Yazar: C8H

  • Farklıyım, farklısın, farklı….

    OTİZM

    Annecim babacım, öğretmenim, sevdiklerim ben aslında sizi anlıyorum benimle ilgili fikirlerinizi tahmin edebiliyorum ama şunu bilmenizi istiyorum ki BEN EKSİK YA DA HASTA DEĞİLİM… sadece farklıyım senden ondan ya da kardeşimden.

    Bir çok yeteneğim var aslında bir çok detayı görebilirim. Sizlerin hiç dikkat etmediği önemsemediği şeyler benim hayatımı kaplıyor olabilir, mesela renkler, sesler, şekiller, ışıklar… Sizlerden farklı düşünüyorum ama beni biraz tanır, biraz bana yönelirseniz aslında yeteneğimin ve üstün olan özelliklerimi görecek ve buda beni rahatlatacaktır. Böylece belki daha size bağlı daha sakin daha sosyal olabilirim.

    Bazı huylarım bazı takıntılarım, seslerim seni rahatsız mı ediyor etmesin lütfen çünkü bazen rahatlamam gerekiyor, bana sadece sevgini ver hep yanımda ol beni asla senden ayrı bırakma bana güven emin ol ki bu sevmediğin huylarım da bitecek bir gün… beklide belkideee bitmeyecek ben geleceği planlamakta zorlanıyorum ama şunu biliyorum ki bana sevgini sabrını verirsen ben daha huzurlu daha sağlıklı gelişeceğim.

    Aslında en çok ne istiyorum biliyo musun benimle oyna, benimle oynayın. Sizinle oyun aynamak istemiyıor gibi görünebilirim ama değil ben seninle sevdiklerimle oynamak istiyorum ama bana öğret belemeyebilirim çok geç anlayabilirim.

    Bana yardım et.

    Özrlü, engelli, otistik, deli vb diuyecekler ne olur aldırma çünkü sen üzülürsen ben daha çok üzülürüm sana hissettirmiyorum belki ama sen benim için çook önemlisin ve senin üzülmen senin kederli olman beni daha da geriletiyor ve strese sokuyor.

    BİR OTİZMLİ ÇOCUK OLSAM BUNLARI SÖYLERDİM VE BİR UZMAN OALRAK EMİNİK Kİ BUNLARI SÖYLÜYORLAR. LÜTFEN ÖZEL EĞİTİM, TERAPİLER, DOKTORLAR, UZMANLAR BUNUN SONU YOK VE EĞİTİM VE SAĞLIK PROBLEMLERİNİ TABİ Kİ ASLA AKSATMAYACAĞIZ AMA EN ÇOK AMA EN ÇOOOOK ANNE BABAYA İHTİYACI VAR VE ANNE BABA SEVGİSİ, İLGİSİ, OYUNU İLE GELİŞECEKLER……

  • OKUL FOBİSİ

    OKUL FOBİSİ

    Okul Fobisi

    Çocuklar açıklamasını yapamadıkları bu korkuyu bastıramazlar; aile çocuğunu okula götürmeye çalışırken, çocuk korkudan direnç gösterir. Ebeveynler de ikilem yaşarlar; hem çocuklarının okula gitmesini derslerden geri kalmamasını isterler, hem de çocuğun yoğun okul korkusu onları endişelendirir. Bu endişe çocuk tarafından da gözlemlenir ve artarak devam eden bir döngü halini alır. Okul fobisi yaşayan çocuklar, hayatlarının kontrolünü kaybetme korkusu yaşarlar. Okul dışında kontrolü sağlar, öngörülebilirliği olur ve böylece kendini huzurlu hisseder. Okuldan beklentisinin ne olduğunu bilmediği için okul ortamı tehdit gibi algılanabilir ve çocuk sınıfta kendini güvende hissetmez. Okulla ilgili bir durumdan korkabilir; okulda başka çocuk(lar) tarafından kendisiyle alay edilmesi, öğretmenle olan ilişkisi ve öğrenme güçlüğü gibi sorunlar yaşayabilir. Ailelerin çocuklarına doğru yaklaşımda bulunması, çocukların bu korkusunu kısa süre içinde yenmesini sağlayacaktır.

    Okul fobisinin temelinde çoğu zaman ayrılık anksiyetesi yatar, özelikle küçük çocuklar anneden ya da bağlandığı kişiden (güvenli insan) ya da evden (güvenli ortam) okul aracılığıyla uzaklaştırılmak korkusu yaşıyorsa, ayrılık anksiyetesi söz konusudur. Çocuk, her zaman anneden ayrılırken sorun yaşıyorsa, okul fobisi değil ayrılık anksiyetesi vardır. Ayrılık anksiyetesi gibi, sosyal anksiyete de okula gitmemek için neden olabilir. Sosyal fobi yaşayan çocuk, diğer çocuklar ya da öğretmeni tarafından kabul edilmeyeceği korkusunu yaşar. Bu çocuklarda iletişim becerileri diğer çocuklara göre zayıftır. Nerede, nasıl davranacaklarını çok iyi bilemezler ve bu yüzden diğer çocuklarla iletişim kuramazlar ve kendilerini yalnız hissederler. Performans anksiyetesi ve özgüven eksikliğinin de, okul fobisi oluşmasında önemli rolü vardır. Performans anksiyetesinde, okulun beklentilerine cevap verememek çocukta korku oluşturur. İlerleyen sınıflarda çocuğun başarısının önemi artar. Test sonucuna göre çocuk yargılanır. Bu da okula gitmek istemeyecek kadar korku oluşturabilir. Okul fobisi için tek bir neden belirtilemez.

    Çocuğun kişilik yapısı, ailenin yaklaşımı (özellikle de anne-çocuk ilişkisi), okuldan kaynaklanan
    faktörler birer etkendir
    Okul fobisinin gelişmesinin genellikle 3 sebebi vardır. Birincisi; okul çağı olgunluğu henüz gelmemiş, fiziksel ve bilişsel olarak okul çağına hazır olmayan çocuğun okula başlaması , ikincisi ; Aşırı korunmuş veya şımartılmış çocuğun ilk kez toplum kuralları ve özel olma özelliğini kaybetmesi ile savaşması, üçüncüsü ; çocuğun duygusal bir sorun yaşıyor olması (boşanma, anne veya babada depresyon, çocukta depresyon, yas, travma , kaygı vb. ) İlk neden bir uzman tarafından uygulanan okul olgunluğu testleri ile control edilebilir. Ancak anne veya babanın okul çağına kadar aşırı koruyucu davranmış olması çocuğun okulda tanıdığı, güvendiği bir yetişkin olmadan koşuşturan çocuklar içinde tek kalabilmesi çocuğa korkunç gözükebilir ve bunu destek almadan çözmek zaman alabilir. Okul çağına kadar korumacı bir tutumla yetiştirilen çocuk tanımadığı kalabalık bir ortamda , kontrolsüz hareket eden ve ona destek olamayacak diğer çocuklar ile kalmayı red edebilir. Bu çocukların genelde yetişkinler ile daha iyi anlaştığı söylenir çünkü yetişkinler onlara zarar vermez ve onların istedikleri gibi oynar. Yani koşarak onlara çarpmazlar veya ellerindeki oyuncağı almazlar. Aşırı şımartılan, her istediği olan veya her şeye uzun uzun onu ikna etmeler sonucunda razı olmaya alışmış bir çocuk, okula başladığı zaman ona yetişkinlerin davrandığı gibi davranılmayan veya evdeki kadar özel hissettirlmediği bir ortamda kalmayı red edebilir. Bu süreçte okul ile evin paralel ilerlemesi en sağlıklı olandır. Evde de çocuğa artık küçük sorumluluklar verilmeli, her istediğinin olamayacağı anlatılmalı ve aşırı korunmacı davranılmamalıdır. Durum duygusal bir durumdan kaynaklanıyor ise bir uzmana başvurup desteklenmelidir. Okul fobisi gelişen çocuk anlaşılmaz ve ugun bir şekilde ona eşlik edilmez ise duygusal bir sorun yaşaması ve davranış problemi geliştirmesine neden olurken, akademik başarısızlığı da ilerleyen süreçte beraberinde getirebilir.

    Eğer aile çocuğum okula neşeyle gidiyordu her şey yolundaydı ve birden okula gitmek istemedi diyor ise bu durum çocuğun duygusal bir sorun yaşadığına isaret olabilir. Bir uzmana başvurup oyun terapisi yöntemi ile çocuğunuzun duygusal sorunun keşfedilmesini sağlayabilirsiniz.
    Çocuklar sorunlarını yetişkinler gibi anlatamadıkları için oyun ile anlatırlar ve bu oyun bir uzman tarafından yorumlanarak yine oyun terapisi ile oyun yolu ile çözümlenebilir.

    Uzman Psk., Zehra Orgun

  • Masturbasyon

    Cinsel zevk amacı ile cinsel organı kendi kendine uyarmaktır. Aslında bazı çocuklar bebeklik döneminde cinsel organları ile oynamaya başlarlar. Bu kimi zaman ilkel bir güdü olarak başlar, kimi zaman da bir iki yaşlarında bedenini tanırken cinsel organını da tanır ve onu uyardığında haz aldığını fark ederek yinelemek ister. Gelişimin bir parçası olarak kabul edilmekle beraber dikkat edilmeli gerekli yönlendirmeler yapılmalı, tedbirler alınmalıdır. Özellikle diğer etkinliklere sık sık tercih ediyorsa sorun olduğu akıla gelmelidir.

    Masturbasyon Nedeneleri

    • Bebeklik döneminde çok uzun süre yalnız başına bırakılma
    • Meme emmemiş ya da emzik verilmemiş çocuklarda uyarılma eksikliğini kendi kendini uyararak doldurmaya çalışma (kendi kendini kusturma da, uyarılma eksikliğine bağlanabilir)
    • Yeni bir kardeşin doğumu veya aile içinde çocuğu tedirgin, mutsuz eden, kaygı veren durumlar,
    • Bağırsak kurtlarının ve solucanların anüs ve çevresinde kaşıntı yapması sonucu dokunmaların, kaşıntıların çocukta haz yaratması,
    • İlgi azlığı,
    • Çocuğa çok dar ve önden cepli pantolonlar giydirmek
    • Çocuğun uzun süre dar karanlık, gizli yerlerde tek başına bırakılması,
    • Bilen arkadaş veya yetişkin tarafından bu davranışa alıştırılması,
    • Bebeklikten itibaren temizlik sırasında çocuğun cinsel organıyla gereğinden fazla oynamak, zaman harcamak, sıklıkla öpme okşama vb durumlar.

    Anne baba ve diğer yetişkinlerin masturbasyona gösterecekleri tepki çok önemlidir. Çünkü çocuk bu tepkilerden mesaj alacaktır. Korkutup yıldırmalar davranışı ortadan kaldırmaz. Çocuk bunun sonucu olarak kötü, iğrenç bir şey yaptığını düşünür ve suçluluk duyabilir.

    Önlemek İçin Neler Yapılabilir ?

    • Çocuk evde ya da okulda hoşuna gidecek aynı zamanda kendini değerli mutlu hissedeceği sosyal faaliyetlere yönlendirilmelidir. Yalnız başına uzun süre denetimsiz bırakılmamalıdır.

    • Çocuğa her yaşta cinsel konular hakkında bilgi verilmeli, soruları cevapsız kalmamalıdır. (yaşına uygun cevaplarla soruları karşılıksız kalmamalı)

    • Çocuk fiziksel olarak aşırı olmamak kaydı ile yoracak aktivitelere yönlendirilmelidir.

    • Uyandığından yataktan kaldırılmalı akşamda aynı şekilde uyku saatinde yatmalı, yatağında karanlıkta tek bırakılmamalıdır.

    • Uygun tuvalet ve temizlik alışkanlığı verilmeli

    • Kaşıntı, parazitler için gerekli tedbir alınmalıdır

    *** davranış ortaya çıktığında çocuk dikkatle gözlenmeli, problemin nedeni saptanmaya çalışılmalıdır. Nedene yönelik uygun tedbirlerle problem daha kolay ve hızlı ortadan kalkabilir.

    *** masturbasyon yapan çocuğu korkutmamalı, cinsel organını kaybedeceği söylenmemeli, fiziksel ceza verilmemelidir.

  • KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    KARDEŞ KISKANÇLIĞI

    Kıskançlık insanoğlunun en doğal ve evrensel duygularından birisidir. Kıskançlık sevilen kişinin başkasıyla paylaşılmasına katlanamamaktır. Bu nedenle sevginin olduğu her yerde kıskançlığın var olduğunu söyleyebiliriz.  Ne zaman bu duygu kişiyi ve kişiler arasındaki ilişkiyi rahatsız etmeye başlarsa, o zaman sevgiyi koruyan kollayan bir duygu olmaktan çıkar ve zamanla sevgiye  ve dolayısıyla da kişiye zarar vermeye başlar. Her kişi hayatının belli bir döneminde kıskançlık duygusunu yaşamıştır ya da yaşamaya devam ediyordur; anne-babayı kıskanma, kardeşi, arkadaşı ve daha ileriki dönemde de mutlaka partneri kıskanma duygusu yaşanır ve yaşanması da çok doğaldır.

    *İnsanlar niçin kıskançlık duygusu yaşarlar?

    Kıskançlığın temelinde özgüven eksikliği ve yetersizlik duygusu yattığı gibi sevgiyi paylaşmama, paylaşmaya alışkın olmama, dışlanmışlık hissi, yalnız kalmaktan korkma gibi duyguları da içinde barındırır. Kendini dışlanmış hissetme duygusu kıskançlığı tetikleyen duygulardan birisidir. Kıskançlık bazı insanlar tarafından yanlış ve yaşanmaması gereken bir duygu olarak değerlendirilebilir; fakat oldukça doğal ve dozunda olduğunda faydalı bir duygudur.

    * Bu duygu nasıl aşılır?

    Kıskançlık konusuna ılımlı ve dikkatli yaklaşmak gerekir. Kişi basit kıskançlık duyguları ile kendi kendisine mücadele edebilir ve tedavi edebilir. Kişi kıskançlık hissettiği andaki düşüncelerini inceleyerek, ifade ettiği duygunun ardında yatan iç konuşmaları yakalayarak, kıskançlık duygusundan önce gelen duyguyu ortaya çıkarmayı başarabilir. Kıskançlık duygusunun nedeni araştırılmalıdır. Haklı mı haksız mı olduğu, bu duygunun ardında yatan temel duygunun ne olduğu incelenmelidir.İleriki boyutlardaki kıskançlık psikolojik rahatsızlıklara yol açabilmektedir; çünkü kişi her an aşırı stres altında yaşamaktadır ve bir süre sonra bununla baş edemeyeceği durumla karşı karşıya kalacaktır. Bu aşamada mutlaka psikolojik bir destek alması önemlidir….

  • Kardeş ilişkileri

    Bir kardeşe sahip olmak çocukları diğer insanları fark etmeleri konusunda daha etkin yapar. Basit anlamda kardeşine eş sayılabilecek bir yaştaki başka biriyle etkileşim içine girmek, çocuğunuzun iletişim becerilerinin gelişmesine yardımcı olur ve ileriki, hayatında hem sosyal ilişkileri bakımından, hem de başka insanların değişik bakış açılarını anlaması bakımından gelişmiş bir kapasiteye sahip olmasına yardımcı olur. Bazı çocuklar kardeşleri söz konusu olduğunda toleranslı davranırken bazıları daha çelişik duygular taşıyabilir. En kötüsü de yeni gelen kardeşlerine düşman kesilmeleridir. Bu tepkiler dünyanın her yerinde, her zaman bu şekilde gerçekleşebilir.

    Kendilerini düşmanları olarak gören ağabeylere, ablalara sahip bebekler endişe hissetmeye çok daha meyilli olup, ergenliğe ulaştıklarında daha agresif ve mutsuz tutumlar sergileyebilirler. Bunun dışında ailelerinde diğer kardeşe daha çok ilgi gösterildiğini anlayan kardeşler anne baba için zor bir çocuk olmaya devam ederler. Bu nedenle kardeşleri birbirleri ile tanıştırırken iyi bir başlangıç yapmalarını sağlamak gerçekten önemlidir. Onlara bilinçli bir şekilde ayrı ayrı ilgi göstermeyi başardığınız sürece oluşabilecek olumsuzlukları en aza indirgemek çok kolay olur.

    Aileleri geniş olan çocuklar genelde daha kolay arkadaş edinir ve başka insanları tolere etme konusunda daha duyarlı davranırlar. Tek çocuk olanlar ise başarılı olmaya meyilli ve hayal güçleri daha geniş olabilir ancak sürekli yetişkinler ile etkileşim içinde olduklarından kendi yaşıtlarına göre olgun görünür ve yaşıtlarıyla sohbete girmeyip hayali arkadaşlarıyla vakit geçirmek isteyebilirler. Tek çocuğun, iki ya da birkaç kardeş olanın birçok avantajı – dezavantajı olabilir ancak burada ebeveynlerin sağlıklı, tutarlı, adil tutumları çok önemlidir

  • Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Yatak Islatma Sorununda Alternatif Çözümler

    Psikolojik sorunlarla mücadele hayaletlerle baş etmeye benzer. Yarattığı sorunlar gerçek bu kaynağı kökünden tespit edip yok etmede ilaçlar yetersiz kalmaktadır. Yatak ıslatma sorunu okul çağında çözemeyen hatta askerlik, evlenme yaşına gelip çaresiz kalanlar var. Hipnoterapi bildiğim en etkili çözüm yolu olmuştur.

    Her anne-baba çocuklarının belirli yaş aralıklarında çaresizce yatak ıslatma sorununda alternatif çözümleri aramaya başlar. Kimisi etkili bir yöntem uygulayıp çocuğuyla doğru iletişimi kurabilir ve bunu sonlandırabilir… Kimisi ise çocuğuyla bir türlü doğru frekansa geçemez ve bu sorun devam eder, durur… Bir sorunumuz olduğunda öncelikle bu nedir? Neden ortaya çıkmıştır? Odak noktamızı sorunun çözümünden çok, sorunun kaynağına odaklamalıyız. Ve sonrasında durum psikolojik mi, fiziksel mi… Bunu ayırt etmeliyiz…

    Yatak Islatma Nedir?

    Bu duruma tıp dilinde ‘enurezis’ adı verilir. Bu durumun kaynaklanması için iki çeşit sebep vardır. Bunlar;

    • Fiziksel Sebepler

    • Psikolojik Sebepler

    Günlük hayatta çoğu anne, bebeği bu davranışı sergilemesin diye uğraşır. Genetik olarak mesanelerinin kontrolünü 2-3 yaşlarında kazanabilen çocuklar, gündüzleri genellikle 2 yaş civarında alt ıslatmama durumunu kabullenir. Fakat geceleri görülen rüyalar, karanlıkta kendini güvensiz hissetme, uykudan uyanamama gibi durumlar çocukların gece vaktinde yataklarını ıslatmasının sebeplerinden başlıcalarıdır. Bu durumun ise çocuk 4-5 yaşına geldiğinde ortadan kalkmış olması gerekir. Çocuklarda bu tarz sorunların yaşanmasında aslında birçok etmen vardır.

    • Ruhsal gerginliklerin oluştuğu durumlar,

    • Ebeveynlerin tuvalet eğitimde gösterdiği hatalı davranışlar,

    • Derin uyku,

    • Psikolojik nedenler bunlardan sadece birkaçıdır.

    Çözümler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümler olarak sizlere birazdan vereceğim tavsiyeleri lütfen çocuklarınıza uygulayın. Fakat uygularken bir o kadar da dikkatli olun. Çünkü bu davranışlarınız çocuğunuz ile aranızda kuracağınız ilişkiyi daha da güçlendirecek , karşılıklı empati kurmanızı sağlayacaktır.

    Ruhsal gerginliklerin oluşturduğu durumlar

    Çocuklarımızın yaşı küçük olduğu için duygusallığını önemsemememiz, aslında yaptığımız en büyük hatalardan biridir. Çocuklarımız özellikle bizde ,ebeveynlerinden, ilgiyi yoğun bir şekilde bekler. Çocuğumuzun yanında olmamız ona iyi geldiğimiz anlamında değildir. Birlikte geçirdiğimiz vakitleri kaliteli kılmalı, onunla oyunlar oynamalı, sevgimizi, şefkatimizi doyasıya hissettirmeliyiz. Aksi halde hayatınıza evcil hayvan veya bir çocuk daha eklemek istediğinizde bu onun için ters tepecek, sorunlar yaşamasına sebep olacaktır.

    Ebeveynlerin Tuvalet Eğitiminde Gösterdiği Hatalı Davranışlar

    Ebeveynlerin çocuklarıyla kurdukları iletişim çocuk kaç yaşında olursa olsun oldukça mühimdir.Vereceğimiz eğitimlerin zamanının ayarlanması gerekir. Bazı davranışların çocuklarımıza kazandırılması gerekenler erken veya geç bir şekilde değil, tam zamanında uygulanmalıdır. Erken kazandırılmaya çalışılan davranış geri tepecektir. Bundan dolayı en önemli etken, zamandır. Bu hususlara dikkat edilmelidir. En ideal zamanlardan biri çocuğumuz 2,5 yaşındayken olacaktır. Tabii herkes aynı olmadığından dolayı öncelikle çocuğumuzun bu sürece hazır olup olmadığını kontrol etmemiz gerekir.

    Psikolojik Nedenler

    Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerde en çok bu konu üzerinde durmamız gerekir. Çünkü çocuğumuzun yaşadığı herhangi bir duygusal ve psikolojik sorun günlük hayatına yansıyacaktır. Hatta belki ileriki yaşlarında bile üstünde etki bırakacaktır. Bu durum gerek altlarını ıslatarak gerek tırnak yiyerek gerek parmak emerek kendini göstermeye başlayacaktır. Psikolojik nedenlerin çözümleri zaman ister. Sabretmeli ve bu süreçte çocuklarımıza her zaman ‘Seni seviyorum’ demeliyiz…

    Derin Uyku

    Geceleri alt ıslatma durumunun yaşanmaması için bazı ebeveynler çocuklarını belirli saatlerde uyandırarak tuvalete götürmeye çalışırlar. Fakat bu sarf ettikleri çabada bile çocuklarının uyanmadığını çoğu zaman belirtirler. Bu durum aşırı yorgunluktanda sık sık kaynaklanan derin uyku probleminden kaynaklanmaktadır. Yatak ıslatma sorununda alternatif çözümlerin neredeyse en basiti uyku problemi için yapacağınız uyku programı yeterli olacaktır.

    Ebeveynlerin Tutumu

    • Uyku yönetimi anne-baba yönetiminde olmalıdır.

    • Çocuklarımızın beslenme alışkanlıklarına dikkat etmeliyiz.

    • Yaklaşımımız, daima sevgi ve şefkat dolu olmalıdır.

    • Birkaç defa yapılan alt ıslatma tarzında ki hatalar yargılanmamalıdır. Herşey uygulanmasına rağmen düzelme olmazsa bir doktora başvurulabilir. Tüm önlemler alındığında ise hiçbir sorun kalmayacaktır.

    Adil Maviş

    Bu yazının telif hakkı Adil Maviş’e aittir. Kaynak gösterilerek yayınlanabilir. Makaledeki bilgilere dayanarak herhangi bir teşhis ve tedavi uygulanamaz. Adil Maviş kendi geliştirdiği ve kişinin içsel dinamiklerini en üst seviyede kullanılabilmesine dayalı koçluk ve bireysel danışmanlık hizmeti vermektedir. Bu bağlamda alacağınız hizmet teşhis ve tedavi kapsamında değildir. 

  • Blender bebekler

    “Blender Bebek” ifadesi ilk bakışta size tuhaf gelebilir, ama yavaş yavaş literatüre girmeye başlayan bir kavram oldu. Pek, nedir blender bebek ?

    Bebeklerin ek gıda dönemine geçmesi ile birlikte, anne sütü ya da mamanın yanında hayatlarına ek besinler de girmeye başlar. Anne babalar ilk 6 ay sadece sıvı ile beslenen çocuklarının beslenmede zorlanmamaları düşüncesi ile, ek gıda döneminde de her gıdayı mümkün olduğunca pütürsüz hale getirmeye çalışır.

    Sabah kahvaltısı ve diğer ana ve ara öğünlerde çocuğun yediği tüm besinler blender ile öğütülür. Bu, çocuğun kolay beslenmesi için yapılırken, ileriki zamanlarda aslında beslenme ve yemek alışkanlığı için ne kadar olumsuz bir davranış olduğu fark edilemez.

    Tüm yiyecekleri blender yardımı ile öğütülen ve nerdeyse sıvı ve pürüzsüz hale getirildiğinde, çocuk yiyeceklerin ayrı ayrı tadını da alamaz, bu nedenle damak tadı oluşumu da olumsuz etkilenir.

    Bunun yanında blender bebek olmanın başka olumsuz yönleri de vardır, işte birkaçı:

    Sürekli olarak blender ile öğütülen yiyecekler yiyen çocuklar, pütürlü yiyecekleri yemeyi öğrenmekte zorlanırlar.

    Bu nedenle yutma fonksiyonu kullanılmaz ve yutmayı öğrenemeyen çocuk, zamanla yutmayı unutur hale gelebilir.

    Çocuk pütürlü yiyeceklerle karşılaştığında ya da yutması için zorlandığında yiyecekler boğazına takılabilir, nefes borusuna kaçabilir, kusabilir

    Çocuk kreşe başladığında ya da farklı sosyal ortamlara girdiğinde yemek yemek sorun olabiliyor.

    Çiğneme faaliyeti beyne tokluk hissinin gitmesini ve çocuğun yemeye son vermesini sağlar. Ancak sürekli pütürsüz ve öğütülmüş sıvı ile beslenen çocuklarda çiğneme olmadığı için doyma hissi de daha az olmaktadır.

    Doyma hissi azalan çocuklar obezite riski ile karşı karşıya kalabilir.

    Çiğneme hareketi dişlerin ve çene kemiklerinin gelişimi için de oldukça önemlidir.

    Bazı durumlarda çocuklar 3-4 yaşına gelse de katı ve pütürlü yiyecekler yemekte zorlanabiliyorlar. Bu nedenle blender kullanımı ek gıdaya geçiş döneminde kısa süreli de olsa kullanılabilir, ancak 7-8 aydan sonra azaltılmalı ve en geç 1 yaşında çocuğun hayatından tamamen çıkarılmalıdır.

  • Psikodrama ..

    Psikodrama ..

    Psikodrama başka bir tanımla bir tür dramatizasyondan ya da başka bir ifade ile spontan tiyatrodan yararlanılarak gerçekleştirilen bir ruhsal geliştirme tedavi yaklaşımıdır. Ortada yazılı her hangi bir metin yoktur: bir spontan tiyatro sergileyerek izleyenleri eğlendirmek ya da eğitmek de amaç değildir. Sahnede görülen spontan tiyatro, gerek oyuncuların gerekse izleyenlerin ruhsal yönden gelişmelerini iyileşmelerini amaçlayan karmaşık bir sürecin, ancak su yüzündeki bölümüdür. Psikodrama’da her şey mümkündür. Buradaki ‘’her şey’’ in altını çizmek isterim. Kişiler psikodrama sahnesine geçmiş de yaşadıkları bir takım olayları getirebilecekleri gibi geleceğe ilişkin hayallerini, rüyalarını, hatta deja-vu yaşantılarını ya da halüsinasyonlarını da getirebilirler. Ne tür olursa olsun, geçirdiğimiz bir iç yaşantıyı psikodrama sahnesinde tekrar yaşama şansımız vardır. Bir takım yaşantıların psikodrama sahnesinde tekrarlanması, iyileştirici / tedavi edici işleve sahiptir. Moreno’nun bu işlevle ilgili görüşü de ilginçtir. Ona göre ‘’İkinci kez yaşanan her gerçek, birinciden kurtuluştur.’’ Belki şöyle dersek daha belirgin olabilir; eğer bir gerçeği ikinci kez yaşarsak, bu gerçeği kontrolümüz altına alabiliriz. Yani ilk kez yaşadığımız bazı olaylar, bizi kontrollerine alabilir; fakat biz bu olayları Psikodrama sahnesinde ikinci kez yaşarsak, bu durumda biz onları kontrolümüz altına alırız. Bir çocuk, havlayarak kendisini korkutan bir köpeği yalnız kaldığında taklit ederek korkusunu hafifletmeye çalışır. Muhtemelen eski çağlarda ilkel insanlar da böyleydi; kendilerini korkutan doğa olaylarını ve hayvanların davranışlarını, dans ederek ya da benzeri yollarla tekrarlıyor, onlar karşısında duydukları kaygıyı denetim altına almaya çalışıyorlardı. Kuramsal bir takım temellere oturtulmuş, çeşitli tekniklerle bezenmiş Psikodrama’da ise, sistematik bir ‘’yeniden yaşama’’ etkinliği söz konusudur. Psikodrama yöneticilerinin organize ettikleri bu etkinliklerin kişilerin katarsis sağlamalarına bir takım ağırlıklarından kurtulmalarına yardımcı olur. Psikodrama’da bilinen belli teknikler vardır; yönetici duruma göre bunları kullanır. Ancak Psikodrama’da yöneticiler, bilinen tekniklerle sınırlı kalmak zorunda değildir, bir psikodrama yöneticisi, gerektiğinde yaratıcılığını kullanarak, bilinenlerin dışında bir takım etkinlikler, teknikler üretebilir, uygulayabilir. Psikodrama’da rol kavramı/kuramı çok önemli bir yere sahiptir. Moreno’ya göre roller ben’den çıkmaz, ben, rollerden çıkar. Yine Moreno’ya göre rol, kişiler arası bir yaşantıdır, sosyal yaşantının ayrılmaz bir parçasıdır; hatta sosyal yaşam rollerden ibarettir.

    Psikodrama insanlar arası ilişkiler zemininde ruhsal olguların geliştiğini, ve ancak bu ve benzeri ilişkiler ağı içinde daha uygun yollarda gelişebileceğini kabul eden ve çalışma alanını yalnız klinik içinde bırakmayıp insanların ve toplulukların bulunduğu her yöne yayan çağdaş akımların tipik bir örneğidir. 

    Günümüzde pek çok kuram geçerliliğini yitirmesine rağmen psikodrama, etkinlik ve güncelliğini korumaktadır. Sosyometri toplulukların iç dinamiklerini anlama ve araştırma yöntemi olarak varlığını sürdürürken psikodrama içinde de kullanım alanları bulmaktadır. Freud’un son dönemlerine yetişen Moreno onu insanı kısıtlı bir laboratuvarın içine sokmakla eleştirir ve kendisinin bizzat onların yaşamına katılarak, gözleyerek, yaşayarak ve yaşarken düzelterek önemli bir farklılık getirdiğini söyler. Moreno’nun grup psikoterapisi bir süre sonra psikanalistleri etkilemiş ve psikanalitik grup psikoterapisi gelişmeye başlamıştır. Daha sonra bu oluşum grup analizi olarak adlandırılmıştır.

    Gerçeğin aksiyonla yeniden keşfedilmesi olan psikodrama kaynağını insandaki üç önemli temel özellikten alır. Bunlar: Eylem, yaratıcılık ve spontanlıktır. İnsan eyleme dönük bir varlıktır. Hareketsiz bir yasamdan söz etmek mümkün değildir. Bu eylem ihtiyacının doyurulabilmesi eylemin yeterli ve uygun olmasına bağlıdır, bu ise insanın yaratıcılığı ve bu yaratıcılığın sergilemesine olanak tanıyan spontanlığı sayesinde gerçekleştirilir. Spontanlık yeni ya da eski durumlara kişinin yeni ve uygun tepkiler verebilme halidir. Spontanlık ve yaratıcılık arasındaki ilişki Moreno’nun şu benzetmesinde anlamını bulur : “Eğer kişi spontan ise ve yaratıcı değilse, bu samuray kılıcı taşıyan bir köylüye benzer; kılıcı kullanmasını bilmediği için kendini bile kesebilir. Eğer kişi yaratıcı ama spontan değilse, bu kılıcı olmayan bir samuray savaşçısına benzer; kılıç olmadığı zaman bildikleri bir isine yaramaz”. Psikodrama, insanin yaratıcılığının ve spontanlığının sınırlarını yakalamasını ve ulaşılan bu noktada eylem ihtiyacını karşılamasını hedefler. Psikodrama grup psikoterapileri içinde belki de uygulama alanı en gelişmiş olan grup psikoterapisidir. Tedaviden eğitime, endüstri psikolojisinden tiyatroya uzanan geniş bir yelpaze içinde kendine kendine uygulama alanları bulur. Doğası gereği hızlıdır. Birçok önemli çalışmanın bir kaç saatin içine sığdığına tanık olunur. İnsanın üç temel ilişki kurma biçimi olan empati, tele ve tranferans, tüm ilişkilerde varlığını gösterir. Tele: İnsanlar arası kaynaşma yani Moreno’nun sosyalizasyon yaratıcı iş birliği, “sevgi ve beraberliktir” Ancak kapsamlı bir ilişki biçimi olarak karşılıklı gerçek nedenlere dayalı mücadele de bu tür ilişki içine alınmalıdır. Moreno, iki ya da daha fazla insan arasında ki ilişki biçimine tele süreci adını verir.Tele bir an için karşılıklı olarak diğer kişinin iç dünyasını ve o anda kendisini nasıl hissettiğini, duruma göre de onun içinde bulunduğu yaşam koşullarını kendi içinde yaşaya bilmektir. Böylece tele tek yönlü bir empati değil, iç dünyaların karşılaşmasıdır. Psikodrama sağlıksız ilişki kurma biçimi olan tranferansların çözümlenmesini (Transferans: Tam olarak gerçeğe dayanmayan bir kişiler arası ilişki biçimidir. Bir insan duygusal aktarım yoluyla diğer bir insanla ilişki içine girdiğinde, bu kişi artık onun için kendi gerçeği olan bir kişi değil, daha çok diğerinin bilinç dışı istek ve anılarının taşıyıcısı olarak görünür.buna transferaz denir.) buna karşılık olarak sağlıklı ilişki kurma biçimleri olan tele ve empatinin geliştirilmesini hedefler. Bütün bunları gerçekleştirirken sayısız ısınma tekniklerinden ve yardımcı tekniklerden ve vazgeçilmez olan üç temel teknikten yararlanır

  • Okul fobisi nedir, neler yapmak gerekir ?

    Okul fobisi çocuğun okulda yaşadığı sıkıntı, gerginlik, huzursuzluk nedenidir. Herhangi bir huzursuzluk yada gerginliğin okul fobisi olarak tanımlanabilmesi, çocuğun yaşıtlarına göre abartılı tepki göstermesi durumudur.

    Okula başlayan çocuk, anne babasından ya da kendisine bakan kişiden ayrıldığı için kendini ilk etapta güvende hissetmeyebilir. Bu güvensizlik hali anne baba tutumları ya da olumsuz okul ortamı ile pekiştiğinde ise, okul fobisi ortaya çıkabilir.

    Anne – Baba arasında yaşanan sorunlar varsa, özellikle babanın anneye uyguladığı fiziksel ya da duygusal şiddet uygulaması durumlarında çocuk annesinden ayrılmak istemeyip, yanında kalmak isteyebilir.

    Ailede karşılaşılan hastalık, göç, taşınma, bir yakının ölümü olduysa,

    Çocuğun okulu ya da öğretmeni değiştiyse,

    Okuldan tatil ya da farklı nedenlerle uzun süre uzak kaldıysa,

    Çocuk okulda öğretmeni, okul personeli ya da arkadaşları ile sorun yaşadıysa,

    Çocuk okulda bir yetişkin ya da arkadaşı tarafından istismara maruz kaldıysa

    Anne baba mükemmeliyetçi ise ve çocuğundan yapabileceğinden daha çok beklenti içinde oluyorsa,

    Okul Fobisi Yaşayan Çocukların Özellikleri Nelerdir

    Endişeli olabilirler.

    Sosyal ve duygusal olarak hassas olabilirler.

    Olaylardan ve kişilerden çabuk etkilenebilirler.

    İletişim içinde oldukları kişilerin duygularını fazla önemseyebilirler.

    Yemek ve uyku sorunu yaşayabilirler.

    Gece uykuda ağlama ve korkma davranışları olabilir.

    Hırçın, agresif olabilir.

    Kalp çarpıntısı olabilir.

    Ağız kuruluğu yaşayabilir.

    Terleme, titreme, uyuşma olabilir.

    Sık idrara çıkma, bulantı, karın ağrısı yaşayabilir.

    Anne Babalara Öneriler:

    Okul fobisi, çocukların yaşayabileceği durumlardan biridir. Bu nedenle sakin olmaya çalışın.

    Çocuğunuzu duygu ve düşünceleri için suçlamayın, ayıplamayın.

    Başkalarının yanında yaşadığı durumu anlatıp onu zor durumda bırakamayın.

    Okul fobisini ceza vererek çözmeye çalışmayın. “Sabah yine ağlarsan, sana oyuncak almam” gibi ifadeler çocuğunuzun okul fobisini çözmez, aksine size ve okula olan öfkesini arttırır.

    Çocuğunuzu başka çocuklar ya da abisi/ablası ile kıyaslamayın.

    Öğretmeni ve okul yönetimi ile mutlaka iletişim haline geçin. Bu süreci birlikte aşacaksınız.

    Çocuğunuzun yaşadığı sıkıntıyı anlatması için ona fırsat verin.

    Çocuğunuzun okul fobisini, kendi çabalarınızla aşamadığınızı gördüğünüz anda, durum daha ciddi boyuta varmadan, bir uzmandan destek alın.

  • ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ

    ÇOCUKLARDA PROBLEM ÇÖZME BECERİSİ

    Sosyal gelişim süreçleri, psiko-sosyal gelişim, sosyal beceriler ve sosyal problem çözme becerilerinden oluşur. Bireyin sosyal gelişim süreçlerini kazanması sosyal gelişimini olumlu yönde etkiler. Sosyal beceri, kişinin başkaları ile iletişimi başlatmaları ve sürdürmeleri için öğrenilmiş davranışlardır. Sosyal beceriler çocuğun çevresindeki beklentileri başarı ile karşılayabileceği, diğer bireylerle pozitif etkileşim, iletişim, dinleme, dikkati sürdürme, talimatları takip etme gibi becerileri kazanmayı gerektirir. Psiko-sosyal gelişim bireyin içinde bulunduğu toplumsal uyaranlara, grup yaşamının kural ve zorunluluklarına karşı duyarlılık geliştirmesi bunun sonucunda yaşadığı ortamdaki kişilerle uyumlu olma sürecidir. Sosyal problem çözmede ise “ bir kişinin günlük yaşamda karşılaşılan problemleri tanımlaması ya da etkili çözüm yollarını bulması veya uyum sağlamasında kendi kendini yöneten bilişsel ve davranışsal süreçlerdir. Çocuk sosyal yaşama başladığı andan itibaren sorunlar başlayacaktır. Bu nedenle çocuklarımızın karşılaştıkları sorunlarla ilgili olarak sabırlı olmamız gerekmektedir. Çocuklarımızı cesaretlendirip sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat vermeliyiz. Yaşadığı sosyal problemlere çözümler bulması konusunda ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuklar çözüm bulmaya daha istekli olur. Bilgisini, becerisini kullanacak fırsat bulmuş olur. Bu konuda onlara yapabileceğimiz en büyük yardım sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemektir.

    Böylece problem çözme çocuğun yeteneklerinin, kendine saygı ve güven duygularının gelişmesini hızlandırmasının yanında bir birey olarak gelişmesini çabuklaştırmaktadır.

    Bir sorunla karşılaştığımızda kimimiz bu sorunu oldukça soğukkanlılıkla ele alıp çözmeye çalışır kimimiz ise sorunun omuzlarımıza bir yük gibi bindiğini düşünür ve sorunu çözmek yerine pes eder. Bu duruma yaklaşımlarımız sahip olduğumuz mizaçtan etkilendiği kadar ailemizin bizlere verdiği eğitimlerden de etkileniyor. Küçük yaşlarda edinilen sorun çözme becerileri çocukların ileri yaşlarında da kendi kararlarını şekillendirmelerinde büyük rol oynuyor.

    Anne ve babalar çocuklarının küçük yaşlarda sorunlarla karşılaşmalarını ya da bunlarla baş etmek zorunda kalmamalarını engellemek için genelde kendileri sorunlara müdahale etmeye ve çözmeye çalışıyorlar. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da çocuğun ilerideki yaşamında başka sorunlarla karşılaşmasına neden oluyor. Çocuk kendi kontrolü ile sorun çözmeyi, karar vermeyi öğrenemeden ve sürekli birilerinin kararlarına bağımlı olarak büyür, ancak bir gün kendi kararlarını vermek zorunda kalınca ne yapacağını bilemez ve çıkmaza girer.
    Sosyal problemlerin çözümü, çok defa başkalarına karşı sorumlu olmayı kabul etmeye ve anlamaya bağlıdır. Karşılaştıkları güçlükler üzerinde başkalarının hüküm vermesini bekleyeceği yerde bu güçlüklere çözüm yolları bulmak için ebeveynleri tarafından cesaretlendirilen çocuk, mevcut problemin gerektirdiği işi yapmaya çalışırken bilgisini, anlayışını, becerisini de kullanacak bir fırsat bulmuş olur.

    PROBLEM ÇÖZMEDE ANNE-BABANIN ETKİSİ

    Çocuğun tüm gelişim alanlarında olduğu gibi problem çözme becerisinin gelişiminde de ana baba tutumları etkili olmaktadır. Çocuğun ileriki yaşamında gerek aile içindeki bireylerle gerek yaşıtları ve diğer insanlarla sağlıklı, doğru ilişkiler kurabilmesi için fırsatların sağlanması ve bunların geliştirilmesi ana babaların tutum ve davranışları ile şekillenir. Çocuk başkalarına karşı nasıl davranacağını, toplumda karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilmeyi öğrenmek zorundadır. Bu alanda uygun bir örnek oluşturmanın ve çocuğun toplumsal davranışına şekil vermenin sorumluluğu da aileye düşmektedir.

    • Çocuğunuzu bir sorun anında mutlaka dinleyin ve onun ihtiyaçlarını, isteklerini anlamaya çalışın.
    • Çocuğunuzun düşüncelerini özetleyerek doğru anlayıp anlamadığınızı ona gösterin.
    • Çocuklarınız bir sorunla karşılaşınca ya çözüm girişiminde bulunur ya şikâyette bulunur ya da problemi yok sayar, üstünde durmaktan kaçınırlar. Çocuklarınızı cesaretlendirerek onların sorunlarını kendilerinin çözmelerine fırsat verebilmelisiniz.
    Sorunlarını çözme yönünde bakış açılarını geliştirmelerini desteklemeniz gerekmektedir. Ona doğrudan çözümü söylemek yerine, onlara açık uçlu sorular sorarak çocuğun düşünmesini sağlamalısınız. ‘
    ’Ne oldu?” , “Sorun nedir?”, “…………. olmadan (örneğin o sana bağırmadan) önce ne olmuştu?”,
    “………….. olunca (örneğin, o sana bağırınca) ne hissettin?”,
    “Sen …….. yapınca (örneğin onu annesine şikayet edince) Ne oldu?”,
    “Sen …….. yapınca (şikayet edince) o ne hissetmiş olabilir?”,
    “Sen …….. yaptıktan sonra (şikayet ettikten sonra) sonuç ne oldu?”,
    “…………..yapmaktan (şikayet etmekten) daha başka ne yapabilirdin?”,

    “ ……….yapmak (onu başkasına şikâyet etmek) sence iyi bir fikir mi?” (Uygun bir fikir olduğunu düşünüyorsanız, “Öyleyse bunu deneyebilirsin.” diyebilirsiniz),
    “Burası …………. yapmak için (onu şikâyet etmek için) sence uygun bir yer mi / uygun bir zaman
    mı ?”, “Bunun için daha uygun bir zaman düşünür müsün?” vb. sorularla çözüm yolu bulabilmesi için cesaretlendirebilir ve konu hakkında düşünmesi için teşvik edebilirsiniz. Bu tür konuşmalarla çocuk kendi davranışının nedenleri, davranışlarının başkaları üzerindeki etkileri, davranışlarının olası sonuçları üzerinde düşünmeye yönlendirilmiş olur.

    ASLA AMA ASLA ÇOCUK ADINA
    SORUNU SİZ ÇÖZMEYİN.

    Böylece çocuk, aldığı kararların sonuçlarını yaşayıp bir sonraki için farklı çözümler bulacaktır.
    Böyle durumlarda sonuçlar üzerinde konuşup
    “Daha iyi sonuç almak için neler yapabilir?” ya da “Bir sonraki sefere nasıl farklı davranabilirsin?” gibi sorular sorulabilir. Farklı alternatifler veya farklı bakış açıları geliştirmeleri için düşünmeleri sağlanabilir.

    • Çocuğunuzun duygu ve ihtiyaçları hakkında karşılıklı konuşun. Çocuğunuzla beraber beyin fırtınası yaparak çözümler bulmaya çalışın ve aklınıza gelen tüm fikirleri çocuğunuzla birlikte bir kâğıda yazın, birlikte listenizi gözden geçirin ve en uygun çözümü bulun.
    • Çocuğunuza küçük sorumluluklar verin, böylece onun kendine olan güvenini arttırmış olursunuz. Kendine güveni olan bir çocuk sorunlarla baş ederken daha rahat olacaktır.
    • Çocuğunuza kendi fikirlerini sorun, fikirlerini öğrendikten sonra neden böyle düşündüğünü anlamaya çalışın. Fikirlerini özgürce belirtebilen bir çocuk, sorun çözerken kendi kararlarının önemini anlayabilecek ve kendi kararları ile sorunu çözmeye çalışacaktır.

    ONLARA BALIK VERMEK YERİNE,
    BALIK TUTMAYI ÖĞRETMEK

    • Aile toplantıları yoluyla ve kendi hayatınızda gerçek sorunları nasıl çözdüğünüzü çocuklarınıza göstererek evinizde bir sorun çözme ortamı yaratın. Bu süreçte, çocuklarınız isterlerse bir sorunu tartışma fırsatına sahip olabilirler.
    • Çocuğunuza çeşitli kitaplar okuyun ve kitapta olan karakterlerle ilgili sorular sorun. Örneğin kitaptaki karakter bir sorunla karşılaşmıştır, siz de çocuğunuza “Eğer, sen onun yerinde olsaydın ne yapardın?” diye sorabilirsiniz. Böylece çocuğunuza farklı sorunlar hakkında düşünme fırsatı vermiş olursunuz.

    Çocuğunuzun sorunlarını üstlenmek, onu sorun çıkabilecek ortamlardan korumak veya uzaklaştırmak, ortamı önceden sorunsuz hâle getirmeye çalışmak, sorunu onlar adına çözmektir. Ancak bu durum görünürde çocuğu sorundan uzaklaştırsa da onun farklı sorunlar yaşamasını engellemez ve ileride yaşamında çözemediği birçok sorunla karşılaşmasına neden olur. Bu da çocukların anne babalarına bağımlı olup problem çözme becerilerinin gelişmesinde olumsuz yönde etkilemektedir. Çocuğunuza inanın ve güvenin. Onu, başarılı olması, becerilerinin ötesine geçebilmesi için sevgi ve güvenle destekleyin. Her konuda olduğu gibi sorun çözme konusunda da siz çocuklarınıza bir modelsiniz. Çocuklar başkalarının sorun çözmeyi deneyim yoluyla öğrenirler ve sorunlarını çözerek öz güvenlerini artırıp düşüncelerini açıklama ve kendini savunma yönlerini geliştirebilirler. Eğer çocuklar çözümü kendileri bulurlarsa, bunu uygulamaya koyma olasılıkları da daha fazladır. Onlar, çözüm önerilerini benimsemeye pek istekli değildir. 

    UNUTMAYIN, SORUN ÇÖZEBİLEN ÇOCUK MUTLU ÇOCUKTUR.