Yazar: C8H

  • Çocuklarda yalan söyleme

    ÇOCUKLARDA YALAN SÖYLEME

    Yalan söylemek; insanın kaygı ve korku duyduğu anlardan kurtulmak için başvurduğu savunma mekanizması, yani kendini koruma yoludur.

    Yalan; kişinin kendini aldatması ve bununla birlikte başkalarını da aldatmaya çalışmasıdır. Bir hatayı gizleme amacı ile gerçeğe uygun olmayan bu girişim sözle olabildiği gibi bazen de ,jest ve mimiklerle de olabilmektedir.

    Aslında çocukların yalanları, yetişkinlerin yalanlarının yanında masum kalır. Çünkü; onların yalanları aldatma amacı gütmez. Çocuk gerçeği iyi değerlendiremediği için, gördüklerini çarpıtarak anlatır ve uydurur. Kimi ana-baba çocuğun olmamış Şeyleri olmuş gibi anlatmasını yalan sayar. Bunları dinlemek ve olduğu gibi kabul etmek yerine çocuğu suçlar. 3-5 yaş çocuğunun hayal dünyası çok geniş olduğu için inanılmaz öyküler anlatırlar ve bu dönemde yalan ile yalan olmayanı ayırt edemezler.

    Çocuklar neden yalan söyler;

    Yalan ile hayal gücüne dayalı abartıları birbirine karıştırabilirler

    Aile içinde veya çevrede çok sık yalan söyleniyor olabilir ve çocuk bu durumu model alıyordur

    Anne -baba ve çevre yeterince sevgi, ilgi göstermiyor olabilir

    Çocuk cezadan kaçmak için yalan söylüyor olabilir

    Çocuk özlem duyduğu, olmasını istediği şeyler için yalan söylüyor olabilir

    Çocuk çevresinin hayranlığını kazanmak için yalan söyleyebilir

    Anne–babasının sevgi ve ilgisini paylaşmamak için yalan söyleyebilir Arkadaşlarının sevgi ve ilgisini paylaşmamak için yalan söyleyebilir

    Erken çocukluk döneminde aşırı ödüllendirilen çocuklarda yalan söyleyebilir

    Anne babalara öneriler;

    Anne baba çocuğun neden yalana başvurduğunu belirlemelidir.

    Çocuğun yalan söylemesini önlemeden önce, ona her zaman doğru model olmalı, anne baba da yalan söylememelidir.

    Çocuğu yalan söylemeye itecek durumlara fırsat vermemek gerekir.

    Anne babalar çocuklarını iyi tanımalı, performanslarının üzerinde şeyler beklememelidir.

    Çocuk kardeşi ya da diğer yaşıtları ile kıyaslanmamalıdır.

    Çocuğa karşı aşırı otoriter ya da baskıcı davranmamak gerekir.

    Çocuk yaptığı ya da yapamadığı davranışlar nedeniyle sürekli eleştirilmemelidir.

    Anne ya da baba kendi yalanına çocuğu ortak etmemelidir. ‘Bugün gittiğimiz yeri babana söyleme’ gibi bi ifade çocuğu yalana sürükler

    Anne baba çocuğun duygu ve düşüncelerini açıkça ifade etmesine fırsat vermeli, onu dinlemelidir.

    Yalanın içeriğine değil, çocuğun neden yalan söylediğine odaklanmak gerekir.

    Çocuğun hangi durumlarda yalan söylediği tespit edilmeli. Örneğin, en çok okul başarısızlığı yaşadığında ya da arkadaş ilişkilerinde mi yalan söylüyor belirlenmelidir.

    Çocuk yalan söylemediğinde de ödüllendirilmelidir.

  • HİSTERİ

    HİSTERİ

    Histerinin tedavisinde çift yönlü bir program izlenir. Kişilik bozukluğunun dengelenmesi ve vücut rahatsızlıklarının tedavisi. Çok şiddetli vakalarda ilaçlar pek işe yaramaz.

    Histeri veya isteri şekillerinde bilinmektedir. Duygusal durumlarda verilen reaksiyonlarda aşırılık, ani etkisini gösteren öfke kontrolsüzlüğü, geçici bir durum olarak gösteriliyor olsa bile davranışlarda ki yaşanılan değişiklik, gün içerisinde yaşanılan hafıza kaybı belirtileri arasında gösterilebilir. Histeri, psikolojik bir rahatsızlıktır. Genellikle 30 yaş altındaki kişilerde görülür. Hastalık çok şiddetli krizlere, psikopatik bozukluklara yol açar. Yaşanılan kriz ‘büyük kriz’ olarak adlandırılmaktadır. Psikolojik ataklar arasında gösterilmektedir.

    Belirtileri

    • Uyurgezerlik,

    • Felç,

    • Mitomani,

    • Hafıza kaybı,

    • Kasılmalar,

    • Nefes almakta çekilen güçlük,

    • Titreme,

    • Dayanıksızlık,

    • Teşhircilik,

    • Kleptomani,

    • Nemfomani olarak gösterilir. Hastalık ilerlediğinde tedavisi daha da güçlenir.

    Abartılı bir şekilde algılanan hareketler hastanın reflekslerinin aşırıya kaçmasına sebep olur.

    Bu hastalığa sahip olan kişiler genelde herhangi bir ortamdaki tüm ilginin kendi üzerilerinde olmasını isterler. Aksi gibi durumlarda aşırı öfke ve sinir patlaması yaşayarak histeri kişilik bozukluğunu ortaya çıkarırlar. Cinselliği, çoğunlukla teşhircilik amacıyla kullanırlar. Dikkat çekmek tek istedikleridir. Bu tarz özelliklerini ve isteklerini engelleyemezler. Asla hasta olduklarını kabul etmezler. Yüzeysel davranışlarda bulunurlar. Tek önemli olan an içerisinde karşısındakinin güvenini ve tüm isteğini elde etmektir. Bu yolda yalan söylemeye dahi başvurabilirler.

    Yalanın hangi konuda olduğunun bir önemi yoktur histeri kişilik bozukluğuna sahip kişiler için… Hayal dünyaları oldukça geniş olduğundan dolayı bu konuda asla zorluk çekmezler. Konuşmalarında detaylara fazla yer vermezler. Eğer bulundukları ortamda ilgi odağı olmayı başaramamış ise o ortamdan uzaklaşma isteği gösterirler. Bu gibi durumlarda çabuk sıkılma eğilimindedirler. Fiziksel görünüşlerini özellikle karşı cinsi kendilerine çekmek için kullanırlar. Histeri kişilik bozukluğu yapılan araştırmalara göre çoğunlukla kadınlarda gözlemlenmektedir. Ortaya çıktığı durumlarda aşırı kıskançlık göstererek yakınlık derecesini göz ardı ederek hem cinslerini ortamda gözden düşürmek en belirgin özellikleri arasındadır.

    Tedavisi

    Histeri kişilik bozukluğuna sahip bireyler öncelikle hastalıklarının ciddiyeti konusunda bilinçlendirilmelidir. Bu süreç oldukça zorlu olacaktır. İlgi odağı olmayı istemelerinde ki asıl sebep, özgüven eksikliği olarak bilinir. Tedavi uzman doktorlar tarafından gerçekleştirilmelidir. Uygulanan tedavi yöntemi uzun periyotlara ayrılarak hastanın bunu zaman içerisinde kabul etmesi sağlanır. Hasta çoğu zaman kendini normal veya iyileşmiş olarak görerek tekrardan yalan söylemeye doktorunada bunu inandırmak ve kanıtlamak için birtakım çabalar içerisine girişir. Tedavi sürecinde hasta normal gördüğü histeri kişilik bozukluğu içerisinde takındığı tavırlar engellediği içindir ki mutsuzluk, depresif haller gösterme, yeme alışkanlıklarının bozulması tarzında bir çeşit “İmdat!” çığlıkları atmaya başlar. Kontrolü altında olduğu doktoru bunu farkedecektir. İlaçla yürütülen tedaviler, düşük dozla devam edildiğinde çoğu zaman işe yaradığı gözlemlenmiştir. Bu gibi kişilik bozukluklarında kişi doktorun yardımıyla hastalığını kabullenerek tedavi sürecinde ki en büyük adımı atmış olur. Aslında yine tedavi sizlersiniz, yine tedavi hastalığınızı kabullenmekte… Kişilik bozuklukları, sizin kötü olduğunuzun belirtisi değildir. Sadece iyi olmaya ihtiyacınız olduğunun birer yansımasıdır…

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocuklarda uyku sorunu

    ÇOCUKLARDA UYKU SORUNU

    Uyku; büyüme ve gelişme için en önemli faktörlerden biridir. Çünkü büyüme hormonu en çok uyku sırasında salgılanır. Bu nedenle, bebeklerin ve çocukların uyku düzenine özen gösterilmesi gerekir.

    Ancak; bazı durumlarda bebekler ve çocuklar uyumakta zorluk yaşayabilirler. Örneğin;

    Çocuk aç olabilir ya da fazla tok olabilir.

    Gaz sancısı olabilir.

    Bebeklerde kolik belirtiler olabilir.

    Yatağı vücut tipine uygun olmayabilir.

    Gün içinde çok uyumuş olabilir.

    Gündüz yorulacak kadar fiziksel aktivite yapmamış olabilir.

    Evde anne ve babanın belli bir uyku düzeni olmayabilir, dolayısıyla çocuğun model alacağı bir ortam yoktur.

    Çocuğun rahat uyuması için gerekli ortam sağlanamıyor olabilir.(Yüksek sesle konuşma, televizyonun sesini çok açma vb)

    Uykusunda korkuyor olabilir. Bu nedenle uyumuyordur, çünkü her uyuduğunda yine korkacağını düşünür.

    Özellikle çalışan anne babaların çocukları, anne babalarını özledikleri için onlarla daha fazla zaman geçirmek için uyumak istemezler.

    Anne babalara öneriler:

    Çocuğu aç bırakmayın.

    Uyumadan önce sıkıntı verecek ağır yiyecekler yedirmeyin.

    Gaz sancısı olup olmadığından emin olun.

    Bebeğiniz kolik ise, onu rahatlatıcı masaj yapın, müzik dinletin, onunla konuşun.

    Gün içinde çok uyumasına izin vermeyin, 2 yaşından büyük çocuklar için günde 2 saat öğlen uykusu yeterlidir.

    Gün içinde yorulup enerjisini harcayabileceği etkinlikler yapmasına fırsat verin.

    Evde belli bir uyku düzeni sağlayın ve siz de bu düzene uyun.

    Çocuğun uyku saatlerinde evde olmaya özen gösterin. Ev ziyaretlerinizi ve diğer işlerinizi buna göre ayarlayın.

    Çocuğun uyku saatlerinde yüksek sesle konuşmamaya, televizyonun sesini çok açmamaya özen gösterin. Çünkü çocuğun aklı sizde kalır ve uykuya dalamaz.

    Çocuğun uyku ortamını değiştirmeyin. Bir gün bir odada diğer gün başka bir odada uyumasın. Kendine ait bir odası olmasa da, her gün aynı ortamda uyutun.

    Uyku saati yaklaşmadan önce çocuğu uyarın. Bu, kendini uykuya hazırlamasına yardımcı olacaktır.

    Uykudan önce ılık bir duş almasını sağlayın.

    Uyuması için ilaçlar ya da bitki çayları kullanmayın. Bunların yerine ılık bir bardak süt daha etkili ve besleyici olacaktır.

    Çocuğunuz uyku için hazırlandığında ve yatağına yattığında, onu kutlayın.

    Uykuya dalmadan önce ona kısa hikayeler okuyun ya da odasında hafif bir müzik çalın.

  • Boşanma ve Çocuk ..

    Boşanma ve Çocuk ..

    Ayrılsak da beraberiz…

    Güle oynaya seve sevile aşkla evleniliyor. Aradan biraz zaman geçiyor koşa koşa, nefretle boşanılıyor. Birbirinden çabuk mu bıkılıyor yoksa eşler kendilerini yanlış mı tanıtıyor bilemem.

    İspanyol düşünür Miguel de Unamuno’nun çok sevdiğim bir sözü vardır: ”Aşk, aldanışın kızı; hayal, kırıklığın annesidir” peki o halde aşk biterse ne olur? Aşkı ilişkiden aldığımızda geriye ne kalır? Bir sen bir ben bir de bebek…

    Bildiğiniz gibi anlaşamayarak yollarını ayıran çiftlerin sayısı her geçen gün artıyor. Boşanmalarda en çok etkilenen taraf ne yazık ki çocuklar oluyor. Yaşanılan mutsuzluğun boyutu ne olursa olsun eşler birbirlerinden boşanabilirler ama çocuklardan boşanmak söz konusu değildir. 

    Boşanma sürecinden en fazla etkilenen yaş grubu 3-6 yaş grubudur. Bu yaştaki çocuklar boşanmanın sebebini tamamen kendileri sanmaktadır. Çocuk ister istemez “Ben uslu olmadığım için annem ile babam boşanıyor” düşüncesine kapılıyor. 7-12 yaş grubunda ki çocuklar ise boşanma sebebini anne-baba üstüne atmaktadır. Biraz daha ileriki yaşlara gidersek 13-18 yaş grubu bu süreci çok zor atlatmakta. Ergenlik döneminde olan çocuğun uyuşturucuya başlama, kendine ya da arkadaşlarına zarar verme, küfür etme, kötü ortamlara girme gibi tepkisel davranışlar geliştirmesine rastlanabilir. Derslere odaklanamama, konsantre bozukluğu, ders çalışma isteksizliği, huzursuzluk, saldırgan davranışlar, yatak ıslatma, kekemelik, uyumsuzluk gibi belirtiler de görülebilmektedir.

    Çocuk boşanma olayını duyunca hemen “ ben kimle yaşayacağım, bana ne olacak” gibi sorular sormaya başlar. Bu anlamda anne babanın çocuğun aklındaki soruları gidermesi çok önemli bir süreçtir.  Çocuğu büyük insan yerine koyup ona olan biteni anlayabileceği bir dille anlatmak gerekmektedir. Fakat karşılığında büyük bir insan gibi tepki vermeyebileceğini de kabul edip sabırlı ve anlayışlı olmak dikkat edilecek önemli bir unsurdur. Çocuğa “Biz kendi aramızdaki sorunlarımız yüzünden ayrılmaya karar verdik. Hayatımıza evli devam edersek daha çok zarar göreceksin, bu süreçte en doğru olan ayrılmak. Ayrı evlerde yaşayacağız ama bu birbirimizi hiç görmeyeceğimiz, iletişimimizi koparacağımız anlamına gelmiyor. Belli aralıklarla annenle ben (veya baban) buluşup zaman geçireceğiz. Seni sürekli seveceğiz” gibi duygularla yaklaşmak onun endişe ve korkularını yenmesine yardımcı olacaktır.

    Şurası hiç unutulmamalıdır ki anne babalar çocuğu kendi aralarındaki sorunlardan uzak tutmalı, kaldıramayacağı sorunları çocuğa yansıtmamalıdır. Çocuk için eski eş ile mutlaka bir işbirliği sağlanmalıdır. Bazen boşanma çocuk için en iyi çözüm yolu olurken, bazen de boşanmadan sonra çocukta yeni korkular ortaya çıkabiliyor. Boşanma sürecinin çocuk açısından sağlıklı olması için eski eşe karşı olumsuz duygu ifadesinin kontrol edilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra sakin düzenli bir yaşam stili benimsenmeli, disiplin konusunda eski eş ile iş birliği sağlanmalı. Çocuk ile bol bol konuşmak, çocuğa hafif sorumluluklar vermek, yaşına uygun etkinlikler planlamak, ev ödevleri veya okulu ile ilgilenmek ve ziyaretler dışında da çocuk ile iletişimin sürdürülmesi gerekmektedir.  Kuşkusuz bir çocuk fiziksel ve psikolojik gelişimini en güzel şekilde ailesinin içinde tamamlar. Çocuk hem annenin hem de babanın ilgisine, sevgisine, şefkatine muhtaç bir varlıktır. Çocuğun ruhsal ve zihinsel açıdan sağlıklı olmasının başta gelen şartlarından birisi elbette ki kişiliğinin ideal bir aile tarafından yoğrulmasıdır. Ancak günümüzde yıkılan ailelere ne yazık ki oldukça sık rastlıyoruz. Şu bir gerçek ki boşanmanın yükünü en fazla çocuklar çekmekte. Eşler çocuğun psikolojik ihtiyaçlarını karşılamaya özen göstermelidir. Anne baba ayrılsa da annelikten ve babalıktan istifa etmemelidir.

    Günümüzde boşanmanın ardından anne ve baba arasında çocukla ilgili rekabet yarışına girmelerine de  çok sık rastlanmakta. Bazı ebeveynler çocuğu kendi tarafına çekmek için çocuğa yanlış mesajlar vermektedir..  “Annen / Baban seni sevmiyor zaten” diyenler, karşı tarafı suçlayanlar dahi olabiliyor. Bu sözler çocuğun ruh dünyasında tahmin edilemez boyutlarda yaralar açmaktadır. Bu çok yanlış ve çocuk açısından çok yaralayıcı bir tutumdur. Eşler ayrılsalar bile çocuğu annesinden ya da babasından ayırmaya çalışmak, eski eşten öç almak için çocuğu kullanmak çocuğun ruh sağlığı açısından asla düşülmemesi gereken hataların başında gelir. Boşanan eşler, aralarında her ne yaşandıysa yaşansın arkadaş kalmaya gayret göstermeliler. Yaşamı boyunca çocuğun önüne çıkabilecek bir sürü problem olabilir. Anne babanın kimi zaman bu problemlere birbirlerine danışarak çözüm bulmaları, ortak kararlar alıp uygulamaları gerekir. Herhangi bir iş arkadaşı gibi, hiç olmazsa telefonla görüşülebilir. Dağılan bazı aileler çocukları için bazen bir araya gelip arkadaş gibi davranabiliyorlar. Bunu başarabilmek çocuğun bu dönemi yaralanmadan atlatmasına yardımcı olacaktır.

    Çocuklara verilecek sevgi, şefkat, kendini güvende hissetme duygusu hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar büyük bir hediyedir. 

    Her ayrılıktan sonra parçalanmış ailenin bu durumdan az ya da çok olumsuz etkilendikleri bir gerçek. Sağlıklı yürümeyen evlilikleri bitirmek en doğrusu olmakla beraber bütün mesele ayrılan anne babanın kendilerine çocuklarıyla beraber yaşayabilecekleri sağlıklı ortamlar yaratabilmesindedir. Karşılıklı anlayış ve hoşgörü, ayrılık da olsa sorunların daha kolay çözümlenmesine uygun bir zemin hazırlayacaktır. Ayrılsak da beraberiz sözü işte burada çok önemli. Arada çocuk olduğu sürece unutmayın ki siz çocuğunuzun gözünde hala sevgilisiniz. 

    Attilla İlhan’ın bir şiirinde dediği gibi “Çünkü ayrılık da sevdaya dair çünkü ayrılanlar hala sevgili”…

  • Çocuklarda yemek sorunları

    ÇOCUKLARDA YEMEK SORUNLARI

    Yemek yeme birçok ailede yaşanan en önemli sorunlarda biridir. Yemek öncesi başlayan tartışma, sofrada alevlenir ve genelde bu tartışmayı çocuk kazanır. Anne ve baba pes eder, çocuğun önündeki yemeği alır, yerine sevdiği başka bir yemeği koyar ve bu böyle devam eder gider.

    Tanıdık bir hikaye değil mi?

    Peki bunu değiştirmek için neler yapılmalı?

    Öncelikle çocuklar neden yemek yemez bunun cevabını bulmak lazım.

    Anne babanın dikkatini çekmek istiyor olabilir.

    Yemekten önce abur cubur yemiş olabilir.

    Acıkacak kadar fazla enerji harcamamış olabilir.

    Diş çıkarıyor olabilir.

    Dişlerinde çürük olabilir.

    Yemek sonrası gaz problemi yaşadığı için ya da kabız olduğu için yemiyor olabilir.

    Yemek için anne babası tarafından fazla zorlanıyor olabilir. Bu, yemek yememe davranışını azaltmaz, aksine pekiştirir.

    Titiz bir ailede yetişiyor ise, yemeği dökmekten çekindiği için yemiyor olabilir.

    Ailede çocuğa olumsuz örnek olacak biri olabilir. Anne ya da babadan biri yemek seçiyorsa, çocuk da onu model alır.

    Anne babasını yemek yemeyerek cezalandırıyor olabilir. Kardeş kıskançlığı, okul başarısızlığı gibi durumlarda çocuklar karşı davranış geliştirebilirler. Yemek yememe de bunlardan biridir.

    Çocuğun tabağına çok yemek konuyor olabilir. Çocukların bizler kadar yemesi beklenmemelidir.

    Anne babalara öneriler:

    Öncelikle çocuğunuzu iyi tanıyın, sorunun çocuktan mı, yoksa sizden mi kaynaklandığını belirleyin.

    Çocuğunuza sofra kurma ve kaldırmada görev vererek, yemek yemeyi özendirmeye çalışın.

    Yemeği hazırlarken mutfakta size yardımcı olmasına fırsat verin. Yaşına göre yemeği karıştırmak, ekmeği kesmek, salata yapmak gibi görevler verebilirsiniz.

    Küçük ise mama sandalyesi ile, büyük ise sizin gibi sandalyede oturarak yemek yemesini sağlayın.

    Elinizde tabakla peşinden koşmayın. Yemediği zaman ilgilenmeyin, siz kendi yemeğinizi yiyin. O elbet bir süre sonra yemek için istekli olacaktır.

    Yemek istemediğinde, ya da yemeği beğenmediğinde ona yemesi için başka şeyler hazırlamayın. ‘Bizim bugünkü yemeğimiz bu, yemezsen aç kalırsın’ şeklinde bir açıklama yapın.

    Bir ya da birkaç gece aç kalan çocuk başka çaresi olmadığını anlayınca yemek yiyecektir.

    Anne babası olarak, çocuğun önünde yemekler ile ilgili olumsuz ifadeler kullanmayın.

    Yemek tabağını renkli ve süslü hazırlamaya çalışın. Oyun oynuyor gibi yemek yemek ona zevk verecektir.

    Çocuğun porsiyonlarını sizinkinden daha az tutun. Sizin kadar yemesini beklemeyin.

    Yemek yerken ‘Dökme, dikkatli ol, düzgün ye’ gibi ifadelerle onu uyarmayın. Bu onu yemekten soğutabilir. Dökerek yiyen bir çocuk ise sandalyesinin altına bir sofra bezi serin, yemeğini bitirince o bezi silkeleyin.

    Yemek sırasında sergilediği doğru davranışları takdir edin.

    Sevmediği bir yemeği yemesi için zorlamak yerine, o yemeğin yanına sevdiği bir yemeği de ekleyin. Böylece daha rahat yiyecektir.

    Evde belli bir yemek düzeni oluşturun. Her gün aynı saatte, tüm aile bireylerinin yemeğe oturmasını sağlayın.

    Yemekten önce doyurucu başka yiyecekler yemesine fırsat vermeyin.

    Kilo sağlık göstergesi değildir. Sağlıklı olması amacıyla çocuğunuza ihtiyacı olandan fazla yemek yedirmeyin.

  • Erkek ve Kadınların Duygusal ve Mental Yapı Farklılıkları

    Erkek ve Kadınların Duygusal ve Mental Yapı Farklılıkları

    Erkek ve kadın beyinleri birbirine benzese de duygusal ve zihinsel gelişimini çok farklı tamamlamaktadırlar. Bilim adamlarımızın bu konudaki teorilerine bakacak olursak erkek beyninin daha ziyade analiz ve keşfe yönelik “sistematik” bir yol izlediğini; karşısındakinin ruh halini erkeklerden çok daha kolay anlayabilen kadın beyninin ise “empatik” bir karakteri olduğunu gösteriyor.

    Erkek ve kadınların duygusal ve mental yapı farklılıkları, insanlığın varoluşundan itibaren tartışma konusu olmuştur. Bu nedenle erkek ve kadın arasındaki algı ve düşünce yapısı üzerine çalışmalar yapılmıştır.

    Önceleri kadın erkek farklılıklarının sebebi sosyal çevre ile ilişkilendirilirken günümüzde bu farklılığın büyük oranda hormonlar ile ilişkili olduğu ortaya konmuştur.

    Aynı ortamda yetişip aynı yerde eğitim aldığı halde, özgürlük ve kısıtlamalar aynı olduğu halde kız ve erkek çocuklarının olaylara farklı tepki verdiği gözlenmiştir. Duygu bakımından bambaşka yaklaşımlar sergilenmiştir.

    Yapılan araştırmalara göre erkek beyninin sol lobu etkinken bayanlarda sağ lob daha aktiftir. Erkek vücudunda testosteron, kadın vücudunda östrojen ve progesteron hormonları salgılanır. Testosteron hormonu sol lobu etkilerken progesteron sağ lobu etkilemektedir. Beynin sol bölümü, analitik hesaplamalar, konuşma, muhakeme yapmayı sağlar. Sağ bölüm ise müzik, sanat, duyguların gerçekleştiği bölümdür. Böylece Erkek ve kadınların duygusal ve mental yapı farklılıkları meydana gelir.

    Kadın ve Erkek Mental Yapı Farklılıkları

    • Kadın duyguyu, erkek bilgiyi benimser.

    • Erkekler sorun çözerken nasıl olduğuna değil sonuca odaklanır. Kadınlar ise sorunun nedenlerine odaklanır.

    • Erkekler çok sözcük üretme yeteneğine sahipken kadınlar sözcüklere anlam katma konusunda başarılıdır.

    • Erkek ne yapacağını, kadın ise nasıl yapılacağını benimser.

    • Görsel algılamada, erkekler işlerine yarayan kısmı, kadınlar estetik kısmını algılar.

    Kadın ve Erkek Duygu Farklılıkları

    • Kadın duygularını ağlayarak,

    • Erkek öfkelenerek gösterir. Çok sinirli olan erkeklerin depresif olduğu gözlenmiştir.

    • Kadın duygusallığı romantizm olarak,

    • Erkek ise erotizm olarak algılamaktadır.

    • Kadının ilişkide önem verdiği dinleniyor ve anlaşılıyor olmasıdır. Kadın duygularını paylaşarak rahatlar,

    • Erkek ise yetenekli ve güçlü olduğunda ve bunun karşı taraftan hissettirildiğinde mutlu olur.

    • Erkek mutluluğu başarıda ve sonuçta arar,

    • Kadın ise paylaşma, değer verme ve değer görmede arar.

    • Erkek, kadın tarafından yönlendirilmek istemez. Bu durum kendisini eksik ve güçsüz hissetmesine neden olur.

    • Kadın ise yardımcı olmayı, destek vermeyi sevgi ifadesi olarak algılar.

    • Erkek bir sorunla karşılaştığında sessizleşir, konuşmak istemez ve kendi içinde çözüm üretir

    • Kadın sorunlarını anlatarak rahatlamaya çalışır.

    • Kadın için önemli olan içini dökmektir.

    • Erkek daha az göz teması kurarken, kadın göz temasına önem verir.

    • Erkek içinse sonuca ulaşmaktır.

    • Erkek kendisine ihtiyaç duyulmasını ister. Kendisine ihtiyaç duyduğunu hissettiği kadına karşı ilgi duyar ve kendisini daha güçlü ve enerjik hisseder.

    • Kadın ise sevildiğini hissettiğinde güçlenir.

    Çevre ile olan tüm bağlantılar kadın ve erkek arasındaki duygu ve mental yapı farklılığını ortaya koyuyor. Bir mekânda göze çarpan nesneler, hafızada kalıcılık, dil, koku farklılığı cinsiyetteki yönelim farklılıklarını da etkiliyor.

    Erkekler; satranç, perspektif görüş, nesneleri tanıma, zihinsel matematik hesaplamaları konusunda daha etkili iken dikkati bayanlara göre daha çabuk dağılır.

    Kadınlar; yabancı dil, resimde bütünü daha iyi görmede iyidir. Dikkat süresi uzundur ve yüzler ile insanlarla daha çok ilgilenir.

    Kadınların hafızasının erkeklerden daha güçlü olduğu ve olayları daha çabuk hatırladıkları incelemeler sonucu ortaya konmuştur.

    Özellikle ergenlik döneminde kendini tanımaya ve kanıtlamaya çalışan bireylerde cinsiyet farklılıkları daha net gözlenmektedir. Analiz ve keşfe yönelik zihin yapısına sahip erkekler yardım almadan keşfederek öğrenmek isterler. Kişileri tanımada daha başarılı olan kadılar empati kurarak sonuca ulaşabilirler. Bu dönemde erkekler liderlik yönlerini ortaya çıkarmaya çlışırken gruplar kurar ve o grubun lideri olmaya çalışabilir. Kızlarda ise kurulan gruplar daha çok dayanışmaya ve liderlikten uzak ve birbirleriyle daha yakın olduğu gözlenmiştir. Kızlar münazara yoluyla anlaşırken erkekler emir ve yaptırımlarla anlaşır.

    Savunduğunu şiddet ve kavga ile göstermeye çalışan erkeğin aksine kızlar kavga ortamlarından uzak duygusal bağ ve konuşma yolu ile kendilerini ifade etmeye çalışır.

    Değerlendirme amacıyla bakıldığında birbirine tamamen zıt görünen kadın ve erkek arasındaki duygu ve mental yapı farklılığı aslında tam anlamıyla da bir bütünün iki yarısı gibidir. Erkeğin sahip olduğu analitik kabiliyet ve hâkimiyet duygusu kadına sahip çıkma duygusunu geliştirirken, ilgi ve güvende olduğunu hissetmek isteyen kadın ile erkeğin duygu doyumuna birlikte ulaştıkları görülür. Elbette birbirlerinin farklılıklarını kabul etme ve karşılıklı anlayış ile birlikte yaşamayı kolaylaştıracaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Çocuğum okula başlarken nelere dikkat etmeliyim

    ÇOCUĞUM OKULA BAŞLARKEN NELERE DİKKAT ETMELİYİM

    Büyük bir özveri ile büyüttüğünüz çocuğunuz artık okul çağına geldi. Hem siz hem de o önemli bir dönemece girdiniz. Hangi okula göndermeliyim, acaba öğretmeni kim olacak, servise mi vereyim, ben mi getirip götüreyim sorularına yanıtları buldunuz ve okul hayatınızın başlamasına az bir süre kaldı.
    Şimdi sırada şu soruların yanıtları var. Acaba sorunlar yaşayacak mı, yaşadığı sorunlar ile nasıl başa çıkacağız, ona nasıl yardımcı olmalıyız, ödev yaparken nelere dikkat etmeliyiz
    İşte aklınızdaki sorular ve yanıtları

    Çocuğum kaç yaşında okula başlamalı?
    Yeni eğitim sitemine göre 30 Eylül 2012 tarihinde 5 yaşını doldurmuş olan çocukların okula başlaması gerekmektedir. Ancak çocukların sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimleri göz önüne alındığında 5 yaş okula başlamak için uygun değildir.

    Eğer çocuğunuz 5 yaşında (60 aylık) ise anaokuluna devam etmeli, 5,5 yaşında (66aylık) ise okul olgunluğu testi yapıldıktan sonra okula başlamasına karar verilmelidir.

    Çocuğumu okula nasıl götürmeliyim, ilk gün neler yapmalıyım?
    Çocuğunuz okula başlamadan önce tercihen yaz döneminde onu okula hazırlamalısınız. Okulun nasıl bir yer olduğunu, orada neler öğreneceğini ona anlatmalı, anaokulundan farkını açıkça ama onu kaygılandırmadan ortaya koymalısınız. Çünkü çocukların yaşadığı en büyük sıkıntı anaokulu ortamından sonra daha kurallı olan ilköğretim ortamına alışmaktır.

    İlk gün onunla okula gitmeniz onun için çok önemlidir. Ama bunu bir tören haline getirmeyin. Her günkü gibi uyanın kahvaltınızı yapın ve çocuğunuzla beraber okula gidin. Siz ilk günü ne kadar çok önemser ve abartırsanız çocuğunuz da o kadar çok önemser ve abartır. Bu da sizden ayrılmasını ve okula alışmasını zorlaştırır.

    Çocuğum okul bahçesinde ya da sınıfta ağlarsa ne yapmalıyım?
    Çocuğun ağlaması aslında sizin davranışlarınıza bağlıdır. Siz çocuğunuza söylemlerinizle ya da yüz ifadelerinizle üzgün olduğunuzu hissettirirseniz, onu terk ediyormuş gibi bir izlenim yaratırsanız o da bunu kullanır ve ağlamaya başlar.

    Yapmanız gereken onu her zamanki gibi öpmek ve başarılar dilemektir. Ona sınıfta öğretmenin yanında olacak, neye ihtiyacın olursa ona söyleyebilirsin, o sana yardımcı olur. Teneffüslerde de arkadaşların ile oyunlar oynarsın. Akşam olunca ben seni almaya geleceğim(servisle gelecekse servis seni eve getirecek) deyip onu sınıfına göndermelisiniz
    Unutmayın çocuklar bilmedikleri şeylerden korkarlar. Ona okul ile ilgili herhangi bir açıklama yapmadan sınıfa gönderirseniz ne ile karşılaşacağını bilmediği için kaygılanacak ve ağlayacaktır.

    Birkaç gün onu okulda beklemeli miyim?
    Çocuğu okulda beklemek onun okula alışmasını kolaylaştırmaz, aksine anneden ve babadan ayrılma, bağımsızlaşma ve özgüven kazanma sürecini uzatır.

    Eğer siz de kaygıları olan bir ebeveyn iseniz çocuğunuza belli etmeden, bunu ona söylemeden onu bir veya iki gün okulda bekleyebilirsiniz. Ama çocuğunuzun bunu bilmemesi çok önemlidir. Çünkü her fırsatta yanınıza gelmek ister ve daha uzun süreler ile okulda kalmanızı ister. Ayrıca sınıf arkadaşlarının da bundan haberdar olmaması önemlidir. Çünkü okulda olduğunuzu çocuğunuza söyleyebilirler.
    Eğer çocuğunuza gerekli açıklamaları yapmış, onu okul yaşantısına iyi bir şekilde hazırlamış iseniz, her şeyin üstesinden kolaylıkla geldiğini görecek ve mutlu olacaksınız.

    Evde okul ile ilgili konuşurken nelere dikkat etmeliyiz?
    Evde eşinizle ya da diğer aile bireyleri ile konuşurken okul ile ilgili olumsuz ifadeler kullanmamaya özen gösterin. Çocuğunuz televizyon izliyor ya da arkadaşı ile oynuyor olabilir ama onun kulağı sizdedir, sizi dikkatle dinliyordur.

    Özellikle öğretmeni ve arkadaşları ile ilgili kullanacağınız olumsuz ifadeler, çocuğunuzun da onlara karşı olumsuz duygu ve düşünce beslemesine neden olabilir.
    Ödevlerin çokluğundan, derslerin zorluğundan, öğretmenin tavırlarından yakınırsanız; benzer yakınmaları bir süre sonra çocuğunuz da yapar ve bu durum hem okuldan soğumasına hem de okul başarısının düşmesine neden olabilir.
    Bu nedenle mümkün olduğunca okul ile ilgili konuşurken olumlu ifadeler kullanın, öğretmeninin ve arkadaşlarının iyi yönlerini ön plana çıkarmaya çalışın.

    Çocuğum okula gitmek istemezse ne yapmalıyım?
    Çocuğunuz okula gitmek istemezse mutlaka geçerli bir sebebi vardır. Onu okula gitmek için zorlamak yerine bu sebebi araştırın. Çocuğunuz ile konuşun bir sorunu olup olmadığını öğrenin, öğretmeni, okul yönetimi hatta servis şoförü ile konuşun.

    Sorunu tespit ettiğinizde tek başınıza çözebileceğiniz bir sorun değilse mutlaka profesyonel yardım alın. Çocuk psikologu, pedagog ya da okuldaki rehber öğretmenden yardım isteyebilirsiniz.

    Çocuğum kardeşini bahane ederek okula gitmek istemezse ne yapmalıyım?
    Küçük kardeşi olan birçok çocuk okula gittiğinde annesi ve kardeşinin neler yaptığını merak eder, kardeşini kıskanır ve bu nedenle okula gitmek istemez.

    Bu durumu yaşamamak adına önceden önlem alabilir, çocuğunuz size sormadan ya da bunu sorun haline getirmeden önce siz gerekli açıklamayı yapabilirsiniz. Çocuğunuza sen okula gidince ben de kardeşini uyutuyorum, uyanınca mamasını yedirip, altını değiştiriyorum sonra da senin okuldan gelmeni bekliyoruz şeklinde açıklama yapabilirsiniz. Beraber yaptığınız diğer faaliyetleri (alışveriş, ev gezmesi, parka gitmek vb) ayrıntısı ile anlatmayın
    Çocuğunuz okuldan geldiğinde ona bugün neler yaptın diye sorarak yaptıklarını anlattırın ve okul yaşantısının ne kadar güzel ve eğlenceli olduğunu belirtin. Böylece sizi ve kardeşini kıskanmayacaktır.

    Çocuğumun ödevlerine nasıl yardımcı olmalıyım?
    Çocuğunuz okuldan geldikten sonra hemen ödev yapması için zorlamayın. Yoğun bir gün geçirdiği için dinlenmeye ihtiyacı olacaktır.

    Dinlenme ve yemek zamanı bittikten sonra ödevlerini yapmaya başladığında yanında oturup onu izlemeyin. Bırakın ödevlerini tek başına yapsın. Yapamadığı ya da zorlandığı bir şey olursa bütün ödevlerini bitirdikten sonra yapamadıklarını yapmak üzere ona yardım edin.
    Proje ödevlerinde ona yardımcı olun ama onun adına yapmayın.
    Bilmediğiniz bir konu olduğunda bilmediğinizi söylemekten kaçınmayın. Herkes her şeyi bilmek zorunda değildir. Çocuğunuz sizi mükemmel görmemeli, sizin de başaramadığınız şeylerin olduğunu bilmek aksine onu mutlu eder. Konu ile bilgisi olabileceğini düşündüğünüz başka kişilere danışın.

    Ödev yapmak istemezse ne yapmalıyım?
    Ödev yapmak istemediğinde onu ödevlerini bitirmek için zorlamayın, ona hedefler koymanızın, gereksiz ödül ve cezalar kullanmanızın faydası olmayacaktır.

    Bunun yerine neden ödev yapmak istemediğini öğrenin. Verilen ödevler ona çok zor geliyor olabilir ya da seviyesinden düşüktür ve sıkılıyor olabilir. Bu durumu öğretmeni ile konuşarak netliğe kavuşturun.
    Ödev yaptığı ortam uygun olmayabilir. Televizyon karşısında, aile üyelerinin sohbet ettiği bir ortamda çocuğa ödev yaptıramazsınız.
    Tüm ödevlerini bir kerede oturup bitirmesini beklemeyin. O istemeden siz ona kısa molalar verdirin. Bir bardak meyve suyu içmek, bir dilim kek yemek, okulda yaşadığı bir olayı paylaşmak onun için uygun bir mola olabilir. Televizyon seyretmek, bilgisayar oynamak, oyun oynamak mola olarak kullanılmamalı; bunlar ödevler bitince yapılacak etkinlikler olmalı.

    Çocuğumun hafta sonlarını en iyi şekilde nasıl değerlendiririm?
    Hafta sonları çocuğunuz ile geçirmeye özen gösterin. Yoğun bir iş temposunda çalışıyor olabilirsiniz. Ama özellikle okula başladıktan sonra çocuğunuz ile geçireceğiniz anlar daha azalacaktır. Bu anlar onun için de sizin için de özel olmalı.

    Sevdiği bir etkinliği beraber yapmak ona verebileceğiniz en iyi ödüldür. İmkanlarınız çerçevesinde çocuğunuzu bir kursa (spor, müzik, resim vb) yazdırabilirsiniz. Okulda yaşadığı yoğunluk ve yorgunluğu bu kurslarda atabilir, yeni haftaya yeni enerji ile hazırlanabilir.

    Okula başladıktan sonra küfür etmeye, yalan söylemeye, fiziksel şiddet uygulamaya başlarsa ya da konuşmasında ve davranışlarında farklılıklar oluşursa ne yapmalıyım?
    Çocuğunuz okula başladıktan sonra davranışlarında farklılıklar olması çok normaldir. Bunlar her zaman olumlu olmayabilir. Çünkü okulda farklı sosyo- kültürel ortamlardan gelmiş çocuklar ile bir arada olacak. Daha önce ailede görmediği davranışları, konuşma biçimlerini görecek. Çocuklar model alarak öğrendikleri için de bu davranışları sergilemeye başlayacak.

    Böyle bir durumda panik olmayın. Çocuğunuzu sürekli olarak yapma, öyle deme, çok ayıp gibi ifadelerle uyarmanız sorunu çözmez. Yaptığı davranışın sonuçları ile ilgili onu uyarın. O arkadaşının bu davranışı neden yaptığını onun anlayacağı bir dille anlatın; ama arkadaşlarını küçültücü ifadeler kullanmayın. Gerekirse öğretmeni durumdan haberdar edin.

    Öğretmeni ile ne sıklıkta görüşmeliyim, bu görüşmelerde neler sormalıyım?
    Sürekli olarak öğretmen ile görüşmek için okula gitmeyin. Bu hem sizi ve öğretmeni yorar, bunaltır hem de arkadaşlarının önünde çocuğunuzun imajını zedeler.

    Haftada bir kez öğretmen ile genel bir görüşme yapabilirsiniz. Ayrıca veli toplantılarını takip edip mutlaka katılın. Bu görüşmelerde çocuğunuzun okul başarısı, arkadaş ilişkileri, varsa özel becerileri, sosyal duygusal gelişimi ile ilgili bilgiler edinin, okul sorunlarınıza yönelik rehberlik almaya çalışın.
    Öğretmen ile olan görüşmelerinizi çocuğunuz varken yapmayın. Neler konuştuğunuzu bilmesine gerek yok. Görüşme sonrası çocuğunuzu görüşme ile ilgili genel olarak bilgilendirin. Olumlu ifadeler kullanmaya özen gösterin.
    Çocuğunuz öğretmeni ile olan görüşmenizi onu şikayet ettiğiniz bir görüşme olarak görmemeli. Bu nedenle çocuğunuzu öğretmeni ile korkutmayın. Bu öğretmenden ve okuldan soğumasına neden olabilir.

    Çocuğumda hangi davranışları gözlersem okul başarısı ile ilgili sorunlar yaşadığını düşünmeliyim?
    Her çocukta farklılık göstermekle beraber; ödev yapmakta isteksizlik, ödev yapmakta zorlanma, çalışmasına rağmen yazılılarda düşük not alma, okulda tahtadan düzgün not geçirememe, ödevlerini eksik alma gibi sorunlar ile karşı karşıya gelirseniz, okul başarısı ile ilgili sorunlar yaşıyor olabilirsiniz.

    Çocuğumda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu varsa ne yapmalıyım?
    Çocuğunuzda böyle bir sorun olup olmadığını tespit etmek amacıyla mutlaka öğretmeni ile görüşün, sınıf içindeki davranışları ile ilgili bilgi edinin, daha sonra bir uzmana başvurarak detaylı taramasını yaptırın.

    Tüm bunların ardından çocuğunuza dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanısı konursa; ilk olarak durum ile ilgili öğretmenini bilgilendirin. Çünkü öğretmeni buna göre çocuğun sınıf içindeki oturma düzenini ayarlayacak, yapılan çalışmalara aktif katılımını sağlamak için etkinlikleri düzenleyecektir.
    Siz de evde özellikle ders çalıştırırken kısa molalar vermeye, molalarda dikkat dağıtıcı etkinlikler değil, rahatlatıcı etkinlikler yapmaya özen gösterin.( örneğin televizyon izlemek değil, bir bardak meyve suyu içip bir dilim keke yemek). Tüm ödevlerini bir kerede bitirmesini beklemeyin, bu mümkün değildir.
    Eğer hekiminiz tarafından ilaç tedavisi başlandıysa, belirtilen dozda ilaç tedavisine devam edin, kendiliğinizden ilacı kesmeyin ya da dozu ile oynamayın.

    Çocuğumda öğrenme güçlüğü varsa ve yapmalıyım?
    Bu durumu öğrendiğiniz anda ilk olarak öğretmenini bilgilendirin. Öğretmenden diğer velileri de bilgilendirmesini isteyin, bu çocuğun arkadaşları tarafından kabulü için önemlidir.

    Gerekli ise çocuğunuza hastaneden ve rehberlik araştırma merkezinden rapor almaya çekinmeyin. Bu rapor ile özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde ücretsiz eğitim alabilirsiniz. Ayrıca bu rapor ile çocuğunuz kaynaştırma öğrencisi olacak ve diğer çocuklar ile aynı yazılı sınavlara girmeyecek, aynı değerlendirme kriterlerine göre değerlendirilmeyecektir. Bu da çocuğunuzun özgüveni için oldukça önemlidir.

    Okul sorunlarının temel nedenleri nelerdir?
    Okul sorunlarının pek çok nedeni olabilir. Görme ve işitme sorunları çocuğun okumasını, öğretmeni dinlemesini ve derslerini yapmasını engelleyebilir.

    Spor, eğlence gibi faaliyetlere çok fazla zaman ayrılması da çocuğu fazlasıyla yorabilir.
    Çocuktaki kronik hastalıklar, kaygı, depresyon, anne baba arsındaki problemler, kardeş kıskançlığı çocuğun ders başarısını engelleyebilir.
    Ayrıca çocuklarda görülen özel öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu da okul başarısını engellemektedir.

    Çocuğumun okulda yaşayabileceği sosyal-duygusal sorunlar neler olabilir?
    Arkadaşları tarafından kabul görememe, farklı sosyo kültürel çevrelerden gelen çocuklar ile iletişim kuramama, fazla içine kapanık ve duygusal olduğu ya da fazla kavgacı olduğu için yaşayabileceği iletişim problemleri, kurallara uymama, grupla beraber hareket etmede zorluk karşılaşabileceğiniz sosyal duygusal problemlerden birkaçıdır.

    Yukarıda saydığımız problemlerden bir ya da birkaçı ile karşılaşırsanız, çocuğunuzu davranışları değiştirmesi için zorlamayın, onu yargılamayın. Öğretmeninden ve konu ile ilgili bir uzmandan yardım alın.

  • Erken Boşalma Sorununu Nasıl Çözerim?

    Erken Boşalma Sorununu Nasıl Çözerim?

    Erkeklerin %40’ı yaşamlarının bir döneminde erken boşalma sorunuyla karşılaşır. Bu sürecin uzun sürmesi ve destek ve tedavi sürecini gerekli kılar.

    Erken Boşalma Sorununu Nasıl Çözerim?

    Erkeğin cinsel bir etkileşim sonucunda istem dışı boşalmasına erken boşalma denir. Bu durum psikolojik açıdan oldukça fazla baskı altındaysa ilişki başlamadan da boşalma sorunu ortaya çıkabilir. Bu durum çoğu zaman soruna yol açar ve bu da erkeklerin ilişkiden uzaklaşmasına neden olur. Uzaklaşma nedeni, psikolojik olarak gerçekleşir. Utanma, tatmin edememe korkusu bir süre sonra isteksizliğe dönüşür.

    Erken Boşalmada Önemli Faktörler

    • Cinsel birleşme olayına verilen önemin fazla olması

    • Performansın eksikliği

    • Düzensiz ilişki

    • Nörojenik psikolojik hassasiyet

    Yukarıda listelenen faktörler erken boşalmaya neden olan etkiler arasında yer alır.

    Bu durumda karşılaşılan sebepler ise:

    • Uzun aralıktan sonra ilişkide bulunmak: Seyrek bir şekilde bir kadın ile cinsel ilişki kurmak

    • Yaşın ilerlemesi: Yaş yükselmeye başladıkça cinsel hayat cazibesini kaybeder ve hassasiyet ve kontrolün azalması ile erken boşalma oluşabilir.

    • Tecrübesizlik: Genç ve tecrübesiz erkeklerde erken boşalmaya sorunu görülebilir.

    • İsteksiz kadın: Kadının ilişki istememesi erkeği hızlandırır ve tatmin olmasını psikolojik olarak hızlandırmaya çalışır.

    • Ergenlik: Ergenlik sırasında sürekli mastürbasyon yapan erkeklerin çoğunda görülür.

    Psikolojik olarak düzeltilebilecek durumlar:

    Erken boşalma sorununu nasıl çözerim için kontrol altına alınabilecek etkilerden biri strestir. Stresten uzaklaşarak soruna çözüm getirilebilir. Stresten kaynaklı bir sorun var ise psikolojik yardım da büyük etkide bulunacaktır.

    İlk deneyimini uygunsuz bir ortamda yapmış olan erkeklerin genelinde bu sorun ile karşılaşılır. Bunun için en önemlisi ilk deneyimi hafızadan uzaklaştırarak yeni bir başlangıç yapmak ya da psikolojik destek almaktır.

    Psikolojik Yönden Erken Boşalmanın Tedavisi Nasıl?

    Erken boşalma sorununu nasıl çözerim sorunu ile gelen bireylerde öncelikle psikolojik bozukluğun olup olmadığı belirlenir. Tedaviye başlarken şikayet ettiği konuda hasta bilinçlendirilir. Boşalmanın nasıl denetleneceği ve cinsellik konusunda destek bilgiler verilir.

    Boşalmada kontrolü sağlamak için teknikler öğretilir. Aynı zamanda eşler arası uyum için de yöntemler hakkında bilgiler kişiye aktarıldıktan sonra destekleyici bir psikoterapi uygulanır. Sonrasında ilaç tedavisi ile erken boşalma sorununu nasıl çözerim konusunda gerekli tüm yardımlar sağlanmış olur. İlaçların yan etkisi sayesinde boşalma beş dakikadan 15 dakikaya kadar gecikecektir.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Üstün yetenekli çocukların gelişim özellikleri nelerdir ?

    ÜSTÜN YETENEKLİ ÇOCUKLARIN GELİŞİM ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

    Üstün yetenekli çocukların belirlenmesi ve sonrasında takibi ile doğru şekilde yönlendirilmesi önem taşımaktadır. Birçok aile çocuğunun üstün yetenekli olduğundan şüphe etmekte, fakat bundan emin olamamaktadır. Her yaş grubu için de zeka testi uygulama şansı bulunmadığından, üstün yetenekli çocuklara ait belirleyici özellikleri bilmek bu anlamda ailelerin bakış açısını etkileyecektir.

    Üstün yetenekli çocukların gelişim alanlarına göre özellikleri şu şekilde sıralanabilir.

    FİZİKSEL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Fiziksel gelişimi yaşıtlarına göre daha iyidir.

    Çok enerjiktir.

    Hareketlidir.

    Bebeklik döneminde fazla uyumazdı.

    Duyu organları hassastır.

    Giysilerdeki etiketlerden rahatsız olur ve kestirir.

    Gürültüden hoşlanmaz.

    İki ayrı marka meyve suyunu tadından ayırt edebilir.

    Kuvvetlidir.

    Ağrı ve acıya aşırı tepki verir.

    Erken yürür.

    ZİHİNSEL GELİŞİM

    Çabuk ve kolay öğrenir.

    Yeni ve farklı bilgiler öğrenmeye heveslidir.

    Çok soru sorar

    Soyut kavramlara ilgi duyar.

    Meraklıdır

    Diğer çocukların ilgi duymadığı farklı alanlara ilgi duyar(bilim,siyaset vb.)

    Hafızası kuvvetlidir.

    Pratik zekası gelişmiştir.

    Hayal gücü kuvvetlidir.

    6 yaşından önce okuma-yazma öğrenmiştir.

    Farklı ve olağandışı fikirleri vardır.

    Öğrenmiş olduğu bilgileri gerekli ortamda kullanır, transfer eder.

    Hızlı düşünür ve konuşur ama kasları aynı hızda olmadığı için yazı yazmayı sevmez.

    SOSYAL GELİŞİM

    Kendisinden 2-3 yaş büyük çocuklar ve yetişkinler ile oynamayı tercih eder.

    Yaşıtları ile oynamayı tercih etmez.

    Lider önemliği vardır.

    Espri yeteneği gelişmiştir.

    Empati yeteneği gelişmiştir.

    Arkadaşlık kurmakta zorlanır.

    Başkalarından emir, yönerge almaktan hoşlanmaz.

    Yeni ve değişik durumlara uyum sağlar.

    Yaratıcıdır.

    DİL GELİŞİM ÖZELLİKLERİ

    Kelime hazinesi geniştir.

    Kelimeleri anlamına uygun ve yerinde kullanır.

    Konuşmalarında mecaz anlamdaki kelimeleri ve deyimleri kullanır.

    Konuşmalarında “lütfen-teşekkür ederim vb”nezaket sözcüklerini kullanır.

    Akıcı konuşur

    Kendini rahat ifade eder.

    KİŞİLİK ÖZELLİKLERİ

    Bağımsızlık duygusu gelişmiştir.

    Yüksek amaç ve iradelere sahiptir.

    Kaderci değildir

    Hayatındaki olayları denetim altına alarak kontrol edebileceğine inanır.

    Duygusaldır.

    Haksızlığa tahammülü yoktur.

    Mükemmeliyetçidir.

    Özgüveni yüksektir.

    Çevreye, hayvanlara vb karşı duyarlıdır.

    Detaycıdır

    Eleştireldir

    Özeleştiri yapar

    Güçlükler karşısında kolay pes etmez

    Dış görünüşüne, giyinme, temizliğine dikkat eder.

    Tekdüze yaşamı sevmez.

    Hayali arkadaşı vardır.

    MÜZİK

    Ritm ve melodiye duyarlıdır.

    Orijinal besteler yapar.

    Müzik dinlemekten hoşlanır.

    Ritm ve tempoya göre dans eder.

    Melodi ve şarkıları kolay hatırlar.

    Müzik aleti kullanmaya isteklidir ya da kullanır

    DRAMA

    Jest ve mimiklerini etkili bir şekilde kullanır.

    Rol yapma ,canlandırma,taklit yetenekleri vardır.

    Orijinal oyunlar yazar ve oynar.

    SANAT

    Nesneleri ayrıntılı olarak hatırlar ve çizer.

    Resimlerinde derinlik, perspektif özelikleri vardır.

    Farklı malzemeleri kullanarak resim yapmaktan hoşlanır.

    Resim, heykel sergilerini kavrar.

  • ÖFKELİ ÇOCUKLAR VE KONTROL EDİLMEYİ BEKLEYEN ÖFKELERİ!

    ÖFKELİ ÇOCUKLAR VE KONTROL EDİLMEYİ BEKLEYEN ÖFKELERİ!

    Öfke deyince akla gelen ilk şey olumsuz düşünceler olacaktır hiç şüphesiz. Bu duygunun nedenini anlamak için doğru soruları sorduğunuz sürece kontrol edilemeyen, başa çıkılması imkansız, anlaşılması güç bir davranış olmaktan çıkacak ve sizin otoritenize teslim olacaktır. Esas önemli olan, zihninizdeki öfke duygusu gerçekten teslim olmalı mı, yoksa aslında zaman zaman bu duygu sayesinde kendinizi koruduğunuz ve savunduğunuz durumlarla karşılaştınız mı? Eğer gerçekten hayat kalitenizi düşürmüyor ve sosyal ilişkilerinize zarar vermiyor ise siz öfkenizi yönetebilen gruptasınız. Tebrikler!

    Bu ay, öfkeyi gösterme biçimini aileden ve sosyal çevresinden öğrenen çocukların öfkeli davranışlarına nasıl yaklaşmamız gerektiğinden ve birkaç sonuç odaklı tekniklerden bahsedeceğim.

    Bir düşünün: Toplum olarak gösterebildiğimiz en kolay negatif duygu hangisi? Trafikte, yenilgiye tahammülümüzün olmadığı tartışmalarda, maçlarda… Öfke! Çocuk da haliyle öfkeyi kolayca alır ve günlük hayatında çekinmeden sergiler. Üzerine düşünmez, bana zararı nedir, sonuçları nelerdir diye… Hatta birçoğu ergenlik dönemine kadar duygularını ayırt ve tarif edemeyebilir. Bunun en önemli sebeplerinden biri, öfke duygusunun altında barınan farklı duygulardır. Örneğin, hayal kırıklığı, kırgınlık, yetersizlik vb. duygular çocuğu direkt öfkeli olmaya itebilir. Ebeveyn olarak yapacağınız ilk şey çocuğunuzun sergilediği öfkenin altında yatan esas duyguyu anlamaya çalışmak ve çocuğa geri bildirim vermek! Örneğin: “Şuan öfkelisin anlıyorum ama öfkeden daha çok üzüldüğünü görüyorum.”, “Senin yerinde ben olsam, ben de sinirlenirdim çünkü hayal kırıklığına uğradın. Beklediğin sonuç bu değildi!” Bu yansıtmaların faydasını uzun vadede, çocuğunuzun olaylara verdiği tepkilerde göreceksiniz.

    ÇOCUĞUNUZA ÖFKESİNİ YÖNETMEYİ 5 ADIMDA ÖĞRETİN!

    1. Birine zarar vermenin hiçbir zaman kabul edilebilir bir yanı olmadığını kendine hatırlat!
    2. Üç kez derin nefes al ve yavaşça 10’dan geriye doğru say!
    3. Duygularını gözden geçir ve “Ne yaparsam ne olur?” sesli düşün!
    4. Bir yetişkinden destek al! Destek çok kıymetlidir.
    5. Neden sinirlendim? Daha önce öfkelenmem bir işe yaradı mı? Düşün ve yaz!