birlikte (8. sınıfa doğru) okuduğunu anlamada düzelmeler olur. Sözlü anlatımda ve sözlü sınavlarda daha başarılı olurlar.

    MATEMATİK BOZUKLUĞU (DİSKALKULİ)

    Sayısal ilişkileri kavramada, hesaplamada, sayısal sembolleri tanıma, kullanma ve yazmada açığa çıkan bozukluk, yetersizliktir.
    Çocuklarda iki tip bozukluk vardır.
    1-Hesaplama,
    2-Akıl Yürütme
    1-Hesaplama

    Matematik bozukluğu olan(Diskalkuli) çocuklar
    -Sayıları bozuk yazar, sıklıkla yer değiştirirler, (ters dönmüş ya da baş aşağı)
    -Sayıları eksik ya da fazla yazarlar,(324 sayısını 30020, 286 sayısı 200806 şeklinde yazabilirler.)
    – Geometrik ilişkileri kavramada zorlanırlar.
    -Basit işlemleri yapamazlar.
    -Aritmetik sembolleri tanımada zorlanırlar.
    -Çok basamaklı sayıları okuma ve yazma da zorlanırlar.
    -İşlemleri bozuk sıra ile yaparlar.
    -Çarpma, bölme gibi işlemlerde sayıları alt alta yazmada zorlanırlar.
    -Sayıları atlar, sağlama yapamazlar.
    -İşlemleri yanlış yaparlar.

    2-Akıl Yürütme
    Akıl yürütmede dil sorunu da olabilir.Sözel problem çözme, komutları anlama, akılda tutma, plâna göre adım adım çözme bozuktur.
    Genel olarak bu yetersizliklerin yanı sıra dikkat sorunları yaşanır.Dikkati çabuk dağılır ve kısa sürer.
    Öğrenme bozukluğu olan çocuklar, okul başarısızlığı, okul reddi, okul fobisi, davranış sorunları; özellikle düzen bozucu davranışlar, hiperaktivite, migren, enüresiz (altını ıslatma) depresyon vb. duygusal ve sosyal uyum sorunları yaşar.

    Genel Olarak Öğrenme Güçlüğünün Kaynağında;
    -Hafıza,
    -Organizasyon,
    -Bir konu üzerinde yoğunlaşma ya da dikkatini toplama yetisi,
    -Bilgiyi hatırlanacak şekilde düzenleme yetisi,
    -Öğrenilmiş bir bilgiyi yeniden akla getirme (hatırlama)
    -Olayları uygun bir düzen içinde anlama yeteneklerinde problem bulunabilir.
    Öğrenme güçlüğünün olması ayrıca çocuğun duyduğunu ya da gördüğünü algılamakta, yazılı malzemeleri ve sözlü sunuları anlamakta zorlandığı anlamına da gelebilir.

    İlkokulun ilk üç yılında sık rastlanan özel öğrenme güçlüğü belirtileri şunlardır:
    -Ana okulunu bitirdiğinde ev telefonunu hâlâ ezberleyememiş olabilir.
    -Çabalamasına rağmen bebek ninnilerini ezberleyip tekrarlayamaz.
    – Öyküleri dinlerken dikkatini toplamakta ve kavramada güçlük çeker.
    -Öykünün ayrıntılarını hatırlamada zorlanır.
    -Birinci sınıfta iken harfleri seslendirmede öğrenmekte ya da sayı ve harfleri yazmakta zorlanır.Buna bağlı olarak duygusal açıdan çok çabuk kırılır, çok çabuk sinirlenir, kâğıtları yırtar, ağlar, okula gitmek istemez aptal ya da akılsız olduğunu söyler.
    -Sınıfta davranış problemi vardır; dikkat çekici, düşüncesiz hareketlerde bulunur.
    -Sınıf ödevlerini bitirmez.
    -Öğretmeninden ya da ana-babasından sürekli yardım ister.
    -Bir gün öğrendiğini ertesi gün unutur. Örneğin sözcükleri hecelemeye çalışır, öğrenmiş gibi gözükür ama testte başarısız olur, unuttuğunu söyler. Aynı şey okumada da olur; kalın sesli bir harfle örneğin“a” ile başlayan bazı sözcükleri gayet güzel okur, ancak bir sonraki hafta aynı sözcüklerle karşılaştığında, yeniden öğretmeniz, çalıştırmanız gerekir.
    – İkinci sınıfta basit toplamaları yapmakta zorlanır.Üçüncü ve dördüncü sınıfta çarpım tablosunu, her gece birlikte tekrar ettiğiniz hâlde ezberleyemez.
    -Düşüncelerini kâğıda dökmekten kaçınır ya da güçlük çeker.
    -Soruları sesli olarak yanıtlar, ancak bunları yazmaya çalıştığında aynı başarıyı gösteremez.
    -Konuşurken kelime dağarcığı yeterli olduğu hâlde yazarken çok basit bir dil kullanır. Çünkü uzun sözcükler yazmak daha zor gelir.
    -Okula gitmek istemez.
    -Okul ödevlerinin çok zor olduğunu söyler.

    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN ÇOCUKLARIN AİLELERİNE

    ÖNERİLER

    Eğer çocuğunuz okulda başarısız oluyorsa ve öğrenme güçlüğü tanısı konmuşsa;
    -Öncelikle bunun nedenlerini araştırın.
    -Öğretmeninden bilgi ve yardım isteyin. Gerekli tıbbî ve psikolojik ölçümleri yaptırın, gerekirse profesyonel yardım isteyin.
    -Öğretmeniyle ortak bir çalışma plânı geliştirin.
    -Çocuğunuzun tüm özelliklerini ve kapasitelerini tanıyın.
    Harfleri ters yazıyorsa: Harflerin yazılı olduğu kartlar hazırlayın.Yazarken kartlara bakarak doğru yazmasını ve hatalarını düzeltmesini sağlayın, yazma alıştırmaları yapın.
    Doğru hecelemekte, yazmakta zorlanıyorsa: Cümleleri, kelimeleri gruplara ayırın.Her gün belli bir grubu yazmasını ve kurmasını sağlayıp çalıştırın.Bakmadan yazdırın, hatalarını düzeltip tekrar yazdırın ve okutun.
    Matematik problemlerinde zorlanıyorsa: Matematik seviyesini tespit edin.Eski bilgilerini tekrarlatın, çok kısa basamaklar hâlinde yavaş yavaş ilerleyin.Çalışırken birden fazla duyuya hitap edin(görsel, işitsel, olay yaşayarak, dokunarak).
    Okumayı öğrenmede güçlük çekiyorsa:
    -Okuma seviyesini tespit edin. Tümden gelim(bütünden parçaya)yöntemini kullanın.
    -Sık sık tekrarlama yapın.
    -Sabırlı ve olumlu tutum içinde olun.
    -Güdüleyici ve teşvik edici olun.
    -Çocuğun kendisini rahat ve güvencede hissettiğinden emin olun.
    -Dikkati çabuk dağıldığından çalışmaları kısa tutun.
    -Bir basamağı öğrendiğinden emin olmadan diğer basamağa geçmeyin, yavaş ilerleyin, öğrendiklerini karıştırmasına engel olun.
    -Çalışma becerilerini geliştirmek için ev egzersizleri ve sorumluluklar verin.Günlük işlerde olaylara katılmasını sağlayın(temizlik, yardım vb.)
    -Başardıkça teşvik edin, onaylayın.
    -Dikkati yoğunlaştırıcı etkinlikler yaptırın(oyunlar, boncuk dizme, nesneleri gruplama, ayırma, düzeltme vb.)
    -Başaramayacağı ödevler, görevler, sorumluluklar vermeyin.Kendisini başarısız ve olumsuz değerlendirmesine engel olun.
    -Hatırlamayı ve tekrarlamayı gerektirecek hafıza oyunları oynatın.

    ÖĞRENME GÜÇLÜĞÜ ÇEKEN ÇOCUKLARIN ÖĞRETMENLERİNE ÖNERİLER

    -Çocuğun bireysel özelliklerini, kapasitelerini, sınırlılıklarını bilin.
    -Aileyle diyalog hâlinde olun.
    -Sınıfta öğrenme etkinliklerine katılmalarını sağlayıcı sorumluluklar, görevler verin.
    -Kullandığınız komutların basit, kısa ve net olmasına dikkat edin.
    -Hafızaları zayıf olduğundan öğrendiklerinin bellekte kalıcı olmasını sağlamak amacıyla birden fazla duyuya hitap edin(görsel, işitsel, drama vb.).
    -Güven verici ve teşvik edici olun.
    -Tedirginlik ve güvensizlik öğrenmeyi her durumda ve yerde olumsuz etkiler.
    -Ön sıralara oturtun sık sık jest ve mimiklerle katılımını sağlayın.
    -Aşırı hareketliliği varsa sınıf ortamında farklı düzenlemeler yapın.
    -Başaramayacağı ödevler, sorular ve sorumluluklar vermeyin.
    -Kendisinin başarabileceğine inandırın.
    -Kendisini olumlu değerlendirmesini ve iyi hissetmesini sağlayın.
    -Sosyal aktivitelere katılmasını sağlayın, iş yapma becerisi kazandırın.
    -Gruplama, ayırt etme vb. ödevler verin.
    -Görsel algı becerilerinin gelişimine yönelik etkinlikler yapın.
    -İçinde bulunduğu gelişim döneminin özelliklerini iyi bilin.
    -Olumsuz etiketlemelerden kaçının(yaramaz, tembel, dikkatsiz vb.).
    -Öğrenme güçlüğü gösteren öğrencinizi diğer öğrencilerinizle kıyaslamayın ve onu olduğu gibi kabullenin.

  • İLİŞKİLER VE BAŞKALARI NE DER?

    “Mahmud ile Yezida birbirine düşman Müslüman ve Yezidi köylerinin gençleridir ve birbirlerine sevdalıdırlar. İki genç evlenmek için umutsuzca çareler ararlar. Mahmud dilek ağacının yanında, Yezida’nın saçlarına kırk gün boyunca birer tane örgü yapar; kırkıncı gün kırkıncı örgü tamamlanır. Yezida ile Mahmud kaçmaya karar verirler. Bu arada, köyün ağası Havvas Ağa Mahmud’un, köyün ileri gelenlerinden biri olan Teyfo Ağanın kızıyla evlenmesini ister. Teyfo Ağa’nın kızı Güllüşah, Mahmud’a deli gibi âşıktır, uğruna kendini asmaya bile kalkmıştır fakat Mahmud bu evliliği kabul etmez. Mahmud dilek ağacına yeşil mendil bağlarken Yezidi köyünde görülmüştür. Yezidiler tarafından öldürülmüş, ağaca yeşil mendil bağlayan eli kesilmiş, köye hudut yapılmıştır. Irmağın kenarında dolaşırken Yezida, sevgilisinin kesik eliyle karşılaşır. Çıldırır, kendini parçalar. Ölüm dairesini çizer ve kendini hapseder. Günlerce kimseyle konuşmaz Yezida, ta ki Mahmud’un anası Eyşan Ana gelene kadar. Yezida cesedinin Mahmud’un yanına gömülmesini istemektedir ama buna bile izin yoktur. Diğer dokuz kardeşi hala namuslarını temizlemekten bahsetmektedirler. Babası Miro Ağa kızını görmeye bile gelmemiştir. Yezida her gün saçının bir örüğünü çözer, kırk gün sonunda kırkıncı örüğünü de çözer ve kendini ölüme teslim eder. Oyun biter.”(Mungan, 1995).

    Etrafımıza, yaşama baktığımızda Murathan Mungan’ın bu mitolojik hikayesine ne kadar rastlıyoruz? Kıyısından köşesinden de olsa, hepimizin bir şekilde böyle bir yaşam hikayesine denk gelmişliği, duymuşluğu vardır sanıyorum. Bir şekilde toplumsal baskının duygusal/ romantik ilişkiler üzerindeki etkisine…

    Bu hikaye akıllara şu soruyu getiriyor… Bizler duygusal ilişkilerimizi yaşarken ya da evlilik kararı alırken ne kadar kendi irademiz ve kendi isteklerimiz doğrultusunda ne kadar aile ve arkadaşlarımızın etkisi altında kalarak kararlar veriyoruz? Verdiğimiz kararın, ailemizin, arkadaşlarımızın, sevdiklerimizin görüşlerinden bağımsız olması mümkün müdür?

    Aslında yüzyıllardır, romantik ilişkileri ailenin desteklemesi veya karşı çıkması diye bir gündem bulunmakta. 

    Aile, arkadaşlar çocuğunun romantik ilişkisine karşı çıkarsa bu ilişki zamana az mı dayanır yoksa çok mu? Ya da aile, arkadaşlar bu ilişkiyi onaylarsa, ilişkiden alınan doyumun artması ve ilişkinin süreklilik kazanması olası mıdır?

    Literatürde yapılan çalışmalar, ilişkilerin sosyal bir boşluk içinde ortaya çıkmadığını göstermektedir. Romantik ilişkilerin devam ve kalıcılığında, partnerin ailesinin kişinin kendisinden hoşlanmasının, kişinin ailesinin partnerden hoşlanmasının ve çiftlerin birbirlerinin ailelerinden hoşlanıyor olmalarının yanı sıra kardeşlerin ilişkiyi nasıl değerlendirdiklerinin etkisi olduğu görülmektedir (Can, 2009). 

    Duygusal ilişkiler konusunda yapılan araştırmalar, ilişkilerin nasıl başladığı, geliştiği ve sonlandığı hakkında önemli bilgiler sağlamaktadır. Bununla birlikte, incelenen literatürde sosyal bağlamın etkisini dikkate alarak yapılan çalışmaların oldukça az sayıda olduğu dikkat çekmektedir. Bu az sayıda çalışmanın da gösterdiği gibi ilişkiler sosyal bir boşluk içinde ortaya çıkmamaktadır. 

    Yıllar önce Ridley ve Avery (1979) sosyal bağlamın etkilerinin dikkate alınmaması durumunu “kavramsal körlük” olarak tanımlamışlardır. Bugün hala yakın ilişkilerde sosyal ağ etkilerinin göz ardı edildiği yönünde tartışmalar devam etmektedir (örneğin, Parks ve Eggert, 1991; Surra, 1988).

    Peki siz ne düşünüyorsunuz? Ailenin, arkadaşların, toplumun ilişkiye yönelik yorumları, görüşleri karşısında, ilişki zamana az mı dayanır çok mu?

  • Otizm    (yaygın gelişimsel bozukluk)

    Otizm (yaygın gelişimsel bozukluk)

    Uluslar arası alanda otizm ve yaygın gelişimsel bozukluk terimleri birbirinin yerine kullanılmaktadır. Otizm ileri düzeyde ve karmaşık bir gelişimsel yetersizlik çeşididir. Doğuştan var olabildiği gibi üç yaşına kadar olan dönemde de ortaya çıkabilir.

    Otizmin nörolojik sebeplerden kaynaklandığı sanılmaktadır ancak bu konuda net bir bilimsel gösterge bulunmamaktadır.
    Otizm bir ruh hastalığı değildir.
    Otizmin anne-babaların kişilik özellikleriyle ya da çocuk yetiştirme biçimleriyle ilişkili olmadığı artık bilinmektedir. Otizmin genetik olduğu yönünde bulgular vardır ancak bununla ilgili gen ya da genler çok yakın zamana kadar belirlenmiş değildir.
    Otizm yaklaşık her 500 çocuktan birinde görülmektedir. Erkeklerde görülme sıklığı, kızlardan dört kat fazladır; ancak kızlarda daha ileri düzeyde seyrettiği görülmektedir.

    Otizm beş alt gruba ayrılmaktadır:

    1.Otizm
    2.Asperger sendromu.
    3.Çocukluk disintegratif bozukluğu
    4.Rett sendromu
    5.Atipik otizm

    1.OTİZM:

    Üç yaşından önce başladığı kabul edilmektedir. Sosyal etkileşimde önemli yetersizlikler, iletişim ve oyunda yetersizlikler,çeşitli takıntılarla kendini gösteriri.

    2.ASPERGER SENDROMU:

    Sosyal etkileşimde yetersizlik ve çeşitli takıntılar görülür ancak otizmden farklı olarak dil ve zihin gelişiminde geriliklere rastlanmaz. Sözcük dağarcıkları ve dilbilgisi gelişimleri genelde iyidir ancak; çoğunda denge ve devinsel eşgüdüm sorunları gözlenir.

    3.ÇOCUKLUK DİSİNTEGRATİF BOZUKLUĞU:

    Çok seyrek rastlanan bir kategoridir. Bu tanıyı alan çocuklar yaşamının en az ilk iki yılında normal gelişim gösterirler. Bozukluğun başlamasıyla, daha önce kazanılmış beceriler hızla kaybedilir ve otizm için belirtilen özellikler kendini gösterir. Zihinsel becerileri ileri düzeyde zihin özürlü düzeyine kadar geriler.
    Bu tanıyı alan çocuklar birkaç yıl içerisinde, otizm tanısı alan çocuklarla benzer özellikleri paylaşır duruma gelirler.

    4.RETT SENDROMU:

    En az beş ay normal gelişim gösteren çocuklarda görülür ve yalnızca kız çocuklarında ortaya çıkan genetik bir bozukluktur. Sendromun başlamasıyla birlikte baş büyümesi yavaşlar, el becerileri yitirilir, takıntılı el hareketleri başlar. Zamanla tüm devinsel beceriler geriler ve denge bozukluğu ortaya çıkar. Rett sendromu, otistik bozukluklar içinde, genetik temeli tam olarak belirlenmiş olan tek kategoridir.

    5.ATİPİK OTİZM:

    Otizm için belirtilen üç alandan yalnızca birinde yetersizlik olduğunda ve diğer otizm türlerinin hiç birinin ölçütleri karşılanmadığında konan tanıdır.

    BELİRTİLER VE ÖZELLİKLER

    Otistik bireylerde, pek çok özellik, farklı düzeylerde görülür:

    1.SOSYAL ETKİLEŞİMDE YETERSİZLİK:

    • Göz kontağında sınırlılık
    • Ortak ilgide sınırlılık; başkasının işaret ettiği yere bakmama..
    • Başkalarının yaptıklarına karşı ilgisizlik; seslenildiğinde duymuyormuş gibi davranmak,
    • Diğer çocuklarla etkileşmede isteksizlik; yaşıtları ya da kardeşleriyle etkileşimde bulunmamak
    • Yalnızlığı yeğlemek;
    • Başkalarının duygularını anlamada yetersizlik; sevinç, üzüntü, kızgınlık gibi duygulara tepkisizlik.

    2.İLETİŞİM VE OYUNDA YETERSİZLİK

    • Dil ve iletişim sorunları: konuşma zorluğu, sıra dışı konuşma, gereksinimlerini ifade edememek.
    • Vücut dili kullanımda sınırlılık; jest ve mimiklerini kullanamama.
    • Hayali oyunda gerilik: sembolik ve işlevsel oyunları hiç oynamamak yada yaşıtlarından daha beceriksizce oynamak.

    3.TAKINTILAR:

    • Nesne takıntıları: nesneleri döndürüp seyretmek, seslerini dinlemek, sıraya dizmek, yalamak, koklamak vs.
    • Hareket takıntıları: el çırpma, sallanma, koşma, zıplama, dönme vs. davranışları uzun süreli yapma.
    • İlgi takıntıları: bir ya da birkaç sıra dışı konuyla sürekli ilgilenmek; uçaklar arabalar vs.
    • Düzen takıntıları; okula her zaman aynı yoldan gitmek, yemeği hep aynı tabaktan yemek, aynı giysiyi giymek.

    4.DİĞER BELİRTİLER:

    • Bazı duyularda aşırı duyarlılık; belli seslerden aşırı derecede rahatsızlık
    • Acıya karşı duyarsızlık; düşme, çarpma, yaralanma durumlarında tepki göstermemek
    • Uygun olmayan gülmeler kıkırdamalar; nedeni belli olmayan uzun süreli gülmeler
    • Kendine ya da çevreye yönelik saldırganlık
    • Öfke nöbetleri; aniden başlayan hırçınlıklar
    • Aşırı hareketlilik ya da hareketsizlik;
    • Tehlikelere karşı duyarsızlık;
    • Kas gelişiminde tutarsızlık; bazı becerilerde diğer becerilere göre daha ileri yada geri de olmak.

    ÖZELLİKLER:

    • Üstün yetenekler yaygın değildir; %10 unda üstün yeteneklere rastlanır.
    • Zekâ geriliği yaygındır, %80 inde zekâ geriliği görülür.
    • Nörolojik sorunlara sık rastlanır; yaklaşık üçte birinde sıklığı ve şiddeti değişen havaleler görülür.

    DİL GELİŞİMİ VE İLETİŞİM ÖZELLİKLERİ

    • İletişim ile ilgili iki alanda, ortak ilgi ve sembol kullanmada yetersizlik görülür.
    • Yarısına yakını hiç konuşmaz.
    • Sözel dil becerileri, genellikle sözel olmayan dil becerilerinden daha geridir.
    • Sözcükleri anlamlarıyla kullanmada, kişi zamirlerini kullanmada sorunlar görülür.
    • Konuşmada monotonluk ve didaktiklik dikkat çeker.
    • Papağan konuşmasına sık rastlanır.
    • Karşılıklı konuşmada sorunlar görülür.

  • KENDİMİZİ TANIMAMIZA EN ÇOK HİZMET EDENLERDEN BİRİ BİR BAŞKASI ÇOĞU KEZ

    Sevmediğimizi dile getirdiğimiz, çok kızgın olduğumuz, çoğu kez görmeye bile tahammülümüzün olmadığı bir başkası…

    O başkası ki aslında kendimiz;
    O başkasında görüp sinirlenip, hatta bazen değiştirmeye çalıştığımız ki kendimizde yana yakıla saklayıp, görmemek için binbir takla attığımız…

    Düşünün ki partner ilişkilerinizde “narsist” diye tanımladığınız kişilere çekiliyorsunuz… Ve her seferinde “nereden buldum bu ukala, çok bilmişi?” diyor, ilişkilerde kalmakta zorlanıyorsunuz… Acaba siz kendi içinizde bir parçanız olan narsist tarafınızı ne kadar görüyor, benliğinizde yer almasına ne kadar izin veriyorsunuz? Sizi yaşamda tutan, okumanıza, meslek sahibi olmanıza ve yaşamda var olmanıza yardımcı olan bu tarafınızı ne kadar sahipleniyorsunuz?

    Başkasında görüp beğenmediğimiz, aslında kendimizde olan ve var gücümüzle bastırıp görmezden geldiğimizdir. 

    Danışanlarımla çalışırken, 27-40 yaş arası yaşamda işi, duruşu, mesleği olan birçok kişinin partner ilişkilerinde zorluklar yaşadığını görüyorum… Çoğunlukla onları hiç “görmeyen”, onlara hiç değer vermeyen, sevmeyen ve saygı duymayan kişilerin karşılarına çıktığından ve kendilerini ne kadar değersiz hissettiklerinden bahsediyorlar. Partnerlerini değiştirmeye çalışıp, kendilerini görünür hale getirmeye çalışırken de bir dolu incinmişlik yaşıyor ve aslında ilişkilere küsüyorlar. Kendilerinin kendilerini ne kadar “gördüklerini”, kendilerinin kendilerini “ne kadar sevdiklerini” sorduğumda ise malesef duyduğum, aslında kendilerini görüp sevmedikleri oluyor. 

    Kişi kendini görmezse, başkası görsün ister…

    Kişi kendini sevmezse, başkası sevsin ister…

  • Ebeveynden ayırılma(ma)

    Bilinmeyene duyulan korku ve ayrılık endişesi çocuğun gelişiminde beklenen normal aşamalardır; ama her ikisi de aşırıya kaçıp çocuğun fonksiyonlarını engellemeye başlarsa sorun yaratabilirler. Normal gelişim sürecinden kaynaklanan sıkıntılar ‘'ayrılma zorlukları'' ve aşırı ayrılma korkuları da ‘'ayrılık endişesi'' dir.

    Ayrılma zorlukları çocuğun gelişiminin normal, sağlıklı bir parçasıdır. Bağlanma bebeklik döneminin ortalarında çocuk anne babasına ait olma duygusuna kapıldığında başlar. Bu bağlanma çocuğun anne/babasının yanından ayrılırken üzülmesine ve terk edilme endişesi duymasına yola açar. Çocuk anne babanın tekrar geleceğine inanmaya başladığında, ayrı kalmaya ilişkin protestolarından vazgeçer. Çoğu ebeveyn bebeklerini ilk kez bakıcıya bırakıp evden çıkarken, onun nasıl içli ağladığını hatırlar. Genellikle ağlama kapı tamamen kapandığında ya da hemen sonra durur ama bazı bebekler ayrı kalma endişesini yenemez ve neredeyse ebeveyn gelene kadar ağlama devam eder. Ayrılma zorluğu yaşayan çocuk evden ayrılma zamanı geldiğinde ağlayabilir, öfke krizi geçirebilir veya okula sınıfa girmeyi reddedebilir. Bu tepkiler çok olağandışı görünseler de son derece normaldir.

    Kaynak: Dr Susan Anderson ve Dr Henrietta Leonard ”Çocuktur, Geçer!” 2003 Epsilon Yayınevi- İstanbul

    * Bu söylenenlere ek olarak çocuğunuzda uzun süreli bir ayrılma zorluğu varsa ya da ayrılık endişesi bozukluğundan şüpheleniyor iseniz mutlaka bir uzmana danışmalısınız.

    www.gelisimselpediatri.com

  • Çift Terapisi

    Çift Terapisi

    Çift ve ilişki terapisi her zaman merak edilen , ihtiyaç duyulan ancak ne yazık ki,diğer psikolojik danışmanlık hizmetlerine göre talep edilme durumu son ana bırakılan bir süreç. Terapist olarak ilişkiyi biz kurmuyoruz, iki farklı kültürden gelen bireylerin sağlıklı iliskiyi kurmalarına yardımcı oluyoruz. İlişkiye ve evliliğe bir kurum olarak bakarsak; temel gereksinimleri karşılanmadığı Zaman batma riskinin olduğunu hepimiz tahmin edebiliriz. 

    Ne zaman destek alınmalı?

    Birlikte olmayı istediğiniz kişi ile evlenmeyi beklememeli , tam aksine ilişkinizde kırılma noktalarını görmek adına Psikolojik Danışmanlık hizmetine başvurmalısınız. Yapılarınızı be hayata bakışınızı objektif bir şekilde görme olanağı doğacak. Mutluluğunuz için kılavuz aramak yerine köyü görmek, kontrolü size verecektir. 

    Psikolojik Danışmanlık hizmeti kimlerden alınır ? 

    Destek alacağınız uzmanın psikolojik danışmanlık,psikoloji ve psikiyatri lisans eğitiminden sonra Evlilik ve İlişki Terapisi eğitimine sahip olması gerekiyor.Bu belgeleri sorunuz!

    Psikolojik Danışmanlık süreci nasıl ilerliyor? 

    Görüşme süresi ortalama 90 dakikadır. Sürece çiftler aynı anda alınır,ilgili test ve envanterler uygulanır ve Uzman süreci belirleyerek acil yapılacakları sunar. Her 2 tarafın aktif olması gerekir; çünkü süreç aktif ev alıştırmalarını içerir. 

    Çift ve İlişki Terapisi Ne Zaman Olmaz? 

    Aldatma,şiddet ve eşlerden en az birinin destek almak istememesi durumunda süreç sonlanır. Psikolojik danışmanlık sürecinde gönüllülük ön koşuldur ve aldatma evlilik dinamiğini dışa aktarırken şiddetin mantıklı bir açıklaması yoktur.

  • Bebeklik ve erken çocukluk döneminde sınır koyma- disiplin

    Bebeklik dönemi ailenin istenmeyen davranışlar daha başlamadan bunları önlemek, başladığında ise erken ve etkili çözüm getirmek için hazırlanabileceği çok önemli bir dönemdir. Aileler sıklıkla çocuklarını olumlu olarak algılarlar. Ancak çok sevilen, üzerine titrenen çocuğun da aile tarafından olumsuz algılanan davranışları olabilir.

    Aileler çocuğun davranışlarına tepkiyi kişisel, toplumsal beklentilere bazen de o andaki ruh halleri doğrultusunda verirler. Örneğin tüm gün ev işleriyle boğuşmuş bir annenin sabahki sabrı ile akşamki sabrı bir olmayabilir. Çocuğun amacı istenmeyen bir davranışı yapmak olmayabilir. Sıklıkla bebeklik ve erken çocukluk döneminde çocukların amacı merak ettiğini, istediğini elde etmektir, ya da davranışın altında yatan heyecan, öfke gibi bir duygu vardır. Aile ise davranışa odaklandığından bu duygu ve düşünceleri fark etmeyebilir. Kullanılacak yöntem ne olursa olsun ailenin çocuğun duygu ve düşüncelerini daha iyi anlaması gerekir. Çünkü çözüm ancak bu şekilde gelecektir.

    Temel ilkeler;

    1. Çocukla genel anlamda ilişkiyi iletişimi ve olumlu geri bildirimleri arttırmak. Uygulanacak tüm yöntemler bu temel üzerine oturtulmalıdır. Pek çok istenmeyen davranışın altında çocuğun ilişkiye girmek için dikkat çekmek istemesi yatar. Örneğin annesinin dikkatini başka türlü çekemeyen çocuk huzursuzluklar çıkararak bunu yapabilir. Çocuklar için olumsuz ilişki bile ilişki olmamasından daha iyidir. Çocuğun bakış açısını anlamak çok önemli, bunu yapabilmenin en iyi yolu ona daha fazla zaman, dikkat ve şefkat vermek. Sevilen, kişiliğine saygı duyulan çocuk başkalarını sever ve onlara saygı duyar.

    2. Önce istenmeyen davranışın öncesinde ve sonrasında neler olduğunu bulmaya ve sıklığını belirlemeye çalışmalıyız. Bazen çaresizlikle yaptığımız tutarsız davranışlarla, örneğin önce tepinince ona çok ilgi göstermek, eline vermek istemediğimizi sonunda vermek gibi, çocukları şaşırtıyor olabiliriz. Davranışın bir öncesi ve bir sonrası vardır. Öncesi başlamasına sebep olur, sonrasında elde edilen ise tekrarlanıp tekrarlanmayacağını belirler.

    3. Çocuklar en kolay taklit ederek öğrenirler, neyin olumlu neyin olumsuz olmadığını da bilemeyebilirler. Olumlu davranışı siz göstererek ona örnek olun. Çocuklar sıklıkla duyduklarını değil gördüklerini yaşadıklarını öğrenirler. Çocuklar hep öğrenme durumundadır. Onlardan büyük beklentilerin olmaması çok önemli. Kurallarınız az sayıda, mantıklı, kolay olsun onlara siz de uyun ve sık sık tekrarlayın.

    Kaynak: Ertem İÖ, Gelişimsel Pediatri 2005 Çocuk Hastalıkları Araştırma Vakfı

  • Temizlik Hastalığı

    Temizlik Hastalığı

    Obsesif kompulsif bozukluklar sınıfında değerlendirilen HASTALIK HASTALĞI inatçı hastalıklardandır. Dönem dönem kontrol altına alınsa bile tekrar etme riski yüksektir. Sadece terapiler yeterli gelmeyebilir ancak hem ilaç hem terapi uygulanması birlikte daha verimli sonuç verebilir. Ailenin de desteği olması ve hastanın durumunu anlaması çok önemlidir.

    Her 100 kişiden ikisinde görülebilir. Dürtüsel bir temizlik arzusu ve temizledikçe bitmeyen kirliliklerin yarattığı sıkıntılar. Tabu bunun da çeşitleri var. Abdest almaya girip bir saatten önce çıkamayanlar. Banyoya girip köpük köpük yıkanan ve saatler sonra çıkabilen. Galip Derviş karakterindeki dedektifin kapı kolları ve kullanılmış eşyalara dokunamaması gibi aşırı titiz olanlar. Evin her köşesini temizleyip sonra eksik kalan kısımlarını bahane edip temizlik bezini alıp tekrar bir tur atanlar… İşte temizlik takıntısı olan belkide bunun bir hastalık olduğunu anlamak için uzun süre bu belirtilerle savaşarak yaşayanlar aslında “OKB”nin bir uzantısı olan “Temizlik Hastalığı”na yakalanmıştır.

    İnsan Nasıl Temizlik Hastalığına Yakalanır?

    Aşırı kaygılı mizaca sahip olanlar, şüpheci ve evhamlarından arınamayanlar başlarda masumca gibi görünen ortamı temizleme arzusu sürekli kendini tekrar ediyor ve artık kontrol edilemiyorsa ciddiye alınması gerekir. Neden böyle bir rahatsızlığa kapıldığını açıklayak somut bilgilere ulaşmak kolay değil. Kişilik yapıları ve genetik yatkınlıkları kişinin zorlandığı ve aşırı stresle mücadele ettiği bir dönemde hastalığa dönüşmüş olabilir.

    Ben Temizlik Hastası Mıyım?

    • Sürekli ellerini mi yıkıyorsun?

    • Evi çok sık mı temizliyorsun?

    • Eve misafir geldiğinde pislettiğini düşünüyor ve arkasından her şeyi temizleme ihtiyacı mı duyuyorsun?

    • Boş zamanlarının çoğu temizlik yaparak mı geçiyor?

    Eğer cevaplarınız “Evet” se, siz de bir temizlik hastasısınız.

    Ne Tür Zorlanmalar Bu Hastalığa Davetiye Çıkartır?

    Anne ve baba modelinden biri çok düzenli ve titiz, aşırı kuralcı ise bunun yanında biyolojik, psikolojik, çevresel faktörler bunu tetiklemiş olabilir. Bunun yanında, yakın bir tarihte yakınlarından birini kaybetmek, iflas etmiş olmak, boşanma veya bir travma da takıntılara sebep olmuş olabilir.

    Hayatını Nasıl Etkiler?

    Ev ortamına yakın aile bireyleri bile gelmek istemeyebilir. Çok istediği halde misafir geldiğinde kontrolsüz yaşadığı huzursuzluk onu mutsuz eder. Aslında kimseye zarar vermez en çok da kendisine zarar verir. Zamanla temizliğe ayırdığı zaman yetmez olur. Konsantrasyonu bozulur, iş performansı düşer. Evli ise çocuklarla geçinmekte zorluk çeker. Günün sonunda enerjisi tükenmiş ve bitkin düşmüş hisseder. Bel ağrıları kas ağrıları eksik olmak. Uzun sürmesi depresyon ve başka psikolojik rahatsızlıkların tetiklenmesine yol açar.

    Nasıl tedavi edilir?

    Hastalığın kendiliğinden geçmesini bekleyenler zaman kaybeder. 6 ay geçmiş olsa bile yardım almayan hastalarda genellikle iyileşme görülmez. Tedavi birkaç aşamada planlanır. Önce;

    Önce hasta durumu hakkında bilgilendirilir. Hastalığın ilerlemesini önlemek için alınması gereken tedbirler paylaşılır. Kimyasal yollarla hastalığın dürtüsel yönleri kontrol altına alınmaya çalışılır. Seçici serotonin geri alım inhibitörleri, antidepresan ilaçlar, bilişsel davranışçı terapi uygulamaları bunları kapsar. Hastalığın direncine ve kişinin kişilik yapısına uygun bir ilaç başlanır ve bir süre sonra da terapiler başlar. Bu rahatsızlıkları çok kısa süre içinde iyileştirmek mümkün görünmemektedir.

    Kişisel Tecrübelerim

    Bana gelen OKB hastalar genellikle pek çok tedavi görmüş ve bu süreçte uzun zaman kaybetmiş olduğunu gözlemliyorum. Hastanın moral durumu, tedavi olma arzusu, güven duygusu ve benimle uyuma geçme oranına göre tedaviye ne kadar sürede cevap vereceğini birkaç seansta anlayabilirim.

    Bilişsel davranışçı terapilerin yanı sıra hipnoterapi ve EMDR tekniklerinden yararlanıyorum.

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Gelişim ve gelişim ilkeleri

    GELİŞİM VE GELİŞİM İLKELERİ

    Gelişim; Kişinin döllenmeden başlayarak bedensel, zihinsel, dil, duygusal ve sosyal yönden (büyüme, olgunlaşma ve öğrenmenin etkileşimiyle) son aşamasına ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme kaydeden değişimidir. Örneğin; çocuk kas ve kemikleri yeterli olgunluğa erişip, tırmanmasını öğrendiğinde ağaca tırmanabilir. (hareket gelişimi) Gelişim kavramı çoğumuz tarafından büyüme kavramı ile karıştırılmaktadır. İkisi birbirine bağımlı ancak farklı kavramlardır. Gelişim bireyin; öğrenmesi, anlaması, duyması, konuşması, etrafıyla ve kendisiyle ilişkileri, yürümesi, el kol hareketleri, oyunları gibi özelliklerini kapsar, büyüme ise nicelik (sayı) olarak artışı ifade eder.

    Gelişim İlkeleri;

    1- Gelişim hem biyolojik faktörlerden hem de çevreden etkilenir.

    2- Gelişimde bireysel farklılıklar söz konusudur. Her birey benzer süreçleri farklı dönemlerde yaşayabilir.

    3- Gelişimde bir sıra vardır:

    4- Gelişim baştan ayağa doğrudur. Çocuk önce başını tutmayı sonra oturmayı ardından yürümeyi öğrenir.

    5- Gelişim içten dışa doğrudur. Çocuk önce nesneye uzanır, onu elleriyle kavrar daha sonra parmaklarını kullanmaya başlar.

    6- Gelişim genelden özele doğrudur. Çocuk önce büyük kas kontrolünü hada sonra küçük kas kontrolünü kazanır (önce ellerini kullanmayı daha sonra kalem tutmayı öğrenir)

    7- Gelişimin hızı her yaşda aynı değildir.

    8- Gelişim tüm alanlarıyla bir bütündür. Herhangi bir gelişim alanının aksaması diğer alanlarıda olumsuz etkileyebilir.

    9- Gelişim devamlılık gösteririr, yaşam boyu devam eder.

    www.gelisimselpediatri.com

  • ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YER?

    ÇOCUKLAR NEDEN TIRNAK YER?

    NASIL YAKLAŞMALIYIZ…Tırnak yeme çocuklarda ve yetişkinlerde sıkça görülen bir problemdir. Tırnak yeme alışkanlığı genellikle 3-4 yaşlarında başlar ve her üç çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülür. Bu durum genellikle ergenlik çağına kadar sürebilir ve ergenlik çağında ortalama her iki çocuktan birinde tırnak yeme davranışı görülebilir.

    Çocuklar sıkıntılı bir durumla karşı karşıya kaldığında veya herhangi bir olumsuz durum yaşadığında genellikle ellerini ağızlarına götürürler ve yaşadıkları stresli durumu bu şekilde ifade etmeye çalışırlar. Çocuklar bu yolla huzursuzluklarını, sorunlarını bastırmaya, görmezden gelmeye ya da gidermeye çalışabilirler. Dikkat edildiği zaman huzursuzluğun ya da stresin olduğu durumlarda eller kendiliğinden ağıza gider ve tırnaklar yenmeye başlanır.

    Tırnak yeme davranışı genellikle 3-4 yaşlarında görülür. Daha küçük yaşlarda olan çocuklarda nadiren yaşanan bir durumdur. Tırnak yeme davranışı; aşırı baskı gören, sık sık çatışmanın yaşandığı aile ortamında yetişen, sürekli eleştiriye maruz kalan, yeterince ilgi göremeyen, sevgi ortamından yoksun büyüyen, psikolojik ve fiziksel şiddete maruz kalan, kaygı ve korkuları yoğun şekilde yaşayan çocuklarda sıklıkla görülmektedir. Tırnak yeme konusunda yapılabilecek en etkili yöntem özellikle küçük yaşlarda bu davranışı görmezden gelmeye çalışmaktır.

    Okul öncesi dönemde tırnak yeme (0-6 yaş arası dönem): Bu dönem çocukların kişilik, karakter ve davranışlarının şekillenmeye başladığı dönemdir. O nedenle bu dönemde elde edilen davranışların veya alışkanlıkların kalıcı olma olasılığı yüksektir.  Bu dönemde çocuklar kendilerini baskı altında hissettiği, gergin olduğu, kaygı yaşadığı durumlarda ellerini hemen ağızlarına götürürler. Genellikle bunu gören anneler “elini ağzından çek!” uyarısını yaparlar. Sıkıntı, kaygı giderilmek yerine pekiştirilir ve tırnakların ya da tırnak etlerinin yenmesine neden olur. Ailede, yakın çevrede veya gittiği kreşte bu davranışı alışkanlık haline getirmiş bireyler var ise, çocukların her türlü olumlu, olumsuz davranışları taklit ettikleri düşünülürse de tırnak yeme davranışını taklit ederler ve bu şekilde de tırnak yemeye başlamış olurlar.
    Okul döneminde tırnak yeme: Bu dönem çocukları, okula ilk başladıklarında aşırı kaygı, stres, arkadaş bulmada zorluk, okuma- yazma öğrenmeye çalışma, okul sorumlulukları, okul kurallarını öğrenme ve bunlara uyma, öğretmenlerin çocuk üzerindeki baskısı ya da olumsuz tavırları, mükemmelliyetçi anne-baba tutumları gibi bir sürü problemle karşı karşıya kalırlar ve bu nedenlerle tırnak yemeye başlarlar.

    Tırnak yeme davranışını ortadan kaldırmak ve oluşmaması için neler yapmak gerekir?

    Anne-babalar çocuklarının hangi durumlarda ellerini ağzına soktuğunu, tırnaklarını yediğini gözlemlemeli, kaygı yaratan durumları tespit etmeli ve bu durumların oluşmamasını sağlamaya çalışmalıdır.
    Çocuğu azarlamak, tehdit etmek, korkutmak, ceza vermek gibi baskıcı tutumlar davranışın yok olmaması veya pekişmemesi için etkili yöntemler değildir. Hatta kimi zaman daha ağır duygusal problemlerin oluşmasına neden olabilir.
    Küçük çocuklar izledikleri korku ve şiddet içeren çizgi filmlerden çok çabuk etkilenmekte ve onları zihinlerinde yaşatmaktadırlar. Bu nedenle ebeveynler çocuklarının ne izlediğini bilmeli ve sıkıntı yaratacak durumlar varsa bu tip çizgi filmleri izletmemeye gayret göstermelidirler.
    Çocuk tırnak yemeye başladığında ve ebeveyni bu durumu fark ettiğinde onu uyarmak ya da elini ağzından çekmek yerine ilgisini başka bir yöne çekmeye gayret etmelidir. Örneğin; onunla sohbet etmeye başlamalı ya da ağzını oyalaması için sakız, kraker veya havuç gibi sert bir meyve vermeyi tercih etmelidir.
    Tırnaklar olabildiğince düzenli kesilmeli ve çocuğa tırnak bakımını nasıl yapacağı, neden yapması gerektiği öğretilmeli, bakımını kendisinin yapması teşvik edilmelidir.
    Anne- babalar bütün uğraşlarına rağmen problemi çözemiyorlarsa profesyonel bir destek almaktan çekinmemelidirler. Çünkü bir uzmandan destek almak hem kendilerini hem de çocuklarını rahatlatacak bir durumdur. Problemler çözülmedikçe aile ilişkileri de gerilir ve yaşanan sıkıntılar büyüyerek ilerler. Önemli olan yaşanan sorunun çok büyümeden ve ileri yaşlara taşınmadan çözümünü sağlamaktır.