Yazar: C8H

  • Çocuğum üstün yetenekli mi ?

    ÇOCUĞUM ÜSTÜN YETENEKLİ Mİ

    Üstün yetenek doğuştan getirilen bir özelliktir ve bu yeteneğe sahip olan çocuklar yaşamlarının erken dönemlerinden itibaren bazı ayırt edici özelliklere sahiptirler.

    Bir çocuğun üstün yetenekli olup olmadığının belirlenmesi, ona sunulacak çevresel faktörlerin ve eğitim olanaklarının belirlenmesi ve düzenlenmesi için önem taşımaktadır. Çünkü var olan üstün yetenekler işlenmediği ve geliştirilmediği taktirde sıradanlaşır, özelliğini kaybedebilir.

    Okul öncesi dönem özelliklerini ele aldığımızda, çocukların bazı davranışlarından, ilgi ve eğilimlerinden yola çıkarak üstün yetenekli olup olmadıkları ile ilgili bir fikre sahip olmak mümkün olabilmektedir.

    Okul öncesi dönemde çocuklarda görülebilen ve üstün yeteneğin habercisi olabilecek özellikler şunlardır:

    Erken çocukluk döneminde dil gelişiminin hızlı bir gelişim gösterir. Pek çok üstün yetenekli çocuk ilk doğum gününde cümle kurarak konuşabilir

    Üstün yetenekli çocuklar diğer çocukların ilgi duymadığı konulara, oyuncaklara ilgi duyarlar

    Çok fazla soru sorarlar ve sorularının geçiştirilmesinden hoşlanmaz, tatmin edici cevaplar beklerler

    Günlük yaşam içinde yaşıtlarının fark edemediği ayrıntıları yakalarlar

    Uzak ya da yakın geçmişle ilgili yetişkinlerin bile hatırlamakta zorluk yaşayabileceği detayları ve olayları hatırlarlar

    Dikkat süreleri uzundur. Özellikle yapmaktan keyif aldıkları ve başarı ile yapabildikleri konularda çalışmaktan çok hoşlanırlar

    Nesne, olay ve durumlar arasındaki ilişkileri fark etme ve anlama becerileri gelişmiştir

    Muhakeme yetenekleri iyi düzeydedir, sebep sonuç ilişkilerinin kurabilirler

    Soyut düşünmeyi gerektiren kavramları yaşıtlarına oranla daha iyi anlamlandırırlar

    Resim, müzik, dans gibi güzel sanatların her hangi bir dalında yetenekleri vardır.

    İlgi duydukları ve yoğunlaştıkları konular sık sık değişebilir. Bir süre dinazorlar ile ilgilenirken bir süre sonra arabalar ile ilgilenmeye başlayabilirler

    Kolay öğrenirler, çabuk kavrarlar

    Meraklıdırlar, sürekli araştırmak ve öğrenmek isterler

    Yaşıtlarına göre kelime hazineleri, kullandıkları kelimelerin özellikleri ve çeşitliliği fazladır.

    Hafızaları kuvvetlidir, ezber yetenekleri iyidir.

    Matematiksel işlemleri zihinden yapabilirler

    Genelleme yetenekleri iyidir. Bir konu ile ilgili bilgilerini yeri gelince başka bir konu için kullanabilirler

    Genellikle okul öncesi dönemde kendi kendilerine okuma yazmayı öğrenirler

    Yaşıtlarının pek ilgilenmediği siyaset, bilim vb konulara ilgi duyarlar

    Kendileri için yüksek hedefler belirlerler ve bu hedeflere ulaşmak için çaba gösterirler

    Bir çocuğun üstün yetenekli olarak ifade edilebilmesi için bu özelliklerden bir çoğunu taşıyor olması gerekir; ancak tüm bu özellikleri sergilemesi beklenmez. Çünkü çocuklarla ilgili her konuda olduğu gibi bu konuda da bireysel farklılıklar önemlidir. Her üstün yetenekli çocuk aynı alanlara ilgi duyma ya da aynı alanda üstün özellikler sergilemez.

    ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN SOSYAL DUYGUSAL ÖZELLİKLERİ

    Üstün yetenekli çocukların kendi dünyalarında yaşadıkları en zor durumlardan biri farklı olmak ya da başkaları tarafından farklı olarak algılanmaktır. Çünkü üstün yetenekli çocuklar sahip oldukları özelliklerin çok az insanda var olduğunu düşündükleri için, kendilerini normalleştiremez, normal gibi göremezler. Bu nedenle kendilerini yalnız hissederler.

    Üstün yetenekli çocukların sosyal duygusal gelişimlerine göz attığımızda şu özellikleri görebiliriz.

    Bağımsız olmayı tercih ederler

    Sosyal ortamlarda insiyatif sahibi olduklarını düşünürler

    Arkadaşları arasında popülerdirler

    Sosyal ortamlarda doğal süreç içerisinde kendiliklerinden liderlik üstlenirler

    İkna kabiliyetleri oldukça iyidir

    Otoriteden hoşlanmazlar, keyfi alınmış kararları kabul etmekte zorluk yaşarlar

    Yetişkinler ya da öğretmenleri onları her şeyi en ince ayrıntısına kadar açıklamak durumunda kalır, bunu talep ederler

    Espriden hoşlanırlar, mizah duyguları gelişmiştir

    Arkadaşları tarafından sosyal olarak kabul görmediklerini düşünürler

    Hayal dünyaları ve betimleme yetenekleri gelişmiştir

    Yaşıtları ile değil de kendilerinden büyükler ile bir arada olmaktan hoşlanırlar

    Düşüncelerini kabul ettirmek için inatçı ve ısrarcı davranırlar

    Haksızlığa tahammülleri yoktur. Başkalarının da kendilerinin de haklarını savunurlar

    Empati kurma becerileri akranlarına kıyasla daha gelişmiştir.

    Genelde sabırsız ve kaygılıdırlar

    Hayal kırıklığı yaşadıklarında bunu en üst düzeyde yaşarlar, etkilenme şekilleri ve süreleri fazladır

    Kendileri için sosyal anlamda rol model bulmakta zorlanırlar

    Resim çizme yetenekleri genelde iyidir

    Yaptıkları her işi en iyi şekilde yapmaya çalışırlar

    Duygu durumları inişli çıkışlı olabilir. Kısa bir zaman aralığı içinde ağlayıp, bir süre sonra hiçbirşey olmamış gibi mutlu olabilirler

  • UNUTTUĞUNU UNUTMAK: ALZHEIMER

    UNUTTUĞUNU UNUTMAK: ALZHEIMER

    “Annem 2 yıldır Alzheimer hastası. Nedir, ne değildir hiçbir fikrim yokken bir anda kendimizi bu boşluğun içinde bulduk. Boşluk diyorum, çünkü yaşamı bir boşluktan ibaret. Zihni boş, konuşmaları boş, iştahı boş ve bakışları… Bırakın beni tanımasını, bazen paralarını çaldığım için komşulara şikayet ettiği bile oluyor. ‘Anne!’ diyorum, ‘Benim! Kızın!’. Sonra sakinleşiyor ama yine boş. Yemek yerken ne yediğini bilmiyor. Bir oturuşta bir ekmeği bitirebilir. Evde yangın çıktı sanıp kapıyı açıp kaçabilir. Eşimi, babamın gençliği sanabilir. Onun için en keyiflisi de, unuttuğunu unutabilir.”

    Bir hastamın bakım vereni tam da bu şekilde ifade etmişti Alzheimer’ı. 

    Alzheimer yalnızca unutkanlık demek değil. İlk evre karakter değişimi ile başlıyor. Birey, ufak değişimlere bile uyumsuzluk göstermeye başlıyor, eskiden yapmaktan zevk aldığı şeylerden artık zevk almıyor, depresyon belirtileri gösteriyor. Ufak tefek unutkanlıkları ciddiye almıyor, hatta unutmadığını söylüyor. Çocuk sesinden, misafir ziyaretlerinden rahatsız olmaya başlıyor. Sanıyorsunuz ki yakınınız yaşlılıkla birlikte huysuzlaşmaya başladı. Tam da geç kalınan nokta burası. Çünkü biz Alzheimer’ı yalnızca unutkanlıktan ibaret sanıyoruz. Unutkanlık şikayetiyle doktora gittiğinizde aslında hasta ikinci evrede oluyor. Ancak hastalığın, bilişsel gerilemenin henüz başlamadan önlenmesi son derece önemli! Çünkü Alzheimer’ın kesin bir tedavisi bulunmamakla birlikte, etkili ilaç tedavileri üzerindeki belirsizlik devam etmektedir. 

    Peki ne yapacağız?

    İmkana Uygun Entelektüel Aktiviteler Edinmek:
    Türkiye Alzheimer Derneği’ne göre, Türkiye’de yaklaşık 400 bin civarı Alzheimer hastası vardır. Bir kişinin örgün öğretimden geçmiş veya hayatı boyunca zihin yorucu aktiviteler içinde bulunmuş olması ile beynin işlevinin daha az zarar görme olasılığı doğru orantılıdır. Kısacası, beyninize ne kadar fazla entelektüel açıdan daha fazla uyarıcı verirseniz, beyniniz fonksiyonlarını o oranla daha fazla korur. 

    Düzenli Fiziksel Egzersiz:
    Araştırmalar, haftada en az üç gün yürümenin bilişsel geriliği geciktirdiğini gösteriyor. Spor yapmak, beyin sağlığınızı ve sinir sisteminizi korumak için çok önemlidir.

    Omega-3 Yağ Asitleri: 
    Yağlı soğuk su balıkları (somon, uskumru vb.) ve balık yağı desteklerinin, kanlarındaki DHA düzeyi yüksek olanların, Alzheimer hastalığına yakalanma riskinde %47’lik bir düşüş sağladığı bilinmektedir (Rabins, 2008). 

    B12 Seviyesi:
    B12 vitamini beynin sinir ağını oluşturan hücrelerin büyümesinde ve onarımında önemli rol oynar. Şuanda dikkatsizlik ve unutkanlıktan şikayet ediyorsanız, en yakındaki sağlık ocağından B12 ve folik asit testi talep edebilirsiniz. 

    “Günlük yaşantınızda rutinden kaçınmak ve ezbere yapılan davranışları kırıp farkındalığı arttırmak için hergüne farklı ama basit beyin cimnastiği yapabilirsiniz.”
    1. Sabah kısa bir yürüyüşten sonra küçük bir bulmaca çözün.
    2. Alkol ve kafeini aşırı tüketmekten kaçının. 
    3. Alışveriş listenizi ezberleyin.
    4. Sözlükten bilmediğiniz birkaç kelime öğrenin ve gün içinde bunları kullanmaya çalışın. 
    5. Pilates, yoga ve meditasyon derslerine katılmaya çalışın. Yeni insanlarla tanışın.
    6. Sağ elinizi kullanıyorsanız, biraz da sol elinizi çalıştırmaya çalışın. Saçlarınızı sol elinizle tarayın ve çayınızı kaşıkla alışık olduğunuz yönün tersine karıştırın.
    7. Burnunuzun ucunda bir fırça olduğunu hayal edin. Bununla havaya en sevdiğiniz renkte yatay bir sekiz çizin. Bu hareketi gevşek ve dengeli yapın. Bu çizim hareketleri, yorgun zihninizi hemen canlandırır.
    8. Düşünün ki hayat hikayenizi tekrar yazmanız gerekiyor. Bunun için ilkokulda en yakın arkadaşınızın kim, tipinin nasıl olduğunu hatırlamanız gerekiyor. Tabi sınıfın düzenini ve görüntüsünü de… Ayrıca sınıfınızın penceresinden neler göründüğünüzü de hayalinizde canlandırmaya çalışın. 

    Her anınızın ve size hissettirdiği duyguların, siz istemeden aklınızdan ve ruhunuzdan çıkmaması dileğiyle…
     

  • Filial terapi nedir

    FİLİAL TERAPİ NEDİR

    Filial terapi, oyun ve aile terapisinin birleştiği psiko-eğitimsel bir yaklaşımdır.

    Merkezimizde uygulanan Filial Terapide, aileler ile çocukların beraber oyun oynayarak iletişimlerini güçlendirmeleri amaçlanmaktadır.

    Filial terapi, 3-11 yaş arasındaki çocuklara ve ailelerine yardımcı olan gelişimsel bir oyun terapisi yaklaşımıdır.

    Duygusal, davranışsal ve gelişimsel güçlükleri olan çocuklar ile kullanılır.
    Çocuklar için anne babaları çok önemlidir. Anne babalar terapi sürecine katılım gösterdikleri zaman, değişimler genellikle daha etkili ve uzun dönemlidir. Aileler, Filial terapide çocuklarını anlamada oyunu nasıl kullanacaklarını anlarlar. Bu bilgi, onlara çocuklarına nasıl davranabilecekleri konusunda yol göstericidir.

    Filial terapi anne-baba ve çocuk ilişkisini doğrudan güçlendiren bir yaklaşımdır ve ailenin tüm üyeleri bu yaklaşımdan yararlanır.

    Çocukların duygularını ortaya koyma ve sorunlarını çözme sürecinde oyunu kullanmak aile içindeki her üye için rahatlatıcı ve değişimi sağlayan bir etkendir.

    Bu keyif verici süreç, evlilikleri de olumlu yönde etkileyebilir. Anne baba olarak, çocuklarla yaşanılan problemler ve bu problemleri çözmek için yoğun bir enerji harcayan ebeveynler yorulur ve bu durum eşler arasındaki iletişimi olumsuz etkileyebilir. Ailenin çocuğuyla yaşadığı problemlerin azalması hem birbirleriyle geçirecekleri kaliteli zamanı artıracak hem de iletişimi güçlendirecektir. Etkili iletişim becerilerinin inşa edilmesiyle daha önce yaşanılan iletişim engelleri belirlenir. Aile içi iletişim güçlenir. Tüm bu süreç içerisinde ve sonrasında aileler çocuklarını değiştirmede kendilerindeki potansiyeli görür ve bu potansiyeli tüm yaşamları boyunca kullanma imkanı bulurlar.

  • Epilepsi

    Epilepsi

    Epilepsi hastalarında depresyon, anksiyete bozuklukları, psikoz, çocuklarda dikkat eksikliği, hiperaktivite, kekemelik tablolarına rastlanıyor.

    Epilepsi, halk arasında ‘Sara hastalığı’ olarak bilinmektedir. Beyin ile alakalı bir hastalıktır. Daha doğrusu nörolojik bir bozukluktur. Beyin içerisinde bulunan sinir hücrelerinin doğal olmayan durumlarda elektrokimyasal deşarj yapması sonucunda ortaya çıkan bu hastalık nörolojik hastalık olarak da tıp literatüründe geçmektedir. Hastalık nöbetler şekillerinde kendini belli eder. Bazı nöbetlerden önce hasta epilepsi krizine gireceğini mide bulantısı, baş dönmesi, korku hissi tarzında ki oluşan duyularıyla algılar. Krizi durdurmak için hiçbir seçenek yoktur. Epilepsi nöbeti esnasında hastanın güvenliği sağlanır. Örneğin; başını yere çarpmaması veya dilini yutmaması sağlanır. Oldukça ciddi ve önemli bir hastalıktır.

    Nedenleri

    Bazı nörolojik bozukluklar epilepsi hastalığını tetiklemektedir. Bunlar içerisinde özellikle de beyin tümörü bulunmaktadır. Aynı zamanda anne, gebelik döneminde her türlü ilaç veya alkol kullandığı takdirde bebeğin gelişimi bu durumdan etkilenerek bazı mikrobik hastalıklar sonucu epilepsi ortaya çıkacaktır. Tiroid hastalıkları da tetikleyen durumlardan sadece bir tanesidir. Doğum sonrası yaşanan menenjit tarzında ki bebekte meydana gelen şiddetli ve yoğun hatalıklar ileriki zamanlarda kendini epilepsi olarak ortaya çıkarabilir. Beslenme alışkanlıkları da son derece mühimdir. Bu yüzdendir ki her seferinde doktorların uyarısı sağlıklı ve vitamin dayanaklı beslenmemiz yönündedir.

    Belirtileri

    • Duygusal davranışlar,

    • Unutkanlık başlangıcı ve ilerlemesi,

    • Baş dönmesi ve etraftaki nesneleri/kişileri çift görmeye başlama,

    • Bunalıma girme durumu,

    • Halüsinasyon görülmeleri,

    • Nefes darlığı, boğulacakmış gibi hissetme,

    • İdrar tutamama,

    • Korku,

    • Kaygı,

    • Kontrolsüz öfke,

    • Dalgınlık,

    • Boş bakışlar,

    • Koku konusunda hassaslaşma,

    • Vücutta belirginleşen uçuklamalar,

    • Titreme hali,

    • Davranışlarını kontrol edemeyip yere düşme,

    • Bayılma,

    • Kendini yaralama,

    • Dokularda ve yüz çevresinde morarma veya renk değişimi gözlemlenmesi,

    • Bazı durumlarda havasız kalınca yaşanan damar tıkanıklığı olarak söylenebilir.

    Epilepsi Anında Görülen Psikiyatrik Bozukluklar

    Epileptik kişilerin içinde bulunduğu durum bu tarz bozukluklara oldukça yatkındır. Kendini herkesten farklı hissetme, yaşadığı travmalardan dolayı oluşan problemler, aniden nöbet geçirme korkusu bu bozuklukların görülmesinde baş etkenler olarak gösterilebilir. Bu hastalıkların çeşitleri ve tedavileri farklılık gösterir. Yatarak, ilaç tedavisiyle, rutin muayeneler sağlanarak tedaviler gerçekleştirilir. Aslında hastalıkta ki tüm belirtiler nörotik bozukluklardan ve antisosyal davranışlardan kaynaklanır. Eskiden epilepsi nöbeti geçiren hastalara karşı oluşan bakış açısı da ayrıca bu tür psikolojik bozuklukları tetiklemiş olarak gösterilebilir.

    Alınabilecek Önlemler

    Eğer yanınızda epilepsi hastalığına sahip olan bir birey nöbet geçirmeye başlamış ise onun için yapabileceğimiz tek şey kendine ve çevresine zarar vermesine engellemek olacaktır. Çünkü nöbet esnasında hasta ilaç alımını ve her türlü müdahaleyi titreyerek ve kendinden geçerek reddetmeye başlar. Nöbet halinde kişinin kendine gelmesi için zaman geçmesi ve hava aldırılması gerekmektedir. Nöbet başlangıcında hasta, aşırı öfke göstererek bağırma, vurma, haykırma tarzında davranışlar sergileyebilir. Bunlar oldukça doğaldır. Eğer sizin yanınızda böyle bir şey gerçekleşiyorsa oldukça doğal ve anlayış ile karşılamalısınız. Nöbet geçirdikten sonra hasta, aşırı şaşkınlık gösterebilir.

    Bunun sebebi, nöbet başlangıcında ve nöbet esnasında çoğu hasta neler yaptığını, nasıl davranışlar sergilediğini hatırlamaz. Bundan kaynaklı olarak nöbet sonrası şaşırma ve yaptıklarından dolayı suçluluk ve ayrıca çevresine verdiği hasarı gördüğünde, eğer vermişse, özellikle utanç duygusu başlar. Bunun engellenmesi oldukça önemlidir. Nöbet bitiminde de, esnasında ve başlangıcında olduğu gibi anlayış gösterilmelidir. Hasta nöbet sonrasında aşırı uyku isteği duyar. Elini yüzünü yıkayıp kendisine getirdiğinizden sonra uykusuna dalmaması için hiçbir sebep yoktur. İleriki dönemlerinde doktora başvurabilir, ilaç dozu nöbet yoğunluğuna göre arttırılabilir. Tedavisi sadece ilaç ile sağlanmaktadır. Genetik yoldan kazanılan epilepsi hastalığı ortadan kaldırılamaz ama etkisi azaltılabilir.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda ilaç tedavisi

    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞUNDA İLAÇ TEDAVİSİ

    Hiperaktivite iyileşebilen bir hastalık değil, ama tedavi edilebiliyor. Hiperaktif çocuklara tedavi 3 alanda uygulanır:

    İlaç tedavisi,

    Davranış terapisi ve

    Evdeki disiplinlerini denetlemek.

    Doğru tanı konulup doğru ilaç seçildiğinde ve bu ilaç doktor kontrolünde kullanıldığında DEHB belirtilerinde hafifleme olacaktır. Pek çok çocuk ilaçlara iyi cevap vermektedir.

    İlaçların Yapabildikleri

    Hareketliliği azaltır.

    Daha uzun süre sandalyede oturabilir.

    Daha az kaza geçirir.

    Dikkat süresini arttırır.

    Ödevlerini daha doğru yapar.

    Başkalarını daha uzun dinleyebilir.

    Dürtülerini kontrol etmede yardımcı olur.

    Kurallara daha çok uyar.

    Harekete geçmeden düşünür.

    Başkaldırmayı azaltır.

    Söz dinlemesi artar.

    Saldırganlıktan vazgeçer.

    İlaçların yapamadıkları

    Doğru davranışı sağlayamaz.

    Davranışı değiştiremez.

    Düşünmeyi öğretemez.

    Şimdiye kadar kazanamadıkları becerileri kazandıramaz.

    Neye dikkat etmesi gerektiğini öğretemez.

    Başaramadığı derslerde yardımcı olamaz.

    Duyguları ile başa çıkmayı öğretemez.

    Öfkesini yenmesine yardımcı olamaz.

    Çocuğu mutlu kılamaz.

    Güdüyü arttıramaz.

    Yeni beceriler kazanmaya heveslendiremez.

    İlaçların yan etkileri

    En ciddi etkiler arasında ilaç kullanımı sırasında ortaya çıkan ve ilaç bırakıldığında kesilen: Kilo kaybı ve boy uzamasının geçici olarak durması ve çeşitli tiklerdir.
    Ayrıca uykusuzluk ve iştahta azalma da görülebilmektedir

    İlaç Kullanımı

    Uyaran ilaçlar 20 dakika içinde etkisini gösterir ve dört saat etkileri devam eder.

    Üç yaşından küçük çocuklar ilaçlara iyi yanıt vermemektedir ve bu yaşlarda yan etkilerin de daha çok görüldüğü söylenmektedir.

    Üç-beş yaşarası çocukların %50’sinde olumlu etki yaparken, beş yaştan sonra bu oran %75’eçıkmaktadır. İlaçların esas yararı dikkati, konsantrasyonu ve söz dinlemeyi arttırmasıdır

  • Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Etkileri

    Televizyonun Çocuklar Üzerindeki Etkileri

    Birçok zaman televizyon izlemek eğitici ya da öğretici olabilmektedir. Çoğu zaman ise televizyonun eğlendirici etkileri gözlemlenmektedir. Televizyonda takip edilen görsel hareketler çocukların dikkatini çekmekte, bu sayede de öğretilerin hatırlanma süreci kolaylaşmaktadır. Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki, o da izlenme süreleridir. Çünkü izlenme süreleri çocuklar üzerindeki olumlu etkileri bertaraf ederek olumsuz yönleri ile karşımıza çıkacaktır. Bu etkilerden alınacak faydada, doğru yönlendirmeleri yapan aileler belirleyici olacaklardır.
    Günümüzde televizyon izleyen çocukların sadece şiddet yanlı birikimleri algılayacağı varsayımı, halen tüm dünya üzerinde tartışılan ama net bir sonuç üretilemeyen bir durumdur. Çünkü çocuk algısı ile alakalı halen bilinemeyen o kadar çok gerçek vardır ki. Bu algılama türleri tam anlamıyla ortaya çıkarılmadan televizyonun çocuklar üzerindeki etkilerini de tam anlamıyla açıklamak çok anlamlı olmayacaktır. Ülkemizin, daha yazıyı görmeden görsele geçmiş olması, çocuklar üzerinde de okumadan ziyade izleme isteğinde etkili olmaktadır. Çünkü bilindiği üzere ülkemiz matbaayı icat edilmesinden 500 yıl sonra kullanmaya başlamıştır. Gazete ve kitap okuma alışkanlığımızın bu denli düşük olmasını bu sebebe bağlayanlar da oldukça fazladır.
    Yeni doğan bir bebek anne-babası ve televizyon ile aynı anda iletişime geçmektedir. Çünkü birçok ailede izlense de izlenmese de televizyon daima açıktır. Çocuğun televizyondaki hareketlere karşı alaka gösterdiğini gören anne babalar ise çocuğa televizyon izlettirerek, çocuğun daha sakin olabileceğini düşünmektedirler. İşte bu sebepledir ki televizyonun çocuklar üzerindeki etkileri de şekillenmektedir. Bu etkileri sıralamak istersek:
    Davranışsal Etkiler: Yapılan açıklamalara bakılırsa son dönemlerde çocuklarda ciddi oranlarda “Dikkat Eksikliği” ve “Hiperaktivite Bozukluğu” görülmektedir. Buna genel olarak bakılması durumunda asıl etkilerin bilgisayardan ve televizyondan kaynaklandığı gözlemlenmektedir. Maalesef ki burada yine ailelere düşen ciddi bir görev vardır. Çünkü oyalanmış olduğunu düşünerek bilgisayar başında ya da televizyon başında duran çocuklara müdahale etmemek bu rahatsızlıklara sebep olabilmektedir. Bu çocuklar, hızlı hareket etmekte olan nesnelere daha fazla odaklandıkları için sabit objeleri gözlerinden kaçırmaktadırlar. Bu da oldukça olumsuz bir etkidir.
    Tüketici Bireyler Yaratma: Özellikle çocukların reklamlara olan ilgisini biliriz. Genelde huysuzluk gösteren çocuklar, reklamlar çıkması durumunda televizyona adapte olabilmektedir. Bunun ana nedeni ise kısa sürmeleri ve hareketli olmalarıdır. Ayrıca reklamlar içerisinde kullanılan sloganlar genelde etkileyici ve cezbedici olacağından, etkileri de ciddi olabilmektedir. Zaten çok ciddi bir kitlenin çocuklardan oluştuğunu düşününce, reklam seçeneklerinin büyük çoğunluğunun çocuklara hitap ediyor olması oldukça doğal karşılanmalıdır.
    Cinsiyet Ayrımı: Özellikle çizgi filmlerin birçoğunda, kahramanın bir cinsiyet tanımı bulunmaktadır. Bu nedenledir ki çizgi film kahramanları genel olarak çocuklarda cinsiyetinin gerektirdiği davranışlar hakkında örnekler sunmaktadır.
    Anne-Baba Etkisi: Çocuklar televizyonlarda izledikleri anne baba ilişkilerini kendi ebeveynlerine de yüklemektedirler. Bu nedenle de izlenen programdaki aile yapısı oldukça etken bir davranışsal rol oynayacaktır.
    Şiddet Eğilimleri: Bilinenden aksine yapılan araştırmalar, televizyonun tek başına şiddete yönlendirmediği, sadece özendirdiğini ortaya çıkarmıştır. Şiddetin görselleştiği günümüzde bunu normal karşılamak gerekir. Çünkü sadece filmlerde ve haberlerde değil artık reklamlarda dahi şiddet içeren sahneler görmek mümkün. Bu kadar çok görülen şiddet unsurlarının çocukları normalleştiriyor olması en önemli risktir. Bazı programlarda karşılaşılan şiddete rağmen kahramanın yeniden kalkabiliyor olması, çocuklarda olumsuzluk durumunda karşılaşabileceği zararlardan habersiz olmasına sebep olabilmektedir.
    Düşünmeye Etkisi: Yazılı basınların kişileri düşünmeye ve yorumlamaya sevk ettiği ispatlanmış bir gerçektir. Televizyon tutkusu nedeniyle azalan okuma oranları çocuklarda yorumlama ve düşünme yetisini kullanmalarını da olumsuz olarak engellemektedir.
    Kültürel Etki: Genel olarak yabancı kaynaklı programların özellikle de çizgi filmlerin yabancı kaynaklı olması nedeniyle üretilen kültürün etkileri çocuğa geçebilmektedir. Bu sebepledir ki çocuklar kendi kültürlerinden uzaklaşabilmektedir.
    Dile Etkisi: Televizyon programlarında kullanılmakta olan sözcük sayısı oldukça az olması nedeniyle de çocuklarda olumsuz etkiler oluşturabilmektedir. Ayrıca da Türkçe kelimelerden uzaklaşma gibi bir olumsuzluk görülmektedir.

  • Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu nedir

    DİKKAT EKSİKLİĞİ VE HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU NEDİR

    Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu aşırı hareketlilik, dikkat sorunları ve istekleri erteleyememe belirtileriyle ortaya çıkan, belirtileri 7 yaşından önce gözlenmeye başlayan ve hayat boyu süren psikiyatrik bir hastalıktır. Temel belirtiler, aşırı hareketlilik, dikkat eksikliği ve dürtüselliktir.

    DİKKAT EKSİKLİĞİ

    Belirli bir olaya, aktiviteye konsantre olamaması, dış uyaranların dikkatini çok kolay dağıtması, unutkanlık, eşyalarını sık kaybetmesi ve düzensizlik gibi belirtiler.

    HİPERAKTİVİTE

    Çocuğun kendi akranlarıyla karşılaştırıldığında belirgin düzeyde daha fazla hareketli olması, bu hareketliliğin, oyun, anaokulu ve okul gibi ortamlarda günlük aktivitelerde, arkadaşları ve aile için sorun oluşturuyor olması.

    DÜRTÜSELLİK

    Acelecilik, istekleri erteleyememe, sorulan sorulara çok çabuk ve düşünmeden cevap verme, sıra bekleyememe gibi güçlükler

    OKUL ÖNCESİ DÖNEMDE DEHB BELİRTİLERİ

    İlk fark edilen özellik genellikle çocuğun aşırı hareketliliğidir. DEHB yaşayan çocuklar anne babaları tarafından huzursuz, atlayan, zıplayan, tırmanan ve seyrederken bile hareketliliği yoran çocuklar olarak tarif edilir

    Dikkat eksikliği belirtileri nerdeyse okula başlayana kadar hiç fark edilmeye bilir. Dürtüsellik ise erteleyememe, anında istediğinin yapılmasını bekleme, anne babanın ilgisinin sürekli kendi üstünde olmasını isteme gibi belirtilerle okul öncesi dönemde fark edilebilir.

    Oyun çağı çocuğunda DEHB nin temel belirtileri yanı sıra itip kakma, oyuncakları kırma, başlanılan oyunu sonlandıramama ve oyuncaklardan çabuk sıkılma gibi belirtilerde gözlenebilir.

    Uyku ve yeme bozuklukları, anne aşırı bağımlılık, mutsuzluk gibi davranışlarda DEHB birlikte görülebilir.

    OKUL ÇAĞINDA DEHB BELİRTİLERİ

    DEHB yaşayan çocuğun okula başlamasıyla birlikte yaşanan sorunlar çok yönlü olmaya başlar.

    Sınıfta oturma, dikkati toplama, kurallara uyma, düzenli olma, arkadaşlarla iyi ilişkiler kurma gibi okul başarısını ve okulu etkileyen davranışlarda problemler yaşanmaktadır

    Evde ve okulda davranış özelliklerinden dolayı çok eleştirilen ve ceza alan DEHB yaşayan çocuklarda öz güvenin kaybolması sonucunda daha farklı psikolojik problemlerde gözlenmeye başlanmaktadır.

    İlkokulun ilk dönemlerinde aşırı hareketlilik, çok konuşma ve söz dinlemem gibi belirtilere yalan söyleme, büyüklerle tartışmaya girme ve arkadaşlarla sık kavga etme gibi davranış sorunlarının da eklendiği gözlenmektedir.

    DEHB yaşayan çocuklar genelde dalgın, sakar, ilgisiz ve tembel öğrenciler olarak nitelendirilir.

    Dikkat eksikliği olan çocukların, bu problemlerin, fark edilmesi çoğunlukla depresyon veya anksiyete bozukluğu belirtirliyle uzmana başvurmalarıyla mümkün olur.

    Sürekli kendi zihin kapasitesi altında başarı gösteren bu çocuklar da okula ve derse olan tepki nedeniyle zamanla okula gitme isteksizliği, okulu sevmeme, okulu ret etme ve okul fobisi gibi belirtiler de sık gözlenir

    DEHB tanısının konulabilmesi için belirtilerin 7 yaşından önce başlaması ve en az altı ay süresince davet etmesi gerekir.

    Çocuklarda DEHB olduğuna karar vermeden önce çok çeşitli kaynaklardan bilgilerin toplanması, incelenmesi gerekir. Çünkü Çocuğun en az iki ortamda bu belirtileri gösteriyor olması gerekir.

    Çocuk sadece okul ve ya evde davranış sorunlarını ve aşırı hareketlilik gibi belirtileri gösteriyorsa, sorunun ortaya çıktığı ortamların yeniden düzenlenmesi gerekebilir.

    HİPERAKTİVİTENİN BILGULARI

    Hiperaktivite başka pek çok sorunla ortak belirtilere sahip olduğu için kesin tanı koymak çok zor olabilir. Tanı konmadan önce ayni belirtilerle kendini gösterebilecek olan diğer tıbbi ve duygusal sorunların saf dışı edilmesi gerekir.

    Bu problemin belirtilerine, pek çok çocukta stres anlarında kısa sürelerle rastlanabilir. Dolayısıyla her belirti gösteren çocuk otomatik olarak hiperaktif sayılmamalı, problemin geçmişi ve ayrıntıları anlaşılmalıdır.

    Hiperaktivitenin belirtileri genellikle çocuk yedi yaşına basmadan ortaya çıkar.

    Hiperaktif çocuklar dikkatlerini toplamakta zorlanırlar, davranışlarını düşünmeden gerçekleştirirler ve genellikle fazla hareketlidirler.

    Bazılarında ise, dikkat eksikliği ve düşüncesiz davranışlar olmakla birlikte aşırı hareketlilik yoktur.

    Aslında her çocuk zaman zaman bu şekilde davranabilir, fakat hiperaktif çocuklar hemen her zaman böyle hareket ederler.

    Diğer yandan hiperaktif çocuğun kısa süreli islerde ya da TV, bilgisayar oyunu gibi eğlenceli isler sırasında çok dikkatli olduğunu gözleyebilirsiniz. Bu sizi şaşırtmasın.

    HİPERAKTİVİTENİN NEDENLERİ

    Hiperaktif çocukların beyinlerinde mesaj alış verisini gerçekleştiren kimyasal maddelerde bir sorun vardır.

    Anne – babadan birinde veya her ikisinde de hiperaktivite varsa, bunların çocuklarında da hiperaktivite belirtilerine rastlanabilir

    Hiperaktivite çocukluk çağı hastalıklarından sonra görülebilir.

    Gelişimsel sorunlar hiperaktivite ile bağlantılı olabilir.

    Beyin dokusundaki doğumsal ya da sonradan olma zedelenmeler hiperaktiviteye sebep olabilir.

  • ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

    ÇOCUKLARDA CİNSEL EĞİTİM

    Çocukların sağlıklı gelişimi için özellikle cinsel konulan içeren sorularına en doğru şekilde ve yöntemle yanıtlamak, cinselliği konuşmanın hala tabii olduğu toplumda en zor alanların başında geliyor. Pedagog PınarKaya  Döşlü; çocukların yönelttiği sorulanı yaşlarına uygun şekilde doğru cevaplar verilmesi gerektiğim belirterek, “ Doğru bir cinsel eğitim vermek için çocuğa mahrem alanları öğretilmelidir. Doğru yöntemle yapılan eğitimle taciz olaylarının önüne geçilebilir” diyor.

    ÇOCUĞUNUZLA BÖYLE İLETİŞİM KURUN

    Pedagod Pınar Kaya Döşlü; çocuklara cinsel eğitim vermenin gelecekte sağlıklı ve mutlu bireyler yetiştirmek açısından önemli olduğunu vurgulayarak, özellikle cinsel istismar olaylarının önüne geçmek için çocuğa cinsel eğitim vermek gerektiğinin altını çiziyor.

    TACİZLERİN ÖNÜNE EĞİTİMLE GEÇİLEBİLİR

    PEDAGOG PINAR KAYA DÖŞLÜ NÜN EBEVEYNLERE ÖNERİLERİ

    Erişkinliğinde çeşitli sebeplerle psikolojik destek almak durumunda kalan hastalar incelendiğinde bu kişilerin önemli bir kısmının çocukluğunda çeşitli cinsel travmalar geçirdiği, tacize inanız kaldığı görülür. Bu tür tacizlerin önüne geçmek çocuğa cinsel eğitim vermekle mümkün olur.  Cinsellikle ilgili farkındalık kazandırılan çocuk, olası bir taciz durumunda ortada masum bir durumun olmadığını bilir ve durumdan büyüklerini haberdar edebilir. Cinsel eğitimle cinsel özgürlüğün ve rastgele cinselliğin kesinlikle birbirinden ayrı tutulması gerekiyor. Her hangi bir konuda çocuğa doğru şekilde eğitim verilmezse çocuk o konu hakkında kulaktan dolma, yalan yanlış bilgiler edinebilir.  Bunun daha büyük sakıncaları vardır. Çocuk kendisinden sadece birkaç yaş büyük bir çocukla cinsellik içeren bir oyun oynayabilir, oyun sırasında ne yaptığının farkında olmadan hoşlanma duygusu hissedebilir, sonrasında oyun cinsel tacize kadar varabilir. Bu yüzden çocuğa bulunduğu yaşa uygun şekilde belli bir cinsel eğitim verilmeli. Eğer cinsellik çocuk için hep tabu olarak kalmaya devam ederse ileriki yıllardı başka sorunlar da yaşanabilir; örneğin söz konusu olan bir kız çocuğuysa vajinusmus hastalığına yakalanabilir ve evliliğinde sorunlar çıkabilir.
    YAŞA GÖRE CİNSEL EĞİTİM
    Okul öncesi çocuğa öğretilecek cinsellikle ilgili kavramlarla, okul dönemindeki ya da ergenlik dönemindeki çocuğa öğretilecek kavramlar farklıdır. Okul öncesi çocuklarda genellikle gerçeklik duyusu gelişmemiştir. Bu yaşlarda birçok cinsellik içeren bir harekette bulunduğunda, anne babalar genellikle panikler. Oysa çocuk için bu hareketler cinsel bir eylem değil, yeni ve değişik bir şeydir. Anne babanın paniklediğini gören çocuk bu hareketi daha ilginç bulmaya başlar ve yapmaya devam eder. Eğer ebeveynlerin ilk tepkisi paniklemek olmazsa, anne-baba nötr kalmayı başarabilir ve çocuğun ilgisini başka alanlara çevirebilirse çocuk bir süre sonra bu hareketini bırakır.
    MAHREMİYET ÖĞRETİLMELİ
    Doğru bir cinsel eğitim vermek için çocuğa mahrem alanları öğretilmeli. Okul çağına yaklaşmış bir çocuk evde çıplak dolaşıyorsa bu çocuğa neyin mahrem olduğunu öğretmek mümkün olmaz. Küçük yaştan itibaren çocuğun giydiği kıyafete kadar dikkat edilmeli, mahremiyet duygusu aşılanmalı, sınırları öğretilmelidir.
    CİNSİYETİNE GÖRE DAVRANILMALI 
    Çocuğa cinsel eğitim verilirken doğru cinsel kimlik kazanmasına da yardımcı olunmalıdır. Ablalar, teyzeler arasında yetişen erkek çocuklarını bazen anneler farkında olmadan kız kıyafetleriyle büyütürler. Herkes çocuğun bu halini sever, onu oynatırlar, zenne yaparlar. Ancak çocuk büyüdüğünde efemine davranışlar sergilemeye başlar. Bu anne-babanın cinsel kimliği çocuğa yanlış öğretmesinden kaynaklanan bir durumdur. İleride bu konuda sorun yaşamak istemeyen ebeveynler çocuklarına cinsiyetlerine göre davranmaya özen göstermelidirler.
    SORULAR CEVAP BULMALI
    Çocukların en çok merak ettikleri konulardan biri dünyaya nasıl geldikleridir. Çocuk bunu sorduğu zaman ona büyük bir insana anlatırmış gibi “Çocukları leylek getiriyor derler ama bu doğru değil. Bu soruyu sorman, merak etmen, önem vermen güzel bir şey. Cinsellik kadınla erkek arasında çok özel bir durumdur. Ama detaylarını öğrenmen için biraz daha büyümen gerekiyor. Büyüdüğünde anlatacağım” şeklinde bir açıklama yapmak gerekir. Böylece çocuğa bu konu hakkında yalan söylenmemiş olur. Konu ergenlik döneminde açıklandığında ise cinselliğin insan hayatında önemli bir yerinin olduğunu ve bunun özel ve önemli bir kişiyle yaşanması gerektiğini, bu kişinin de insanın hayat arkadaşı, yani eşi olması gerektiğini aktarmak gerekir. Çocuğun merak ve hayret duygusu, öğrenmede kullandığı iki anahtar duygudur. Cinsel eğitim verirken bu konuda çocuğun merakını ve hayretini uyandırmamaya da özen gösterilmelidir. Eğer cinsellikle ilgili merak ve hayret uyandırıcı cevaplar veriliyorsa çocuk o alana ilgi duymaya başlar. Çocuğu cinsellik hakkında bilgilendirmemenin sakıncaları göz ardı edilmemelidir. Çocuk merak ettiği bu konuyu bir şekilde ya arkadaşlarından ya da internetten yalan yanlış, kulaktan dolma bilgilerle öğrenebilir. Ayrıca anne-babanın çocuğun bu konudaki sorularını cevapsız bırakması çocuğun soru sorma kapasitesini düşürür, bu kapıyı da kapatmamak gerekir. Soran çocuk, her zaman hayatı daha kolay öğrenir, sorunlara daha kolay çözüm getirir. Sorulan soru yanlış olabilir, ama çocuk nasıl yürümeyi düşe kalka öğrendiyse doğru soru sormayı da yanlış sorular sora sora öğrenecektir. Bu yüzden çocuğu azarlamadan, terslemeden, içindeki merak duygusunu yok etmeden sorularına cevap vermek, o an verilecek bir cevap bulunamıyorsa “Bu konuyu araştırıp cevaplayayım” demek ve gerçekten de araştırıp, düşünüp cevap vermek yerinde bir davranış olacaktır.

  • Gecikmiş konuşma nedir

    GECİKMİŞ KONUŞMA NEDİR

    Bir çocuğun konuşması için 4 faktör gereklidir.

    1) Sesleri, sözleri işitmesi (yani kulak ve işitme merkezinin sağlıklı olması lazım)

    2) İşittiklerini beyin aracılığı sayesinde anlaması ve düşüncelerini de kelime sembollerine çevirmesi (beden-zeka gelişiminin paralel düzeyde olması)

    3) Konuşma organlarının sağlıklı olması (yani gırtlak, damak, dil ve dudak açısından sağlıklı olması)

    4) Çevrede konuşan ve iyi konuşan örneğin bulunması (yani ailenin çocukla sürekli kaliteli bir şekilde konuşması) gereklidir.

    Bazı çocuklar işittiklerini anlamazlar. Bu doğuştan veya beynin zedelenmesi sonucu zeka gelişiminin geri olma durumudur.

    Ancak bir de konuşulanları işiten, yönergeleri yerine getiren fakat konuşamayan çocuklar da vardır. Bunların durumu nörolojiyi ilgilendirebilir. Zihinsel engeli olmayabilir

    Çocukta zihinsel gerilik saptanmışsa şu ihtimaller söz konusudur;

    1)İşitme engeli varsa özel konuşma eğitimi gerekir.

    2) Çocuk işitiyor fakat konuşamıyorsa bu gelişimsel bir problemin habercisi olabilir. Yavaş ve adım adım ilerleme beklenebilir.

    Gecikmiş Konuşma Nedir

    Gecikmiş konuşma çocuğun konuşmasının kendi yaşından beklenenden çok geride olması veya çok yavaş gelişme göstermesidir. 2 yaşında bir bebek ortalama olarak 50 kelime kullanır ve kısa cümleler yapar. Eğer çocuk 3-4 yaşında bu duruma gelmemişse konuşma sorunu vardır.

    Gecikmiş Konuşma Belirtileri Nelerdir

    Konuşması gecikmiş çocukların konuşması kısıtlıdır bu kısıtlılık hiç konuşmamakla çok zor konuşabilen birkaç sözcük söyleyebilme arasında değişir.

    Kelime hazineleri yetersizdir.

    Yaşıtlarından çok az kelime bilirler.

    Cümle kurmada güçlükleri vardır, isteklerini sözcüklerle anlatma yerine jest, mimik veya başka bir işaretler kullanarak anlatırlar.

    Başkalarının konuşmalarına ilgisizdirler, çıkardıkları sesler konuşma özelliği taşımaz, sesleri çok çabuk çıkarırlar,bu yüzden izlemek güçtür,

    İsteklerini insanlara,eşyalara vurma,çarpma itme şeklinde doğrudan fizik hareketlerle belli ederler.

    Bazıları insanlardan ayrı kalmak,bir köşeye çekilmek ve kendi başlarına oynamak isterler.daha çabuk ağlama,bağırma,oyuncak atma,fırlatma,kırma,yıkma,dağıtma gibi hırçın hareketler gösterebilirler.

    Sinirli, agresif olabilirler

  • Çocuğum Çok Hareketli Ne Yapmalıyım?

    Çocuğum Çok Hareketli Ne Yapmalıyım?

    Hareketli çocuğu olan anne babaların olaya gayet sakin yaklaşarak, bu hareketliliği ve çocuğun psikososyal gelişimini iyi yönlendirmeleri gerekir.

     Aşırı hareketliliği yüzünden çok eleştirilen, sürekli ikaz edilen, ceza verilen dur sus yapma gibi komutlar alan ve sosyal ortamlardan dışlanan çocuklarda başta özgüven eksikliği olma üzere duygusal sorunlar da oluşabilir. 

    Bu çocukları sportif faaliyetlere yönlendirmek ve onları olumlu ve faydalı uğraşlarla meşgul etmek, enerjilerini bazı hobilere kanalize etmek , dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu varsa tedavisini sağlamak, okul öncesi dönemden itibaren dikkat seviyesini arttıracak bazı eğitsel çalışmalar yapmak fayda sağlayabilir. 

    Ana babaların bu çocuklara yönelik yapabilecekleri bazı davranışlar şu şekilde özetlenebilir:

    – Dinleyin, sabırlı olun, tahammül seviyenizi arttırın.

    – Tepkileriniz ona karşı aşırı olmasın, incittiğinizin farkına varmayabilirsiniz.

    – Dikkatini bir konuda odaklayıp o konuda devam etmesine yardımcı olun. 

    – Dur düşün konuş, dur düşün harekete geç sistemini uygulayın.

    – Sonuçlarından öğrenmesini ve sonuçlardan yararlanmasını sağlayın, sonuçları konuşun.

    – Yaşa uygun spor faaliyetlerine yönlendirin, enerjisini dışarı atmaya çalışın.

    – Ek öğrenme güçlüğü olup olmadığına dikkat edin, öğrenmeye karşı isteksizlik olup olmadığına dikkat edin.

    – Uygun okul öncesi eğitim ve yönlendirme için yönlendirin.

    – Günlük hayatı organize edin, onun için zevkli ve faydalı olacak faaliyetler programlayın.

    – Ev ortamını onun kişiliğine göre dizayn edin, tehlikeli olabilecek ortamlardan koruyun.

    – Arkadaşları ile iletişim ve ve etkileşimini arttırın, sosyalleşmesine yardımcı olmaya çalışın. 

    – Hatalı davranışlarına hemen kızmak yerine onunla konuşmayı tercih edin. 

    – Uygun ödül ve ceza sistemini devreye sokun.

    – Pozitif mesaj ağırlıklı olarak yönlendirin, negatif mesajlarınızın aranızdaki ilişkinin kalitesini düşürdüğünü unutmayın. 

    – Dikkatini toplayacak eğitim uygulamalarını elinizden geldiğince her gün yapın.

    – Aşırı hareketlilik ile beraber dikkat eksikliği tedavisinin önemli olduğunu unutmayın.

    – Akla geleni hemen yapma, dürtüsellik ve tehlikeli davranışlara eğilimli olduğunu unutmayarak yaşa uygun güvenlik oluşturmaya çalışın.”